Jump to content
Sign in to follow this  
Olcix

Adonis

Recommended Posts

Adonis'in verimlilik kuttörenleri ve bitki tanrısı/ruhu olarak ana tanrıça geleneğinin her yıl ölüp dirilen “son-lover” karakteriyle kişileştirilen eril yanı hep gözetilmiştir. “Son-lover” oldukça ilginç bir kavramdır, ilk olarak Anadolu'da Kuwawa/Atta, sonrasında da Kybele/Attis, Sumer'de İanna/Dumuzi, İştar/Tammuz olarak sıralaması sürdürülebilir,

 

mitoloji-kahramanlari-adonis-34132.jpg

 

Adonis, mitolojide ilk olarak Fenike tanrısı olarak boy gösterir.. Daha sonra Sümer, Hitit, Fenike ve Babil kaynaklarından antikçağ Hellenlerine dek uzanan bir mitoloji kahramnı olarak onu görürüz.

Kybele-Attis söylencesinin bir başka anlatımını veren Adonis söylencesi bir toprak-bereket öyküsüdür. Birçok şiir ve masal yazarlarının özene bezene işledikleri bu öykülerin çeşitli anlatımları vardır.

kibele_attis.jpg

Kadınların beğendiği, tanrıçaların onun sevgisiyle birbirlerine düştükleri güzel erkek tipini tanımladığı gibi kutsal bir yaban domuzu biçiminde de betimlenmiştir. S. Reinach, Orpheus adlı yapıtında bir kadınlar uruğunun ona taptığını ve Adonis olarak bir yaban domuzu beslediklerini anlatır. Kadınlar uruğu her yıl kurban şöleninde bu yaban domuzu Adonis'i kesip yerler, sonra yeni bir yaban domuzu beslemeye başlarlarmış. Babil kaynakları canlılığın erkek ilkesi olarak Adonis'i ve dişi ilkesi olarak Astarte (İştar, Aştart,) göstermektedir.

Hellaslı (b. Yunanistan) ozan Panyasis'in (M. Ö. V. yy.) anlatımına göre, Adonis, Suriye kralı Theios'un kızı Myrrha (kimi kaynaklara göre, Kıbrıs kralı Kinyras'la kızı Smyrna) ile sevişmelerinden doğmuş. Tanrıça Aphrodite'nin ilencine uğrayan bu kız babasına tutulmuş, onunla sevişmek istemiş. Dadısının kurduğu bir düzenle babasının yatağına girmiş ve on iki gece onunla sevişmiş, son gece de gebe kalmış. O gece babası, yanında yatan kadının kızı olduğunu anlayınca çok kızmış ve kılıcıyla üstüne yürüyüp onu öldürmek istemiş. Ama tanrılar Myrrha'ya acımışlar ve onu babasının elinden kurtarmak için mersin ağacına çevirmişler.

adonis.jpg

On ay sonra ağacın kabuğu çatlamış, gövdesinden dünya güzeli bir bebek çıkmış. Çocuğun güzelliğine vurulan Aphrodite onu büyütsün diye yeraltı tanrıçası Persephone'ye vermiş. Ama Persephone de çocuğa tutulmuş, onu Aphrodite'ye geri vermeye yanaşmamış. Tanrıçalar arasında kopan kavgaya yargıçlık eden Zeus, Adonis'in yılın dört ayını Persephone'nin, dört ayını da Aphrodite'nin yanında geçireceğine, geri kalan zamanda da istediği yerde yaşayabileceğine karar vermiş. Adonis, Aphrodite'nin yanında kalmayı seçince, tanrıçanın güzel delikanlıya olan aşkını kıskanan tanrılar (Ares ya da Artemis) Adonis'in üstüne bir yaban domuzu salmışlar. Kasığından yaralanan Adonis kanaya kanaya can vermiş. Adonis'ten akan kanlarla sulanan toprakta manisalaleleri denilen bahar çiçekleri bitmiş. Sevgilisinin yardımına koşan Aphrodite'in ayağına diken batmış, sıyrığından akan bir damla kan tanrıçanın çiçeği olan beyaz gülü kırmızıya boyamış. Adonis ölünce tanrıça Aphrodite (Fenike kaynaklarına göre İştar) onu kurtarmak için ölüm ülkesine inmiş. Ölüm ülkesi tanrıçası Persephone de Adonis'e âşık olunca, her iki tanrıçayı da kırmak istemeyen Zeus, Adonis'in bir yıl yeraltında, bir yıl yeryüzünde kalmasını buyurmuş.

Kışın yeraltında saklanan, baharla birlik yeryüzüne dönen ve aşk cümbüşü içinde fışkırıp gelişen bitkisel varlığı simgeleyen Adonis'e Suriye'de özellikle kadınlar tapınırlar; yılda bir bahar bayramı yaparlar, saksılara, sepetlere tohum dikerler, onları sıcak sularla sularlar; böylelikle hızla büyüyen bu bitkiler, kısa zamanda solup, ölürler. “Adonis Bahçeleri” denilen bu çiçeklerin karşısında kadınlar yas tutar ve "O ton Adonin!" (Vah Adonis!) çığlıklarıyla dövünürlermiş.

Adonis söylencesi Sumer ve Hitit kaynaklarından gelmedir. Adonis Sami dilinde "efendi" anlamına gelen Tammuz (Türkçe Temmuz) adının Hellenceleştirilmiş karşılığıdır. Tammuz-Adonis söylencesiyle Hitit bereket tanrısı Telepinu söylencesi arasında ilişki ve benzerlik göze çarpmaktadır. Adonis öyküsü değişik bir biçimde Phrygia (Frigya) kralı Attis için de anlatılmıştır.

Bir başka kaynaktaki öykünmede, bütün bitkilerin anası olan Aphrodite'in, Adonis adında bir oğlu olduğuna inanan eski Hellen (Yunan) inancına göre, güzellik tanrıçasının bu güzel oğlu, bizi çabucak terk eden çiçekli ve erinçli ilkbaharın bir simgesi olarak gösterilmektedir. Adonis, saklandığı ağacın kabuklarını yararak çıktığında, güzel günler geri gelmekte, çiçekler açmakta, ilkbahar gülmektedir. Adonis, yavaş yavaş değil, çabucak büyüyerek, yaşamı, güllerin, nazlı çiçeklerin yaşamı gibi birkaç gün içinde akıp gitmekteymiş. Çünkü Adonis, açılıp güldüğü, gençliğinin en güzel ve parlak çağına ulaştığı gün ölmekteymiş. Bu zaman da, yaz mevsiminin sonuna rastlamaktadır. Bu dönem, güneşin kavurucu sıcağından yanan bitkiler, başlarını eğmekte ve can vermektedirler.

Böyle bir mevsimde o, bir yaban domuzunu kovalıyormuş. Bu yabanıl hayvan, bir aralık geri döner, kendisini izleyen güzelliği eşsiz bu delikanlıya sivri, keskin dişleriyle vurur ve onu yaralar. Onun acı bağırtıları üzerine, oğluna yardım için evinden ayağına sandallarını giymeyi unutarak koşan Aphrodite, dalgınlıkla bir gül fidanına basar, gülün dikenleri ayağına batar ve kan akar. O zamana dek apak güller açan gül fidanları o günden sonra artık kırmızı renklere bürünür. Kumral saçlı güzel tanrıça, Adonis'in yanına geldiğinde onu ölmüş bulur. Adonis'e, anası Aphrodite tarafından dökülen gözyaşlarından “anemon”, ''manisalaleleri'' çıkar.

adonisin%20%C3%B6l%C3%BCm%C3%BC.jpg

Adonis'in parlak gençliği ve zamansız ölümü nedeniyle törenler yapılır. Bu törenlerde, belirli günde, onun acıklı ölümünü anmak için kadınlar acı acı bağırarak, hıçkıra hıçkıra ağlarlarmış. Kızıllara boyanmış bir yatağa, can vermek üzere olan ve Adonis'e çok benzeyen bir delikanlı yatırırlarmış. Yatağın üzerinde uçuşarak, gölge saran Eoslar, gözyaşı dökerlermiş. Meyveler, meşaleler, güzel kokular saçan vazolar ve özellikle içinde çok kısa ömürlü olan, gün doğarken açılıp, gün batarken solan çiçekler bulunan gümüş sepetler koyarlarmış. Böylece gözyaşı döktükleri güzel Adonis'in ömrünün çiçek ömrü gibi çok kısa olduğu anımsatılırmış. Ertesi gün Eos, kınalı parmaklarıyla göğün kapısını açtığı zaman saçları perişan, feryatlar koparan kadınlar, bu güzel bedeni alırlar, büyük bir kalabalık ve görkemle, dalgalara bırakırlar, o dalgalar arasında kaybolduğunda şen şarkılara başlarlarmış. Çünkü Adonis, gelecek mevsimin yağmurları ile sararan doğayı güzelleştirecek, sonbaharı getirecektir.

Bir başka söylenceye ya da öykünmeye göre; Yunan Mitolojisi'nde Smyrna'nın oğlu olarak bilinen Adonis, güzel ve ideal olanı, yeniden doğumu ve baharı getiren tanrı olarak betimlenmiştir. Anadolu Mitolojisi'nde de, yine aynı özelliklerle Hızır peygamber olarak anılır.

Smyrna (Kıbrıs Prensesi), tanrıça Hera tarafından cezalandırılır ve İzmir'in Halkapınar ilçesinde, bir ağaca çevrilir. Ama Smyrna ağaca çevrildiğinde Adonis'e gebeymiş. Dokuz ay sonra ağacın gövdesini kırarak doğmuş. Doğumu ile hem baharı getirmiş, hem de tanrılar arasında kusursuzluğu, güzelliği, ideal olanı örneklemiştir. Ünlü manisalalesinin (anemon) rengini, Adonis'in kanından aldığı bu öykünmede de vardır.

Smyrna_adonisin%20do%C4%9Fu%C5%9Fu.jpg

Yine bir söylenceye göre Kral Kinyras'ın, Myrrha adında, güzelliği dillere destan bir kızı vardır. Babası bir gün saraydaki dost toplantısı sırasında kızının, güzellik tanrıçası Aphrodite'ten daha güzel olduğu sözünü ağzından kaçırıverir. Saray çevresinin söylediğine göre, bu sözü duyan tanrıça Aphrodite; öcünü almak üzere Kral Kinyras'a ve hiçbir şeyden habersiz Myrrha'ya aşk kıvılcımları gönderir. Bunun üzerine Kral Kinyras; kızının dadısını armağanlarla kandırarak, birçok kez (söylenceye göre on üç kez), geceleri kızının yatağına girer. Ancak sonunda kızının kendinden gebe kaldığının ayırtına varan kral; utancından ve korkusundan ormana saklanan gebe kızı Myrrha'yı öldürmek için, onu her yerde aramaya ve aratmaya başlar. Myrrha kurtulmak için tanrılara yalvarır. Durumuna acıyan Zeus, Myrrha'yı bir mersin ağacına dönüştürür. Bir süre sonra da, mersin ağacına dönüşmüş Myrrha'nın kabuğundan bir çocuk dünyaya gelir. Tanrıça Aphrodite, Adonis adını verdiği bu güzel bebeğin bakımını üstlenir, sonuna dek ona sahip çıkar.

İlk kez Adonis'in mezarının bulunduğu Suriye'nin Biblos yöresinde yayılmaya başlayan Adonis'e tapınma; kısa sürede bütün Anadolu'da, İtalya'da ve Atina'da yaygınlaşmıştır. Kıbrıs'ta yabandomuzları, Adonis onuruna kurban edilirmiş. Nisan ayında Atina'da onun adına daha değişik törenler düzenlenirmiş. Adonis inancına tapınma törenleri; bazı bölgelerde mevsimlerin özelliklerine göre simgesel olarak kutlanmaktadır. Örneğin kış mevsimi sonunda yapılan törenler; yeraltında tanrıça Persephone'nin yanında kalan Adonis'in hemen yeryüzüne dönmesi dileğine uygun olarak düzenlenmektedir. Çünkü bu kış mevsimi sonunda Adonis dünyamıza dönüp Aphrodite'le buluştuğunda, toprak ve su uyanıp insanlığın sevgiye, barışa ve üretime susadığı umut ayları başlamaktadır.

adonis_mozole.jpg

Adonis Bahçeleri Çabuk yetiştirilip çabuk soldurulan bitkiler... Eski Suriye’de Adonis yaşamın kısalığını simgeler. Sumerlerin yeraltı tanrısı Ab-zu’nun döngüsüne benzeyen bir serüven ile Adonis, ilkbaharda filizlenip yaz sıcağında ölen ve kışın yeraltında saklanan yeni bir ilkbaharda doğayı yeniden canlandıran bir yaşam döngüsüdür. Suriyeli kadınlar her yıl yaptıkları Adonis bahar bayramında sepet ve saksılara bitkiler dikip tohumları sıcak suyla sularlar. Sıcak suyla sulanan bitki çabuk gelişir ve çabuk solar. Bu, bir eytişimsel bağımlılıktır; çabuk olgunlaşan çabuk ölür. Suriyeli kadınlar, yaşamın kısalığını simgeleyen “Adonis Bahçeleri”ne yas tutarlar ve ağlaşırlar. Doğada her şey doğmakta, yaşamakta ve ölmektedir. Bu serüven gelişimseldir ve eytişimsel bir orantı içindedir. “Adonis Bahçeleri” inancı, bu doğasal serüvenin bitkilerle koşutlu kılınan insan yaşamına uygulanmasıdır.

Adonia Adonis’in ölümünü anma yortusu...

Eski Mısır ve Suriye’de özellikle tutulan bir yas yortusudur. Hellenler ve daha sonra da Romalılar Adonis’i anmak için törenler yapmışlar.

Anadolu Kültür Mozaiğinde Adonis Ana tanrıça ve mevsimsel döngüyle ilgili, yaratılışın eril yanını betimleyerek her bir dönem sonunda ölüp yeniden dirilen tanrı inancı Anadolu'da da etkin biçimde varolmuştur. Yaratılış, yaşam-ölüm döngüsü ile mevsimsel ve göksel değişimler arasındaki bağlantı oldukça önemlidir. Tanrıça, evrenin yaratıcısı ve doğurma gücüne sahip yaşam veren imge olarak kutsaldır ve ancak ilkbaharla birlikte canlanan doğanın simgeciliğiyle açıklanabilecek biçimde tanrıyla birleşmesi ve verimlilik sürecini başlatması gerekmektedir. Eril yan hem sevgili/koca hem de oğul içeriği taşımaktadır (kaynaklarda “son-lover” diye geçer).

Coğrafi bölgelerdeki mevsimsel farklılıklar kaymalara yol açsa da, genel olarak dönenceler ve gün-tün eşitlikleri de göz önünde bulundurulduğunda, ilkbaharın gelişiyle başlayan doğadaki canlanış tanrının genç kral olarak yeryüzüne çıkışı anlamını taşımaktadır. Daha önceki dönemlerde bitki ruhunun kendiyle özdeşleştiğinden eril tanrının yeryüzüne çıkışı simgeselliğinin altında, bitkilerin büyümesi ve toprağın yenilenmesi anlamı çıkarılmalıdır. Yaza doğru ilerledikçe genç kral (Farklı kültürlerde boynuzlu tanrı, boğa, geyik kral olarak betimlenir.) tanrıçayla eşit bir konuma yükselerek onunla simgesel anlamda evlenmektedir (Antikçağ toplumları, üreme organları ve etkinliğine oldukça önem vermiştir.). Bu birleşme, doğurma ve yaşamın sürekliliğini sağlayan kutsal bir etkinliktir ve büyük olasılıkla temsili bir birleşme töreniyle kişileştirilmektedir. Daha sonraları "hieros gamos" (kutsal evlilik) adını alan bu törenler önceleri seçilmiş bir rahibe ve yaz bitiminde kurban edilecek, topluluktan bir erkek tarafından gerçekleştiriliyorken, daha sonraları rahip-kral ve tapınaktaki kutsal rahibe (Fahişelik diye geçse de, anaerkil kültürde cinsel eyleme verilen kutsallık açısından bu tanımın tanıklığı doğru değildir.) günümüz düşüncesiyle değil de, içinde bulundukları zaman açısından değerlendirildiğinde, kutsal bir tören olarak cinsel eylemde bulunan tarafların, hem inançları gereği tanrıçayı onurlandırdıkları, hem de verimlilikle ilgili içsel deneyimi birebir yaşadıkları varsayılmalıdır. İlk örnek (arketip) anlamının daha derin olduğu da unutulmamalıdır. Kutsal fahişenin ilk örneği, aslen erkeğin, evlenmemiş kız ve eş-ana (ana tanrıçanın üçlekliği: kız, kadın, ana) görüntüsü arasındaki çarpıtılmış yansımasından etkilenmiştir ve korkutucu olarak görülür. Oysa ilk örneksel (arketipal) olarak kendi cinselliğinin gücünü bağımsız olarak ele almıştır, ana veya kutsallığın dayandırıldığı soylu kız oğlan kız değil, canlılığı ve yaşamsallığı simgeleyen etkin bir rolü vardır: Meryem ve Maria Magdalena'da olduğu gibi. Birinde doğurganlıktan yoksun bırakılmış bulutların üzerindeki ulaşılamaz “kız oğlan kız”, diğerinde yaşam erkesinin ve canlılığının simgesi, çekici ve baştan çıkarıcı imge arasında gerçeklemeyi sürdürür. Bazı yerlerde kurban ve etkin eylem bütünüyle kaybolarak, yerine simgesel bitki demetlerinden oluşan betiler kullanılır olmuştur. Büyük olasılıkla bu, temsili büyünün de ilk örneklerindendir. Kutsal evlilik törenlerine değgin, doğumu ve yaşamı tekrar doğaya getiren kutsal yaşamın eril yönü, sonbaharda kendini yeniden yaşam vermek üzere kurban etmek ve yeraltına çekilmek zorundadır. Söylencesel söylemde geçen ölüm ve yeraltına iniş sahneleri simgecilik bakımından oldukça zengindir, birçok kültürde bu betiye rastlanır; (İsis-Osiris, Kybele-Attis, Aphrodite-Adonis gibi) yeraltına çekilen ve ölen tanrı, kimi anlatımda tanrıçanın onu, yeraltından kurtarışıyla yeniden dirilir veya tanrıçanın rahminden tekrar doğar. Böylelikle yaratıcı sıfat ve kalıcı ölümsüz öğe olarak ana tanrıça kalıbının (ölürken tanrı ardıl ve ölüp-dirilen/yeniden doğan), hem oğlu hem de sevgilisidir. Bununla ilgili Kybele/Attis ya da Aphrodite/Adonis kültü örnekleri verilebilir.

Bu eşlemelerden Adonis kimliğini ayrıca ele almak gerekirse; Adonis'in verimlilik kuttörenleri ve bitki tanrısı/ruhu olarak ana tanrıça geleneğinin her yıl ölüp dirilen “son-lover” karakteriyle kişileştirilen eril yanı hep gözetilmiştir. “Son-lover” oldukça ilginç bir kavramdır, ilk olarak Anadolu'da Kuwawa/Atta, sonrasında da Kybele/Attis, Sumer'de İanna/Dumuzi, İştar/Tammuz olarak sıralaması sürdürülebilir, İanna ve Nanna sıfatlarının Marianna olarak Meryem/İsa ile ilişkilendirilmesi de gene “son-lover” bağlamında değerlendirirsek ilginç sonuçlar ortaya çıkabilir (Mısır'da benzer İsis/Osiris ilişkisi).

%20%C4%B0anna%20ve%20Nanna.jpg

J. Frazer Adonis/Adon bağlantısını kurar ve Suriye kökenli Sami halklarının tanrısıydı der. Mersin ağacından doğması ve yaban domuzu tarafından öldürülmesi belirtkelerine ilginç açıklamalar getirir. Yaban domuzu ana tanrıçanın yüzlerinden biri (Anadolu/Anadolu Demeter ve Kybele'sinden Celtic Cerridwen'e kadar) ve kutsal hayvanıdır ancak ekinlere saldırır ve gerçekte zarar vericidir, belki bu özelliğinden ötürü kurban edilmektedir ve kurban edilmesi daha gerideki zarar verici anlamın yitirilip belki de daha sonradan yalnızca kutsallaştırılmasına neden olmuştur (Bir başka kaynakta, doğurganlığın kutsallığından söz edilirken, yaban domuzu, bıldırcın gibi bir batında çok doğuran hayvanların, bu nedenle kutsallaştıkları düşüncesi aktarılmaktadır.

Ana tanrıça yontularında, cinsel organ üçgen biçimiyle belirginleştirilerek gösterilmekte, bu biçimi “delta”, yani bereketle özdeşleştirilmektedir.). Günümüzde Sami kökenli halklarda ve Yahudilikte domuz eti yemek halen büyük bir yasak ve günahtır (Yalnızca kadınların katılabildiği Demeter'in Thesmophoria törenlerinde de eti yenmez mağara veya açık alanlara bırakılır; gerçekte ölmediğinin ve yeniden yaşama döneceğinin simgesi olarak.). Benzer şekilde de Attis kimi anlatımda yaban domuzu tarafından, kimilerindeyse kendini hadım ederek öldürür (Geç dönemin Dionysos'uyla ve kendilerini hadım ederek Kybele’nin rahibi olma düzeyine kavuşulması bağlantısı vardır.). Çam ağacına dönüşür. 22 Mart’ta şenliği vardır (Çam ağacının sürekli yeşil kalışı,-mayıs direkleri veya Noel ağacı olarak kullanımında çapraz bağlantı olabilir.).

Mısır'da da benzer anlatım Osiris'e verilen kurbanlarda karşımıza çıkar.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...