Jump to content
Sign in to follow this  
Guest Mohikan

Alkole Bağlı Suçlar

Recommended Posts

Guest Mohikan

Tarihi İnceltmeler, insanın alkolü tanıyışının en az 7-8 bin yıl öncelere kadar dayandığını göstermektedir. 0 zamanlardan beri bazı kimseler tabii fermantasyona uğramış meyve sularını zevk verici bir içecek olarak kullanmaktadırlar. Alkolle ilgili ilk yazılı vesikalar, M.Ö. 2000 yıllarına ait Mısır papirüsleridir. Anlaşıldığına göre bu maddenin şahsi, topluma ait prensip ve kaidelere ne kadar zıt durumlara düşürebileceği daha o devirlerde bile mükemmel bir şekilde kavranmaktaydı. Böyle bir papirüste aynen şunlar denilmektedir: "içki içerek kendini kötü duruma düşürme. Çünkü sarhoş olduğunda ağzından çıkanları kulakların duymayacak, söylediklerini kimse anlamayacak, dediklerin onun bunun ağzından çeşitli dedikodulara dönüşecektir. Ayrıca, elin-ayağın tutmaz olacak, baş kalan sana yardım etmek şöyle dursun:

— Atın şu sarhoşu dışarı!— diyeceklerdir."

 

Günümüz insanlarının alkole verdikleri yer ve kıymet giderek artmakta ve yaygınlaşmaktadır. Buna paralel olarak alkolün ortaya çıkardığı ferdi ve sosyal problemler de artarak, yalnız yaşayanları değil, gelecek nesilleri dahi tehdit edecek buudlara ulaşmaktadır. Çeşitli memleketlerden gelen istatistiki bilgiler, alkole bağlı zehirlenme, bunama, kaza neticesi ölüm, çeşitli suç, cinayet ve intiharların korkunç rakamlara ulaştığını gözler önüne sermektedir.

 

Alkol kullanma alışkanlığı böylesine yaygınlaşınca, ilim çevrelerinde 1960 yıllarından itibaren "sosyal içme" veya "sosyal alkolizm" şeklinde bir mefhum kabul edilmeye başlanmıştır. E. M. Jellinek adlı bir araştırıcı, alkol kullanma tiplerini şu altı ana grupta toplamıştır:

 

1-) Alfa-alkolizm: Psikolojik bir içme alışkanlığı olarak kabul edilen bu durumda kişi, ya bir stress ve sıkıntıdan kurtulmak için veya fiziki bir huzursuzluk ve yorgunluk gidericisi olarak alkole müracaat eder. Alınan alkol miktarı sabit ve sınırlıdır. Şahıs belirli zaman aralıklarıyla ve kısa bir müddet içer ve kendisini rahatlattığını iddia ettiği miktardan fazlasını almamaya dikkat eder. Alışmış olduğu ölçüleri seneler boyu değiştirmeyebilir. Bu şekilde içmeye devam eden kişide, ancak çok uzun bir zaman geçtikten sonra alkolün sistemik zararlarına ait siroz veya periferik nevrit gibi komplikasyonların yanında, ruhi ve diğer fiziki patolojilerin (arıza veya hastalıkların) meydana gelmesi kaçınılmazdır.

 

2-) Beta-alkolizm: Bu form, daha çok, şarabın fazla içildiği ülkelerde görüldüğünden, "şarap alkolizmi" (wine alcholism) olarak da adlandırılır. Umumiyetle kontrollü içmelerine rağmen, zaman zaman ölçüyü kaçırırlar. Alfa-alkoliklerden farkları, istisnasız olarak hergün içmeleridir. Taşkınlık gibi belirtiler ve kesilme emareleri ortaya çıkar. Bu şahıslarda, alkoliklerde alkolün aniden kesilmesine bağlı olarak gelişen bir psikiyatrik hastalık olan delirium tremens'in geliştiği görülür. Beta-alkolizm hali, artık ruhi bağımlılığın yanısıra, fiziki (metabolik) bağımlılığın da beraber bulunduğu bir içme şeklidir. Fiziki bağımlılığa ilâveten tolerans (alışma neticesi miktarın kifâyetsiz gelmesi durumu) da geliştiği için, şahıslar giderek daha fazla miktarlarda alkol almaya başlarlar. Fransa gibi, alkol kullanma alışkanlığının çok yüksek nisbetlere vardığı ülkelerde beta-alkolizm yaygındır.

 

3-) Gama-alkolizm: Kontrol edilemeyen, önüne geçilmez bir içme isteği ve alışkanlığıdır. Şiddetli fiziki bağımlılık, aşırı tolerans, müthiş bir alkol açlığı; zekâda donukluk ve benzeri kesilme semptomları; kontrol kaybı, içmeyi irâdi olarak durduramama ve alkol alımının ancak şuur kaybına varan bir zehirlenme veya kavga, kaza gibi bir adli hadiseyle sonlanabilmesi sık rastlalanan hususiyetlerindendir. Kanada, Amerika'nın bazı eyaletleri ve Avustralya'da bu içme şekli yaygın olarak görülmektedir.

 

4-) Delta-alkolizm: Ruhi veya bedeni bir hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan bir içme şeklidir. Şahıs sıkıntı, hüzün, stress veya ağrı gibi hallerden kurtulmak için içkiye sığınır. Zamanla bir fiziki bağımlılık da gelişmesine rağmen bunun şiddeti şahıstan şahısa değişir. Meselenin çözümünü temel psikolojik problemlerde aramak icab eder.

 

5-) Periyodik İçicilik: Dipsomani (içme deliliği veya krizi) olarak da isimlendirilir. Arada alkolsüz bazı günler bırakan şahıs bir kere içmeye başlayınca hiç ara vermeksizin günler boyunca, eline geçen her türlü içkiyi içer ve ağır bir zehirlenme devresine girmedikçe şişeyi elinden bırakmaz. Bunun değişik bir şekli bazılarında hafta sonu içmesi şeklinde hususi bir hal almıştır. Bu formda, haftanın beş günü etrafında kilerle tam bir sosyal ahenk halinde yaşayan ve günlük aktivitelerini normal bir şekilde yürüten şahıslar, hafta sonu gelince iki gün evlerinden hiç çıkmaksızın devamlı içerler.

 

6-) Kronik alkolizm: Bu tipde, kronik ve devamlı içiciler çok farklı kültürel ve sosyal hususiyetler taşırlar. Ortak olan yönleri hayat boyu sürekli içmeleridir. Onlar için tek mühim şey, kanlarındaki alkolü ihtiyaç duydukları seviyeye çıkartmak ve o konsantrasyonda tutmaktır. Zaman İçinde mali sebeplerle daha ucuz, daha zararlı alkol çeşitlerine geçmelerinin de tesiriyle, kronik alkoliklerde alkolün sebep olduğu bütün hastalıkların her çeşidini görmek mümkündür.

 

Yakın zamanlarda yapılan çalışmalar, Jillinek tarafından tarif edilen bu altı şeklin dışında bir yedincinin daha bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu gruba giren "polydrug abuse" alışkanlığındaki şahıslar, alkolle iktifa etmeyip onunla birlikte bir kısım uyuşturucu maddeler de almaktadırlar. Bu maddeler barbituratlar, kokain, esrar ve morfin olabilir. Bu sınıfa girenler, toplam alkoliklerin % 2 kadarını teşkil eder.

Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) ve alkoproblemleriyle uğraşan otoritelerin "sosyal alkolizm" ve "patolojik içme" mefhumlarına getirdikleri tarifler, bilhassa içtimai yapıları hızla değişen toplumlarda kifâyetsiz kalmaktadır. Son zamanlarda WHO, "combined approach" adı verilen yeni bir bakış tarzıyla; alkolün ferdi tesir ve zararlarından çok, içtimai zarar ve tesirlerini dikkate almaya başlamıştır. Bu durumda, şahsi alkol bağımlılığı mefhumu giderek yerini sosyal alkol problemleri mefhumuna bırakacağa benzemektedir. Bu görüşe göre mühim olan tek tek fertlerin değil, bütün bir toplumun alkolle olan alâkasının tesbitidir. Meseleye bu açıdan bakınca, bugün dünyanın hemen bütün ülkelerinin pandemik (çok yaygın) bir alkol tehlikesiyle karşı karşıya olduğu ortaya çıkmaktadır. Ve neticede mesele "bir beldede kimin alkolik olduğu" şeklinden "dünyanın hangi ülkelerinde yaşayan toplumların alkolik oldukları şekline dönüşmüştür. Bu tesbitin idareciler açısından en mühim tarafı da içkinin, bir ülkenin "çalışma, gelişme ve kalkınma" potansiyeline indirdiği öldürücü darbe olmaktadır.

 

Benzer hâdiselere ve tedbir olarak alkollü içkilere ait yasaklama kararlarının alınışına rejimleri birbirine tamamen zıt olan ABD'den SSCB'ye kadar bütün dünya ülkelerinde şahit olmak mümkündür. Dünya Sağlık Teşkilatı, alkol kullanımındaki bu aşırı derecede hızlı artışın sebepleri arasında "sosyal, kültürel ve iktisadi modellerin" süratli değişiminden ziyade, "içki içme modellerindeki" farklılaşmanın ehemmiyet taşıdığına dikkati çekmektedir. Daha önceki yıllarda sadece erkekler, evlerine dönerken içki satan yerlerde bir-iki kadeh atıştırıp, sonra kimseye görünmemeye çalışarak evine dönerdi. Böyle bir kaçamak yaptığını çoğu zaman ne arkadaş ve komşular, ne de ailesinin diğer fertleri farkedemezdi. Bizzat içen şahıs tarafından bu hâdise bir kusur olarak kabul edilir ve bundan kimseye bahsedilmezdi.

 

Fakat eskiden kuytu köşelerde, sokak aralarında bulunan ve kadınlarla çocukların hiç girmediği yerler olan meyhaneler; günümüzde çocuklar dahil bütün aile fertlerinin rahatlıkla girebildiği sinema, pastahane, gibi normal sosyal müesseseler haline getirilmiştir. Artık buralarda, dedeler-nineler, anneler-babalar, hısım-akraba, çoluk-çocuk bütün aile fertleri her fırsatta toplanıp içmeye alışmış ve hatta iş akitleşmeleri, karı-koca arayıp bulma faaliyetleri dahi hep bu masum görünüşlü meyhanelerde yapılmaya başlanır olmuştur. Bunun neticesinde pek çok ülkede kadınların ve çocukların alkole karşı tavrı değişmiştir. Yakın zamanlara kadar kadınların içki içmeleri hoş karşılanmayıp ayıplanırken, böyle pastahane tipli meyhaneler bu sosyal maniayı da ortadan kaldırmıştır. Bu yerlere kadınların çocuklarını da beraber götürmeleri hâdiseyi daha da içinden çıkılmaz bir hâle getirmiş ve eskiden ferdi olan içme modeli, böylece ailevi bir hâl almıştır. Dolayısıyla, çocukların alkolle tanışma yaşı inanılmaz derecede düşmüştür ve dünyanın hemen her yerinde 13-19 yaş gruplarında sürekli alkol alma alışkanlığı belirmeye başlamıştır. Nairobi'de 10 yaş grubu çocuklarında yapılan bir araştırmada bunların %50'sinin "polydrug abuse" denilen alışkanlığa sahip oldukları, yani alkolle beraber esrar ve benzeri maddeler de kullandı klan hayret ve esefle müşâhede edilmiştir.

 

Eskiden içki içme alışkanlığında olanların daha ziyade ailevi ve sosyal vesilelerin tahakkukunu, meselâ nişan-düğün gibi hâdiseleri beklerken; radyo-televizyon ve gazeteler kanalıyla yapılmış olan yoğun propaganda ve reklâm faaliyetleri neticesi, şimdi artık her günün her saatinde içki içmeyi normal bir hâdise gibi görmeye başlamış olmaları da alkolizmin bugünkü buudlara varmasında büyük bir rol oynamıştır.

 

İçme modellerini değiştirerek, alkolizmi bütün kitlelerde yaygın hâle getiren bir diğer sebep de; kasıtlı olarak, aslında insan vücudunun istisnasız her hücresine, dokusuna ve organına zehir tesiri olan alkole, aslında taşımadığı bazı faydalı hususiyetlerin atfedilmesidir. Bu asılsız propagandalar neticesi pek çok ülke insanı yanlış olarak alkolü, bedeni kuvvetlendiren(!), erkekliği arttıran(!), barsak parazitlerini Öldüren(!) ve zihni açan(!) bir madde olarak tanımaktadır.

 

Daha yakın zamanlarda yapılan araştırmalar Jellinek'in sınıflandırmasına göre "alfa-alkolik" kabul edilen şahısların belirli bir müddet sonra aşırı içen gruplara dahil olduğunu ortaya koymuştur. Böylesine yaygın bir hal almaya başlayan ve bütün dünyada idarecilere acil tedbirler alma mecburiyetini hissetiren alkol kullanma alışkanlığı; adli psikiyatristleri, hukukçuları, eğitimcileri, suç ve suçlu psikolojisiyle uğraşanları alâkadar eden pek çok sosyal problemi de beraberinde getirmiştir.

 

Alkole bağlı suçlar, çoğunlukla hafif ve orta şiddetteki alkol zehirlenmesi durumlarında görülmekte olup, alkolün yol açtığı psikiyatrik tablolar, artmış saldırganlık hisleri, geçici hafıza ve şuur kayıpları, saralar, dikkat-kabiliyet azalmaları ve reaksiyon zamanı uzamaları gibi faktörler yüzünden ortaya çıkmaktadırlar. Bunların yanısıra alkole bağlı ahlâki çöküş hali, şahsiyetin dejenere oluşu, anormal davranış şekillerinin belirmesi, psikopatik ve sosyopatik karakterlerin teşekkülü ve homoseksüel temayüllerin ortaya çıkması da suç işleme riskini arttırmakta ve neticede iradi kontrolün de zayıflamasıyla hukuk ve ahlâk kaideleri rahatlıkla çiğnenmektedir. J.A.Waller de, içki içen şoförlerin ölümle neticelenen trafik kazalarının başta gelen sebebi olduklarını; trafik işaretlerine dikkat etmeyen yaya alkoliklerin ise çiğnenerek ölme sıklığının çok yüksek olduğunu ve en çok ceza ödeyen kimselerin içki içenler arasından çıktığını ortaya koymuştur. Waller, içki içen şoförlerin alkole bağlı olarak "drinking behavior" denilen hususi bir davranış şekillerinin mevcut bulunduğunu ve bu kimselerin her zaman suç işlemeye yatkın olan uyumsuz bir ruh haleti içinde yaşadıklarını ileri sürmüştür.

 

Araştırıcıların çoğu, alkoliklerde suç işleme sıklığının normal dağılış nisbetlerinden fazla olmasını, alkolün istenilen her yerde ve istenilen miktarlarda rahatlıkla içilebilmesine bağlamaktadırlar. Halkın toplu olarak yaşadığı yerlerde nizâm ve kaidelere riayet etmemeleri, suçun teşekkülünde mühim bir faktör olmaktadır.

 

Alkolik suçluların çoğunda psikopatolojik veya sosyal bir hastalık veya uyumsuzluğun mevcut bulunduğu tesbit edilmiştir. Hemen hepsinde "mizaç sıçraması" ve "heyecan kararsızlığı" denilen anormal hâller görülür. Bu şahıslar, içkisiz olduklarında suskun ve sâkin görünüşlü olabilirler. Fakat alkol aldıklarında, aniden değişmekte ve suç işleme tutkuları durdurulamaz bir hâl almaktadır. Her alkolik, kendine yatkın bir suç işleme şeklini tercih etmekte ve aynı suçu defalarca tekrarlama temayülü göstermektedir.

 

Loyala Üniversitesi'nde yapılan bir çalışmada 300 alkolik incelenmiş ve bunların % 91'inde kişilik yapısı bozuklukları, % 4'ünde ruhi dengesizlik, % 57'sinde bariz sosyal uyum bozukluğu ve % 22'sinde anormal şekilde içe kapanma ve durgunluk hâli tesbit edilmiştir. Türkiye'de yaptığımız bir araştırmada da alkoliklerin % 90'ının zaman zaman hastalık bahanesiyle işe gitmediğini, % 50'sinin ihmal ve hatadan dolayı suçlandığını, % 40'ının çeşitli kazalara sebep olduğunu, % 9'unun içki bulmak için ev eşyalarını sattığını, % 16'sının karşılıksız çek imzaladığını, % 3'ünün kaba ve müstehcen el şakalarıyla çevresindekileri rahatsız ettiğini, % 47'sinin eskiye oranla çok daha fazla küfürlü konuştuğunu, % 14'ünün üç defadan fazla tevkif edildiğini ve % 44'ünün de sık sık şiddet ve darpa başvurduğunu tesbit ettik.

 

Alkole bağlı suçluların çeşitli dünya ülkelerinde toplum ve kanunlar karşısındaki durumu hemen hemen aynıdır. Birleşik Amerika'da ve İngiltere'de: "Bir insan kendisini sarhoş etme mesuliyetini kabul ettiği gibi, sarhoşken işleyeceği suçların mesuliyetini de yüklenmelidir." görüşü benimsenmektedir. Yani bu iki ülkede alkoliklerin ceza ehliyeti tamdır ve kısmi bir mes'ul tutma bahis mevzuu değildir. Almanya'da alkole bağlı şuur bozukluğu ne ölçüde olursa olsun, bir alkoliğin işlediği suçun cezasından indirim yapılmaz ve alkoliklerin ceza ehliyeti tam kabul edilir. Aynı şekilde İsveç'de alkoliklerin suç işlemelerine müsamaha edilmez ve cezaları tam olarak verilir. Sadece ağır bir psikiyatrik hastalık olan delirium tremens halinde işlenen suçlara cezai istisna tanınır ve onun da tedavisi cihetine gidilir. İskandinav ülkelerinde ise kendisine ve çevresine zarar veren bu alkolikler akıl hastanelerine kapatılmaktadır.

 

İslâm dini, doğuşundan itibaren alkole karşı kesin bir tavır ortaya koymuş ve belirli aralıklarla indirilen ayetlerle tedrici olarak alkol kullanılması yasaklanmış; ayrıca bulundurulması, tavsiye edilmesi, taşınması dahi günah sayılmıştır. İlk olarak Bakara suresi 219'uncu ayette "Sana içki ve kumarı soruyorlar. İkisi de büyük günahtır ve zararları faydalarından çok daha fazladır." daha sonra Nisa suresi 43'üncü ayette "Sarhoş iken namaza yaklaşmayın " ve nihayet Maide Suresi 90'ıncı ayette "Ey iman edenler; içki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir. Bunlardan kaçınınız ki, kurtuluşa eresiniz!" buyurularak, alkolün biyolojik, psikolojik ve sosyolojik zararlarının Önüne geçilmiştir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...