Jump to content
Sign in to follow this  
Guest cadi_silvia

Peygamber Efendimizin Erkeklerle - Kadinlarla İlgili Hadisleri

Recommended Posts

Guest cadi_silvia

Kadın dindar olmaya, iman ve ibadete ehliyetlidir : Eğer iman edip ibadet yaparsa cennete girer. Küfredip isyan ederse cezalandırılır. Bu konuda erkekten hiçbir eksik yönü yoktur.

Cenab-ı Hak buyuruyor :

"Erkek ve kadından kimi inanmış olarak bir iyilik yaparsa onu hoş bir hayatla yaşatırız. Ahirette ise onların ücretini yaptıklarının en güzeliyle veririz." (Nahl Suresi 97)

"Rableri onlara karşılık verdi : Ben sizden erkek kadın, hiçbir çalışanın işini zayi etmiyeceğim. Hep birbirinizdensiniz." (Al-, İmran Suresi 195) u temel esas Kur'an-ı Kerimin birçok ayetinde vurgulanmıştır. Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, itaata devam eden erkekler ve itaate devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar. Allah'a gönülden saygılı erkeler ve saygılı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar, işte bunlar için bağış ve büyük bir mükafat hazırlanmıştır." (Ahzab Suresi 35) Cennet yalnızca erkeklerin sarayları değildir; orada kadın da, erkek de saraylarının sultanlarıdır.(56/22,37) buyurulmuştur.

 

İslam, kadına ikram edilmesini emretmiştir : İslam kadına, kız olsun, eş olsun, anne olsun hep ikram edilmesini emretmiştir.

"Biz insana, ana babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. anası onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu."

(Ahkaf Suresi 44)

Bir adam Resullulah'a gelerek, ben Allah yolunda cihad etmek istiyorum, dedi. Resulullah ona dedi ki: "Anan sağ mıdır?" Adam evet dedi. Allah Resulü: "Onun ayağına dikkat et cennet oradadır" buyurdu.

“Kadınlar konusunda Allah’tan korkun. Çünkü sizler onları Allah’ın emanetiyle aldınız.”

Peygamber Efendimizin Erkeklerle - Kadinlarla Ilgili Hadisleri “Kadınlar hakkında size hayrı vasiyet ediyorum.”

“İki zayıf hakkında sizi uyarıyorum: Yetim ve Kadın.”

“Sizin hayırlı olanınız ailesine hayırlı olandır. Ben ailesine en hayırlı olanınızım.”

“Kamil İmana sahip Müslüman ahlâken güzel olandır. En hayırlı mü’min de eşine karşı ahlâkı en iyi olandır.”

“Cennet anaların ayakları altındadır.”

“Hediyede çocuklara eşit davranın. Eğer ben birisini hediyede üstün tutacak olsaydım kızları tutardım.”

kaynaklar

1. Abdülhalim Ebu Şakka İslâm kadın Ansiklopedisi.

2. Abdülmelik el- Kasım Peygamber Evinde Bir Gün.

3. Abdülaziz eş-Şennavi Hanım Sahabiler.

4. Muhammed b. Ahmed b. İsmail el-Mukaddem Avdetu’l Hicap

5. Rıza Savaş Hz. Muhammed Devrinde Kadın.

6. Safiyyurrahman el- Mübarek Furi Peygamber Efendimiz Hayatı ve Daveti.

 

Peygamber

onları düzeltmeye uğraşmayın. Onlardan eğrilikleriyle yararlanın.

 

Eğer kadın, eşi istekli olduğu halde ona cevap vermezse, cehennemdeki yerini hazırlasın.

 

Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yala***** temizlese yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz.

 

Ey kadınlar! Eğer kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz.

 

Kadınların dinleri ve akılları ek******.

 

Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.

 

Cehennem halkının çoğunun kadınlardan olduğunu gördüm.

 

Bir kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse cennete girer.

 

Kadınların hayırlısı, erkeklerin yaramazlıklarına, kötü huylarına sabredendir, bu sabır onların cennete girmesine sebeptir.

 

Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.

 

Dövme yapan ve yaptırana, yüzdeki tüyleri aldıran ve estetik için dişlerini seyrelttiren kadınlara ALLAH lanet etsin.

 

En büyük tepki Hz. Ayşedendi

 

Prof. Dr. Beyza Bilgin (Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi eski Dekanı): Kadına yönelik şiddetin meşrulaştırılmasında gelenek, eğitim, kültürün yanısıra din de ister istemez rol alıyor. Özellikle Hz. Muhammede atfedilen uydurma hadisler, kadına yönelik şiddetin ve ayrımcılığın sürdürülmesinde gerekçe olarak gösteriliyor. Bu noktada, Diyanet’in bir referans kitap hazırlığı içinde olması, uydurma hadislerden kurtulunması adına çok önemli. Hz. Muhammed’e atfedilen sözlere yönelik en büyük itiraz Hz. Ayşeden gelmiş. Ebu Hureyye, peygamberin, Namaz kılarken önünüzden eşek, kara köpek ve kadın geçerse namazınız bozulur diye konuştuğunu rivayet eder. Hz.Ayşe, bu rivayete büyük tepki gösteriyor ve Hureyyeyi ayıplıyor, peygamberin böyle bir sözünün olmadığını savunuyor. Ancak bu ve buna benzer yüzlerce söz, peygamberin hadisi olarak kabul ediliyor.

 

Şiddeti savunan peygamber olamaz

 

Dr. Hidayet Tuksal: Hadislere baktığınız zaman iki tür peygamberle karşılaşıyoruz. Bir tarafta kadınlara karşı son derece nazik ve kibar; diğer tarafta ise şiddet dolu, ayrımcı, aşağılayan bir peygamber. Ben, kadınlara yönelik şiddeti savunan ve onları aşağılayan bir peygamberin olamayacağına inanıyorum. Bu nedenle malum hadislere itibar edilmemesini savunuyorum. Bu hadislerin de uydurma, yanlış olduğu bilimsel metotlarla ispatlandı. Bu noktada Diyanet’in çalışması çok yaralı olacaktır.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest caglayan

son cümleleler yeterlidir herhalde...

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest cadi_silvia

Bir çok uydurma hadis'le kadınlar kur'an da hep alçaltılmış gibi

gösterilmiştir işin aslı bu değildir,illede kur'anı okuyun başkasından

duyduklarınıza değil orada okuduklarınıza inanın dememizin nedeni de

budur.Bu makaleyi okuyunca bu forumda sizlerle paylaşayım istedim,biraz

uzun ama tamamını okursanız ana mesajı alabilirsiniz.Sanırım okuduktan

sonra bu konudaki fikirlerinizde değişecek.......

 

************************************************** *****

Geleneksel İslam’ın en çok ilaveler yaptığı konular kadınlarla ilgili

olanlardır. Kadını köleden beter yapan, kadının erkek egemen toplumda

sadece ev işinde ve cinsellikte kullanılmasını, hiçbir alanda kadına

hak tanınmamasını savunan izahlar, toplum nezdinde kabul görsünler diye

uydurma hadislere ve mezhep izahlarına dayandırılmış ve bu bakış açısı

topluma din diye yutturulmaya çalışılmıştır. Saf dindar kadınların

birçoğu Kuran’ın İslam’ı ile bu uydurmaları ayırt edemedikleri için,

Allah’ın rızasını umarak bu uydurmalara göre yaşamaya çalışmış ve

kendilerini gelenekçi erkeklerin sınırlarını çizdiği kapkara bir

dünyada bulmuşlardır. Gelenekçiler; “Peygamber’imiz, cennetin annelerin

ayaklarının altında olduğunu söylemiş, kadınlar annemizdir,

bacımızdır...” gibi laflar ederek kadınlara çok değer verdiklerini

göstermek istemektedirler. Oysa birazdan kadınlarla ilgili gelenekçi

kaynaklardaki izahları incelediğimizde, gerçekte kadına ne kadar değer

verdiklerini iyice anlayacağız. Kadınlarla ilgili Kuran’da geçmeyen

uydurma izahlara değindikten sonra, yine bu uydurmaların etkisiyle

yanlış değerlendirilen Kuran’daki bazı meselelere değineceğiz. Bundan

bir sonraki bölümde (22. Bölüm) ise başörtüsü gibi günümüzün en çok

tartışılan kadınlarla ilgili konusunu, ayrı bir konu olarak

değerlendireceğiz. Bu bölümün iyice anlaşılması, o bölümün (22.

Bölümün) daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

KADINLARLA İLGİLİ MEZHEP VE HADİS KÖKENLİ UYDURMALAR

Bu uydurmaların yapılışındaki en temel hedef kadının erkeğine kayıtsız,

şartsız itaatini sağlamak olmuştur. Uydurma hadislerle kadının erkeğe

her konuda itaati farzlaştırılmış ve bir ibadet gibi sunulmuştur.

Eğer bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emretseydim, erkeklerin

kadınlar üzerinde olan haklarından dolayı kadınların erkeklere secde

etmelerini emrederdim.

Tirmizi, Rada, 10/1159; Ebu Davud, Nikah 40/2140 Ahmed b. Hanbel,

Müsned VI, 76; İbn Mace, Nikah 4/1852

Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak

temizlese yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz.

İbni Hacer El Heytemi 2/121 Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 239

Ey kadınlar! Eğer kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz,

ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz.

Hafız ZehebiBüyük Günahlar Sayfa 187

En titiz hadis çalışması olan Buhari’de birinci alıntıladığımız hadisi

görmemiz, Kuran yalnız ve yalnız Kuran diye niye defalarca tekrar edip

durduğumuzun anlaşılmasını bir kez daha sağlayacaktır. Yukarıdaki

uydurmaları Peygamber’e fatura edenler, ne yazık ki bu uydurmaların

reddi olan Kuran İslam’ını Peygamber düşmanlığı, bu uydurmaların kabulü

olan hadislerin, mezheplerin, geleneklerin İslam’ını ise Peygamber’i

sevme şampiyonluğu ilan ediyorlar. Böylece kadınları eksik akıllı ve

eksik dinli ilan edenler, kimin dinde ve akılda eksik olduğunu

gösteriyorlar.

KURAN’IN DİNİNDE KADINUYDURULAN DİNDE KADIN

Kadınların dinleri ve akılları eksiktir.

Sahihi Buhari

Çok lanet ediyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı

başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen aklı ve dini eksik

başka bir varlık görmedim.

Müslim, İman, 34/132 İbn Mace, Fiten 19/4003

Kadınları erkeğin kölesi yapan zihniyet bununla yetinmeyip kadınların

çoğunu cehennemlik, dinen eksik ilan edip Kuran’ın açık izahlarıyla da

çelişir.

Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga

gibidir.

Sahihi Buhari

Ey kadınlar topluluğu! Sadaka veriniz ve çok istiğfar ediniz. Çünkü ben

Cehennem halkının çoğunun sizler olduğunu gördüm.

Müslim, İman, 34/132 İbn Mace, Fiten 19/4003

--------------------

KADINA CENNET VİZESİ KOCADAN

Bu hadisler gibi kadınların çoğunun cehennemlik olduğunu iddia eden

hadislerin yanında, kadının cennete gidişi için kocasının kendisinden

memnuniyeti şart olarak gösterilir.

Bir kadın kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse Cennete girer.

Riyazus Salihin

Kadınların hayırlısı, erkeklerin yaramazlıklarına, kötü huylarına

sabredendir, bu sabır onların cennete girmesine sebeptir.

Kadınlara Dini Bilgiler sayfa:88

Müslim de, Buhari de, Tırmızi de, Muvatta da, Şii kaynaklar da, Emevi

ve Abbasi döneminde uydurulmuş, bazı kişilerin kadına kendi bakış

açılarını dinselleştirmeye çalışmalarının ürünü olan, bu tip

uydurmalarla doludurlar. Oysa Kuran’ın hiçbir yerinde biraz önce

örneklediğimiz tipteki hadisler gibi kadınların çoğunun kötü,

cehennemlik, dinen eksik olduğu geçmez. Kuran, üstünlüğü erkek veya

kadın olmaya değil, Allah’a yakın olmaya, Allah’ın dininde titizliğe

bağlar.

Ey insanlar ! Biz sizi bir erkek, bir dişiden yarattık ve birbirinizle

tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz Allah

katında en üstün olanınız takvaca en ileride olanınızdır.

49Hucurat Suresi 13

Ayetten de anlayacağımız gibi Kuran üstünlüğü bir ırka, bir kabileye

veya erkek, kadın gibi bir cinsiyete değil, Allah’ın dinine titizlik,

Allah için hatalardan sakınma tipi manalara gelen takvaya bağlamıştır.

Oysa buraya kadar gördüğümüz hadislere göre kadın olmak daha baştan

cehennemlik olma ihtimalini arttıran bir unsurdur. Bu zihniyet, eksik

ve cehennemlik ilan ettiği kadını ezik karakterli bir varlığa

dönüştürüp, erkeğin kumandasına verir ve kumandaya itaati de din diye

insanlara dayatır. Kuran’ın İslam’ının bu uydurulmuş dinden neden

ayrılması gerektiğini daha da iyi anlamak için en itibarlı (!) uydurma

kaynaklarını inceleyelim:

Namazı bozan şeyler kara köpek, eşek, domuz ve kadındır.

Sahihi Müslim, Salat 265; Tirmizi Salat 253/338 Ebu Davud, Salat,

110/720

Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.

Ebu Davud, Tıb, 24/3922; Müslim, Selam, 34/115 Buhari, Nikah, 17/4805

Kadını uğursuz, namazı bozucu ilan eden zihniyetin iki meşhur yazarı

İmamı Şarani ve İmamı Gazali ise kadının neden evde tutulması gerektiği

ile ilgili şu aydınlatıcı (!) bilgileri ilerideki nesillere miras

bırakmışlardır.

DİŞSİZ, TİPSİZ, YAŞLI KOCALARIN KURTULUŞU

İçinizden biri yaşı ileri, ağzındaki dişleri dökülmüş, görünüş

itibariyle de çok çirkin olabileceği gibi aksine karısı da genç ve

güzel olabilir. Bu genç ve güzel kadın çarşıya çıktıktan veya davet

edildiği düğün ve ziyafetten evine döndükten sonra dışarıda gördüğü

yakışıklı erkeklerle yaşlı, dişleri dökülmüş kocasını kıyas ederek

kocasının yüzüne dahi bakmak istemez. Belki kocasının kendisini

öpmesini ve cinsel ilişkide bulunmasını dahi istemez. İşte genç kadının

erkeklerin çokça bulunduğu çarşı, pazar, şenlik ve toplantı gibi

yerlere gitmesinin kadın üzerinde yapacağı etki en azından budur.

İmam ŞaraniUhudül Kübra sayfa:773

Dövme yapan ve yaptırana, yüzdeki tüyleri aldıran ve estetik için

dişlerini seyrelttiren kadınlara Allah lanet etsin.

Sahihi Buhari

Takma saç takan, taktıran, kaşları incelten, kaşlarını incelttiren,

dövme yapan ve dövme yaptıran lanetlenmiştir.

Ebu Davud, Tereccul, 5

Eğer bir kadın peruk takarsa, eğer kol ve yüzüne dövme ya da ben

yaparsa, yüzünden ve kaşlarından cımbızla kıl aldırırsa, yüzüne

güzellik vermek için şekil değiştirirse lanetlenmiştir.

İmam Şarani – Uhudul Kubra – Sayfa 313, 867, 889

Bir hadise göre Ashabı Kiram karılarının pencere ve kapı aralıklarından

dışarıyı seyretmelerini ve erkek görmelerini önlemek üzere evlerinin

pencerelerini sıkı sıkıya kapatırlar, dışarıya bakanlara dayak

atarlardı.

İmamı Gazaliİhyayı Ulumuddin 2/122

Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç, aşırı gitmeyecek kadar da

kıyafetsiz bırakınız. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse

onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat

onlar biraz aç, biraz da çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan

hayırlı bir şey yoktur.

İbnül Cevzi, Mevzuat, II/282283; Suyuti, Leali, II/154 İbn Arrak,

Tenzihü’şŞeria, II/212213

Kadınlarınıza evlerinin kapısında oturmamaları için yeni elbise

yaptırmayın, çünkü elbiseleri güzel ve yeni olursa kalplerine dışarı

çıkmak arzusu gelir.

İmamı GazaliKimyayı Saadet sayfa:178 İbn Ebi Şeybe, Musannaf, IV/II,

420

Dışarı çıkması kesin gereken kadın ise kocasından izin aldıktan sonra

dışarı çıkacak ve şu kurallara kesin uyacaktır:

1Sıkı sıkıya örtünüp kötü giysilere bürüne,

2Hiç çıkmamış gibi davrana,

3Başını öne eğip kimsenin yüzüne bakmaya,

4Kalabalığa karışmaya,

5Erkeklerin bulunduğu yerlere yanaşmaya,

6Herkesin dolaştığı sokaklardan uzak dura,

7İşini bir an önce bitirip evine döne,

İmamı Gazali – İhyayı Ulumuddin – 2/290

Bu uydurma izahlarla; kendi görüşünü, kadınlara olan aşırı

kıskançlıklarını dîni bir buyruğa çevirip, topluma dini bu şekilde

sunanlar, dinsizlerin dinimize saldırısı için ortam hazırlamışlar ve

birçok kimsenin dinimize olan inancının sarsılmasına sebep olmuşlardır.

Halkımızın bir kısmı ise bu izahları gösterip dinimize saldıranlara

kızmakta, fakat bu izahları yapanları, örneğin bir İmamı Gazali’yi

baştacı yapmaktadır. Biz Kuran’ı tek kaynak kabul edip, geri kalan

izahları, Şaraniler’i, Gazaliler’i reddetmedikçe Kadın ve Şeriat budur

diye kitap yazanlara da kızmaya ne kadar hakkımız olabilir? Bakın

meşhur Gazali kadının kaç çeşit olduğunu nasıl açıklıyor ve halkı nasıl

bilgilendiriyor.

--------------------

KADINA CENNET VİZESİ KOCADAN

Bu hadisler gibi kadınların çoğunun cehennemlik olduğunu iddia eden

hadislerin yanında, kadının cennete gidişi için kocasının kendisinden

memnuniyeti şart olarak gösterilir.

Bir kadın kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse Cennete girer.

Riyazus Salihin

Kadınların hayırlısı, erkeklerin yaramazlıklarına, kötü huylarına

sabredendir, bu sabır onların cennete girmesine sebeptir.

Kadınlara Dini Bilgiler sayfa:88

Müslim de, Buhari de, Tırmızi de, Muvatta da, Şii kaynaklar da, Emevi

ve Abbasi döneminde uydurulmuş, bazı kişilerin kadına kendi bakış

açılarını dinselleştirmeye çalışmalarının ürünü olan, bu tip

uydurmalarla doludurlar. Oysa Kuran’ın hiçbir yerinde biraz önce

örneklediğimiz tipteki hadisler gibi kadınların çoğunun kötü,

cehennemlik, dinen eksik olduğu geçmez. Kuran, üstünlüğü erkek veya

kadın olmaya değil, Allah’a yakın olmaya, Allah’ın dininde titizliğe

bağlar.

Ey insanlar ! Biz sizi bir erkek, bir dişiden yarattık ve birbirinizle

tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz Allah

katında en üstün olanınız takvaca en ileride olanınızdır.

49Hucurat Suresi 13

Ayetten de anlayacağımız gibi Kuran üstünlüğü bir ırka, bir kabileye

veya erkek, kadın gibi bir cinsiyete değil, Allah’ın dinine titizlik,

Allah için hatalardan sakınma tipi manalara gelen takvaya bağlamıştır.

Oysa buraya kadar gördüğümüz hadislere göre kadın olmak daha baştan

cehennemlik olma ihtimalini arttıran bir unsurdur. Bu zihniyet, eksik

ve cehennemlik ilan ettiği kadını ezik karakterli bir varlığa

dönüştürüp, erkeğin kumandasına verir ve kumandaya itaati de din diye

insanlara dayatır. Kuran’ın İslam’ının bu uydurulmuş dinden neden

ayrılması gerektiğini daha da iyi anlamak için en itibarlı (!) uydurma

kaynaklarını inceleyelim:

Namazı bozan şeyler kara köpek, eşek, domuz ve kadındır.

Sahihi Müslim, Salat 265; Tirmizi Salat 253/338 Ebu Davud, Salat,

110/720

Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.

Ebu Davud, Tıb, 24/3922; Müslim, Selam, 34/115 Buhari, Nikah, 17/4805

Kadını uğursuz, namazı bozucu ilan eden zihniyetin iki meşhur yazarı

İmamı Şarani ve İmamı Gazali ise kadının neden evde tutulması gerektiği

ile ilgili şu aydınlatıcı (!) bilgileri ilerideki nesillere miras

bırakmışlardır.

DİŞSİZ, TİPSİZ, YAŞLI KOCALARIN KURTULUŞU

İçinizden biri yaşı ileri, ağzındaki dişleri dökülmüş, görünüş

itibariyle de çok çirkin olabileceği gibi aksine karısı da genç ve

güzel olabilir. Bu genç ve güzel kadın çarşıya çıktıktan veya davet

edildiği düğün ve ziyafetten evine döndükten sonra dışarıda gördüğü

yakışıklı erkeklerle yaşlı, dişleri dökülmüş kocasını kıyas ederek

kocasının yüzüne dahi bakmak istemez. Belki kocasının kendisini

öpmesini ve cinsel ilişkide bulunmasını dahi istemez. İşte genç kadının

erkeklerin çokça bulunduğu çarşı, pazar, şenlik ve toplantı gibi

yerlere gitmesinin kadın üzerinde yapacağı etki en azından budur.

İmam ŞaraniUhudül Kübra sayfa:773

Dövme yapan ve yaptırana, yüzdeki tüyleri aldıran ve estetik için

dişlerini seyrelttiren kadınlara Allah lanet etsin.

Sahihi Buhari

Takma saç takan, taktıran, kaşları incelten, kaşlarını incelttiren,

dövme yapan ve dövme yaptıran lanetlenmiştir.

Ebu Davud, Tereccul, 5

Eğer bir kadın peruk takarsa, eğer kol ve yüzüne dövme ya da ben

yaparsa, yüzünden ve kaşlarından cımbızla kıl aldırırsa, yüzüne

güzellik vermek için şekil değiştirirse lanetlenmiştir.

İmam Şarani – Uhudul Kubra – Sayfa 313, 867, 889

Bir hadise göre Ashabı Kiram karılarının pencere ve kapı aralıklarından

dışarıyı seyretmelerini ve erkek görmelerini önlemek üzere evlerinin

pencerelerini sıkı sıkıya kapatırlar, dışarıya bakanlara dayak

atarlardı.

İmamı Gazaliİhyayı Ulumuddin 2/122

Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç, aşırı gitmeyecek kadar da

kıyafetsiz bırakınız. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse

onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat

onlar biraz aç, biraz da çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan

hayırlı bir şey yoktur.

İbnül Cevzi, Mevzuat, II/282283; Suyuti, Leali, II/154 İbn Arrak,

Tenzihü’şŞeria, II/212213

Kadınlarınıza evlerinin kapısında oturmamaları için yeni elbise

yaptırmayın, çünkü elbiseleri güzel ve yeni olursa kalplerine dışarı

çıkmak arzusu gelir.

İmamı GazaliKimyayı Saadet sayfa:178 İbn Ebi Şeybe, Musannaf, IV/II,

420

Dışarı çıkması kesin gereken kadın ise kocasından izin aldıktan sonra

dışarı çıkacak ve şu kurallara kesin uyacaktır:

1Sıkı sıkıya örtünüp kötü giysilere bürüne,

2Hiç çıkmamış gibi davrana,

3Başını öne eğip kimsenin yüzüne bakmaya,

4Kalabalığa karışmaya,

5Erkeklerin bulunduğu yerlere yanaşmaya,

6Herkesin dolaştığı sokaklardan uzak dura,

7İşini bir an önce bitirip evine döne,

İmamı Gazali – İhyayı Ulumuddin – 2/290

Bu uydurma izahlarla; kendi görüşünü, kadınlara olan aşırı

kıskançlıklarını dîni bir buyruğa çevirip, topluma dini bu şekilde

sunanlar, dinsizlerin dinimize saldırısı için ortam hazırlamışlar ve

birçok kimsenin dinimize olan inancının sarsılmasına sebep olmuşlardır.

Halkımızın bir kısmı ise bu izahları gösterip dinimize saldıranlara

kızmakta, fakat bu izahları yapanları, örneğin bir İmamı Gazali’yi

baştacı yapmaktadır. Biz Kuran’ı tek kaynak kabul edip, geri kalan

izahları, Şaraniler’i, Gazaliler’i reddetmedikçe Kadın ve Şeriat budur

diye kitap yazanlara da kızmaya ne kadar hakkımız olabilir? Bakın

meşhur Gazali kadının kaç çeşit olduğunu nasıl açıklıyor ve halkı nasıl

bilgilendiriyor.

--------------------

KADININ EN MAKBULÜ KOYUN CİNSİDİR

Kadın sekiz sıfatlıdır:

1Giyim kuşam hevesinden maymun.

2Fakir düşmeye razı olmadığından köpek.

3Kocasına ve diğer insanlara kibrinden yılan.

4Gece gündüz koğuculuk yaptığından akrep.

5Evden eşya sattığından fare.

6Erkeklere hile kurduğundan tilki.

7Kocasına itaat ettiğinden dolayı koyundur.

İmamı Gazali İhyayı Ulumuddin

Bu izahlardan sonra en makbul kadının koyun cinsi olduğu açıklanır. Her

türlü özgürlüğü elinden alınan kadının, Allah’ın farz kıldığı hacca

bile tek başına gitme özgürlüğü yoktur. Kadının 90 km’den uzağa yanında

namahrem biri olmadan (baba, amca, dayı, kardeş, koca gibi) gitmesi

haram ilan edilir. Bu yüzden kadınlar namahremlerinden birini ikna

edemezse bu farzı bile yapamaz konuma gelirler. Oysa Allah haccı erkek,

kadın ayrımı yapmadan ve böyle bir şart belirtmeden farz kılmıştır.

Kadının camiye gidip namaz kılması da , camiye gitmek için kadınların

evden çıkması gerektiği için engellenmeye çalışılmış ve bununla ilgili

de hadisler uydurulmuştur. Bu hadislere göre kadının evde namaz

kılması, camide kılmasından daha sevaptır, hatta evde bile yatak

odasında kılması, oturma odasında kılmasından daha sevaptır.

Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır.

9Tevbe Suresi 71

Ayetten de anlayacağımız gibi Allah iman eden erkek ve kadınların,

cins, mahrem, namahrem ayırımı yapmadan dost olmalarını istiyor. Peki

camiye gitmek için bile evden çıkması, birazdan göreceğimiz izahlara

göre erkeklerle konuşması bile engellenen kadın bu dostluğu ne zaman ve

nasıl kuracaktır? Hayat sahnesinde yanyana faaliyetin, yardımlaşmanın,

beraber hizmetin insan neslinin yarısı olan kadının dışlanması ve diğer

yarısı olan erkeklerle irtibat ve dayanışmasının kesilmesiyle

sağlanması mümkün müdür? Aynı ayetin devamında bu dostluğu

sağlayanların Allah’ın rahmetini kazanacağı söylenir. Eğer bugün

Müslüman olduğunu iddia eden toplumlardan rahmet kesilmişse kanaatimce

birçok sebebinden biri de bu ayetin gereklerinin yerine

getirilmemesidir.

Hanefilerden bazıları kadının sesinin de avret olduğu görüşündedirler.

Fıkhus Siyre sayfa:400

Bir hadis şöyledir: Ancak ve ancak mahremleriniz olan erkeklerle

konuşacaksınız.

İbni Kesir 4/355

AĞZINDA ÇAKIL TAŞIYLA KONUŞMA

Bırakın kadın erkek Müslümanlar’ın arkadaşlık etmesini; haremlik

selamlıkla, kadınlar erkeklerden tamamen soyutlanmış ve kendi

aralarında konuşan kadınların sesinin bile erkekler tarafından

duyulmaması gerektiği söylenmiştir. Bu arada çok zaruret olursa kadının

ağzına çakıl taşı alıp sesi tanınmadan erkeklere o da zaruret miktarı

bir şeyler söyleyebileceği izahını yapan daha insaflılar(!) da vardır.

Camiye gitmesi, tek başına hacca gitmesi, erkeklerle konuşması

engellenen kadının, aybaşı olduğu zamanlarda namaz kılamayacağı, Kuran

okuyamayacağı, oruç tutamayacağı izahlarıyla da bu ibadetleri

engellenir. Oysa Allah Kuran’da aybaşı olan kadınla cinsel ilişkiye

girilmemesini ister. Eğer Allah aybaşılı kadının namaz kılmasını, Kuran

okuyup, oruç tutmasını istemeseydi hiç şüphesiz bunları da bildirirdi.

Fakat aybaşılı kadını pis gören mantık, –İsrailiyat kökenli uydurmalar

aracılığıyla– Kuran’a aykırı bu uygulamayı da dinimize sokmuştur.

(İsrailiyat kökenli uydurmalar için 5. Bölümün 10. Maddesine bakınız)

Sana kadınların aybaşı halini sorarlar. De ki: O bir ezadır. Aybaşı

halinde kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar

kendilerine yaklaşmayın.

2Bakara Suresi222

Kuran her türlü detayı verirken, Kuran’da olmayan zorlukları dine

sokarak ilaveler yapanlar kadının namaz kılmasını, oruç tutmasını,

Kuran okumasını aybaşı durumunda engelleyerek, kadınerkek ayrımı

yapılmadan farz kılınan Cuma namazına gitmelerini engelleyerek,

eksiltmeler de yapmışlardır. Oysa Kuran’ın dininde ilave gibi eksiltme

de hoş karşılanmaz. Kadın bu kadar kötülendikten sonra hiçbir fikrine

değer verilmeyen bir varlığa çevrilmiş ve “Kadınlara itaat eden helak

olur.” şeklinde Kuran’dan onay alamayacak uydurma hadisler, Kuran’ın

ahlakıyla ahlaklanmış olan Peygamberimiz’e atfen uydurulmuştur.

Kadınlara danışmayın, onlara muhalefet edin. Kadınlara muhalefet edin,

zira kadınlara muhalefet berekettir.

Kadınlara Dîni Bilgiler 44,45 Suyuti, Leali II, 147; İbn Arrak,

Tenzihü’ş Şeria II, 210

Kim ki karısına itaat ederse Allah (cc) onu yüzüstü Cehenneme atar.

İbn Arrak II, 215

KADIN İMAM DA OLUR, MÜEZZİN DE, DEVLET BAŞKANI DA

Kuran kadınların hiçbir göreve talip olmasını engellemez. Kadın

cumhurbaşkanı da , halife de, kadı da, yargıç da, imam da, müezzin de

olabilir. Çünkü Kuran’da yasaklanmayan her şey serbesttir. Serbestlik

asıl olan, yasak ise istisnadır. Yasak için vahye yani Kuran ayetine

ihtiyaç vardır. Böyle bir yasak olmadığına göre kadın topluma namaz

kıldırıp imam da olur, tüm milleti yönetecek cumhurbaşkanı veya

başbakan da olur... Gerek Müslüman memleketlerde, gerek diğer ülkelerde

kadınların neden devlet yönetiminde ikinci sırada kaldığı tartışılması

uzun bir konudur. Fakat şurası açıktır ki Kuran’ın dininde buna hiçbir

engel yoktur.

Başlarına bir kadını geçiren bir kavim asla iflah olmaz.

İbni Hanbel Müsned 5/43,50; Tirmizi Fiten:75 Nesai Kudat:8; Buhari

Fiten:18

Birçok hadis kitabına girmiş yukarıdaki uydurma, Kuran’ın getirmediği

hükümleri kadın aleyhine uyduran gelenekçiler tarafından dinimizin

içine sokulmuştur. Tahminimiz odur ki, bu uydurma Hz. Aişe’nin Cemel

olayında orduya kumanda etmesi üzerine karşı tarafta yer alanların

uydurduğu siyasi kaygılı bir uydurmadır. Bunu gören Süleyman Ateş şu

açıklamayı yapar: “Şimdi bu hadiste taşlanan Hz. Aişe’dir. Peygamber

Aleyhisselam gerçekten öyle söylemiş olsaydı, Hz. Aişe’nin Cemel

olayına katılmaması, Talha ve Zübeyr’in de onu başlarına geçirmemeleri

gerekirdi. Kuran’a ters, olaylara aykırı olan bu hadisin doğruluğu

şüphelidir. Diğer sahabilerin bilmediği ve uygulamadığı bir hadis,

nasıl din hükmü olur?” (Süleyman Ateş’in Kuran Tefsiri, 6/399400)

Siyasi kaygılarla bu tip hadisler uydurup Allah’ın dinine kendi

görüşlerini katanlar Kuran’ın Saba melikesini tarifini de gözardı

ederler. Neml suresi 22. ve 44. Ayetler arasında Saba kavminden ve

onlara hükmeden kraliçeleri Saba melikesinden bahsedilir. Ayetlerin

açıklamalarında Saba melikesinin zekasını, topluma doğruyu buldurmadaki

becerisini, kavmini tehlikeye atmayışını, tedbirli yaklaşımlarını

görürüz. Kadınların yönetici olamayacağına, kadınlara muhalefetin iyi

olduğuna dair yüzlerce gelenekçi hüküm ve uydurmaya karşı Kuran’da bu

manada tek bir cümleye, tek bir onaya dahi rastlanmaz.

Kadınlara yazıyı öğretmeyin. Dikişi ve Nur Suresini öğretin.

İbnü’l Cevzi, Mevzuat II, 269

Siz bakmayın bugün gelenekçi İslam’ı savunup da kızlarını üniversiteye

sokmaya çalışanlara! Gelenekçi dinin görüşü yukarıdaki gibidir. Eğer

Ehli Sünnet alimlerini dikkate almıyorsanız niye hala Ehli Sünnet

olmaya devam ediyorsunuz? Sizin dini anlamada yönteminiz nedir? Dini

kimden, nereden, neye göre anlıyorsunuz? Eğer Ehli Sünnet alimlerine

saygınız, inancınız tamsa bize kızmayın. Biz görmezden geldiğiniz bazı

izahları da açıklayıp inancınızın gereğini yapmanıza yardımcı oluyoruz!

Lütfen Sunniyim, Hanefiyim diyorsanız bu izahları da unutmayın,

uygulayın! Bir de şu konuda lütfen bizi aydınlatın: Ehli Sünnet’e göre

kadın, erkek, karışık olarak oturmak haramdır. Hatta bazı izahlara göre

kadının sesinin duyulması da haramdır. Peki başörtülü kızları

üniversiteye göndermekle bu kızları harama sokmuş olmuyor musunuz?

Üstelik bu kızları harama sokmak için eylem bile yapıyorsunuz!

CİNSELLİĞİ SAĞLAMA ALMAK İÇİN HADİS UYDURMA

Kişi kadınını yatağa davet eder de kadın kaçarak eşi sinirli bir

şekilde gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lanet eder.

Sahihi Buhari 9/36

Karısının cinsel ilişki teklifini reddedeceğinden korkanlar bu

uydurmayı Peygamber’e fatura ederek karılarına “Bak Peygamber böyle

demiş, sakın bana karşı gelme” diyerek kadınları bu konuda da uydurma

dinleriyle terbiye etmektedirler. Ezilen kadının boşanma hakkı da

elinden alındığı için tüm zulümlere karşı kadının hiçbir sığınağı

kalmaz.

Bir kadın kocasından boşanırsa o kadına cennet kokusu haram olunur.

Kadınlara Dîni Bilgiler sayfa 61

Oysa Kuran’da geçen “Boşanmış kadınlar” tipi ifadeler (2Bakara

Suresi228, 241) hem kadının erkeği, hem erkeğin kadını boşaması

manasına gelebilir. Kuran, bir tek erkek boşayabilir demediğine göre,

demek ki kadın da erkek gibi aynen bu haktan faydalanabilir.

Bir hadis de şöyle der: “Camiye gelirken kokulanan kadın evine dönüpte

cünüplükten ötürü boy abdesti alır gibi yıkanmadıkça, Allah katında

onun namazı kabul olmaz.”

Avnül mabül 11/230

Erkeklerin güzel koku sürmesinde sevap bulanlar, aynı şeyi kadın yapıp

koku sürünce hemen günah diye damgalarlar. Erkek güzel kokudan tahrik

olur diye de hemen açıklama yaparlar. Peki kadın erkeğin sürdüğü güzel

kokuyu koklayıp tahrik olamaz mı? Madem böyle tahrik sorunu var, neden

Allah bu konuyla da ilgili bir ayet indirip, kadının koku sürmesini

yasaklamadı? Cevabı aslında basit: Çünkü Allah bunu yasaklamak

istemedi.

NEREYE OTURABİLİRİZ?

Kadının yeri soğumadıkça erkek, kadının oturduğu yere oturmamalıdır.

Kadınlara Dîni Bilgiler sayfa 24

Günümüzde de otobüs ve minibüslerde gelenekçi dinin uygulayıcılarının,

bu hadisten kaynaklanan hareketleriyle sergiledikleri komik manzaralara

şahit olabiliriz. Aslında haremlik, selamlık ve diğer tüm izahlara göre

aynı otobüs ve minibüse binmemeleri gerekenler, başka çıkar yol

bulamayıp aynı toplu taşıma araçlarına binince yine de bu önemli

uygulamalarından vazgeçememektedirler.

KADINLARLA İLGİLİ KONULARDA KURAN’LA İLGİLİ BAZI YANLIŞ ANLAMALAR

Kuran’ın kadınla ilgili açıklamalarındaki yanlış anlaşılan bilgiler ilk

insanlar Adem ve Havva ile ilgili konulardan başlar. Kuran’ın hiçbir

yerinde Havva’nın Adem’i kandırdığı ve günaha soktuğu şeklinde bir izah

yoktur. Araf Suresi 11. ve 28. ayetlerin arasını okursak Adem ile

Havva’nın her ikisini birden kandıranın şeytan olduğunu görürüz. Bu

arada kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına dair izah da

Kuran’da yer almaz.

Kuran’la ilgili yanlış iddialardan biri Kuran’ın erkeklere hitap

ettiğidir. Kuran ayetlerinin %90’dan fazlası genele; yani erkek ve

kadın karışık olarak tüm insanlara veya inananlara hitap eder. Bunun

yanında sadece Peygamberimiz’e, sadece kadınlara, sadece erkeklere

hitap eden ayetler de vardır. Kuran’ı insanlara ulaştıran

Peygamber’imiz erkektir ve erkekler topluluğunun bir alt kümesidir.

Erkeklere hitap eden bazı ayetlerdeki üslup bu nokta gözönünde

bulundurularak okunursa daha iyi anlaşılır. Kuran’ı eline alıp okuyan

herhangi bir kişi, Kuran’ın genele hitabını, sadece bir cinse hitap

etmediğini rahatça anlar. Kuran’ı şarkı kitabı gibi okuyan veya hiç

okumayanların bu tip iddiaları hiç şüphesiz cehaletlerinin bir

ürünüdür.

Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin kadınlar,

itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar, özüsözü doğru erkekler,

özüsözü doğru kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar, korunup

sakınan erkekler, korunup sakınan kadınlar, sadaka veren erkekler,

sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar,

ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça

hatırlayan erkekler ve Allah’ı çokça hatırlayan kadınlar; bunlar için

Allah bir bağışlanma ve büyük bir ödül hazırlamıştır.

33Ahzab Suresi 35

Kuran’ın büyük bölümü genele hitap olsa da, bu ayette olduğu gibi

Allah’ın kadın ve erkeği ayrı ayrı vurguladığı ayetler de mevcuttur.

TARİHTE ÇOKEŞLİLİK

Kuran’la ilgili yanlış anlaşılan diğer bir konu ise erkeklerin çokeşli

evliliğidir. Öncelikle şunun bilinmesi gerekir ki İslamiyet çok büyük

bir zaman dilimine, geniş bir coğrafyaya, çok farklı iklimlere, ufak

bir kabileye olduğu gibi büyük bir imparatorluğa, hem tarım, hem de

endüstri toplumuna, hem savaş hem de barış ortamlarına, apayrı

alışkanlık ve kültürlerin olduğu insanlara gelmiştir. Kuran’ın bu her

türlü devir, şart, ortam ve kültüre uyumu ise Kuran’ın serbestiyet

dairesinin geniş olmasıyla sağlanır. Buraya kadar bu geniş helal

dairesinin, geleneksel İslam anlayışıyla sınırlanıp, bir Arap İslam’ı

yaratılmaya çalışıldığını gördük. Örneğin belli yörenin kıyafeti olan

sarığın, cübbenin, sakal bırakma alışkanlığının dinselleştirilip;

böylece İslam’ın her yöreye, şarta, kültüre uyumunun engellendiğini

gördük. Oysa Kuran’ın verdiği serbestiyetlikle herkes kendi kimonosunu,

ceketini, kravatını, entarisini giyebilir. Kuran’ın bu noktadaki

özgürlüğü Kuran’ın İslam’ının her bölgeye, her kültüre uyumunu sağlar.

Çokeşlilik de aynen böyledir. Çokeşlilik İslam’ın yasaklamadığı bir

konudur, yoksa İslam’ın emrettiği veya tavsiye ettiği bir konu

değildir.

Çokeşlilik birçok kültürde, zaman diliminde, özellikle erkeklerin

savaşta ölüp, kadınerkek oranının bozulduğu zamanlarda kadınların da

talebi olmuştur. Tarım toplumlarının birçoğunda çok çocuklu aile, gücün

simgesi olduğu için, bu toplumlarda kadınların çocuk ve ev işlerindeki

yüklerinin hafiflemesi için kocalarını evlenmeye teşvik ettiği bile

görülmüştür. Unutulmamalıdır ki çokeşliliği yaşayan tek bir erkekken,

kadınlar en az iki kişidir. Evlilik müessesesi de ortak bir istek veya

çıkara dayandığına göre çokeşliliği bir erkek isterken en az iki kadın

da bunu istemiş, kabullenmiş veya çıkarı olmuş demektir. Yani

çokeşliliğin kimi ortamlarda yasaklanmasına bir erkeğe karşı en az iki

kadın karşı çıkacak demektir. Bazıları kadınların isteği olmadan aile

baskısıyla evlendirildiklerini veya daha sonra boşanma hakları

ellerinden alındığı için isteseler de ayrılamadıklarını söyleyebilir.

Bu zulümler bizim konumuz değildir, çünkü bunlar İslam’ın değil erkek

egemen toplumun sonucudurlar. Dinimize göre evliliğe kadın da karar

verir, kadının boşanma hakkı da vardır. Yani kadın, kocası çokeşlilik

yaparsa veya evliliğinde yolunda gitmeyen bir şey olursa kendisi de

boşanabilir. Kadının boşanmasının yasaklanması, kadının evliliğindeki

söz hakkının ailesine verilmesi gibi sonuçlar geleneğin sonucudur,

Kuran’ın dininin değil. Çokeşlilik sadece tarım toplumlarında, Doğu

kültürel ortamında değil Batı Avrupa’da da kimi şartlarda

savunulmuştur. Dünya yakın tarihinin iki savaşının sonucunda oluşan

ortamda bunun sonuçlarını yaşayanlar, İngiltere’nin Daily Mail

gazetesindeki bir makalede kadın sayısının erkeğe oranla çok arttığını

ve çokeşliliğe izin verilmesinin tek çıkar yol olduğunu savunuyorlardı.

1949’da Bonn halkı, hem de sosyal kadın kuruluşları, ilgili mercilere

başvurarak çok kadınla evliliğe izin veren bir maddenin anayasaya

konmasını istiyorlardı. Kadın kuruluşlarının benzer faaliyetleri

Fransa’da da yaşandı. Daha geriye gidersek 1560’da Fransa Meclisi’nin,

Normberete Wastefaya anlaşmasından sonra çok kadınla evlilik konusunda

karar aldığını görüyoruz. Avrupa’da sözde tek hanımla evlilik

uygulamalarını ve savaşlardan sonraki acı tabloları değerlendiren

Avrupalı kadın yazar Annie Beasant ise şöyle demektedir: “Bir tek

kadınla evlilik Batı’da sözde kalmıştır. Gerçekte sorumsuz bir çok

evlilik usulü alıp yürümüştür. Erkek metresinden bıkınca savar, o da

zamanla hafif kadın halini alır. Zavallı metresin durumu, çok hanımlı

bir aile yuvasındaki mevki sahibi kadının yanında çok acıklıdır.

Sokakları dolduran binlerce zavallı kadın gördüğümüzde anlıyoruz ki

çokeşliliğe izini kötülemek, Batılıların ağzına hiç yakışmıyor. İğfal

edilmiş, sığınılacak bir yer ve sevgiden yoksun, gayri meşru çocuğu ile

ortada, miras hakkından yoksun, herkesin zevkine kurban olup

yaşamaktansa bir erkeğin meşru hanımlarından biri sıfatıyla sevgi görüp

aile yuvasında yaşamak daha saygındır.” Sorun da biraz buradan

kaynaklanıyor, kadınların bir kısmı kendilerini hep üstüne bir kadın

alınan ilk eş gibi görüyorlar. Oysa Annie Beasant’ın çizdiği tablodaki

kadının durumuna düşen de bir kadındır. Her durumda hanımlardan

çokeşliliği çirkin görenler çoğunluktadır. Onlar çokeşlilik

yapmayabilirler, böyle istekleri olan adamlarla evlenmezler, yapmaya

kalkan olursa ondan boşanırlar.

KÖPEK ETİ YEMEK VE ÇOKEŞLİLİK

Daha evvel de dediğimiz gibi çokeşlilik bir serbestiyettir, mecburiyet

değil. Yukarıdaki örnekleri vermemizin nedeni çokeşliliği savunmak

değil, kimi durum, şart ve kültürlerde kadınların da bunu istediğini

göstermektir. Kuran’da yalnız leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası

adına kesilen hayvanların yasaklandığını görürüz. Bunun dışında her

yiyecek helaldir. Bizim sevmediğimiz birçok yiyecek, örneğin köpek eti

helaldir. Fakat bizim sevmediğimiz köpek eti Çin’de sevilen bir yemek

türünü oluşturur. Aynı çokeşlilik gibi bize çirkin gelen köpek eti

yemek bir başka yerde, şartta insanların kabulü olabilmiştir. Dinimizin

yasaklamadığı her şey helal olduğu için bize çok garip gelebilecek bir

çok helal olabilir. Helal dinen yapılmasında günah olmayan davranışları

ifade eder. Yoksa helal dinen makbul olan bir davranışı ifade etmez. Bu

çok önemli noktayı anlamayanlar dini, yasaklamadığı bazı şeyler için,

kendi kültürlerine göre eleştirmeye kalkmış ve böylece değişik

kültürlerde, değişik zamanlarda büyük kolaylık getiren serbestlikleri

anlayamadıklarını göstermişlerdir. Dinimize göre saçımızı yeşile

boyatırsak, bir davete futbol şortuyla gidersek, bir toplulukta sesli

bir şekilde yellenir veya geğirirsek bir günah işlemiş olmayız. Bu

fiillerin günah olmamasının sebebi Kuran’ın hiçbir ayetinin bunları

yasaklamamasından kaynaklanır. Hawai’de şort giyerek düğüne gitmek,

kızılderili kabilelerinde yeşil gibi renklerle kafayı boyamak, kimi

kültürlerde geğirmek, kiminde yellenmek normal karşılanabilir. Kuran’ın

bu fiilleri günah olarak belirtmemesi sayesinde tüm bu ayrı kültürlerde

Müslüman olanlar, kendi kültürleriyle bu noktalarda zıt düşmeden

dinlerini yaşayabilirler. Kuran bu fiillere sahip de çıkmaz, bu

fiilleri tavsiye de etmez. Yani “Din köpek eti yiyin” diyor, “Din

düğünlere şortla gidin” diyor, “Saçınızı yeşile boyayın” diyor,

“Yellenin, geğirin” diyor şeklindeki açıklamalar ne kadar hatalıysa

“Çokeşlilik dinde vardır” şeklinde dine karşı yapılan bir eleştiri, o

kadar hatalıdır. Dinin emri, tavsiyesi ayrıdır, din yasaklamadığı için

serbest olan fiil ayrıdır.

Doğal şartlarda, savaş olmadığı zamanlarda insan nüfusunun bire bir

eşlemeye yakın şekilde kadın ve erkeklerden oluştuğunu görüyoruz. Bu da

tekeşliliğin insanların genelinin tercihi olacağını, çokeşliliğin bir

istisna olacağını tabiat kanunu olarak göstermektedir. Kuran’da Allah,

kadınlar arasında adalet yapamazsak tek bir eşle evlenilmesini söyler.

(4Nisa Suresi3. ayet) Böylece kadınlardan birini ön plana alacak, diğer

kadınları sömürecek evlilik modeline yasak getirilir. Bazı durumlarda

ailesi ölen kız çocuklarına miras kalır ve bazı erkekler evlilik

yoluyla bu maddi serveti ele geçirip yetim kızın mallarını çarçur

edebilir. Kuran buna benzer durumları engellemek için Nisa suresinin

aynı 3. ayetinde “Yetimler konusunda adaleti yerine

getiremeyeceğinizden korkarsanız, bu durumda size helal olan

kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın.” der. Yani Kuran gerekirse

çok evlilik yapılmasını, başka kadınlarla evlenilmesini; fakat hiçbir

durumda yetim kızların hakkına tecavüz edilmemesini söyler. Bu ayet,

gördüğümüz gibi, yetim kız çocuklarıyla ve onların mal varlıklarının

sömürülmesiyle ilgilidir. Çokeşlilik, Kuran’ın geniş serbestiyet

çemberinde yer alır, Kuran’ın tavsiye veya yasaklarından biri değildir.

Çokeşliliği sevmeyen sevmez, yapmayan yapmaz. Kuran, yazımızın başında

dediğimiz gibi ayrı kültürlerin, ayrı zaman dilimlerinin, hem savaş hem

de barış ortamının, hem tarım hem de endüstri toplumunun, hem büyük

devletlerin hem de küçük ada halklarının dinidir. Kuran’ın İslam’ı tek

bir medeniyetin, bir tek endüstri toplumunun, bir tek barış ortamının

dini değildir. Nasıl Emevi ve Abbasi uydurmacıları Kuran dışı

ilavelerle dinimizi kendi kabile ve yüzyıllarına göre dondurup sakalı,

cübbeyi, sarığı dine soktularsa, bazıları da günümüzün görüşlerini dine

sokma arzusundadırlar. Oysa Emevi ve Abbasiler kendi dönemlerinde sakal

bırakıp, cübbe, sarık giyip, çokeşli bir şekilde evlenebilirlerdi.

Günümüzde de sakal traşı olunup, pantolon, ceket, kravat giyilip, tek

eşle evlenilebilir. Her iki ayrı uygulama da İslam’a aykırı değildir ve

yine her iki ayrı uygulama da İslam değildir. Bu değerlerin hiçbiri

İslam’ın zaman üstü değer ve kurallar sistemiyle ilintili değildir.

Oysa Allah’ı tek bilmek, fakirlere yardım etmek, oruç tutmak Kuran’ın

emirleri olduğu için hem Emeviler’i, hem Abbasiler’i, hem günümüzü, hem

de bizden sonrakileri yükümlü kılar.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest cadi_silvia

KADININ EN MAKBULÜ KOYUN CİNSİDİR

Kadın sekiz sıfatlıdır:

1Giyim kuşam hevesinden maymun.

2Fakir düşmeye razı olmadığından köpek.

3Kocasına ve diğer insanlara kibrinden yılan.

4Gece gündüz koğuculuk yaptığından akrep.

5Evden eşya sattığından fare.

6Erkeklere hile kurduğundan tilki.

7Kocasına itaat ettiğinden dolayı koyundur.

İmamı Gazali İhyayı Ulumuddin

Bu izahlardan sonra en makbul kadının koyun cinsi olduğu açıklanır. Her türlü özgürlüğü elinden alınan kadının, Allah’ın farz kıldığı hacca bile tek başına gitme özgürlüğü yoktur. Kadının 90 km’den uzağa yanında namahrem biri olmadan (baba, amca, dayı, kardeş, koca gibi) gitmesi haram ilan edilir. Bu yüzden kadınlar namahremlerinden birini ikna edemezse bu farzı bile yapamaz konuma gelirler. Oysa Allah haccı erkek, kadın ayrımı yapmadan ve böyle bir şart belirtmeden farz kılmıştır.

Kadının camiye gidip namaz kılması da , camiye gitmek için kadınların evden çıkması gerektiği için engellenmeye çalışılmış ve bununla ilgili de hadisler uydurulmuştur. Bu hadislere göre kadının evde namaz kılması, camide kılmasından daha sevaptır, hatta evde bile yatak odasında kılması, oturma odasında kılmasından daha sevaptır. Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır.

9Tevbe Suresi 71

Ayetten de anlayacağımız gibi Allah iman eden erkek ve kadınların,

cins, mahrem, namahrem ayırımı yapmadan dost olmalarını istiyor. Peki

camiye gitmek için bile evden çıkması, birazdan göreceğimiz izahlara

göre erkeklerle konuşması bile engellenen kadın bu dostluğu ne zaman ve

nasıl kuracaktır? Hayat sahnesinde yanyana faaliyetin, yardımlaşmanın,

beraber hizmetin insan neslinin yarısı olan kadının dışlanması ve diğer

yarısı olan erkeklerle irtibat ve dayanışmasının kesilmesiyle

sağlanması mümkün müdür? Aynı ayetin devamında bu dostluğu

sağlayanların Allah’ın rahmetini kazanacağı söylenir. Eğer bugün

Müslüman olduğunu iddia eden toplumlardan rahmet kesilmişse kanaatimce

birçok sebebinden biri de bu ayetin gereklerinin yerine

getirilmemesidir.

Hanefilerden bazıları kadının sesinin de avret olduğu görüşündedirler.

Fıkhus Siyre sayfa:400

Bir hadis şöyledir: Ancak ve ancak mahremleriniz olan erkeklerle

konuşacaksınız.

İbni Kesir 4/355

 

AĞZINDA ÇAKIL TAŞIYLA KONUŞMA

Bırakın kadın erkek Müslümanlar’ın arkadaşlık etmesini; haremlik

selamlıkla, kadınlar erkeklerden tamamen soyutlanmış ve kendi

aralarında konuşan kadınların sesinin bile erkekler tarafından

duyulmaması gerektiği söylenmiştir. Bu arada çok zaruret olursa kadının

ağzına çakıl taşı alıp sesi tanınmadan erkeklere o da zaruret miktarı

bir şeyler söyleyebileceği izahını yapan daha insaflılar(!) da vardır.

Camiye gitmesi, tek başına hacca gitmesi, erkeklerle konuşması

engellenen kadının, aybaşı olduğu zamanlarda namaz kılamayacağı, Kuran

okuyamayacağı, oruç tutamayacağı izahlarıyla da bu ibadetleri

engellenir. Oysa Allah Kuran’da aybaşı olan kadınla cinsel ilişkiye

girilmemesini ister. Eğer Allah aybaşılı kadının namaz kılmasını, Kuran

okuyup, oruç tutmasını istemeseydi hiç şüphesiz bunları da bildirirdi.

Fakat aybaşılı kadını pis gören mantık, –İsrailiyat kökenli uydurmalar

aracılığıyla– Kuran’a aykırı bu uygulamayı da dinimize sokmuştur.

(İsrailiyat kökenli uydurmalar için 5. Bölümün 10. Maddesine bakınız)

Sana kadınların aybaşı halini sorarlar. De ki: O bir ezadır. Aybaşı

halinde kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar

kendilerine yaklaşmayın.

2Bakara Suresi222

Kuran her türlü detayı verirken, Kuran’da olmayan zorlukları dine

sokarak ilaveler yapanlar kadının namaz kılmasını, oruç tutmasını,

Kuran okumasını aybaşı durumunda engelleyerek, kadınerkek ayrımı

yapılmadan farz kılınan Cuma namazına gitmelerini engelleyerek,

eksiltmeler de yapmışlardır. Oysa Kuran’ın dininde ilave gibi eksiltme

de hoş karşılanmaz. Kadın bu kadar kötülendikten sonra hiçbir fikrine

değer verilmeyen bir varlığa çevrilmiş ve “Kadınlara itaat eden helak

olur.” şeklinde Kuran’dan onay alamayacak uydurma hadisler, Kuran’ın

ahlakıyla ahlaklanmış olan Peygamberimiz’e atfen uydurulmuştur.

Kadınlara danışmayın, onlara muhalefet edin. Kadınlara muhalefet edin,

zira kadınlara muhalefet berekettir.

 

Kadınlara Dîni Bilgiler 44,45 Suyuti, Leali II, 147; İbn Arrak,

Tenzihü’ş Şeria II, 210

Kim ki karısına itaat ederse Allah (cc) onu yüzüstü Cehenneme atar.

İbn Arrak II, 215

 

KADIN İMAM DA OLUR, MÜEZZİN DE, DEVLET BAŞKANI DA

Kuran kadınların hiçbir göreve talip olmasını engellemez. Kadın

cumhurbaşkanı da , halife de, kadı da, yargıç da, imam da, müezzin de

olabilir. Çünkü Kuran’da yasaklanmayan her şey serbesttir. Serbestlik

asıl olan, yasak ise istisnadır. Yasak için vahye yani Kuran ayetine

ihtiyaç vardır. Böyle bir yasak olmadığına göre kadın topluma namaz

kıldırıp imam da olur, tüm milleti yönetecek cumhurbaşkanı veya

başbakan da olur... Gerek Müslüman memleketlerde, gerek diğer ülkelerde

kadınların neden devlet yönetiminde ikinci sırada kaldığı tartışılması

uzun bir konudur. Fakat şurası açıktır ki Kuran’ın dininde buna hiçbir

engel yoktur.

Başlarına bir kadını geçiren bir kavim asla iflah olmaz.

İbni Hanbel Müsned 5/43,50; Tirmizi Fiten:75 Nesai Kudat:8; Buhari

Fiten:18

Birçok hadis kitabına girmiş yukarıdaki uydurma, Kuran’ın getirmediği

hükümleri kadın aleyhine uyduran gelenekçiler tarafından dinimizin

içine sokulmuştur. Tahminimiz odur ki, bu uydurma Hz. Aişe’nin Cemel

olayında orduya kumanda etmesi üzerine karşı tarafta yer alanların

uydurduğu siyasi kaygılı bir uydurmadır. Bunu gören Süleyman Ateş şu

açıklamayı yapar: “Şimdi bu hadiste taşlanan Hz. Aişe’dir. Peygamber

Aleyhisselam gerçekten öyle söylemiş olsaydı, Hz. Aişe’nin Cemel

olayına katılmaması, Talha ve Zübeyr’in de onu başlarına geçirmemeleri

gerekirdi. Kuran’a ters, olaylara aykırı olan bu hadisin doğruluğu

şüphelidir. Diğer sahabilerin bilmediği ve uygulamadığı bir hadis,

nasıl din hükmü olur?” (Süleyman Ateş’in Kuran Tefsiri, 6/399400)

Siyasi kaygılarla bu tip hadisler uydurup Allah’ın dinine kendi

görüşlerini katanlar Kuran’ın Saba melikesini tarifini de gözardı

ederler. Neml suresi 22. ve 44. Ayetler arasında Saba kavminden ve

onlara hükmeden kraliçeleri Saba melikesinden bahsedilir. Ayetlerin

açıklamalarında Saba melikesinin zekasını, topluma doğruyu buldurmadaki

becerisini, kavmini tehlikeye atmayışını, tedbirli yaklaşımlarını

görürüz. Kadınların yönetici olamayacağına, kadınlara muhalefetin iyi

olduğuna dair yüzlerce gelenekçi hüküm ve uydurmaya karşı Kuran’da bu

manada tek bir cümleye, tek bir onaya dahi rastlanmaz.

Kadınlara yazıyı öğretmeyin. Dikişi ve Nur Suresini öğretin.

İbnü’l Cevzi, Mevzuat II, 269

Siz bakmayın bugün gelenekçi İslam’ı savunup da kızlarını üniversiteye

sokmaya çalışanlara! Gelenekçi dinin görüşü yukarıdaki gibidir. Eğer

Ehli Sünnet alimlerini dikkate almıyorsanız niye hala Ehli Sünnet

olmaya devam ediyorsunuz? Sizin dini anlamada yönteminiz nedir? Dini

kimden, nereden, neye göre anlıyorsunuz? Eğer Ehli Sünnet alimlerine

saygınız, inancınız tamsa bize kızmayın. Biz görmezden geldiğiniz bazı

izahları da açıklayıp inancınızın gereğini yapmanıza yardımcı oluyoruz!

Lütfen Sunniyim, Hanefiyim diyorsanız bu izahları da unutmayın,

uygulayın! Bir de şu konuda lütfen bizi aydınlatın: Ehli Sünnet’e göre

kadın, erkek, karışık olarak oturmak haramdır. Hatta bazı izahlara göre

kadının sesinin duyulması da haramdır. Peki başörtülü kızları

üniversiteye göndermekle bu kızları harama sokmuş olmuyor musunuz?

Üstelik bu kızları harama sokmak için eylem bile yapıyorsunuz!

 

CİNSELLİĞİ SAĞLAMA ALMAK İÇİN HADİS UYDURMA

Kişi kadınını yatağa davet eder de kadın kaçarak eşi sinirli bir

şekilde gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lanet eder.

Sahihi Buhari 9/36

Karısının cinsel ilişki teklifini reddedeceğinden korkanlar bu

uydurmayı Peygamber’e fatura ederek karılarına “Bak Peygamber böyle

demiş, sakın bana karşı gelme” diyerek kadınları bu konuda da uydurma

dinleriyle terbiye etmektedirler. Ezilen kadının boşanma hakkı da

elinden alındığı için tüm zulümlere karşı kadının hiçbir sığınağı

kalmaz.

Bir kadın kocasından boşanırsa o kadına cennet kokusu haram olunur.

Kadınlara Dîni Bilgiler sayfa 61

Oysa Kuran’da geçen “Boşanmış kadınlar” tipi ifadeler (2Bakara

Suresi228, 241) hem kadının erkeği, hem erkeğin kadını boşaması

manasına gelebilir. Kuran, bir tek erkek boşayabilir demediğine göre,

demek ki kadın da erkek gibi aynen bu haktan faydalanabilir.

Bir hadis de şöyle der: “Camiye gelirken kokulanan kadın evine dönüpte

cünüplükten ötürü boy abdesti alır gibi yıkanmadıkça, Allah katında

onun namazı kabul olmaz.”

Avnül mabül 11/230

Erkeklerin güzel koku sürmesinde sevap bulanlar, aynı şeyi kadın yapıp

koku sürünce hemen günah diye damgalarlar. Erkek güzel kokudan tahrik

olur diye de hemen açıklama yaparlar. Peki kadın erkeğin sürdüğü güzel

kokuyu koklayıp tahrik olamaz mı? Madem böyle tahrik sorunu var, neden

Allah bu konuyla da ilgili bir ayet indirip, kadının koku sürmesini

yasaklamadı? Cevabı aslında basit: Çünkü Allah bunu yasaklamak

istemedi.

 

NEREYE OTURABİLİRİZ?

Kadının yeri soğumadıkça erkek, kadının oturduğu yere oturmamalıdır.

Kadınlara Dîni Bilgiler sayfa 24

Günümüzde de otobüs ve minibüslerde gelenekçi dinin uygulayıcılarının,

bu hadisten kaynaklanan hareketleriyle sergiledikleri komik manzaralara

şahit olabiliriz. Aslında haremlik, selamlık ve diğer tüm izahlara göre

aynı otobüs ve minibüse binmemeleri gerekenler, başka çıkar yol

bulamayıp aynı toplu taşıma araçlarına binince yine de bu önemli

uygulamalarından vazgeçememektedirler.

 

KADINLARLA İLGİLİ KONULARDA KURAN’LA İLGİLİ BAZI YANLIŞ ANLAMALAR

Kuran’ın kadınla ilgili açıklamalarındaki yanlış anlaşılan bilgiler ilk

insanlar Adem ve Havva ile ilgili konulardan başlar. Kuran’ın hiçbir

yerinde Havva’nın Adem’i kandırdığı ve günaha soktuğu şeklinde bir izah

yoktur. Araf Suresi 11. ve 28. ayetlerin arasını okursak Adem ile

Havva’nın her ikisini birden kandıranın şeytan olduğunu görürüz. Bu

arada kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına dair izah da

Kuran’da yer almaz.

Kuran’la ilgili yanlış iddialardan biri Kuran’ın erkeklere hitap

ettiğidir. Kuran ayetlerinin %90’dan fazlası genele; yani erkek ve

kadın karışık olarak tüm insanlara veya inananlara hitap eder. Bunun

yanında sadece Peygamberimiz’e, sadece kadınlara, sadece erkeklere

hitap eden ayetler de vardır. Kuran’ı insanlara ulaştıran

Peygamber’imiz erkektir ve erkekler topluluğunun bir alt kümesidir.

Erkeklere hitap eden bazı ayetlerdeki üslup bu nokta gözönünde

bulundurularak okunursa daha iyi anlaşılır. Kuran’ı eline alıp okuyan

herhangi bir kişi, Kuran’ın genele hitabını, sadece bir cinse hitap

etmediğini rahatça anlar. Kuran’ı şarkı kitabı gibi okuyan veya hiç

okumayanların bu tip iddiaları hiç şüphesiz cehaletlerinin bir

ürünüdür.

Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin kadınlar,

itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar, özüsözü doğru erkekler,

özüsözü doğru kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar, korunup

sakınan erkekler, korunup sakınan kadınlar, sadaka veren erkekler,

sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar,

ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça

hatırlayan erkekler ve Allah’ı çokça hatırlayan kadınlar; bunlar için

Allah bir bağışlanma ve büyük bir ödül hazırlamıştır.

33Ahzab Suresi 35

Kuran’ın büyük bölümü genele hitap olsa da, bu ayette olduğu gibi

Allah’ın kadın ve erkeği ayrı ayrı vurguladığı ayetler de mevcuttur.

TARİHTE ÇOKEŞLİLİK

Kuran’la ilgili yanlış anlaşılan diğer bir konu ise erkeklerin çokeşli

evliliğidir. Öncelikle şunun bilinmesi gerekir ki İslamiyet çok büyük

bir zaman dilimine, geniş bir coğrafyaya, çok farklı iklimlere, ufak

bir kabileye olduğu gibi büyük bir imparatorluğa, hem tarım, hem de

endüstri toplumuna, hem savaş hem de barış ortamlarına, apayrı

alışkanlık ve kültürlerin olduğu insanlara gelmiştir. Kuran’ın bu her

türlü devir, şart, ortam ve kültüre uyumu ise Kuran’ın serbestiyet

dairesinin geniş olmasıyla sağlanır. Buraya kadar bu geniş helal

dairesinin, geleneksel İslam anlayışıyla sınırlanıp, bir Arap İslam’ı

yaratılmaya çalışıldığını gördük. Örneğin belli yörenin kıyafeti olan

sarığın, cübbenin, sakal bırakma alışkanlığının dinselleştirilip;

böylece İslam’ın her yöreye, şarta, kültüre uyumunun engellendiğini

gördük. Oysa Kuran’ın verdiği serbestiyetlikle herkes kendi kimonosunu,

ceketini, kravatını, entarisini giyebilir. Kuran’ın bu noktadaki

özgürlüğü Kuran’ın İslam’ının her bölgeye, her kültüre uyumunu sağlar.

Çokeşlilik de aynen böyledir. Çokeşlilik İslam’ın yasaklamadığı bir

konudur, yoksa İslam’ın emrettiği veya tavsiye ettiği bir konu

değildir.

Çokeşlilik birçok kültürde, zaman diliminde, özellikle erkeklerin

savaşta ölüp, kadınerkek oranının bozulduğu zamanlarda kadınların da

talebi olmuştur. Tarım toplumlarının birçoğunda çok çocuklu aile, gücün

simgesi olduğu için, bu toplumlarda kadınların çocuk ve ev işlerindeki

yüklerinin hafiflemesi için kocalarını evlenmeye teşvik ettiği bile

görülmüştür. Unutulmamalıdır ki çokeşliliği yaşayan tek bir erkekken,

kadınlar en az iki kişidir. Evlilik müessesesi de ortak bir istek veya

çıkara dayandığına göre çokeşliliği bir erkek isterken en az iki kadın

da bunu istemiş, kabullenmiş veya çıkarı olmuş demektir. Yani

çokeşliliğin kimi ortamlarda yasaklanmasına bir erkeğe karşı en az iki

kadın karşı çıkacak demektir. Bazıları kadınların isteği olmadan aile

baskısıyla evlendirildiklerini veya daha sonra boşanma hakları

ellerinden alındığı için isteseler de ayrılamadıklarını söyleyebilir.

Bu zulümler bizim konumuz değildir, çünkü bunlar İslam’ın değil erkek

egemen toplumun sonucudurlar. Dinimize göre evliliğe kadın da karar

verir, kadının boşanma hakkı da vardır. Yani kadın, kocası çokeşlilik

yaparsa veya evliliğinde yolunda gitmeyen bir şey olursa kendisi de

boşanabilir. Kadının boşanmasının yasaklanması, kadının evliliğindeki

söz hakkının ailesine verilmesi gibi sonuçlar geleneğin sonucudur,

Kuran’ın dininin değil. Çokeşlilik sadece tarım toplumlarında, Doğu

kültürel ortamında değil Batı Avrupa’da da kimi şartlarda

savunulmuştur. Dünya yakın tarihinin iki savaşının sonucunda oluşan

ortamda bunun sonuçlarını yaşayanlar, İngiltere’nin Daily Mail

gazetesindeki bir makalede kadın sayısının erkeğe oranla çok arttığını

ve çokeşliliğe izin verilmesinin tek çıkar yol olduğunu savunuyorlardı.

1949’da Bonn halkı, hem de sosyal kadın kuruluşları, ilgili mercilere

başvurarak çok kadınla evliliğe izin veren bir maddenin anayasaya

konmasını istiyorlardı. Kadın kuruluşlarının benzer faaliyetleri

Fransa’da da yaşandı. Daha geriye gidersek 1560’da Fransa Meclisi’nin,

Normberete Wastefaya anlaşmasından sonra çok kadınla evlilik konusunda

karar aldığını görüyoruz. Avrupa’da sözde tek hanımla evlilik

uygulamalarını ve savaşlardan sonraki acı tabloları değerlendiren

Avrupalı kadın yazar Annie Beasant ise şöyle demektedir: “Bir tek

kadınla evlilik Batı’da sözde kalmıştır. Gerçekte sorumsuz bir çok

evlilik usulü alıp yürümüştür. Erkek metresinden bıkınca savar, o da

zamanla hafif kadın halini alır. Zavallı metresin durumu, çok hanımlı

bir aile yuvasındaki mevki sahibi kadının yanında çok acıklıdır.

Sokakları dolduran binlerce zavallı kadın gördüğümüzde anlıyoruz ki

çokeşliliğe izini kötülemek, Batılıların ağzına hiç yakışmıyor. İğfal

edilmiş, sığınılacak bir yer ve sevgiden yoksun, gayri meşru çocuğu ile

ortada, miras hakkından yoksun, herkesin zevkine kurban olup

yaşamaktansa bir erkeğin meşru hanımlarından biri sıfatıyla sevgi görüp

aile yuvasında yaşamak daha saygındır.” Sorun da biraz buradan

kaynaklanıyor, kadınların bir kısmı kendilerini hep üstüne bir kadın

alınan ilk eş gibi görüyorlar. Oysa Annie Beasant’ın çizdiği tablodaki

kadının durumuna düşen de bir kadındır. Her durumda hanımlardan

çokeşliliği çirkin görenler çoğunluktadır. Onlar çokeşlilik

yapmayabilirler, böyle istekleri olan adamlarla evlenmezler, yapmaya

kalkan olursa ondan boşanırlar.

 

KÖPEK ETİ YEMEK VE ÇOKEŞLİLİK

Daha evvel de dediğimiz gibi çokeşlilik bir serbestiyettir, mecburiyet

değil. Yukarıdaki örnekleri vermemizin nedeni çokeşliliği savunmak

değil, kimi durum, şart ve kültürlerde kadınların da bunu istediğini

göstermektir. Kuran’da yalnız leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası

adına kesilen hayvanların yasaklandığını görürüz. Bunun dışında her

yiyecek helaldir. Bizim sevmediğimiz birçok yiyecek, örneğin köpek eti

helaldir. Fakat bizim sevmediğimiz köpek eti Çin’de sevilen bir yemek

türünü oluşturur. Aynı çokeşlilik gibi bize çirkin gelen köpek eti

yemek bir başka yerde, şartta insanların kabulü olabilmiştir. Dinimizin

yasaklamadığı her şey helal olduğu için bize çok garip gelebilecek bir

çok helal olabilir. Helal dinen yapılmasında günah olmayan davranışları

ifade eder. Yoksa helal dinen makbul olan bir davranışı ifade etmez. Bu

çok önemli noktayı anlamayanlar dini, yasaklamadığı bazı şeyler için,

kendi kültürlerine göre eleştirmeye kalkmış ve böylece değişik

kültürlerde, değişik zamanlarda büyük kolaylık getiren serbestlikleri

anlayamadıklarını göstermişlerdir. Dinimize göre saçımızı yeşile

boyatırsak, bir davete futbol şortuyla gidersek, bir toplulukta sesli

bir şekilde yellenir veya geğirirsek bir günah işlemiş olmayız. Bu

fiillerin günah olmamasının sebebi Kuran’ın hiçbir ayetinin bunları

yasaklamamasından kaynaklanır. Hawai’de şort giyerek düğüne gitmek,

kızılderili kabilelerinde yeşil gibi renklerle kafayı boyamak, kimi

kültürlerde geğirmek, kiminde yellenmek normal karşılanabilir. Kuran’ın

bu fiilleri günah olarak belirtmemesi sayesinde tüm bu ayrı kültürlerde

Müslüman olanlar, kendi kültürleriyle bu noktalarda zıt düşmeden

dinlerini yaşayabilirler. Kuran bu fiillere sahip de çıkmaz, bu

fiilleri tavsiye de etmez. Yani “Din köpek eti yiyin” diyor, “Din

düğünlere şortla gidin” diyor, “Saçınızı yeşile boyayın” diyor,

“Yellenin, geğirin” diyor şeklindeki açıklamalar ne kadar hatalıysa

“Çokeşlilik dinde vardır” şeklinde dine karşı yapılan bir eleştiri, o

kadar hatalıdır. Dinin emri, tavsiyesi ayrıdır, din yasaklamadığı için

serbest olan fiil ayrıdır.

Doğal şartlarda, savaş olmadığı zamanlarda insan nüfusunun bire bir

eşlemeye yakın şekilde kadın ve erkeklerden oluştuğunu görüyoruz. Bu da

tekeşliliğin insanların genelinin tercihi olacağını, çokeşliliğin bir

istisna olacağını tabiat kanunu olarak göstermektedir. Kuran’da Allah,

kadınlar arasında adalet yapamazsak tek bir eşle evlenilmesini söyler.

(4Nisa Suresi3. ayet) Böylece kadınlardan birini ön plana alacak, diğer

kadınları sömürecek evlilik modeline yasak getirilir. Bazı durumlarda

ailesi ölen kız çocuklarına miras kalır ve bazı erkekler evlilik

yoluyla bu maddi serveti ele geçirip yetim kızın mallarını çarçur

edebilir. Kuran buna benzer durumları engellemek için Nisa suresinin

aynı 3. ayetinde “Yetimler konusunda adaleti yerine

getiremeyeceğinizden korkarsanız, bu durumda size helal olan

kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın.” der. Yani Kuran gerekirse

çok evlilik yapılmasını, başka kadınlarla evlenilmesini; fakat hiçbir

durumda yetim kızların hakkına tecavüz edilmemesini söyler. Bu ayet,

gördüğümüz gibi, yetim kız çocuklarıyla ve onların mal varlıklarının

sömürülmesiyle ilgilidir. Çokeşlilik, Kuran’ın geniş serbestiyet

çemberinde yer alır, Kuran’ın tavsiye veya yasaklarından biri değildir.

Çokeşliliği sevmeyen sevmez, yapmayan yapmaz. Kuran, yazımızın başında

dediğimiz gibi ayrı kültürlerin, ayrı zaman dilimlerinin, hem savaş hem

de barış ortamının, hem tarım hem de endüstri toplumunun, hem büyük

devletlerin hem de küçük ada halklarının dinidir. Kuran’ın İslam’ı tek

bir medeniyetin, bir tek endüstri toplumunun, bir tek barış ortamının

dini değildir. Nasıl Emevi ve Abbasi uydurmacıları Kuran dışı

ilavelerle dinimizi kendi kabile ve yüzyıllarına göre dondurup sakalı,

cübbeyi, sarığı dine soktularsa, bazıları da günümüzün görüşlerini dine

sokma arzusundadırlar. Oysa Emevi ve Abbasiler kendi dönemlerinde sakal

bırakıp, cübbe, sarık giyip, çokeşli bir şekilde evlenebilirlerdi.

Günümüzde de sakal traşı olunup, pantolon, ceket, kravat giyilip, tek

eşle evlenilebilir. Her iki ayrı uygulama da İslam’a aykırı değildir ve

yine her iki ayrı uygulama da İslam değildir. Bu değerlerin hiçbiri

İslam’ın zaman üstü değer ve kurallar sistemiyle ilintili değildir.

Oysa Allah’ı tek bilmek, fakirlere yardım etmek, oruç tutmak Kuran’ın

emirleri olduğu için hem Emeviler’i, hem Abbasiler’i, hem günümüzü, hem

de bizden sonrakileri yükümlü kılar.

 

PEYGAMBERİMİZİN EVLİLİKLERİ

Peygamberimiz’in birçok hanımla evlenmesine ve bunlarla ilgili

anlatılan hikayelere gelince; Kuran’da Peygamberimiz’in hiçbir

hanımının ismi geçmez. Peygamber’in 9 yaşında bir kızla evlendiği de

Kuran’da değil, uydurmalarla dolu hadislerde geçer. Peygamberimiz’in

hanımlarıyla ilgili anlatılanların %99’u hadis kaynaklıdır. Yani bu

hikayeler doğru veya yanlış olsalar da güvenilir değillerdir.

Peygamberimiz’in uygunsuz bir şey yapmayacağı apaçık ortadadır.

Kuran’da Peygamber’imiz için “Bundan sonra güzellikleri ne kadar hoşuna

gitse de evlenmen sana helal olmaz.” (33 Ahzab Suresi 52) diye yasak

getiren ayet bulunmaktadır. Bu ayet inmeden önce diğer inananlar için

helal olan her şey, Peygamber için de helaldi. Bu ayetle diğer

insanlara getirilmeyen bir kısıtlama Peygamber’e getirilmiştir. Ahzab

suresi 28. Ayette ise Peygamberin bir hanımı şayet ondan boşanmak

isterse, boşanmanın maddi bedelini karşılayıp boşaması söylenir. Yani

diğer hanımlar gibi, Peygamber’in hanımları da kendi gönül rızalarıyla

evlenmişlerdir ve istedikleri an nafaka alıp boşanabilmektedirler.

Kendi döneminin şartları, kendi kısmeti ölçüsünde, Kuran’a ters

düşmeden, Peygamber de evlilik yapabilir ve yapmıştır. Bizi alakadar

eden her bilgi Kuran’da mevcuttur. Bunun dışındakilerle din adına

uğraşmak abesle iştigaldir. Peygamberimiz’in elçi sıfatıyla bize

getirdiği Kuran, dinimizi oluşturur. Uydurma hadislerin de karıştığı

kesin olan Peygamberimiz’in özel hayatıysa ancak o dönemde ve o dönemin

şartlarında yaşayarak değerlendirilebilir. Günümüzde hangisinin doğru,

hangisinin yanlış olduğu belli olmayan hadislerle Peygamber’in özel

hayatı hakkında tartışmaya imkan yoktur. Hadis uydurmacılığının

bıraktığı kötü miraslardan biri de bu gereksiz tartışmadır. Kuran’a

dönüş, diğer hastalıkları tedavi ettiği gibi bu yarayı da kapayacaktır.

 

KADINLARIN ŞAHİTLİĞİ

Kuran’la ilgili gelenekçilerin çarpıttığı konulardan biri de kadının

şahitliği konusudur. Kuran kadın ile erkeğin şahitliğini bir tutar,

hiçbir yerde bir erkeğin şahitliği iki kadına eşittir diye geçmez.

Örneğin zinanın tespitinde 4 şahit gerekir ve Kuran’da bu şahitler 4

kadın veya 2 erkek, 4 erkek veya 8 kadın gibi ifadeler kullanılmadan 4

şahit diye belirtilir. Yani herhangi 4 şahit işlevi görür, kadın erkek

ayrımı yapılmaz. İstisnai, yanlış anlaşılan konu ise Bakara suresi 282.

ayette, vadeli borçlanmalarla ilgili konuda geçer. Bu ayette borçların

yazılması ve yazıcı ile şahitlerin bu görevden kaçmamaları geçer.

Ayrıca ayetin sonunda yazıcıya ve şahitlere zarar verilmemesi gerektiği

geçer. Görüldüğü gibi maddi menfaatlerin söz konusu olduğu bu konuda

şahitlik insanların kaçındığı bir görevdir. Allah da bu kaçınılan

görevi erkeklere yükleyip, iki erkek şahit bulunmasını söyler. Dikkat

edin ayette iki erkek veya dört kadın şahit bulun diye geçmez, direkt

iki erkek şahit bulunulması geçer. Böylece ticaretle daha az uğraşan ve

baskılara karşı daha hassas olan kadın bu kaçınılan vazifeden korunur.

Eğer iki erkek bulunamaz ve bir erkek bulunursa o zaman bir erkek ve

iki kadın bulunması gerekir. Böylece hem şahit sorunu çözülür, hem

olumsuz bir durumun ortaya çıkışı ihtimalinde bir erkekle bir kadının

karşı karşıya kalması önlenip kadın korunur. Ortaya borcun miktarı

konusunda bir yanlış anlama çıktığını düşünelim. İki şahidin farklı

şahitliği durumunda kadın, erkekle karşı karşıya kalacak ve iki

taraftan birinin yalancı olduğunun kesin olduğu bir ortamda yoğun stres

ve baskı altında kalacaktır. Oysa bir erkek, iki kadın şahitle şahit

sayısı üçe çıkınca mesuliyet dağılacağı için şahitlikteki stres

azalacak ve baskı yapmak isteyen art niyetli kimselerin bu sefer iki

kişiden birini değil, üç kişiden ikisini kandırmaları gerektiği için

işleri zorlaşacaktır. Kadınların baskılardan korunmasını sağlayan bu

uygulamayı anlamayanlar; kadını baskılardan koruyup, kaçınıldığı

belirtilen bir mesuliyeti erkeğe yükleyen bu ayeti anlamayarak, bir

erkeğin şahitliği iki kadının şahitliğine eşittir diyerek Kuran’ı

çarpıtmışlar ve evvelki uydurma izahlarından kaynaklanan bakış

açılarını bu alana da sokmuşlardır. Oysa bu ayet dışında Kuran’da geçen

diğer şahitliklerde kadın, erkek ayrımı yoktur. Eğer böyle bir ayrım

olsa Allah bunu ya her şahitlikle ilgili ayette belirtir, ya da bir

erkeğin şahitliği iki kadının şahitliğine eşittir diye genel bir hüküm

koyardı. Böyle bir hükmün olmaması böyle bir durumun da olmadığını

gösterir. Ticaretle tarihin her döneminde daha az alakalı olan kadın,

ticaretle alakasının azlığı veya baskıya uğraması sonucu doğru

şahitlikten saparsa diğer kadının hatırlatması sonucu bu zorluğu

aşabilir ve mesuliyeti paylaşıp mesuliyetini azaltır. Ayette “Yazana

da, şahitlik edene de zarar vermeyin. Yapacak olursanız doğru yoldan

sapmış olursunuz.” şeklindeki ifadeyi şahide ve yazıcıya yapılan

baskıyı ve bu bağlamda ayetin mantığını anlamak için gözönünde

bulundurmamız gerekmektedir.

KADINLAR DÖVÜLÜR MÜ?

Kuran’da geçen kadınla ilgili en yanlış anlaşılan ayetlerden biri de

Nisa Suresi 34. ayet olmuştur. Bu ayeti iki yazardan alıntılarla

inceleyelim. Prof. Yaşar Nuri Öztürk şöyle demektedir: “Bu ayet

erkeklerin mutlak anlamda üstünlüklerinden değil, varlık yapılarındaki

bir farklılıktan bahsediyor. O da erkeklerin kadına “kavvam” yani

koruyucu, kollayıcı, gözetici olmalarıdır. Ne var ki Kuran ayetlerini,

kadını horlamak için pervasızca tevil eden ve sürekli anlam

kaydırmaları yapan çoğu müfessirler bu kavvam kelimesini hakim,

yönetici gibi Kuran’daki kullanımına uymayan anlamlar vererek erkek

despotizmine gerekçe yapmışlardır. Aynı ayetteki “fadribu” kelimesi

Kuran’da kullanılan anlamlarından yalnız bir tanesiyle kayıtlanmış ve

emirden hep dövmek çıkartılmıştır. Bütün tevillerini ve yorumlarını

kadın aleyhine yapan yaklaşımlardan zaten başka bir şey beklenemezdi.

Oysa ki, kelimenin diğer anlamları ayetin amacını ve düzenlenen konunun

maksadını çok daha doyurucu biçimde önümüze koymaktadır. İşin esası şu

ki, Kuran birçok yerde sergilediği kelam mucizesini burada da

sergileyerek, bir tek kelimeyle birkaç alternatifi birden vermiştir.

Biraz teknik detay verirsek şunları söyleyeceğiz: “Fadribu” emrinin

kökü olan “darb” kelimesinin 30’a yakın anlamından en önemlileri

“vurmak, dövmek, huruc(çıkmak), zehab(gitmek) ve dolaşmaktır”. (Bakın

İbn Mansur, Lisanul Arab, Darb Maddesi) Durum bu olunca konumuz olan

ayetteki emri bu anlamların muhtemel olan herbiriyle değerlendirmek

gerekmektedir. Buna göre emri aynı zamanda ifal kalıbından da

anladığımızda ifade ettiği manalar şunlar olur. 1 Onları evden çıkarın

, 2 Onları bulundukları yerin dışına gitmek zorunda bırakın, 3 Onları

dövün. Kuran böylece içinde bulunulan duruma ve karşılaşılan şartlara

göre bu üç seçenekten birinin kullanılmasını istemektedir. Ve dikkat

edilirse ilk iki seçenek düzenlenen konuda sonuç almak bakımından hem

insan psikolojisine hem de hukuk mantığına daha uygundur.” (Yaşar Nuri

Öztürk, Kuran’daki İslam, sayfa 552554)

Dr. Edip Yüksel ise aynı ayetin yanlış anlaşılması ile ilgili şu

izahları yapar: “Ayette geçen (erricalü kavvamune alennisai) ifadesinin

erkekler kadınları gözetir, yahut kadınların geçiminden sorumludur

biçiminde çevrilmesi gerekirken gördüğüm tüm Türkçe mealler buradan

erkeğin kadınlar üzerinde otoriter olduğu anlamını çıkarmışlardır. Nisa

135’te geçen “kavvam” kelimesine “gözeten, tam yerine getiren, ayakta

tutan” gibi anlamlar veren meallerimiz neden Nisa 34’te geçen aynı

kelimeye “hakim, yönetici” gibi farklı anlamlar vermektedirler. 5,

Maide Suresi 8. ayette geçen “kavvam” kelimesine de aynı şekilde

“gözeten, ayakta tutan” anlamını veren meal yazarlarımız, neden

kadınlar söz konusu olunca kelimenin anlamını değiştirip sertleştirme

ihtiyacı hissetmişlerdir? “Kavvam” kelimesi “kvm” kökünden türer. Bu

kökün türevlerinin geçtiği tüm ayetleri incelersiniz hiçbir yerde

yönetici hakim anlamını bulamayacaksınız. Aynı ayetteki “badehum”

kelimesindeki “ hum” zamirini sadece erkeklere gönderdiğinizde anlam

şöyle olur: “ Allah, erkeklerin bazısını bazılarına üstün kılmıştır.”

Bu anlam kuşkusuz ayetin içinde bulunduğu metinle uyuşmamaktadır. Ancak

“ badehum” kelimesindeki “hum” zamirini erkek ve kadınlardan oluşan

karma bir topluluğa gönderdiğinizde anlam şöyle olur: “Allah,

erkeklerin ve kadınların bazısını bazılarına üstün kılmıştır.”

Türkçe’ye en uygun çeviri şöyle olabilir: “Allah, her birine farklı

yetenekler ve özellikler vermiştir.” Nisa 34 ayetindeki “idribuhanne”

kelimesi “ o kadınları dövün” diye çevrilmiş. Bu kelime üzerinde

incelemeye geçmeden önce karı koca ilişkisi üstüne Kuran’ın bir

değerlendirmesini hatırlatmak isterim. 30, Rum suresi 21. ayette şöyle

geçer: “Kendileriyle rahatlayıp huzur bulasınız diye sizin için

türünüzden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun

ayetlerindendir. Düşünen bir toplum için bunda işaretler vardır.”

Görüldüğü gibi evliliğin amacı sevgi ve merhamete dayalı huzurdur.

Herhangi Arapça bir sözlüğe bakarsanız bu kelimenin altında uzun bir

anlamlar listesini bulacaksınız. Denilebilir ki “daraba” kelimesi

Arapça’da en zengin anlama sahip kelimedir. Arapça’da parayı Daraba

yaparsın yani basarsın. Nitekim “darphane” Arapça, Farsça bileşimi bir

kelimedir. Arapça’da greve gitmek “Drab” tır. Türkçemizde de vurmak

kelimesi aynı şekilde değişik anlamlarda kullanılır. Tutmak ve çalmak

da öyle. Radyoyu çaldım diyen birisi bu ifadeyle ya hırsızlığını itiraf

eder, ya da radyoyu kullandığını bildirir. Nitekim “idrib” kelimesi de

“çık dışarı” anlamına gelir. Kuzey Afrika’da Arapça konuşanlar hala “

Daraba” fiilinin emir kipini bu anlamda kullanmaktadırlar. Çok anlamlı

bir kelimeyle karşılaştığımızda uygun olan anlamını metnin içeriğini,

kullanış biçimini ve sağduyuyu dikkate alarak seçeriz. Örneğin 13, Rad

suresi 17. ayetindeki “ Daraba” kelimesini açıklamak yerine dövmek

olarak anlasaydık saçma bir sonuçla karşılaşırdık: “ İşte Allah hakkı

ve batılı böyle döver.” Nisa 34’teki “nuşuz” kelimesi de meallerde

şirretlik, itaatsizlik olarak çevrilmiş. Halbuki bu kelime flörtten

başlayarak gayri meşru cinsel ilişkiye kadar uzanan sadakatsizlik ve

iffetsizlik anlamını da içerir. Nitekim Nisa 34 ayetini dikkatle

incelediğimizde bu ikinci anlamın sözün gelişine daha uygun olduğunu

görüyoruz. Nisa 34 ayeti sadakatsiz ve iffetsiz davranan eşine

kocasının nasıl davranacağını öğretiyor. Bu uygunsuz tavrın

başlangıcında koca öğüt vermeli. Eğer kadın başkasıyla flörte devam

ederse kocası yatakları ayırmalı. Eğer bu da yarar sağlamaz ve kadın

işi zinaya kadar götürürse, o zaman kocası onu evden çıkarmalı.

Erkeğini kandırarak evlilik anlaşmasına ihanet eden bir kadını dövmek

nihai bir çözüm olamaz. Ancak ondan ayrılmak ameliyat gibi sıkıntılı da

olsa bir çözümdür.” (Dr. Edip Yüksel, Türkçe Kuran Çevirilerindeki

Hatalar, sayfa 1320)

Yaşar Nuri yorumuyla beraber “ Darabe” köklü kelimeye iki ayrı manasını

çizgiyle ayırarak ayeti çevirir ve uygun mananın düşünülüp,

araştırılmasını mealinde bize bırakır.

Erkekler, kadınları gözetip kollayıcıdırlar. Şundan ki, Allah

insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler

mallarından bol bol harcamışlardır. İyi ve temiz kadınlar

saygılıdırlar. Allah’ın kendilerini koruduğu gibi gizliliği gereken

şeyi korurlar. Sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğunuz

kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve

nihayet onları evden çıkarın/bulundukları yerden başka yere gönderin.

Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa onlar aleyhine başka bir yol

aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca büyüktür.

4 Nisa Suresi 34 Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk çevirisi

Edip Yüksel ise yukarıda alıntıladığımız açıklamalarından sonra ayeti

şöyle çevirir:

Erkekler kadınları gözetmekle yükümlüdür. Zira Allah, herbirine farklı

yetenekler ve özellikler vermiştir. Nitekim erkekler evin geçiminden

sorumludur. Erdemli kadınlar (Allah’ın yasasına) boyun eğer ve Allah’ın

korumasını emrettiği (onur ve iffetlerini) tek başlarına bile olsa

korurlar. Onur ve namusları konusunda endişe duyduğunuz kadınlara öğüt

verin, yataklarınızı ayırın, nihayet onları çıkarın. Ancak sizi

dinleyip vazgeçerlerse onlara karşı bir yol aramayın. Allah yücedir,

büyüktür.

4 Nisa Suresi 34Dr. Edip Yüksel’in çevirisi

 

KADIN VE MİRAS

Kuran’ı bütünsel olarak değerlendirmemek yüzünden kadınlarla ilgili

yanlış anlaşılan diğer bir konuysa miras meselesidir. İlk anlaşılması

gereken mesele, Kuran’a göre mal, para v.b.’nin paylaşımında önceliğin

vasiyette olduğudur. Kuran’ın bu açık hükmünü geleneksel İslamcılar

“Varise vasiyyet yoktur.” şeklinde uydurma bir hadisle ortadan kaldırma

cüretini göstermişlerdir. Kuran’a göre önce vasiyet ve borçlar

halledilir. 5Maide suresi 106. ayette, 2Bakara suresi 180. ayette

vasiyet yapılmasının söylendiğini görebiliriz. 4Nisa suresi 11. ve 12.

ayette de Allah tavsiye ettiği paylaşmayı anlatırken, bu paylaşmanın

vasiyet ve borçların halledilmesinden sonra olduğunu söyler. Kadın ve

erkek mirasını incelerken Kuran’ın tüm sistemi içinde para akışını,

maddi ilişkileri anlarsak mirastaki paylaşmayı daha iyi anlarız.

Kuran’a göre erkek evlenirken kadına mehir verir. (Mehir kadına

verilir, kadının ailesine değil) Kuran mehirin miktarını belirtmediği

için örneğin maddi ihtiyaç halinde olan, evini yurdunu terkedip

evlenecek olan kadın yüksek mehir olarak ev, araba v.b. isteyebilir.

Koca adayıyla bu mehirde anlaşırsa evlilik olur. Yok kadının durumu

iyiyse ve böyle bir mehire ihtiyacı yoksa mehir bir yüzük, bir hediye,

bir takı v.b. de olabilir. Kuran mehirin uygun bir tarzda verilmesini

ister, miktarını belirlemeyerek birçok konuda oluşturduğu esnek ortamı

burada da oluşturur. Mehir iki tarafın üzerinde anlaştığı bir

miktardır. Fakat her durumda erkekten kadına bir maddiyat transferi

mehirle gerçekleşir. Ayrıca Kuran’a göre erkek, kadının ve çocukların

geçimini üstlenir. Eğer boşanma olursa çocukların masrafları, anne

çocuğu emziriyorsa annenin de masrafları, Kuran’a göre erkeğin

yükümlülüğündedir. Yani Kuran’a göre erkek hem mehirle hem de karısının

ve çocuklarının masraflarını karşılamakla kadına yüklenmeyen bu

masraflardan sorumlu tutulur. Dul kalan kadınların ise aldıkları mehir

ve diğer varlıkları geçinmelerine yeterli değilse, ihtiyaçları varsa

uygun tarzda geçindirilmeleri Allah’tan korkan herkesin

vazifesidir.(2Bakara suresi 241) Görüldüğü gibi erkeğin parası, maddi

varlığı sürekli bölünür ve üzerinde birçok sorumluluk vardır. Buna

karşı Allah, erkek çocuğa, kız çocuğunun iki katı miras önerir.(4Nisa

suresi 11) Miras ile ilgili teferruatlar Nisa suresi 11.,12. ve 176.

ayette okunabilir. Mirasçı olan anne, baba ise mirastan ikisi de altıda

bir olarak eşit hisse alırlar. Görüldüğü gibi Allah erkeğin malını

böleceği, iş kurmak için sermaye gerekeceği yaşlarda kız kardeşinin iki

katı önermektedir. Fakat çocuğu ölen anne ve babalarda böyle

endişelerin olması pek muhtemel değilken önerilen miras her birine hem

erkek babaya, hem kadın anaya altıda birdir.

Kimi insanların şu anda devir böyle, artık kadınlar da çalışıyor,

oğlumun hanımı da, kendi de zengin, kızımın kocası da kendisi de fakir

gibi kendi özel şartlarını ifade eden durumları oluşabilir. Daha evvel

de dediğimiz gibi Kuran’da aslolan vasiyettir, tüm bu miras dağıtımları

vasiyet ve borçlardan geri kalan içindir. Kişilerin bu tarz özel

durumları, özel istekleri varsa vefat etmeden kızlarına bırakacakları

vasiyetle oğullarıyla mirası dengeleyebilir ve Kuran’ın izin verdiği bu

esneklikten yararlanabilirler. Bu konuda da gördüğümüz gibi sorun

Kuran’a şartlı yaklaşımlarda ve Kuran’ı bütün olarak kavramaya

çalışmamaktadır. Yoksa Kuran her konunun en mükemmel şekilde çözüleceği

şartları sağlamıştır.

 

BİRBİRİMİZİN GİYSİLERİYİZ

Kuran’ın kadınerkek ilişkisi hakkındaki hükümlerinde bir yanlış anlama

da cinsel ilişkinin tarlaya tohum ekmeye benzetilmesini anlamama

yüzünden olmuştur. 2Bakara suresi 223. ayette “Kadınlar sizin

tarlanızdır, tarlanıza dilediğiniz şekilde varın.” şeklindeki

açıklamayla, cinsel ilişkinin her şekilde yapılabileceği, bu konuda

hiçbir kısıtlama olmadığı anlaşılır. Bu ayet her şeyi kısıtlamaya

meraklı gelenekçilerin cinsellik alanını da kısıtlamaya çalışması

önünde set olmuş bir ayettir. Bu ayete rağmen Erzurumlu İbrahim Hakkı

gibi bazı gelenekçiler (27. Bölüm’de göreceğiz) cinsellik alanında

hangi gün cinsel ilişki yapılabileceğine kadar teferruatlar ve

yasaklamalar ile insanların cinsel hayatlarına da burunlarını

sokmuşlardır. Oysa ayet cinselliği sınırlayıcı görüşleri yıkar. “Tarla”

kelimesinin Türkçe’de kulağa kaba gelmesi bizi aldatmamalıdır. Eğer

“tarla” sözcüğü kulağınıza kaba geliyorsa “ürün alma alanı” şeklinde

bir tamlamayı ayette aynı yere koyun: “Kadınlarınız sizin ürün alma

alanınızdır. O halde ürün alma alanınıza dilediğiniz şekilde varın.” Bu

deyim uzun anlatımlı olsa da ayetin Arapçasının aynı manasını verir.

Toprağa tohum bırakılınca canlı olan fidanı netice verir, hanımın içine

eşinin spermlerini bırakmasıyla evliliğin fidanı olan çocuk ortaya

çıkar. Bu yüzden bu benzetme insanları düşünmeye sevkeden, gereksiz

yasaklara set çeken çok güzel bir benzetmedir. Kuran’da bu tip

düşündürücü güzel benzetmeler sıkça yapılır. Başka bir ayette de

kadınla erkek birbirlerinin giysileri olarak tanıtılırlar.

Onlar sizin giysileriniz, siz de onların giysilerisiniz.

2Bakara Suresi187

 

KURAN’IN İSLAMI’NA GÖRE KADININ YERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Bu bölümün başında uydurma hadisler ve mezhepler aracılığıyla

bedeviliğin kadına bakışının nasıl dine sokulup, kadının; seyahat

edemez, evde oturmaya mahkum, hiçbir yönetici sıfatı olmayan, erkeğe

itaati farzlaştırılan, sesini bile erkeğe duyurmaması gereken, kalktığı

yere bile soğumadan oturulamayan.... bir konuma getirildiğini gördük.

Bu zihniyetin oluşturduğu kafa yapısının, Kuran’ın izahlarını

çekiştirmesi ve uydurma hadislerle karıştırması sonucu oluşan yanlış

anlamaları bunun ardından inceledik. Böylece mezheplerin, geleneklerin

uydurmalarla dolu İslam’ından, zihnimizi arındırmanın, Kuran’ı tam ve

sağlıklı anlamak için en önemli şart olduğunu kavradık. Sadece ve

sadece Kuran’a giderek kadının yerini anlamaya çalıştığımızda sağlıklı

sonuca varacağımıza eminiz.

Allah’ın bir kısmınızı bir kısmınızdan üstün kıldığı şeyleri isteyip

durmayın. Erkeklere kendi kazandıklarından bir pay, kadınlara da kendi

kazandıklarından bir pay vardır.

4Nisa Suresi 32

Ayetten de anlayacağımız gibi kadının erkeğe, erkeğin de kadına üstün

olduğu alanlar vardır. Bir cinsin diğerine her alanda üstünlüğünü

savunmak veya her iki cinsin her alanda eşitliğini iddia etmek

yaratılışın kanunlarıyla, aklın gerekleriyle çelişen iddialardır.

Eşitlik sloganlarıyla erkeğe çocuk doğurtmaya, kadına savaşta

erkeklerle aynı vazifeleri yüklemeye kalkıp her iki cinsin

farklılıklarını iyi değerlendiremezseniz her iki cinse de zulmetmiş

olursunuz. Her iki cinsi de yaratan Allah, her iki cinsin

farklılıklarını ve bu farklılıklara rağmen (aynı zamanda farklılıklar

sayesinde) nasıl ahenkle bir arada olacaklarını (2Bakara suresi 187.

ayetin belirttiği gibi nasıl birbirlerinin elbiseleri gibi

olacaklarını) en iyi şekilde bilir. Yine Kuran’ın mucizevi anlatımıyla

sorarsak: “Yaratan yarattığını bilmez mi?” Elbetteki Yaratan

yarattığını bilir ve her şeyi bilen yaratıcı, mesajı Kuran’da

kadınerkek ilişkilerini de her şeyi olduğu gibi en mükemmel şekilde

düzenlemiştir. Bu düzenlemelerdeki mükemmeliyet kimi zaman bir hüküm

getirilerek, kimi zaman ise hüküm getirilmeyerek olmuştur. Kuran’ın her

döneme, kültüre, zamana ve topluma uyumu böylece sağlanmıştır. Kuran’ın

hüküm getirmesi gibi, gerekmeyen konularda hüküm getirmemesinin

mucizeliğini kavrayamayan gelenekçi, mezhepçi, kökü Emevi ve Abbasilere

dayanan zihniyet; bugün gördüğümüz dejenerasyonu ne yazık ki İslam

adına ortaya çıkarmış ve geniş kitlelere “İslam budur” diye

yutturmuştur.

 

ÜSTÜNLÜK CİNSİYETTE DEĞİL, İYİ FİİLLER GERÇEKLEŞTİRMEDE

Kuran’ın genel zihniyetinin ve bedevi zihniyetinin mantıklarının

temelini anlarsak; Kurani izahla, uydurma izahları daha rahat ayırt

edebiliriz. Bunun yanında her izahı Kuran’dan teker teker inceleyerek

konuyu siz de araştırabilirsiniz. Örneğin Müslim’deki namazı kadının,

kara köpeğin ve domuzun bozduğuna dair izahı ele alalım. Böyle bir

izahı duyduğumuzda (Kuran’ın temel zihniyetine aykırı olduğunu

bilmemize rağmen, iyice tetkik edip tam bir malumata sahip olmak için)

Kuran’da böyle bir izahın olup olmadığını araştırırız. Kuran

çevirilerinin arkasındaki fihristlerde abdest, kadın, köpek,domuz gibi

kelimeleri taramamız işimizi kolaylaştırır. Kuran’da bu izahı

bulmamamız bu izahın uydurma olduğunu ilan edebileceğimiz manasına

gelir. Üstelik Kuran’dan abdestin sadece tuvalete gidince alınması

gerektiğine dair izahı buluşumuz ve Allah’ın hiçbir şeyi unutmadığı,

Kuran’ın her detayı verdiğine dair ayetleri hatırlamamız bu kanaatimizi

şüphesiz kılar. Kuran’da, Allah’tan olmayan bir hükmü Allah’ın hükmü

gibi gösterenlerin zalim olduğu söylenir. Şimdi gelenekçi İslamcılara

sorularımıza devam edelim. Siz bu abdesti kadın, köpek, domuz bozar

izahını yapan Müslim’in ve benzerini yapan Buhari’nin, bu izaha dayanan

mezheplerin zalim olduğunu kabul ediyor musunuz? Eğer kabul

etmiyorsanız, bu izahın doğru olduğunu mu kabul ediyorsunuz? Eğer her

ikisini de kabul etmek gibi mantıksal bir çelişkiye düşüyorsanız;

mezhep imamlarının, Buhari’nin, Müslim’in Allah’a yalan olan

göndermelerde bulunup yeni dîni hükümler oluşturduklarında bu

hatalarının affedildiğine dair özel bir af olduğunu mu iddia

ediyorsunuz?

Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim iyi fiiller

gerçekleştirirse onlar cennete girecek ve onlar bir çekirdeğin

sırtındaki tomurcuk kadar bile haksızlığa uğramayacaklardır.

4Nisa Suresi 124

Erkek olsun, kadın olsun, her kim inanmış olarak iyi fiiller

gerçekleştirirse onu mutlaka güzel bir hayatla yaşatırız ve onların

karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle mutlaka veririz.

16Nahl Suresi 97

İslam’a göre asıl hayat ahiret hayatıdır. Dünya hayatı kısa bir

yolculuk, ahiret ise asıl varılacak yerdir. Gerek yukarıdaki ayetler,

gerek diğer ayetlerde erkek veya kadın olmanın değil, iyi fiiller

gerçekleştirmenin üstünlük sebebi olduğunu görüyoruz.

Kadının doğuştan

dezavantajlı olduğunu, cehennemin çoğunluğunu oluşturduğunu iddia eden

zihniyet; tüm bu ayetlerle, yani Kuran’la, yani Allah’ın diniyle

çelişir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Büyük harfleri düzeltmenizi rica ediyorum vurgulamak istediğiniz kelimeleri renklendiriniz.Sadece başlıkların baş harfi büyük olmalı. Düzeltme olmadığı taktirde ceza uygulanacaktır

 

iyi geceler güzel paylaşımlar dilerim...

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest jülide

Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü'min erkeklerle mü'min kadınlar, itaatkar erkeklerle itaatkar kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah'a derinden saygı duyan erkekler, Allah'a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah'ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükafat hazırlamıştır

 

Ahzap 35

bu ayetleri bırakıp hadis denilen uydurmalara göre kadınların cehennemlik olduğunu idda edenler işlerine geldiği için ve kadınları kuran değil kendileri aşşağı gördükleri içindir

onun hesabınıda Allaha verecekler sanırım kuranda olmayana inanıp hayatına uygulamaının hesabıda ağır olmalı

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest ismail aga

imam gazali ihyahu ulmid din saglam kaynaktır namaz otuç abdest evlilik ticaret yani bir müslümanın islamdaki haytını anlatır

ve bunları hadislerle ayetlerle delil eder şüpeye düşmek küfre götürür yani kanıt var delil var sizde işinize geldigini çekiyorsunuz gelmedigini itiyorsunuz

 

inacınızda hürsünüz allah sizi hür bıraktı ama bu kuralları peygamberine o anlattı bizde onun vesilesiyle allahın emirlerini yerine getiriyoruz din kardeşime tavsiyem şu olur aksine yapmak küfüre götürür zaten dünya arzularıyla nefsimize hakim olamıyoruz

bari inanalım ama yapmayalım bu günah degil ama inanmadan yapmaz isek hiç iyi degil

 

çünkü yarın olur tövbe edicegimiz zaman rabbim ben biliyordum ama

gençligimin hevesine kapıldım zenginligime kapıldım dersek tövbemiz kabul olabilr

 

ama öbür dünyaya göçtük verdik emantimizi rabbimi neden kılmadın kulum farz kıldıgım namazı diycek çok zengindim dünyavi eglenceler nefsime şeytana egik düştüm affet diycek beni

 

ona hz süleymanı göstericekler ben ondan başka kimseye başka bukadar zenginlik vermedim diycek ama o ibadetini yaptı diycek

 

birine sorucak ben çok fakirdim gece gündüz borç içinde bunaldım çalıştım diycek

 

onada hz ömeri göstericekler ben ondan başka kimseyede fakirlik vermedim diycekler çünkü önce çok zengindi sonra ölürken üstünde bir hırkasından başka giycegi yoktu oda okadar kirliydiki hanıma sordu sehabe neden bu garibin elbiselerini yıkamadın diye sorduklarınde üstünde giycek başka şeyi yoktu dediler eşi

 

vede 7000 seneye kadar her ne günahı varsa çeker öyle cennete girer

allaha kitaplarına peygamberlerine meleklerine iman ettigi inandıgı için ebedi cehennemden kurtarıyor onada inanmazsan hiç cennet yüzü görmüyor kafirlerden inanmayanlardan oluyor

 

diycekler söyledigim sözleri sünnetleri peygamberime vesile ettim (hadisler)neden dinlemedin diyince inanmadım şüpemi ettimmi

diyceksin ozaman tehlikedesin

 

ama ben inandım allahın resülünü çok severdim onun sözü yalan olmaz der yaptım veya inandım yapamadım dersen ve dünyada iken tövbe edip yerine getirirsen ateşten kurtulursun yoksa gene allahın takdiri girer ister alır cennetine ister ateşe

 

çünkü insanın son amellerine bakarlar dünyada son zamanlarında ibadetlerine inacını itikatine dayanır

 

çünkü bir insan ömrü boyunca zikiri orucu haccı namazı ile geçirse ölmeye az zamanda kafir olsa nasıl bir çuval doluyken yırtılır boşalırsa içinde ne varsa oda gider

 

nasıl bir insan ömrü boyunca zina eder haram faiz içki kumardan kalkmazda gene ömrünün son anlarında allah hidayetine kavuşur tövbesine eder her kötü yaptıgına bırakırsa allah onu isterse affeder geçmiş günahlarını siler onun yerine sevap yazar cenentine alır

 

 

 

birde iman konusu önemli imanlı ölmekde var insan son nefesinde bir kelimei şahadet edebilirse ne mutlu ona yada gücü yetmez ise kelimei tehvid yapabilirse negüzel bir kul veyahiç olmaz insan ecel teri döker aklı yerinde olmaz şeytanla boguşur o elinde suyla yanan alev alev pişen vucudunu damla damla ecel teri akıtırken şeytan ona su karşılıgında imanını ister çogu byügümüz evliyalrımız o anda soluna tükürüp en azından allah demeyi başarmıştır

 

şeytan onlara beni kovuyorsun ama ben gene ugraşıcam insanlarım imanlarıyla demiştir

 

yani inanmalıyız bukadar ulema kaç fırka geçtiyse hepsi inandı 1473 yıl aşşa yukarı sonra aynı yıllarda imam azam efendimiz vardı

peygamberle yaşayandır sünnetlerini ondan ögrendik gene aradan peygamberimiz zamanında yaşayan ölmemiş olan sehaberlerimiz

vardı hayatta idiler ozamanda imam buhari efendimiz tüm yaşayan medine ve mekkeden didik didik gezdi ziyaret ettiler onları

ellerindeki hadisleri her birini kurana uyup uymadıgıı baktı uymayanını kaleme almadı çünkü efendimiz

hz muhammet s.a.v sizin sözlerinize nasıl itibar edicez sizden sonra diyince kurana bakın uymaz ise benim sözüm degildir dedi

sonra 1 hadisin dogrulugunu 18 hayatta kalan sehabelerle tasdikletti hepsi ayrı ayrı ziyaret etti tek tek bir hadisin dogrulugu için

mekkeyi medineye gelip gitmiştir sadece bir hadis için kaldıki 4000 fazla hadis vardı baya bir zamanını aldı

en sahih olanlarını koydu kitabına topladı ve bizlere sundu şimdi kalkıp biz hadisi nasıl yalanlarız bu yüce insan güzel insan mübarek zatın emegini o çöl sıcaklarında yalın ayak gidrken çektigi susuzlugu gece gündüz giderken nasılyalanlarız böyle bir vicdan varmı müminde yapmayın çok büyük günah nankörlük küfür olur herşey islam içindi yaşatmak içindi bukadar eziyet zahmet

 

hadis olmadan nasıl namazı kılıcaktık açın bakın bşr ayette allah için secde edin der diger bir ayette dua edin der diger ayette dogrulun der egilin der (rükü)

 

peygamberimizin sözleriyle dua rükü secde selam ile 1rekat namaz çıkmıştır gene sünnetiyle 2rekatlık 4 rekatlık sünnet namazları çıkmıştır farz namazları olmuştur

 

gene abdestte böyleydi sünnetlerle yapıldı hadislerle kabul olan bozan şeyler belirlendi kurallar konuldu nasıl inkar edicez

edemeyiz hepsi buharide geçer hepsi buharide geçen sözler imam gazalinin kitabında aynısıdır açıklar anlatır

 

namazı evliligi kadın koca ilişkisibib zinayı zikiri haramı helali abdestti namazı haccı islam yaşayan insanı anlatır

ihyau ulmid din = sünnet+hadis+kuran budur

 

ihyau ulmid dinden daha agır olanrıda geçer hadis olarak

 

hangi nasıl cinsel ilişkide buluncagı yazmıştır o kadın sizden döl almaz ise o kadını hayırsızdır demiştir neler neler

kuran ayetleride yazar bazı kadın kusurlarına napalım allah katından indi

hadisler muhammed s.a.v sözlerinden gelir napalım baş kaldırırsan

küfüre kafirlige götürür ben böyle kuranı böyle hadise inanmıyorum dersen

 

veya bazı günler yapılmaz gerçekten yazması lazım hem kocayı hem kadını aşşalar

 

haftanın ilk günü pzt perşembe cuma günleri mübarektir zaten nafile orucu tutanlar bu günde tutarlar tek başına cuma günü tutulmadıgından yazar uygulularız zina edilmez bilemem ama isteyen olursa bakarım hepsini aklımda tutamıyorum isteyene buhari veya müslimden bakabilirim tefsir fıkıh kitaplarına bakatım birinde geçerse zaten digeride aynısı geçer

 

şuan size müslim ve buhari ulmid din çok agır gelir gerek yok ilim lazım anlamak için biraz

 

size gerekli olan bir ilmihal kuran meali kuranı baştan sona 2-3 kez sakin okuyun yavaş yavaş daha sonra işler artık

namaza oruca zikire girenler içindir müslim buhari sizi biraz sözleri rahatsız eder korkutur gerek yok aman yalanlamayın günaha girmeyin boşu boşuna

 

buraya yapıştırmadan ayetleri önce biraz hatim edin kuranı anlamaya çalışın diyanetin kitaplarından faydalanın başka kaynak yazar aramanıza gerek yok bazı yerlede (...........) şu şekilde yazılar geçer açıklayıcı onu anlamadınızmı artık kendinize çekersiniz kuranı

yanlış anlarsanız eyvah diyorum diyanetin tefsirli mealini alın bu şekilde okuyun anlamaya çalışın 2-3 okuduktan sonra anladınız demektir ama önce kuranı baştan sona okuyun bu önemli

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...