Jump to content
Sign in to follow this  
İη¢ιѕєℓ

"Ekmeğimi Kazanırken" Maksim Gorki

Recommended Posts

“ Ne de erken ölüyor bütün bu çocuklar!”

“ Fakat yalnız Viyahir öldü, değil mi?”

“ Ne önemi var? Sokaktan çekildiler mi, hemencecik ölüveriyorlar. Tam bir araya geliyor, birbirimize alışıyoruz derken ya tutup çıraklığa veriyorlar ya da ölüyorlar. Sizin avludaki Çesnokovlara yeni gelenler var. Adları Yevseyenko. Oğulları Nüska, sevimli ve çok becerikli bir çocuk. İki kız kardeşi var. Biri henüz küçük, öbürü çok güzel ama topal ve koltuk değneksiz yürüyemiyor.”

Biraz düşündükten sonra ekledi:

“ Çurka ile ben ona âşık olduk ve sürekli kavga ediyoruz.”

“ Kızla mı?”

“ Ne münasebet! Aramızda! Onunla çok seyrek!”

Gençlerle büyüklerin bir kıza âşık olduklarını tabii ki biliyordum. Hatta bu sözün kaba anlamını da biliyordum. Kostroma’ya acıdım. Canım sıkıldı. Onun öfkeli siyah gözleriyle kaba saba vücuduna bakarken içimde bir rahatsızlık duyuyordum.

Topal kızı hemen o gün akşamüstü gördüm. Merdivenden avluya inerken koltuk değneğini düşürmüştü. Elinden bir şey gelmeyince basamaklarda durdu. Zayıf, incecik, kansız elleriyle merdivenin parmaklığına tutunuyordu. Koltuk değneğini kaldırmak istedim ama sarılı parmaklarımla beceremedim. Boşuna uğraştım ve kızdım. Merdivenin en üst basamağından bana dostça gülümseyerek sordu:

“Ellerine ne oldu?”

“ Haşlandım.”

“ Ben de topallıyorum… Sen bu avluda mı oturuyorsun? Hastanede çok mu yattın? Ben çok yattım.”

İçini çektikten sonra ekledi:

“ Pek çok!”

Eski ama temiz, mavi benekli beyaz bir giysi giymişti. Düz taranmış saçlarını kısa, kalın bir örgü hâlinde toplamıştı. İri gözleri ciddiydi. Sakin derinliklerinde, sivri burunlu zayıf yüzünü aydınlatan mavimsi küçük bir alev yanıyordu. Gülümseyişi tatlıydı ama benim hoşuma gitmedi. Bütün hastalıklı vücudunun sanki “ Dokunma bana, rica ederim.” diye yalvaran bir hâli vardı.

Arkadaşlarım ona nasıl âşık olmuşlardı?

“Çoktan beri topallıyorum.”

İçini bir çeşit sersemlikle ve hoşlanarak döküyordu:

“ Bir komşu kadın bana büyü yaptı. Annemle kavga etti, onu kızdırmak için beni büyüledi… Hastanede korktun mu?”

“ Oh, evet!..”

Onun yanında sıkılıyordum. Eve girmeyi tercih ettim.

Ninem gece yarısına doğru beni okşayarak uyandırdı:

“ Hadi gidelim, istiyor musun? Başkaları için çalışırsan ellerin daha çabuk iyileşir…”

Kolumdan tuttu ve beni bir kör gibi karanlığa doğru götürdü. Gece, kapkaranlık ve rutubetliydi. Rüzgâr, âdeta hızla akan bir ırmak gibi durmadan esiyordu. Ninem yoksulların oturduğu evciklerin karanlık pencerelerine güvenle yaklaşıyor, üç istavroz çıkarıyor ve yıldızsız gökyüzüne bakarak mırıldanıyordu:

“ Ey göklerin çok kutsal Çariçesi! Hepimize yardım et!.. Sana karşı hepimiz günahkârız, Meryem Ana!”

Evden uzaklaştıkça etrafımızı saran karanlık daha da koyulaşıyor ve daha büyük bir üzüntü veriyordu. Geceleyin gökyüzü, karanlıklar içinde sonsuzluğa doğru derinleşmiş, ay ve yıldızları sanki ebediyen gizlemişti. Nereden geldiği belirsiz bir köpek, aniden karşımıza çıktı. Önümüzde durdu ve havlamaya başladı. Korkarak nineme sokuldum.

“ Bir şey değil. Sadece bir köpek. Şeytanın saati değil, onun için vakit çok geç, horozlar öttü bile!” dedi.

Köpeği çağırdı, okşadı ve ona yavaşça;

“ Dikkat et köpek! Torunumu korkutma!” dedi.

Hayvan bacaklarıma sürtündü ve üçümüz yola koyulduk. Ninem ‘’gizli sadaka’’sını kenarına bırakmak için evlerin pencerelerine on iki defa yaklaştı. Artık şafak söküyordu; kurşuni evler karanlıktan sıyrılıyor, Napolnaya Kilisesi’nin bembeyaz çan kulesi yükseliyor, mezarlığın tuğla duvarı kullanılmış bir hızar gibi kırmızılaşıyordu.

Ninem:

“ Yoruldum, yaşlandım.” dedi. “ Eve dönelim artık. Yarın kadınlar uyanınca Meryem Ana’nın, çocuklara bir şeyler gönderdiğini görecekler! Her şeyden yoksun olunca insan küçük şeye bile sevinir! Ah! Alyoşa, dünya yoksullarla dolu ama ne onları düşünen var ne de onlara yardım eden!”

Zengin Tanrı’yı düşünmez,

Hesap günü gelmez aklına

Yoksulun ne dostudur ne de kardeşi

Altın biriktirmek onun tek amacı!

Bu altın da cehennemde kor olsun ona!

“ Sorun işte burada! Birbirimiz için yaşamalıyız ki, Tanrı da hepimize yardımcı olsun! Yeniden yanıma geldiğin için çok sevinçliyim.”

Ben de iç açıcı bir sevinç duyuyordum. Hiç unutamayacağım bir şeye katıldığımı sezmekteydim. Tilki burunlu, iyi gözlü, korkak bakışlı yabani köpek etrafımda titreşip duruyordu.

“Bu da bizde mi kalacak?”

“Tabi! Canı isterse varsın kalsın . Ona bir gevrek vereyim, iki tane kaldı, gel bir sıraya oturalım, kendimi çok yorgun hissediyorum.”

Bir kapının önündeki sıraya oturduk. Köpek ayaklarımızın dibine uzanarak kuru gevreği kemiriyordu. Ninemse anlatıyordu:

“ Burada, birbirinden küçük dokuz çocuğu olan yabancı bir kadın oturur. Ona ‘Mosyevna, nasıl yaşıyorsun?’ diye sormuştum. Bana;

‘ Tanrımla yaşıyorum. Başka kiminle yaşayabilirim?’ cevabını vermişti.”

Nineme sarılarak uykuya daldım.

 

Bu pasaj, Morpa Kültür Yayınları'nın Maksim Gorki - Ekmeğimi Kazanırken kitabından alıntıdır.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...