Jump to content
Guest stardust

Dilekler Icin.. Aya Yorgi Kilisesi

Recommended Posts

Bir muslumanin kikiseye gidip dilek dilemesi de ne kadar mantikli.

  • Like 2

Share this post


Link to post
Share on other sites
Belis yorumunu gördüm düzeltmek isterim: ben peder ve papazlarla konuştum birkaçiyla ve onlar kurani kerimin Peygamberimiz hz. Muhammed (sav) e müjdelendiğine inanıyorlar. Hristiyan ligin geçersiz olduğuna inanmak yanlistir çünkü biz ümmeti Muhammed olarak bizden önceki semavi dinlerin varligina ve hatta tövbe istiğfar ederken de belirttiğimiz gibi "Hz. Ademden son peygamber hz. Muhammed'e kadar olan bütün peygamberleri tanidigimiza cümlesine inandigimiza son dinin İslam son kitabin kurani kerim olduğuna" and iciyoruz. Yani hicbir dinin geçersizliği diye birşey yok eğer öyle olsaydi cümlesi müslüman olurdu. "Sizden öncekilere de kitap verdik peygamber yolladik hatta israilogullarina allahin zamanında rahmet ettiğini ancak gaflete düştüklerinden ve sonra tövbe ettiklerinde yine allahin bagislayan olduğundan vs bakara suresinde bahseder. Allah birdir tas yiginlarinin bi önemi yoktur. Kalp ve niyet mühimdir sen euzubesmeleyle kiliseye adim atarsan Rabbim senin evinde senden istiyorum dersin . caminin olmadigi yerde girilmesinde sakinca yoktur. Gezmeye de gidebilirsiniz dinler ve kavimler tarihi bir siraya gore gelmişse öncesini saymamak demek bizden öncekileri yoksaymaktir. Kurani kerim apacik bize diğer semavi dinlerin varligini kabul etmeyi söylüyor. Ayni şekilde bakara suresinin bir ayetinde hristiyan yahudi ve müslümanlardan iyilikte bulunana apacik iyilik kotulukte bulunana apacik kötülük geleceği belirtiliyor. Hristiyanlık geçersiz sayılabilecek olsaydi insanların kefelerindekine gore allahin rahmetinden faydalacagi değil sadece müslümanların allahin kerem ve lutfundan faydalanacagi yazardi. Şüphesiz o çok bağislayan ve çok merhamet edendir. Kimse kurani kilisede okumak için özellikle gitmiyor zaten. Saygılarımla

P.s: onların dini değişmedi. İslam dini geldi.ve su anda dünya üzerinde müslüman olanların sayisi hizla artmakta. Ben hicbir papazdan rahipten hz Muhammedin kurani yazdigini duymadim.

 

Peki neden islam dini geldi? İslamiyete göre kendinden önce gelen kitaplar değiştirildiği için Kuranı Kerim indirilmiştir.

İslamiyette Kuranı Kerim yeryüzüne indirildiğinden itibaren diğer tüm dinler geçersiz sayılır.

“Andolsun “Şüphesiz Allah Meryem oğlu Mesih’tir.” diyenler küfre düşmüştür. De ki: “O eğer Meryem oğlu Mesih’i onun annesini ve yeryüzündekilerin tümünü helak (yok) etmek isterse Allah’tan (bunu önlemeye) kim birşeye malik olabilir? Göklerin yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü Allah’ındır; dilediğini yaratır. Allah herşeye güç yetirendir.” (5/17)

“Yahudiler: “Üzeyir Allah’ın oğludur” dediler; Hıristiyanlar da: “Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar? (9/30)

“Yahudi ve Hıristiyanlar: “Biz Allah’ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz” dedi. De ki: “Peki ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor? Hayır siz O’nun yarattığından birer beşersiniz. O dilediğini bağışlar dilediğini azaplandırır. Göklerin yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah’ındır. Son varış O’nadır.” (5/18)

“Allah katından yanlarında olan (Tevrat)ı doğrulayan bir Kitap geldiği zaman, -ki bundan önce inkâr edenlere karşı fetih istiyorlardı- işte bilip-tanıdıkları gelince, onu inkâr ettiler. Artık Allah’ın laneti kafirlerin üzerinedir.” (2/89)

“Peki onlar, Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de istemese de- O’na teslim olmuştur ve O’na döndürülmektedirler.” (Al-i İmran 83)

 

“Kim İslam’dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de hüsrana uğrayanlardandır.” (Al-i İmran 85)

Zaten hiçbir müslüman islamiyetten önce gelen semavi dinlerin varlığını kabul etmiyorum demez diyemez. Kuranı Kerimde apaçık şekilde belirtilmiştir. Fakat hiçbir müslüman da islamiyet yeryüzüne geldikten sonra her semavi din geçerliliğini koruyor diyemez. Bunu derse Kuran-ı Kerimdeki ayetleri de inkar etmiş olur.

Peki papazlar kendi dinlerinden sonra islamiyetin geldiğini kabul ediyorsa neden müslüman olmuyorlar?

Çünkü Kuranı Kerim'e inansalardı bu ayetlere de inanırlardı.

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bir muslumanin kilisede dua etmesinin doğruluğunu tartismaktan öte geçersiz saymak bence tarihi de yoksaymak gibi geliyor. Kimi müslüman cami bulunmadigi yerde allahin evi diye düşünerek kalbinden geçeni kilisede psikolojik olarak bir mabedde olduğundan kendini güvende hissedip dua edebilir. Allah her yerde elbette camide aldiginiz huzur ayridir. Kim kiliseye gidip namaz kiliyor ki sinagogta cenaze namazi kilalim oldu olacak ifadesi yersiz olmuş. Ben bunu belirtmek istiyorum. Bizim dinimizin gerekleri bellidir ayrıca aya yorgiye yari hacmi olmaya gelen hristiyanların da ibadetlerine çok büyük saygisizlik yapildigini düşünüyorum. Papazin önünde durup istavroz cikarttiran müslümanlar değil benim dediğim yurtdisindadir manevi olarak cami yoktur allahin evinde kendi inanci geregielini acil duasini edebilir.

 

Ben kendimi ifade edemiyorum konu sahibi burada bir konu acmis. İnsanlar da dönmüş giden ne düşünceyle nasil gittiğini anlatmis. Biri ne diye gidersiniz demeye getirmiş beriki başka yöne çekmiş. Biri de cikmis başka bi uç yorumla hortlatmis. Kimsenin kurani kerimin ayetlerini inkar ettiği yok. Gereksiz tartismalar ile doluyor sayfalar ben hicbir papazdan hicbir dilde boyle bir ifade duymadim :kur ani kerimi Muhammed yazdi denmedi kiliseye ibadete gitmiyorum belirtmek isterim. Bir turist kafilesi eyüp sultana nasıl çekebiliyorsa gezme amacıyla kilisenin de tarihi acidan görülmesinde sakinca yoktur. İyi gunler

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

Allah hidayet versin sapkınlardan olmayalım Rabbimiz en büyük vekil kiliselerde işimiz ne....

  • Like 4

Share this post


Link to post
Share on other sites

heryerin yeri ayri, tabiki bizim müslümanlarin yeri Cami...ama su varki orasida bi ibadet yeri, bizim icin olmasada. Gecen sene arkadaslarla Büyük Adaya gittik ve Aya Yorgiye ciktik, oranin bi hikayesi var okuyun nette derim, bilmeyenler icin;)

Share this post


Link to post
Share on other sites

mantıksız canım. ne işimiz var orada.

 

Bir muslumanin kiliseye gidip dilek dilemesi de ne kadar mantikli.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aslında işin özü kilisede dua etmek değil.Türbelere gidip çaput bağlamak,dilek dilemek ne kadar doğru ise,aya yorgiye gidip ip bağlamak,dilek dilemekte o kadar doğru .hiç bir fark yok..

Şu an aklıma 2 yer geldi birden..Antalya serik te uzun kız mezarı.Başındaki ağaca bağlanan çaputlar.

Ve benim köyümde bir türbe.ismi çismi yok.Orada bile çaput dolu .nufusunu toplasan çarpsan 100 yoktur..

 

Bu bizim kültürümüzde var.Ağaç,dilek,çaput üçlüsü..Geriye kaldı insani kudsiyetle kutsanmış bir yer..

 

Size bir türbe hikayesi anlatmak istiyorum..Şu an o yer bizim.yani tapusu bizde..İsmide türbe yanı..Hikayesi aynen şöyle.

Teyzem gece rüyasında karmaşık bir şeyler görür,O gece karmaşık rüya gören birde kapı komşusu vardır..Bunlar o geceden dertlenirler ve orada bir şey var derler.Ertesi günü bir meşe ağacı keserler ve oraya dikerler.

O arazi artık türbe diye adlanır ve tapusu yakın zamanda bize geçti..

Buyrun size en taze türbe hikayesi:)

Share this post


Link to post
Share on other sites

bir müslümanın bence de kilisede işi olmamalı.

ben günah olur diye hiçbir kilisenin avlusuna dahi girmedim bugüne kadar, bırakınız dilek dilemeyi

elbette dileyenlere de saygım sonsuz..:)

Share this post


Link to post
Share on other sites

Efsaneye göre... Kilisenin her yıl daha da fazla ziyaretçi almasının sebebi kulaktan kulağa dolaşan dileklerin gerçek olduğu söylentileri. Birçok motif barındıran kiliseye gelenlerin en çok dikkat ettiği, mızrağı ile bir deniz canavarını öldüren Saint George ikonası. Kilisenin bu ikonaların da dahil olduğu, ve ünlenmesini sağlayan bir efsanesi var. Rivayete göre, Bizans dönemlerinde işgal altında kalan adanın papazları, ikona ve kutsal eşyaları kurtarmak için toprağa gömmüşler. Aradan uzun yıllar geçmiş ve Rumların Aya Yorgos dediği ve zaman içinde Aya Yorgi olarak anılmaya başlayan aziz, bir gün bir çobanın rüyasına girmiş ve ondan kiliseye giden yokuşu turmanmasını, çan sesini duyduğu an olduğu yerde durup toprağı kazmasını istemiş. Çoban bu rüyayı birkaç gün daha üst üste görünce aziz Aya Yorgi’nin kendisine dediklerini harfiyen uygulamış ve toprağın altından bugün halihazırda kilisede de sergilenmekte olan bu ikona ve kutsal cisimleri çıkarmış. Neden 23 Nisan ve 24 Eylül? Aya Yorgi kilisesi, Efes yakınlarında bulunan Meryem Ana’nın evi ile birlikte Hıristiyanlar tarafından kabul edilen iki hac noktasından biri olma özelliğini taşıyor. Ortodoks mezhebinde 23 Nisan tarihi, Yorgoların isim günü olarak anılıyor. Hem 23 Nisan hem de bir Azize olan Ayie Thekla’nın anıldığı 24 Eylül tarihlerinde Aya Yorgi’ye gelmek Hıristiyanlar inancına göre daha kutsal. Bu tarihlerde Aya Yorgi’ye giden yolu tıpkı efsanedeki çoban gibi çıplak ayakla ve hiç konuşmadan takip edenlerin yarı hacı sayılıyor olduğuna inanılıyor. Sadece yokuşu tırmanıp kiliseye varmak yeterli mi? Öncelikle 23 Nisan ve 24 Eylül tarihlerinde adaya adeta hücum eden kalabalık, polislerinde desteğiyle türlü güvenlik önlemleri alınarak bir yığın halinde iskeleden kiliseye doğru çıkan yokuşu tırmanmaya başlıyor. Bu tarihlerde kiliseye girebilmek için sabahın erken saatlerinde adaya varmanız şart! Dilek dilemek için yokuşu tırmanmış olmanız yetmiyor. Kiliseye ulaşmayı ve buradaki manzarayı kucaklamayı başaran şanslı ziyaretçiler, buradan bir anahtar veya bir çan alıyor. Dileği gerçekleşenler ise bu andan itibaren aldığı objeyi kiliseye geri götürmek zorunda. Ayrıca kiliseye çıkan yokuşta çalılara ip bağlayanların da dileklerinin gerçekleşebileceğine, yolun başından sonuna kadar bir makara ipi aça aça ilerleyenlerin de kısmetlerinin açılacağına inanılıyor. Dileklerini bir kâğıda yazıp bu kâğıdı kilisenin içindeki dilek kutusuna da atabiliyorsunuz. Bunların dışında son yıllarda rastlanılan renkli adak mumları da var. Ayrıca gelen ziyaretçilerin bazıları da kilisenin arkasında küp şekerler ve ağaç dallarını dizerek oluşturdukları harf ve çizimlerle de dilek diliyorlar. İzdihama dikkat 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile aynı güne denk gelen yılın ilk ziyaret günü, her yıl olduğu gibi bu yıl da yoğun ilgi gördü. Aya Yorgi’ye ilk defa çıkacakların tedbirli olmaları ve izdihamdan etkilenme ihtimallerinin olduğunu bilmeleri gerekiyor. Adaya varanlar kiliseye çıkan yokuşun başına gelebilmek için çoğunlukla fayton kullanıyor. Bu yüzden uzun fayton kuyruklarıyla karşılaşabilirsiniz. Büyükada’ya nasıl gideceğim? 23 Nisan günü Bostancı’dan 8:45 ve 10:30’da kalkan şehir hatları vapuru var. Bostancı’dan 9:25’te kalkan deniz otobüsü önce Heybeliada’ya ardından da Büyükada’ya uğruyor. Kabataş’tan saat 07:00’de kalkan şehir hatları vapuru, 07:20’de Kadıköy’e uğruyor, Kınalı, Burgaz ve Heybeli’ye de uğrayarak saat 08:35’te Büyükada’da oluyor. Yine Kabataş İskelesi’nden 10:50’de kalkan bir deniz otobüsü var. Geçtiğimiz senelerde oluşacak yoğun kalablık yüzünden ek seferler de konuluyordu. Bu yıl ek seferlerin olup olmadığınahttp://www.sehirhatlari.com.tr/tr ve Ä°stanbul Deniz Otobüsleri A.Ş. üzerinden ulaşabilirsiniz. Ayrıca Bostancı’dan Mavi Marmara, Dentur, Prens Tur, Turyol firmalarının da düzenli motor seferleri var. Kiliseyi bu iki önemli tarih dışında her gün saat 18:00’e kadar da ziyaret edebilirsiniz. Womenist.com

kaynak: Aya Yorgi Kilisesi'nin Efsanesi

 

 

Büyükada’da Bir Efsane: Aya Yorgi Kilisesi

 

 

Aya Yorgi Kilisesi, yılda iki defa, 23 Nisan ve 24 Eylül tarihlerinde binlerce ziyaretçinin akınına uğruyor. Üniversite sınavına hazırlananlar, hayırlı bir kısmet bulmak isteyenler, sağlığının düzelmesini arzulayanlar veya aklınıza hiç gelmeyecek dilekleri olanlar her yıl vapurları, motorları dolduruyor ve soluğu burada alıyor. Sabah erken saatlerde yollara düşen yüzlerce insan, Büyükada’daki kiliseye ulaşmak için iskeleleri dolduruyor. İğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalık, vapurlara, motorlara akın ediyor. Vapurun biri kalkarken diğeri geliyor ve neredeyse insanlar vapurlara binebilmek için birbirlerini eziyorlar

Bizim yolculuğumuz da sabah 8’de Kabataş iskelesinde başlıyor. Yarım saatlik bir bekleyişin ardından güç de olsa vapurumuza biniyoruz ve kilisenin yolunu tutuyoruz. Yaklaşık 1 saatlik yolculuğun ardından Büyükada’ya ulaşıyoruz ve burada da bizi büyük bir kalabalık karşılıyor.Farklı dinden birçok kişiyi buluşturan, Büyükada’nın en yüksek yerlerinden biri olan Yücetepe’de bulunan Aya Yorgi Kilisesi’ne dik bir yokuş tırmanılarak çıkılıyor. Ayrıca kilise, Ortodoks kilisesinin otoritesi olarak görülen Başpiskoposluğun Türkiye’de kabul ettiği manastır olma özelliği de taşıyor.

Patrikhane kayıtlarından elde edilen bilgilere göre Aya Yorgi Manastırı'nın inşa ediliş tarihi 1751’dir. Bu tarihte inşa edilmiş olan küçük kilise, şapel ve dua yeri eski kilise olarak bilinir ve iki katlı, kiremit örtülü küçük bir yapı olma özelliği taşır. Tepede çan kulesinin arkasındaki kesme taştan yapılmış olan kilise ise yeni Aya Yorgi Kilisesi'dir ve 1905 yılında inşa edilmiş, 1909 yılında kullanıma açılmıştır.

Hıristiyan inanışına göre, Aya Yorgi'ye yürüyerek çıkan insanlar "yarı hacı" sayılırlar. (Efes'teki Meryem Ana Kilisesi'nin ziyareti ile "Tam Hacı"lık gerçekleşir.)

Rumlar tarafından Aya Yorgos olarak anılan kilise, zaman içinde Aya Yorgi olarak anılagelmiştir. Kilisenin en çok göze çarpan motifi, denizden çıkan canavarı mızrağı ile öldüren Saint George ikonasıdır. Çeşitli yazılarda bu ikonun aslında birçok ruhsal anlam taşıdığı ifade edilir. Bu ikonalar hakkında anlatılan ve kiliseyi önemli bir ziyaret & adak merkezi haline getiren bir efsane vardır.

Aya Yorgi Kilisesi Efsanesi

Anlatılanlara göre; Bizans döneminde işgal altında kalan Aya Yorgi kilisesindeki ikona ve kutsal cisimleri kurtarmak isteyen papazlar söz konusu cisimleri toprağa gömüp üzerini kapatmışlar. Aradan geçen uzun yıllardan sonra aziz Aya Yorgi, bir çobanın rüyasına girmiş ve kiliseye uzanan yolu tırmanmasını, çan sesi duyduğu yerde durup kazmasını söylemiş.

Olayı fazla dikkate almayan çoban, aynı rüyayı üç gece üst üste görünce çıplak ayakla ve hiç konuşmadan kiliseye uzanan uzun yolu tek başına tırmanır. Çıplak ayaklarıyla yokuşu tırmanan çoban gerçekten tepeye yakın bir yerde çan seslerini duyar ve bulunduğu yeri kazmaya başlar... Saint George'un denizden çıkan bir canavarı mızrağı ile öldürdüğü bir ikona bulur. Bizans döneminde işgal edilen Prinpiko adasının papazları bu ikona ve diğer bazı kutsal eşyaları buraya gömmüşlerdir. Çobanın bulduğu bu ikona şimdi kilisede sergilenmektedir. Kapısında yazan bilgiye göre; söz konusu kilise, ikonların ilk saklandığı kilise değil, onun yerine yenilikçi bir papaz tarafından yaptırılan ve zaman içinde restore edilen iki kilisenin yenisiymiş yani toplamda üç kilise söz konusuymuş.

SDC11966.JPG

23 Nisan ve 24 Eylül’de Aya Yorgi Kilisesi

Büyükada’daki Aya Yorgi Kilisesi her yıl 23 Nisan’da ve 24 Eylül’de binlerce kişinin katılımıyla bir geleneğe ev sahipliği yapıyor. Renkli mum ve iplik satıcıları Büyükada İskelesi’nde adaya gelen ziyaretçileri karşılıyor. Dilekleri için gerekli malzemeleri alan insanlar ya yürüyerek ya da faytonlarla Aya Yorgi Kilisesi’ne çıkıyorlar.

İnsanlar bir kafile gibi Aya Yorgi Kilise’sine yol alıyor. Uzun fayton kuyrukları oluşuyor. Sabah özellikle İstanbul’dan geliş çok yoğun olduğu için, bazı insanların bir gün öncesinden adada kaldığını da adada öğreniyoruz.

Çoğunluğunu kadınların oluşturduğu topluluk ellerindeki mum ve iplerle sağlık, iş, eş ve para dilemek için uzun kuyruklar oluşturuyor. Mumlarda her rengin anlamı ise farklı: Lacivert: İş ve araba, Turuncu: Okulda başarı, Kırmızı: Aşk, Beyaz: Sağlık, Mor: Çocuk sahibi olmak, Yeşil, Para, Mavi: Kariyer, Sarı: Şans, Pembe: Kısmet. Mumların fiyatları ise 50KRŞ ile – 2TL arasında.

Aya Yorgi’ye giden yokuşun başına kadar gelebilenler, ellerindeki ipleri buradaki ağaçlara bağlayarak, yollarına devam ediyor. Yaygın bir inanca göre bu yolu hiç konuşmadan çıkan ve çalılara ip bağlayan kişinin dileği gerçekleşiyor ve işleri çözülüyor, yolu bir makara ipi açarak çıkan kişinin ise kısmeti açılıyor. İnanışa göre ipi kiliseye kadar koparmadan ulaştıran kişinin dileği gerçek oluyor. Kullanılan iplerin renklerine göre anlamı olduğuna inanılıyor. Mesela kırmızı ip aşk içinken, beyaz ipin anlamı sağlık, huzurdur. Burada da isteklerin ve arzuların ipin kopmamasına bağlı olması inancı ironiktir.

Ayrıca her dilek için farklı ikonlar bulunuyor. İnsanlar dilediğine göre ikon alıyor ve dileğinin gerçekleştiğine inanırsa bu ikonları denize atıyor. Mesela huzur ve mutluluk çan ikonu ile anlatılıyor. Bu kavramlar için neden çan ikonunun kullanıldığı bilinmemekle birlikte, Hıristiyan alemi için dine çağrı anlamına gelen çanın huzura ve mutluluğa ulaşmanın yolunun da dinden geçtiği anlamına geldiği ve bu sebeple de bu soyut kavramlar için çan ikonunun kullanıldığı tahmini yürütülebilir.

Bu ayini sorduğumuz kilise görevlilerinden 77 yaşındaki Apostol Yusufi mumlar, ipler ve dilekleri için; “Bugün Aya Yorgi’nin isim gününün kutlanmasıdır. İnsanlar mum yakarlar ve dua ederler. Son 10 yılda insanlar bu dini günü ticaret gününe dönüştürdü. Mumların renklerinin, ip bağlamanı ya da ikon şeklinde dilek satmanın faydası yok. Bunlar hurafe. Allah mumun rengine bakmaz. Biz burada mumu para karşılığı satmıyoruz, insanlara gönlünden ne koparsa diyoruz.” diyor.

Kilisenin içine girildiğinde ise ilk önce bir mum yakılıyor ve ardından dilek yazılan kağıtlar bir kutuya atılıyor. Kilisenin içinde bulunan din adamları insanlara yardımcı oluyor ve isteyenleri kutsuyorlar. Kutsananlar arasında Müslümanların da olması dikkat çekiyor. Bu insanlarda katı bir Müslüman inancından bahsedilemez. Müslümanların Hıristiyan inancına göre davranmaları yine çelişki dolu bir davranış olarak dikkat çekiyor.

Öte yandan dileklerinin gerçekleştiğine inananlar buraya bir sonraki yıl tekrar gelip şeker dağıtıyor ve kiliseye yağ bağışlıyorlar. Eski dönemlerde, elektrik olmadığı için kilisede kullanılan kandiller için yağ bağışlanırmış. Bu yağlar kilisedeki kandillerde, kilisenin aydınlatılması için kullanılırmış. Bu eski gelenek hala devam ediyor. Ancak kiliseye bağışlanan yağlar artık aydınlatma amaçlı kullanılmamakta, ihtiyaç sahiplerine veriliyor.

 

 

alinti...

 

Aslında işin özü kilisede dua etmek değil.Türbelere gidip çaput bağlamak,dilek dilemek ne kadar doğru ise,aya yorgiye gidip ip bağlamak,dilek dilemekte o kadar doğru .hiç bir fark yok..

Şu an aklıma 2 yer geldi birden..Antalya serik te uzun kız mezarı.Başındaki ağaca bağlanan çaputlar.

Ve benim köyümde bir türbe.ismi çismi yok.Orada bile çaput dolu .nufusunu toplasan çarpsan 100 yoktur..

 

Bu bizim kültürümüzde var.Ağaç,dilek,çaput üçlüsü..Geriye kaldı insani kudsiyetle kutsanmış bir yer..

 

Size bir türbe hikayesi anlatmak istiyorum..Şu an o yer bizim.yani tapusu bizde..İsmide türbe yanı..Hikayesi aynen şöyle.

Teyzem gece rüyasında karmaşık bir şeyler görür,O gece karmaşık rüya gören birde kapı komşusu vardır..Bunlar o geceden dertlenirler ve orada bir şey var derler.Ertesi günü bir meşe ağacı keserler ve oraya dikerler.

O arazi artık türbe diye adlanır ve tapusu yakın zamanda bize geçti..

Buyrun size en taze türbe hikayesi:)

 

 

cok dogru .....................

Share this post


Link to post
Share on other sites

Türkler Müslüman olmadan önce şamanist idi, şu anda yaşadığımız çaput bağlamalar, merdiven altından geçmemeler, kara kediyi uğursuz saymalar... Şamanistlikten süregelen olaylar. Müslümanız derken aslında sayısız yanlışlıklar yaparak yaşıyoruz.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×
×
  • Create New...