Jump to content
Freestyle

Düşünce Otobanı

Önerilen İletiler

Sence gerçekten güzel miydik, gidecek misin,

 

Herkes gitsin sen gitme desem, fayda eder mi? Yoksa bunca yokluğuna rağmen, yine ihanet mi edersin!? Bütün korktuklarını bana hediye eder misin? Beni ölümüne sever misin? Bu içimi acıtsa da sana gitme diyemiyorum artık, kal yanımda diyemiyorum, sen gitme diyemiyorum.

 

 

 

 

 

Benim meleğimdin ama beni rezil ettiğin insanların inadına sus olur mu?

 

Konuşma!

 

Bilmesinler, sadece sen izle beni, öleceğim güne kadar...

 

Affet beni o kadar çok siyaha boyadın ki beni artık sana da inanmıyorum meleğim! :(

  • Like 2

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Nereden başlayacağımı bilemiyorum bir çok insan gibi, uzun bir zaman sonra yine hiç olmayacak bir yerde buldum kendimi, estanbulu özlediğimi fark ettim...

 

Eski bir alışkanlık mı bu yoksa, tanıdık bir yerde olmanın verdiği güven duygusu mu, belki de biraz duygu teşhirciliği, yada belki de sönmeye yüz tutmuş umutların mum alevinde eski dostlarımı arıyorum...

 

Yoookk yok nereye koysam almıyor galiba! Bu gün kesin bir sonun arkasındayım, kayıp şehirlerin sokaklarında yalnız başıma dolaşmak, kaybolmak isterdim bu gün. Renkli umutların denizinden, rüya kentlerine seyir halinde değilim pek bi uzun zamandır. Aslında zaten hayal gücüyle, hayal ürünü arasında ki farkı öğrendiğimden beridir, pek hayal ürünleriyle uğraşmıyorum ben. İnanmanın gücünü hissettiğimden beridir de ikilemlerin içinde yer alamıyorum nedense, ufak tefek kararsızlıklar her zaman yaşanabilir, büyükleri de mümkündür elbette lakin bunlarla kendime zaman kaybettirecek değilim... Kasımda aşk başkadır isimli filmi ne zaman izlediğimi hatırlamıyorum ama beni çok etkilediğini ve kasımlarda aşkın gerçekten farklı olabileceğini düşünmüşümdür her zaman! :)

 

Elbette bir filmden gereğinden fazla etkilenmek saçma, ama bazen saçmalamaya da hakkı olmalı insanın, bazen kendini akışa bırakmalı, bazen de her şeyi oluruna. Çevreme bakıyorum bazen bütün sesleri kısıp insanları izliyorum, dinliyorum hayatları, sokakta yürürken eskiden beri kendimce oynadığım bir oyun vardır. İnsanların yüzlerine bakar ve ifadelerini tanımlamaya çalışırım. Eskiden çok daha fazla mutlu insan gördüğüme eminim sokaklarda. Belki de herkes kadar yada yalan olmasın şimdi belki sadece ben unutmuşumdur mutluluğu yada mutluluğun ne demek olduğunu.

 

Yeni çalışmalar, yeni bir başlangıç, adam gibi kimsenin üzerine değil sadece kendi başıma gerçekleştireceğim ucu kimseye bağlanmamış gerçek hayaller lazım şimdi bana. Sanırım iyiden iyiye yalnızlıkla kucaklaşıp onu kabullenme zamanıdır..!

 

Bu gün bundan sonra ki hayatımızın ilk günü demiş birisi, düşünürmüydü yoksa yazar mı hatırlamıyorum. Çaresizliğe özellikle de öğrenilmiş çaresizliğe kapılarak hayatına yön verememek, acılardan kaçıp saklanmak, ne kadar acizane. En çok istenilen şeyler için bile savaşamayan bu hastalıklı çağ ve bu ağır mağlubiyet duygusu ne garip! Kendini bir hiç olarak gören, sürekli şikayet eden ve problemlerden bahseden insanlara hiç alışamadım. Alışamayacağım da sanırım... Bana göre insan bir şeyi arzular ve arzuladığı şeyin peşinden gider, ama arzu ve istekler zor bir yoldan geçiyorsa gerisin geriye döndüğünü gördüğüm hatta değil ki arzularını takip edecek cesarete sahip olmak, sevgisinin peşinden bile gidemeyen insanlar tanıdım. Anlayamıyorum, yemin ederim anlayamıyorum. Daha savaş başlamadan teslim olan, korkan, yılgınlık içerisinde vazgeçen insanları hiç ama hiç anlamıyorum.

 

"YAZIK..."

 

Öyle veya böyle ben başarmaya geldim bu dünyaya, amacımın peşinden gitmek için kendimi defalarca programladım ve bunu yapmaya da devam edicem. Eğer başaracağıma olan inancımdan dolayı tek bir an bile şüpheye düşmüş olsaydım, hiç durup düşünmeden kendi canımı kendi ellerimle alırdım! Evet yapardım, ölümden korkmuyorum çünkü, esaretten korkuyorum. Bu sefer kesin diyerek her zorlukta vazgeçenlerden değilim, asla da olmayacağım. Evet büyük konuşuyorum! Olmayacağım.

 

Yüreğimde ki sonsuzluğun tüm orduları, benim bir emrime bakar, gerekirse savaşmayı değil ölmeyi de emrederim, kendime bile! Yelkenler fora kaptan, hayat denizine savaşmaya dönüyoruz, bu defa yalnızız. Ama sanırım hep öyleydik zaten.

 

İnsanlar tembel değildirler, sadece kendilerini güdüleyecek esin kaynağı bulamazlar! Demiş Anthony Robbins. Zor durumlarda kalındığında insanın gizli içsel destek unsurları bulması önemlidir. İletişimin iki farklı şekli vardır birisi aşina olduğumuz, dışarıda ki insanlarla kurduğumuz iletişimdir. Diğeri ise sadece insanın kendisine özeldir. Yani insanın kendi iç sesi yani düşünceleridir. Ne yazık ki bu iç iletişimi genelde insanlar yıkıcı bir biçimde ve sürekli olarak olumsuz bir şekilde kullanmaya alıştırılmıştır. Sinema, televizyon programları ve müziklerin bir atom bombasından bile daha zararlı olduğunu anlayabilen çok az eğitimli insan ve bir yığın sistem kölesi mevcut malesef. Kıyamet kopmadan önce bunun değişmesini diliyorum tüm benliğimle!

 

Der ve gecenin sessizliğine gömülmek üzere, yalnızlığına döner free...

 

36822.jpg

 

2014 Sonbaharının ortalarında bir yerlerdeyiz, gidenler ve gitmek için bekleyenler olarak! Adına hayat dediğimiz bir tünelin içinden geçiyoruz, herkes kendi halinde. Adını vermicem, belki o ilerde kendini açıklar, forumun üyelerinden birinin güzel sesinden şarkılar dinledim bu gece, sıra dışı ve gerçekten güzel, sanki hüznü çikolata tadında insana sunarak, acıdan zevk çıkarmanın yeni bir yolunu keşfetmek gibi hüzünle acıyı sanatsal bir şekilde yorumlamasıyla kısaca stüdyoya girip profesyonelleşmeli bence. :)

 

Şimdi Berksan dertli bir şekilde söylüyor o çok sevdiğim şarkısını, "Aşk hak etmeyenlere, gül deli dikenlere, can çekip gidenlere mahkum. Sonlar hep hüzünlere, çaresiz bitişlere, günahlar ateşlere mahkum."

 

Aslında bazı doğa kanunlarına mahkum olduğumuz bir gerçek, ölüm yanı başımızda 20 km hızla koşarken düşüp kafasını çarpanda ölüyor, banyoda ayağı kayanda. Eee ne var olm bunda diyor içimden bir ses, ölümün doğanın bir parçası olduğunu kabulleneli çok uzun bir zaman olmasına rağmen neden her karşılaştığımda şaşırıyorum ben bunu düşünmedim sanırım. Hemde ölmeyi bir çok defa göze almış, onunla bir iki defa burun buruna gelmiş biri olarak...

 

Olsun yine de ne zaman gelse kabul ediyorum, ben ölmekten kaçmadım, kaçmıyorum da onu da tüm benliğimle doya doya yaşayabileceğime eminim, günü geldiğinde!.. Seve seve, ne yani sonsuza kadar yaşamicam ya ha 50 yıl sonra ha şimdi ne fark eder... Ne var önemli olan bilemiyorum, biraz karanlık saatlerin içinden geçiyorum galiba şu ara. Beni defalarca kandıran birine, bir kez daha izin verdiğim için sanırım. Sonuç olarak bir mecburiyet yalanıyla başlayıp bir çaresizlik yalanıyla biten basit olduğu kadar da zor ama bir o kadar derin olmasına rağmen fark edemediğim kadar da sığ bir ikilemin içerisinden yeni yeni kurtuldum sanırım.

 

inançsız, korkak, şüpheci ve bencil birine karşı ne kadar inançlı, cesaretli ve adanmış olduğumu göstermeyi istemiştim, olmadı iyiki de olmadı. Sussam daha iyi sanırım. Yine de hiç kimseyi acıtmak istemiyorum. Ben kırılmaya hatta ölmeye karşı bile bağışıklık kazanmış iflah olmaz bir deliyim. Gönül gözlerim yaradanı aramaya devam edecek. Gözlerim yine en uzaklarda, aklım manaların ötesinde ki gizlerle uğraşa dursun, ego ve benliğin esiri olmak istemiyorum ve rabbim. Yine senden başka kimsem yok, ihtiyacımda yok. Çağlar ötesinden bana öğretilerini sunan nice büyük adamlarla kol kola yürüdüğüm bu yolda daha da fazla özgür kıl beni, daha fazla anlat, daha fazla öğret. Kudretin ve büyüklüğün hakkını da vereceğim. Ve bir gün...

 

Kesinlikle o gün gelecek, elbette gelecek. Fatih, sırrımı sakalımın bir teki bilse tüm sakalımı keserim derken haksız değildi. Sırrına sahip olabilene, dürtülerine yenik düşmeyenlere, arif olmanın anlamını şerefiyle taşıyabilenlere selam olsun. Çoğunluk nato kafa nato mermer ama ne yapalım yani, elden gelmeyen şeyler üzerine umarsızlığımızı takınıyoruz.

 

Hani adam demiş ya, "Ey evinde ki bir kızına sahip çıkamayan ilerici, 7 dil konuşup, 3 kıtaya hükmeden atan Fatih'mi gerici?" Zamanın modernizasyon ilüzyonuna kapılan çaresiz insan, aklın almayacağı kadar büyük bir gururla konuşturuyor hiç umulmayacak zamanlarda egosunu! Bunu hem anlıyorum, hem anlamıyorum. Anladığım egoyu ve anlamadığım bu cehaleti bir kenara bırakıyorum. Umrumda değil, belki onlarda bir gün anlarlar, kim bilir...

 

Günahın, şeytanın ve cehennemin dışarıda bir yerlerde olduğunu zanneden acziyet, tanrı yada Allah kavramını da gökte bir yerlerde oturmuş sakallı yaşlı bir adam tasviri ile aşağıları izlediğini mi sanıyormuş neymiş, hayatın fıkra hali. Tv kültürünün soytarı zihniyeti senaryolarını yazıp çizerek, eğitilmemiş zihniyetleri yora dursun. Odağını bu yöne mahkum etmeyen uyanmışların da onların içlerinde bir yerlerde gizlendiklerini anladığımdan beridir, daha başka bir anlayış halinin fikri halini kafamın içinde yarıştırmaya çalışıyorum, at ve it izleri bir birine karışa dursun. Beyin frekansını düşürerek gerçekliğin başka boyularını yeniden deneyimlemek üzere bu hengameden ayrılıyorum şimdilik...

 

Dipten bahis açma bana derine dalmadan, kimler geldi geçti kimliklerini bulmadan, diyor bir söz ustası. Eyvallah :)

 

flat,550x550,075,f.jpg

 

 

17.10.2014 - 02:04

 

Öğrenmek ne zaman biter ki şu hayatta. Sanırım savaşmak kadar kaçmayı da öğrenmem gerekiyor. Kendi kendimle hesaplaşmaktan yorulduğumu düşünmeye başladım. Uzun, karanlık ve zorlayıcı bir zaman tünelinden aşağıya doğru bıraktım kendimi, kan tere batmış ve nefes nefese kalmış ruhum sancılanıyor yine... Ama, ama ben yorulmam ki, vazgeçmem, pes etmem ki ben, edememmm!

 

Kendime, hayatıma, bildiğim, öğrendiğim onca şeye verdiğim emeklere ihanet edemem. Düştüğüm bu yerden iki kılıcımı da elime alıp savaşmaya devam etmeliyim, sırtımda ki onca hançere rağmen yenilemem, yenilmicem.

 

Derken karanlık ve yağmurlu gecenin içinden tüm karanlığı bir anda yok eden bembeyaz bir ışık ve bir süre sonra kulakları sağır edercesi patlayan bir yıldırım. İrkiliyorum ama gülümseyerek kendime geliyorum tekrar. Bütün acıların ve sancıların ve zorlukların birer amacı var!

 

Bu gece bunu uzun sürdüremicem; sessizliğine gömül kanatlım, sus...

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

terkeden.jpg

 

 

Artık düşünmüyorum eskisi kadar...

 

Amacıma odaklıyım sadece, inançsızlık hastalığım geçti artık. Yani artık çok az şeye ihtiyacım var. Kanatlarımı göğün yüzüne vurmaya devam edeceğim, yorulsamda, ölsemde, bitsemde, bitmeyeceğim!

 

Ben aşkı, paradan, menfaatten, annem ve babamdan bile daha çok sevdim. Ölüme, hayat mücadelesine yada bin bir türlü problemlere rağmen bile vazgeçmedim. Sözümden de dönmedim, özümden de kopmadım. Ama yapabileceğim bir şey kalmadı. Bitti!

 

Kolera - İnziva

 

Melek olmak isterdim bir yerde bir semada (semada)

Şahlanırsa burak hemen tutunmam gerek yularına

Anlamaya çalışma anla ! Aşk dayandı gırtlağa

Şeytan ateşten bir halka ister ince boynuma

Şerlerden arınan kul şeytanlıktan kurtulur

Bil kendine güveniyorsan zarardasın

Yaradana güveniyorsan haklısın ve kardasın

Yakın isen yakarayım uzak isen çağırayım

Yoksa ben sana nasıl varayım bilmem

Ne ister hayat bizden büsbütün

Artık önceliklerini bir tart bir düşün

Bir zindan mıdır yoksa bir rıza mıdır bir düşün

Sade bir tesadüf mü yoksa doğup büyüyüp ölüşün

Dan dan dan dan düşüsün hantal bir hayat sürüşün

Bana değil kendinize gülüşün, durur herkes merkezinde efendi

Olsun hata yapabilir elbet insan uyanır kimi anca çıkınca can

İyilik gizlenebilir muhakkak ama kötülük mahkum çıkmaya ortaya

Zaten soyunulmadan giyinilmez,Yaşatır kalp bizi kadre bilinmez

Kul nasıl bi yamaçtan iki kere düşmez Kalsın anılarım ortada toplama

Kuş uçar aynı cins kuşla, Devekuşu uçamaz o varoluşla

Kimi doyar tek bi kuruşla, Ne anlarsın inziva aşka kavuş da...

 

Doluya koysan almaz, boşa koysan dolmaz ya bazen, baktım olmaz seyre daldım bende...

 

Gidemem ben çıkmaz yollar çok kısa,

Dönemem ben diller susmaz fısıldar.

Bilemem ben, doğru bildiklerim yalansa

Yenemem ben kendi kendimi bu savaşta...

 

Özgür Kurum'un bir şarkısından alıntı sözcükler, çok manidar; çok anlamlı ve çokkk... Neyse o kısım bana kalsın. Doğal olanı ve doğaçlamayı her zaman sevmişimdir. Gösterişten uzak bir sadeliğin lezzeti başkadır her zaman. Ne kadar tuhaf yaşamak bazen. Dimi kanatlım!?

 

Ama boşver, boşgeç işte sadece. Sevmediğin bir öğretmene inat edercesine boş kağıdı vermek gibi bunun asıl zararı sana olsada yap sadece, heeyyy düşünme boşver diyorum sana. Odağını, içsel iletişimini başka yerlere kaydır, akışına bırak. Planlarını tamamla, verdiğin kararların sorumluluğunu üzerine al ve bütün karar veripte yapmayanların, yapamayanların adına sürü psikolojisinden vazgeçerek koyun olmaktan istifa et bir kez daha. Kaldır kafanı ve bakışlarını gök yüzüne kaydırarak sonsuzluğu içine derince bir nefesle iyice çek...

 

Herkes rol yapsın, bir birini yenmeye çalışsın, hava atsınlar sahip olduklarıyla, egolarını şişirsinler, yalnızlıktan kaçmaya çalışıp yorulsunlar, sonunda yine yalnız kalarak iç çatışmalarıyla kendi kendilerine kahretmeye devam etsinler. Anlayış sahiplerine, sistemin kölesi olmayanlara, yoluna bilinçli bir şekilde devam eden tüm kalplere selam olsun.

 

Geçmişi geleceğe taşımaya çalışmak o kadar anlamsız ki bunu tarif edecek sözcük bile bulamıyorum. Herşey ait olduğu yerde güzel değil mi aslında? Geçmişi de arkada bırakmak gerekiyor olduğu gibi ve tüm kalbimle hatta tüm manyaklığımla yoluma devam etmeliyim sadece!

 

Gök yüzünden aşağılara doğru kanatlarımı tamamen açarak süzülmek geliyor içimden. Neden olmasın, meditasyon saatim geldi sanırım, keyifli seyirler olsun :)

  • Like 1

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Bu ne soğuk be İstanbul!.. Eve gireli yarım saat oldu anca kendime gelebildim. Hava rüzgarlı, martılar hala çığlık çığlığa bu saatte, niye bağırıyorlar ki bu saatte hiç anlamadım, sesleri odamın içine kadar geliyor. Ben bu cümleleri aldım güzel bi döşeniyorum otobanıma şu an işte. Kendi kendine konuşana deli derlermiş, amaann çokta tın yani! :P

 

Emre Aydın'dan bir kaç alıntı yapmadan geçemicem, bu gece yalnızlığımda sadece onun sesi var. Diyor ki, "Ne aşk var, ne mutlu son var, dört duvar yalnızlık var, gücün yetmez kaçmaya, hapsolursun yalnızlığa" ne güzel oynuyor kelimelerle değil mi?

 

"Ve gülümse şimdi, bebeğim" diyor şu an içinde de :) Okuduğunu biliyorum. Gözlerinde yaşarıyordur hala, gülümse bence de :)

 

Ne güzel bittik ama değil mi, o sırnaşık aptalla, İzmir'li şeref yoksunu, kendini bilmez sevgilisi de haklı çıktılar sayende. Her neysee. Ne olduysa oldu işte, ben yine tek başımayım, vazgeçtim herşeyden. Dileyen istediği kadar haklı olabilir, umursamıyorum, artık önemi yok. Rezilliğin en dibindeyim zaten. O nisan ayında yapmam gereken şeyi yapmalıydım, hadi yapmadım mayısta yapmalıydım. Şimdi niye başka türlü olacağına inandım ki diye sorarsam kendi kendimle çelişkiye düşmüş olucam galiba! :)

 

Bilgisayar masamın üzerinde turuncu saplı bir tornavida, bir maket bıçağı ve bir 9 mm bir tabanca mermisi duruyor. Onlarla kimseye zarar vermek niyetinde değilim ama, bu aşkın bana ne yaptığını hep hatırlayayım diye koydum onları. Sırtımdan, göğsümden vurulmadığım yer mi kaldı. Ben gerçek bir savaşa da girdim, çatışmalar da yaşadım. Mafya babalarının yanında da dolaştım, iş adamlarını da korudum. Zenginliği de gördüm, fakirliği de! Hiç bu kadar... Bu cümleyi tamamlamicam.

 

Sanki susuzluktan ölmeye yüz tutmuş bir bitki gibi yüreğim boynunu bükmüş, aklımla kalbim bir biriyle konuşmuyor. Allah'tan konuşmuyor! :D Bi konuşsalar, neler yapabileceğimi herkes ağzı bir karış açık izlerdi. Bende barıştırmıyorum onları. Dua etmiyorum artık, bilinçaltı çalışmalarımı yapmıyorum. Ben susuyorum artık hep, kimseyle konuşmuyorum. Umursamıyorum artık, yada rol yapıyorum bazen. İyiymişim gibi davranıyorum.

 

Emre Aydın eskilerden söylemeye devam ediyor. Belki bir gün özlersin, başka adamlarla başka şehirlerde yürürken. Peçeteler sırılsıklam olup bitiyor durmadan, çocuklar gibi eşofmanımın koluna siliyorum bende göz yaşlarımı. :P Sanırım psikiyatriye asıl şimdi gitmem lazım, ama bunu yapsam kendime küfrederim. Nerede benim 10 yılı aşkın okuduğum onca kitaptan öğrendiğim? Yok!....

 

Aklıma hiç bir şey gelmiyor! :huh: Ammaannn züttür et.

 

Gece gündüz ne zaman öylesine uzaklara dalsam, kendimi olmayacak uçurumların kenarında yakalıyorum. Benim yapacaklarım ve hedeflerim vardı. Onların da hepsi yok oldu sanki, acı mı çekiyorum derseniz... Sanırım evet ama hiç kimsenin de geri dönmesini asla istemiyorum. Kim kimin sevgisiyle boğuldu bilmiyorum. Hatta Ferhat Göçer'in dediği gibi insanın sevgiden boğulduğunu da bilmezdim ben. Yemin ederim çok fazla bir şey istememiştim. Ama aslında çok veya az istemek diye bir şeyde yok. İnsan çok istese ne fark eder ki, elde edebileceğine inandıktan sonra!? Ne saçmalıyorum ki ben yine!?

 

Gittiğin gibi kalmalısın her şeye rağmen. Dedim ya bundan böyle sana bensizlik, bana sensizlik yakışır. Geriye bir dönüş yolu kalmadı bunun. O kadar yanlıştı ki herşey. Nasıl da istedim her şeyi çözmeyi, bir bilseydin. Ama artık ortada çözülecek hiç bir şey kalmadı. Kalmasın da zaten. Kalmasın da zaten. Keşke ikimizden biri ölseydi ve diğeri onu sonsuza dek unutamasaydı, bu daha şerefli ve adil bir ayrılık biçimi olurdu, güzel hatırlanırdı ve ölümden sonra yine birlikte olma umudu taşınırdı kalplerde bir şekilde! En azından temiz bir sevda olurdu bu. Ben seve seve ölen tarafta olmaya razı olurdum, bekleyeceğini bilseydim, bekleyen tarafta olurdum. Elimi taşın altına da koyardım. Hala ama halaa... Bunu da tamamlamicam. Nefret ediyorum senden, senin beni sevme biçiminden, sevgiyi yaşama şeklinden. Sadakat duygundan bile hatta. Bana söylediğin yalanlardan.

 

Bana senin için ne kadar değerli olduğumu da gösterdin, beni ne kadar çok sevdiğini de, benim için neleri göze alabileceğini de, günümü de gösterdin bana! :) Ayakta alkışlanacak kadınsın vesselam. Helal olsun!

 

Hep böyle kısır döngüde kalmicam ama merak etme. Şimdi olduğun yerde kendi kendini parçalasan artık boş. Sana zerre kadar inancım kalmadı, yaptıklarına kahrediyorum ben, bütün isyanım yaşadıklarımıza. Çıldırmamak elde değil aslında. Sana en güzel ceza sonsuza kadar senden uzak olmam, bende bunu yapıcam artık. No women, no cry diye boşa dememiş diyen. Türklerin bir sözü vardır ya hani, millete seven değilde tiken yaranıyor diye, insanlar aldatılmaya, kandırılmaya, kaybetmeye alıştığından, alıştırıldığından sanırım bir çok şey.

 

Beni seven kalbin bana deli olduğundan istemeye istemeye beni bu kadar acıttın sanırım. Zeki biriyim, IQ seviyem normalin üstünde evet ama senin yaptıklarına aklım ermedi benim bir türlü. Neyse işte :)

 

Bir aşk tutulmasıydı bu ve en sonunda bitti. Sen sözlerini hiç tutmadın ama al sana benden son bir söz. Yakında seni tamamen bensiz bırakıcam, ne yazdığımı okuyacak, ne bir resmimi görebileceksin. Bana ulaşma şansında olmayacak sonrasında. Bana ne olduğunu, ne yaptığımı hiç bilmeyeceksin. Böylesi en doğrusu diye düşünüyorum. Başkasıyla birlikte olsan bile ne olursa olsun beni hayatının sonuna kadar seveceğini söylerdin her zaman. Bu sözünü de tutacağını hiç sanmıyorum ama yine de bir şey söyleyim mi sana. Ben senin yerinde olsam bu kez doğru bir şey yapardım. Artık beni sevmekten vazgeçer kocama ve hayatıma bakardım. Sana onunla benden çok çok uzak bir hayat diliyorum. Nerde, nasıl istersen öyle yaşa. Allah cezanı versin olur mu!? Hoşçakal ama hoşça kalma, yolunun benden uzak olması dileğiyle...

 

Tebrikler beni yendin!

 

300_bir_imparatorlugun_yukselisinin_fragmani13904711950_h1119731.jpg

  • Like 2

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Olm günlük...

Önce bir yıl kadar yazılmamış, sonra iki yıl daha yazılmamış, son mesaj altı ay önce yazılmış, yazılsa da fark etmezdi aslında ama burayı hala bana özel gibi hissediyorum, benden başka hiç kimsenin girmediği karanlık bir köşe gibi, unutulmuş, artık kimsenin uğramadığı...

İstanbul'da da var öyle yerlerim, nadiren ziyaret edilen. Hala ve ölene kadar motosiklet üzerinde gazlamaya devam edeceğim. Maceraperestim ben gözlerini devirme sakın! Korkarak yaşamadım ben bu hayatı, yaşayamam!

Hani laf olsun diye değil bazen ölümü bile özlüyorum. Hatta üzerinde en çok düşündüğüm konulardan biridir, neden ölümden korkar ki insan!? Ben anlamıyorum. Haklıysam eğer birleşmiş milletler ordusunun karşısına bile dikilirim. Aptal cesaretimi, belki de güvendiğim bir yerler vardır :D

Dünya savaşları üzerine okuyor, izliyor, araştırıyorum hala aptal simge isimler, Hitler, Stalin, Roosvelt v.s. v.s. v.s.

Perde arkalarında olanlar, dünyanın, devletlerin aklı ve insanların aç gözlülüğü üzerine yeni yeni kavramlar ediniyorum, onca insan içerisinde, göz önünde olan, arka planda kalmayı seçen yada önemsiz görüldüğü için hakkında kalem oynatmaya lüzûm görülmeyen milyarlarca insan...

Dünyanın düz olduğuna inanılan zamanlarda, adamın biri çıkıp dünyanın yuvarlak olduğunu söylediği için taşa tutularak öldürülmüş. İslamiyette recmedilmek denir buna, suçu diğerlerinden daha fazla bildiğini, iddialaşacak kadar açıkça söylemek. Dünyanın düz olduğunu nereden biliyoruz gibi bir soruyu ortaya atarakta başlayabilirdi...

Kısacası toplumların hep birlikte inandıkları şeyler gerçektir diye bir şeyin asla olamayacağı, herkesin yaptığını doğru kabul edemeyeceğimiz. Geçmiş çağlarda ki insanlardan hiç bir şekilde daha akıllı veya ehil değiliz hiç bir konuda. Sadece daha fazla teknolojiye ve gelişmişliğe sahip olduğunu düşünen akıl fakirleriyiz!

Satır aralarından ulaşmaya çalıştığım, düşman yada karşı iddialara dalarak saatler, günler harcadığım, üzerime dayatılan hiç bir şeyi direkt olarak kabul etmediğim için farklıyım. "Bir insan her konuda bu kadar çok şey bilemez!" Diyerek bana tepki gösteren insanlara gösterdiğim mantık yolları, deliller, ıspatlar ve girdiğim ilmi tartışmaları kazanmaktan sıkılıyorum oğlum ben. Kime ne ıspat etmeye çalışıyorum ki ben, cühelaya neyi öğretmeye çalışıyorum. Her zaman duyarlı olmak zorunda değilim, insanların yanlış şeylere inanmaya da ihtiyaçları olduğu bir gerçek! Kendi kendime ihanet edercesine gördüğüm her yanlışı düzeltmeye çalışmanın artık bir hata olduğunu düşünmeye başladım...

Asıl sonsuz olan uzay değil aslında düşünceler! :(

Ne anlatmakla, ne de yaşamakla bitmeyecek olan bir gizli hazine. Ölüm bir son değil, yeni hayatımızın başlangıcı sadece. Ama insanlık tarafından bir son olarak algılanmaya alışılmış. Önemli değil... İçimde beni yiyip bitiren, kemiren bu kör tutku, satır aralarına sakladığım onca anlam, dünyanın tüm bilgisayarlarından daha güçlü bir beyin! Ve önümde duvar gibi duran bir ayet! "İNSAN ZALİM VE CAHİLDİR!" Elbette bir kısım nas'ı tenzih ederim...

Geç bir kalem, lan olm biraz yavaş gel, şöyle ispanyol havası, geceye yakışan slow bir gitar parçası çalsın mesela... 

Обійми - Океан Ельзи - Battle for Sevastopole

Biraz Rus havası oldu aslında bu, her neyse yeterince rahatlatıcı, yeterince hüzünlü ve düşünce otobanında seyrederken sarhoşluğuma yeterince yakışıyor. Geceye günaydın...

Bitmez ;)

  • Like 1

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Haliç'e yakınım ben İstanbul'da, o yüzden haliç kıyılarında çok vakit geçiririm. İş dönüşü, geceleri, bazen sabahları, Haliç suları az derdime, sevincime, kederime şahit olmamıştır bu yüzden. :)

Bu günde beraberdik, denizden uzak kaldığı zaman hasta olan insanlardanım, bunun nasıl bir şey olduğunu anlatamam, ancak deniz, içimde ki bütün derdi, kederi alır götürür benden. Klasik rutinlerden uzak durmaya çalıştığımdan başlayan bir eylemdi şimdi klasik bir rutin haline geldi :) Bir şey bir defa olursa kaza, ikinci defa da tesadüf, üçüncü defa da kader imiş. Bilmiyorum öyle işte. Hayata karşı her zaman aşırı iddialı olmaktan çekinmişimdir her zaman, yücelerin en yücesine saygımdan dolayı. Ama hayata karşı böyle olanlarında haddini bildirmekten geri duramıyorum, bir çeşit ikilem bu aslında ama her neyse.

Hani aklım ve kalbim başka şeyler söylüyor deriz ya her zaman, o insanlığın cahilliğinden aslında her iki düşünce beynin iki farklı yarısından gelir sağ ve sol loplardan. Eskiden tüm insanlık yaşam merkezinin ve aklın kalpten geldiğine inanırmış, hala sevgi ve kalbi aynı noktada kullanıyoruz bu yüzden. Aynen herkesin bir zamanlar dünyanın düz olduğunu sandığı gibi işteee...

Ama aslında hepsi beyin merkezinde bunu eski çağlardan çok zaman sonra öğrenmiş olmamız gerçeği içerisinde çok tuhaf yalanlar ve çok enteresan gerçekler var. Eski insanlar kadar çok düşünüp üretmiyor olmamız yada şu an çağın ve insanlığın çok daha fazla geliştiği ilüzyonuna inandırıldığımız gibi. Halbu ki tersine geliştiğimiz noktalar var. Mesela tüm dünyada hala bir Mimar Sinan görüşüne sahip başka bir mimarın olamaması gibi, örnekleri çoğaltmak istemiyorum.

Bu zamanda, gelişmişlikte ve teknoloji de tartışmayı bile bilmeyen, sözde kanaat önderleri, aydınlar ve gazeteciler var, insanlığa gerçekleri öğretmeye çalıştığı halde, kendi kendisine hakim bile olmayı beceremeyen!!! Bu gün ki popüler dünya değerlerimiz o kadar aşağılık, basit ve sıradan ki, sıradan olmayan gerçek erdem ve değer sahiplerini göremeyecek kadar körelmiş bir zamanda yaşıyoruz.

Çoğunlukla kim olursak olalım sadece duygularımızın esiriyiz ve nasıl hissedersek ona göre davranıyoruz. Evet bu insan doğasının bir gerçeği fakat kendini kontrol edebilen insan sayısı inanılmaz derece de az. Ben çok daha azını tanıma şansına sahip oldum. Tarihte yaşamış bir çoğuyla kitaplar aracılığıyla dostluklar kurdum. Bazen bir veya en fazla üç günde bir kitap bitirmekle övünen bir zavallıyım sadece, öğrendikçe ne kadar basit ve sıradan olduğumuzu görüyorum, acıyorum bizlere sadece!

Ben üniversite mezunuyum ulan, sözcüklerinin arkasında devleşen egolar, hayatı sadece para kazanmaktan ibaret sayan basit insanlar. Dünyayı sadece en, boy ve derinlikten yani üç boyuttan ibaret zanneden akıl fakirleri! Bu yazının sonu gelmez, basma kalıpları yıkmaktan başka da bir işe yaramaz.

 

Son savaş yaklaşıyor, farkında olmak yada olmamak hiç bir şeyi değiştirmeyecek, öyle veya böyle herkes safını seçiyor, nasibi, kısmeti kadar sadece. O gün geldiğinde herkes inandığı kadar, yüreği kadar, cesareti kadar...

Başka sözüm yok, şimdilik!..

 

  • Like 1

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Ölümüne yaşayabilmek için ya aptal bir cesaret, yada saf bir iman lazımdır yüreğe, bu tüm değerler içerisinde paha biçilemez bir hazinedir, çok az kimseye nasip olan. Görünmez yanlarında çok derin gizemler taşıyan ruhların, dünyaya gelmeden önce ki ilk memleketinden gelen tuhaf bir cevherdir bu gizemli hazine, kıymetini sadece işin ehli olan anlayabilir!..

  • Like 1

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş
gönderildi (düzenlendi)

Ya benim pim'imi çekme, yada şimdi patlayacak diye ağlama!!!

tarihinde Freestyle tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Bu forum'da eskiden 30 bin kişilik bir kalabalık vardı, şimdi o binlerce insanın açtığı onlarca konuya bakmaya gelen insanlar üye olmaya bile tenezzül etmeden, sadece konulara bakıyorlar, aradıkları asıl bilgiye ulaşmaya çalışıyor ve yeterince ilgili olan çok azı üye olup konulara müdahil olma niyetinde, birde yıllarına kıyamayan, geçmişine ihanet edemeyen, bir şeylere tutunmaya çalışanlar var. Onları tanımlamak bile istemiyorum. Ben de onlardan biriyim...

Her şeyin bir ömrü var, insanlar ölüyor ama ölüm sadece onlara ait değil. şehirler, krallıklar, ülkeler, hatta gezegenler ölüyor, her şey bir dönüşüm içinde! Ölmeye mahkum bir dünyada hatta kainatta yaşıyoruz. Garip :))

Ben bu hayatta kendimden daha büyük bir insan görmedim, Roma İmparatoru, yada ünlü bir artist, veya mesela Brad Pitt yada Michael Jackson, benden daha büyük değil AMA evin öününde ki sokağı süpüren çöpçü amca da benden daha küçük değil, ASLA değil.

Benim bir teorim var bu hayatta herkes en yüce, en önemli bildiği şeyin peşinde...

Evettt... Bence öyle!

Dünyaya hükmeden insan devletler kurup en büyük olmaya çalışırken ağlıyor, ölüyor, tükeniyor, seviyor ve korkuyor. Bu da olan her şeyi etkiliyor! Her şeyi!!!

Amerika başkanlarından tutun, Osmanlı imparatorlarına kadar, profesör, aydın, kanaat önderi yada tüm tarihin gördüğü en ölümcül suikastçinin karşısına çıkmak dahil her şeyi yapabilirim, bu güç benim yüreğimde doğduğum günden beri var, evet VAR!

Yüreğimde bir çok kimsenin bilmediği devletlere, imparatorlara bile meydan okuyabilecek bir kuvvet var! Ama o kuvveti, hayatımın yarısına geldiğim halde nereye harcayacağımı bilemediğim şaşkın bir akla da sahibim. Meydan okuyan herkesi anında şaşırtmaya Kadîr'im ama bizzat kendim ne bok yemem gerektiğini hala bilmiyorum! Bir kaç fikrim var elbette ama her neyse, onları da açık edemem. :))

Şarkılar, filmler, fikirler, ve hatta insanlar çok küçük geliyor bana, mesela Trump gibi bir adam! Ama sen kimsin o Amerika'nın başkanı diyerek bana sorularını yönelttiği zaman, her şeye, en, boy ve derinlikten sadece 3 boyutlu bakan insanlarla kaybedecek zamanım yok, onlara, onların anlayabileceği bir cevabım yok!

Saçma sapan bir gönül hikayesi olan Dileğe bile kendimi inandıramadım. İnsanlarla uğraşarak ne diye zamanı mı boşa harcayayım ki? Ne acı bir tebessüm, üzerine kitap yazabilirim. :)

Ama bir gün... Almanya'yı bile şaşırtacağım, onların yenildiği halde 2. Dünya savaşından doğan süper güç Amerika'yı şaşırttıkları gibi! Bunu dünyada çok az insan biliyor. Ama bilinmeyenler değerlidir zaten değil mi? :))

Az kaldı, herkesin bir görevi var. Bu forum kapandığında ve bu düşünceler ortaya çıkmaktan uzak olduğunda bile doğum sancıları başlayacaktır. Kıyamet kopana kadar, samimi olanlar susturulamayacak, asi olanlar ise susmayacak. Dünyanın en başından en sonuna bu savaş bitmeyecek. Hiç bitmeyecek! :))

  • Like 1

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Aslında şimdi her insanın hayatında garip yada tuhaf olaylar oluyor, acı tatlı, garip tuhaf, tanımlanabilen, tanımlanamayan!..

 

Dünya üzerinden lanetli yaşamlara sahip olan gafil ve garip insan, öz vatanını arıyor, kimisi zengin olmak ister, AMA her zengin olanın bile bir derdi vardır ya! Ünlü, Profesör, Kanaat önderi yada bir garip sefilin herkesin bir derdi vardır ya!?

Benim de bir derdim var... Defalarca kez ulaşmaya çalıştığım kardeşimin, çaldığım o kapısını bana hiç bir zaman açmayacağını öğrendim bu gün :D

Ben gülümserim dertlerin en acısına bile çünkü hayat bana bunu öğretti. Yenilmeyi kabullen, zaferin tadında sarhoş olma! Ben 18 yıldır hiç durmadan okuyorum, geziyorum!

Kimisi bu forumdan defalarca kez bana sen bilirsin ne yapmalıyım diye sordu bana, evet biliyorum, bilgi güç, bilgi ufuk, bilgi onca cahilin cehaletine şahit olmayı gerektiren bir ceza, bilgi çaresizlerin çığlığında; kendi çaresizliğini kabullenmekten daha öte bir şey değil. Çünkü ne kadar bilirsen bil. Bildiklerin yaşadığın, yaşadıkların bu dünya ile ilgili ve bir gün (yani öldüğünde) ne kadar bilirsen bil tüm bildiklerine şaşıracaksın. Zira bunların hepsi daha önceden haber verilmişti, hepsi bundan ibaret!!!

Yani o kadar garip, tuhaf ve çaresiz ki! Bunu anlatmaya kelimeler yetemez!

Daha söylenecek çok şey var, lakin anlayana! :)

  • Like 1

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap

×