Jump to content
Sign in to follow this  
Melâl

Atatürk’ün Florya Günleri

Recommended Posts

florya_ataturk.jpg?w=595&h=348

 

Atatürk İstanbul’da, Florya kıyılarına yaptığı bir gezide yanındakilere, “İstanbul’u fethetmişiz ama buraları elde edememişiz!” der… Ankara’dan İstanbul’a her gelişinde, kent içinde olduğu kadar, otomobille o dönem İstanbul’un banliyölerinde de geziye çıkan Atatürk, o güne kadar bilmediği, görmediği köşelerde, karşılaştığı vatandaşlarla sohbet eder, dert ve dileklerini dinlerdi…

1935’in Haziran ayının ilk Cuma günü, yakın arkadaşlarıyla birlikte otomobillerle kent dışında böyle bir geziye çıkmışlardı. Yeşilköy’ü geçtikten sonra Florya’da otomobili durdurdu. Yanındakilerle birlikte otomobillerden indiler.

Gazi, bir süre denizi seyret-tikten sonra yanındakilere, “Bütün güzelliğine ve yakınlığına rağmen, bu deniz bize küskün görünmüyor mu?” diye sordu ve sahile indi. Beyaz, incecik kumu avuçlarına alarak inceledi, daha sonra insana hasret pırıl pırıl ve tertemiz denize baktı… O gece bir milletvekilinin Yeşilköy’deki evinde kalan Gazi fazla beklemedi. Ertesi gün yetkililerle görüşerek isteklerini açıkladı: Florya’yı deniziyle, kumuyla, doğallığıyla çok beğenmişti ve 1930’ların ilk yarısında, İstanbul’un gözde sayfiye yerleri, plajları arasında adı bile geçmeyen bu semti İstanbul’a kazandırmak istiyordu.

Buraya her yaştan İstanbullunun yararlanabileceği modern tesisler ve kendisine de bir yer yapılmasını arzuluyordu. Böylece Ankara’dan İstanbul’a gelişlerinde, mevsim yaz ise, devlet işlerini de buradan sürdürecek, fırsat buldukça da denize girecekti…

Florya Deniz Köşkü için hemen bir proje hazırlandı. Ancak bu projeyi yapanlar, her şeyden önce Cumhurbaşkanının güvenliğini düşündüklerinden, Atatürk’ün bir isteğini ‘kulak arkası’ etmişlerdi.

Bu projeye göre, köşk kumsalın sonundaki bir tepecik üzerine yapılacak, aşağıda da bir banyo yeri hazırlanacaktı. Bu arada demiryolu hattının da geriye çekilmesi planlanmıştı. Bölge -Gazi’nin isteğinin aksine- tamamen halka kapatılacak, Atatürk’e özel bir yer haline getirilecekti. Bölgenin halka açık olması halinde, Gazi’nin korunması kolay olmayacaktı…

Ama Gazi’nin düşüncesi tam tersiydi. O, bu kumsaldan ve denizden herkesin yararlanmasını istiyordu. Kararı kesindi: Florya halka açık olacaktı. Bu yüzden uzmanlara, “Ankara’da dağ başında yaşıyorum. İstanbul’da Saray’a hapis oluyorum. Bırakın; burada geleni gideni göreyim. Hiç olmazsa tren sesini işiteyim” dedi ve projede gerekli değişikliğin yapılmasını istedi…

Florya Deniz Köşkü Halkla İç İçe Olacak

 

Gazi, yeniden hazırlanarak kendisine sunulan üç projeden, Cumhuriyet döneminin ilk mimarlarından Seyfi Arkan’ın hazırladığı çalışmayı beğendi. Mimarı, daha önceden yaptığı Çankaya’daki Hariciye Köşkü inşaatı nedeniyle tanıyordu. Ama bu beğenide daha çok, mimarın deniz köşkünü bir halk plajıyla birlikte, bir bütün olarak ele alması etkili olmuştu.

Projeye göre köşk, deniz üzerinde çelik ayaklara oturacak, tek katlı ve ahşap iskeletli bir yapı olacaktı. Birbirini dik kesen iki dikdörtgen hacim olarak tasarlanan yapıya, kara tarafından yaklaşık 90 metre uzunluğunda bir köprüyle gidilecekti. Daha sonraları “Atatürk’ün özel mimarı” diye anılacak olan Seyfi Arkan’ın projesi hemen uygulamaya konuldu. İstanbul Belediyesi ise, modern halk plajının kabinlerinin yapımı için kolları sıvadı…

İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda kalan Gazi, gün aşırı gelip çocuksu bir heyecan içinde inşaatın durumuna bakıyor, bir an önce tamamlanması için adeta gün sayıyordu.

Dönemin gözde dergilerinden “Hafta”, Atatürk’ün Florya’da mayo ile çekilmiş fotoğraflarına kapağında yer verirken, yapılan çalışmalarla ilgili olarak şunları yazıyordu:

İstanbul dünyanın en güzel plajlarından birine sahiptir. Bu, Florya Plajı’dır. Kumu, ılık suyu, genişliği, güneşliği, arkasında bol ağaçlı bahçesiyle Florya Plajı yeryüzünde nadir bulunur. Bugüne kadar şunun bunun elinde, barakalarla idare edilen Florya Plajı, Atatürk’ün işaretiyle ihya edilmektedir. Yakında bir gün bu plajın Avrupa’dakilerin ayarında değilse bile, yanı başımızdaki Bulgarların Varna ile Romenlerin Köstence plajları ayarında olacağına şüphe yoktur.

Bu hummalı çalışma sonucu, deniz köşkü iç dekorasyonuyla birlikte 43 gün gibi rekor sayılacak bir sürede tamamlandı ve Gazi, 14 Ağustos 1935 günü buraya yerleşti. Köşkü ‘birinci derecede ikametgâh’ olarak seçen ve çok beğenen Gazi, Ankara’ya döndüğü Eylül ayına kadar burada kaldı…

 

ataturk_florya.jpg?w=595

 

O günden sonra İstanbul’a gelişlerinde Gazi, mevsim yazsa Florya Deniz Köşkü’nde kalmaya başladı. Köşk’ün yanı başına yapılan halk plajı da tamamlandığından sürekli halkla beraber, halkın içindeydi. Çoğu kez Köşk’ten çıkıp plaja geliyor, burada halkla beraber denize girip çıkıyor; halk da çoluk-çocuk cümbür cemaat, Atatürk’ü yakından görmek, Atatürk ile birlikte olmak imkanını elde ediyordu. Gazi teşrifat kurallarını umursamıyor, güvenlik tedbirlerine de aldırış etmiyordu. Kimi zaman da Yeşilköy yolunda yürüyüşe çıkan Gazi, yolda rastladığı vatandaşlarla sohbet etmekten de çok hoşlanıyordu. Akşamlarını da çoğu kez sabahlara dek uzanan sofralarda, misafirleri ve yakın çevresindekilerle birlikte burada sürdürüyordu…

1935’te toplam 665 kişinin yaşadığı tenha bir semt olan Florya, Atatürk’ün çabaları sonucunda, kısa sürede halkın benimsediği bir sayfiye yeri oldu. Beyaz Park, Caddebostan, Suadiye, Moda, Fenerbahçe gibi, dönemin gözde sayfiye ve plajları arasındaki yerini aldı.

Florya’nın tek sorunu, kent merkezine uzak oluşuydu. Ancak İstanbul Belediyesi ile Devlet Demiryolları’nın ortak projesi sonucu gerçekleştirilen ‘kombine biletler’ çözümü, plaja rağbet arttırdı.

Kombine bilet alanlar, önce tramvay ile Sirkeci’ye geliyor, oradan da trenle Florya’ya gidiyorlardı. Akşama kadar denize girdikten sonra da, aynı yoldan geri dönülmekteydi. Plaj ücretinin de içine dahil olduğu bu biletler, büyük ilgi gördü…

Köşk’e yerleşmesinden bir hafta sonra Gazi, Bakanlar Kurulu toplantısının burada yapılmasını kararlaştırdı. Bakanlar, 21 Ağustos 1935 günü Florya’da toplandılar. Gazi, bakanlara Köşk’ü gezdirip onların görüşlerini aldı. Daha sonraları Başbakan İsmet İnönü, Florya, Yeşilköy’e yakın olduğundan, Ankara’dan uçakla gelmeyi tercih edecek, kimi geliş ve gidişlerinde de Yeşilköy Havaalanı’nda Atatürk tarafından karşılanıp uğurlanacaktı.

VIII. Edward Köşkte

 

Florya Deniz Köşkü 1936’nın Eylül ayı başlarında, kısa bir süre de olsa, önemli bir konuğu ağırladı. Bu konuk, daha sonraları aşkı uğruna tahtından feragat edecek olan İngiltere Kralı VIII. Edward idi. Gazi, Türkiye’ye gelen İngiltere Kralı VIII. Edward şerefine Köşk’te de bir kokteyl düzenletti. Kokteyl öncesi Köşk’ü gezen ve çok beğenen Kral, duygularını şöyle ifade etti:

Ben bir kralım; ama denizin üzerinde böyle şirin ve sakin bir dinlenme ve düşünme yerim yok. Deniz üstünde bir kulübem bile yok. Hele böyle halkın yanında, halkla iç içe bulunmak ayrıcalığı çok ama çok büyük bir şeydir.

Gazi, 1937’nin Haziran başlarında Türkiye’yi ziyarete gelen Ürdün Kralı Abdullah’ı da Florya Deniz Köşkü’nde ağırladı; misafiri onuruna bir yemek verdi, bu arada kendisine bir de sürpriz yapar.

Kralı sevindiren bu sürpriz, onuruna düzenlenen bir Türk Sanat Müziği konseriydi. Başta Münir Nurettin Selçuk olmak üzere, dönemin ünlü sanatçıları. Kral Abdullah’a Türk Sanat Müziği’nden seçme parçalar dinlettiler.

Konser başlar başlamaz Kral, yemeği bıraktı, masadaki öbür konuklara da, ‘Susunuz’ işareti yaparak şunları söyledi: “Böyle bir musikiyi dinlerken yemek yenilmez. Önce dinleyelim, sonra yeriz. Yemeğimiz soğusa da ziyanı yok…

Avrupa ufuklarını savaş bulutlarının kaplamaya başladığı 1938 yazının başlarında, Florya yine heyecanla Gazi’yi bekliyordu. Ama aradan geçen sürede çok şey değişmişti.

Atatürk’ü her geçen gün biraz daha halsiz ve yorgun düşüren hastalığın ismi belirlenmiş, tedavisine başlanmıştı. Buna rağmen Gazi, devlet işlerini aksatmamaya çalışıyor; Hatay konusunda Fransa ile sürdürülen görüşmelerin anlaşmazlıkta sonuçlanması üzerine, sorunun gerekirse askeri yoldan çözümleneceğini göstermek için güney gezisine çıkıyordu…

Adana ve Mersin gezileri Gazi’yi çok yordu; hastalığının seyri de ağırlaştı ve Ankara’ya döner dönmez, İstanbul’a gitme kararını verdi. Takvimler 27 Mayıs 1938’i gösterirken, Gazi İstanbul’daydı…

Atatürk, o gece Dolmabahçe Sarayı’nda dinlendi. Ertesi gün aylardır göremediği Florya Deniz Köşkü’ne gitti. Burada bir süre kaldıktan sonra, Dolmabahçe Sarayı’na dönerken, otomobilde birden rahatsızlandı.

Göğsüne vuran sancı ne-deniyle kalp krizi geçirdiği zannedildi. Yanında bulunan Salih Bozok bu nedenle Gazi’ye trinitrin hapı verdi. Sancı biraz hafifleyince de Gazi son sürat Dolmabahçe Sarayı’na götürüldü. Alelacele bulunup Saray’a getirilen Prof. Dr. Neşet Ömer Bey, yaptığı muayene sonucu sancının kalpten değil, karaciğerden kaynaklandığını belirledi.

Florya’da Son Tur

 

Bu arada Gazi, Dolmabahçe Sarayından Savarona yatına geçmiş, tedavisine burada devam edilmeye başlanmıştı. Bundan sonrasını, Atatürk’ün Florya’ya veda ettiği 10 Temmuz 1938 gününün öyküsünü, yakın arkadaşı Kılıç Ali’nin kaleminden okuyalım:

“Atatürk, bir gün Acar motoruyla bir gezinti emretti. Motorda hemşireleri Makbule Hanımefendi, Afet (İnan) ve Sabiha (Gökçen] hanımlar, Prof. Neşet Ömer Bey, ben, Salih Bozok ve yaverleri beraber bulunuyorduk. Öğle yemeğini yine motorda, yattaki adetleri veçhile düzenlettikleri masalarda yedik. Yemekten sonra motorun salonundaki bir koltuk üzerine uzandılar. Acar ile önce Florya’ya gidildi…”

Atatürk’ün hastalığını bilen Florya halkı, o gün Gazi’yi birdenbire Acar motorunda, giyinmiş, kuşanmış bir halde görünce, sevinçten kıyametler koparır, Kılıç Ali bunu şöyle aktarır: “Heyecanlı tezahürat yapılıyordu. Atatürk, bu samimi ve candan gösteri karşısında ayağa kalktılar. Motorun yan küpeştesine kadar geldiler. Orada halkın alkışlarına, ‘Yaşa, varol’ seslerine mukabele ve motorun geçtiği sahillerdeki topluluklara ayrı ayrı iltifatlar ettiler…”

Aslında o gün Atatürk Florya halkına, Florya halkı Atatürk’e veda ediyordu…

Share this post


Link to post
Share on other sites

Çocukluğum orada geçti:) her bakışımda Mustafa Kemal in fotoğrafları gözümün önüne gelirdi..Bakmayın köşk falan dendiğine ..Öyle hamamogulları bornozunu giyen savaşçıları yoktu,pek korumasıda yoktu,altınkaplama mıçtırgaçlarıda yoktur.. hemen 30-40 mt ilerisinde yüzerdik ..

Hep onun denizde foto çektirdiği bölgeye bakardım..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...