Jump to content
Sign in to follow this  
İη¢ιѕєℓ

"Terkediş" Abdulrazak Gurnah

Recommended Posts

Adama bakarken olanlara hayret eder gibi gülümsüyordu. Yabanda yaralanmış bu yabancının bahçelerindeki kilim üzerinde ne işi vardı? Neden kanatlı bir at ya da konuşan bir güvercin çıkmamıştı ki karşısına. Onların başına bu tip şeyler gelmezdi. Adamın gölgesini görüp korkunç bir hortlak zannettiğinde duyduğu dehşeti hatırladı. Pek çok şey korkutabiliyordu onu, bu yetişkin adamı. Bazen hayatı öyle üstüne çökerdi ki her yanda gölgeler görürdü. Karanlıkla aydınlık arasına sıkışmış, gerçek dünya ile yaşayan ölülerin âlemi arasındaki o vakitte insanı her türlü musibet bulabilirdi fakat kendini o şekilde yere atmasaydı daha iyi olurdu sanki, o sırada gördüğü şey bir hayalet olsaydı ruhunu ele geçirmeden önce dönüp o haline gülerdi herhalde. Hasanali ayağının dibindeki adamdan çok kendi budalaca ürkekliğine gülüyordu aslında. Çünkü karşısındaki hayalet falan değildi ayrıca herhangi bir insandan daha korkunç görünmüyordu. Yüzü soluktu, kırlaşmaya başlamış sakalı dağınık, biçimsiz görünüyordu. Gözleri halen açıktı ama görmüyor gibiydi, Hasanali adamın yüzüne bakarken yorgunluktan kızarmış gözlerini bir an kırpıştırdığını sandı. Yavaşça, kesik kesik soluk alıyordu, geriden bir inilti duyuluyordu. Dikenli çalılar kollarını yara bere içinde bırakmıştı. Sandaletleri iyice yıpranmıştı, pantolonunun üzerine giydiği pamuklu uzun gömlek toz toprak içindeydi. Yırtılmış sonra da yamanmıştı, ter izlerinden yol yol olmuştu ve leke içindeydi, muhtemelen başladığı noktada değil de yürürken olmuştu bunlar. Yoksa kimse bu paçavralarla yola çıkmazdı. Sandaletlerini, kahverengi gömleğinin yırtılan parçalarıyla ortadan kemer gibi bağlamıştı. Başka bir parçayı da alnına tutturmuştu. Hasanali adamın bu melodramatik kılığına, çölde kaybolmuş bir gezgin ya da bir savaşçı tipini tıpatıp karşılayan haline güldü. Bu düşünce karnındaki ağrıyı biraz hafifletmişti. Yoksa bilmeden evdeki herkesi öldürecek bir eşkıya ya da haydut mu getirmişti eve? Ama hayır, öyle olamazdı çünkü bu adam zaten yarı ölü gibiydi; belki de o eşkıyaların saldırısına uğramıştı.

‘’Kim bu adam?’’ diye sordu kız kardeşi Rehana arkadan seslenerek. Hasanali etrafına bakındı, ‘’Yaralanmış,’’ dedi, gülümsediğini fark etti, hâlâ biraz heyecanlıydı.

Rehana sol koluyla perdeyi aralamış, kapının yanında duruyordu. Hasanali onun yeni uyandığını sersemlemiş, ağır bakışlarından, çatallaşmış sesinden anladı. İleri doğru birkaç adım atarak durumu anlamaya çalışır gibi adama baktı. Gözleri açıktı, alacakaranlıkta denizin içindeki çakıl taşları gibi parlıyordu. Hasanali adamın gözlerini kırpıştırdığından bu kez emin oldu, çatlamış dudakları aralanmış, inildiyordu. Rehana hemen geri çekildi, bu kısa sürede içini nasıl acı bir umudun doldurduğunu Hasanali hayal bile edemezdi.

‘’ Eve kimi getirdiğinin farkında mısın kıymetli efendimiz?’’ diye sordu her zamanki alaycı tonuyla. Hasanali gönülsüzce geri çekildi, ürkmüştü, gün böyle başlayınca uzun sürer, aşağılanma dozu artarak devam ederdi. Kendini hazırlamak için gözlerini bir saniyeliğine sıkıca yumdu. Ona dönerek ‘’Adam yaralı,’’ dedi. Dudak büküp çenesini kenetledi Rehana. Hasanali bedeninin öfkeyle gerildiğini hissetti. Rehana’nın gücendiğini belirten bir ifadeyle çenesini bir kademe kaldırdığını gördü, gerildiğini anladığını fark etti. Rehana’nın öfkeli çıkışına rağmen gözlerindeki kederi ayrımsayınca yüzündeki gergin ifade çözülüverdi. Belki de uykusu bölündüğü için öfkelenmişti. Sabahları erken uyanmaktan hoşlanmazdı. Fakat ayağının dibinde külçe gibi yığılmış bir adam duruyordu, belki de ölmek üzereydi, böyle bir durumda bile uykusunu düşünebiliyordu. Tam o sırada karısı Malika arkadan, Rehana’nın sağ omuzunun üzerinden başını uzatıp adamın yüzündeki acı ifadeyi görünce nutku tutuldu, açık kalan ağzını hemen sevimli bir el hareketiyle kapadı. Karısının iyiliği karşısında Hasanali’nin içi sevgiyle doldu.

‘’Sen bekle bir saniye!’’ dedi Rehana, Malika tam bir adım yaklaşmak üzereyken durdurdu onu. ‘’ Hemen telaş etme. Kimmiş bu adam? Nerede buldun onu? Nesi varmış?’’

‘’Bilmiyorum,’’ dedi Hasanali sakince, Rehana öfkelendiğinde sesini hep bu yatıştırıcı tona ayarlardı ama bu bazen Rehana’nın daha fazla asabını bozardı. O böyle huzursuz olduğunda, özellikle de sorduğu sorulara yanıt veremediğinde Hasanali ona ne söyleyeceğini bilemezdi. Vereceği bir yanıtı olduğunda bile Rehana’nın küçümser tutumu kendinden şüpheye düşürürdü onu, durumu örtbas etmeye çalışırdı hemen. İşte şu anki bocalaması da bir kez daha gerçekten de her şeye inanan, saf biri olduğunu düşündürmüştü ona. ‘’Orda bir yerde çıktı karşıma. Yaralıydı.’’

 

Bu pasaj, İletişim Yayınları'nın Abdulrazak Gurnah - Terkediş kitabından alıntıdır.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...