Jump to content
Sign in to follow this  
İη¢ιѕєℓ

"Tek Kanatlı Bir Kuş" Yaşar Kemal

Recommended Posts

Şoför gülüyordu. Otobüstekiler de durmadan gülüyorlardı.

Remzi Bey:

“Burada kaldık… Yokuşlu…”

O Yokuşlu dedikçe öbürleri durmadan gülüyorlardı. Şoförün gülmekten burnunun kemerindeki yara izi kızardı.

Melek Hanım, bir elini beline koydu, öteki elindeki örgüsünü savurdu:

“Ne gülüyorsunuz, ne, açık bir şey görmüş gibi. Sizde hiç insanlık kalmadı mı, ne kadardır burada bekliyoruz, ilk geçen sizsiniz, siz de hep birden gülüyorsunuz.”

Şoför ciddileşti:

“Dur hanım, dur,” dedi. “Yokuşluya bir şey olmuş. Ben de bilmiyorum. Kimse de bilmiyor ya, oraya hiç kimse gitmiyor.”

Otobüsüne bindi gazladı.

Karı koca asfaltın kıyısında yan yana giden mavi otobüsün ardında bakakaldılar.

“Bir şey olmuş Yokuşluya, bir şey,” dedi Melek Hanım. “Bir şey. Haydi yükleri cevizlere taşıyalım.”

İkisi iki yerden taşımağa başladılar.

Remzi Bey:

“Şu taşıma işini bitirince kasabaya bir gidip dönsem mi, ne dersin?”

“Anam, o nasıl söz öyle ağzından çıkan, aman, aman Remzi. Aman Müdür. O kasabaya girilir mi, ne olup bittiği bilinmeden. Aman Remzi, aman ha Müdür. Nasıl olsa şimdi birisi daha geçecek. Başladılar. Kocaman yol.”

“Kocaman yol,” dedi Remzi Tavdemir. “Nasıl olsa birisi geçecek, bir otobüs dolusu adam geçti ya.”

“Geçecek,” dedi Melek Hanım. “Hem de nasıl geçecek.”

Nerdeyse gün kavuşacaktı. Bozkıra duman çökmüştü. Öteberiyi en büyük cevizin altına yerleştirdiler. Ortalık ağır bir ceviz kokusuyla acı kokuyordu. Remzi büyük naylon örtüyü de, ortasından bir daha bağladı. Dört yere dört kazık çaktı, örtünün uçlarını kazıklara bağladı. Karşıya geçip seyrettiler:

“Oldu mu sana güzel bir çadır.”

“Oldu,” dedi Melek Hanım. “Eline sağlık Remzi, eline sağlık Müdür.”

Yolun kıyısına oturdular, biri yönünü yolun bir ucuna, öbürü öteki ucuna döndü. Sırt sırta oturdular. Melek Hanım pembe örgüsünü durmadan örüyordu, altın bilezikli sağ elini savura savura.

“Geliyor,” diye ayağa fırladı Remzi Bey. “Geliyor.”

Öteden uzun, siyah bir araba gözüktü. İkisi birden yolun ortasında durdular. Araba onları uzaktan gördü, yavaşladı, geldi usulca önlerinde durdu. Arabadan siyah giyinmiş, siyah kıravatlı ak gömlekli, rugan pabuçları pırıl pırıl birisi indi:

“Söyle vatandaş dileğin nedir?”

Remzi Bey hemen hazır ola geçti. Eliyle gösterdi:

“İşte şu kasabaya yeni atandım. Kimse beni oraya götürmüyor. Karı koca…” boynunu büktü, “işte burada kalakaldık. Ne yapacağımızı şaşırdık.”

Adam hemen otomobiline bindi. Otomobilde düşündü bir süre. Eliyle karı kocayı çağırdı. Gelip karşısında gene hazır ola geçtiler. Melek Hanım her şeyi anlamıştı. Adamın kim olduğunu bilivermişti, hiç şaşmaz, onlardan birisiydi. Ol sebepten Melek Hanım adamın huzurunda gözlerini bile kırpmadan put gibi duruyordu.

“Ben de,” dedi adam, “ben de bu kasabaya geldim, geldim fakat giremedim, gidiyorum şimdi. Kasabaya girmenin bir yolunu bulacağım. Şimdi Ankaraya gidiyorum, siz burada bekleyin, ben bu kasabaya girmenin mutlak bir yolunu bulacağım. Siz hiç üzülmeyin, üzülmeyin ve burada bekleyin. Sağlıcakla kalın. Allah yardımcınız olsun.”

Yana çekilip daha sıkı hazır ola durdular:

“Güle güle, güle güle, uğur ilen,” dediler, “uğur ilen.”

Otomobil çok hızlı gidiyordu. Su gibi kayıyordu asfaltın üstünden.

“Bu kasabada bir şey var,” dedi Remzi Bey.

“Var var, bir şey var,” dedi Melek Hanım. “Ne yapalım o bile girememiş, burada, biz o büyüğümüzü bekleyeceğiz. Şimdi ya Ankaraya gidiyordur, ya İstanbula. Gidecek, orada daha büyüklerle konuşup gelecek, sonra da hep birden Yokuşluya gireceğiz.”

“Ne kadar yiyeceğimiz var Melek Hanım, burada ne kadar dayanabiliriz?”

“Bir ay da iki ay da,” dedi Melek Hanım övünerek. “Komşularım beni o kadar severler ki, yarıştılar birbirleriyle, işte gözünün önünde yarıştılar. O kadar o yol azığı geldi ki her evden, sen hiç telaş etme, burada bir ay da iki ay da kalsak bize yeter.”

“Yeter,” dedi Remzi Bey, “bak birisi daha geliyor. Bir yolcu.”

Uzaktan, türkü söyleyerek gelen yolcu geldi geldi cevizin karşısına varınca durdu:

“Selamünaleyküm hey erenler,” dedi.

“Aleykümselam,” dedi Remzi Bey.

Yolcu:

“Siz de mi girmiyorsunuz kasabaya?” dedi.

“Biz de,” dedi Remzi Bey. Sonra kurnazlıkla sordu. “Ne olmuş ki bu kasabaya?”

“Hiçbir şey olmamış,” dedi. “Olduğu gibi, yerli yerinde duruyor, amma içinde hiç adam yok.”

“Nereye gitmişler?” diye sordu Remzi Bey.

“Yolcu geldi karşı cevize belini verdi oturdu. Oturur oturmaz da belinden azık çıkınını çözdü ortaya koydu açtı:

“Buyrun, buyrun,” dedi. Azık çıkınında üç dürüm yufka ekmeği, altı baş soğan, dört yumurta, bir toprak da çökelek vardı. Çökeleğin içinden taze yeşil otlar yeni filizlenmiş gibiydiler.

“Ziyade olsun,” dedi Remzi Bey.

Hem yiyor, hem konuşuyordu adam.

“Adım Yanıkoğlu Hüseyin. Şu ilerideki dağ köylüklerinden olurum.”

Omuzları çok geniş, yüzü çok kara esmer, gözleri çakırdı. Kırkında gösteriyor, düzgün ak dişleri ağzını açtıkça ışılıyordu. Bacakları, gövdesinin kalınlığına göre çok inceydi, çöp gibiydi. Boynu da incelmişti. Kocaman başını taşıyamayacak gibiydi.

 

Bu pasaj, Yapı Kredi Yayınları'nın Yaşar Kemal - Tek Kanatlı Bir Kuş kitabından alıntıdır.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...