Jump to content

HaYaLGöZLüM

Moderatör
  • Content Count

    7,488
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    21

Everything posted by HaYaLGöZLüM

  1. Burçlar ve mizaclar vardır, nerede bir kova burcuna rastlasam kadın erkek farketmez benimle birebir aynı mizaca sahipler ama fal kişinin kendi tahmin ve yorumlarına dayalı aldatmacadan ibarettir fala asla inanmam..
  2. Bu hangi şarkı hatırlayamadım ama sözler güzeldi
  3. Allah ve ahiret inancı başta olmak üzere İslam itikadı temelde gayb inancına dayanmakta ve mutlak gaybı da ancak Allah bilmektedir. Allah’ın peygamber seçtiği kişilere indirdiği vahiyle bildirdiklerinden başka, yerde ve göklerde geçici veya mutlak gaybı kimsenin bilemeyeceği bir gerçektir. Bildirilenler dışında gaybla ilgili söylenenlerin tümünün zannî bilgiler olduğu, zannî bilgilerle de inanç esasları oluşturulamayacağı kesindir. Şu halde gaybı bilmediği kesin olan Hz. Peygambere nispet edilen ve bir inanç temeli oluşturmaya elverişli olmayan rivayetlerle inanç esasları oluşturmak doğru değildir. Dolayısıyla ahiret hayatı hakkında, vaktini Allah’tan başka kimsenin bilmediği kıyamet ve kıyamet alametleri, kişilerin cennetlik olup olmadıkları, Müminlerin cehenneme girip çıkmaları, deccal ve mehdinin çıkması, Mesih’in gelmesi gibi ahiret ve gelecekle ilgili inanç oluşturmanın yöntem olarak doğru olmadığını söylemek zorundayız. (Bk. Sarmış, Rivayet ve Yorumlarla Akaid Oluşturmak ve Kabir Azabı, s.7). Ünlü İslam filozofu İbn Rüşt’e göre, ölüm sonrası hayata ilişkin en doğru, en sağlıklı bilgiyi bize ancak vahiy (Kur’an) verebilir. Dolayısıyla bu konuda vahyin bildirdiklerinin kabul edilmesi, dikkate alınması gerekir. (Bk. İbn Rüşt, c.II, s.833-834’den Dr. Ahmet Çapku, İbn Sina, Gazzali ve İbn Rüşt Düşüncesinde Ahiret, s.421). İmam Azam Ebu Hanife’nin meşhur eseri el-Fıkhu’l-Ekber’inde şefaat, mizan, havz, kısas (ödeşme) gibi ahiret hayatına dair hususlar yer alırken, mesela Sırat Köprüsü’nden hiç bahsedilmemiş olması bize önemli bir fikir vermektedir. (Bk. Prof. Dr. Topaloğlu ve Ark, İslam’da İnanç Esasları, s.308) Kur’an ve sahih hadislere dayandırılamayan, zannî bilgilerle oluşturulup, İman esaslarından ahiret hayatına ilave edilen hususlardan biri de “Sırat Köprüsü ”dür. Bu konudaki düşünce, araştırma ve tespitlerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu girişten sonra kısaca sırat ve sırat köprüsü hakkında bazı bilgileri aktarmaya çalışalım: “Sözlükte ‘yol’ manasına gelen sırat, cehennem üzerinde bulunan bir yol veya köprüdür. Müminler cennete bu yoldan (veya bu köprüden) geçerek ulaşacaklardır. Onun gerçek mahiyetini ise ancak Allah bilir…” (Dini Kavramlar Sözlüğü, Sırat Köprüsü Md, s.593, DİBY). “Sırat cehennemin üzerine uzatılmış bir yoldur. Herkes buradan geçecektir. Müminler yaptıkları amellerine göre kimi süratli, kimi daha yavaş olarak bu yoldan geçecek, kâfirler ve günahkârlar ise ayakları sürçerek cehenneme düşeceklerdir. Sıratın nasıl bir şey olduğuna dair sahih hadislere rastlamak mümkün değildir…” (Kılavuz, İlmihal I, s.128). Bir taraftan “Sıratın hakikat ve mahiyetini ancak Allah bilir”, “Sıratın nasıl bir şey olduğuna dair sahih hadislere rastlamak mümkün değildir” denilmiş, öbür taraftan da sırat köprüsü hakkında ayrıntılı bilgi verip, geniş açıklamalar yapılmıştır. Mesela şöyle yazılıp, şunlar anlatılmıştır: “(Sırat Köprüsü) Kıldan ince kılıçtan keskindir. Uzunluğu üç bin yıllık yol olup bunun bin yılı yokuş, bin yılı düz, bin yılı da iniştir. Sırattan ilk önce Hz. Muhammed, ümmetiyle birlikte geçer, sonra diğer peygamberler, ardından salih amel işleyenler, şehitler ve müminler geçer. İnsanların bu köprüden geçiş süreleri durumlarına göre olacaktır, yani kimisi yıldırım, kimisi yel, kimisi de seğirten veya yürüyen at gibi; bazısı yüz yılda, bazısı üç bin yılda geçerken bazısı da cehenneme düşüp yanar. Cehennem müminlere ‘Çabuk geçin, nurunuz ateşimi söndürmektedir!’ diye seslenir.” (Enverû’l-Âşıkin, s.443-445; Muhammediye, s.333-336; Müzekkin Nüfus, s.102’den Arpaguş, Osmanlı Halkının Geleneksel İslam Anlayışı, s.309). Daha başka neler anlatılmıştır? “Bir rivayette de sırat cehennemin üzerine gerilmiş bir meleğin kanadının çeleğidir (kanadın eğri yeri). Müminler ve Allah’ın has kulları geçeceği zaman melek kanadının yassı tarafını döndürür, mücrimler ve cehennemlikler geçeceği zaman da kanadının kılıcını döndürür ve onların hepsi yağmur gibi cehenneme dökülürler (Müzekkin Nüfus, s.102). Müminler sıratı geçmek istediklerinde inanmalarının sevabı bir gemi olur, Kur’an onun ipleri, namaz yelkeni, Resul-i Ekrem de kaptanıdır. Müminler gemiye oturup tekbir getirirler. Latif bir rüzgâr çıkar ve gemi selametle sıratı geçip cennete varır (Envaru’l-Âşıkin, s.445). Başka bir rivayette Allah’ın bir kavme kanat verdiği bildirilmiştir. O kimseler yerden uçmaya başlayınca melekler kendilerine ‘Hesaplarınız görüldü mü, sıratı geçtiniz mi, cehennemi gördünüz mü?’ gibi sorular yöneltirler. Onlar bu soruların hepsine hayır cevabını verince melekler Muhammed ümmeti olduklarını anlarlar. Ulaştıkları mükâfatın sebebi gizli suç işlemekten hayâ etmeleri ve aza razı olmalarıdır.” (Muhammediye, s.343-344’den Arpaguş, AGE, s.309-310). “Cennet ehli sırattan dünyada kurban bayramında Allah için kestikleri koçlar üzerine binip geçerken cehennem ehli de ayakları dolaşıp geçemediği için düşecektir.” (M. Halit Bayrı, İstanbul Folkloru, s.136’dan Arpaguş, AGE, s.311). Öte yandan, “Müminler ateşten kurtulunca cennetle ateş arasında kurulu bulunan bir köprüye gelirler, dünyada birbirlerinden alacaklı oldukları haklarını alırlar, temizlenip arınınca cennete girmelerine izin verilir…” (Buhari, Mezalim, 1; Rikak, 48) ve “Kurbanlarınızı sağlam, güçlü olan hayvanlardan seçin, çünkü onlar sırat köprüsünde sizin bineklerinizdir.” (Kenzu’ı-ummal, H. No:12177) şeklinde hadisler de rivayet edilir. Ancak bu hadisler çok sağlıklı değildir. Mesela ikinci rivayetin uydurma olduğu hadis uzmanlarınca ifade edilmektedir. (Bk. Acluni, Keşfu’l Hafa ve Elbani, Zaife’den Yrd. Doç. Dr. Mahmut Yeşil, Va’z Edebiyatında Hadisler, s.213, TDVY). Bu rivayetlerin hangisi doğru? Bunların hangisine inanıp, hangisine güveneceğiz? Peki, Ahiret hayatına inanmamızı emreden Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim mesela sırat ve sırat köprüsü hakkında neler söylüyor? Kur’an’da sırat kelimesi 46 âyette yer almakta ve genellikle “Allah’a ulaştıran doğru yol” anlamında kullanılmaktadır. Ayrıca Kur’an’da “sırat köprüsü” şeklinde bir ifade de yoktur. “Kur’an-ı Kerim’de sırat kelimesi daha çok müstakim, övgüye layık, doğru, düzgün kelimeleri ile nitelenmiş olarak zikredilmektedir (M. Fuad Abdülbaki, el-Mu’cem, ‘srt’ Md). Bunlar ise dünya ile ilgili olup Allah’ın peygamberlere gönderdiği doğru yola delalet etmektedir. Ahiretteki sıratla alakaları yoktur.” (Prof. Dr. B. Topaloğlu ve Ark, AGE, s.307). Diğer bir tespite göre, “Kur’an-ı Kerim’de sıkça bahsedilen sırat kelimesinin ise ‘doğru yol’ anlamında kullanıldığı (Ragıp el-Isfahani, Müfredat, s.280) ve cehennemin üstündeki köprü anlamına yer verilmediği görülmektedir…” (Arpaguş, AGE, s.310; Sarmış, AGE, s.403-405). Şu halde cehennem üzerindeki sırat köprüsü anlamında bir kavram Kur’an-ı Kerim’de yer almaz. Ahirette herkesin cehenneme uğrayacağını, bunun Allah’ın bir hükmü olduğunu söyleyenler, bu görüşlerini Meryem suresinin 71’inci ayetine dayandırmakta ve buradan sırat köprüsü inancını çıkarmaktadırlar. Mesela Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’an-ı Kerim Mealinde Meryem suresinin 71’inci âyeti şöyle tercüme edilmiştir: “(Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.” (Meryem, 19/71). Prof. Dr. Abdülkadir Şener, Prof. Dr. M. Cemal Sofuoğlu, Prof. Dr. Mustafa Yıldırım’ın hazırladığı Yüce Kur’an Mealinde bu âyeti celile: “Bütün insanlar cehennemin yanına varıp onu göreceklerdir. Bu, Rabbinin kesin bir hükmüdür.” (Meryem, 19/71) şeklinde tercüme edilmiştir. Mustafa Öztürk’ün hazırladığı Kur’an-ı Kerim Mealinde âyete şu şekilde mana verilmiştir: “(Ey Kâfirler!) İstisnasız hepiniz cehennemi boylayacaksınız. Bu, rabbinin kesinleşmiş hükmüdür.” (Meryem, 19/71). Bu üç tercümeden ilkinde, bütün insanların cehenneme uğrayacağından, ikincisinde bütün insanların cehennemi göreceğinden, üçüncüsünde ise sadece kâfirlerin hepsinin cehennemi boylayacağından bahsedilmektedir. Bir âyete bu kadar farklı manalar nasıl verilir? Maalesef böyle farklı manalarla vahyin söylemediği, Kur’an’da bulunmayan hükümleri Allah’a söyleterek çok büyük bir hata yapılmıyor mu? Bu tespitimizin en güzel örneği, işte bu âyettir. Peki, bu âyetten “Cehennemin üzerine uzatılmış bir Sırat Köprüsü” inancı çıkarılabilir mi? Prof. Dr. Mustafa Öztürk Meryem suresinin 71’inci ayetinin manasını verdikten sonra şu açıklamayı yapmıştır: “Bu âyetteki minküm kelimesi genellikle bütün insanlara teşmil edilmekte ve bu yorum tüm insanların cehenneme uğrayacağı şeklinde bir inanca temel oluşturmaktadır. Müminlerin cehenneme uğraması ise halk arasında ‘sırat köprüsü’ diye bilinen kavramla izah edilmektedir. Akaid ve Kelam kitaplarındaki tanımlara göre söz konusu köprü cehennem üzerinde bulunmaktadır. Müminler bu köprüden rahatlıkla geçecek kâfirler ise aşağıya düşecektir. Böylece bütün insanlar cehenneme şu veya bu şekilde uğramış olacaktır. Ancak bu ayetin özellikle sibakı (öncesi) dikkate alındığında minküm lafzının bütün insanlara değil, kâfirlere yönelik olduğu rahatlıkla anlaşılır. Nitekim İbn Abbas ve İkrime gibi müfessirler de bu görüştedir (Bk. Taberi, Cami’u’l-Beyan, VIII, 366’dan Mustafa Öztürk, Kur’an-ı Kerim Meali, Meryem 19/71’inci âyetin 333 nolu açıklaması). Bu açıklamadan da anlaşılacağı gibi, bu ayetten, cehennemin üzerine uzatılmış bir sırat köprüsü anlayışı çıkarmak mümkün değildir. Ama ne yazık ki çıkarılmıştır. “Sıratın nasıl olduğu hususunda sahih hadislerde bilgi bulunmamaktadır. Onun kıldan ince ve kılıçtan keskin şeklinde nitelenmesi sahih hadislerde geçmemekle beraber, bunun, elde edilen sevaplara göre onun üzerinden geçmenin zorluğunu veya kolaylığını ifade etmek için söylenmiş olması muhtemeldir …” (Doç. Dr. M. Bulut, Sırat Md, İGYA, c.4, s.119). Diğer taraftan “Zerdüştlük inancında da, diriliş günü insanların üzerinden geçeceği ‘Cinvat’ köprüsü vardır. İnsanlar bu köprüden geçerken amellerine bağlı olarak bu köprü genişleyip daralmaktadır. Zerdüştlüğün bu inançları eski Zerdüşt, yeni Müslüman İranlılar tarafından yeni dinlerine (İslam’a) taşınması ihtimali de yok değildir.” (E. Yar, İslamiyat, c.10, sayı:1, s.219’dan S. Merdin, Başlangıçtan Sonsuza, s.262; A. Tığlı, Zerdüş Hayatı ve Öğretisi, s.188). Mısırlı ünlü düşünür Ahmed Emin’den de Zerdüştlüğün konumuzla ilgili şu tespitlerini aktaralım: “... Hesap gününde ruh cehennemin kenarında uzanan köprüden sırattan geçer. Bu köprü (Zerdüşt’e inanan) mümin için geniş olup geçilmesi kolaydır. (Zerdüşt’e inanmayan) Kâfir için kıldan dahi incedir. İnsan iman edip hayırlı işler yapmış ise, sıratı esenlikle geçer ve Ehura’ya (İyilik Tanrısı) kavuşur. Ehura onu güzel bir surette karşılar, onu şerefli yerlere indirir. İman etmemiş ve hayırlı işler işlememiş olan cehenneme düşer, Ehrimen’e (Kötülük Tanrısı) köle olur. İyiliği ve kötülüğü müsavi olur ise, ruh hüküm gününe kadar Araf’ta kalır.” (A. Emin, Ter: A. Serdaroğlu, Fecru’l İslam, s.169-170). Yine Ahmed Emin; “… Fakat Müslümanların sırat inançlarının, Araf’ı bu şekilde bilmelerinin, öldükten sonra ruhun ceset üzerinde halka yaparak dolaşması itikadı ile ölünün öldüğünün ilk üç gününde dini merasim icra edilmesi hususundaki inançlarının Zerdüşt dinine uyduğuna kısaca işaret etmek isteriz…” demektedir. (Emin, AGE, 172). Netice itibariyle, “İslam kültüründeki birçok motif ile Zerdüşt kültüründeki motiflerin örtüştüğü, örneğin Kur’an’da yer almayan Sırat köprüsü inancının bu kaynaktan beslendiği ve Avesta’ya (Zerdüştlüğün Kutsal kitabı) dayandığı bilinmektedir.” (Sarmış, AGE, s.410, dipnot: 376). Bu açıklamalar ışığında ahirette cehennem üzerine uzatılan bir köprüden bahsetmek Kur’an’la örtüşmemektedir. Sırat köprüsü inancının başka kültürlerden devşirilerek İslam’ın ahiret inancına monte edildiği anlayışı da öne çıkmaktadır. Dolayısıyla bu açıklamalar çerçevesinde, Müminleri cennete, müşrikleri cehenneme götüren bir köprüden değil de, belki bir yoldan bahsetmek ve ahiretteki sırat anlayışını müminleri cennete, müşrikleri cehenneme götüren bir yol olarak yorumlamak Kur’an’la daha uyumlu görünmektedir. Bu yorumu nasıl ve nereden çıkarıyoruz? “Allah meleklere şöyle emreder: ‘Zulmedenleri, eşlerini ve Allah’ı bırakıp da tapmakta oldukları putlarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun.” (Saffat, 37/22-23). Mesela ünlü İslam âlimi Kâdî Abdülcebbar’a göre “Sırat, Ehl-i Sünnet kelamcılarının iddia ettiği gibi bir köprü değil üzerinde yürüdüklerinde cennet ehli için genişleyen, cehennem ehli için daralan bir yoldur. Sıratın köprü olmayıp bir yol olduğunu, ‘Bizi doğru yola ilet, nimet verdiğin kimselerin yoluna ulaştır (Fatiha 1/6-7) ayetleri de kanıtlamaktadır (Şerhu’l-Usul’i’l-hamse, s.737). ”Mutezile kelamcılarına göre de “Sırattan maksat sözlük anlamından da anlaşılacağı gibi cennetin veya cehennemin yoludur. Kur’an-ı Kerim’de, ‘Allah yolunda öldürülenlerin amellerini Cenabı Hakkın zayi etmeyeceği, kendilerine yol gösterip cennete koyacağı’ şeklindeki beyanla (Muhammed 47/4-6), ‘Onlara cehennemin yolunu gösterin’ mealindeki âyet (Saffat 37/23) bu hususa işaret etmektedir…” (Mustafa Akçay, Sırat Md, DİA, c.37, s.118-119). İslam Mezhepler tarihinin önemli isimlerinden biri olan Mutezile mezhebi sırat köprüsü hakkında: “Böyle bir köprüden geçmek imkânsızdır. Geçmenin mümkün olduğu farz edilse bile; bu Müslümana eziyettir” görüşünü dillendirmişdir. (Taftazani, Kelam İlmi Ve İslam Akaidi, s.257). Buradan hareketle ilahiyat Profesörü Hasan Elik’in şu tespitlerine de yer verelim: “Öyle ki kıldan ince kılıçtan keskin bir köprüden geçerek ancak cennete gidilebileceği, dolayısıyla bunun hemen hemen imkânsız olduğu, Allah adına bir din öğretisi olarak sunulmuştur. Böyle bir köprüden geçse geçse üç-beş cambaz geçebilir, oysa din bir cambazlık kurumu değildir. Yol da, köprü de ahirette değil bu dünyadadır. Marifet, bu dünyada yanlış yollara sapmadan doğru yolda yürümektir…” (Doç. Dr. Elik, Dini Özünden Okumak, s.51). Peki, o zaman sırat kelimesinden ne anlaşılmalıdır? Nitekim Müslim’in rivayet ettiği hadis-i şerifte şöyle buyuruluyor: “Doğruluktan ayrılmayın. Çünkü doğruluk, insanı iyiliğe, iyilikte cennete götürür. Kişi doğru olur, doğruluğu aramaya devam ederse ve sonunda Allah yanında doğru diye yazılır. Yalancılıktan sakınınız. Çünkü yalan kötülüğe, kötülük cehenneme götürür. Kişi yalan söyler, yalan söylemeye devam eder ve sonunda Allah yanında yalancı diye yazılır.” (Müslim, Birr, 105). Peygamberimizin bu sözleri şu âyeti kerime ile de tam bir uyum içindedir. “Rabbimiz Allah’tır deyip de doğruluğa sarılan kimseler için, ne korku var, ne de onlar üzüntü göreceklerdir. Bunlar ebedi olarak cennetliktir.” (Ahkâf, 46/13) Sonuç olarak, Yüce Allah “doğruluğa sarılanlara korku ve üzüntü” olmadığını söylerken, ahiret hayatında hesap verip cenneti hak eden müminleri, kıldan ince kılıçtan keskin bir sırat köprüsüyle korkutmak, sanki gidip görmüş gibi, binlerce yıl sürecek bir köprü geçişinde Müslümanlara çile çektirmek doğru mudur Allah aşkına? Burası İstanbul 15 Temmuz Şehitler (Boğaziçi) köprüsü mü? (Dünyanın en problemli altıncı trafiği İstanbul’daymış). Öyle ahirette sırat köprüsü falan yoktur. Köprü de, yol da dünyadadır ve bunlar da doğruluktur, dürüstlüktür, verdiği sözde durmaktır, doğru iş yapmaktır. Sırat, köprü filan değil, Fatiha suresinde belirtilen sıratı müstakim, yani doğru yol üzere olmaktır. Tabi dünyada doğruluk ve dürüstlüğün yanından geçmeyenler, belki kurtulabiliriz diyerek ahirette sırat köprüsü peşine düşeceklerdir. Nitekim Allah şöyle buyuruyor. “İnkâr edenler grup grup cehenneme sevk edilirler. Cehenneme vardıklarında oranın kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle derler: ‘Size içinizden, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?’ Onlar da, ‘Evet geldi’ derler. Fakat inkârcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir. Onlara şöyle denir: ‘İçinde ebedi kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların kalacağı yer ne kötüdür!’ Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da grup grup cennete sevk edilirler. Cennete vardıklarında oranın kapıları açılır ve cennet bekçileri onlara şöyle der: ‘Size selam olsun! Tertemiz oldunuz. Haydi, ebedi kalmak üzere buraya girin’.” (Zümer, 39/71-73). Bu âyetler sırat köprüsünden, o köprüden geçerken sapır sapır cehenneme dökülmekten falan bahsediyor mu? Bu âyetler ortada iken sırat köprüsüne falan gerek var mı? Konuyu Kur’an’ın şu tespitleriyle bitirelim “Kendilerine en güzel mükâfat verdiğimiz kişilere gelince, işte bunlar cehennemden uzak tutulurlar. Bunlar cehennemin uğultusunu bile duymazlar, gönüllerinin dilediği nimetler içinde cennette ebedi kalırlar.” (Enbiya, 21/101-102). Rahman ve Rahim olan Allah Kitabında açık seçik böyle beyan ederken siz, cehennemin üzerindeki hangi sırat köprüsünden bahsediyorsunuz Allah aşkına? Mümin ahirette cehennemden uzak tutulacak, onun uğultusunu bile duymayacak be kardeşim. Kur’an-ı Kerim ne diyor, Müslümanlar ne anlıyorlar? Allah Müslümanlara akıl versin ve onları sıratı müstakimden ayırmasın. Alıntıdır: Ahmet Kocabaş https://www.canakkaletv.com.tr/yazarlar/ahmet-kocabas/sirat-koprusu/45/
  4. Ebced hesabı Ebced rakamları denilen alfabetik bir sayı sistemini kullanarak, kelime, cümlecik veya cümlelerin sayısal değerini hesaplama ve bunlardan anlamlar çıkartma işlemidir.. Ebced, geleneksel Arap alfabesinin eski sıralanışından (elif, ba, cim, dal) ilk dört harfinin okunuşlarıyla (E-B-Ce-D) türetilmiş bir sözcüktür. Ebced hesabı ise Ebced rakamları denilen alfabetik bir sayı sistemini kullanarak, kelime, cümlecik veya cümlelerin sayısal değerini hesaplama ve bunlardan anlamlar çıkartma işlemidir. Teori incelenen kelime, cümlecik veya metinde bir şekilde gizli şifreleme bulunduğu varsayımına dayanır. Semitik alfabelerde olduğu gibi Arap alfabesiyle yazılan bir yazıda da harflerin sayısal değerleri ile bir şifreleme (cifr) yapılmış olabilirdi ve gelecekte hâdiselerin vukuu zamanının tespiti (Kehanet) için harflerin sayısal değerleri kullanılarak bu kehanetlerin sırrı gizemi açılabilirdi. Bir cümle veya cümleciğin Ebced değeri ("cümle hesabı") varsayılan bu gizem'in anahtarı olurdu. Çıkış ve tarihçe.. Bilinen bütün ebcedler semitik alfabelere aittirler ve onların da Mısır hiyerogliflerine dayandığı sanılan protosemitik harflerden türediğine inanılmaktadır. Ebcedde ilk yaygın kullanım fenike ebcedi ile olmuştur. Arap ebcedinin İbrani ve Aramî alfabesinden alındığına şüphe yoktur. Ebced'in ilk çıkışının Mısır hyeroglif rakamları ile bağlantılı olabileceği düşünülmektedir .. Ebced zaman içinde değişimlere uğramış ve geliştirilmiştir. Bu gelişim alfabelerin gelişimi ve düzeni ile bağlantılı değişikliklerdir. Örneğin Arap alfabesi zaman içerisinde gelişerek noktalı ve sesli harflerin alfabeye ilave edilmesi ile ebced de buna paralel değişikliklere uğramıştır. Ebced hesabını akılda tutmak için bir anlamı olmayan ve Arap alfabesindeki harflerin eski dizilişini hatırlatıcı olarak kullanılan kelimelerden bir cümle oluşturulmuştur: bu 'ebced', 'havvez', 'huttî, 'kelemen', 'sa'fes', 'karaşet', 'sehhaz', 'dazıg' cümlesidir. Bu kelimelerle ilgili spekülasyonlara göre kelimelerden altısı Medyen hükümdarlarından altı kişinin adı yahut altı şeytanın veyahut haftanın günlerinin ismi olmalıydı. Arap nahivcilerinden "Müberred" ve "Seyrafi" bu yorumlarım hurâfe olduğunu, ebcedi oluşturan kelimelerin ecnebi olduğunu söylemişlerdir. Sonraları bu kelimeler muska, vefk gibi şeylerde kullanılmış ve her birine rakamsal bir değer verilmiştir. İbraniler ve diğer dillerde uygulamalarDüzenle Semitik alfabelerde başlamış olduğu gözüken harflere sayısal değerler atfetme işi İbrani ve Yunan alfabelerinde de görülmektedir. Abced gadolda bazı harfler ve rakamsal değerleri: Desimal sistem İbrani Harf 1 Alef İbranice: א 2 Bet İbranice: ב 3 Gimel İbranice: ג 4 Dalet İbranice: ד 5 He İbranice: ה 6 Vav İbranice: ו 7 Zayin İbranice: ז 8 Het İbranice: ח 9 Tet İbranice: ט Desimal sistem İbrani Harf 10 Yud İbranice: י 20 Kaf İbranice: כ 30 Lamed İbranice: ל 40 Mem İbranice: מ 50 Nun İbranice: נ 60 Samech İbranice: ס 70 Ayin İbranice: ע 80 Pe İbranice: פ 90 Tsade İbranice: צ Kabala sisteminde Gematria denen (İbranicesi: גמטריה, gemaṭriya) sayısal bir düzenek mevcuttur. Burada İbrani sayıların rakamsal değeri 400'e kadar ebced numaraları ile aynıdır. Günümüzde hala madde numaralamada ve haftanın ilk 6 gününü temsil için kullanılmaktadır. Fenike alfabesinden uyarlanmış olan ve isimlendirme ve sırasını bu alfabeye göre şekillendirmiş olan Yunan alfabesinde de izopsefi denilen (İngilizcesi isopsephy) harflerden faydalanan sayısal bir sistem mevcuttur. Bu sistemde harflerin karşılık geldiği rakamsal değerler 90 sonrasında ebced değerlerinden farklılaşır. Bunun sebebi Yunan dilinde ṣād (ص) harfine denk gelen bir sesin olmamasıdır. Arap Ebcedinde harflerin sayısal değerleri.. Ebced hesabında harflerin sayısal değerleri Arap alfabesindeki sıraya göre değil, İbranice ve Süryanice'deki sıralamaya göredir. Arap alfabesinde harflerin bugünkü sıralanışı daha sonra benzer harflere eklenen noktalar ve bu benzer harflerin yan yana yazılmasıyla oluşmuştur. Ebcede göre harflerin sırası ve değerleri söyledir: elif ا 1 Ha ح 8 sin س 60 te ت 400 be ب 2 Tı ط 9 `ayn ع 70 peltek se ث 500 cim ج 3 yâ ي 10 fe ف 80 Hı خ 600 dal د 4 kef ك 20 Sad ص 90 zel ذ 700 he ه 5 lâm ل 30 kaf ق 100 Dad ض 800 vav و 6 mim م 40 ra ر 200 Zı ظ 900 ze ز 7 nun ن 50 şın ش 300 ğayn غ 1000 Arapçada kullanılmayan ve özellikle Farsça'dan alınıp Osmanlıca'da kullanılan pe, çim, je, gaf harfleri sırasıyla be, cim, ze ve kef eşit sayılır. Uygulamalar.. Bazı yazarlar kitaplarının içindekiler bölümünde veya akrostiş gibi şiir içine tarihleri gizlemek gibi denemeler yapmışlardır. Kullanıldığı yerler kısaca şöyle sıralanabilir: Günlük kullanım Özel notlar ve ticarî ilişkilerde kullanılmıştır. Meselâ: 100 akçe alacağı olan birisi alacaklı olduğu kişiye bir kâğıt üzerinde bir kaf harfi yazıp gönderince hem alacağını istemiş, hem de konuyu aracıdan saklamış oluyordu. Çocuk isimleri Doğum tarihinin bir kelime veya bir, iki isimle belirlenmesidir. Hangi isimler çocuğun doğduğu seneyi ebced hesabıyla verirse, o isimlerden biri çocuğa verilmiştir. Meselâ: H. 1311′de doğan çocuğa “Mahmud Bahtiyar”, “Süleyman Hurşid”, “Yusuf Mazhari’, “Ömer Rıza” ve “Recep Servet” gibi isimlerden biri verilebilir. Çünkü bunların her biri 1311 etmektedir. Kitap ve Makalelerde Eskiden kitapların önsöz, giriş, takdim sayfaları ile numara almayan sayfalar hep ebced alfabesine göre numaralandırılmıştır. Kitapların ay ve sene kayıtları, yazı bölümleri ve madde başlıkları hep ebced düzenine göre tanzim edilmiştir. Devlet kayıtlarında: Devlet arşivlerinde yer alan birçok resmî belge, tutanak, fezleke ve mazbatalar, vak’anüvist kayıtları, vakıf kayıtları ile sayım ve döküm hesapları bu hesaba göre tanzim edilmiştir. Eski ilim kitaplarında Fizik, matematik, geometri ve astronomide Sa’fas” kelimesinin harfleri sıkça kullanılmıştır. Astronomide büyük rakamlar “ğayn” harfinin birkaç tekrarı ile ifade edilmiştir. Musikide sesler ve perdeler ebced alfabe düzeninden istifade edilerek oluşturulan bir “ebced notası” ile belirlenmiştir. Mimarlıkta: Mimar Sinan’ın eserlerinde, boyutların modüler düzeninde çok sık kullanılmıştır. Örneğin Süleymaniye’de zeminden kubbe üzengi seviyesi 45, kubbe alemi 66 arşın yüksekliktedir. Yine Selimiye’de de kubbeyi taşıyan 8 ayağın merkezlerinden geçen dairenin çapı 45 arşındır. Kubbe kenarı zeminden 45, minare alemi buradan itibaren 66 arşındır. Süleymaniye ve Selimiye’nin görünen silüetleri 92 arşındır ki, bu da “Muhammed” kelimesinin ebced karşılığıdır. Tasavvuf ve sembolizmde Ebced hesabının tasavvuf ve din ilimlerinde kullanıldığına şahit olmaktayız. Özellikle “Kelime-i Tevhid” veya “Esmâ-i Hüsna”dan bir ismin kaç kere zikir edileceği ebced tablosuna göre tayin edilir. Kur’an tefsirlerinde ve hatta Kadir gecesinin tayininde de ebcedin kullanıldığını bilmekteyiz. Ebced’e göre “Âdem’ 45, “Allah” lafzı da 66 etmektedir. Ebced, cifr (şifrecilik), gizemcilik genellikle din bilginleri tarafından bazı Kur’an ayetlerine aykırı bulunarak reddedilir ve sapkınlık olarak görülür. Sembolizmde: İki veya daha fazla kelimenin sayı değerlerinin aynı olmasından istifadeyle birini söylemekle diğeri kastedilmiş kabul edilerek halk arasında kullanılagelmiştir. Meselâ: “Muhammed” kelimesi 92′dir. “Aman’ kelimesi de 92′dir. “Mevlevî” kelimesi de 92′ ettiğinden bu kavramlar arasında bir alaka kurulmuştur. Ör: Aman lafzı senin ism-i şerîfinle müsavidir. Anınçin aşıkın zikri amandır ya Resulullah, İlim, amel, sa’y kelimelerinin, hilâl, lâle ve Allah sayı değerlerinin aynı olması anlamlı bulunur. "Tarih düşürme sanatı" Ebced'in en fazla kullanıldığı yerlerden biridir. Divan edebiyatında veya mezar taşı gibi kitabe yazımlarında ustalıklı bir kelime veya mısra ile olayın tarihi işlenmiş olurdu. Kehanet ve gizemlerde Tarih düşürme yöntemi ile yazıldığına inanılan bir metin üzerinden gelecek olaylarla ilgili kehanette bulunulur. Kur'an ve hadislerden yapılan çıkarımlarla geçmiş ve gelecek olaylara ait tahminler yapılmıştır. İstanbul'un Fethinin “beldetun tayyibetun…” cümlesinden, kıyametin tarihinin bir hadis metninden çıkartılması gibi. Ebced hesabı ayrıca cifr, vefk, astroloji, define aramada gibi gizemli uygulamalar içinde kullanılmıştır. Eleştiriler... Ebced'in bir takım amacını aşan uygulamaları eleştiri konusu olmuştur. Örneğin ilgili metnin böyle bir şifre veya gizem barındırdığı varsayımından hareketle dini metinlerden bir takım yeni anlam ve işaretler çıkartılması bunlardan birisidir. Bir diğer eleştiri konusu metnin yazıldığı tarihte kullanılmayan bir takvim sistemi kullanılarak şiir, dini metin vb. üzerinden bir takım tarih kehanetleri yapılmasıdır. Örneğin Hicri takvimin Ömer zamanında, Rumi takvim'in ise Osmanlılar zamanında oluşturulmasına rağmen birtakım ayet ve hadisler üzerinde bu takvim sistemlerine göre hesap yapılabilmekte ve bu kaynaklara yeni anlamlar yüklenebilmektedir...
  5. 3200 defa herkesin yapabileceği bir şey değildir bende yeni pinterest te gördüm bunu
  6. Youtube de var da bilmem dinledim bir çok öngörüsü gerçekleşmedi bunlar sadece öngörüler tahminlerden öte açıklamaları
  7. Hayatımızda Gerçekleşen Tüm Olumlu ve Olumsuz Olayların Kaynağı Evrensel enerjiye inanlar gibi inanmayanlar da bulunuyor. Pek çok kişi evrenin bir enerji olduğuna ve insanların da kendi enerjileriyle evrenle bağlantıda olduğuna inanıyor. Evren ve insan arasındaki bu sonsuz enerji alışverişi sayesinde ise insanlar enerjilerini kullanarak istediklerini elde edebiliyor. “Secret” kitabını pek çoğunuz duymuşsunuzdur. Bu kitap evrenin sırrını çözdüğünü söyleyen pek çok insanın deneyimlerini anlatıyor. Evrenin sırrının ise çekim yasası olduğu ve bu çekim yasasını ise hayatımızda doğru biçimde uygulamak gerektiği belirtiliyor. Peki çekim yasası nedir, çekim yasasını nasıl doğru kullanabiliriz? Evrende her şey enerjiden oluşuyor. Bazılarına göre ise çekim yasası evrenin temel yasalarından biri ve aslında hayatımızda gerçekleşen her şey biz insanlarla bağlantılı.. İnsanlar olarak biz de her düşüncemizle evrene bir enerji yayıyoruz. Olumlu ya da olumsuz olan bu düşünceler kendisiyle aynı frekansta olan düşünceleri çekiyor..Yani aslında başımıza gelen pek çok şeyi biz hayatımıza çekiyoruz. Bunu ise düşüncelerimiz ve sözlerimiz aracılığıyla yapıyoruz.. Pek çok kişiden yaşadıkları kötü olaylar için “Hepsi üst üste geldi” yorumunu duymuşsunuzdur. Bunun nedenini hiç düşündünüz mü? Kötü bir şey yaşadığınızda düşünceleriniz de olumsuza döner ve bu aksilikler karşısında daha fazla olumsuz düşünceye sahip olursunuz. Bu düşünceler için kendi frekansındakileri çeker, böylece aslında bir noktada kırmanız gereken negatif bir döngü oluşur. Çekim yasası biz farkında olmadan sürekli olarak işlemeye devam eder. Onu hayatımıza uygulamak ve hayatımızı daha iyi hale getirmek için yapmamız gerekenlerin başında olumlu düşünmek geliyor Çekim yasası nasıl uygulanır? Çekim yasasını nasıl doğru kullanabiliriz? Düşünceleriniz ve sözleriniz çekim yasası üzerinde etkili. Bu nedenle pozitif düşüncenin gücüne inanmanız gerekiyor. Düşünceleriniz ya da sözleriniz aracılığıyla evrene gönderdiğiniz enerji, evrende aynı frekanstaki enerjilerle bütünleşip yeniden size geliyor. Çekim yasasını doğru kullanmak ve uygulamak için yapabileceğiniz birkaç şey bulunuyor.. 1. Evrenden isteyin Çekim yasasını bilinçli bir şekilde kullanarak hayatımıza güzellikleri davet etmemiz mümkün. Bunun için evrenden isteyin. Ancak doğru istemek çok önemli. Bir şey isterken “Bu bende yok” enerjisi vermemelisiniz. Çünkü aslında bir şeyi istediğinizi söylediğinizde buna sahip olmadığınızı da kabul etmiş oluyorsunuz. Bu nedenle “… istiyorum” demek yerine, istediğiniz şeyi zihninizde canlandırın ve ona sahip olduğunuzu düşünün. Yeni bir telefon mu istiyorsunuz onu elinizde tuttuğunuzu hayal edin ve bunun gerçekleşeceğine inanın. Tabii ki evren sadece istediğiniz için bir anda elinizde yeni bir telefon belirmeyecek. Ancak o telefona sahip olmanızı sağlayacak belirli fırsatlar karşınıza çıkacak, belki yeni bir iş ya da beklemediğiniz yerden gelecek bir para. Olumlu düşünüp, olumlu enerjileri kendinize çekin. 2. Düşüncelerinizin değerini bilin Gerçekten yalnızca düşüncelerinizle evreni etkileyebilir ve kendi yaşamınızın gidişatını değiştirebilirsiniz. Olumlu düşünen insanların frekansı daha yüksek, olumsuz düşünen insanların ise frekansı daha düşüktür. Öte yandan olumlu düşüncelerin gücü olumsuzlara göre daha fazladır. Başınıza bir şey geldiğinde bu neden benim başıma geldi gibi düşünmek yerine bundan çıkarabileceğiniz derslere odaklanın. Bunu hayatınızın her alanında uygulamaya çalışın. Gün içerisinde sürekli bir şeyler düşünüyoruz. Sizin düşünceleriniz ağırlıklı olarak hangilerini kapsıyor? Negatif düşünceleri mi? Gereksiz düşünceleri mi yoksa olumlu düşünceleri mi? Bunun cevabını verin ve daha fazla olumlu düşünmeye çalışın. 3. Meditasyon yapın “Olumlu düşünmeye nasıl sahip oluruz?” diyorsanız meditasyon olumlu düşünmenizi sağlamaya yardımcı olacak araçlardan biri. Meditasyon zihninizi rahatlatarak düşüncelerinizin temizlenmesine yardımcı olur. Meditasyonla bilinçaltınızı temizleyebilirsiniz, günde 5-10 dakika meditasyon yaparak olumsuz düşüncelerden kurtulabilirsiniz. 4. İstediğiniz şeyi yazın ve ona sahipmişsiniz gibi davranın İstediğiniz şeyi yazarak ve ona sahipmişsiniz gibi davranarak da evrene olumlu bir enerji gönderebilirsiniz. İstediğiniz şeye ulaşmış gibi düşüncelerinizi bir kağıda yazmaya başlayın. “Yeni telefonumu sonunda alabildim, şu an çok mutluyum.” gibi. İstediğin şey gerçekleştikten sonra nasıl hissedeceğini düşün ve o şekilde hissetmeyi dene. Çekim yasası tam da o an çalışmaya başlıyor. 5. Minnet duyun Evrenin size sunduğu şeyler için minnet duyduğunuzu göstererek de çekim yasasını etkileyebilirsiniz. Mesela her akşam sahip olduğunuz şeyler için minnet duyduğunuzu belirtebilirsiniz; “Sağlıklı olduğum için minnetarım” ya da “İstediğim okulu kazandığım için minnetarım” gibi. Bu da olumlu enerji yaymanıza yardımcı olur. 6. Dileğinizden ve evrenden şüphe etmeyin Dilediğinizin gerçekleştiğine ve evrenin isteğinize cevap vereceğine mutlaka inanın. Bundan şüphe etmeyin, şüphe ettiğinizde negatif bir enerji göndermiş olursunuz. Bu nedenle siz yalnızca olacağınıza inanın ve gerisini evrene bırakın. Ancak istedikleriniz için çabalayın. Hiçbir şey siz öylece otururken gerçekleşmez. Alıntıdır...
  8. Musluğun tamirine de paramı veriyorsunuz.. hey allahım.. Bir conta 12-13 veya 14-15 anahtar iş tamam dakka sürmez tamiri..
  9. Hey allahım yarabbim berresu sabah sabah güldürdün beni valla... bende bir villa sahibi ayarlayım artık havuzlu olanlardan..
  10. Her satır; canın bir kez daha yanışı, yürekten damlayan her damla kan yeni bir yazının ilk satırıdır. Her yanış, her yaralanış daha da güzelleştirir mısraları daha da bir anlam kazandırır. Okuyanlar ise yazanın ne halde olduğunu bilmez, kendine benzetmeye çalışır tüm harfleri, sayfayı kapatır, kendi içine döner, bir daha hiç düşünmez o kafiyeleri… Bazen yorumlar gelir, " muhteşem olmuş " , " yüreğine sağlık " diye, haklıdırlar, yürek çok muhteşem kanamıştır… Bazıları kendini bulur yazıda, kanamaya başlar onun da yüreği, ne düşüneceğini, ne diyeceğini bilemez, bir yüreğin kanayışı bir başka yüreğin hayata bakışıdır… Sevmelerin bedelidir bu, acı çekmesen yazamazsın, yazamazsan beğenilmez yürek, anlaşılmaz sonu gelmeyen kafiyeler. Bir kısır döngüdür, yazan acı çeker, okuyan beğenir, okuyan yorum yapar, yazan sevinir…oysa yaşayan için bir bedeldir bu..
  11. Oynadığım sayısal tutacak köşe olacam... hey allahım yarabbim...
  12. Dürüstlük pahalı bir mülktür herkeste bulunmaz..
  13. Çekim yasasıda zaten bu yönde geliştirilmiştir.. olumlamalar frekans titreşim ve enerji.. ne isterseniz o yönde frekans ve enerji yayarsınız..
  14. İlâhi renan abla kargaya mokun ilaç demişler oda gitmiş denize sıçmış.. hey allahım yarabbim..
  15. Ayasofya kararına teki bir çok ülkede rusya, abd ve özellikle de yunanistanda karşılık buldu.. Ayasofya yunan eseri veya yunanistanın öz mirası olmadığı gibi biz bu eseri yunanistandan değil doğu roma imparatorluğundan devraldık dolayısı ile yunanistanın herhangi bir hak talebi bulunmadığı gibi hiçbir ülkenin de ayasofya üzerinde tasarrufu veya hak talebi olamaz zaten, türkiye egemen bir hukuk devletidir ve mülkiyetinde bulunan eserler üzerinde istediği gibi tasarruf etme yetkisine sahiptir..
  16. Duanın etkili olabilmesi için dua öncesi yapılması gerekenleri mutlaka yapmanız gerekiyor, mesela temizlik ve güzel bir abdest, dua yaptığın mekanın uygun olması, özellikle bir çok dua gece yatsı namazı sonrası veya gecenin yarısı yapılır, dua edeceğin şeye konsantre olmak ruhen inanmak ve düşüncelerini sadece ona odaklamak gereklidir, "acaba olurmu kabul olurmu" gibi düşünceler ve şüphe duanın kabul olmasına engeldir, gibi dua öncesi mutlaka böyle ön hazırlıklar yapmak gerekir eğer ruhani alem için ise de kendini daireye alman israfı imar ve tahassun gibi korunma dualarını okuman gerekir.. dua öncesi allah rızası için 2 veya 4 rekat namaz duanın kabulünü hızlandırır.. bütün bunları yapmadan ya tutarsa misali rastgele bu işi yaparsan işin şansa kalmış demektir zaten... tüm dualarınız kabul olması dileğimle...
×
×
  • Create New...