Jump to content
Sign in to follow this  
İη¢ιѕєℓ

"Dorian Gray'in Portresi" Oscar Wilde‏

Recommended Posts

O anda gözleri portrenin önüne çektiği paravana takılınca irkildi.

Uşağı sofraya omleti bırakırken, “Mösyö için hava biraz serin galiba?” diye sordu, “pencereyi kapatayım.”

Dorian başını sallayarak, “Üşümüyorum,” diye ağzının içinde söylendi.

Anımsadıkları gerçek olabilir miydi? Portre gerçekten değişmiş miydi? Eskiden gururun olduğu yerde hainlik ifadesi sezen sadece hayal gücü olabilir miydi? Boyanmış bir tuvalin değişmesi mümkün olabilir miydi? Buna sadece gülünebilirdi. Bir gün Basil’e anlatacağı bir fıkrası olmuştu işte. Basil fıkrayı dinlediğinde gülümseyecekti.

Diğer yandan, anımsadıkları nasıl da canlıydı! Dorian önce alacakaranlığın loş ışığında, sonra şafağın parlak ışıklarında, o gerilmiş dudaklardaki taş kalpli ifadeyi görmüştü. Şimdi, uşağının odadan çıkmasından nerdeyse korkar olmuştu. Yalnız kaldığı anda koşup portreyi inceleyeceğinden emindi. Kafasındakinin doğru çıkmasından çekiniyordu. Uşak kahve ve sigaraları da getirip odadan çıkmak için dönünce, Dorian adamı bırakmamak için delice bir isteğe kapıldı. Tam kapı kapanacakken adamı geri çağırdı. Uşak durup gelecek emirleri beklemeye koyuldu. Dorian adama bir süre baktıktan sonra içini çekerek, “Kim ararsa arasın evde olmadığımı söyle, Victor,” dedi. Adam eğilerek çekildi.

İşte o anda Dorian masadan kalktı, bir sigara yakarak paravanın karşısındaki bol yastıklı kanepeye kuruldu. Paravan çok eskimişti, yaldızlı İspanyol meşininden mamuldü ve şatafatlı Louis - Quatorze baskısıyla süslenmişti. Dorian paravana merakla bakarak, acaba daha önce başka bir insanın sırrını gizleyip gizlemediğini merak etti.

Duraksamasını yenip paravanı çekse miydi acaba? Neden olduğu yerde bırakmasın? Gerçeği öğrense ne işe yarayacaktı? Anımsadıkları doğru çıkarsa, çok korkutucu olacaktı. Eğer doğru değilse, neden tatlı canını sıkıyordu? Diğer yandan, ya kötü bir rastlantı eseri yabancı bir kişinin gözleri paravanın ardına bakıp o felaket değişimi görürse? Basil Hallward gelip kendi yaptığı resme bakmayı isterse Dorian ne yapabilirdi? Basil bunu bir gün mutlaka isteyecekti. Hayır, resmi hemen şu dakikada incelemeliydi, hemen şu saniyede hem de. Gerçek, kuşkunun yaşattığı şu gerilimden daha katlanılır olacaktı.

Dorian kalkıp iki kapıyı da kilitledi. Utancının maskına bakarken tek başına kalmalıydı. Paravanı çekti, kendisiyle yüzleşti. Her şey gerçekti: Portre değişmişti.

Portreyi bilimsel denebilecek bir merakla inceledi. Bu davranışı daha sonraları şaşkınlıkla anımsayacaktı. Böyle bir değişimin gerçekleşmesini aklı almıyordu. Ne var ki değişim gerçekleşmişti, işte önündeydi. Tuval üzerinde bir araya gelip renk ve biçimi oluşturan kimyasal atomlarla Dorian’ın ruhsal durumu arasında gizliden bir ilişki mi vardı? Ruhunun düşündüklerini o atomların kavrayabilmesi mümkün müydü? Yoksa başka, çok daha dehşetli bir neden mi söz konusuydu? Delikanlı titredi, korktu, yine kanepeye uzanıp içini mahveden bir dehşet duygusuyla resme bakmaya başladı.

Yine de bu işin sonuçta kendisine yarar sağladığını düşünüyordu: Sibyl Vane’e nasıl haksızlık ettiğini ve acımasız davrandığını çok iyi anlamıştı. Yaptığı kötülüğü gidermek için geç kalınmış değildi. Sibyl’le evlenmesi hâlâ mümkündü. Bencilce ve yalan dolu aşkı yerini yüce bir ruh haline terk edebilir, tutkusu bir soyluluk kazanabilir, Basil Hallward’ın yaptığı portre Dorian’a yaşamı boyunca rehberlik edebilirdi. Kimilerine göre dindarlık kimileri için vicdan, hepimiz için Tanrı korkusu ne anlama geliyorsa, bu resim de Dorian için o anlamı taşıyordu. Vicdan azabına karşı uyuşturucu maddeler kullanılabilir, ahlak duygusunu uyutabilecek ilaçlara başvurulabilirdi… Fakat şu karşıda duran, günahın insanı nasıl alçalttığının elle tutulur bir kanıtıydı. İnsan soyunun kendi ruhunda yarattığı çöküşün somut göstergesiydi.

Saat üçü vurdu, derken dördü, yarım saatlerin çifte vuruşları da işitildi ama Dorian Gray yerinden kıpırdamadı. Yaşamın kızıl ipliklerini toplayıp örerek bir örnek yaratmaya, içinde dolanıp durduğu renkli tutku labirentinden çıkacak bir yol bulmaya çabalıyordu. Ne yapacağını, ne düşüneceğini bilemiyordu. Nihayet masanın başına oturdu, sevdiği kızdan özür dileyen, kendisinin deli olduğunu itiraf eden tutkulu bir mektup kaleme aldı. Peşpeşe sayfalar boyunca üzüntüsünü anlatan çılgın ve acısını anlatan daha da çılgın sözcükler kullandı. Kişinin kendi kendisini suçlamaya başlaması nasıl da zengin bir tatmin duygusudur. Kendimizi suçladığımız anda, başka birinin bizi suçlamaya hakkı kalmadığını sanırız. Kişiyi günahtan arındıran bizzat itiraftır, günah çıkartan papaz değil. Dorian mektubunu bitirdiğinde affedilmiş olduğunu düşünüyordu.

 

Bu pasaj, Cem Yayınları'nın Oscar Wilde - Dorian Gray'in Portresi kitabından alıntıdır.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...