Jump to content
HaYaLGöZLüM

Da Vinci Şifresi

Recommended Posts

sayın jülide ben kaynak açıklamam ama siz buna yalanmı diyorsunuz yani böyle bir şey yok öylemi aksini ispat etmekle yükümlüsünüz siz de hristiyanlık karşıtı dini bile belli olmayan tanrıya inandıgı bile hala şüpheli, olan bir adamın şifresinden bahsediyorsunuz pagan etkileri islamiyette vardır önemli bir kısmı aynen devam etmektedir kuran çogu konuda doyurucu ikna edici açıklamalar getirmekten çok uzaktır neden sizin beyanınız hala çözülemeyen sırlar kuran kitabının içinde var diye idda ediyorsunuz da ondan bu kitaplar 1500-2000 sene evvel o zamanki yaşam 'a uygun olarak yazılmış muhammed bu zamanı bu gün olacakları biliyorsa ona büyücü denir nastradamus'tan ne farkı kalır ama benim bildiğim 2000 yılından sonrasını göremediğini söylemesidir tamam muhammed insandı hata yapabilir ama yaratan tanrı hata yapmaz kuran kitabının bazı yerlerinde var böyle sözler o zaman hata yapmayan tanrı neden gizli kapaklı anlaşılması imkansız konuşuyor ve kuran madem arapca ve öyle okumak sevap demekki arap toplumunu ilgilendiriyor eskimo arapca bilmez ögrenmezde bu durumda kuran kitabı evrensel degil yereldir dünyaya açılması imkansızdır.

Link to post
Share on other sites

Tabloda, kolunu bebek İsâ olduğu tahmin edilen bir çocuğa dolamış, mâvi sabahlık içindeki Bâkire Meryem görünüyordu. Meryem'in karşısında yine bir çocukla, ki onun da Vaftizci Yahya olduğu tahmin ediliyordu, Azrâil oturuyordu. Bununla berâber alışıldık "Yahya'yı vaftiz eden İsâ" betimlemesinin yerine, bu kez bebek Yahya İs^'yı vaftiz ediyordu!.. Bundan daha da sıkıntı verici olan (husus), Meryem'in bir elini bebek Yahya'nın başının üstünde tutması, ve tehditkâr bir tavır içinde olması idi! Elleri, görünmeyen bir başı kavrayan kartal pençesi gibiydi!.. En korkutucu görüntü, Meryem'in kıvrılmış parmaklarının tam altında, Azrâil'in yaptığı kesme işâretiydi. Sanki Meryem'in pençemsi elinin tutuğu başı, boynundan kesip ayırıyor gibiydi!..

 

Langdon'un öğrencileri, Da Vinci'nin ikinci bir tablo yaparak Kardeşler Cemiyeti'ni yumuşattığını öğrendiklerinde, dâima şaşırırlardı... Bu "yumuşatılmış" Kayalıklar Bâkiresi'nde tüm bireyler daha geleneksel bir şekilde resmedilmişlerdi. İkinci tablo Londra'daki Ulusal Galeri'de, (birincisi ise Louvre Müzesi'nde) sergilenmekteydi.

(Sf. 156-157)

 

 

Teabing: - "Sana Da Vinci'nin KUTSAL KÂSE resmini göstermeden önce, buna bir bakmanı istiyorum. Sanırım bu freski tanımışsındır."

 

Sofie tüm zamanların (aslında gelmiş geçmiş diye tercüme edilmesi gerekirdi) en ünlü freskine (SON AKŞAM YEMEĞİ), Milano yakınlarındaki Santa Maria dele Grazie duvarındaki efsânevî Da Vinci resmine bakıyordu. Yıpranmış frekste içlerinden birinin kendisine ihanet edeceğini açıkladığı sırada MESİH İLE HAVÂRİLERİ betimlenmişti. Teabing: - "Mesih nerede oturuyor?"

 

- "Ortada."

 

- "Güzel!.. Peki, o ve havârileri hangi yiyeceği kırıp yiyorlar?"

 

"Ekmek."

 

- "Peki, hangi içecek?"

 

- "Şarap... Şarap içmişlerdi... ve yemekten sonra Mesih şarap kadehini alarak havârileriyle paylaştı. Bir bardak... kadeh... İsa'nın kadehi... KUTSAL KÂSE... Mesih tek bir şarap kadehini diğerlerine geçirmişti! Kominyon törenlerinde günümüz hıristiyanlarının yaptığı gibi."

 

- "Gözünü aç!"

 

 

 

 

Sophie Mesih'in hemen sağındaki figürü dikkatle inceledi. Bu kişinin yüzüne, vücuduna bakarken, içinde büyük bir şaşkınlık uyandı. Omuzlarına dökülen kızıl saçları, nârince kıvrılmış elleri, ve göğüsleri olduğuna dâir bir ipucu vardı. BU, HİÇ ŞÜPHESİZ BU BİR KADINDI!.. Sophie bir çığlık attı:

 

- "Bu bir kadın!"

 

- "Sürpriz!.. Leonardo cinsler arasındaki farkları boyamakta bir ustaydı. Herkesin gözünden kaçar. Bu sahne hakkında inancımız o kadar sâbittir ki, zihnimiz uyuşmazlığı görmemizi engeller. Buna SKİTOMA denir. Beyin güçlü semboller karşısında bunu bazen yapar. Bu kadını fark etmemiş olmanın bir sebebi de fotoğrafların çoğunun 1954'den önce çekilmiş olmasıdır. O zamanlar (freskteki) ayrıntılar kir katmanlarının altında saklıydı... ve 18. yüzyılda resmin üzerinde beceriksiz eller tarafından restorasyon çalışmaları yapılmıştı. Ama artık fresk, Da Vinci'nin asıl boyadığı kata kadar temizlendi."

 

Sophie resme daha da yaklaştı. Mesih'in yanındaki dindar ifadeli, ağırbaşlı bir yüze sahip, kızıl saçlı genç bir kadındı ve ellerini nâzikçe kavuşturmuştu.

 

- "Kim bu kadın?"

 

- "Bu kadın MAGDALALI MERYEM. (MARIA MAGDELANA)"

 

- "Fâhişe mi?"

 

- "Magdalalı öyle biri değildi. Bu tâlihsiz yanlış kavram, eski Kilise'nin başlattığı karalama kampanyasındın mîras kaldı. Dediğim gibi, eski kilisenin tüm dünyayı ölümlü İsa'nın Tanrısal olduğuna inandırması gerekiyordu. Bu yüzden Mesih'in dünyevî özelliklerini anlatan tüm sûrelerin İncil'den çıkarılması lâzımdı. Magdalalı Meryem... daha da önemlisi İsa Mesih'le olan evliliği!"

 

- "Afedersiniz, anlamadım???"

 

- "Tamâmen târihî kaynaklara dayanıyor!...Ve Da Vinci bu gerçeğin kesinlikle farkındaydı. SON AKŞAM YEMEĞİ, özellikle izleyicilerinin yüzüne İsa ile Magdalalı'nın bir çift olduğunu haykırır... Mesih'le Magdalalı'nın giysilerinin, birbirinin aynadaki yansıması gibi olduğuna dikkatini çekerim."

 

Sofhie büyülenmişti!.. Elbette!.. Giysilerdeki renkler yer değiştirmişti. Mesih kırmızı bir elbise ve mâvi harmâni giyerken, Magdalalı Meryem'in elbisesi mâvi, harmânisi kırmızıydı... YİNG ve YANG!..

 

Teabing: - "Mesih ile eşinin kalça kısmından birleşmiş olduğunu, ve geriye doğru karşılıklı yaslanarak, aralarında ters bir boşluk oluşturduğunu görürüz."

 

Sophie boşluğu görmüştü. Resmin odak noktasındaki şeklin su götürür yanı yoktu!.. Langdon'un az önce KÂSE, KADEH ve KADIN RAHMİ için çizdiği sembolle, ("V" harfiyle) aynıydı!..

 

- "Son olarak, eğer Mesih ile Magdalalı'ya insan gibi değil de, kompozisyon unsurları olarak bakarsan, başka bir biçimde ortaya çıktığını göreceksin. Alfabedeki bir (başka) harf!"

 

Birden Sophie'nin resimde görebildiği tek şey bu harf olmuştu!.. Resmin ortasında, koskocaman, kusursuz bir "M" harfi belirginleşiyordu!..

 

- "Neden orada?"

 

- "Komplo teorisyenleri bu harfin MATRİMONİO (evli olma hâli) ya da MAGDALALI MERYEM'i temsil ettiğini söylüyorlar... KÂSE'yle ilgili sayısız eserde saklı bir "M" harfi vardır. Filigran olarak, resmin altında saklı olarak, ya da komposizyonda yanılsamalar yaratarak... Ama elbette en belirgin "M" harfi, SİON TARİKATI'nın eski Büyük Üstâdı (homoseksüel) JEAN CACTEAU 'nun yaptığı, Londra'daki sunağı süsleyen PARİSLİ MERYEM'inde görülür... Mesih ile Magdalalı Meryem'in evlilikleri, târihî tutanakların bir parçası... Ayrıca İsa'nın evli bir adam olması, (tahrif edilmiş) İncil'deki bekâr (ve bâkir) İsa görünüşünden çok daha mantıklı."

 

- "Neden?"

 

- "Çünkü Mesih bir Yahudi idi... ve o zamanlardaki sosyal kültür, Yahudi bir erkeğin bekâr kalmasını yasaklıyordu! Yahudi geleneklerine göre evlenmemek ayıptı. Yahudi bir babanın, oğlu için uygun bir eş bulması zorunluydu. Eğer İsa evli olmasaydı, İncil âyetleri bundan mutlaka bahseder ve normal olmayan bekârlığının bir açıklamasını yapardı."

 

Teabing, bulduğu koca bir kitabı kendine doğru çevirdi. Deri kaplı baskı, dev bir atlas büyüklüğündeydi. Kapakta GNOSTİK İLÂHİLER yazıyordu. Teabing kapağı açtığında Sophie, eski yazılardan alınmışa benzeyen büyütülmüş pasaj fotoğralarını görebiliyordu. El yazısıyla yazılmış, yırtık pırtık papirüsler... Eski dili tanımamıştı ama, yan sayfada tercümeleri yazıyordu. Teabing:

 

- "Bunlar daha önce ( HIRİSTİYANLIĞIN SAHTE PEYGAMBERİ sayfasında) bahsettiğim NAG HAMADİ ve LUT GÖLÜ YAZMALARI... EN ESKİ HIRİSTİYAN KAYITLARI. Ne yazık ki, ((TAHRİF EDİLMİŞ) İNGİL'DEKİ ÂYETLERLE UYUŞMUYORLAR. FİLİPPOS Sûresi başlamak için iyi bir yer."

 

Sophie pasajı okudu:

 

- "Ve KURTARICI'nın YOLDAŞ'ı MAGDALALI MERYEM'dir. İSA onu tüm müritlerinden daha fazla sever ve genellikle onu dudaklarından öperdi. Diğer müritler bu duruma içerlerler ve kınadıklarını ifade ederlerdi. Ona, 'Neden onu hepimizden daha fazla seviyorsun?' derlerdi."

 

Okudukları Sophie'yi şaşırtmıştı:

 

- "(Ama) evlilik hakkında hiç bir şey söylemiyor."

 

- "Au contraire (tam tersi)... Herhangi bir Arâmî uzmanı, sana o günlerin YOLDAŞ kelimesinin EŞ anlamında kullanıldığını söyleyecektir!"

 

Teabing kitabı karıştırarak diğer pasajları gösterdi. Magdalalı ile Mesih'in romantik bir ilişkisi olduğunu gören Sophie oldukça şaşırmıştı. Küçüklüğünde büyükbabasının kapısını çalan kızgın papazı hatırlamıştı. Papaz bir gazete tutuyordu. Sophie yazılan herşeyi anlamamıştı ama, Fransız Hükûmeti'nin Mesih'in Magdalalı Meryem isimli kadınla seviştiğini konu edinen İSA'NIN SON GÜNAHI adlı bir Amerikan sinema filmini yasakladığını anlatıyordu!.. Teabing:

 

- "Seni Mesih ile Magdalalı Meryem'in birlikteliğine dâir sayısız referansla sıkmayacağım. Modern tarihçiler bunu, cılkını çıkartıncaya kadar araştırdılar. Yine de bir şey göstermek isterim. Bu, Magdalalı Meryem Sûresi'nden."

 

Sophie (İncil'de) Magdalalı Meryem adını taşıyan bir sûre olduğunu bilmiyordu. Metni okudu:

 

- "Ve Petros dedi ki: 'KURTARICI bizim bilgimizi olmayan bir şeyi, gerçekten bir kadınla mı konuştu? Hepimiz şimdi o kadını mı dinleyeceğiz? O kadını bize tercih mi etti?'... Ve Levi cevap verdi: 'Petros, sen her zaman çabuk sinirlenen biri olmuşsundur. Şimdi senin o kadınla bir rakip gibi uğraştığını görüyorum. Eğer KURTARICI onu değerli kılmışsa, sen kim oluyorsun da, o kadını reddediyorsun? Elbette KURTARICI o kadını çok iyi tanıyor. Onu bizden daha fazla sevmesinin nedeni bu."

 

- "Bahsettiği kadın MAGDALALI MERYEM... Petros onu kıskanıyordu. Sadece bu değil. Surenin bu kısmında Mesih'in, 'yakında yakalanıp, çarmıha gerileceğinden' şüphe ettiği anlatılır.Bu yüzden Magdalalı Meryem'e kendisi öldükten sonra, kilisenin nasıl devam ettirileceğine dâir tâlimat verir. Sonuç olarak, Petros bir kadının arkasında ikinci sırada bulunmaktan ötürü hoşnutsuzluğini dile getirir."

 

- "Bu Aziz Petros değil mi? Mesih'in kilisesini inşâ ettiği kaya?" (MUHARREF İNCİL'E GÖRE, HZ. İSA, PETROS'UN KAYA GİBİ SAĞLAM OLDUĞUNU, DİNİ ONUN ÜZERİNE İNŞÂ EDECEĞİNİ SÖYLEMİŞ. HALBUKİ PETROS, YİNE İNCİL'E GÖRE İSA'NIN KEHÂNETTE BULUNDUĞU GİBİ YALAN SÖYLEMİŞ, KORKUDAN ONU ÜÇ KERE İNKÂR ETMİŞTİR.)

 

- "Ama değiştirilmemiş olan bu dizelere göre, İsa hıristiyan Kilisesi'nin kuruluş direktiflerini Petros'a vermemişti. Verdiği kişi (karısı) Magdalalı Meryem idi... Ve Petros'un bu konuda bir rahatsızlığı vardı. Buradaki Petros'(un tavrından) Da Vinci'nin onun Magdalalı Meryem'e duyduğu (kötü) hislerin bilincinde olduğunu anlayabilirsin."

 

 

 

Sofie'nin bir kere daha nutku tutulmuştu. Resimde Petros tehditkâr bir şekilde Magdalalı Meryem'e doğru eğiliyor, ve bıçak gibi tuttuğu eliyle onun boynunu kesiyormuş gibi yapıyordu! KAYALIKLAR BÂKİRESİ'ndeki aynı tehditkâr el hareketi!..

 

Petros'un yanındaki havârileri işaret eden Langdon,

 

- "Ve burada... biraz netâmeli gibi, değil mi?"

 

Sofie, havârilerin arasından bir el çıktığını gördü. (MERYEM'İN BOĞAZINA EL UZATMIŞ PETROS'UN GÖVDESİNİN MASAYLA BİRLEŞTİĞİ YERDE, HAVAYA KALKMIŞ ELİN TAM ALTINDA, HANÇERİN KABZASI GÖRÜNÜYOR):

 

- "Bu el bir hançer mi tutuyor?"

 

- "Evet... Eğer kolları sayarsan, bu elin hiç kimseye âit olmadığını göreceksin. Vücudu yok!.. Belirsiz!"

 

- "Affedersiniz ama, ben tüm bunların Magdalalı Meryem'i nasıl Kutsal Kâse yaptığını hâlâ anlamış değilim."

 

- "İşte asıl mesele de bu!"

 

Teabing bir kez daha masaya dönerek geniş bir çizelge çıkardı. Ayrıntılı bir şecere göründü.

 

- "Çok az kişi Magdalalı Meryem'in İsa'nın sağ kolu olmasının yanısıra, zaten güçlü bir kadın olduğunu bilir."

 

Sophie soyağacının başlığını görebiliyordu. Soyağacının üst kısımlarında bir yeri gösteren Teabing,

 

- "Magdalalı Meryem burada."

 

- " Benjamin hanedanından biri miydi?" (YAHUDİ BOYLARININ EN ÖNEMLİLERİNDEN BİRİ... DAHA DOĞRUSU HZ. YUSUF'UN 11 KARDEŞİNDEN EN KÜÇÜĞÜ VE EN SEVDİĞİ BÜNYAMİN'İN SOYUNDAN GELENLER)

 

- "Tamamen!.. Magdalalı Meryem soylu biriydi."

 

- "Ama ben Magdalalı Meryem'in fakir biri olduğu izlenimini edinmiştim."

 

- "Güçlü âile bağlarını yok etmek için Magdalalı'yı bir fâhişe gibi tanıtmışlardı."

 

- "Peki ama, Magdalalı Meryem'in soylu olmasının eski Kilise için ne gibi bir sakıncası vardı?"

 

- "Kilise'yi bu kadar kaygılandıran Magdalalı Meryem'in soylu olması değil, yine soylu bir kan taşıyan İsa ile birlikte olmasıydı! Bildiğin gibi, Matta İncili'nde bize Mesih'in (Hz.) Davud Hanedanı'ndan geldiği söylenir. Aynı zamanda Kral (Hz.) Süleyman'ın torunudur. İsa, güçlü (Hz. Yâkub oğlu) Benjamin Hanedanı'ndan biriyle evlenerek iki soylu kanı birbirine harmanlamış oldu. Böylece tahtta yasal hak iddia edebilecek, ve (Hz.) Süleyman'ın zamanında olduğu gibi krallıkları canlandıracak potansiyel bir siyâsî birlik yaratmıştı... KUTSAL KÂSE, ASİL KAN'ı anlatan bir efsânedir. Kâse hikâyesinde bahsedilen İSA'NIN KANI İLE DOLU OLAN KADEH, aslında Magdalalı Meryem'i anlatır.Mesih'in soylu neslini (dölünü) taşıyan kadın rahmini."

 

- "Ama İsa'nın nasıl nesli olur?"

 

- "Çocukları olmuş olmalı... İnsanlık târihinin en büyük ört-bas olayı buydu. İsa Mesih evlenmekle kalmamış, aynı zamanda baba olmuştu. Magdalalı Meryem, Kutsal Kâse idi. İsa Mesih'in asil dölü ile dolu olan kadehti. Soyu taşıyan rahim, ve kutsal meyvenin çıktığı üzüm bağıydı."

 

- "Ama bu kadar büyük bir sır, bunca yıl boyunca nasıl saklı kalmış?"

 

- "Kesinlikle saklı tutulmadı! İsa Mesih'in soylu nesli, tüm zamanların en çok anlatılan efsânesidir."

 

- "Peki, Sangreal Belgeleri?.. Onlar da Mesih'in soylu neslini ispatlıyorlar mı?"

 

- "Evet."

 

- "O halde Kutsal Kâse efsânesi tamâmiyle soylu nesille ilgili."

 

- "Harfi harfine!.. SANGREAL kelimesi SAN - GREAL'dan gelir, yâni KUTSAL KÂSE'den... Ama SANGREAL kelimesinin en eski bölünme şekli farklıydı. SANG - REAL."

 

Sophie o anda tercümeyi farketmişti. SANG REAL aslında ASİL KAN anla.ına geliyordu!..

--------------------------------------------------------------------------------------------------

KUTSAL KAN, KUTSAL KÂSE

Alkışlanan, Uluslararası En çok Satan (Kitaplardan)

- "1980'lerde ortalığı fena halde karıştırmıştı. Yazarlar (üç kişi) incelemelerinde bâzı belirsiz boşluklar bırakmış ama, temel iddiaları oldukça kuvvetli... Ayrıca sonunda İsa'nın bir nesli olduğu fikrini açığa çıkarmış oldular."

 

- "Kilise'nin bu kitaba tepkisi nasıl oldu?"

 

- "Elbette çok öfkelendiler. Vatikan bu sırrı 4. yüzyılda örtbas etmeye çalışmıştı. Haçlı Seferleri'nin bir sebebi de buydu. Bilgileri toplayıp, yok etmek!.. Magdalalı Meryem'in eski Kilise'nin erkeklerine karşı oluşturduğu tehdit yıkıcıydı. Mesih'in kilise kurma görevini verdiği kadın olmakla kalmıyor, kilisenin yeni ilan ettiği ilahın aslında ölümlü nesiller dünyaya getirdiğinin fiziksel ispatını taşıyordu. Magdalalı Meryem'in gücüne karşı kendini korumak isteyen Kilise, onu bir fâhişe olarak tanıttı ve İsa'nın onunla evlendiğine dâir tüm delilleri sakladı. Böylece İsa'nın yaşayan vârisleri bulunduğu ve ölümlü bir peygamber olduğunu iddia edecek kimse kalmayacaktı. Halkın kan bağını öğrenmesi durumunda, Kilise'nin sürekliliği mümkün değildi. Mesih'in bir çocuğunun var olması, İsa'nın Tanrısallığına ve dolayısiyle kendini, 'Tanrı katına ulaşmanın ve cennet krallığına girmenin tek yolu' olarak ilan eden Hıristiyan Kilisesi'ne zarar verecekti."

 

Teabing'in kitaplarından birinin sırtını işaret eden Sophie,

 

- "Beş yapraklı gül!"

 

dedi... Teabing sırıttı:

 

- "Gözünden hiç bir şey kaçmıyor. Bu, Tarikat'ın Kâse sembolüdür. (Yâni) Magdalalı Meryem... İsmi Kilise tarafından yasaklandığı için onu pek çok gizli takma isimle andılar. Kadeh, Kutsal Kâse ve Gül... Gülün beş köşeli Venüs yıldızı ve kılavuz Pusula Gülü ile bbağları vardır. Gül kelimesi İngilizce, Fransızca, Almanca ve diğer pek çok dilde birbirine benzer... Gül aynı zamanda Eros'un anagramıdır. Yunan cinsel aşk tanrısı... Gül daima dişi cinselliğinin en önemli sembolü olmuştur. İlkel tanrıça mezheplerinde beş yaprak, dişi hayatının beş evresini temsil ederdi: Doğum, âdet görme, annelik, menapoz ve ölüm... Çiçek açan gülün, kadınlıkla olan bağlarının çok daha görsel olduğu kabul edildi. (Yâni) Açmakta olan çiçeğin kadının cinsellik organına benzediği... İnsanoğlunun dünyaya adım attığı yüce çiçek (Gül)... Georgia O'Keeffe'nin resimlerini görmüşsen, ne demek istediğimi anlarsın."

 

- "Yâni, (konuya dönersek,) İsa bir babaydı?"

 

- "Evet. Sion Tarikatı günümüze kadar Magdalalı Meryem'e Tanrıça, Kutsal Kâse, Gül ve İlâhî Anne olarak tapmıştır. (ÇOK DAHA ÖNCEDEN HZ. MERYEM'İ HÂŞÂ, "ALLAH'IN ANNESİ" SAYAN BİR HIRİSTİYAN MEZHEP VARDIR VE KUR'AN'DA LÂNETLENİR.) Tarikata göre çarmıh olayı sırasında Magdalalı Meryem hâmile idi. İsa'nın doğmamış çocuğunun güvenliği için Kutsal Topraklar'dan kaçmaktan başka çâre yoktu. Mesih'in güvendiği amcası Arimatealı Yusuf'un yardımı ile Magdalalı Meryem gizlice, o zamanlar Gaul olarak bilinen Fransa'ya gelmişti. Oradaki Yahudiler arasında kendine sığınacak güvenli bir yer buldu. Kızına doğum yaptığı yer burası, yâni Fransa'ydı. İsmi Sarah idi."

 

- "Çocuğun ismini gerçekten biliyorlar mı?"

 

- "Bundan çok daha fazlası biliniyor. Yahudi koruyucular Magdalalı ile Sarah'ın hayatlarını dikkatle inceleyip kaleme almışlardı. Magdalalı'nın çocuğunun Yahudi kralları (Hz.) Davud ve (Hz.) Süleyman soyundan geldiğini unutmamak gerekir. Bu yüzden Fransa'daki Yahudiler Magdalalı'nın kutsal asaleti olduğunu kabul ettiler ve ona soylu kralların atası olarak saygı gösterdiler. O dönemde sayısız âlim Magdalalı Meryem'in Fransa'da geçirdiği günleri, Sarah'ın doğumu ve gelecek kuşakların âile ağacı da dâhil olmak üzere, târihsel bir dille yazmıştı."

 

- "İsa Mesih'in soy ağacı mı var?"

 

- "Tabii. Ayrıca Sangreal Belgeleri'nin köşe taşlarından biri olduğu düşünülüyor. İsa'nın ilk torunlarının tam şeceresi."

 

- "Ne olacak yâni? Bu hiç bir şey kanıtlamaz. Târihçiler doğruluğunu ispatlayamaz."

 

- "Târih dâima kazananlar tarafından yazılır. İki kültür çarpıştığında, kaybeden silinir, ve târih kitaplarını kazanan taraf yazar. Napolyon bir zamanlar, 'Târih, üzerinde anlaşmaya varılan bir masaldan başka nedir ki?' demişti...Sangreal Belgeleri 10.000 sayfalık bilgi içerir. Sangreal hazinesinin görgü tanıkları dört dev kasada taşındıklarını söylemişlerdir. Bu kasalarda Purist Belgeleri olduğu sanılmaktadır. İsa'nın ilk inananları tarafından yazılan, Konstantin öncesi, değiştirilmemiş binlerce sayfa belge... İsa'dan tamâmiyle insan bir öğretmen ve peygamber diye bahsediyorlardı. Ayrıca hazinenin bir kısmının efsânevî 'Q' Belgeleri 'nden - Vatikan'ın bile varolduğuna inandığını itiraf ettiği el yazmaları - oluştuğu, söylentiler arasındadır. İddia edildiğine göre, kendi el yazısı ile yazılmış İsa öğretileri!.."

 

- "İsa'nın kendi el yazısı mı?"

 

- "Elbette!.. Mesih kendi papazlığının tarihini neden tutmasın? O günlerde pek çok kişi bunu yapardı... Hazinenin içinde bulunduğuna inanılan bir başka belge de, ONUNCU İNCİL : MAGDALALI MERYEM'İN GÜNLÜĞÜ diye bilinen el yazmaları... Magdalalı Meryem'in İsa ile olan ilişkisini, çarmıha gerilişini, ve Fransa'da geçirdiği günleri anlatan kendi yazıları..."

 

- "Bu dört sandık belge Tapınak Şövalyeleri'nin Süleyman Mabedi'nin altında bulduğu hazine mi?"

 

- "Kesinlikle! Şövalyeleri bu denli güçlü kılan (şey bu) belgeler... Târih boyunca sayısız Kâse araştırmasına konu olan belgeler (bunlar)."

 

- "Eğer insanlar belgeleri arıyorsa, neden Kutsal Kâse'yi aradıklarını söylüyorsunuz?

 

- "Çünkü Kutsal Kâse'nin saklandığı yerde, bir lâhit var."

 

- "Kutsal Kâse arayışı aslında, Magdalalı Meryem'in kemikleri önünde diz çökme arayışıdır.

 

- "Tarikat üyeleri bu kadar yıl süresince Sangreal Belgeleri'yle Magdalalı Meryem'in mezarını koruma görevini mi yerine getirdi?"

 

- "Evet, ama (mason) kardeşliğin daha önemli bir görevi vardı: Nesli korumak!.. İsa'nın soyu tehlike altındaydı. Eski Kilise, onun neslinin artmasından, Mesih ile Magdalalı'nın sırrının açığa çıkmasından ve temel Katolik öğretilerine meydan okumasından korkuyordu. Kadınlarla arkadaşlık etmeyen ve cinsel ilişki kurmayan bir Mesih... (Bu imaj sürmeliydi.)... Her şeye rağmen, İsa'nın nesli 5. Yüzyıl'daki cesur bir harekete kadar Fransa'da gizlice çoğaldı. Fransız asillerden biriyle evlendi ve Merovingian Hanedanı diye bilinen bir soy oluştu. (TERCÜME KİTAP BU TÂRİHLERİ 15. VE 17. YÜZYIL DİYE VERİYOR Kİ, YANLIŞ! DAGOBERT'TEN ANLAŞILABİLİR.)

 

- "Fransa'daki her öğrenciye Merovenj terimi öğretilir. Merovenjler Paris'i kurdular."

 

- "Evet. Kâse efsânesinin Fransa'da bu kadar ünlü olmasının nedeni de bu!.. Vatikan'ın Kâse arayışları, aslında bu asil hanedan üyelerini gizlice yok etme girişimleridir... Kral Dagobert'i duydun mu?"

 

- "Dagobert bir Merovenj kralıydı, değil mi? Uyurken gözlerinden hançerlenmişti."

 

- "Kesinlikle!.. Vatikan'ın Pepin d'Heristal ile ortak suikast girişimi... 7. Yüzyıl sonları... Dagobert cinayetiyle Merovengian Hanedanı neredeyse yok oluyordu. (Bütün sülâleyi öldürdüler.) Dagobert'in oğlu Sigisbert saldırıdan kaçmayı başarmışve nesli devam ettirmişti. Âileye daha sonra Godefroi de Bouillon eklenmişti. Sion Tarikatı'nın kurucusu..."

 

- "Tapınak Şövalyeleri'ne Sangreal Belgeleri'ni Süleyman Mabedi'nin altından almalarını söyleyen adam... Böylece Merovenjler'in İsa Mesih ile kan bağı olduğunun ispatını elinde bulunduracaktı."

 

- "Günümüzdeki Sion Tarikatı'nın ciddi bir vazifesi var. Onların yükü üç kat ağır. (Mason) Kardeşlik Sangreal Belgeleri'ni korumak zorunda. Magdalalı Meryem'in mezarını korumak zorundalar. Ve elbette İsa soyunu yetiştirip korumak zorundalar. Merovengian Hanedanı'ndan günümüze kadar gelen bir kaç soylu üyeyi."

 

- "Merovengianlar'ın sadece iki bağlantısı kaldı: PLANTARD ve SAINT-CLAIR (âileleri). Her iki âile de saklanıyor. Tarikat tarafından korunuyor olmalılar."

 

- "Kâse hikâyesinin her yerde olduğunu söylediğini biliyorum, ama ben bu gece ilk defa duydum."

 

- "Kâse hikâyesi her yerde var, ama gizli bir şekilde. Kilise, Magdalalı Meryem'den bahsetmeyi yasakladığında, onun hikâyesi ve önemi daha tedbirli kanallarla gelecek kuşaklara aktarılmalıydı. Mecaz ve semboller içeren kanallarla."

 

- "Elbette... Sanat..."

 

- "SON AKŞAM YEMEĞİ... Mükemmel bir örnek... Günümüze kadar gelen pek çok sanat, edebiyat ve müzik eseri gizlice Magdalalı Meryem'le İsa'nın hikâyesini anlatır. Da Vinci, Botticelli, Poussin, Bernini, Mozart ve Victor Hugo'nun yasaklanan kutsal dişinin arandığını fısıldayan çalışmaları... Sir Gawain ve Yeşil Şövalye... Kral Arthur ve Uyuyan Güzel gibi efsâneler Kâse alegorileriydi. Victor Hugo'nun 'Notre Dome'ın Kamburu' ve Mozart'ın 'Sihirli Flüt'ü mason sembolleri Kâse sırlarıyla doludur."

 

- "Bir kez Kutsal Kâse'yi aramaya başladın mı, her yerde onu görürsün. Resimlerde, müzikte, kitaplarda... hatta çizgi filmlerde, çocuk parklarında, ve sevilen filmlerde,"

 

diyen Langdon, Mickey Mouse saatini kaldırarak, (çizgi film ustası) Walt Dizney'in, yaptığı işte, hayatı boyunca Kâse hikâyesini gelecek nesillere aktarmaya çalıştığını söyledi. Dizney yaşadığı müddetçe 'modern zamanın Leonardo Da Vinci'si' diye övülmüştü. Leonardo gibi Disney de sanatına gizli mesajlar ve semboller yerleştirmeye bayılırdı. Eğitimli bir simgebilimci, eski Dizney filmlerini seyrederken bir kinâye ve mecaz yağmuruna tutulduğunu hissederdi.

 

Dizney'in çoğu gizli mesajı din, pagan mitleri ve eziyet gören tanrıça hikâyeleri ile ilgili olurdu. Sinderella, Uyuyan Güzel ve Pamuk Prenses zgibi masalları yeniden ele alması bir tesadüf değildi. Hepsi Kutsal Dişi'nin hapsedilmesini anlatıyordu!..

 

Ayrıca Pamuk Prenses'teki sembolik elmanın, zehirli elmadan ısırık alan prensesin kendinden geçmesi, Havva'nın Cennet Bahçesi'nden kavulmasına açık bir gönderme olduğunu anlamak, pek de zor değildi!.. Uyuyan Güzel'deki Prenses Aurora ise, şifreli ismi "gül" idi ve onu kötü cadıdan korumak için ormanın derinliklerinde saklanıyordu. Bu, çocuklar için yazılmış bir Kâse hikâyesi idi.

 

Sanatçılar, Dizney ürünlerine gizli semboller karıştırmaya bayılırlardı. Arslan Kral DVD'sinin bir sahnesini döndurduğunda, Simba'nın başının üstünde uçuşan toz taneciklerinin belirgin bir şekilde SEKS kelimesini oluşturduğu görülüyordu!.. Küçük Denizkızı'ndaki dinî semboller tanrıça ile öylesine özdeşleşiyordu ki, tesâdüf olması mümkün değildi!

 

Langdon, Küçük Denizkızı'nı ilk gördüğünde, Ariel'in denizin altındaki evindeki resmin, 17. Yüzyıl sanatçılarından George de la Tour'un TÖVBEKÂR MAGDALALI tablosunun aynısı olduğunu, ve tüm dekorun 90 dakika boyunca açıkça İsis'in Havva'nın, balık Tanrıça Pisces'in ve Magdalalı Meryem'in kutsallığına sembolik göndermeler yaptığını farkedince, nefesi kesilmişti. Küçük Denizkızı'na verilen Ariel isminin, kutsal dişiyle güçlü bağları vardı, ve İşaya Kitabı'ndaki 'kuşatma altındaki kutsal şehir' ile aynı anlamdaydı. Ve elbette Küçük Denizkızı'nın dalgalanan kızıl saçları, bir tesâdüf değildi!

 

Teabing: - "Roma yüzyıllardır Kâse'yi arıyor. Kilise'nin kendisini korumak için işlediği ilk cinâyet te bu değil. Kutsal Kâse'nin beraberindeki belgeler çok tehlikeli ve Kilise onları yıllardır yok etmek istiyor."

 

Langdon, bu belgeleri elde etmek için Kilise'nin alenen insanları öldürdüğü iddiasını kabullenmekte güçlük çekiyordu. Yeni Papa ve kardinallerin çoğu ile tanışmış olan Langdon, onların asla bir suikast planlamayacak, dinine derinden bağlı adamlar olduklarını biliyordu. (Öyle sanıyordu.)

 

- "Katolik papazları eğer bu belgelerin sahte olduğuna inanıyorlarsa, onları bulup yok etmek amacıyla neden Tarikat üyelerini öldürsünler?"

 

- "Roma'daki papazların imânı çok kuvvetli. Ama dünyanın geri kalanı?.. Kesin itikat sahibi olmayanlara ne olacak?.. Kilise skandallarına bakıp kendi papazlarının çocuklara cinsel tâciz yaptığını saklamak için yalan söyleyen bu adamlar kim oluyor da, İsa hakkında gerçeği konuştuklarını iddia ediyor, diyenlere ne olacak?.. Belgeler ortaya çıkarsa, sana ne olacağını söyleyeyim: Vatikan 2000 yıllık tarihinde (ASLINDA 1700) görülmemiş bir inanç kriziyle karşılaşacak!"

 

- "Ama Tarikat Sangreal Belgeleri'ni gizli tutuyor. Kilise'ye tehdit oluşturmuyor ki!"

 

- "Kilise ile Tarikat arasında yıllardır sözlü bir anlaşma vardı. Kilise Tarikat'a (eskiden yaptığı gibi) saldırmayacak, Tarikat ta Sangreal Belgeleri'ni gizli tutacaktı... Ama Tarikat tarihinin bir bölümünde, sırrı açıklamak için yapılan bir plan hep vardır. O gün geldiğinde, (Mason) Kardeşlik, sessizlik yeminini bozmayı, ve Sangreal Belgeleri'ni dünyaya açıklayıp İsa Mesih'in gerçek hikâyesini haykırarak zafere ulaşmayı planlamıştır."

 

- "Siz bu günün yaklaştığını mı düşünüyorsunuz?"

 

- "Yakın zaman önce 1000 yıl sona erdi. Onunla birlikte 2000 yıllık Balık Burcu Çağı (Mesih'in burcu) da kapandı. Herhangi bir astroloji simgebilimcisinin söyleyebileceği gibi, Balık Burcu'na göre, insana ne yapılması gerektiği Yuksek Makamlar'ca söylenmelidir, çünkü insan kendisi için neyin iyi olduğunu düşünme yeteneğine sahip değildir. Dolayısiyle hararetli bir din devri yaşanmıştır... Fakat şimdi, Kova Burcu Çağı'na giriyoruz. Bu burca göre, insan gerçeği öğrenecek ve kendi adına düşünme yeteneğine sahip olacaktır. Aradaki ideolojik değişim çok büyük... ve gerçekleşmeye başladı... Ve inan bana, Kilise, Kutsal Kâse'yi bulursa, onu yok edecek! Beraberinde belgeleri... ve Magdalalı Meryem'in kalıntılarını!.. "

 

 

(DA VİNCİ ŞİFRESİ, 5. Basım, Sf. 270-298)

ÇOK UZATTIK, DEĞİL Mİ?.. KUSURA BAKMAYIN!.. HIRİSTİYAN BATILILARDAN HİÇ DEĞİLSE BİR KISMININ HZ. İSA MUAMMASINA FARKLI BAKTIĞINI, KONUNUN KİLİSE, KUTSAL KİTAP, MASON TARİKATI, TARİH, ARKEOLOJİ İLE NE ŞEKİLDE BAĞLANTILI OLDUĞUNU GÖSTERMEK İSTEDİK.

 

ÖZETLERSEK, HZ. İSA SÂDECE BİR İNSANDI, PEYGAMBERDİ, ÖĞRETİCİ İDİ DİYEN AKLI BAŞINDA HIRİSTİYANLAR VAR... 30 YAŞLARINDA BİR ERKEĞİN KADINA DEĞMEMİŞ, EVLENMEMİŞ OLDUĞUNU, HELE EVLENMEMİŞ ERKEĞİN AYIPLANDIĞI YAHUDİ TOPLUMUNDA BİR PEYGAMBERİN BU DURUMA DÜŞMÜŞ OLABİLECEĞİNİ KABULLENMEYEN, AKLI BAŞINDA HIRİSTİYANLAR VAR... BUNLAR HZ. İSA'NIN EVLENDİĞİNİ, HATTA ÇOCUK SAHİBİ OLDUĞUNU SÖYLÜYORLAR...ANNESİ BÂKİRE MERYEM'LE AYNI İSMİ TAŞIYAN KARISI MAGDALALI MERYEM... BU DA SON DERECE AKLA YATKIN...BİLDİĞİMİZ BÜTÜN PEYGAMBERLER EVLİ VE ÇOCUK SAHİBİ... HZ. İSA'YA TANRILIK SIFATI YAPIŞTIRMAK İÇİN KİLİSENİN "BÂKİR İSA" İMAJINI YARATTIĞINI, BUNUN İÇİN DE KARISINA FÂHİŞE DAMGASI VURULDUĞUNU ÖNE SÜRENLER VAR... BU DA BİZE TERS GELMİYOR... VATİKAN'IN SON YÜZYIL İÇİNDE BULUNAN TÂRİHÎ BELGELERİ AÇIKLAMAMAKTA DİRENMESİ DE SON DERECE TUHAF!.. KİLİSE,YALANLARININ ORTAYA ÇIKMASINI İSTEMİYOR, ÇÜNKÜ OTORİTESİ SARSILACAK!.. MASONLAR DA HZ. İSA'YI GERÇEK ÖZELLİKLERİ İLE SAVUNUYOR VE ONUN NESLİNİ KORUYOR GÖRÜNÜYOR AMA, ONLARIN ASIL İSTEDİKLERİ HZ. İSA'YA DAYANDIĞINI İDDİA ETTİKLERİ MEROVENJ HANEDANI SÂYESİNDE AVRUPA İMPARATORLUĞU KURMAK!.. AVRUPA BİRLİĞİ BUNUN İLK ADIMI İDİ... VE BU MEROVENJLER'İN DEVÂMI SAYILAN HABSBURG HANEDANINDAN BİR PRENS, AVRUPA BİRLİĞİ PARLAMENTOSUNDA ÜYE!.. ONU AVRUPA İMPARATORU YAPMAK, ONUN GÖLGESİNE SAKLANIP DÜNYÂYI İDÂRE ETMEK İSTİYORLAR!.. İŞTE ONUN İÇİN HEPSİNİ TOPLU BİR ŞEKİLDE GÖZLERİNİZİN ÖNÜNE SERELİM, DEDİK.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

HZ. İSA ÖLDÜ MÜ?..ÇARMIHA GERİLDİ Mİ?.. ÖLDÜKTEN SONRA DİRİLDİ Mİ?.. YOKSA GÖĞE Mİ ÇEKİLDİ?.. BÜTÜN BU SORULAR HEM HIRİSTİYAN ÂLEMİNİN, HEM DE İSLÂM ÂLEMİNİN BİR TÜRLÜ HALLEDEMEDİĞİ SORULAR...

 

DAHASI VAR... HZ. İSA HİÇ KADINA DEĞMEDİ Mİ?..EVLENMEDİ Mİ?.. ÇOCUĞU OLMADI MI?.. MARİA MAGDELANA FAHİŞE MİYDİ?.. FAHİŞE İSE HZ. İSA'NIN YANINDA NE İŞİ VARDI?.. YOKSA HZ. İSA'NIN KARISI O MUYDU?

 

ASLINDA BU İKİNCİ TAKIM SORULAR MÜSLÜMANLARI HİÇ İLGİLENDİRMEZ, AMA HIRİSTİYANLAR İÇİN ÇOK BÜYÜK ÖNEM TAŞIR. MESELÂ KATOLİK PAPAZLARIN VE RAHİBELERİN EVLENMEMESİNİN ESBÂB-I MÜCİBESİ, HZ. İSA'NIN HİÇ EVLENMEDİĞİ VE KARŞI CİNSE DEĞMEDİĞİ İNANCIDIR.

 

BU KONUDA HIRİSTİYAN ÂLEMİNDE PEK ÇOK ŞEY YAZILIP ÇİZİLMİŞTİR, AMA BİZ, GENE HIRİSTİYANLIĞIN SAHTE PEYGAMBERİ SAYFASINDA OLDUĞU GİBİ, MESELEYİ İYİ ARAŞTIRMIŞ VE EPEY MALZEME DERLEMİŞ OLAN DAN BROWN'UN "DA VİNcİ ŞİFRESİ" KİTABINDAN VERECEĞİZ... AMA ÖNCE PAPALIĞIN HIRİSTİYANLIĞA KADIN DÜŞMANLIĞI OLARAK YANSIYAN TAVRINI ANLATAN BİR BÖLÜMÜ NAKLETMEKLE İŞE BAŞLAYALIM:

 

Kilisenin hilekâr ve vahşi bir geçmişi vardı. Pagan ve dişilere tapan dinleri, (ama esas mülümanları) imâna(!) getirmek için başlattıkları merhametsiz Haçlı Seferleri 300 yıl sürmüştü.

 

Katolik Engizisyonu, hiç tartışmasız insanlık târihinin en fazla kana bulanmış kitabını yayınlamıştı: MALLEUS MALEFİCARİUM, ya da Cadının Balyozu, dünyâya serbest düşünen kadınların tehlikelerini bildirmiş ve papazlara onları nasıl bulacaklarını, nasıl işkence edeceklerini, ve nasıl yok edeceklerini anlatmıştı... Kilise'nin belirttiği bu sözde cadıların hepsi kadın âlimlerden, râhibelerden, çingenelerden, mistiklerden, doğa âşıklarından, bitki toplayıcılarından ve doğal hayata şüphe çekici şekilde uyum sağlayan kadınlardan oluşuyordu. Ayrıca ebeler de doğum sırasındaki sancıyı azaltacak, doktrinlere karşı gelen tıp bilgisini kullandıkları için öldürülüyorlardı. Kilise, bu acının Havva'nın Bilgi Elması'nı yediği, ve böylece İlk Günah fikrine sebep olduğunu için verilen bir cezâ olduğunu iddia ediyordu. 300 yıl boyunca cadı avı sırasında Kilise 5.000.000 kadın yakmıştı! (Sf. 142)

 

İSLÂM'I VE MÜSLÜMANLARI KADINA KIYMET VERMEMEKLE SUÇLAYAN HIRİSTİYAN BATILILAR'IN ENGİZİSYON VEBÂLİNİ, PAPA'NIN ÖZÜR DİLEMESİ DAHİ ORTADAN KALDIRAMAZ!..

 

DAN BROWN, MASONLARIN ATASI SİON TARİKATI'NIN GİZLİ VE AÇIK GÖREVLERİNİ DE BİR DİYALOG HALİNDE YAZMIŞ:

 

Langdon nereden başlayacağını düşündü. (Masonik) Kardeşlik târihi 1000 yıldan daha eskiydi. Sırlar, şantajlar, ihânet, ve hatta öfkeli bir Papa'nın merhametsiz işkenceleri ile dolu bir târih...

 

- "Sion Tarikatı, Haçlılar'ın şehri (Kudüs'ü) fethetmesinin hemen ardından, 1099 yılında, Kudüs'te Fransız Kralı GODEFROI DE BOUILLON tarafından kuruldu. Kral Godefroi çok güçlü bir sırra sâhipti. İsâ zamanından beri âilesinin sakladığı bir sırra... Öldükten sonra sırrının kaybolacağı endişesiyle, gizli bir kardeşlik kurdu, Sion Tarikatı, ve onlara sırrını nesilden nesile gizlice aktararak koruma görevini verdi. Tarikat mensupları, Kudüs'te bulunduğu zaman boyunca, bir zamanlar Süleyman Mâbedi'nin bulunduğu yerin üzerine inşâ edilmiş Herod Tapınağı'nın yıkıntıları altına göömülü gizli belgeleri öğrendiler. Bu belgelerin, Godefroi'nin güçlü sırrını teyit ettiğine, ve Kilise'nin bu tehlikeli sırrı ele geçirmek için her şeyi yapacağına inandılar... Tarikat, ne kadar vakit alırsa alsın, bu belgeleri tapınağın altından kurtarmaya ve sonsuza kadar korumaya yemin etti. Belgeleri kurtarmak için askerî bir suvvet oluşturdu. (Bu,) 'İsânın Fakir Şövalyeleri ve Süleyman Mâbedi Tarikatı' isminde 9 şövalyeden oluşan bir gruptu. Daha çok TAPINAK ŞÖVALYELERİ ismiyle bilinirler."

 

Sophie: - "Ben Tapınakçılar'ın Kutsal Topraklar'ı korumak için olduğunu sanıyordum."

 

- "Ortak bir yanlış yargı... Tapınakçılar görevlerini, 'hacıları korumak' kisvesi altında yürütüyorlardı. Kutsal Topraklar'daki asıl amaçları, tapınağın altındaki belgeleri ele geçirmekti."

 

- "Peki,bulmuşlar mı?"

 

- "Bunu kimse bilmiyor."

 

Langdon Sophie'ye, Tanıpak şövalyeleri'nin 2. Haçlı Seferleri sırasındaki durumunu, Kral 2. Baldwin'e orada bulunma sebeplerinin yoldan geçen hacıları korumak olduğunu söylediklerini anlattı. Maaş almadıklarını,ve fakirlik yemini ettikleri halde, Şövalyeler Kral'dan barınacak yer, ve tapınağın altındaki ahırlarda kalmak için izin istemişlerdi. Şövalyeler belgelerin Kudsülakdas'ın, yani Tanrı'nın bizzat oturduğuna inanılan kutsal odanın aldında olduğuna inanıyorlardı.

 

Langdon, kazıların 9 yıl sürmesinin sebebini, ve Şövalyeler'in sonunda aradıklarını bulduklarını açıkladı. Hazineyi mâbedden alarak Avrupa'ya götürmüşlerdi, ve orada nüfuzları artmıştı. Papa 2. Innocent hemen Tapınak Şövalyeleri'ne sınırsız güç veren bir papalık bildirgesi yayınlamış, ve onların kendilerine münhasır yasalara tâbi olduklarını ilân etmişti. Gerek dinî, gerek siyâsî anlamda, bütün krallıklardan ve piskoposluklardan bağımsız özerk bir ordu!..

 

1300'mlere gelindiğinde Vatikan'ın sağladığı ayrıcalıklar Şövalyeler'in o kadar fazla güç kazanmasına yardımcı olmuştu ki, Papa 5. Clement bir şeyler yapılması gerektiğine karar vermişti. Fransa Kralı 4. Filip ile işbirliği yapan Papa, Tapınakçılar'ı ortadan kaldırıp, hazinelerini ele geçirmek için dâhice bir plân hazırladı. Böylece sâhip oldukları sırrın idâresi Vatikan'a geçecekti. Papa Clement, CIA'ye taş çıkartacak askerî bir hileyle tüm Avupa'daki askerlere, 13 Ekim 1307 Cuma günü, aynı anda açacakları mühürlü emir mektupları yollamıştı.

 

Ayın 13'ünde şafak sökerken mühürler açılmış, ve içindeki dehşet ortaya çıkmıştı. Papa Clement mektubunda "Tanrı'nın kendisine şahsen göründüğünü, ve Tapınak Şövalyeleri'nin şeytana tapmak, homoseksüellik, çarmıhı karalamak, hemcinslerine düşkünlük, ve Tanrı'ya küfreden diğer davranışlardan ötürü günahkâr oldukları konusunda uyardığını" iddia etmişti! Tanrı Papa Clement'ten Şövalyeler'i yakalayarak dünyâyı onlardan temizlemesini, ve Tanrı'ya karşı işledikleri suçu itiraf edinceye kadar işkence etmesini istemişti!

 

Papa Clement'in sinsi operasyonu saat gibi işlemişti. O gün(den sonra) sayısız Şövalye yakalanmış, merhametsizce işkence görmüş, ve günahkâr oldukları gerekçesiyle yakılmıştı. Günümüzde bile (Hıristiyan dünyâsında) ayın 13'üne denk gelen Cuma günü uğursuz sayılıyordu!

 

Sophie: - Tapınak Şövaülyeleri yok mu edildi? Ben Tapınak Kardeşliği'nin hâlâ var olduğunu sanıyordum."

 

- "Varlar... Farklı isimler altında... Papa Clement'in sahte suçlamalarırına, ve onları silip süpürmek için gösterdiği çabalara rağmen, Şövalyeler'in güclü ittifakları vardı, ve içlerinden bâzıları Vatikan'ın temizlik operasyonundan kurtulmayı başardılar. Tapınakçılar'ın gücünün temelini oluşturan belgeler hazinesi, Papa Clement'in asıl hedefiydi, ama onu elinden kaçırdı. Belgeler uzun zaman önce Tapınakçılar'ın gölge mimarlarına teslim edilmişti, yâni Sion Tarikatı'na... Onların gizlilik perdesi, Vatikan'ın katliamından kurtulmalarına yardımcı oldu. Vatikan yaklaştığında, Tarikat tâlimatlara uyarak gece vakti belgeleri, Paris'ten Tapınakçılar'ın La Roıchelle'deki gemilerine kaçırdı."

 

- "Belgeler nereye gitti?"

 

- "Bu sırrı sâdece Sion Tarikatı biliyor. Spekülâsyonlara göre, belgeler İngiltere'de bir yerde gizli. Belgeler, onun gücü, ve açıkladığı sırrın tümü, tek bir isimle biliniyor: SANGREAL... SANGREAL kelimesi çok eski bir kelimedir. Yıllar içinde bir başka deyişe dönüşmüştür. Aslında dünyâda yaşayan herkes SANGREAL hikâyesini biliyor."

 

- "Ben hiç duymadım."

 

- "Sâdece ondan KUTSAL KÂSE diye bahsedilmesine alışkınsın, o kadar." (Sf.142-182)

 

ŞİMDİ DİYECEKSİNİZ Kİ, "BUNLARI NEDEN YAZDIN? BİZ KİTABI ZATEN OKUMUŞTUK, BİLİYORDUK. ÜSTELİK SEN DAHA ÖNCE DE BUNLARI ANLATMIŞTIN."

 

HAKLISINIZ, ANLATMIŞTIK. HEM DE DAN BROWN KİTABINI YAZMADAN YILLAR ÖNCE!.. SÂDECE YAZANIN BİR TEK BİZ OLMADIĞIMIZI GÖSTERMEK İSTEDİK, BİR... DAN BROWN'UN DEĞİŞİK BÖLÜMLERDE, ROMAN İÇİNDE BAHSETTİĞİ HUSUSLARI BİR ARAYA TOPLADIK, İKİ... ÜÇÜNCÜSÜ DE OLAYI HATIRLATMAK VE HAZRET-İ İSÂ'YA BAĞLAMAK İSTEDİK. ONUN HAYÂTI, ÖLÜMÜ, VARLIĞININ ÇARPITILMASI BİR YANA, ÖLDÜKTEN SONRA BİLE İSTİSMAR EDİLDİĞİNİ GÖSTERMEK İSTEDİK.

 

HEMEN, "MÜSLÜMANLAR ÖLMEDİĞİNE İNANIR," DEDİNİZ, DUYDUM. ÖLDÜ MÜ, ÖLDÜRÜLDÜ MÜ, ÖLMEDİ Mİ, AYRI MESELE... AMA ÖLDÜĞÜNÜ KABUL EDEN HRİSTİYAN DÜNYÂSINDA VATİKAN KATOLİK KİLİSESİ, PAPA, SİON TARİKATI, TEMPLAR ŞÖVALYELERİ, ONLARDAN SONRA GELEN MASONLAR HEP HAZRET-İ İSÂ'YI KENDİ AMAÇLARI İÇİN KULLANMIŞLAR, HAKKININ YENDİĞİNİ İDDİA ETTİKLERİ MEROVENJ HÂNEDÂNI'NI TEKRAR AVRUPA HÂKİMİ YAPMAK İÇİN HER TÜRLÜ DÜMENİN İÇİNDE OLMUŞLARDIR. BİZ BUNU DA MEROVENJ HÂNEDÂNI , İSMAİLİLER ALİ'Yİ, MASONLAR DAGOBERT'İ İSTİSMAR EDİYOR , VE KİMDİR BU MEROVENJLER?.. SAYFALARINDA ANLATMIŞTIK... BURADA EKLEYECEĞİMİZ BİR TEK CÜMLE OLABİLİR. SİON TARİKATI, TEMPLAR ŞÖVALYELERİ VE MASONLAR BU MEROVENJ HÂNEDÂNI'NA KUTSALLIK KAZANDIRMAK İÇİN, ONLARIN HAZRET-İ İSÂ'NIN SOYUNDAN GELDİĞİNİ İDDİA EDİYORLAR.

 

GELSE NE OLUR, GELMESE NE OLUR?.. HAZRET-İ MUHAMMED'İN SOYUNDAN NE SEYYİTLER (HZ. ALİ OĞLU HASAN'IN TORUNLARI), NE ŞERİFLER (HZ. ALİ OĞLU HÜSEYİN'İN TORUNLARI), VE NE HÂCELER (HZ. ALİ OĞLU MUHAMMED'İN TORUNLARI) GELMİŞ GEÇMİŞ, HEMEN HİÇ BİRİNİN BÖYLE SALTANAT DÂVÂSI OLMAMIŞTIR. ŞAŞIRIP YOLDAN ÇIKANLAR İSE YA ÖLDÜRÜLMÜŞ, YA DA SON MEKKE ŞERİFİ HÜSEYİN GİBİ DİNDAŞLARINA İHÂNET EDİP İNGİLİZLER'LE BİRLİK OLUP OSMANLI'YI ARKADAN HANÇERLEDİĞİ İÇİN SÖZDE ARABİSTAN KRALI OLMUŞ, ANCAK HATÂSINI ANLAYIP DİRENMEYE KALKTIĞINDA DA İNGİLİZLER TARAFINDAN TEPETAKLAK DÜŞÜRÜLÜP, YERİNE ŞİMDİKİ SAPKIN VEHHÂBÎ SUUD ÂİLESİ GETİRİLMİŞTİR.

 

NE VAR Kİ, BATILILAR İÇİN ASÂLET ÖNEMLİDİR... HAZRET-İ İSÂ ONLARA GÖRE KRAL DÂVUD'UN SOYUNDAN GELMEKTEDİR VE YAHUDİLER'İN KRALIDIR. ÖYLEYSE ONUN SOYUNDAN GELENLER DE HIRİSTİYANLARIN KRALI OLMALIDIR!.. ANCAK BUNUN İÇİN HAZRET-İ İSÂ'NIN BİR NESLİ OLMALIDIR Kİ, BUGÜNLERE ULAŞSIN!..

 

İŞTE KUTSAL KÂSE EFSÂNESİ BURADA DEVREYE GİRMEKTEDİR... VE DAN BROWN'UN KİTABINDA SİON TARİKATI BÜYÜK ÜSTÂTLARINDAN LEONARDO DA VİNCİ'NİN YAPTIĞI BİR RESİM ÖNEM KAZANMAKTADIR... ORADAN DEVAM EDELİM:

 

Langdon: - "KUTSAL KÂSE, SANGREAL kelimesinin gerçek mânâsıdır. Fransızca SANGRAAL kelimesinden türemiş, sonra iki kelimeye bölünmüş, SAN GREAL olmuştur."

 

Sophie: - "Ben Kutsal Kâse'nin bir kadeh olduğunu düşünüyordum, sen bana Sangreal'ın bir çeşit karanlık sırrı açıklayan belgelerden oluştuğunu söyledin."

 

- "Evet ama, Sangreal Belgeleri, Kutsal Kâse hazinesinin sâdece yarısı... Geri kalanı Kâse ile birlikte gömülü. Belgelerin Tapınak Şövalyeleri'ne bunca güç vermesinin nedeni, sayfalarda Kâse'nin gerçek tabiatının açıklanmasıydı."

 

Kâse'nin gerçek tabiatı mı?.. Sophie artık ipin ucunu iyice kaçırmıştı. Kutsal Kâse'nin, Son Akşam Yemeği'nde İsâ'nın içmek için kullandığı, (daha sonra) ArimatealıYusuf'un çarmıha gerilen İsâ'nın kanını doldurduğu kadeh olduğunu sanıyordu.

 

- "Kutsal Kâse, İsâ'nın kadehi."

 

- "Sophie, Sion Tarikatı için Kutsal Kâse bir kadeh değil... Kadeh, başka bir şeyin çok daha güçlü bir şeyin mecâzî hâli... Kutsal Kâse, insanlık târihinde en çok aranan hazine olmuştur. Kâse efsânelere, savaşlara, ve bitmek tükenmek bilmeyen sorulara neden oldu... Sâdece bir kadeh olması, (sana) mantıklı geliyor mu? Eğer öyleyse, diğer kutsal hazineler de aynı, ya da daha büyük ilgi uyandırmalıydı. Dikenli Taç... Çarmıh (olarak) kullanılan Gerçek Haç... Titulus... Ama öyle değiller. Târih boyunca aralarında en özeli Kutsal Kâse olmuş."

 

Kâse'nin İngiltere'de bir yerlerde olduğuna, en azından 1500 senesinden beri Tapınakçılar'a âit pek çok kiliseden birinin altındaki odada gömülü olduğuna inanılıyordu. 1500... Büyük Usta 've Üstat) Da Vinci'nin dönemi... Tarikat, önemli belgelerini güven içinde saklamak için önceki yüzyıllarda pek çok kez yerlerini değiştirmek zorunda kalmıştı. Târihçiler, Kudüs'ten Avrupa'ya geldiğinden beri Kâse'nin 6 kez yer değiştirdiğini düşünüyorlardı. Kâse, son olarak 1447 yılında görülmüştü. Sayısız tanık bir yangın çıktığını, ve belgelerin her birini ancak altı adamın taşıyabildiği dört dev sandığa yüklenerek yanmaktan son anda kurtarıldığını anlatmışlardı! Belgelerin Büyük Britanya'da, Kral Arthur'un ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri'nin topraklarında olduğu fısıldanıyordu.

 

(Büyük Üstat) Leonardo yaşarken Kâse'nin nerede olduğunu biliyordu! Saklandığı yer günümüze kadar muhtemelen değişmemişti. Bu yüzden Kâse tutkunları, Da Vinci'nin eserleriyle günlüklerini derinlemesine inceliyorlardı. Kimileri Kayalıklar Bâkiresi'ndeki dağlık arka plânın, İskoçya'daki mağaralarla dolu dağların topografyasıyla uyuştuğunu iddia ediyordu. Kimileri ise, Mona Lisa'nın röntgen filmlerinden aslında İsis'in lapislazuli taşlı küpesini takarken resmedildiğinin anlaşıldığını iddia ediyordu. Bazıları da Son Akşam Yemeği'ndeki havârilerin şüpheli oturuş düzeninin bir çeşit şifre olduğu konusunda ısrar ediyordu.

(sf. 183-191)

 

"Kayalıklar Bâkiresi" (tablo) teklifi, Da Vinci'ye, "Lekesiz Doğum Kardeşler Birliği" diye bilinen bir kuruluştan gelmişti. Rahibeler istedikleri temayı belirtmişlerdi: Bir mağaraya sığınan (Hazret-i İsa'nın annesi Hazret-i) Meryem... Vaftizci bebek (Hazret-i) Yahya, Azrâil ve bebek (Hazret-i) İsâ... Da Vinci onların istediği gibi çalıştı. İşi teslim ettiğinde grup dehşete düşmüştü.

 

şimdi ben bu yazıları bir yerlerden enteresan bulduğum yazılardır,amacım kimseyi yahut bir yerleri karalamak değil enteresan bulduğum bu bilgileri sizlerle paylaşmak sizinde değerli görüşlerinizi almak bu konuda sizlere danışmak,birilerini üzdüysem kusura bakmayın selam ve sevgilerle,GÖÇMENOĞLU.

Link to post
Share on other sites
Guest gerçek
sayın jülide ben kaynak açıklamam ama siz buna yalanmı diyorsunuz yani böyle bir şey yok öylemi aksini ispat etmekle yükümlüsünüz siz de hristiyanlık karşıtı dini bile belli olmayan tanrıya inandıgı bile hala şüpheli, olan bir adamın şifresinden bahsediyorsunuz pagan etkileri islamiyette vardır önemli bir kısmı aynen devam etmektedir kuran çogu konuda doyurucu ikna edici açıklamalar getirmekten çok uzaktır neden sizin beyanınız hala çözülemeyen sırlar kuran kitabının içinde var diye idda ediyorsunuz da ondan bu kitaplar 1500-2000 sene evvel o zamanki yaşam 'a uygun olarak yazılmış muhammed bu zamanı bu gün olacakları biliyorsa ona büyücü denir nastradamus'tan ne farkı kalır ama benim bildiğim 2000 yılından sonrasını göremediğini söylemesidir tamam muhammed insandı hata yapabilir ama yaratan tanrı hata yapmaz kuran kitabının bazı yerlerinde var böyle sözler o zaman hata yapmayan tanrı neden gizli kapaklı anlaşılması imkansız konuşuyor ve kuran madem arapca ve öyle okumak sevap demekki arap toplumunu ilgilendiriyor eskimo arapca bilmez ögrenmezde bu durumda kuran kitabı evrensel degil yereldir dünyaya açılması imkansızdır.
arkadaşım yalanın daniskasını koymuşsun hemde neyin ispatını istiyorsun bayan senin saçma sapan açıklamalar aklınca tevsirler yaptığın ayetlerin gerçek manasını anlatılmak isteneni koymuş sen hala aynı kaynakdan zırvalık dolu yalanları getirip birde aksini ispat edin diyorsun senin kaynağın ne idda ettiğin bu yalanlara sponsorun kim söyle bakalım

 

oysaki hırıstiyanlık hakkında konulan her konun kaynağı belli senin ayetlerin ve manaları üsteklik bu manalarını senin inancından araştırmacıların yaptıklarıdır sen hangi birinin aksini ispat edebildinki ayetlerle geliyorsun sana gerçek manalarıyla açıklamaları yapılıp bilgilendiliryor onun dışında saçma sapan uydurma hikayelerle geliyorsun birde kaynak belirtemem aksini ispat edin diyorsun senin bu bilgileri getirdiğin kaynakları gayet iyi bilirm onları o insanları sitelerin iftiraları rezillikleri bini aşmış şimdi hırıstiyanın alfabesini bana dizdirme emin olki içinden çıkmazsın öyle seninki gibi kaynağını bile belirtemediğin yalanlarda değil hepsi senin gibi hırıstiyanların yaptıkları ve yazdıklarıdır

 

hz muhammedin öldüğünde tek bir kölesi bile yokken ayeti koyup ve yalanlarını ayete dayandırarak iiftiralar atacağına ayeti gerçek manalarından saptırcağına tabik kendi aklınce öyle sanıyorsun

 

sen gittie kiliselerde vatikan papzların bir birleriyle akla abes ilişkilerini ordaki gay skandallarını tarinizdeki papaların papazların kızlarıyla çocuklarıyla kız kardeşleriyle ensest ilişklerini bunuda kutsal kitaptaki peygamberlere yakıştırlan hikayelerden destek alarak yaptıklarını araştır

 

kendi inancından tarihinden bu kadar bi haberken kurandan bir ayeti alıp kendince işine gelen anlamı yükleyip peygamberi itham etmek senin haddini aşar

 

 

eğer bilmiyorum diyorsa yada yok öyle şeyler diyorsan senin incında en üst din görevlisinden tut en aşşağısına kadar ki kişlerin yaşadıkları bu ilişkleri sana çarçaf çarçaf sunarım üstelik seninki gibi iftira değil tarihinize ve teooloji geçmişinize yazılmış utanç ve acı gerçeklerdi

Link to post
Share on other sites

arkadaşım muhammed'in hayattayken bir sürü kölesi cariyesi ve kadınları vardı (cizre) neyin vergisi-savaş ganimeti ne demek, neymiş bana cevap vermiş senin anladıgın anlıyacagın anlamda yazılmış o yazı ancak sen inanırsın ben hristiyanlıkta kölelik yok demedim o çaglarda bunlar normaldi ama islamiyet bunu yapmamış deme bilmeden konuşma islamiyetde talan -savaş- ganimet üzerinde ilerledi kuran kitabında bile kölelerinize iyi davranın diyor o yazı bana degil sana yazılmış.

Link to post
Share on other sites
Guest gerçek
arkadaşım muhammed'in hayattayken bir sürü kölesi cariyesi ve kadınları vardı (cizre) neyin vergisi-savaş ganimeti ne demek, neymiş bana cevap vermiş senin anladıgın anlıyacagın anlamda yazılmış o yazı ancak sen inanırsın ben hristiyanlıkta kölelik yok demedim o çaglarda bunlar normaldi ama islamiyet bunu yapmamış deme bilmeden konuşma islamiyetde talan -savaş- ganimet üzerinde ilerledi kuran kitabında bile kölelerinize iyi davranın diyor o yazı bana degil sana yazılmış.
bak hala talan savaş ganimet diyorsun yahu bırak juydurma hadis aadı altındaki iftiraları bu hikayeleri misyoner zihineyler ciddiye alıp islamı bu şekilde lanse etmeye çalışırlar yahu verdiğin ayetleri bile açıkça anlatıyorlar bu yukarda saydığın konular yüzlerce kez anlatıldı ama sen sırf işine gelmiyor diye alakası olmayan manaları koyup bunları diline doluyorsun

 

arkadaşım gerçeği ordan burdan bulduğun yalanlarla karalayamazsın çünki senin iman ettiğin gerçek sandığın yalanlar araştırmalar ve konularla sunulurken karalamaya çalıştığın gerçeklerin güzelliklerini daha fazla parıldamaya başlıyor

sen çabaladıkça çırpındıkça inancındaki gizlemeye çalıştığınız çelişki düzmeceler teker teker ortaya çıkıyor senin sayendede aslınsa islama atılan iftiraların uydurulmaya çalışan yalan yanlış hikayelerinde nasıl çıktığıda günyüzüne çıkıyor ve zaten asılsızlıkları yalan olduklarıda açıkça verilen cevaplarla alenileşiyor :D

 

sense bocalayıp duruyorsun bence fazla zorlama çünki karalayayım çabasına girdikçe inancının gerçek yüzü gün ışığına çıkıyor ve sen bu defada çark ediyorsun kendi inancında yok demedim diye cümleler kuruyorsun yok demiyorsunda varda demiyorsun ama var olduğunu köleliğe bakış açınızı tarihteki köle zulmünüzü bile bile islamdaki köle ve kölelik anlayışına dil uzatman kendi inancından habersiz oluşana yada karşındakileri öyle sanışına bağlı

savaş ganimeti cizreyide ne olduğunu bilmeden araştırmadan diline doluyorsun

 

onunda sana tokat gibi cevabı gelir arkasından hırıstiyanlıktaki savaş vergi köle konusu ortaya konur ve senin inancında tarihinde üstü örtük bir çok acı gerçeğinde ortaya dökülmesine yol verirsin:D

jülide arkadaş sağolsun sana yazdığı cevaplardan sonra senin inancındaki aynı konuları sunması çok öğretici ve zekice;)

Link to post
Share on other sites
arkadaşım muhammed'in hayattayken bir sürü kölesi cariyesi ve kadınları vardı (cizre) neyin vergisi-savaş ganimeti ne demek, neymiş bana cevap vermiş senin anladıgın anlıyacagın anlamda yazılmış o yazı ancak sen inanırsın ben hristiyanlıkta kölelik yok demedim o çaglarda bunlar normaldi ama islamiyet bunu yapmamış deme bilmeden konuşma islamiyetde talan -savaş- ganimet üzerinde ilerledi kuran kitabında bile kölelerinize iyi davranın diyor o yazı bana degil sana yazılmış.

 

evet Hz Muhammedide kölesi veya köleleri vardı bunlardan biriside bilal habeşi idi ve ilk ezanı okuyan kişiydi,islamda köleler avrupa ve amerikada olduğu gibi en ağır işlerde çalıştırılmaz insan onuruna yakışmayan hakaretlede yapılmaz,peygamber efendimizin veda hutbesini ukursan beyazın siyaha diye başlayan hutbesini kölelerin nasıl azat edildiğinide nasıl muamele gördüklerini hemen anlarsın,üstelik peygamber efendimiz okuma yazma bilen köleleri okuma yazma öğretmeleri şartı ile salıvermiştir,

 

ha dahada ikna olmadıysan amerikanın ve avrupanın kölelere yatıkları muameleleri boy boy resimlerle getireyim karşına ne dersin,arayayan bulurmuş genelde bende araştırma yaparsam çok şeyler bulacağımada kaniyim.slm,lar göçmenoğlu...

:thumbsup:

Link to post
Share on other sites

o zaman hristiyanlıkta kölelik ne demek bu başlıgı kullanma nedeni bilgilendirmekmi karalamakmı dogru olarak cevap ver helal olsun diyeyim

--------------------

3- Müslüman olmayanlar cennete gidebilir mi?

Gidebilir/ Bakara-62. Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah’a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku ve üzüntü yoktur. (Ayrıca Maide-69 )

Gidemez/ Ali İmran-85. Kim İslam’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır. (Ayrıca tevbe-30)

4- Cennetin genişliği ne kadardır?

Göklerle yer kadar/ Ali İmran -133. Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.

Gökle yer kadar/ Hadid-21. Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni, gökle yerin genişliği kadar olan, Allah’a ve Resulüne inananlar için hazırlanan cennete yarışırcasına koşun. İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.

5- İlk müslüman kimdir?

Enam-163′e göre Muhammed.

Araf-143′e göre Musa.

Ali İmran-67′ye göre İbrahim.

bunlar neyin şifreleri yalanın şifreleri.

--------------------

Allah insan gibi yemin eder mi?

Naziat suresi de şöyle başlar: “(1) Canları boğarcasına şiddetle çekip alanlara and olsun, (2) Canları kolaylıkla alanlara and olsun, (3) Yüzüp yüzüp gidenlere and olsun, (4-5) Yarıştıkça yarışan ve işleri yöneten meleklere and olsun “.

Ayrıca Kur’an Allah’ın yeminleri ile doludur. Arapların çok yemin ettiği özelliği bilinir de Allah’ın bu kadar çok yemin etmesi anlaşılmaz. Yoksa bu yeminler Muhammed’in yeminleri midir?

29- Allah küfreder mi?

Enam-108′de “Allah’tan başkasına tapanlara sövmeyin; sonra onlar da bilmeyerek Allah’a söverler.” denmesine rağmen;

Bakara-171, Araf-179, Furkan-44, Tevbe-28, Bakara-65, Maide-60, Cuma-5, Araf-176 da farklı inançlardakilere hayvan, eşek, köpek, domuz, pislik, maymun diye sövülmüştür.

--------------------

arkadaşım hristiyanlıgı kötülemek, yanlış oldugunu ispat etmek için vinci'nin şifrelerine muhtaç olmanız ne kadar acı adam bir resim yapmış vay yanındaki kadınmı erkekmi siz muhammed'in cariyelerini(sex köleleri) araştırsanız kadınmı erkekmi diye.

Link to post
Share on other sites
o zaman hristiyanlıkta kölelik ne demek bu başlıgı kullanma nedeni bilgilendirmekmi karalamakmı dogru olarak cevap ver helal olsun diyeyim

--------------------

3- Müslüman olmayanlar cennete gidebilir mi?

Gidebilir/ Bakara-62. Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah’a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku ve üzüntü yoktur. (Ayrıca Maide-69 )

Gidemez/ Ali İmran-85. Kim İslam’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır. (Ayrıca tevbe-30)

4- Cennetin genişliği ne kadardır?

Göklerle yer kadar/ Ali İmran -133. Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.

Gökle yer kadar/ Hadid-21. Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni, gökle yerin genişliği kadar olan, Allah’a ve Resulüne inananlar için hazırlanan cennete yarışırcasına koşun. İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.

5- İlk müslüman kimdir?

Enam-163′e göre Muhammed.

Araf-143′e göre Musa.

Ali İmran-67′ye göre İbrahim.

bunlar neyin şifreleri yalanın şifreleri.

--------------------

Allah insan gibi yemin eder mi?

Naziat suresi de şöyle başlar: “(1) Canları boğarcasına şiddetle çekip alanlara and olsun, (2) Canları kolaylıkla alanlara and olsun, (3) Yüzüp yüzüp gidenlere and olsun, (4-5) Yarıştıkça yarışan ve işleri yöneten meleklere and olsun “.

Ayrıca Kur’an Allah’ın yeminleri ile doludur. Arapların çok yemin ettiği özelliği bilinir de Allah’ın bu kadar çok yemin etmesi anlaşılmaz. Yoksa bu yeminler Muhammed’in yeminleri midir?

29- Allah küfreder mi?

Enam-108′de “Allah’tan başkasına tapanlara sövmeyin; sonra onlar da bilmeyerek Allah’a söverler.” denmesine rağmen;

Bakara-171, Araf-179, Furkan-44, Tevbe-28, Bakara-65, Maide-60, Cuma-5, Araf-176 da farklı inançlardakilere hayvan, eşek, köpek, domuz, pislik, maymun diye sövülmüştür.

--------------------

arkadaşım hristiyanlıgı kötülemek, yanlış oldugunu ispat etmek için vinci'nin şifrelerine muhtaç olmanız ne kadar acı adam bir resim yapmış vay yanındaki kadınmı erkekmi siz muhammed'in cariyelerini(sex köleleri) araştırsanız kadınmı erkekmi diye.

 

müslüman olmayanlar elbetteki cennete girer bu gün düşünürsek firavunun karısı asiye musaya inanan itikadı tam bir kimseydi elbetteki cennete girmeye hak kazandı firavunun musaya karşı topladığı sihirbazlar onun peygamber olduğunu anlayıp iman ettikten sonra öldürüldüler elbetteki cenneti hak edenler arasındaydılar,isa peygambere ama hakiki incile iman edenler ve isa peygambere hakkıyla inananlar elbetteki cenneti hak edenler arsındadır,ibrahim peygambere ve tevrata hakkı ile inananlar tabiiki cennetle müjdelenenler arasındadır,şimdi birisi çıkacak isa peygemberi tanrının oğlu ilan edecek yaratana ortak koşacak sonrada cenneti bekleyecek,inanıyormusun buna,peki madem bir soru isa peygamberin genetik yapısı kime aitti?,bu gün kokoca kainatı yaratan tanrının genetik yapısındamıydı??,bu olamaz zira bu şekil düşünce tanrıyı bir beşer gibi etten kemikten mamul bir varlık sınıfına sokmazmı tanrının bir bedeni bir cesedi olmayacağına göre genetiğide olmayacaktır peki o zaman annesinin genetiği ile aynı yapalım o zamanda genetik itibarı ile isa tanrının oğlu olamaz zira genetizm canlı varlıklara ait bir olaydır,peki o zaman isa nasıl bir varlıktır,birisi tarafından doğurulmuş büyürülmüş aynen bir insan gibi genetiğe sahip insanca duygulara sahip birisi halbuki tanrı doğmamış doğurulmamış olması gerekir ve tanrıda aynen öyledir şimdi bütün bu şartlar altında isaya tanrının oğlu demek akla ziyan bir düşünce şekli değilmi sizce..

Link to post
Share on other sites

Barnaba İncili’nin Tarih ve Coğrafya ile İlgili Çelişkileriİncil’deki gerçek Barnaba aslen Kıbrıslı olup asıl adı Yusuf’tu ve Yahudiler’in en eğitimli kavmi olan Levililer’dendi. İsa’nın havarileri onu Barnaba “Cesaret Verici” diye adlandırmışlardı (İncil: Elçilerin İşleri 4:36-37). Barnaba, ait olduğu milletin yurdunu ve yaşadığı yüzyıl olan 1. yüzyıldaki durumu çok iyi biliyordu. Barnaba İncili’nin yazarı da bunları bildiği iddiasındadır. Ama, buna karşın eser, 1. yüzyıl Filistin’inde yaşayan Barnaba gibi tahsilli bir Yahudi’nin yapmayacağı tarihi ve coğrafi hatalarla doludur. Bu eserin 1. yüzyıl Filistin’inin değil, ortaçağ Avrupası’nın toplumunu anlattığını hemen anlamak çok kolaydır. Birkaç örnek vermek gerekirse:

 

1. Barnaba’nın bizi hayrette düşüren ilk hatası, Nasıra ve Kudüs şehirlerinin bir göl ya da deniz kıyısında bulunduğunu sanmasıdır. Bilindiği gibi Hz. İsa’nın büyüdüğü Nasıra kenti, en yakın göl olan Celile gölünden 600 metre kadar yükseklikte ve 25 kilometre kadar uzaklıkta bulunmaktadır—ve antik çağda bunun gibi bir mesafe uzak sayılırdı. Kudüs ise 811 metre yükseklikte ve en yakın göl olan Lut Gölü’nden 23 kilometre kadar uzaklıkta bulunmaktadır. Ama Barnaba’nın 20. bölümüne göre, “İsa Galile denizine gitti ve bir gemiye binerek Nasıra’ya doğru yola çıktı... Nasıra kentine gelince denizciler, İsa ne yaptıysa hepsini yaydılar.” Dahası var. 151. bölüme göre Hz. İsa’nın bindiği gemi Nasıra “limanından” (!) çıkıp uzaklaşıyormuş. Bu gemi yolculuğu nerede son buluyormuş biliyor musunuz? Kudüs’te!! Bölüm 152’de şunları okuyoruz, “İsa Kudüs’e gelip de...” Anlaşılan, Barnaba’ ya göre Nasıra’dan Kudüs’e gemiyle gidilebilir! Tıpkı günümüzde, “Ankara’dan bir gemiye binip Adana’ya gittim” demek gibi!

 

2. Barnaba’nın 119. bölümünde İsa’nın şekerden söz ettiği yazılıdır. Ama şeker Akdeniz yöresine ancak İ.S. 7. yüzyılda, Müslüman Araplar sayesinde girmeye başladı. Şeker sanayiini Araplar İranlılar’dan, İranlılar ise İ.S. 6. yüzyılda Hintliler’den öğrenmişlerdi. Avrupalılar şeker sanayiini Müslüman Araplar’dan öğrendiler. Şeker 1. yüzyıl Filistini’nde bilinmeyen bir maddeydi. Okuyucu şunu anlamalıdır ki, Hz. İsa’nın şekerden söz etmesi, otomobilden söz etmesi kadar gülünç olurdu. Barnaba İncili’nde şekerden söz edilmesi yazarın sahtekârlığını açığa vurmaktadır. incil-i

 

3. Barnaba’nın 54. bölümünde 60 “minuti”ye bölünen bir altın dinardan söz ediliyor. Hz. İsa’nın zamanında ise, Roma İmparatorluğu’nda dinar, altından değil gümüşten yapılırdı. Her Roma dinarı 16 “as”a, her “as” da 4 “kuadrans”a eşitti. “Minuti” diye bir para birimi yoktu. “Minuti” denilen para birimi yüzlerce yıl sonra ortaya çıkmış ve Roma İmparatorluğu’nda değil, İspanya’da kullanılmıştır. Barnaba İncili’nin yazarı 1. yüzyılda Filistin’de var olmayan bir paradan söz etmekte ve uydurma kitabında para birimi olarak bunu göstermektedir. Alınan tüm tedbirlere rağmen, herhangi bir sahte eser kendini ele verir. Barnaba İncili de bu konuda bir istisna değildir.

 

4. Barnaba İncili’nin 121. bölümünde anlatılan mahkeme işlemi ancak yüzyıllar sonra ortaçağda kullanılan usuldedir. Sanık, yargıç tarafından sorguya çekilirken noter onun tanıklığını özetleyip kaydeder. Hz. İsa’nın yaşadığı 1. yüzyılda böyle bir usul yoktu.

rilmişmidir?

5. Barnaba İncili’nin 152. bölümünde “tahta fıçılar”dan bahsediliyor, ancak 1. yüzyılda şarabı korumak için tahta fıçılar kullanmak hiç bilinmeyen bir şeydi. O dönemde yaşayan insanlar deriden tulumlar kullanırlardı. (Bkz. İncil: Matta 9:17),

 

6. Barnaba İncili’nin anlatım tarzı bile dikkat çeker. 222 bölümden oluşan bu eserin İtalyanca metni, Toskanalı ve Venedikli diatessaronları örnek almıştır. İ.S. 13. ve 14. yüzyıllarda hazırlanan bu diatessaronlar (yani, gerçek İncil’in dört “müjde kısmı” özetleyip tek cilt haline getiren eserler) İtalya’da çok rağbet gördü. Bu ebatta diatessaronlar ilk defa olarak 13. yüzyılda yazıldığına göre Barnaba İncili de ortaçağda yazılmış olsa gerek, ne diyorsunuz?

Sahte Barnaba sık sık büyük Hıristiyan bilgini Jerom’un İ.S. 4 yüzyılda yaptığı Tevrat, Zebur ve İncil’in Latince Vulgat çevirisinden aktarmalar yapıyor. (Bkz. bölüm 74 ve Zebur: Mezmur 84:6; bölüm 12 ve Zebur: Mezmur 110:3; bölüm 118 ve Tevrat: Yeremya’nın Mersiyeleri 3:51, bölüm 4 ve İncil: Luka 2:15). Ayrıca, Barnaba İncili’nde Dante’nin şiirlerinden (İ.S. 1265-1321) bir sürü aktarmanın bulunması, bu eserin ortaçağda yazıldığına dair başka bir kanıt oluşturur (Bkz. bölüm 60, 78, 106, 135, 217).

--------------------

arkadaşım yazında hristiyanlarda(inanmayanlar) cennete gider derken verdigin örnek sence saçma degilmi neydi konu inanmayanlar bunu derken fravunun karısının inananlardan oldugunu söylüyorsun çelişkiye düşme ben inanmayanlar diyince islamın dışı anlıyorum fravunun karısı bu tanıma uyuyormu.

Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.



×
×
  • Create New...