Jump to content
Sign in to follow this  
Sofi.

Tanrı ile Allah(c.c) Arasındaki Farklar

Recommended Posts

Tanrı ile ALLAH(c.c) arasındaki farklar

Bu yazımızda hemen hemen hepimizin elimizde olmayarak düştüğü bir hatayı detaylarıyla dile getirmeye çalışacağız.

 

 

İslam anlayışının temelindeki vahdet inancı anlaşılmadığı sürece düşülen bu durum ile ilgili olarak ilk Tanrı kavramını irdeleyelim ;

 

 

Tanrı kimdir, nedir?

 

 

Çokluk anlayışının temelinde yer alan yüce yaratıcı olarak bilinen Tanrı, farklı dinler göndererek kendisine tapınma ritülllerini belirlemiştir.Bu inanç sistemleri birbirine benzememekte ve derin farklar içermesine rağmen insanların ciddi bir bölümü bu anlayışlardan birine yönelmekte ve kendi içsel inancına göre huzuru bulmaktadır.Tanrı kavramı beşeriyetin ötesinde "daha ve en " olarak yer almakta ve her vasfın üstünde vasf sahibi olan bir varlığa atfedilmektedir.En mühimi ise Tanrıya göre olan bölümüdür ki burası gerçekten çok ama çok önemlidir.

Tanrı, evrendeki tüm materyalizasyonun yaratıcısı olarak her birimi kendi özünde kendinden bağımsız bir şekilde var edip onları izlemektedir.Dolayısıyla bir nevi tapınma ritüelleri bu noktada anlam kazanmakta ve dışsal arınma düşüncesi bu noktada önem kazanmaktadır.Tanrı kavramının temelinde her zaman "kesret yani çokluk" sözkonusu olduğundan Tanrı daha çok üst beşeriyet noktasında yer alan bilinmeyen bir varlık olarak tabir edilmektedir.İşte bu üst noktada herşeyin yaratıcısı olarak emirler yağdırmakta, çeşitli insanları yaratıp göndermektedir.Bunlar halk tabiriyle elçi,peygamber olmaktadır.Tanrı'nın buyrukları yeryüzündeki kulları için o derece mühimdir ki O ne isterse onu yapabilmektedir.Fakat burda yüce tanrının kulları kendi özünde isyan edebilmekte hatta kendi kaderlerini yaşayabilmekte ve hatta tanrıyı inkar edip ona kulluk etmeyebilmektedir. Burda yüce tanrı sinirlenip kötü kulları olan bu türleri direkt olarak cehennemine atabilmektedir.İşte işin bam telini oluşturan bu düşünce dejenerasyonu nedeniyle maalesef günümüzde de İslam anlayışı da müslüman kesimce yanlış anlaşılmış ve konu bir tanrı kabulüne doğru gitmiştir.

Tanrı en güçlüdür,en büyük ilim ondadır,en kahredicidir gibi beşeri kavramlarla ALLAH(c.c)'ın Kadir,Alim ve Kahhar vasfları bambaşka kulvarlardadır.

Tanrı için önemli olan onun sadece emirlerini yerine getirilmesiyken ALLAH(c.c) indinde O'na kulluk etmekte olmayan "hiçbirşey" bulunmamaktadır.Yani emirleri uygulayıp uygulumamak bir kenara her birim her an O'na kulluğunu ifa etmektedir seçeneksiz..!

Fakat bu noktada ciddi bir hata ile İslam anlayışının algılanışı tanrı açmazına sürüklenmekte ve ister istemez farklı bir metodoloji ön planda yer almaktadır.

İslam'ın temel kurtuluş bildirisi nefsin ıslahıdır ve nefs anlaşılmaksızın kurtuluş ummak koca bir aldanıştan ibaretken bugün dahi sayısı hiç azımsanmayacak müslüman kendi anlayışını klasik bir temele oturtarak tanrı mantalitesinin üzerine islam inancını oturtmuştur.Burda şuna özellikle dikkat etmek gerekir ;

Tanrı bir olgudur ve temelinde nefsin varsayımlarına müdahil olmaz yani nefs kendini yine var kabul ederek üst varlık düşüncesiyle ibadet adı verilen bazı fiilleri ifa eder.Fakat kendini var kabul edişi nedeniyle kaçınılmaz bir şekilde nefsi dönüşüm göstermez ve adeta boşa debelenen bir varlık halini alması kaçınılmaz olur.Nefs konusu çok mühim olması hasebiyle dikkatle irdelenmesi gerekirken toplumdaki yaygın bir kanı gelenekselleşmiş ve Kur'an temelinden uzaklaşarak din bir geleneksel şartlar bütünitesi haline dönüşmüştür.Üzücü olarak kaçınılmaz sona doğru yürüyen ciddi sayıda müslüman varsayımlarıyla kendilerini var kabul ederek cehennem olgusuna doğru hareket etmektedirler.

Dini materyalist bir bakışla ele alan bir insan için Tanrı kavramı ile ALLAH(c.c) inancı arasında çok ciddi bir fark yoktur çünkü kendisi bu konuda bilgi sahibi değildir.Sağda solda, ailesinde, imam hatip mezunu hocasında,tarikat şeyhi efendisinde duyduğu kadarıyla da din genelde benzer anlatılanlardan ibarettir.Bu kadar insanın bu kadar önemli vaslarıyla yanılabilme ihtimalini hiçbir şekilde hatrına getiremez çünkü aksi halde bu kimselerden şüphe duyduğu fikri onu rahatsız edecektir.

Tanrı kavramı yıllar içerisinde görünen bir tanrıdan görünmez bir tanrı düzeyine geçmiş fakat temel olarak bakış açısında değişiklik olmamıştır.Lat,Menat,Uzza gibi putlar belki Muhammed(s.a.v) döneminde kırılmış fakat insanın ömründe birtürlü vazgeçemediği kendi benlik putu sürekli baş ucunda durmaktadır.O'na dokunmak bir yana dursun dokunma fikri bile rahatsızlık vermektedir.Durum böyle olunca da Tanrı inancı daha mantıklı gelmektedir zira en azından çokluk inancı değişim göstermeyeceğinden kötünün iyisi gibi algılanabilmektedir.Sadece İslam camiasında değil diğer inançlarda da çokluğa olan bağlılık nedeniyle tanrı düşüncesi daha sıcak gelmektedir.Hristiyanlardan tutun musevilerin dahi ciddi kısmında isimsel farklılıklara rağmen idrakler benzeşmektedir.

Konumuz gereği biz diğer inançları pek irdelemeyip İslam inancı üzerindeki etkisi hususuna değinmeye çalışacağız.

Tanrı düşüncesi ile İslam anlayışı arasındaki ciddi farka rağmen sadece görüntüdeki putsal çokluktan kurtuluş ön planda yer almıştır.Oysa mühim olan tüm çokluğun bir hayalden ibaret olduğu ve bunun bir imtihansal aldatmaca olduğunun farkına varılabilmesinden kaynaklanmaktadır.Tanrısal bakış açısında ise görünmeyen bir ilah sözkonusudur bu ilah evveliyatında herşeyi yaratmış ve kendi gördüğü bir şekilde sadece cin ve insanları imtihana tabi tutmaktadır.Birtakım emirleri uygulayan kullarına cennet sözü vermiş , tutmayanlar için cehennemini hazırlamıştır.Öyle bir tanrıdır ki emirleri yerine getirilmeyebilmektedir ve bu nedenle kızmakta,sinirlenmekte, tehditler yağdırabilmektedir.

Bu tanrıya ibadet etmek dinin emirleri çerçevesinde olmalıdır.Aksini düşünmek dinden çıkmaya eşdeğerdir çünkü yüce tanrının emirleri gayet açıktır.Tanrı peyderpey yaratmakta olduğu kullarının arasından dünyaya insanlar göndermekte ve onlardan bazılarına peygamberlikle kitap vermektedir.Bu gönderilen insanlar ise ömürlerini tanrının yüce buyruklarını anlatmak ve insanları buna inandırmakla görevlidir.Tanrı görevlendirdiği bu insanlara üstün yetenekler verdiğinden onlar için cennetini hazırlamıştır çünkü kendi emirlerini hem uygulayıp hem de insanlarla cinlere bunu bildirmiştir.Yani amiyane tabirle tanrının basın sözcülüğünü de yapmıştır.Peygamberden sonra da din böyle gelenekselleşmiş şekilde günümüze gelerek dinsel bir temele oturmuştur.Burda mevcut değişim gözardı edilmekte ve tanrı temelinde kulluk bilinçte tanımlanmaktadır.Böylece bu yanlış bakış açısıyla kronike tanrı inancı temelli din geleneği nesilleri zehirleyerek günümüze ulaşmıştır.

Önceki yazılarımızda izah etmeye çalıştığımız "yavru ilah" hastalığı konusuna da göz atarsanız burda nefsin olayı nasıl algıladığı ve şekillendirdiğini anlayabilirsiniz.

Biz burda sadece kısaca bilgi verip olması gereken hususuna doğru geçeceğiz.Nefs, kendini var kabul etme düşüncesinden ve idrakından kurtulmak istemez.O kendi başına bir ilahtır.Din konusundaki çalışmalarla geleceği maksimum nokta ise "ben üstünüm fakat beni yaratan ilah daha üstün ve o bana zarar verebilir". noktasıdır.Sistematik işleyiş nedeniyle hangi ibadeti ne kadar sıklıkla uygularsa uygulasın bakış açısında dönüşüm meydana gelmediği sürece nefsin varsayımlarından kurtulamayacaktır.Bu bir başka deyişle bilincin cehennemidir ki burda herşey "vardır".Bu nedenle her ne yaparsa yapsın var algılama cehenneminden kurtulamayacaktır.

Nefs, eğer çalışmaları neticesinde ilimle meselenin üstüne giderse görecektir ki tanrı sadece "bir kavramdan ibarettir." Kur'an da çeşitli putların kıyamet günü sorgulanmasında ALLAH(c.c)'a Sen Subhansın biz onlara bize tapının demedik " tabiri çok ciddi bir uyarıdır.

Eskilerin taştan tahtadan yapılan putları herhangi bir bilinçsel şekille kendilerine tapınılmasını istememişlerdir.Fakat nefsin kendini var kabul ediş düşüncesi içinden çıkılmaz bir hal alınca ve kendini bir yaratılmış varlık olarak algılaması da nefsine hakim olunca böyle bir çıkış yoluna gidilmiştir.İşte bu noktada yanlış bir şekilde tahtadan,taştan yapılma insan vesilesiyle açığa çıkan ve kendilerine hiçbir yararla zarar sağlamaya muktedir olmayan bu yapılara "farklı anlamlar" yüklenerek "kaderlerinde yaşanmakta olan hadiseler ilimle idrak yetersizliği nedeniyle" cehaletin bir sonucu olarak oluşmuştur.

Put kavramının temelinde "sen beni sorgulama, ben nefsimin hoşuna gidenleri" üst yaratıcı olarak seni görerek açığa çıkarayım düşüncesi yatmaktadır.Zamanla put fikrinin mantıksızlığı nedeniyle uzaklaşılmış fakat bu sefer de kaçınılmaz bir şekilde görünmeyen bir yaratıcının üstünlüğü düşüncesi temelinde yer alan inançlar türemiştir.

Maalesef İslam inancının anlayış biçimi de bu düşünsel sapkınlıktan nasibini alarak imtihani bir şekilde yeniden şekilenerek şirk temeline oturmuştur.Maddeci bir putsal tanrı anlayışı etkisini Muhammed(s.a.v) ile kaybetmiş , bunun yerine ise görünmeyen bir tanrının üstünlüğü üzerine kurulu inanç sistemi tüm inançlara temel teşkil edecek bir hale gelmiştir.Kavramlar dejenere edilerek tanrı mantalitesine uygun hale getirilerek sığ bir anlayışın neticesi sonucunda sanki hiçbir fark yokmuşcasına yanlış algılamalar silsilesi şekline sürüklenmiştir.

Kur'an ise bu kavramsal değişiklerden etkilenmeyerek günümüze kadar İlahi Kudretin bir tecellisi olarak korunarak gelmiştir.Peki Kur'an merkezli İslam anlayışı ile tanrı merkezli islam anlayışı arasındaki farklar nelerdir ?

Tanrı yazımızın başında da belirttiğimiz gibi çokluğun var kabulü üzerinde kendini gösteren bir kavramdır.Bu düşünsel kavrama göre herşey var ve bağımsızdır ve herşeyi yaratan tanrı bazı emirlerini yarattıklarından akıl bahşettiklerini sınamak üzre seçtiği kulları vasıtasıyla göndermektedir.Tanrı, bu emirlerini kabul edip uygulayan kullarını ödüllendirecek, geri kalanını ise inkarları nedeniyle cehennem adı verilen ateşten bir yere sürecektir.Fakat bu imtihan sürecinde ulu tanrı, kesinlikle yarattığı kullarının fiilerine karışamayacak,onların isyanlarına ve kulluklarına etki göstermeyip sadece izlemekle yetinecektir.Tanrı için imtihanın gayesi emirlerinin uygulanmasından ibarettir.Bunun dışında kullarının yaşamlarına karışmaz ve bu konuda kulları özgürdür.Yani İslam anlayışındaki dejenerasyona göre bakarsak nefs denilen hadise ehemmiyetsizdir çünkü mühim olan yanlızca namaz,oruç,hac gibi bilindik şartların yapılarak güzel bir kul olmak için yalan söylememek,zina etmemek gibi çeşitli fiilsel tercihlerdir.Bunun dışındaki yaşanmışlar ve yaşanacaklar tanrıyı ilgilendirmez.Tanrının bu fiilleri yaptırmakta özel bir gayesi yoktur sadece üstünlüğünün kabulü için bunlar imtihansal bir araçtır.

Tanrı temelindeki çarpık bakış açısının akabinde ALLAH(c.c) indindeki islam anlayışından payımıza düşen kadarıyla algılayabildiklerimizi yazımızın bu bölümünde irdeleyip yazımızı sonlandıracağız.

ALLAH(c.c) indinde İslam, tüm yaşanılan,yaşanılacak ve yaşanmış herşeyin hangi birimden açığa çıkarsa çıksın ve her ne fiil olursa olsun kulluğun bir neticesi olarak yine ALLAH(c.c) tarafından oluşturulduğu bir sistemdir.Bu sistem içerisinde ALLAH(c.c) yegane mevcut BEN sahibidir , tüm yaratılanlar ise yanlızca O'nun dilediği düzen üzerine açığa çıkmakta olan kullarıdır.ALLAH(c.c) hiçbir yarattığına benzemez bu hem maddesel hem bilinçsel olarak geçerlidir.O'nun indinde belirsizlik sözkonusu değildir çünkü tüm yaratılış sistemi takdir edilmiştir(kader).Bu nedenle kullarının kendilerine ait hiçbir özellikleri sözkonusu değildir ki ayrı ikincil bir benlikleri olsun?

ALLAH(c.c) herhangi bir mekan ve zamanla kayıtlanamaz ayrıca herhangi bir mekan ve zaman diliminde ayrıca mevcut olarak bulunmamaktadır(sadece gökyüzünde,yukarıda orda biryerde).Tüm sistemin takdir ve nasib edeni olarak kullarının tüm fiillerinden haberdar olandır.Kadersel sistem neticesinde yeryüzünde kesitsel olarak algılanabilen tüm mevcudat belirlenmiş bir ilmin sonucunu açığa çıkarmaktadırlar.

Halife olarak takdir ettiği insan için ve evvelinde yarattığı cinler için dünya adı verilen boyutu bir imtihan mahalli olarak meydana getirmiştir.Bu imtihan neticesinde nefsini takdir edilen ölçüde ıslah edebilip şirk algısından kurtarabilen birimler cennet boyutunu algılayacaklardır.ALLAH(c.c) dışında ikincil bir Kadir,Alim,Muheymin,Mü'rid bulunmamaktadır ve hiç olmamıştır.Tüm açığa çıkan ve çıkmakta olan fiiller ALLAH(c.c)'ın isimlerinin takdir edilmiş manalarıdır.ALLAH(c.c) ile beraber yahut ayrı ikincil bir benlik sözkonusu değildir!

ALLAH(c.c) tüm beşeriyeti meydana getirendir ve tüm beşeriyat ile mahlukat eksiksiz her an kendisine kulluklarını ifa etmektedirler..

Evet. Nefsin ıslahı hususundaki bu namaz ve oruç nedendir o halde ?

Nefs denilen mefhum kendi skalası içerisindeki oluşum nedeniyle yaşanmışlıklara göre yanlış bir değerlendirme sonucu olarak kendini ayrı bir birim olarak görmektedir.Yaşadığı tüm fiiller ile benlik algısı yoğrularak kendini nefs-i emmare ile levvame arasındaki bir noktada görerek kendini var kabul edecektir.Meseleyi çokluk perspektifinde değerlendirmenin kaçınılmaz sonucu olarak kendisi vardır,ağaç vardır,çiçek vardır, ev vardır,sevdikleri de vardır öyleyse bunca varlık yok olamaz!

Burda var diye değerlendirmenin hakikati bilinçte bağımsız veya yarı bağımlı olarak mevcutlardır ki bu bilincin 1 ile 2'ci düzeyindeki bakış açısının sonucudur.

İnsanın hilafeti ise daha çok 4 ve üstü düzeylerdeki bakış açısıyla alakalıdır ki bu düzeylerde olanlarca görülebilecektir ki ikincil bir ben hiç var olmamıştır.Tüm mevcudat her an hangi fiili açığa çıkarırsa çıkarsın kulluklarının neticesini meydana getirmektedirler.

Burda ince bir nüans vardır ;

Mevcudattan açığa çıkmakta olan kadersel hükümlerdir ki bu hükümleri de her an var kılıp değerlendiren yine Esma mertebesidir.Yani bir başka deyişle birimlerden açığa çıkan Rabbinin hükümlerinin toplamıdır ki bu O birimin tümel manada kaderidir.Tüm mevcudattan açığa çıkan ise Rabb'ûl Alemin'in hükümleridir ki Rab birimden birime fark etmemektedir yani TEK'tir.Fiillerinin bir semeresi olarak oluşagelen bilinç ise birimsel algılamayı meydana getirmektedir.Bu noktada benlik algısı meydana gelerek kişi ayrı bir ben olarak hissetmesine sebebiyet vermektedir.

Ben sizden açığa çıkan Rabbe iman ettim derken kastedilen ise "sizden açığa çıkan ile benden açığa çıkan aynı TEK Rabb'in takdirinin neticesidir". demektir hal diliyle.

Kişinin Rabbinin ALLAH(c.c) olması ise Rabbinden açığa çıkan hükümlerin ALLAH(c.c) idrakı yönündeki olanların çıkması temennisi neticesinde Rabbinin meydana getirişlerinin o fiilleri oluşturmasıdır.Bir başka deyişle Rabbinden açığa çıkmakta olan fiillerin ALLAH(c.c) kulluğu idrakı neticeli olanları çıkarması dileğidir.Burda yönelim tamamiyle Rabbinin o birimin kaderinin "said" yahut "şaki" olarak oluşturup oluşturmadığıyla alakalıdır.Yani O birim ilk olarak oluşturulduğunda ilim boyutundan kudret boyutuna geçmezden evvel akibetiyle alakalıdır.Şaki olan bir birim için Rabb'inin ALLAH(c.c) olduğunun bir ehemmiyeti olmayacaktır.Zaten Nefsi ne kadar anlamaya çalışırsa çalışsın ve istesin akibetini dönüştüremez.Akibet sonradan amelle dönüşmez!

Şekavet ehli yani akibeti her halükarda cehennem olacak olanlar çokluk okyanusundan vazgeçmeyeceklerdir.

Bizim ise daha çok irdelememiz gereken akibeti said olanlarınkidir.Bir birim eğer akibeti said olarak takdir edilmişse nefsi her ne düzeyde olursa olsun sürekli bir algılama şeklinde onu hakiki akibetine yönlendirmeye çalışacaktır.

Öyleyse said ve şakilik belliyse fiilerin ne önemi var ?

Akibet ALLAH(c.c) indinde belli olmasına rağmen her imtihanla mükellef olan birim kendi imtihanı algılaması içerisinde bunu bilmemektedir!

Ameller neticesinde akibet temel manada dönüşmemesine rağmen düzeysel farklılık gösterebilmektedir.Yani akibeti said olan bir birim hiçbir çalışma yapmazsa bilincin dönüşümü durduk yere meydana gelmeyecektir ki bu durumda aradaki açığı kapatmak için cehennem boyutunu da görmesi kaçınılmaz olacaktır.Bilincin bu kaçınılmaz gerçeğin idrakıyla atacağı adımlar o derece mühimdir ki çokluk okyanusundan kurtulmak son derece önemlidir.İşte fiiller bu noktada bilincin dönüşüm düzeyinde belirleyici rol oynayacaktır.O zaman kişi anlayacaktır ki dünya hayatındaki verilmiş süreç pek de uzun değildir zira her an bitebilecek durumdadır.Nefsin ıslahı bu noktada önemini gösterecek ve akibetinin hakikatini yaşama hususunda yol göstereceğinden çok dikkatli olunmalıdır.Neticesi hayırlı da olsa bilincinin dönüşümü cennet için "yetersiz " kaldığı durumlarda cehennemde çokluk idraki törpülenecektir ki bu azabı Kur'an net bir şekilde bildirmektedir.

Nefsin dönüşümü o derece önemlidir ki İslam anlayışında abdin hakikatini görebilmesi için hayati bir noktada yer almaktadır.Namaz, oruç, hacc , zekat ve şehadet bu noktada yardımcı fiillerdir ki Rabbin ALLAH(c.c) oluşu yönünde ciddi adımlardır.Çok yapmak kadar önemli olan bir diğer husus ise "bildirileni idrak edip" ona uygun şekilde fiili işleyebilmektir.

Netice olarak tanrı kavramı ile ALLAH(c.c) hakikati arasındaki ciddi farkı bu yazımızda dile getirmeye çalıştık.İbadetler ile ilgili husus ayrı bir konu olup önceki yazılarımızda detaylıca irdelenmiştir.Mesele ciddi bir şekilde irdelenmediği takdirde herkes yanlızca elleriyle yaptıklarının sonucunu yaşayacaktır.

Rabbim hazmını kolaylaştırsın.

Selam üzerinize olsun.

 

kaynak: bir abim

Share this post


Link to post
Share on other sites

Dikkat ediyorum.Ben şimdi desem ki,"Tanrı ile Allah aynı anlama çıkar bir farklılık yoktur." Bana direk iki tane tepki gelecek.Birincisi,"Üstat gerekeni söylemiş "Allah,Tanrı'nın belasını versin." İkincisi ise,"Allah dediğimizde yobaz oluyoruz galiba"

 

Fakat ben bir ateistin diliyle şöyle desem,"Ben Tanrı'ya inanmıyorum.Tanrı varsa bu kadar acı neden ?" Bu sefer onlarca kişi bana Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya çalışacak ve bir tane Tanrı'nın kulu da "Allah" kelimesini kullanmadan yapacak bunu.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Dikkat ediyorum.Ben şimdi desem ki,"Tanrı ile Allah aynı anlama çıkar bir farklılık yoktur." Bana direk iki tane tepki gelecek.Birincisi,"Üstat gerekeni söylemiş "Allah,Tanrı'nın belasını versin." İkincisi ise,"Allah dediğimizde yobaz oluyoruz galiba"

 

Fakat ben bir ateistin diliyle şöyle desem,"Ben Tanrı'ya inanmıyorum.Tanrı varsa bu kadar acı neden ?" Bu sefer onlarca kişi bana Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya çalışacak ve bir tane Tanrı'nın kulu da "Allah" kelimesini kullanmadan yapacak bunu.

 

İlk paragrafta ne demek istediğini çözmeye çalışırken ikinci paragrafta kendimden geçtim, sayende kendi yorumumu unuttum artık benimki yarına kaldı, seninkini okumadan direk yorum yapıcam.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Allah c.c en güzel isimleri indirmiş olduğu Kuran'da esmaül hüsnadaki 99 en güzel ismi kendisince bildirilmiş olduğu halde ısrarla tanrı isminin ona yakıştırılması samimiyet içermiyor.İslam akidesinde tanrı (ilah) kelimesi sadece La ilahe illallah ''Allah'tan başka ilah yoktur'' da geçer.Bunu anlamak istemeyenlerde ısrarla tanrı derler.Varsın desinler öyle tatmin olsunlar o kerem sahibi Allahü Teala hazretleri azametinden bir şeyi eksiltmez.Allah kendine kulluk eden iman ve takva sahiplerini sever.Ateşe, puta,inek tanrısına yada envai bilumum çeşit yunan tanrılarına tapınmak demokrasilerde serbesttir.:D

Share this post


Link to post
Share on other sites

Tanrı bütün dinsizlerin taptıkları maddelerine verdikleri isimdir, güneşe tapanların tanrısı güneştir puta tapanların tanrısı putlar. Ama biz Allaha inanırız, zaten esmaül hüsnada bütün isimleri geçiyor ve orda tanrı diye bir isim yok, bu yani Yaradanımızın isimleri zaten var ve tanrı demek yanlıştır.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Tanri profili ile Allah c.c iki farkli seydir. Nasil ben ile Allah ikilikse.

Beynimizdeki tanri profili: ötelerde bi yaratici var bize peygamber ile bi kitap gonderdi, bu kitapta kurallar var, kurallara uyarak tanriyi memnun tutalim yoksa bize kizar ve cehenneme sokar.

Dua edelim onu memnun edelim oda bize istediklerimiz ile cenneti versin. O memnun biz memnun.

 

Allah c.c bundan munezzehtir. Memnun olma edilme etmeye calisma, otelerde tanri ve ben varim , bunlarin hepsi ikilik gosterir oysa tek var olan Allah c.c dir. Biz yaratiklarinda ise onun takdir ettigi aciga cikmaktadir.

Bunlari kavramak icin iman , nefis ve kuranda Allah c.c kendini nasil anlattigina agirlik vermeliyiz.

Tabi bunlar benim fikrim herkes farkli dusunebilir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...