Jump to content

HaYaLGöZLüM

Moderatör
  • Content Count

    7,448
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    19

HaYaLGöZLüM last won the day on May 20 2017

HaYaLGöZLüM had the most liked content!

Community Reputation

282,053 Excellent

2 Followers

About HaYaLGöZLüM

  • Rank
    Orhan-38

Recent Profile Visitors

The recent visitors block is disabled and is not being shown to other users.

  1. En altta errizki alallah yazıyor sanırım rızk için...dikkatlice incelemem lazım
  2. Sevmiyorum seni artık gözlerimi geri ver Yalanmış yeminlerin hep sözlerimi geri ver Isyanı tanımazdım ben seni sevmeden önce O en mahzun o en mahcup yüzlerini geri ver... " Zeki müren ve Ahmet özhan" çok güzel söylüyor bu şarkıyı
  3. Ne zaman eskir sevgiler? İçimdeki tükenmişliğin acısı ne zaman geçer? Hani sevgi kendini unutup başkasını yaşamaktı... Hani seviyor,sevmiyor diye papatya falları tutmaktı sevgi... Artık ne bir başkasını yaşamak,nede papatya falları açmak geçiyor içimden. Sevgimmiydi eskiyen yoksa ben mi büyüdüm bilemiyorum.. Dedim ya içimdeki tükenmişliğin acısını yaşıyorum.. Ve ne zaman geçer bilemiyorum....
  4. 5300 yıl önce yaşamış buz adam Ötzi'nin son yemeği Keçi yağı, yabani geyik, buğay ve eğreltiotu... Bunlar 5300 yıl önce yaşamış olan Buz Adam Ötzi'nin son yemeğiydi. yaf canlanacak olsa bu adam canlanırdı hey allahım yarabbim
  5. hey allahım yarabbim bunu da ilk defa duydum valla
  6. tamamlayıcı emeklilik sistemi ve kıdem tazminatı konusunda çıkarılmak istenilen kanunun aslında çalışanlara yanlış lanse edilmesine dayalı yanlış anlaşılmalar var.. bu gün işçi eskitmeden kıdem kazandırmadan işten çıkarmaların çoğu işverenin yüklü miktarda tazminat ödemesi kıdem tazminatı ihbar tazminatı ve diğer ödeneklerdir.. en çok iş mahkemesine dava açılan konulardan birisi de bu yüklü miktarda tahakkuk eden kıdem ve ihbar tazminatını ödememek için işverenin dolambaçlı yollara sapması sonucudur.. kıdem ve ihbar tazminatlarının güvence altına alınması ve bunun işveren ve işçilereden kesilecek cüzi miktarda bir paranın bir fonda birikip emekli olunca veya hak sahibinin ölümü ile kalan varislerine ödenmesi amaçlanmakta olup hem işçilerin kıdem tazminatı korkusu ile eskitmeden kıdem kazanmadan işten çıkarılmasının önüne geçilmesi hem işverenden kesilecek ödenekler ile işverenin kıdem ve ihbar tazminatı korkusu ve yükünün hafifletilmesi ve işçi çıkarmaların önüne geçilmesi hedeflenmektedir.. aslında geç bile kalınmış yıllar önce olması gereken bir düzenlemedir..
  7. yaf böyle şeylere inanmayın kötü şans diye bişe yoktur dikkatsizlik veya beceriksizlik sonucu oluşan olaylar vardır.. başınızdan geçen kötü şans dediğiniz olayları bir sakin kafa ile analiz edin sonuç olarak ya ihmalinizi bulursunuz veya dikkatsizliğinizi.. bilmediğiniz şeyleri yapmayın..
  8. plasebo etkisini de unutmamak gerekiyor yani vücudun kendini iyileştirme gücünü.. sarı kantoron faydalı olduğu kadar zararlı etkileri de bulunan bir ot olduğundan oldukça dikkatli kullanılması gereklidir.. Sarı kantaron otu için uzmanlar uyardı Vatandaşların doğal yöntem diye yoğun ilgi gösterdikleri 'sarı kantaronotu'na karşı uzmanlar uyarıda bulundu. Aktarlarda 'sarı kantaron otu' diye satılan bitkilerin çoğunun sarı kantaron olmadığını belirten uzmanlar, "Gerçek sarı kantaronun da kaynatılıp yüksek dozda içilmesi riskli!" değerlendirmesinde bulundu. Depresyon, açık yaraların iyileştirilmesi, kas ve romatizmal sorunlar için vatandaşların doğal yöntem diye yoğun ilgi gösterdikleri 'sarı kantaron otu'na karşı uzmanlar uyarıda bulundu. Milliyet gazetesinden Mert İnan'ın haberinde görüşlerine yer verilen Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, "Bu bitkiyi suya atıp, kaynatıp, yüksek dozda içenler hayatlarını riske atıyor. Aktarlardan sarı kantaron diye aldığımız ürünlerin hiçbiri sarı kantaron çıkmadı. Sarı kantaron diye satılan ürünler, aynı familyadan ancak farklı bitkiler. Doktorların günlük önerdikleri doz, eczanelerde hap formunda satılan ürünlerdir ve 900 mg dan fazla tüketim ciddi sağlık sorunlarına neden olur” dedi. "HEKİME DANIŞILMALI" Sarı kantaron otunun kaynatılarak içilmemesi ve aktarlardan alınmaması gerektiğini söyleyen Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Prof. Dr. Meral Kayıkçıoğlu ise, “Sarı kantaron otu, yağ şeklinde lokal kullanımda güçlü bir anti-enflamatuar ve antiseptik etkiye sahip. Çeşitli hastalıklarda halk tarafından yaygın olarak kullanılıyor. Gerçekten de sarı kantaronun hafif şiddetteki depresyonların tedavisinde antidepresanlara yakın bir etki gösterdiği bilinir. Antidepresan etkiyi sağlayan da sarı kantaronun serotonin düzeyini artırmasından kaynaklanır. Ama bu seratonin artışı, sarı kantaron içenlerde hipertansiyon ve ciddi pulmoner hipertansiyona yol açabiliyor. Pulmoner hipertansiyon, akciğer basınç yüksekliği olup, hayatı tehdit edici ağır bir hastalık. Fazla tüketilmesi karaciğerden ilaçların atılımında görevli mekanizmaları etkiler. Ülkemizde sarı kantaron çayları Sağlık Bakanlığı onaylı olarak bulunmuyor. Yan etkilerinin yüksekliği nedeniyle asla hekime danışmadan kullanılmamalı. Ürünler eczanelerden hap formatında doktor kontrolünde alınmalı. Sarı kantaronu çay şeklinde içip, tansiyon ve farklı rahatsızlıklar yaşayan çok sayıda hasta başvurusu aldık" dedi. TANSİYONA DİKKAT Haberde görüşlerine yer verilen bir başka isim İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya da uyarılarını şöyle sıraladı: "Sarı kantaron bilinçli kullanılmadığında çeşitli yan etkiler gösterir. En sık yan etkileri ağızda kuruluk, baş ağrısı, kabızlık, çarpıntı, terleme ve mide bulantısıdır. Serotonin arttırıcı etkisi hipertansiyon ve ciddi pulmoner hipertansiyona yol açabilir. Bu nedenle tansiyon hastalarının kullanması sakıncalıdır. Ayrıca sarı kantaron otu kullanımı esnasında parlak güneş ışığına uzun süre maruz kalmak deride kahverengi lekeler meydana getirebilir ve katarakt oluşumunu hızlandırabilir. Karaciğerden ilaçların atılımında görevli mekanizmaları etkileyebildiği gibi kullanılan ilaçların etkinliğini de azaltabilir. Özellikle doğum kontrol hapı ve tansiyon, antidepresan, astım, kanser ilaçları kullananlar, organ nakli yapılan hastalar ile siroz hastaları tarafından kullanılmamalı. Bu otun gebelikte kullanımı da güvenli değil." Alıntıdır: https://www.ntv.com.tr/saglik/sari-kantaron-otu-icin-uzmanlar-uyardi,5RnlDGWGVk-PT6jA0XCCyg#:~:text=Ay%C3%A7a%20Kaya%20da%20uyar%C4%B1lar%C4%B1n%C4%B1%20%C5%9F%C3%B6yle,ciddi%20pulmoner%20hipertansiyona%20yol%20a%C3%A7abilir. geçmiş olsun renan abla hasta değilsin inşallah
  9. Güneşli günlerde mutlaka en az 30 dk. Güneşte kalın d vitamini için mutlaka gerekiyor birde güneşte bulunan ultraviyole ışınlar bir çok virüsü öldürücü etkisi vardır.. bir de bir süre yakın temastan kaçının biraz daha havalar ısınsın azalacaktır...
  10. Hem savaşın hem de şiirin tanrısı olabilmek, kuzeyin sert iklimine özgü olsa gerek.. Tanrıların en yaşlısı ve en eskisi olan "Odin", yalnız savaşın değil, savaş şiirlerinin de tanrısıydı. İsminin anlamı ne kadar vahşi, ne kadar öfke dolu olsa da Odin ölümlüleri düşünen, onları koruyup kollayan tek kuzey tanrısıydı. Ölenlerin tanrısı olarak, ölen savaşçıların ruhları onun sarayı "Valhalla"ya geliyordu ve onun yarattığı tılsımlı runik harflerle kuzeyin kader tanrıçaları yazgıları yazıyorlardı. Bir baş tanrı olarak en gözde oğlu "Balder"in öleceğini, onun ölümüyle kıyametin başlayacağını bilerek ve bu kadere boyun eğerek yaşadı. Öteki âleme geçişin sembolü olarak "Odin"in tek gözü vardı. Bilinçdışının ya da öteki âlemin sırlarının bedeli tek gözlü olmaksa Odin o bilgeliğe ulaşabilmek için derin sırların kaynağı olan Mimir'in pınarından içti. O pınardan yalnızca tek yudum içebildi. Odin ve o tek yudum karşılığında tek gözünü verdi. Tek gözüyle her şeyi gören ve her şeyi bilen bir tanrı oldu. Omuzlarında, biri düşünceyi diğeri belleği simgeleyen ona sadık iki kuzgun taşıyordu. Odin her şafakta onları kendi gözü kendi aklı olması için uzaklara uçurdu. Kuzgunlar saraya döndüklerinde dünyada olup biten her ne varsa ona anlattılar ve Odin herkesin ne yaptığını görüp bilerek hüküm sürdü. Savaşta ölen yiğit savaşçıların ruhları bakire Valkyrieler tarafından altın mızrak ve kalkanlarla bezeli ölüm salonuna taşınırdı. Bu savaşçılar, Vikingler'in kıyameti "Ragnarok" geldiğinde Odin için korkunç kurt "Fenrir" ile savaşmak üzere Valhalla'nın 540 kapısından çıkacaktı. Ölüm salonunun 540 kapısının her birinden 800 savaşçı çıkacaktı. Nedense bu rakamlar net bir şekilde verilmişti ve bu rakamların çarpımı 432.000 gibi bir sayıyı veriyordu. Bu sayı, Hindistan'ın kutsal metinlerinde, kozmik döngü için verilen sayıyla aynıydı. Ayrıca Babilli kâhin Beressos'un "Dünya Tarihi" kitabında, dünyanın yaratılışından Tufan'a kadar geçen dönem de 432.000 yıl olarak belirtilmişti.. Alıntıdır: (NEFRİN TOKYAY, "100 Tanrı", Ağaçkakan Yayınları, 2017, Sf. 27-28)
  11. Budizm 'in kurucusu Buda (Guatama, Gotama) ( MÖ.563 - 483 ) Kuzey Hindistan 'da Lumbini koruluğunda doğmuş bir filozoftur. Buda “aydınlanmış” anlamına gelir. Budizm'in en güçlü yayılma dönemi Hint Hükümdarlarından Aşoka (MÖ. 273 - 236) zamanına rastlar. Aşoka zamanında Budizm, Hindistan, Seylan, Suriye, Mısır, Makedonya ve Yunanistan'a kadar yayılmıştır. Aşoka'dan sonrada yeni Krallar Budizm'e girmiş, yayılmasını sağlamış hatta Çin,Moğolistan ve Japonya 'nın ileri gelen devlet adamlarının Budizm'e hizmet etmesini sağlamışlardır. Budizm, MS 1.yy Türkistan , 4. yy da Kore , 6.yy da Japonya ve 7.yy da ise Tibet'te yayılmaya başlamıştır. Günümüzde Güney,Doğu; Güneybatı ve Orta Asya 'da çok sayıda taraftarı olan Budizm ' Avrupa ve Amerika 'da da yayılmaya ve taraftar bulmaya başlamıştır Budizm 'de inanç ve ibadet Budizm 'de inancın temeli “ Buda 'ya sığınırım, Dhamma 'ya (dine,doktrine) sığınırım, Sangha 'ya sığınırım (Rahipler Cemaati, dünyanın en eski bekar rahipler topluluğu)” cümlesi oluşturur. Bunlardan birini inkar eden kişi budist sayılmaz ve Budizm 'e girmek için yukarıdaki cümleyi söylemek gerekir. Sangha 'ya giren rahip ve rahibeler evlenemezler. Budizm'de mabetlere “Vihara” denir. Budistler Karma- Ruhgöçü 'ne inanırlar. Vihara da ayda 2 kez bir araya gelen rahipler yaptıkları hataları itiraf ederek benliklerini öldürürler. Bazı dinlerde olduğu gibi Budizm 'de de bir kurtarıcı bekleme inancı vardır. Kurtarıcının isma Metteya veya Maitreye' dir. inançlarına göre Metteya tüm dünyayı düzeltmek olarak gelecek ve Buda ' nın tamamlayamadığı dini tamamlayacaktır. ibadet Stupa denilen mabetlerde yapılır. Stupalar helezoni yapıda inşa edilmiştir. ibadet için Stupaya giren Budist önce Buda 'nın heykeline saygı gösterisi yapar; O'na çiçek ve tütsü sunar, Budistler kendi evlerinde de bir köşede korudukları Buda heykeline tazimde bulunarak, ibadet ederler. ibadetlerinde klişeleşmiş dua ve söz yoktur. Budizm 'in kutsal ziyaret yerleri ; Budanın doğum yeri( Lumbin) Aydınlanma yeri (Bodhi Gaya) Buda ' nın ilk vaaz verdiği geyik parkı (Sarnarth 'da) Buda 'nın öldüğü Uttar-Prades şehri, Ganj nehri Kutsal Kitapları Budistler Buda 'nın vaazlarının Pali - Kanon adlı bir kitapta toplandığına ve 400 yıl kadar sözlü olarak nesilden nesile aktarıldığına inanırlar. Budizm 'in kutsal kitabı üç sepet anlamına gelen “Tripitaka veya Tipitaka 'dır”. Bu kitaplarda rahip ve rahibelerle ilgili kurallar, ayin usulleri, beslenme,giyinme, Buda 'nın hayatı,konuşmaları,vaazların yorumu, Budizm ' felsefesi vb ayrıntılı bir şekilde anlatılır. Budizm 'de Mezhepler Budizm ' başlıca iki büyük mezhebe ayrılır: 1- Hianayana , 2- Mahayana 1- Hinayana (Küçük Araba) Kişinin kendisini kurtarmasını esas aldığı için böyle isimlendirilmiştir. Bu mezhep Seylan ve Güney Asya 'da yayılmıştır. Mensupları saf Budizm 'e yani Budanın asıl telkinlerine kendilerinin muhatap olduklarını iddia ederek Mahayana koluna bağlı olanları sapkınlıkla suçlarlar. (Bizdeki mealciler-hadisçiler gibi 2- Mahayana ( Büyük Araba) Toplumu bir bütün halinde ele alarak herkesin kurtuluşa ermesini amaç edinmişlerdir. Onlara göre Budizm ', herkese cevap vermeli, herkesin ihtiyaçlarını gidermeli, doktrinleri basitleştirerek halkın anlayacağı bir seviyeye getirilmelidir. Budizm 'in bu kolu başka din ve doktrinlerden yararlanmakta sakınca görmez. Bu mezhebe göre Nirvanayı gerçekleştiren herkes Buda unvanını alır. Ve ihtiraslarının esiri olarak dünya zevklerinin arkasından koşmaz. Mahayana mensupları,”hata yapabilirim” diye faaliyetleri askıya almanın karşısındadır. “Bu yüzden pişmanlık duymaya lüzum yoktur” derler Mahayana 'ya bağlı kişi kendini kurtuluşa hazırlayabilmek için şu hususlara dikkat etmek zorundadır: Cömertlik Olgun manada bilgelik Budizm 'in ahlak kurallarına bağlılık Meditasyon Karşılaştığı olumsuzluklara sabır göstermek Hiç usanmadan sürekli bir gayret içinde olmak Bu sayılan özellikleriyle Mayayana Budizm 'i dünyanın bir çok bölgesinde yayılma imkanı bulmuş,adeta misyonerli bir hüviyet kazanmıştır BUDA VE ÖĞRETiSi Buda 'nın öğretisinin baslıca özelliği; Buda 'nın aydınlanma sonucu bulmuş olduğu gerçekleri birer dogma olarak sunacak yerde aydınlanma yöntemini öğretmeyi ve böylelikle yöntemi öğrenen kimselerin kendi çabalarıyla bu gerçekleri kendilerinin bulup yasantısal deneyimle doğrulamalarını öngörmesi, Budalık yolunu herkese açık tutmasıdır. Buda 'nın yasadığı dönemde Budizm bir din, Buda da bir tür peygamber değildi. “Şimdiye dek her geliş gidişsimde, içinde hapis olduğum, Duyularla duvaklan mis bu evin, Yapıcısını aradım durdum. Ey yapıcı! Simdi seni buldum. Bir daha bana ev yapmayacaksın, Bütün kirişlerin kırıldı, payandaların çöktü. içimde Nirvana 'nın suskunluğundan başka bir şey kalmadı Tutkuların, isteklerin biçimlediği yanılgıdan kurtardım kendimi.” Öğretide 4 temel gerçek vardır: Yaşamda ıstırap vardır; ıstırabın bir nedeni vardır; bu neden yok edilirse ıstırapta yok edilmiş olur; bu nedeni yok etmeyi sağlayan bir yol, bir yöntem vardır. Buda 'nın meditasyon yöntemi öyle dalıp gitmeyi kendinden geçmeyi değil, tersine sürekli uyanıklılığı, sürekli bilinçli kalmayı gerektiriyor. Tam bilinçlilik gerçekleşince tam uyanıklık kendiliğinden gelir. Burada tüm ikilikler yok olur; düşünenin düşünceden, bilenin bilinişten, öznenin nesneden kopukluğu diye bir şey kalmıyor; zihinle yaşantı arasındaki bölüntü kalkıyor. Bütün bu ayrımların yaşantıyla ayırt edilecek somut bir gerçekliği olmadığını, bunların akıl yoluyla varılmış çıkarımlar olduğunu fark ediyorsunuz. Size “bu benim, bu da benim düşüncem” yada “gören benim, bu da gördüğüm şey” diye ayrım yapmanıza olanak veren şeyin bir gözlemden daha çok, sözcüklerin ve mantığın aracılığıyla elde edilmiş bir kuramdan Başka bir şey olmadığını anlıyorsunuz. Buda insanların bireysel ruhları olmadığını çünkü bireysel benlik ya da egonun bir yanılsama olduğunu öğretir. Budizm’in “gerçek” takipçileri için din, ego-benlikten feragat etme, dolu bir yaşam içinde ahlak ve etik bir felsefedir. Budizme gőre yaratan bir tanrı yoktur, fakat yaratılma düşüncesinden baǧımsız olarak, herşey birbirine baǧlı ve eşzamanlı olarak vardır. Budizmde nirvana (tekâmül?) kavramının varlığından dolayı, kalıcı bir cennet ya da cehennem kavramı mevcut değildir. İnançlarına göre, Tavatimsa denilen bir geçici ikamet mekânı vardır. Ölümü tadan kişiler Tavatimsa’da derecelerine göre geçici olarak ikamet ederler. Nirvana’ya ulaşmayla ilgili ilim ve irfan sahipleri, Tavatimsa’nın en üst düzeylerine kadar varabilir. Ancak hiçbir ruh Tavatimsa’da kalıcı ikamet edemez. Oradaki süresini tamamladıktan sonra farklı bir kimlik ve özellik ile “reenkarne” olur. (Cehennem gibi tasvir edilen işkecehaneyi andıran, Budistlere atfedilen çizimler-yazılar mevcut medyada, ancak bunlar ana felsefeye uymamaktadır.) Buda, uzakdoğunun filozofu sayılabilir. Yaşam ve zorlukları ile bilinci kullanarak nasıl baş edilebileceğini, kendi içinde tutarlı bir düşünce bütünlüğü ile sunması ve yöntemlerinin bir tür oto-psiko-terapi gibi işe yaraması toplum tarafından kabul görmesinde büyük etken olmuş görünüyor. Süreçte, kendini “yol gösterici” diye tanımlayan Buda’nın bir peygamber derecesinde kabul görmesi ile heykellerine saygı gösterilmesi, “heykele tapınma”dan ziyade, onun öğretisine saygı ve bağlılık olarak anlaşılabilir. (Heykel işi, felsefeyi dine çevirme ve tapınaklı ritüeller, bu işten geçinmeyi akıl etmiş kurnaz takipçi-ruhbanların budizme “katkısı” olabilir. Yine de, yaygın heykeller, “putperestlik” görüntüsüne yol açarak, felsefeyi ya da inancın özünü gölgeleyip karikatürleştirmektedir. Budizm'de yaratıcı, cezalandırıcı) bir tanrı fikri bulunmaması eksikliği veya avantajı sayılabilirse de, Hinduizm gibi reenkarnasyon inancı ile, egemene boyun eğdirici-şükürcü-kaderci yanı olumsuz görünmektedir.
  12. Din ve inanç konusuna felsefi ve bilimsel açıdan baktığımızda bir çok tezzatlar ve olması gayrimümkün olaylarla karşılaşırız.. Bunların en başında da peygamberler, gördüklerini iddia ettikleri ama kendilerinden başka kimsenin görmediği melekler ve olup olmadığı kesin olarak bilinmeyen hatta bilimsel açıdan mümkün olmayan çoğu hikayelere ve rivayetlere dayalı mucize olaylar, bunların üzerindeki etkileri olarak insanların acaba demesine neden olurken, dini öğretiler kutsal kitaplar ve din felsefesi açısından baktığımızda ise, varlığı ulaşılamayan erişilemeyen güç yetirilemeyen her şeyden haberi olan her şeyi yaratan ve gözeten bir tanrı tanımı vardır.. Olaya birde başka bir açıdan baktığımızda ise, hiç kimsenin kutsal kitaplarda bahsettiği din adamları veya din üzerinden geçimini sağlayan veya din üzerinden nemalanan insanların ballandıra ballandıra anlattıkları ahiret alemine ve ötesine gitme, anlatılanları bizzat müşahade edip test etme deneme ve bilimsel olarak doğrulama imkanı hiç yoktur.. Tüm din ve inanışlarda din adamlarının en çok beslendiği tek yer vardır cehennem ve cezadır.. ya bana inanırsın ya cehenneme gidersin veya o dinin inanç sistemine göre cezalandırılırsın.. Din konusu test edilme imkanı olmayan çok ince bir konudur.. bir diğer anlatımla ulvi değerler adı altında insanları toplumları yönetmenin bir diğer ayağı da din dir..
  13. Böbrek Sağlığını Korumak İçin 8 Öneri Kronik böbrek yetmezliği son yıllarda giderek artış gösteriyor. Hastalar yaşamlarını ya diyalize bağlı olarak sürdürüyor ya da organ nakli olarak yeniden sağlıklı bir yaşama kavuşabiliyor. Ancak böbrek sağlığına çocukluk çağından itibaren dikkat edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması kişiyi ilerleyen dönemlerde yetmezlik tehlikesinden koruyabiliyor. En çok kadınlarda ve 40 yaş sonrasında görülüyor Böbrek, vücuttaki zehirli maddeleri temizleyen, kemiklerin oluşumunda önemli rol oynayan, D vitamini aktivasyonunu sağlayan ve kırmızı kan hücrelerinin üretimini sağlayan eritropoetin hormonunu üreten önemli bir organdır. Böbrek fonksiyonlarının belirli bir limitin altına inmesi, kronik böbrek yetmezliğini işaret etmektedir. Böbrek yetmezliği süzme değerinin 60 ml\dk altına inmesi demektir. Eğer süzme değeri 20’nin altına inerse son dönem böbrek yetmezliği gelişir. Önemli olan böbrek yetmezliği gelişmeden müdahale etmektir. Böbreklerde kalan hücreler kendilerini yenilemez tam tersi ilerler ve daha kötüye gider. Eğer 3 ayı aşan bir böbrek yetmezliği süreci varsa bu kronik böbrek yetmezliği anlamına gelmektedir. Kronik böbrek yetmezliği; kansızlık, kemik erimesi ve kalp hastalıklarına yol açtığından tedavi edilmediği takdirde hayati riske yol açmaktadır. Böbrek yetmezliği, her yaşta ve cinsiyette oluşabildiği bilinse de, özellikle ileri yaşlarda ve kadınlarda daha sık görülmektedir. Araştırmalar 40’lı yaşlar sonrası daha çok ortaya çıktığını göstermektedir. Düzenli kontrollerinizi ihmal etmeyin Böbrek yetmezliği erken evrelerde herhangi bir belirti göstermeyebilir. Bunun için hastalığı saptamanın en etkin yolu, kan ve idrar tahlillerinin belirli aralıklarla yapılmasıdır. Erken teşhis ile böbrek yetmezliğini yavaşlatmak ve tedavi etmek mümkündür. Diyabet, yüksek tansiyon, fazla kilo ve anne, baba ya da yakın akrabalarda böbrek yetmezliği hikayesi gibi bu risk faktörlerinden biri veya bir kaçı varsa böbrek fonksiyonlarının 6-12 ayda bir kontrolü gereklidir. Ülkemizde maalesef düzenli check up yaptırma alışkanlığı bulunmamaktadır. Bu da hastalıkların erken evre de tespit edilmesini engellemektedir. Böbrek yetmezliğinin önlenmesinde rutin kontrollerin büyük önemi vardır. Bazı ülkelerde böbrek sağlığı için kreatinin seviyesi takip edilir. Eğer bu seviye 1.2’yi aşarsa nefroloji uzmanlarına başvurulmalıdır. Bu erken tanı için önemli bir yoldur. Böbrek sağlığını korumak için bunlara dikkat edin! -Kan şekeri belirli aralıklarla kontrol edilmeli:Diyabet hastalığı olan kişilerin neredeyse yarısından çoğunda zamanla böbrek yetmezliği gelişebilmektedir. Bunun için kan şekerinin belirli aralıklarla kontrol edilmesi gerekir. Kan basıncınızı takip edin: Normal kan basıncı 120-80 ve altındadır. 139/89 arası kan basıncı değeri ise yüksek tansiyon öncüsü değerler olarak kabul edilip; düzenli yürüyüş, tuzsuz diyet gibi yaşam tarzındaki değişiklikler ile kontrol altında tutulmalıdır. Eğer kan basıncı 140/90’in üzerinde ise düzenli ilaç kullanımı ve kan basıncı kontrolü gereklidir. Sağlıklı beslenin ve tuz alımını sınırlayın: Tuz tüketimi günde en fazla bir çay kaşığı olacak şekilde kısıtlanmalıdır. İşlenmiş gıdalar ve fast food tarzı beslenme yerine taze sebze meyve ve ev yemekleri tüketilmelidir. Yeterli su tüketerek böbreklerinizi koruyun: Günde 1.5-2 litre su içmek böbrek sağlığı için önemlidir. Bu sıvı miktarı egzersiz, ateşli hastalıklar, hamilelik veya emzirme dönemlerinde artırılmalıdır. Sigarayı bırakın ve içilen ortamlardan uzak durun: Vücutta neredeyse tüm organları etkileyen sigara, böbreklere gelen kan akımını yavaşlatmaktadır. Gereksiz yere ağrı kesici ve antibiyotik kullanmayın: Bilinçsizce alınan ağrı kesici ve antibiyotikler böbrek yetmezliğine yol açtığından doktor kontrolü dışında kullanılmamalıdır. Taş ve idrar yolu enfeksiyonlarının nedenini öğrenin: Düşürülen taşların analizi mutlaka sağlanmalıdır. Yine İdrar yolu enfeksiyonlarının da nedeni belirlenmelidir. Düzenli egzersiz yapın: Haftada 3-4 kez yapılan 30 dakikalık tempolu yürüyüş ve düzenli egzersizler kan basıncını düşürerek böbrek sağlığının bozulmasını engellemektedir.
×
×
  • Create New...