Jump to content
Sign in to follow this  
İη¢ιѕєℓ

"Sessiz Göç" Asuman Güzelce

Recommended Posts

Yüzlerce kilometreden fazla, kıvrıla kıvrıla uzanan tepecikleri tırmandık. Geriden bakıldığında, sonsuz bir kalenin mazgalları ve burçlarına benzeyen bazen dik duvarlar gibi yükselen dağları aştık. Bazen balta girmemiş ormanların arasından geçtik. Uzun, yatık platolardan inmeye başladık.

Bineğimin sarsıntılarıyla, hafifçe esrik, gittikçe daha uzaklara, şeklini bilmediğim topraklara yaklaşıyordu düşüncelerim.

Çilemizi, o sisle kaplı dağlarda, ormanlarda gizledik…

Birdenbire, hem arazinin, hem de havanın durumu değişti. İklim farklılığını hemen fark edince paltolarımızı çıkardık. Hepimiz, korkunç bir rüyadan uyanmış gibiyiz. Yavaş yavaş gözden kaybolan manzaraları, tüm yaşamım boyunca bir defa daha göremeyeceğimi düşünüyordum. Dağlık bir arazide, tepelerin arasından, yaylalardan geçmeye başladık.

Bizi Afganistan’da ne tür bir yazgının beklediğini bilmiyorduk ama yine de bir an önce oraya ulaşmak için sabırsızlanıyorduk.

Yaklaşık üç ay süren bu amansız göç esnasında çok zor anlar yaşadık. Himalaya dağlarından geçip, Pamir’i at ve katırlarla aştıktan sonra kafilemiz, meşakkatli ve tamamen binek hayvanlarının sırtında Afganistan’a vasıl oldu.

Bir ülkeden bir başkasına taşıdık yaralarımızı, anılarımızı, sorularımızı, acılarımızı…

Dünyanın damı olarak bilinen Pamir, yüksek tepelerin ve yeşil vadilerin doğayla kucaklaştığı, yaz kış karı eksik olmayan zirvelerin adıdır. Bizim için ise zorluğun bittiği, özgürlüğün başladığı sınırdır.

Geldiğimiz yerin karanlık, soğuk veya somurtkan olması umurumuzda değildi. Biz, özgürlüğümüzün tadına varmak istiyorduk.

Atlarımız, yaklaştığımızı sezmişler gibi kendiliklerinden tırıs gidiyordu.

Hepimiz rahatladık, heyecanlandık. Gönlümüz şehre yaklaşıyor olma sevinciyle doldu. Bu sevinç ölçülü bir şekilde yüzümüze de yansıdı.

Afganistan’a girdikten bir müddet sonra kafilemiz yavaş yavaş çözülmeye, dağılmaya başladı. Çünkü aramızda gideceği adresi belli olanlar, akrabaları tarafından karşılananlar vardı. Onlar da haklı olarak bir an önce yerlerine ulaşmak istiyorlardı. Hiçbir şey, insanın düzenli yaşama isteğini öldüremiyor. İki gün içinde kafilenin yarısı bizimle helalleşerek dağıldı.

Biz geriye kalanlar birlikte bir hanın önüne geldik, durduk. Burası Kabil’de şehir dışında büyük bir handı…

Gün döndü. Bir o değildi dönen. Bedenler döndü, ruhlar döndü, yüzler döndü…

Özgürlüğü derin derin içime çektim. Hiç kimseyi tanımadığım halde, gördüğüm herkesi kendime çok yakın hissediyordum. İçimizden öksürüklü bir ihtiyar, “Hey!” diye ünledi, derin derin iç çekti, benekli Hint kamışından bastonunu sallayarak “Hancı! Biz geldik!” diye haykırdı. O kadar yorgundum ki bir an oracığa yığılıp kalmaktan korktum. Kendimi çekip çeviremeyecek kadar bitkindim ancak bu arada insana dinginlik kazandıran bizim vatanımızda kesilmiş olan bir ses yükselmeye başladı. İnsanda özgürlük duygusu uyandıran bu ses; ezan sesiydi. Hocanın hüzünlü bir şekilde okuduğu akşam ezanı, her türlü gürültüyü bastırdı. Bu ses benim duyduğum mutluluğun asıl kaynağıydı. İlahi bir coşku içinde,

“Ne güzel! Ne güzel, yarabbi! Ne güzel!”

 

Bu pasaj, Ötüken Yayınları'nın Asuman Güzelce - Sessiz Göc kitabından alıntıdır.

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...