Jump to content

HaYaLGöZLüM

Moderatör
  • Content Count

    7,434
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    19

HaYaLGöZLüM last won the day on May 20 2017

HaYaLGöZLüM had the most liked content!

Community Reputation

282,050 Excellent

2 Followers

About HaYaLGöZLüM

  • Rank
    Orhan-38

Recent Profile Visitors

The recent visitors block is disabled and is not being shown to other users.

  1. Güneşli günlerde mutlaka en az 30 dk. Güneşte kalın d vitamini için mutlaka gerekiyor birde güneşte bulunan ultraviyole ışınlar bir çok virüsü öldürücü etkisi vardır.. bir de bir süre yakın temastan kaçının biraz daha havalar ısınsın azalacaktır...
  2. Hem savaşın hem de şiirin tanrısı olabilmek, kuzeyin sert iklimine özgü olsa gerek.. Tanrıların en yaşlısı ve en eskisi olan "Odin", yalnız savaşın değil, savaş şiirlerinin de tanrısıydı. İsminin anlamı ne kadar vahşi, ne kadar öfke dolu olsa da Odin ölümlüleri düşünen, onları koruyup kollayan tek kuzey tanrısıydı. Ölenlerin tanrısı olarak, ölen savaşçıların ruhları onun sarayı "Valhalla"ya geliyordu ve onun yarattığı tılsımlı runik harflerle kuzeyin kader tanrıçaları yazgıları yazıyorlardı. Bir baş tanrı olarak en gözde oğlu "Balder"in öleceğini, onun ölümüyle kıyametin başlayacağını bilerek ve bu kadere boyun eğerek yaşadı. Öteki âleme geçişin sembolü olarak "Odin"in tek gözü vardı. Bilinçdışının ya da öteki âlemin sırlarının bedeli tek gözlü olmaksa Odin o bilgeliğe ulaşabilmek için derin sırların kaynağı olan Mimir'in pınarından içti. O pınardan yalnızca tek yudum içebildi. Odin ve o tek yudum karşılığında tek gözünü verdi. Tek gözüyle her şeyi gören ve her şeyi bilen bir tanrı oldu. Omuzlarında, biri düşünceyi diğeri belleği simgeleyen ona sadık iki kuzgun taşıyordu. Odin her şafakta onları kendi gözü kendi aklı olması için uzaklara uçurdu. Kuzgunlar saraya döndüklerinde dünyada olup biten her ne varsa ona anlattılar ve Odin herkesin ne yaptığını görüp bilerek hüküm sürdü. Savaşta ölen yiğit savaşçıların ruhları bakire Valkyrieler tarafından altın mızrak ve kalkanlarla bezeli ölüm salonuna taşınırdı. Bu savaşçılar, Vikingler'in kıyameti "Ragnarok" geldiğinde Odin için korkunç kurt "Fenrir" ile savaşmak üzere Valhalla'nın 540 kapısından çıkacaktı. Ölüm salonunun 540 kapısının her birinden 800 savaşçı çıkacaktı. Nedense bu rakamlar net bir şekilde verilmişti ve bu rakamların çarpımı 432.000 gibi bir sayıyı veriyordu. Bu sayı, Hindistan'ın kutsal metinlerinde, kozmik döngü için verilen sayıyla aynıydı. Ayrıca Babilli kâhin Beressos'un "Dünya Tarihi" kitabında, dünyanın yaratılışından Tufan'a kadar geçen dönem de 432.000 yıl olarak belirtilmişti.. Alıntıdır: (NEFRİN TOKYAY, "100 Tanrı", Ağaçkakan Yayınları, 2017, Sf. 27-28)
  3. Budizm 'in kurucusu Buda (Guatama, Gotama) ( MÖ.563 - 483 ) Kuzey Hindistan 'da Lumbini koruluğunda doğmuş bir filozoftur. Buda “aydınlanmış” anlamına gelir. Budizm'in en güçlü yayılma dönemi Hint Hükümdarlarından Aşoka (MÖ. 273 - 236) zamanına rastlar. Aşoka zamanında Budizm, Hindistan, Seylan, Suriye, Mısır, Makedonya ve Yunanistan'a kadar yayılmıştır. Aşoka'dan sonrada yeni Krallar Budizm'e girmiş, yayılmasını sağlamış hatta Çin,Moğolistan ve Japonya 'nın ileri gelen devlet adamlarının Budizm'e hizmet etmesini sağlamışlardır. Budizm, MS 1.yy Türkistan , 4. yy da Kore , 6.yy da Japonya ve 7.yy da ise Tibet'te yayılmaya başlamıştır. Günümüzde Güney,Doğu; Güneybatı ve Orta Asya 'da çok sayıda taraftarı olan Budizm ' Avrupa ve Amerika 'da da yayılmaya ve taraftar bulmaya başlamıştır Budizm 'de inanç ve ibadet Budizm 'de inancın temeli “ Buda 'ya sığınırım, Dhamma 'ya (dine,doktrine) sığınırım, Sangha 'ya sığınırım (Rahipler Cemaati, dünyanın en eski bekar rahipler topluluğu)” cümlesi oluşturur. Bunlardan birini inkar eden kişi budist sayılmaz ve Budizm 'e girmek için yukarıdaki cümleyi söylemek gerekir. Sangha 'ya giren rahip ve rahibeler evlenemezler. Budizm'de mabetlere “Vihara” denir. Budistler Karma- Ruhgöçü 'ne inanırlar. Vihara da ayda 2 kez bir araya gelen rahipler yaptıkları hataları itiraf ederek benliklerini öldürürler. Bazı dinlerde olduğu gibi Budizm 'de de bir kurtarıcı bekleme inancı vardır. Kurtarıcının isma Metteya veya Maitreye' dir. inançlarına göre Metteya tüm dünyayı düzeltmek olarak gelecek ve Buda ' nın tamamlayamadığı dini tamamlayacaktır. ibadet Stupa denilen mabetlerde yapılır. Stupalar helezoni yapıda inşa edilmiştir. ibadet için Stupaya giren Budist önce Buda 'nın heykeline saygı gösterisi yapar; O'na çiçek ve tütsü sunar, Budistler kendi evlerinde de bir köşede korudukları Buda heykeline tazimde bulunarak, ibadet ederler. ibadetlerinde klişeleşmiş dua ve söz yoktur. Budizm 'in kutsal ziyaret yerleri ; Budanın doğum yeri( Lumbin) Aydınlanma yeri (Bodhi Gaya) Buda ' nın ilk vaaz verdiği geyik parkı (Sarnarth 'da) Buda 'nın öldüğü Uttar-Prades şehri, Ganj nehri Kutsal Kitapları Budistler Buda 'nın vaazlarının Pali - Kanon adlı bir kitapta toplandığına ve 400 yıl kadar sözlü olarak nesilden nesile aktarıldığına inanırlar. Budizm 'in kutsal kitabı üç sepet anlamına gelen “Tripitaka veya Tipitaka 'dır”. Bu kitaplarda rahip ve rahibelerle ilgili kurallar, ayin usulleri, beslenme,giyinme, Buda 'nın hayatı,konuşmaları,vaazların yorumu, Budizm ' felsefesi vb ayrıntılı bir şekilde anlatılır. Budizm 'de Mezhepler Budizm ' başlıca iki büyük mezhebe ayrılır: 1- Hianayana , 2- Mahayana 1- Hinayana (Küçük Araba) Kişinin kendisini kurtarmasını esas aldığı için böyle isimlendirilmiştir. Bu mezhep Seylan ve Güney Asya 'da yayılmıştır. Mensupları saf Budizm 'e yani Budanın asıl telkinlerine kendilerinin muhatap olduklarını iddia ederek Mahayana koluna bağlı olanları sapkınlıkla suçlarlar. (Bizdeki mealciler-hadisçiler gibi 2- Mahayana ( Büyük Araba) Toplumu bir bütün halinde ele alarak herkesin kurtuluşa ermesini amaç edinmişlerdir. Onlara göre Budizm ', herkese cevap vermeli, herkesin ihtiyaçlarını gidermeli, doktrinleri basitleştirerek halkın anlayacağı bir seviyeye getirilmelidir. Budizm 'in bu kolu başka din ve doktrinlerden yararlanmakta sakınca görmez. Bu mezhebe göre Nirvanayı gerçekleştiren herkes Buda unvanını alır. Ve ihtiraslarının esiri olarak dünya zevklerinin arkasından koşmaz. Mahayana mensupları,”hata yapabilirim” diye faaliyetleri askıya almanın karşısındadır. “Bu yüzden pişmanlık duymaya lüzum yoktur” derler Mahayana 'ya bağlı kişi kendini kurtuluşa hazırlayabilmek için şu hususlara dikkat etmek zorundadır: Cömertlik Olgun manada bilgelik Budizm 'in ahlak kurallarına bağlılık Meditasyon Karşılaştığı olumsuzluklara sabır göstermek Hiç usanmadan sürekli bir gayret içinde olmak Bu sayılan özellikleriyle Mayayana Budizm 'i dünyanın bir çok bölgesinde yayılma imkanı bulmuş,adeta misyonerli bir hüviyet kazanmıştır BUDA VE ÖĞRETiSi Buda 'nın öğretisinin baslıca özelliği; Buda 'nın aydınlanma sonucu bulmuş olduğu gerçekleri birer dogma olarak sunacak yerde aydınlanma yöntemini öğretmeyi ve böylelikle yöntemi öğrenen kimselerin kendi çabalarıyla bu gerçekleri kendilerinin bulup yasantısal deneyimle doğrulamalarını öngörmesi, Budalık yolunu herkese açık tutmasıdır. Buda 'nın yasadığı dönemde Budizm bir din, Buda da bir tür peygamber değildi. “Şimdiye dek her geliş gidişsimde, içinde hapis olduğum, Duyularla duvaklan mis bu evin, Yapıcısını aradım durdum. Ey yapıcı! Simdi seni buldum. Bir daha bana ev yapmayacaksın, Bütün kirişlerin kırıldı, payandaların çöktü. içimde Nirvana 'nın suskunluğundan başka bir şey kalmadı Tutkuların, isteklerin biçimlediği yanılgıdan kurtardım kendimi.” Öğretide 4 temel gerçek vardır: Yaşamda ıstırap vardır; ıstırabın bir nedeni vardır; bu neden yok edilirse ıstırapta yok edilmiş olur; bu nedeni yok etmeyi sağlayan bir yol, bir yöntem vardır. Buda 'nın meditasyon yöntemi öyle dalıp gitmeyi kendinden geçmeyi değil, tersine sürekli uyanıklılığı, sürekli bilinçli kalmayı gerektiriyor. Tam bilinçlilik gerçekleşince tam uyanıklık kendiliğinden gelir. Burada tüm ikilikler yok olur; düşünenin düşünceden, bilenin bilinişten, öznenin nesneden kopukluğu diye bir şey kalmıyor; zihinle yaşantı arasındaki bölüntü kalkıyor. Bütün bu ayrımların yaşantıyla ayırt edilecek somut bir gerçekliği olmadığını, bunların akıl yoluyla varılmış çıkarımlar olduğunu fark ediyorsunuz. Size “bu benim, bu da benim düşüncem” yada “gören benim, bu da gördüğüm şey” diye ayrım yapmanıza olanak veren şeyin bir gözlemden daha çok, sözcüklerin ve mantığın aracılığıyla elde edilmiş bir kuramdan Başka bir şey olmadığını anlıyorsunuz. Buda insanların bireysel ruhları olmadığını çünkü bireysel benlik ya da egonun bir yanılsama olduğunu öğretir. Budizm’in “gerçek” takipçileri için din, ego-benlikten feragat etme, dolu bir yaşam içinde ahlak ve etik bir felsefedir. Budizme gőre yaratan bir tanrı yoktur, fakat yaratılma düşüncesinden baǧımsız olarak, herşey birbirine baǧlı ve eşzamanlı olarak vardır. Budizmde nirvana (tekâmül?) kavramının varlığından dolayı, kalıcı bir cennet ya da cehennem kavramı mevcut değildir. İnançlarına göre, Tavatimsa denilen bir geçici ikamet mekânı vardır. Ölümü tadan kişiler Tavatimsa’da derecelerine göre geçici olarak ikamet ederler. Nirvana’ya ulaşmayla ilgili ilim ve irfan sahipleri, Tavatimsa’nın en üst düzeylerine kadar varabilir. Ancak hiçbir ruh Tavatimsa’da kalıcı ikamet edemez. Oradaki süresini tamamladıktan sonra farklı bir kimlik ve özellik ile “reenkarne” olur. (Cehennem gibi tasvir edilen işkecehaneyi andıran, Budistlere atfedilen çizimler-yazılar mevcut medyada, ancak bunlar ana felsefeye uymamaktadır.) Buda, uzakdoğunun filozofu sayılabilir. Yaşam ve zorlukları ile bilinci kullanarak nasıl baş edilebileceğini, kendi içinde tutarlı bir düşünce bütünlüğü ile sunması ve yöntemlerinin bir tür oto-psiko-terapi gibi işe yaraması toplum tarafından kabul görmesinde büyük etken olmuş görünüyor. Süreçte, kendini “yol gösterici” diye tanımlayan Buda’nın bir peygamber derecesinde kabul görmesi ile heykellerine saygı gösterilmesi, “heykele tapınma”dan ziyade, onun öğretisine saygı ve bağlılık olarak anlaşılabilir. (Heykel işi, felsefeyi dine çevirme ve tapınaklı ritüeller, bu işten geçinmeyi akıl etmiş kurnaz takipçi-ruhbanların budizme “katkısı” olabilir. Yine de, yaygın heykeller, “putperestlik” görüntüsüne yol açarak, felsefeyi ya da inancın özünü gölgeleyip karikatürleştirmektedir. Budizm'de yaratıcı, cezalandırıcı) bir tanrı fikri bulunmaması eksikliği veya avantajı sayılabilirse de, Hinduizm gibi reenkarnasyon inancı ile, egemene boyun eğdirici-şükürcü-kaderci yanı olumsuz görünmektedir.
  4. Din ve inanç konusuna felsefi ve bilimsel açıdan baktığımızda bir çok tezzatlar ve olması gayrimümkün olaylarla karşılaşırız.. Bunların en başında da peygamberler, gördüklerini iddia ettikleri ama kendilerinden başka kimsenin görmediği melekler ve olup olmadığı kesin olarak bilinmeyen hatta bilimsel açıdan mümkün olmayan çoğu hikayelere ve rivayetlere dayalı mucize olaylar, bunların üzerindeki etkileri olarak insanların acaba demesine neden olurken, dini öğretiler kutsal kitaplar ve din felsefesi açısından baktığımızda ise, varlığı ulaşılamayan erişilemeyen güç yetirilemeyen her şeyden haberi olan her şeyi yaratan ve gözeten bir tanrı tanımı vardır.. Olaya birde başka bir açıdan baktığımızda ise, hiç kimsenin kutsal kitaplarda bahsettiği din adamları veya din üzerinden geçimini sağlayan veya din üzerinden nemalanan insanların ballandıra ballandıra anlattıkları ahiret alemine ve ötesine gitme, anlatılanları bizzat müşahade edip test etme deneme ve bilimsel olarak doğrulama imkanı hiç yoktur.. Tüm din ve inanışlarda din adamlarının en çok beslendiği tek yer vardır cehennem ve cezadır.. ya bana inanırsın ya cehenneme gidersin veya o dinin inanç sistemine göre cezalandırılırsın.. Din konusu test edilme imkanı olmayan çok ince bir konudur.. bir diğer anlatımla ulvi değerler adı altında insanları toplumları yönetmenin bir diğer ayağı da din dir..
  5. Böbrek Sağlığını Korumak İçin 8 Öneri Kronik böbrek yetmezliği son yıllarda giderek artış gösteriyor. Hastalar yaşamlarını ya diyalize bağlı olarak sürdürüyor ya da organ nakli olarak yeniden sağlıklı bir yaşama kavuşabiliyor. Ancak böbrek sağlığına çocukluk çağından itibaren dikkat edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması kişiyi ilerleyen dönemlerde yetmezlik tehlikesinden koruyabiliyor. En çok kadınlarda ve 40 yaş sonrasında görülüyor Böbrek, vücuttaki zehirli maddeleri temizleyen, kemiklerin oluşumunda önemli rol oynayan, D vitamini aktivasyonunu sağlayan ve kırmızı kan hücrelerinin üretimini sağlayan eritropoetin hormonunu üreten önemli bir organdır. Böbrek fonksiyonlarının belirli bir limitin altına inmesi, kronik böbrek yetmezliğini işaret etmektedir. Böbrek yetmezliği süzme değerinin 60 ml\dk altına inmesi demektir. Eğer süzme değeri 20’nin altına inerse son dönem böbrek yetmezliği gelişir. Önemli olan böbrek yetmezliği gelişmeden müdahale etmektir. Böbreklerde kalan hücreler kendilerini yenilemez tam tersi ilerler ve daha kötüye gider. Eğer 3 ayı aşan bir böbrek yetmezliği süreci varsa bu kronik böbrek yetmezliği anlamına gelmektedir. Kronik böbrek yetmezliği; kansızlık, kemik erimesi ve kalp hastalıklarına yol açtığından tedavi edilmediği takdirde hayati riske yol açmaktadır. Böbrek yetmezliği, her yaşta ve cinsiyette oluşabildiği bilinse de, özellikle ileri yaşlarda ve kadınlarda daha sık görülmektedir. Araştırmalar 40’lı yaşlar sonrası daha çok ortaya çıktığını göstermektedir. Düzenli kontrollerinizi ihmal etmeyin Böbrek yetmezliği erken evrelerde herhangi bir belirti göstermeyebilir. Bunun için hastalığı saptamanın en etkin yolu, kan ve idrar tahlillerinin belirli aralıklarla yapılmasıdır. Erken teşhis ile böbrek yetmezliğini yavaşlatmak ve tedavi etmek mümkündür. Diyabet, yüksek tansiyon, fazla kilo ve anne, baba ya da yakın akrabalarda böbrek yetmezliği hikayesi gibi bu risk faktörlerinden biri veya bir kaçı varsa böbrek fonksiyonlarının 6-12 ayda bir kontrolü gereklidir. Ülkemizde maalesef düzenli check up yaptırma alışkanlığı bulunmamaktadır. Bu da hastalıkların erken evre de tespit edilmesini engellemektedir. Böbrek yetmezliğinin önlenmesinde rutin kontrollerin büyük önemi vardır. Bazı ülkelerde böbrek sağlığı için kreatinin seviyesi takip edilir. Eğer bu seviye 1.2’yi aşarsa nefroloji uzmanlarına başvurulmalıdır. Bu erken tanı için önemli bir yoldur. Böbrek sağlığını korumak için bunlara dikkat edin! -Kan şekeri belirli aralıklarla kontrol edilmeli:Diyabet hastalığı olan kişilerin neredeyse yarısından çoğunda zamanla böbrek yetmezliği gelişebilmektedir. Bunun için kan şekerinin belirli aralıklarla kontrol edilmesi gerekir. Kan basıncınızı takip edin: Normal kan basıncı 120-80 ve altındadır. 139/89 arası kan basıncı değeri ise yüksek tansiyon öncüsü değerler olarak kabul edilip; düzenli yürüyüş, tuzsuz diyet gibi yaşam tarzındaki değişiklikler ile kontrol altında tutulmalıdır. Eğer kan basıncı 140/90’in üzerinde ise düzenli ilaç kullanımı ve kan basıncı kontrolü gereklidir. Sağlıklı beslenin ve tuz alımını sınırlayın: Tuz tüketimi günde en fazla bir çay kaşığı olacak şekilde kısıtlanmalıdır. İşlenmiş gıdalar ve fast food tarzı beslenme yerine taze sebze meyve ve ev yemekleri tüketilmelidir. Yeterli su tüketerek böbreklerinizi koruyun: Günde 1.5-2 litre su içmek böbrek sağlığı için önemlidir. Bu sıvı miktarı egzersiz, ateşli hastalıklar, hamilelik veya emzirme dönemlerinde artırılmalıdır. Sigarayı bırakın ve içilen ortamlardan uzak durun: Vücutta neredeyse tüm organları etkileyen sigara, böbreklere gelen kan akımını yavaşlatmaktadır. Gereksiz yere ağrı kesici ve antibiyotik kullanmayın: Bilinçsizce alınan ağrı kesici ve antibiyotikler böbrek yetmezliğine yol açtığından doktor kontrolü dışında kullanılmamalıdır. Taş ve idrar yolu enfeksiyonlarının nedenini öğrenin: Düşürülen taşların analizi mutlaka sağlanmalıdır. Yine İdrar yolu enfeksiyonlarının da nedeni belirlenmelidir. Düzenli egzersiz yapın: Haftada 3-4 kez yapılan 30 dakikalık tempolu yürüyüş ve düzenli egzersizler kan basıncını düşürerek böbrek sağlığının bozulmasını engellemektedir.
  6. bu virüsün bir faydası olduysa el yıkamayı hiç bilmeyen hatta doğduğu gün yıkandığı ile gezenlere temizliği el yıkamayı temiz olmayı öğretti.. eh bu da bir şey yani..
  7. Ben kendimden bir şeyler aldım biraz sana verdim. Sen kendinden bir şeyler kattın biraz çok şey verdin. Böyle geçip gidiyordu günler. Huzurluyum aslında , korkularımı sanki bir pencereden aşağıya atmış içeriye soğuk hava girmesin diye kapatmıştım camımı ama sorarsan tüm kapılarım açık sana. Biliyor musun çıkmaz sokaklarla dolu bu şehir. Hangi aralığa sapsam seni arıyorum. Koca bir ormanda tek bir yaprağı aramak. Sadece kendine özel , en yaralı en yorgun ama en güzel olanı. Durup durup sesin geliyor aklıma çocuksu sesin. Şimdi o sese o kadar muhtacım ki... Geçen zaman boyunca bunu çok daha iyi anladım. Mantık insanı doğru şeyler yapmaya itiyor. Mantık ben , tüm doğrular ise sensin şimdi. Yürekleri yorgun ne çok şair varmış meğer şimdi hepsini bir bir sayende tanıyorum. Ne çok sonbahar varmış meğer ben bir tek "son"baharı biliyorum. Ömrüm bir kelebek , bir yaprak kuruyana kadar kuruduğu an öleceğim. Hep yeşersin diye o yaprağı ben hep şiirle besleyeceğim.
  8. Bir Kor Düşer Ansızın Gönül Penceremden İçeri Yakar Yaralı Yüreğimi, Tutuşur İçimdeki Yarım Kalan Soluksuz Aşk'ımı... Sarar Sensizliğin Korkusu Issız Bedenimi, Gözyaşların Düşer Titreyen Mısralarıma... Sen Yalnızlıktan Bir Şiir Okurken Ben Hüzün Olup Yağıyorum Hırçın Yüreğine... Bırakmıyorum Meçhul Ayrılıkların Ellerine Tutsak Sevdamı, Silmiyorum Biten Aşk'ın Ardı Sıra Yüreğimden Adını... Bakma Nemli Gözlerime Bir İç Çekiş Görürsün O Zaman... Pişmanlık Değil O Süzülen Yaşlar, Belki de Bir Hüzün Ya da Sensizliğin Denizinde, Sevgisizliğinin Diplerindeki Benimdir Onlar... Çağlıyor Sensizliğin En Acımasız Şelalesi, Düşüyorum O Vakit Parçalanmış Hislerimle En Derine... Sonra Boğuluyorum Gözyaşlarımın Akıntısında, Tutunamadan Bir Dala Alıp Atıyor Beni Sonsuzluğa... Sonsuzluk da Sen Oluyorsun, Dolduramıyor O An Gözyaşlarım Boşluğu, Büyüyor Giderek Yalnızlığım... Sensizlik Yanı Başımda Kapılmış Oluyor Akıntıya, Sürüklüyor Beni Çaresizliğe Çaresizce... Gözlerim Yaşla Dolu Ama Boş Bakıyor... Ne Bir Çaresizlik Bu Ağlama Ne de Bir Güçsüzlük Bu! Sensizliğe de Ağlamıyorum Aslında! Belki de Sadece Karşılıksız Sevgime...
  9. yaf bir zamanlar da kuş gribi dediler ne kadar kümes hayvanı var telef ettirdiler şöyle öldürür böyle götürür bi sürü aşı sattılar neticede hala kuşlar ötüyor ortada bişe kalmadı, domuz gribi dediler ne kadar öldürücü olduğu günlerce hatta aylarca manşet oldu bi sürü aşı sattılar domuzlar hala var ama gribi yok.. kene dediler kırım kongo kanamalı ateşi dediler tuttumu götürür dediler dağ taş kene dolu ama o furya da bitti... şimdi de corona virüs modası başlattılar yine ilaç şirketleri epeyce bi ilaç aşı filan satacaklar o furya da bitecek bakalım bundan sonra ne hastalık icat edecekler ne fol yumurtlayacaklar.. merakla bekliyoruz efendim...
  10. zaten bir aile gibiyiz bu sitede yıllardır varım çok dostlerımı buradan edindim.. teşekkür ederim hacersş...
  11. yaf beğeni yapacam kalp koysam sorun oluyor diğer objelerde yuhaf duruyor.. hey allahım yarabbim hacersş netcem bilemedim valla... töbe töbee..
  12. teşekkürler hacersş çok aydınlatıcı bir konu olmuş
  13. yaf arel sen hortlakken bundan daha çok güldürüyordun..inan bana...
  14. kenzül havvas bu kitap ve benzerleri bende var çok enteresan şeyler olduğu gibi çokta tehlikeli şeylerde var hatta denenme mahiyetinde dahi olsa,en güzeli bilmediğimiz şeyleri denememek,ama yukarıda arkadaşımızın tavsiye ettiği duanın oldukça çok fazileti var bence okumaya değer.
×
×
  • Create New...