Jump to content
Sign in to follow this  
Visall

"Yağmur Mûsıkîsi"nde Uhrevî Esintiler

Recommended Posts

Ötelerin gülücükleri gibi damlalar,

Dolaşır, ayrı düştüğü deryaları arar.

 

Ses verir ud telleri gibi inceden ince,

Yerin solukları duyulur yağmur deyince..

 

Bir şiiri meşk ediyor gibi fasıl fasıl,

Süzülür beyaz kelebekler gibi muttasıl...

 

Hep bir mûsıkî ritmiyle kulaklarda çağlar,

Sanırsın gökler coşmuş da çemenlere ağlar.

 

Her damla vedâ eder semâvî hayatına,

Sonra döner ummanla coşan kâinatına.

 

Toz-toprak lâl kesilir ve durup onu dinler;

Sarı, yeşil, pembe çiçekleriyle bahçeler.

 

Yağmur mûsıkîsiyle dirilir birer birer,

Her damlayla yere âdeta bir melek iner.

 

Gözlere gelip çarpan nakış nakış damlalar,

Bu sihirli armonide tüllenir verâlar.

 

Gökler güler ve tebessümler yağar her yana,

Duyar bu semâvî şi'ri herkes kana kana..

 

Yükselir bazen dağlar cesâmetinde buhar,

Yerde yeşili, maviyi, turuncuyu arar...

 

Her zaman hususî bir lezzetle iner yağmur,

Cennet kokusu gibi duyulur buhûr buhûr.

 

Siner her yana rûhları saran bin râyiha,

Toprak hayatla tüter, çiçekler kalkar şaha...

 

Erer bir tatlı rahata bütünüyle varlık,

Ve sezilir öteye açılan bir aralık...

 

M. Fethullah GÜLEN

 

YAĞMUR MÛSIKÎSİ"NDE UHREVÎ ESİNTİLER

Yağmur, kudreti sonsuz olan Cenâb-ı Allah'ın, dünya semâsından insanlara gönderdiği bir rahmettir. Yüce Allah, nimetlerinin tamamını, en şerefli varlık olarak yarattığı insanın hizmetine sunmuştur. Bu nimetlerin arkasında, onları sürekli yeniden yaratan, bunları ihtiyaç sahiplerine ulaştıran 'Mutlak Güç'ün 'Kerem' ve 'İhsan' sıfatları vardır. Kâinattaki her şey kudreti sonsuz olan Rabbülalemin'in tasarrufundadır. Her an tebeddül eden hâdiseler, onun isimlerinin bin bir cilvesini yansıtır. Allah, rahmetinin genişliği hususunda insanları düşünmeye dâvet eder. Nitekim Kur'ân-ı Kerim, bu hususu şu âyetlerle dile getirir:

"Allah gökten yağmur indirip onunla ölmüş olan yeryüzüne hayat verir. Elbette bunda gerçeğe kulak verecek kimseler için ibret ve delil vardır." [Nahl Sûresi, 65]1

 

Yüce Yaratıcı, kâinat kitabını bir sistem dâhilinde, belli bir nizâma göre işletiyor. Allah her an ve sürekli kanunlar, sistemler ve nizamlar "halk" ederek, bu âhengi devam ettiriyor. "O, her an yaratmayı yenileyen, yarattıklarına hâkim olan, onlarda tam tasarruf eden ve de her bir mevcûdun gerek lisân-ı hâl, gerekse ihtiyaç dilleriyle izhar etmiş oldukları duâlara icâbet eden, her an fa'âl, Hayy, Kayyûm, her an bir şe'n [faaliyette/işte] olan her türlü kemâlin kaynağı olan yüce bir Zat'tır. Kısaca, yaratma bir zaman olup bitmiş bir vak'a değil, ilahî irâde ve kudret devamlı tekrarlanmakta olan bir hâdisedir."2

 

Yağmurun yağması da kevnî kanunlardan sadece bir tanesidir. Kevnî Kanunlar Yüce Kudret tarafından plân ve programı yapılan 'kün' emrinin bir yansımasıdır. Yağmur tanelerinin sadece bir tanesi bile Yüce Hâkim'in büyüklüğüne küçük bir işârettir. İman hakikatleri noktasında, asrı yeniden yorumlayan akıl ve gönül insanı, Bediüzzaman bu husûsu şu keskin ifâdelerle verir: "Hem nasıl cevv-i semâdaki bulutlardan mühim hikmetler ve gâyeler ve lüzûmlu fâideler ve semereler için tavzif edilen ve gönderilen katreler, katreler adetince yine o Sâni-i Hakîm'in vücûbunu ve vahdetini ve kemâl-i rubûbiyetini gösterir."3

 

Demek ki yağmurun yağdırılması bir intizam ve denge üzerine inşa ediliyor. Yağmur, 'tedricilik kânununa göre Allah'ın tabiata koyduğu kânunlar çerçevesinde yağıyor. Bu ifâdelerin bir bakıma mütemmimi olan şu cümleler yağmuru ne güzel dile getiriyor. "Yağmur bir nizam ve sistemin adıdır; idâre edenin varlığına işarettir. Arzın düzenini bozmadan, ölçüyü fazla değiştirmeden tufana veya çölleşmeye bırakmadan..."4 Yağmurun yağışını kısaca izah ettikten sonra şiiri tahlil etmeye çalışalım.

 

İlahî Âhenk

Sanatkârlar çeşitli dönemlerde tabiattaki âhenk karşısında duygulanmış bunları da nazım ve nesirle ifâde etmişlerdir. Fethullah Gülen Hocaefendinin "Yağmur Mûsıkîsi" de bu duygulanışın nazma dökülmüş hâlidir. Hocaefendi, "Yağmur Mûsıkîsi"nde gönül tellerine yağan yağmurun, oluşturduğu ilahî ahengi seslendirir. Her bir yağmur tanesiyle ötelere ait büyük bir coşkuyu hisseder. Şiirde, sonsuz kudret sahibi olan Allah, yağmurun çıkardığı ses ile âdeta bir koro hâlinde zikredilir. Hocaefendinin gâyesi, varlığı bin bir güzelliği ile yaratan 'Yüce Kudret'i şiir lisânıyla anlatmaktır.

 

"Yağmur Mûsıkîsi", tefekkür ve tezekkür mebdeileri olan, çok katmanlı bir şiirdir. Şair, yağmurun yağışıyla oluşan ahengi kâinat kitabından okumaya çalışmıştır. "Varlık bir baştan bir başa tekvînî emirler çerçevesinde âdeta iç içe bir şiir gibi nazmedilmiştir. Kendi dinamikleriyle sağlam bir ses ve söz hâline gelmiş şiire gelince o da, bu manzûmenin kelâm cihetiyle pek çok telden seslendirilmesi demektir. Bu itibarla da şâirleri, varlık, varlık ötesi mânâ ve muhtevanın bülbülleri sayabiliriz."5

 

Şiirin çok katmanlı olmasını sağlayan bir husus vardır ki, o da; bu şiirin bütününü oluşturan düşünce ve duygu yumağının, bizzat şâiri tarafından yaşanıyor olmasıdır. Fethullah Gülen, olay ve hâdiselere 'Sünnetullah' çizgisinde bakan; köklü bir tarih şuuru, kültür ve medeniyet bilgisiyle zamanın şartlarını iyi tahlil eden bir insandır. Onun yaşantısı ile sözleri arasında tam bir uyum vardır. Bu uyum, onun Kur'ân ve sünnet çizgisinde temsilî bir hayat yaşamasından kaynaklanır.

 

Şiirlerin tamamı okunduğunda görülecektir ki, Hocaefendi aynı zamanda hassas bir dil işçisidir. Türkçenin tarihten getirdiği binlerce yıllık birikim; onun şiirlerinde zarâfet ve asâlet beyân eden yeni terkiplere dönüşür. Yunus Emre, Mevlânâ, Nedim, Bakî, Şeyh Galip, Yahya Kemâl, Ahmet Haşim, Mehmet Âkif, Necip Fazıl... gibi şiir üstatlarına olan derin muhabbeti, bunun açık göstergesidir. O, bu yönüyle de bu dil ustalarının takipçisidir. "Kırık Mızrap" isimli şiir kitabında yer alan pek çok şiir, bu damardan beslenmiştir. "Kırık Mızrap"ı değerlendiren Can Bahadır Yüce, Hocaefendinin şiirini geleneğin içinde anlamlandırır. "Kırık Mızrap, şairinden soyutlanarak okunamaz. Bu tür bir okuma, şiirlerin değerini olmasa bile, anlamını ve referans alanını daraltır. İslâm medeniyetinin şairi Yahya Kemâl ile İslâm itikâdının şairi Mehmet Akif, Kırık Mızrap'ta buluşur. Aslında Yahya Kemâl'e âit olan bu tanım, bir bakıma, Kırık Mızrap'ın poetikasının çerçevesini de çizer."6 Bu bakımdan "Yağmur Mûsıkîsi"ni tahlil ederken, Hocaefendinin fikir cephesini ve hâdiselere bakışını da anlamış olacağız.

 

Mûsikî Ritmi

 

Şair, şiirini oluştururken kelime seçiminde oldukça hassas davranmıştır. Şiir, dış unsurların görselliğini yansıtan kelimelerle, şairin iç dünyasını sezdiren mısralardan örülmüştür. Şairin gönül dünyası çok zengindir. Pek çok şairimiz yağmurla ilgili şiir yazmıştır. Bu şiirler arasında tasvirleri güçlü, tegannisi yüksek olan şiirler de vardır. Ancak tefekkür ve tezekkür iklimini sesin sihirli iklimiyle birleştirip onunla estetik bir forma ulaşan şiirler oldukça azdır. "Yağmur Mûsikîsi" hem estetik, hem de müzikal uyum açısından oldukça başarılıdır. Şiirimizde ilk defa pitoresk unsurlar ile müzikal armoniyi birleştirmeye çalışan şair, Tevfik Fikret olmuştur. Hocaefendinin "Yağmur Mûsikîsi" şiiri, ses ve resme ait unsurlar açısından Tevfik Fikret'in "Yağmur" şiirine benzer.

 

Her iki şair farklı dünya görüşlerine sahip olmakla beraber, şiirlerinde oluşturdukları teknik yapı hemen hemen aynıdır. "Şiirin hemen başında, yağmur damlacıklarına insana has özellikler verilerek, teşhis sanatı yapılır: Tekdüze ve ürkek şekilde camlara ve kafeslere vuran yağmur damlaları, titreşmekte, durmadan türkü söyleyip, ağıt yakmaktadır. Şair, yağmurun yağışını muhtemelen büyük bir şehirde bulunan bir evin penceresinden seyretmektedir. Şiirden anladığımız kadarıyla şair, karamsar bir hâlet-i rûhiye içindedir; çünkü kültürümüzde 'rahmet' ve 'bereket' gibi isimlerle de anıla yağmur, şiirin bu ilk bölümünde hiç de bu hususiyeti hâiz değildir.

 

Ürken, titreşen, türküler söyleyip, ağıtlar yakan yağmur katreleri, âdeta istenmeyen bir diyara gelmiş, kendilerine 'hoş geldin' diyecek merhametli bir kalp arayan yabancıları her kapıdan çevrilmenin hüznüyle ağıtlar yakmaktadırlar. Fikret, tabiattan kopuk bir pencereden, yağmurun tasvirini yaparken, 'Müteâl' olandan uzak düşmüş dünyasına dâir, bizlere önemli ipuçları vermektedir."7 Tevfik Fikret, şiirini hem kulağa hem de göze hitap eden unsurlarla inşa etmiştir.

 

Küçük, muttarid, muhteriz darbeler

Kafeslerde, camlarda pür-ihtizâz

Olur dembedem nevhâ-ger, nağme-sâz

Kafeslerde, camlarda pür-ihtizâz

Küçük, muttarid, muhteriz darbeler...

 

Küçük, pür-heves, gevherîn katreler

Sokaklarda, damlarda pür-ihtizâz

Olur muttasıl nevhâ-ger, nağme-sâz

Sokaklarda, damlarda pür-ihtizâz

Küçük, pür-heves, gevherîn katreler...

 

Şair, "Yağmur Mûsikîsi"nde asonans, aliterasyon ve tekrirlerle yağmur sesini vermeye çalışır. "Yağmur Mûsikîsi" nde "r, l" ünsüzleriyle "a, e" ünlüleri fazlaca kullanılmıştır. Redif ve zengin kafiyeler, şiirin tamamına yayılmıştır. Kullanılan sesler ile pastoral yapı, seçilen kelimelerle anlam katmanları şiirin müzikal formunu teşkil eder. Tevfik Fikret'in mısraları ile Fethullah Gülen'in mısraları arasındaki estetik yapı, bu yönüyle birbirine çok benzer.

 

Yağmur mûsikîsiyle dirilir birer birer

Her damlayla yere âdeta bir melek iner.

 

Her zaman hususî bir lezzetle iner yağmur,

Cennet kokusu gibi duyulur buhûr buhûr.

 

Siner her yana rûhları saran bin râyiha,

Toprak hayatla tüter, çiçekler kalkar şaha...

 

Fethullan Gülen Hocaefendi, yağmur damlalarını âhiret âleminin gülücükleri gibi görür. Yağmurun yağışını izleyen şair, yağmura hem içerden, hem de dışardan bakar. Şair, yağmurun yağışını, metafizik bir gözle algılar. Şiirde, Mevlânâ'nın, ney sembolüne benzer bir anlatım yoğunluğu vardır. "Dolaşır, ayrı düştüğü deryaları arar" mısrası bu ayrılışın büyük ıstırabını taşır. Neyin çıkardığı yanık nağmeler, onun asıl sevgiliden ayrılışının feryâdıdır. Bunun sembolik anlatımını yağmur mûsikîsinde görebiliriz. Yağmur tanelerinin asıl vatanı büyük su kütleleri olan geniş deryalardır. Yağmur tanelerinin deryaya kavuşması, hem gerçek; hem de mecaz anlamda kullanılmıştır. Yağmurun yağmasıyla oluşan su birikintilerinin denize veya göle kavuşması gerçek anlamı verir. Şair, yağmur tanesiyle insan ruhuna gönderme yaparak; insanın asıl vatanı olan "öte"ye ait özlemini dile getirmiştir

 

Yağmurun yağarken oluşturduğu ses, insana huzur verir. Şair bu sesi, ud tellerinden dökülen nağmelere benzetir. Şiir, bu nağmenin oluşturduğu âhenkle ilerler. "Müzikte enstrümanların oluşturduğu ritmi, şiirde sözcüklerin meydana getirdiği, ölçü ve kafiyenin de buna katkıda bulunduğu bilinen bir husustur. Kelimelerin seçimi, tasnifi sıralanışı, mısraların kuruluşu ve düzeni gibi kaygıların hepsi, şiirdeki âhengi oluşturmak içindir. Bütün bu biçimsel öğelerin yanı sıra belki onlardan daha çok şiirdeki sese güç katan unsur anlamdır."8

 

Şair, "Yerin solukları duyulur yağmur deyince" mısrâsında kişileştirme yaparak "yeri" nefes alıp veren bir insana benzetir. Yağmur yağdığı yere hayat verir. Yağmur yağarken, her tarafa bir toprak kokusu yayılır. Bu toprağın soluklanmasıdır. Yağmur taneleri ile hayat bulan toprak, gül, çemen, ve lale kokularıyla baharı karşılar.

 

Bir şiiri meşk ediyor gibi fasıl fasıl,

Süzülür beyaz kelebekler gibi muttasıl...

 

Hep bir mûsıkî ritmiyle kulaklarda çağlar,

Sanırsın gökler coşmuş da çemenlere ağlar

 

Yağmurun yağması ile oluşan görsel şölen, dilin imkânlarıyla ayrı bir derinliğe kavuşur. Yağmur tanelerinin her biri "Yağmur Mûsikîsi"nin kelime ve mısra terkibiyle yeniden inşâ edilir. Şiir, yağmurun yağması ile oluşan hareket ve ses unsurlarını kaybetmez; şair, onlardan pitoresk algısı yoğun, musikî formunda yeni tablolar meydana getirir. Yağmur tanelerinin her biri beyaz kelebekler gibi süzülüp durur. Şiirde "beyaz kelebekler" ifadesi Cenab Şehabbettin'in Elhân-ı Şitâ şiirini hatırlatır. Elhân-ı Şitâ "Kış Mûsikîsi" demektir. Cenab Şehabbettin tabiattaki ahengi müziğin ritmi ile vermeye çalışmış Serveti Fünûn şairlerinden biridir. Servet-i Fünûn şairleri ele aldıkları konu itibâriyle ferdiyetçi bir tutum içinde olmuşlardır.

 

Tanzimat dönemi aydınlarının sosyal temalı şiirlerine karşın; onlar daha çok ferdî romantizmi dile getiren şiirler kalem almışlardır. Cenab Şehabbettin'in "Elhân-ı Şitâ"sı müzik ile resmin el ele verdiği pastoral unsurları ön planda olan bir şiirdir. Şekil yönüyle işlenmiş olan "Elhân-ı Şitâ", kışın uyandırdığı heyecanı, izlenen objelerin oluşturduğu armoniyle birlikte vermiştir.

 

Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,

Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar

Geçen eyyâm-ı nevbahar arar...

 

Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar

Ey uçarken düşüp ölen kelebek,

Bir beyâz rîşe-i cenâh-ı kelebek gibi kar

 

'Yağmur Mûsıkîsi' ile 'Elhân-ı Şitâ' şiirinde işlenen tema aynı olmakla beraber yaklaşım tamamen farklıdır. Bu da iki şairin hâdiselere yaklaşımı ile inanç dünyasındaki farklılıktan meydana gelmektedir. 'Elhân-ı Şitâ'da; "Kaybolan bir saadetin hüznü hâkimdir. Düşen karlara, bahara ait sevimli unsurların zavallı hatırası karışıyor. Kaybolan bahar ile bir kader gibi çökmekte olan kış arasında âdeta bir trajedi cereyan ediyor. Elhân-ı Şitâ'da psikolojik intibâ, imajların içinde gizlidir. Bahara âit unsurlar saadeti, kışa ait unsurlar hüznü temsil ediyorlar. Gâlip duygu, kaybolan bir saadet duygusu veya melânkolidir."9

 

'Yağmur Mûsikîsi', Fethullah Gülen Hocaefendinin hâdiseleri yorumlayışındaki inanç değerlerini göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Şiirlerini "sanat sanat içindir" teziyle yazan Servet-i Fünûnculara karşı 'sanat'ı ilâhî güzellikleri anlatmada bir araç gören Hocaefendinin şiiri tamamen farklıdır. Bu yüzden Cenab Şehabbettin "rûh-i kâinat" olarak gördüğü tabiatı, siyah ve karamsar olarak işler. 'Yağmur Mûsikîsi'nde ise Hocaefendi, her bir yağmur tanesiyle öteye açılan pencereleri aralar. Ve bu aralılardan âdeta semâvî şiirin şarkısını söyler. Onun için; "şiir, hâlihazırı aydınlatan bir şûle, ilerilere ışıklar salan bir projektör ve öteler kaynaklı bir aşk ve heyecan bestesidir. Gerçek şiirin ikliminde gözler aydınlığa erer, uzaklar yakın olur ve rûhlar sönmeyen bir azim ve şevke ulaşır."10

 

Şair, birbiri ardınca gelen tanelerin oluşturduğu sesi bir mûsikî ritmine dönüştürür. O, şiir objesi olan yağmurla hem estetik bir form hem de müzikal bir nizam kurmuştur. Yağmurun yağması başlı başına bir şiirdir. Mûsikî notaların kompozisyonudur. Bunların terkibinden ise 'Yağmur Mûsıkîsi' meydana gelmiştir. "Kâinatı azîm bir musika-i zikriye [büyük bir zikir musikisi] gibi gören en küçük nağmenin en gür nağmeye karışmasıyla haşmetli bir letâfetin ortaya çıktığını [24. Söz] belirten Bediüzzaman ise, Yağmurun şıpırtılarının mânâsız olmadığını, Rabb-i Kerim'in emriyle ihtiyaç sahiplerine; 'Sizlere müjde, geliyoruz!' mânâsına geldiğini ifade eder. [33. Söz] Bediüzzaman kulaktaki zarın iman nûruyla ışıklandığında, Kâinattan gelen mânevî nidaları işiteceğini ve hâl diliyle yapılan zikirleri anlayacağını, yağmurun, kuşların ve diğer varlıkların tesbihâtını duyacağını, bunun da iman sahiplerini çeşitli zevklere gark edeceğini belirtir. [İşârâtü'l İ'câz] Müslümanın ferahfeza dünyasında yağmur, çeşitli güzelliklerin kapısını açmaya vesile bir anahtar gibidir."11

 

Her damla vedâ eder semâvî hayatına,

Sonra döner ummanla coşan kâinatına.

 

Toz-toprak lâl kesilir ve durup onu dinler;

Sarı, yeşil, pembe çiçekleriyle bahçeler.

Yağmur mûsıkîsiyle dirilir birer birer,

Her damlayla yere âdeta bir melek iner.

 

Semavî hayattan yere inen yağmur tanesini şair 'veda eder' kelime grubuyla verir. Şiirin kimi mısrâlarında soyutlamalara gidilmiştir. Gerek sembolik anlatım, gerekse de soyutlamalar "Cemal" sahibi 'Mutlak Hakîkat'i derinden hissettirmektedir. Şiirin mânâ katmanlarında saklı duran uhrevî hava, mısraların birbiriyle olan uyumundan ortaya çıkmıştır. "Şiirde mânâ vardır, fakat bu mânâ nesrin ve konuşmanın mânâsı değildir; ve asıl kıymet onda değil, şiirin manevî benliğini yapan havasındadır. Birbiriyle irtibâtı olmayan rüyet ve düşünce parçalarını, hissin ve hayâlin bütün dağınık unsurlarını kendi içinde ve bir vahdet hâlinde toplayan işte asıl bu havadadır. Mânâ bu havaya, tıpkı sesle melodi gibi refâkat eder... Şiire asıl sihrini veren bu bahsettiğimiz havadır."12

 

Gökten yere inen her yağmur tanesi, ruhlar âleminden ayrı düşen insana teşmil edilebilir. Âlem-i ervahtan rahm-i mâdere, rahm-i mâderden beşer âlemine oradan da kabir ve haşre uzanan yolculuk, insanoğlunun asıl büyük mâcerasıdır. Şiirin mısralarında bu büyük mâceranın izleri vardır. Şair, gönlünün derinliklerinde coşup gelen duygu selini "Yağmur Mûsikîsi"nin ritmine bırakıvermiştir. Şair, şiirle ilgili poetik bir yazısında bu hususu şöyle dile getirir: "Mükemmel bir şiirin mükemmeliyeti, dile-dudağa hattâ dimağa bağlı yanlarıyla değil; gönlün sesi, vicdanın nağmeleri ve şâirin inanç, kanaat, düşünce ufku ve yorumlarının akisleri olması itibariyledir. İyi bir şâir, sözlerini dil ufku itibâriyle değil, iç duyuş, seziş, aşk, heyecan ve yorumlamalar olarak ortaya koyar, evet o, açık-kapalı kendi iç derinliklerine tercüman olabildiği ölçüde samimî, duygu ve düşüncelerini ifadede de tenakuzdan [çelişki] uzak ve riyâsızdır."13

 

Tabiatın sinesine, göklerden bahşedilen yağmur, en kurak topraklara bir can suyu olmuştur. Yağmur taneleri toprağı bir kaneviçe gibi işler. Topraktan sarı, yeşil, pembe çiçekler fışkırır. "Yağmur Mûsikîsi"nin o tatlı çisiltilerine, toprak ile semânın kucaklaşması eşlik eder. "Şiir bir lisân-ı gaybdır ki her dizesinde bir başka kapı, her beytinde bir köhne yapı açılır. Kalbî bir zikir, belki yüksek bir fikirdir. Yağmurdan önce sarsar ve âfet, yağmurdan sonra eleğimsağma ve ülfet. Aşka kasem edercesine hasret, mâverâda şeker ezercesine davettir. Söz basamakları sayılsa âyet; sonra hadis, kelâm-ı kibar ve şiire davet..."14

 

Semâvî Şiir

 

Şair yağmurun yağışını resmederken; her bir damlacıkla yeryüzüne inen melekleri de anlatır. Böylece şiir metafizik bir algının eşiğinde "bura ve öte" dengeli bir âhenkle nizamını kurar. "Nesneleri ve varlığı yoklaya yoklaya özüne nüfuz eden şair, eserini fizikten/gerçeklikten kurtarıp fizik ötesine kanat açtırdığı andan itibaren hakikat vadisine adım atmış olur."15

 

Yağmur mûsıkîsiyle dirilir birer birer,

Her damlayla yere âdeta bir melek iner.

 

Gözlere gelip çarpan nakış nakış damlalar,

Bu sihirli armonide tüllenir verâlar.

 

Gökler güler ve tebessümler yağar her yana,

Duyar bu semâvî şi'ri herkes kana kana..

 

Şair kimi zaman teşbih, telmih ve intak sanatlarına başvurur. Bu sanatları ilhamın yüreğinde mayalayan şair; öteleri hissetmenin verdiği haz ile bunları estetik bir terkip hâline getirir. Göklerin gülmesi, tebessümlerin her yana yağması, toz-toprağın lâl kesilip yağmuru dinlemesi, çemenlerin ağlaması. "Evet şiir, şuur ve idrak potalarında kaynatılan bir düşünce ve dil enstrümanlarıyla seslendirilen bir nağmedir ama ona gerçek derinliğini kazandıran ve hakikî rengini veren, şâirin inanç, kanaat, kültür ve düşünce ufkudur. Potasında kaynaya kaynaya tam kıvama gelmiş bir söz; inanç, kanaat ve kültürle ele kanatlanmışsa, artık o aşkınlaşmış ve ruhanîlerin muhaverelerindeki derinliğe ulaşarak bir hikmet çağlayanı hâline gelmiştir ki, uğradığı her yerde bir büyü tesiri icrâ eder, ifâde edeceği nükteyi yakalayıp da sesini yükselttiğinde, sözden anlayanların ruhlarında sur sesi gibi yankılanır."16

 

Hocaefendi, natürel dokuyu, bir peyzaj ustası gibi düzenler. Yağmurun yağarken çıkardığı sesler hemen hemen bütün mısrâlarda hissedilir. Şiirde yağmurun yağması ile tabiatta meydana gelen değişikler bütün yalınlığıyla ortaya konulmuştur. Şair tabiattaki değişiklerde kanun koyucu yüce Allah'ın eşya üzerindeki bin bir cilvesini görür. Olay ve hâdisleri tefekkür buudlu bir bakışla yorumlayan şair, her şeye bu nazarla bakar. Onun bakışında sanatkârane bir derinlik ve kuşatıcı bir tahayyül vardır. "Dünya yaratıldığından beri varlıkların ve eşyanın özünde var olan, derinlere nüfûz edebilen sanatkârca fark edilen hakikat, her çağın dili ve imkânları kullanılarak şiir tahtına kuruluverir. Gerçekte/realitede varlıkların/eşyanın iyi ve kötü, güzel ve çirkin tüm görünüşleri söz konusu iken hakikatte asıl olan güzelliktir. Bir çeşit 'naif realizm' demektir bu. Leibniz'in deyişiyle hakîkat 'ezelî hakikat'i kavramaktır ya da Allah'ın eşyadaki izini idrâk etmek. Çünkü her şeyiyle dünya, O'nun tükenmez yansımasından bir yansımadır. O'ndan bir işaret taşır."17

 

Şair temâşâ eylediği yağmur ve onun oluşturduğu mûsikî ile iç âlemine yolculuk yapar. Bu yolculukta şair öteye ait duyuşlarla cennet kapılarını aralar.

 

Her zaman hususî bir lezzetle iner yağmur,

Cennet kokusu gibi duyulur buhûr buhûr.

 

Erer bir tatlı rahata bütünüyle varlık,

Ve sezilir öteye açılan bir aralık...

 

Fethullah Gülen, 'Yağmur Mûsikîsi'yle muhabetullâhı dile getirmiş; ötelere ait pek çok şeyi, şiirin imkânları ölçüsünde vermeye çalışmıştır.

 

 

 

 

 

 

Kibar AYAYDIN

 

Dipnotlar

1 Suat Yıldırım; Kur'ân-ı Hakîm'in Açıklamalı Meali, Işık Yayınları,İstanbul 2003, s. 273.

2 Yener Öztürk; Kur'ân Işığında Sebeplerin Sorgulanması, Yeni Akademi Yayınları, İzmir 2006, s. 168-169.

3 Bediüzzaman Said Nursî, Sözler-4, Işık Yayınları, İzmir 2002, s. 913.

4 İskender Pala; Dört Güzeller; Kapı Yayınları, s. 142, İstanbul 2008.

5 M. Fethullah Gülen; Beyan, "Dar Bir Açıdan Şiir", Nil Yayınları, İstanbul 2004, s. 69.

6 Can Bahadır Yüce; "Kırık Mızrap'ı Nasıl Okumalı?" Yağmur Dergisi, Sayı: 28 Temmuz - Ağustos - Eylül 2005, s .45.

7 Ali Osman Dönmez; "İki Farklı Pencereden Yağmura Bakış", Mısraların İzinde, Sütun Yayınları, İzmir 2007, s.73.

8 Turan Karataş; Şiir Konakları, Sütun Yayınları, İzmir 2007, s. 16.

9 Mehmet Kaplan; Şiir Tahlilleri-1, Dergâh Yayınları, İstanbul 1998, s. 100-106.

10 M. Fethullah Gülen; Ölçü ve Yoldaki Işıklar, İstanbul 2004, s. 54.

11 Ali Osman Dönmez; "İki Farklı Pencereden Yağmura Bakış", Mısraların İzinde, Sütun Yayınları, İzmir 2007, s. 78-79.

12 Ahmet Hamdi Tanpınar; "Şiir Hakkında II", Edebiyat Üzerine Makaleler, Haz. Dr. Zeynep Kerman, Dergâh Yayınları, İstanbul 1992, s. 19.

13 M. Fethullah Gülen; "Dar Bir Açıdan Şiir", Beyan, Nil Yayınları, İstanbul 2004, s. 63.

14 İskender Pala; "İnsan Sözden İbarettir ve Şair Ne Güzel İnsandır", Zaman, 20 Haziran 2002.

15 Turan Karataş; Şiir Konakları, Sütun Yayınları, İzmir 2007, s. 61.

16 M. Fethullah Gülen; Beyan, "Dar Bir Açıdan Şiir", Nil Yayınları, İstanbul 2004, s. 70.

17 Turan Karataş; Şiir Konakları, Sütun Yayınları, İzmir 2007, s. 58.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest *Wild*

aaaaaaaa gerçek nikine dönmüş.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...