Jump to content
Sign in to follow this  
İη¢ιѕєℓ

"Operadaki Hayalet" Gaston Leroux

Recommended Posts

Ayağa kalkıp bakındılar etraflarına. Muazzam kurşun çatıda yalnızdılar. Tekrar oturdular ve Raoul şöyle dedi:

“Onu ilk nasıl gördüğünü anlat bana.”

“Üç ay boyunca onu görmeden sesini duymuştum. İlk duyduğumda aynen senin gibi, bu hayranlık uyandırıcı sesin başka bir odadan geldiğini düşündüm. Dışarı çıkıp her yere baktım; ama senin de bildiğin gibi, Raoul, soyunma odam tek başına bile oldukça büyüktür; içeride kesintisiz devam ettiği halde sesi odamın dışında bulamadım. Sadece şarkı da söylemiyordu, aynı zamanda gerçek bir adamın sesi gibi benimle konuşup sorularıma cevap da veriyordu, ama tek farkla, sesi bir meleğinki kadar güzeldi. Babam ölünce vakit kaybetmeden bana yollamaya söz verdiği Müzik Meleği’ni hiç görmemiştim. Aslında Anne Valérius’ün de bunda biraz kabahatli olduğunu düşünüyorum. Kendisine ondan bahsettim ve bana derhal, ‘O Melek olmalı; ne olursa olsun bunu ona sormanın bir zararı olmaz,’ dedi. Ben de öyle yaptım ve adamın sesi, ‘Evet,’ dedi, Meleğin sesiydi o, hep beklediğim, babamın bana vaat ettiği ses. Bundan sonra, sesle ben iyi arkadaş olduk. Bana ders vermek için izin istedi. Kabul ettim ve bana giyinme odamda verdiği buluşma saatlerini asla kaçırmadım. Sesi duymana rağmen bu derslerin nasıl bir şey olduğu konusunda bir fikrin yok.”

“Hayır, hiçbir fikrim yok,” dedi Raoul. “Size eşlik eden şey neydi peki?”

“Bilmediğim bir müzik eşlik ediyordu bize; duvardan geliyordu ve olağanüstü doğruluktaydı. Ses, babamın benim eğitimimi nerde bıraktığını kesin olarak bildiği için beni çok iyi anlıyordu. Birkaç hafta içinde, şarkı söylerken kendimi tanıyamaz hale geldim. Bundan korktum bile. Sanki bunun ardındaki bir büyücülükten korkuyordum, ama Anne Valérius rahatlattı beni. Benim şeytanın esiri olamayacak kadar temiz yürekli bir kız olduğumu söyledi. Eğitimim, sesin emri üzerine benim, Anne Valérius’ün ve kendisinin arasında bir sır olarak saklandı. Oldukça tuhaftı bu, ama giyinme odamın dışında kendi her günkü sesimle şarkı söylüyordum ve kimse bir şey fark etmedi. Ses ne söylediyse yaptım . ‘Bekle ve gör: Paris’i hayrete düşüreceğiz!’ dedi. Ben de bekledim ve bu mest edici rüyada yaşamaya devam ettim. İşte bundan sonra bir akşam seni ilk defa salonda gördüm. Öyle mutlu olmuştum ki, giyinme odama gittiğimde neşemi gizlemeyi aklımdan bile geçirmedim. Ama ne yazık ki ses benden önce gelmişti ve benim tavrımdan bir şeyler olduğunu fark etti. Neler olduğunu sorunu hikâyemizi gizli tutmaya ya da senin kalbimdeki yerini ondan saklamaya bir neden olmadığını düşündüm. Bunun üzerine suskunlaştı. Ona seslendim, ama cevap vermedi; yalvarıp yakardım, ama boşuna. Ebediyen gitmiş olmasından korktum. Keşke öyle olsaydı! O gece umutsuz bir halde Anne Valérius’e gittim. Her şeyi anlattım ona, bana dedi ki, ‘Bak sen, elbette ki ses kıskandı seni!’ Ve bu da, sevgilim, ilk defa seni sevdiğimi açığa çıkaran şey oldu.”

Christine konuşmasını kesip başını Raoul’un omzuna dayadı. Bu şekilde sessizce durdular bir süre ve birkaç adım uzakta kocaman iki kanadın sürünen gölgesini, çatı boyunca onlara üzerlerine kapanıp boğacak kadar yakınlaşan bir bölgeyi görmediler, hareket ettiğini fark etmediler.

“Ertesi gün,” diye devam etti Christine iç çekerek, “giyinme odama dalgın bir ruh haliyle döndüm. Oradaydı ses, bana üzüntüyle ve açıkça, eğer kalbimi dünya üzerinde birine verirsem kendisinin cennete geri dönmekten başka yapacağı bir şey olmadığını söyledi. Bunları öyle insansı bir vurguyla söyledi ki, hemen orada şüpheye kapılıp yanılmış duygularımın kurbanı olduğuma inanmam gerekirdi. Ama sese olan güvenim babamın hatırasına öylesine karışmıştı ki, bozulmadan kaldı. Hiçbir şey onu bir daha duymamaktan fazla korkutmuyordu beni. Sana olan aşkımı düşünüp içindeki bütün gereksiz tehlikenin farkına vardım: hatta senin beni hatırlayıp hatırlamadığını bile bilmiyordum. Her neyse, toplumsal konumun seninle evlenme umudumu imkânsız kılıyordu; ben de sese senin benim için bir kardeşten öte bir şey olmadığına ve asla da olmayacağına, kalbimin tüm dünyevi aşklara kapalı olduğuna dair yemin ettim. Buydu sevgilim, sahnede ya da koridorlarda seni görmememin ve tanımamamın sebebi buydu. Bu arada, sesin bana ders verdiği saatler ilahi bir esrime havasıyla geçiyordu, ta ki sonunda bana, ‘Şimdi Christine, insanlara artık cennetin müziğinden bir parça gösterebilirsin,’ deyinceye kadar. O gece Carlotta’nın nasıl olup da tiyatroya gelmediğini de, şarkı söylemek için onun yerine neden benim çağırıldığımı da bilmiyorum; ama daha önce başıma hiç gelmeyen bir esrimeyle söyledim şarkımı ve bir an ruhumun bedenimden ayrıldığını hissettim sanki!”

“Ah, Christine,” dedi Raoul, “o akşam sesinin her vurgusunda titredi yüreğim. Yanaklarından süzülen gözyaşlarını gördüm ve ben de seninle ağladım. Ağlarken nasıl oluyor da böyle şarkı söyleyebiliyorsun?”

 

Bu pasaj, İthaki Yayınları'nın Gaston Leroux - Operadaki Hayalet kitabından alıntıdır.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...