Jump to content
Sign in to follow this  
İη¢ιѕєℓ

"Oblomov" İvan Gonçarov

Recommended Posts

— Korkma canım, yaşlandın demek istemiyorum. Hayır, o değil. Yaşlanınca insan kuvvetten düşer ve hayatla savaşamaz olur. Hayır, senin içine çöken kasvet, bezginlik, benim düşündüğüm şeyse, daha çok bir güç belirtisidir. Canlı, hareketli bir ruh bazen hayatın sınırlarını aşar, tatmin edilemez olur; bu yüzden umutsuzluğa düşer, bir an için hayata küser; bu hal, hayatın sırlarını arayan ruhun sıkıntısıdır... Senin derdin de budur. Anlamsız da bir şey değil.

Olga içini çekti, fakat bu iç çekiş daha çok sevinçtendi; çünkü korkusu geçmiş, kocasının gözünden düşecek yerde daha fazla gözüne girmişti.

— Peki ama, ben mutluyum. Ruhum boşta değil, günümü hayallerle geçiriyorum. Hayatım dolu, başka ne isteyebilirim? Hayatın sırlarını aramaktan ne çıkar? Bu bir hastalık, bir iç sıkıntısı…

— Evet; zayıf, uyuşuk, karanlık bir ruh için öyle olabilir. Bu hayata küsmeler, bu aramalar insanı deliliğe kadar götürebilir; kimisi de bu hali korkunç bir kâbus olarak görür.

— Hayatım ağzına kadar mutluluk dolu; öyle yaşamak istiyorum ki... Sonra birden her şeye bir zehir karışıyor.

— Ah! Prometheus'un ateşini insan böyle ödüyor işte! Bu sıkıntıya katlanmakla kalmayacak, onu seveceksin; içinde doğan kuşkulara, sorulara saygı göstereceksin. Bunlar hayatın taşan, fazla gelen kuvvetleridir; en çok da mutluluğun en son sınırına vardığı, bayağı isteklerin sona erdiği zaman ortaya çıkarlar; sıradan bir hayat içinde doğmazlar. İhtiyaç ve dert içindeki insanlar onlarla baş edemezler. Halk yığın yığın şüphe bulutlarını, anlamak çabasının verdiği sıkıntıyı bilmez. Fakat zamanında cevap arayanlar için bu sorular bir yük değil, tersine bir nimettir.

— Ama altından kalkamayınca insanı hayattan bezdiriyor, her şeye karşı kayıtsız bir hale sokuyorlar.

— Uzun zaman için değil, sonradan hayat insana daha taze gelir. Bizi öyle bir uçuruma götürürler ki orada artık düşüncemiz sorularına cevap bulamaz, o zaman hayata daha büyük bir sevgi ile bağlanırız. Bu sorular ve şüpheler kendilerine karşı savaşmak için denenmiş güçleri çağırırlar, sanki bu güçlerin uykuya dalmasını istemedikleri için ortaya çıkmışlardır.

— Dumanlar, hayaller yüzünden derde düşmek! Her şey aydınlık içinde iken birdenbire karanlıklara gömülmek! İnsan bu belaya karşı kendisini koruyamaz mı?

— Tabii koruyabilir: İnsanda yaşama gücü olması gerek. Bu güç olmazsa hayat zaten berbattır. Bu şüpheler, üzüntüler olmadan da insan sıkılır.

— Peki ne yapmalı o zaman? Kendini bırakıp zavallı bir insan mı olup kalmalı?

— Hiç de değil. Kendine cesaret verip yolunda sabırla, sebatla yürümeli. Sen ve ben birer kahraman değiliz; çözülmez sırlarla Manfred veya Faust gibi savaşacak değiliz; onlar gibi büyük iddialara girişmeyeceğiz; başımızı eğip zorluklar içinde yaşamaya, onları yenmeye çalışacağız; o zaman mutluluk tekrar bize gülecektir ve…

— Ya bu şüpheler yakamızı bırakmaz da içimizdeki kasvet gittikçe artarsa?

— Ne yapalım! O zaman bu hali hayatın yeni bir yüzü olarak kabul ederiz... Fakat böyle şey olmaz, bizim başımıza böyle şey gelmez. Bu yalnız senin derdin değil ki, bütün insanlığın derdi. Bir damlası sana sıçramış... İnsanın hayatla bağı, tutunacak bir dalı olmadı mı bu dert korkunçtur. Ama biz öyle değiliz... Umarım derdin bu dediğin cinstendir, bir hastalık belirtisi değildir... Öyle olması daha kötü. O zaman benim elim kolum bağlanır, umutsuzluğa düşerdim. Ama belirsiz hüzünler, şüpheler, endişeler bizim mutluluğumuzu nasıl karartabilir? Nasıl bizim... Ştoltz sustu, Olga var gücüyle onun kollarına atıldı, boynuna sarıldı. Tekrar bütün mutluluğunu, neşesini, rahatını bulmuştu. Coşkun bir gönülle fısıldadı:

— Ne hüzün, ne şüphe, ne hastalık... ne de ölüm mutluluğumuza dokunabilir.

Olga sanki onu hiçbir zaman bu kadar derin bir aşkla sevmemişti. Ştoltz şefkatli bir yüzle ve sanki hurafelere inanırmış gibi:

— Dua et de talih şikâyetlerini duymamış, seni nankör saymamış olsun, dedi. O, verdiği nimetlerin değerini bilmeyenleri sevmez. Şimdiye kadar hayatı yalnız okuyarak, dinleyerek öğrendin. Kendi yaşantınla da görüp anlayacaksın... Hele bir ortasına düş, birçokları gibi acılara, dertlere katlan, o zaman... Bu kaygılara harcayacak zaman bulamazsın... Güçlerini sakla!

Olga'nın coşkun duygularına cevap olarak ve yine kendi kendisiyle konuşur gibi söylediği bu sözlerde bir "keder" gizliydi. Sanki söz ettiği "acıları, dertleri" uzaktan görüyordu.

 

Bu pasaj, İş Bankası Kültür Yayınları'nın İvan Gonçarov - Oblomov kitabından alıntıdır.

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...