Jump to content

hacersş

Üye
  • Content Count

    4,018
  • Joined

  • Days Won

    217

Everything posted by hacersş

  1. Misafirsin bu hanede ey gönül, umduğunla değil bulduğunla gül, hane sahibi ne derse o olur, ne kimseye sitem eyle, ne üzül... . mevlana
  2. Hayata sordum ; '' Neden bu kadar zorsun ? '' Hayat gülümsedi ve şöyle dedi: Siz insanlar kolay şeylerin değerini hiç bilmezsiniz. . .
  3. Yaşamı anlamlı kılan, eğlenceli kılan, katlanabilir kılan, zevkli kılan en önemli olgulardan biri şaşmaktır. Şaşma duygusu bizi yaşama bağlar. Eğer her şeyi bilirsek yaşamın ne heyecanı kalır, ne de anlamı. Mutlak olarak bilmek, belki cahilliği ortadan kaldırır ama daha korkunç bir durumun gerçekleşmesine neden olur; öğrenme isteğimizi ortadan kaldırır. Yaşamın mucizesiyle insan ruhunun mucizesi aynıdır: Gizemini parça parça sunmak, ama hiçbir zaman gerçekliği tümüyle vermemek. Bazı bölgelerin aydınlamasına ses çıkarmamak, peşinden koşsunlar diye bazı ipuçları ortaya atmak ama mutlak gerçeği asla teslim etmemek. 'Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir' diyen insana neden bilge denildi sanıyorsunuz?" Ahmet Ümit İnsan Ruhunun Haritası
  4. @berresu eminim kilo vermemek için elinden geleni yapıyorsun
  5. Tam bilmiyorumda kılıç veya peygamber çiçeği gece oksijen veriyormuş. Ben bunu duydum bir tane aldım, bir tanede anneminkini aldım. Rahmetli annem hayvanı ve çiçeği çok severdi. Artık ondan doydum mu bıktım mı bilmem çok istemiyorum. Dışarıda severimde evde istemem. 4 tane çiçeğim var onlarda yetiyor bana,
  6. Dr. Ali Ragıp BALTALI Adres bu, kolay gelsin
  7. "Dolaştım dünyayı, giymedim başıma tâç Ne zengini gördüm tok, ne fakiri aç Yâ RAB! Öyle bir feyz-i kanâat ver ki; Nâmerde değil, merde dahi eyleme muhtâç.!!" Yunus Emre
  8. Hayat, nefes aldığımız anların toplamından değil, nefesimizi kesen anların toplamından oluşur.”

    Alex Hitch Hitchens 

    Gerisi teferruat tır

  9. Amerika Maryland Üniversitesi, Enfeksiyon Hastalıkları şefi Dr. Faheem Younus’un twitlerinden; 1-- Covid19 ile aylarca yaşayacağız. İnkar da etmeyelim, panik de yapmayalım. Hayatı gereksiz yere zorlaştırmayalım. Mutlu olmayı ve bu gerçekle yaşamayı öğrenelim. 2-- Virüs yazın etkisini azaltmayacak. Brezilya ve Arjantin’de şu an mevsim yaz ama virüs hızla yayılıyor. 3-- Çok çok su içerek hücrelere nüfuz etmiş Covid19 virüslerini yok edemezsiniz, sadece sık sık tuvalete gidersiniz. 4-- El yıkamak ve 1.8 metre mesafede durmak, virüsten korunmak için en iyi yöntemdir. Eğer evde Covid19 hastası yoksa evdeki yüzeyleri dezenfekte etmeniz gerekmez. 5-- Kargo paketleri, benzin pompaları, alışveriş arabaları ya da ATM'ler enfeksiyona neden olmaz. Ellerinizi yıkayın, hayatınızı normal yaşayın. 6-- Covid19 gıda kaynaklı bir enfeksiyon değildir. Grip gibi damlacıkla ilişkili enfeksiyondur. Yemek siparişiyle belgelenmiş Covid19 riski yoktur. 7-- Saunaya girmek, hücreye nüfuz etmiş Covid19 virüslerini öldürmez. 8-- Koku alma duygunuzu pek çok alerji ve viral enfekiyonla kaybedebilirsiniz. Covid19 için spesifik olmayan bir semptomdur. 9-- Eve geldikten sonra kıyafetlerinizi değiştirip acilen duş almamız gerekmez. Temizlik bir erdemdir, paranoya değil. 10-- Covid19 virüsü havada asılı durmaz. Yakın temas gerektiren bir damlacık enfeksiyonudur. Hava temiz, parklarda bahçelerde (mesafeyi koruyarak) yürüyebilirsiniz. 11-- Covid19 ırk veya din ayırmaz, tüm insanlara bulaşır. 12-- Covid19’a karşı normal sabun kullanmak yeterlidir, illa antibakteriyel sabun almak gerekmez. Zaten virüs bakteri de değildir. 13-- Yemek siparişleriniz için endişelenmenize gerek yoktur. Ama çok istiyorsanız, mikrodalga fırında birazcık ısıtabilirsiniz. 14-- Ayakkabılarınızla eve Covid19 getirip hastalanma ihtimaliniz, günde 2 defa üstünüze yıldırım düşmesiyle aynıdır. 20 yıldır virüslere karşı çalışıyorum, damlacık enfeksiyonları böyle yayılmaz. 15-- Sirke, sumak, soda, zencefil içmekle/yemekle virüsten korunamazsınız. 16-- Eldiven giymek kötü bir fikirdir, virüs eldiven üstünde birikebilir, yüzünüze dokunursanız kolayca bulaşır. El yıkamak en iyisidir. LÜTFEN AŞAĞIDA Kİ PİSİKOLOG ARKADAŞIN YAZISINI DİKKATLİCE OKUYUNUZ.. ''' Bakin, alin 70 yasinda birini hergun bu felaket haberlerini izletin, " sira sana geliyooor, sana geliyoooor" mesajini verin, iddia ediyorum bu insan birkac ay icinde ölür. Bu programlar stress ve anksiyete yoluyla immun sistemimizi perisan ediyorlar..Izlemeyin! Deprem profesorlerine dönmus tıp hocalarini da izlemeyin! Ben bu surecin basindan itibaren sizlere bilimsel gelismeler işiginda paylasimlarda bulundum. Soylenecek fazla birsey kalmadigini düşunuyorum. Artik bu salginla ilgili birsey paylasmayacagim. Bu saatten sonra ayni seyleri tekrar etmek sadece yaşam kalitemizi yerle bir eder.''' Hasan Belli / Pisikolog VE LÜTFEN BU YAZININ ALTINA EKLENEN ŞU FIKRAYI DA OKUYUNUZ.. '''Tüccarın biri bir gün yolda Veba'yla karşılaşır. Endişeyle Veba'ya bakar ve "Nereye gidiyorsun?" diye sorar. Veba, "Bağdat'a" diye yanıtlar. “Kaç kişinin canını alacaksın?” diye tekrar sorar Tüccar. Veba, “Çok değil, sadece 5 bin kişi” der. Aradan zaman geçer ve Tüccar yolda yine Veba'yı görür. Fakat duymuştur ki Bağdat'ta vebadan dolayı 60 bin kişi ölmüştür. “Bana 5 bin kişiyi öldüreceğini söylemiştin. Oysa sen 60 bin cana kıymışsın” diye hiddetlenir Veba'ya. Veba ise gayet sakin ve kendinden emin, “Ben 5 bin kişi öldürdüm. Geriye kalanı korkudan öldü” der.'' VÜCUT SAĞLIĞINIZ İLE BERABER, AKIL SAĞLIĞINIZI DA KORUYUNUZ.. UNUTMAYINIZ, BOZULAN PİSİKOLOJİ, VUCUT DİRENCİNİ DİBE İNDİRİR...
  10. Adamlar ölmekten korkmuyor aç kalmaktan korkuyor. Bu millet yokluk görmemiş şımarık insanlar. Kafayı sıyırdık tümden. Bana birşey olmaz diyenlere, lin lin gezenlere beddua ediyorum Allahım inş. Kendi başlarını yerler bu sözüm şımarıklara, yalancılara, iftira atanların canı cehenneme Çalışmak zorunda olanların Rabbim yar ve yardımcıları olsun. Ümmeti Muhammed ile yüzümüzü güldürsün Allah.
  11. Bu isimler nelerdir, Türkçe yazabilirmisiniz.
  12. @Renan, @berresu bu konudan bahsetmiş olabilir
  13. YARIM MEKTUP... Annem, evi, babamı ve bizi terk ettiğinde ben altı yaşında, abim sekiz yaşındaydı. Annemin babamı terk etmesini o yaşta bile anlamıştım da, bizi terk etmesini anlamamıştım. Anne çocuklarını terk eder miydi? Babam, annemi döverdi. Babam beni, abimi döverdi. Ben o yaşlarda babalar döver diye biliyordum. Babalar döver… Anneler olmayınca, evlerin yalnız dört duvardan ibaret olacağını da, annem gidince öğrenmiştim. Sabahları “Elinizi, yüzünüzü yıkayın, kahvaltı hazır” diyen olmadığı gibi, günlerce aç kalsan, “Aç mısın?” diye soranında olmadığını öğrendim.Öğrendiklerim içinde canımı en çok yakan şey ise, anne kokusu olmayınca, çocuklar kaç yaşında olursa olsun, büyüdüğüydü. Ben altı yaşında büyüdüm. Annem evi terk ettiğinden sanırım on gün sonra evimize polisler geldi. Söylediklerine göre, annem intihar etmiş. Elinde sıkı sıkı tuttuğu bir zarf varmış. Zarfın üzerinde, kızım ve oğluma verilsin, yazıyormuş. Ben o zamanlar okumayı bilmiyorum, nasıl okuyacağım? Abim okudu, mektubu dinlerken, ağladım. Abim de ağladı. Biliyor musunuz, ben en son o gün ağlamıştım ve şimdi bunları yazarken. Elimde o mektup, yeni bir mektup yazmama gerek yok. Annemin yazdıkları ile benim hayatım arasında fark yok. O genç yaşta intihar etmekten başka çare bırakılmayan kadın, ben yaşarken ölüme mahkûm kadın. Annem, bizi terk edince, baba evine gitmiş. Babası sinirlenmiş. Kadın dediğin evinde otururmuş. Kadın dediğin, ağzı dolu kan olsa, kızılcık şerbeti içtim, demeliymiş. Ona o evde yer yokmuş. Annem dedeme yalvarmış. “Bir ay kadar kalayım, sonra bir çare bulurum, çocuklarımı yanıma alır, yeni bir hayata başlarım” demiş. Vay! Vay! Vay! Kadın tek başına yaşayacakmış. Dedemin namusunu beş paralık edecekmiş, kahveye bile gidemez edecekmiş, ölsün daha iyiymiş. Annem o akşam, çamaşır ipini hiç düşünmeden boynuna geçirmiş. Bunları yıllar sonra anneannem ölüm döşeğinde, ben on dokuz yaşında iken anlattı. Babam, annemin ölüm haberini alınca, hiç üzülmedi. Bizi yetiştirme yurduna vereceğini söyledi. Abim sekiz yaşındaydı ama her şeyi biliyordu. Biz artık orada yaşayacakmışız. Orası bizim evimiz olacakmış. Birbirimizden ayrılabilirmişiz, Kardeşler birbirini unutuyormuş. Biz unutmazmışız ama çok yıllar sonra birbirimizi tanımayabilirmişiz, onun için ikimizde annemin mektubunu saklamalıymışız. Saklarız da tek mektup var, nasıl ikimizde saklayacağız, diye sormama gerek kalmadan, abim makasla mektubu boyundan tam ortadan kesti. Cümlelerin baş tarafı olan kısmını bana verdi. Cümlelerin baş kısmı bende olunca, ben okumayı öğrenince devamını tahmin edermişim. O zaten ezberlemiş. Halam bizim yurda gönderileceğimizi öğrenince, bize geldi. Babama “Kız çocuğu yurda verilmez. ”Ben alayım hayatı” dedi. Kız çocuğunun yurda neden verilmeyeceğini de, halamla yaşamaya başladığımda anladım. Kız çocuğu demek, evde iş yaptırılacak bedava hizmetçi demekti. Halam, bir gün olsun ismimi söylemedi. İsmim, Uyuşuk olmuştu. Uyuşuk su getir… Uyuşuk şu tabakları yıka… Uyuşuk şu çoraplarımı bir güzel sabunla… Abim ayda bir kez halama beni ziyarete geliyordu. Yurtta rahat olduğunu söylüyordu. Bende rahat olduğumu söylüyordum. Abim üzülsün istemiyordum. Acaba abim de, ben üzülmeyeyim diye mi, rahatım diyordu? Bunu sormaya hiç cesaret edemedim. Okula başlamıştım. Sınıfta okumayı ilk öğrenen bendim. Nasıl öğrenmeyeyim, annemin mektubunu okuyacaktım. Mektupta, “Hayat güzel kızım, ben seni…” yazan cümlenin bu kısmından kesilmişti. Ben her gece yatağımda, o cümleyi farklı tamamlıyordum. “Hayat kızım ben seni ÇOK SEVİYORUM.” “Hayat kızım ben seni ÇOK ÖZLEDİM.” “Hayat kızım ben seni BEKLİYORUM.” Cümleye eklediğim sözcüğe göre hayal kuruyordum. Hayallerimde hep mutluydum. İnsan mutsuz hayal kurar mı? Ortaokulu bitirdiğimde, halam artık okula gitmeyeceğimi söyledi. Oysa ben okumak istiyordum. Okuyup, ayaklarımın üzerinde durabilmek ve abimle bir evde yaşamak… O yaz mahalle bakkalı üç çocuklu Hasan Amca’nın karısı kanserden öldü. Çok üzüldüm. Üç çocuk ne yapacaktı, annelerinin kokusunu ne çok özleyeceklerdi. Anneler neden ölüyordu? O üç çocukta benim gibi isimlerini unutacak, uyuşuk mu olacaklardı? Ben Hasan amcanın çocuklarına üzülürken, meğerse Hasan amcanın sözlüsü olmuşum. Sekiz bileziğe, üç bin liraya satılmışım. Yaşım resmi nikâh için küçük olduğundan, kırk gün sonra, imam nikâhı ile Hasan Amcanın karısı oldum. On beş yaşındaydım. Hasan amcanın karısıydım. İki, beş, altı yaşında üç çocuğum vardı. Birde bir çocuğum olmasını öğütleyen halam… Benimde bir çocuğum olmalıymış ki, yerim sağlam olsun. Hasan amca başka kadınlara gitmesin. Hasan amcadan ilk tokadı, Hasan amca dediğim için yedim. Bir kadın kocasına, “amca” der miymiş… Ben altı yaşında annem gittiğinde susmayı öğrenmiştim. Hiç der miydim, İnsan on beş yaşında bir kıza karım der mi, diye… Hasan amca bana tokat attığında, üç çocuk babasının ayaklarına sarıldı. “Hayat ablamı dövme, o bizimle oyun oynuyor. Masal anlatıyor” diye yalvardılar. Ben, o çocukların ablasıydım. Masal diye anlattıklarım ise hayallerimdi. Hasan amca evden gidince, aynanın karşısına geçtim. Hasan demeyi öğrenecektim. Her Hasan, deyişimde aynada, Hasan amcanın, tepeden saçları dökülmüş başı, burnunun üzerine düşmüş gözlüğü, göbeğiyle görüntüsü belirliyordu. Ben her Hasan dediğimde suç işlemiş gibi utanıyordum. Hasan amcaya, Hasan diyemiyordum. Aynanın karşısında deneme yaparken, Hasan amcanın altı yaşındaki oğlu yanıma geldi. “Hayat abla” dedi “Annem, babama bey derdi. Sende bey de.” Bey, evet, evet bey iyiydi. Eğilip kara gözlü, hayallerimi masal diye dinleyen, Sami’yi öptüm. Beş yaşındaki Elif’i, iki yaşındaki Zehra’yı da çağırıp, onlara masal anlatmaya başladım. O gün masalıma; Tatlımı tatlı, güzel mi güzel altı yaşında, ismi Masal olan bir kız çocuğu varmış. Masal annesini kaybetmiş. Her yerde annesini aramış, bulamayınca hayaller ülkesine gitmiş. Masal, hayaller ülkesinde o kadar mutluymuş ki, bir daha gerçek dünyaya gelmemiş, diye başladım. Masal, masalımda hep mutluydu. Hep gülümsüyordu. Her gün çocuklara Masal’ın masalını anlatıyordum. Çok mutluyduk. Hasan amcada iyiydi. Artık, Bey diyordum. Zaman zaman öfkeleniyordu ama ben onun neden öfkelendiğini anlıyordum. O sekiz bilezik ile üç bin liraya bir masal abla satın almıştı. Oysa o, bir kadın almak istemişti. Abim ziyaretime geliyordu. Her geldiğinde, annemin mektubunun yarısını vermek istediğini söylüyordu. Kabul etmiyordum. Mektubun diğer yarısını okursam, Masal hayal ülkesinden, acımasız dünyaya dönecek, mutsuz olacak gibime geliyordu. Benim tüm hayalim, mektubun diğer yarısı üzerine kurulmuştu. Kırk yaşına geldiğimde, masalımı dinleyen çocuklarım büyümüştü. Sami doktor olmuş, tayini bir başka şehre çıkmıştı. Ne zaman mutsuz olsa, beni telefonla arayıp, “Hayat abla” diyordu “Bana masal anlat” Ben hemen Masal’ın hayaller ülkesindeki serüvenlerini anlatmaya başlıyordum. Elif öğretmen olmuş, evlenmişti. Bir kız torunum olmuştu. İsmini Hayat koymayı çok istemişlerdi. İzin vermedim. Elif, “O zaman torunun ismi Masal, olacak” dedi. Torunumun ismi, Masal. Zehra’m benim küçük kızım, veteriner olmuştu. “Hayat abla, hangi hayvan huzursuzluk yapsa, masal anlatıyorum, sakinleşiyor” diyordu. Zehra da evlenmişti. Bir erkek torunum olmuştu. Torunuma masallarımda ki, Masal’ın arkadaşının ismini koymuştu. Kahraman. Kırk beş yaşımda iken, Hasan Amca yani Bey’im öldüğünde çok üzüldüm. Son sözü, “Hakkını helal et” olmuştu. “Hakkını helal et” Tüm içtenliğimle hakkımı helal ettim. O iyi bir insandı. Hakkımı, on beş yaşında kız çocuklarının evlenmesinde bir beis görmeyen zihniyete ve bu zihniyeti destekleyenlere helal etmiyorum. Hakkımı her gün şiddete maruz kaldığını bildikleri kızlarının boşanmasını namussuzluk sayan, kör zihniyete ve bunu destekleyenlere helal etmiyorum. Hakkımı yaralı bir kuş gibi, çaresizce umutlarına düşmüş çocuklara merhametsiz davranan yüreklere helal etmiyorum. Alıntı
  14. "Hiç kimse,geçmişini geri satın alabilecek kadar zengin değildir.Ama geleceğini düzeltmek için,herkesin kocaman bir şansı vardır."
    -Oscar Wilde

  15. Sabah namazı sonrası 100 adet okunur 7 veya 21 gün diye belirtilmiş. Ben çok faydasını gördüm ve görmekteyim çok şükür. Sadece kendi yorumumu yazacağım. İlk başladığımda 100 adet okuyordum. Sonraları benim için sayının önemi olmadığına karar verdim. Aklıma geldikçe okurum. Beni çok ferahlatan borçlardan kurtaran dua ettiğim zaman hemen gerçekleşen dileklerim oldu. Günlük ne kadar dersen 100_150 bazen 20 okuyorum. Özellikle tövbe süresi son ayetini devamlı okurum iç sıkıntısına birebir. Aklıma geldikçe yazarım... Bu arada Muhittin Arabide çok okurum 40 ismi, Bu karantina dönemlerinide tez vakitte atlatalım diye okuyorum. Allah büyük duyar sesimizi biiznillah.Şafi ismi ile Şifa yarabbim. Niyet çok önemli her işimizde niyet ve salavat ile başla nacizane tavsiyem.
  16. Gerçekten ilginç miş... Orayı gezelim burayı gezelim derken mahallemizi parkımızı gezemez olduk. Markete bile donanıp gidiyoruz alt tarafı mikrop korkutuyor bizi.... Tövbeler tövbesi hep şükrettik. Şükrümüze devam
  17. hacersş

    Ah Bu Rüyalar

    Ölmediğimi söylüyorum... Acaba,
  18. Rüyada oyuncak bebek görmek hayatı çok ciddiye almadan, hayatla dalga geçerek yaşamak anlamına gelir. Rüyasında oyuncak bebek gören kişi, mümkün olduğunca hayatın kendini üzmesine, kırmasına ya da bir yaprak misali oradan oraya savurmasına müsaade etmez. Üzüntüsünü de yaşar ama her şeyi göğüslemeye ve metin olmaya hazırdır. Rüya sahibi acıdan ölmediği sürece, ona karşı dayanma gücü elde ettiği felsefesine inanlardandır. Bazı rüya tabirlerine göre rüyada oyuncak bebek gören kişi gayri ciddi, hiçbir şeyi önemsemeyen, gerek aşk hayatındaki gerek sosyal hayatındaki ilişkilerine değer vermeyen kimseye işaret eder. Rüyada oyuncak bebek görmek ayrıca kişinin çok mutlu olacağı, tüm sevenleriyle vakit geçireceği bir yerde olacağı anlamına gelir. İkinci rüyanda istediğin işin olumlu sonuçlanacak inş.
  19. hacersş

    Ah Bu Rüyalar

    Rüyalar insanı derin düşüncelere boğuyor. Yaşadığımız olaylardan galiba, Ölmüşüm bembeyaz kefenle defnediliyorum başımı eşim tutmuş, ben ölmedim, çırpınmıyorum herkes korkmasın diye sana söylüyorum derken uyandım. Hayırdır inşallah.
  20. EVLİYALARIN DİLEK DUASI Bismillâhirrahmânirrahîm* Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm* Allahümme innî es'elüke yâ kadîmü* yâ dâimü* yâ ferdü* yâ vitru* yâ ehadü* yâ samedü* yâ hayyü* yâ kayyûmü* yâ zel celâli vel ikram* fein tevellev fekul hasbiyallahü lâ ilahe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azîm.* İsa (A.S.) bu mübarek duayı okur, ölüleri diriltirdi. Haceti veya bir dileği olan sabah namazını kıldıktan sonra kıbleye karşı oturur da bu duayı yüz defa okursa dileği gerçekleşir. Cenabı Hakkın velî kullarından olan Süleyman bin Mukatil hazretleri şöyle buyurmaktadır: " yukarıdaki dua sabah namazından sonra yüz kez okunmasını tavsiye ederim..... Öyle ise bu duayı hiç tereddüt etmeden içten, samimiyetle okuyup Cenabı Hak'ka aşk ile tevekkül etmeliyiz. DUANIN TÜRKÇESİ: Hz.İsa (a.s.)'nın Hastaları ve Ölüleri Diriltme Duası Ey Allahım Semada ilah Sen sin Yer de ilah sen sin İkisinde de Sen den gayrı ilah yoktur Göklerde Cebbar olan Sensin Yerde Cebbar olan Sen sin İkisinde de senden gayrı Cebbar olan yoktur Göklerde hükümdar olan sen sin Yerde hükümdar olan sen sin İkisinde de Senden gayrı hükümdar yoktur Göklerde hüküm senindir Yerde hüküm senindir İkisinde de Senin hükmünden gayrı hüküm yoktur Senin yeryüzündeki kudretin semadaki kudretin gibidir Senin yeryüzündeki saltanatın semadaki saltanatın gibidir Ben senin şerefli isimlerinle sen den dilekte bulunuyorum Hiç şüphe yok ki sen her şeye Kadirsin Senin her şeye gücün yeter İsa Aleyhisselam ölüleri Esmay-ı Hüsnadan Ya Hayyu Ya Kayyum! Esması ile diriltirdi. Huzur veriyor, sağlık veriyor bereket veriyor diline güzellik veriyor. Kötü düşünce gelince hadi ordan be diyorsun rahatlıkla kötülükleri kovuyorsun. çok şükür
  21. Bismillahirahmanirrahim. Ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim. Allahümme inni eselüke ya kadimü. ya daimü ya ferdü ya vitru ya ehadü ya samedü ya hayyu ya kayyumü ya zel celali vel ikram fein tevellev fekul hasbiyallahu la ilahe illa hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azim.

     
  22. Son noktayı bence Mehmet Öz koymuş Şimdiye kadar okuduğum en rahatlatıcı yazı bu oldu Dr. MEHMET ÖZ Yıllardır doğru düzgün girmediğim facebooka bu virüs yüzünden girip bir şeyler yazayım istedim çünkü neredeyse 15 ocaktan bu yana, yani 2 aydır bu hastalık üzerine bilimsel makaleler de dahil çok fazla okuma yaptım. Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Bu virüsten kaçış yok arkadaşlar. İstisnasız hepimiz yakalanacağız. Ama ne kadar geç yakalanırsak o kadar iyi, bunu en sonda açacağım. Aynen grip virüsünde olduğu gibi önümüzdeki yıllar, on yıllar boyunca bu virüsle yaşamayı öğreneceğiz. Emin olun bu kesin. Şu an alınan karantina, tatil, izin vb önlemlerinin tamamı virüsün yayılma hızını yavaşlatıp, sağlık sektörünün çökmemesini sağlamak üzere alınıyor. Çok hızlı yayılımda hastanelerin yoğun bakım üniteleri çıkmaza giriyor ve bilamecbur İtalya örneğinde olduğu gibi hangi hastanın yaşayacağına, hangisinin öleceğine karar verilmesi gereken berbat bir durum ortaya çıkıyor. Virüs dediğimiz şeyler aslında öldürücü, şeytani birer düşman değiller. Onlar da aynen bizim gibi üzerinde konuşlandıkları alan sayesinde yaşayan canlılar. Zaten genelde hayvanlardan bize geçiyorlar ve evet, hayvanları genelde öldürmüyorlar. Çünkü kendileri de yaşamak için üzerinde yaşadıkları canlılara muhtaçlar. Yüzyıllardır hayvanlarla beraber yaşamaya alışmışlar. E peki biz neden ölüyoruz? Çünkü birbirimizi tanımıyoruz. Virüs kendini hala hayvan vücudunda zannediyor. Yeni yerleştiği konağın şartlarını henüz bilmiyor. Belli bir süre geçtikten sonra hem bizler onlara bağışıklık kazanacağız hem de onlar kendi sonsuz yaşamları için mutasyona uğrayacaklar. Böylece beraber yaşamaya alışacağız. Mesela aranızda herpes labialis adlı virüsü duyan oldu mu hiç? Duymadınız ama kendisi dünyanın en yaygın virüslerinden birisi ve bir kere vücudumuza girdikten sonra biz ölene kadar vücuttan atılamıyorlar. Peki ne yapıyor bu virüs? Dudağınızda uçuk çıkarıyor. O kadar işte. Bizi öldürmüyor çünkü biz ölürsek kendisi de yaşayamıyor. Grip virüsü de hemen hemen öyle. Öldürücülük oranı %0.1 civarı ve genelde zaten vücudunda kronik sorun olanları öldürüyor. Her sene ve her sene dünyada yarım milyar insan grip virüsüne yakalanıyor. Bu şekilde birlikte yaşamaya alıştığımız tonla virüs var. Corona virüsler (sars, mers vb) ile de yaşamaya alışacağız (tabii mers ile belki 1000 yıl sonra). Sadede gelirsem, dediğim gibi hepimiz bu virüse yakalanacağız. Hatta belki birçoğumuz yakalandı bile ama fark etmedi. Ve hatta hastalığı da atlattı. Vücudu virüsle yaşamaya çoktan alıştı ya da virüs o vücutta yaşayamadı ve başka konaklara geçti. Bu konuda en güzel örnek Diamond Princess gemisi. Gemideki 3700 kişinin 700'ünde test pozitif çıkmış. Ama bu 700 kişinin 350'si hastalığı hissetmemiş bile. Ve hala da çok sağlıklılar. Yatak döşek yatmıyorlar. Ki yaş ortalamaları da baya yüksek. Peki neden böyle? Çünkü o 350 kişinin bağışıklık sistemi çok güçlü. Yani bu hastalıkta en önemli şey bağışıklık sistemi. Aramızda bağışıklığı iyi olanlar, spor yapanlar, doğru besinleri alanlar, sigara içmeyenler vb. bu hastalığı belki hissetmeyecek bile. Belki hafif bir grip gibi atlatıp hayatlarına devam edecekler. Ne yapmak gerekiyor? Öncelik vücut direnci. Spor ve hareket. Sonrası beslenme. Özellikle meyve sebzeler ile daha spesifik şeyler, mesela sarımsak, yoğurt, kefir, yeşil çay vb. Sonrası ise besin takviyeleri. Özellikle c vitamini, çinko, beta glukanlar (1.3 ve 1.6) ve kara mürver ekstresi. Meyve sebzeler ve takviyeler eğer kendinize de dikkat ederseniz bu kışı atlatmanızı sağlayabilir. Çünkü bağışıklık sistemini çok dirençli hale getiriyorlar. Dediğim gibi, bu virüsle yaşamaya alışın. Önümüzdeki yıllarda, hatta belki aylar ya da haftalarda mutasyona da uğrayacak, ya daha ölümcül olacak, ki kendi de kaybeder, bu yüzden bunu düşük olasılık görüyorum, ya da o da bizimle yaşamayı öğrenecek. Aşısı bulunsa bile mutasyona her uğradığında aşı işlevini kaybedecek. Grip aşıları da öyledir. Sizi sadece geçmiş senelerin grip virüslerinden korur. Yenilerinden değil. Yani tam koruma sağlamaz. Tam koruma her zaman için bağışıklık sisteminizdir. Fakat dediğim gibi virüsün canlılığını devam ettirebilmesi için bulunduğu konağı öldürmemesi ve başka konaklara geçebilmesi gerekiyor. Bunun için de mecburen mutasyona uğramak zorunda. Mutasyon dediğimiz şey ise nesille alakalı ve virüsler çok hızlı üreyip öldükleri için bizlerde yıllar alan nesil değişimi onlarda saatler alabiliyor. Bu sayede çok hızlı mutasyon geçiriyorlar. Ve büyük bir olasılık süre geçtikçe virüs bulaştığı kişiyi öldürmeyecek şekilde mutasyon geçirecek. Yani bu virüsü ne kadar geç kaparsanız tehlikesi o kadar az olacak. Evet, hepimize uğrayacak bu virüs ama ne kadar geç uğrarsa o denli şanslı olacağız. Bu yüzden olabildiğince evden çıkmamak, hijyene dikkat etmek, gerekli şekilde beslenmek, hareket etmek ve gerekli takviyeleri almak gerekiyor. Bunları yapanlar emin olun hepimizden uzun yaşayacak. Özet 1- Kendinizi karantinaya alın. Virüsle en geç temas edenler en şanslıları olacak 2- Hijyen. Olabildiğince temizliğe dikkat edin. 3- Meyve sebze yiyin. 4- Bağışıklığa iyi gelen sarımsak, kefir, yoğurt gibi besinler tüketin. 5- Bağışıklığa çok iyi gelen besin takviyeleri ve vitaminler alın. Örnek: beta glukanlar, c vitamini, çinko, kara mürver ekstresi vb. 6- Hareket edin ve evinizde spor yapın. 7- Sigarayı bırakın. 8- Bol su için. Lütfen telefonunuzda kayıtlı herkesle paylaşın Sağlıklı günler dilegiyle
×
×
  • Create New...