Jump to content
Sign in to follow this  
Melâl

Hayr-ün-Nessâc

Recommended Posts

Evliyanın büyüklerinden. Asıl adı Muhammed bin İsmail olup, künyesi Ebü’l-Hasen’dir. Aslen, Samarrâ şehrinden olup, Bağdâd’da ikâmet ederdi. Daha çok Hayr-ün-Nessâc lakabı ile meşhûrdur. Sırrî-yi Sekâtî’nin talebesi, Cüneyd-i Bağdadî ile Ebü’l-Hüseyn Nuri’nin akranı idi. Ebû Hamza Bağdadî ve başka zâtlarla görüşüp sohbet etti. Ebü’l-Abbâs ibni Ata, Ebû Muhammed Cerîrî belli başlı talebeleridir. İbrâhim-i Havvâs, Ebû Bekr Şiblî ve başka bir çok kimse, sohbetlerinde bulundular. Ebû Bekr Şiblî’yi, yetişmesi ve lüzumlu ilimleri öğretmesi için, Cüneyd-i Bağdâdî’ye gönderdi. İnsanlara vâz ve nasîhat eder, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlatırdı. Güler yüzlü ve tatlı sözlü idi. Güzel ahlâkı ile herkesin kalbine te’sir ederdi. Hilmi (yumuşaklığı), haram ve şüphelilerden sakınması, nefsinin arzularına muhalefet etmesi, âlimlere ve evliyaya olan muhabbet ve bağlılığı mükemmeldi. Hep büyüklerden anlatırdı. Sözleri çok te’sirli idi. Kerametleri, nasihatleri, hikmetli sözleri meşhûrdur. 933 (H. 322)’de 120 yaşında vefat etti.

Ebü’l-Hüseyn Mâlik şöyle anlatıyor: “Hayr-ün-Nessâc (rahmetullahi aleyh) vefat ettiği zaman yanında idim. Akşam namazı vakti idi. Vefat edeceği zaman kapıya doğru işaret ederek: “Allahü teâlâ sana, benim canımı almayı, bana da namaz kılmayı emretti. Şu anda namaz vaktidir. Ben, bana emrolunanı yapayım sonra sen, sana emrolunanı yaparsın” buyurdu. O zaman biz, Hayr-ün-Nessâc’ın Azrail aleyhisselâm ile konuştuğunu anladık. Sonra abdest alıp, namazını kıldı. Yatağına uzandı, gözlerini kapadı ve Kelime-i şehâdet getirerek ruhunu teslim etti. Vefatından sonra kendisini rüyada görüp: “Allahü teâlâ sana nasıl muamele eyledi?” diye sordular.’ “Bana bundan sormayın, fakat ben, haramlarla ve günahlarla dolu alçak dünyâdan kurtulup rahata kavuştum” buyurdu.

Bir gün Hayr-ün-Nessâc hazretlerine birisi gelerek, “Ey üstâd! Dün siz eğirilmiş ipliği iki dirheme satıp, parasını cebinize koymuştunuz. Ben de size duyurmadan o iki dirhemi cebinizden aldım. Fakat iki dirhem elimde iken elim kapandı ve açılmıyor. Ben yaptığıma pişman olup tövbe ettim. Dua edin de elim açılsın” diye yalvardı. Hayr-ün-Nessâc (rahmetullahi aleyh) tebessüm edip eli ile o kimsenin eline işaret edince açıldı. Sonra; “O iki dirhemi sana hediye ettim. Ailenin ihtiyaçları için harca! Bir daha da böyle bir şey yapma!” buyurdu.

Hayr-ün-Nessâc (rahmetullahi aleyh) buyurdu ki:

“Belâlara sabır, yiğit kişilerin, Allah’dan gelen her şeye rızâ göstermek ise, kerem sahiplerinin (evliyanın) ahlâkıdır.”

“Azaların kötü bir şey işlemesi, kalbin gafletindendir.”

“Yapılan amelin maksada ulaştığının alâmeti, o amelde acz ve kusurdan başka bir şey görmemektir.”

Dünyânın hangi değerde olduğunu idrâk eden, âhıretten nasibini alır. Dünyâya düşkün olmak, âhıreti tammıyanın kalbini öldürür.”

“İhlâs, amelin kabulüne vesile olan güzel düşünce (niyet)dir.”

[h=4]KAÇAN KÖLE[/h] Hayr-ün-Nessâc diye isimlendirilmesine sebeb olan hâdise şöyle nakledilir; Muhammed bin İsmail, hacca gitmek üzere memleketinden ayrıldı. Küfe’ye geldiğinde şehrin kapısında bir kimse kendisini gördü. Bu kimsenin Hayr isminde bir kölesi vardı. Bu köle efendisinden kaçıp gitmişti. Köle sahibi Küfe şehrinin kapısında karşılaştığı Muhammed bin İsmail’i (Hayr-ün-Nessâc’ı) kaçan kölesi Hayr’a benzetip; “Ey kaçak! Sen benim kölem olan Hayr’sın. Benden kaçtın ha! Çabuk gel buraya!” dedi. O ise hayretler içerisinde kaldı. Ne olduğunu anlıyamamıştı. İnsanlar etrafına toplanmaya başladılar. O kimseye dönerek; “Vallahi bu senin kölen Hayr’dır” dediler. Köle sahibi alıp, diğer kölelerini çalıştırdığı yere götürdü. Orası kumaş dokunan bir atölye idi. Bez dokuyan kimseye nessâc denirdi. Muhammed bin İsmail’i bir tezgâhın başına oturtup, “önceki yaptığın işine devam et!” dediler. Bu işi ilk defa gördüğü hâlde, sanki senelerdir yapıyormuş gibi çalışmaya başladı. Günler ve aylar böyle geçti. “Yâ Hayr!” diye çağırılırsa, “Efendim, buyurun!” diye cevap verir, “Ben sizin köleniz Hayr değilim, başka bir kimseyim” demezdi. Bir gece kalkıp abdest aldı, namaz kıldı ve “Yâ Rabbî! Benim hâlim sana malûmdur. Beni buradan kurtar” diye dua etti. İşin sahibi, Hayr’ın edebini, çok ibâdet ettiğini yakından tâkib ediyordu. Ertesi günü, iş sahibi baktığında, bu hizmetçinin, kaçıp gitmiş olan Hayr ismindeki köleye hiç benzemediğini gördü. Yanına çağırıp; “Sen benim kölem değilsin. Ben yanılmışım. Kusurumu affet, hakkını helâl et. İstediğin yere gidebilirsin, serbestsin” dedi. Muhammed bin İsmail, Mekke’ye gidip bir müddet kaldı. Evliyalık yolunda çok yüksek derecelere kavuştu. Öyle ki, Cüneyd-i Bağdadî (rahmetullahi aleyh); “Hayr, hayırlımızdır” buyururdu. Hayr-ün-Nessâc hazretleri kendisine (Hayr) ismi ile hitâb edilmesinden hoşlanır, “Müslüman bir kimsenin verdiği ismi değiştirmek iyi olmaz” diye söylerdi. Bundan sonra Hayr-ün-Nessâc diye meşhûr oldu.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...