Jump to content
Sign in to follow this  
İη¢ιѕєℓ

"Madame Bovary" Gustave Flaubert

Recommended Posts

— Bizim hanım öyle şeylerden hoşlanmaz, dedi; ona kaç kez biraz jimnastik yapması söylenildi ama odasına kapanıp kitap okumayı tercih ediyor.

Leon:

— Ben de öyleyimdir, dedi; akşam rüzgâr pencereye vurur, lamba yanarken ateşin başına oturup bir kitap açmaktan daha tatlı ne var ki? Emma, iri iri kara gözlerini ona dikerek:

— Değil mi?, dedi. Leon devam ediyordu:

— İnsan bir şey düşünmez, saatler akıp geçer. Hiç kımıldamaksızın, görür gibi olduğunuz ülkelerde dolaşırsınız; düşünceniz hayalle sarmaş dolaş olarak ayrıntılar içinde oynar, yahut serüvenlerin çevresini izler, şahıslara karışır; onların elbiseleri altında kendi kalbiniz çarpıyor sanırsınız.

Emma:

— Çok doğru!.. Çok doğru!., diyordu. Leon:

—Bilmem size de hiç oldu mu?.. Bazen insan bir kitapta kendinin de aklından geçmiş bir fikre, tâ derinden hatıra gelen silinmiş bir hayale rastgelir ki bu, en ince hissinizi anlatıyor sanırsınız.

Emma:

— Onu ben de hissettim, dedi.

— Bunun içindir ki ben bilhassa şairleri severim. Şiiri nesirden daha kalbe yakın buluyorum, insanı daha çok ağlatıyor.

Emma:

— Ama, dedi, sonunda insanı yoruyor; şimdi ben bilakis bir solukta okunan hikayeleri, korku veren öyküleri seviyorum. Hayatta çok rasgelinen alelade şahısları, ılımlı duygulan anlatan romanlardan nefret ediyorum.

Noter kâtibi:

— Hakikaten, dedi, o eserler kalbe tesir etmediği için, bana öyle geliyor ki, sanatın asıl amacından ayrılmış oluyorlar. Hayatın, hülyamızı inciten bin bir hali arasında., düşüncemizi sûylu yaratılışlı insanlara, saf sevgilere, mutluluk tablolarına bağlayabilmek ne kadar tatlıdır. Burada hayattan uzak yaşayan benim biricik zevkim, biricik eğlencem bu; ama insan Yonville'de okunacak çok bir şey bulamaz ki!..

Emma:

— Burası da şüphesiz Tostes gibi, dedi; bunun için ben daima, kira ile kitap veren bir kütüphaneye abone oldum.

Bu son sözleri duyan eczacı:

— Hanımefendi kabul etmek lütfunda bulunurlarsa, dedi, bütün kütüphanem emirlerine amadedir; en iyi yazarların eserlerinden meydana gelmiştir. Voltaire, Rousseau, Delille, Walter Scotte, L'Echo des Feuilletons, vb; bundan başka çeşitli günlük yayınlar da vardır ki, bunların arasında, Buchy, Forges, Neufchâtel, Yonville bucakları ve civarı muhabiri olmakla onur duyduğum gündelik Ruen Feneri de vardır. İki buçuk saattir sofradaydılar, çünkü hizmetçi Artemise, eski çarıklarını taşlar üzerinde avare avare sürükleyerek tabakları birer birer getiriyor, her şeyi unutuyor, hiçbir şeyi aklı almıyor, bilardo salonunun kapısını boyuna yarı açık bırakıp mandalın duvara çarpmasına sebep oluyordu.

Leon konuşurken, hiç farkına varmadan, ayağını Madam Bovary'nin oturduğu iskemlenin çubuklarından birine dayamıştı. Kadının boynunda mavi ipek bir boyunbağ vardı ki bu, fitilli bir patiska yakayı, dimdik tutuyordu; Emma'nm başı ile yaptığı hareketlere göre yüzünün alt kısmı, tatlı bir eda ile o yakaya gömülüyor veya hafifçe meydana çıkıyordu. Charles ile eczacı konuşurlarken, onlar böylece yan yana, birbirini açan sözlerin dönüp dolaşıp ortaklaşa bir yakınlığın değişmez merkezine götürdüğü çeşitli konularda bir sohbete dalmışlardı. Paris'in tiyatroları, roman isimleri, yeni kadriller, bilmedikleri kibarlar âlemi, Emma'nın oturmuş olduğu Tostes, şimdi bulundukları Yonville; yemeğin sonuna kadar her şeyi gözden geçirip her şeyden bahsettiler.

Kahve getirildikten sonra Felicite" yeni evde odayı hazırlamaya gitti; az sonra da sofradan kalkıldı. Madam Lefrançois küllerin başında uyuyakalmıştı; tavla uşağı da, elinde bir fener, evlerine götürmek üzere, Monsieur Bovary ile hanımını bekliyordu. Kızıl saçları arasına saman çöpleri karışmıştı; sol bacağından topallıyordu. Öteki eline de papazın şemsiyesini aldı ve yola düzüldüler.

Kasaba uykudaydı. Pazar yerinin direkleri, yere büyük gölgeler seriyordu. Sanki bir yaz gecesiymiş gibi toprak gıpgriydi.

Fakat hekimin evi, otelden ancak elli adım ötede olduğundan, hemen vedalaşıp ayrılmak lazım geldi.

Emma, kapıdan girer girmez, sıvalann soğukluğunun omuzlarını nemli bir havlu gibi kapladığını hissetti. Duvarlar yeniydi, ahşap basamaklar gıcırdıyordu. Birinci kattaki odaya, perdesiz pencerelerden beyazımtırak bir ışık giriyordu. Hayal meyal ağaç tepeleri ve daha ötede, yarı sis içine gömülmüş, ay ışığı vurdukça ırmak boyunca bir buhar tabakası yükselen çayır gözüküyordu. Evin ortasında karmakarışık konsol çekmeceleri, şişeler, perde demirleri, yaldızlı değnekler, sandalyelere yığılmış şilteler, yere konuvermiş leğenler vardı, eşyayı getiren iki hamal her şeyi gelişigüzel bırakıvermişlerdi.

Emma, bununla dördüncü defa olarak bilmediği bir yerde yatıyordu. Birincisi rahibeler okuluna girdiği gün, ikincisi Tostes'a vardığı zaman, üçüncüsü Vaubyessard'da, dördüncüsü de bu; bunların her biri de hayatında sanki yeni bir safhanın başlangıcı olmuştu. Emma, olayların ayn yerlerde aynı biçimde olabileceğine inanmıyordu; mademki hayatının geçen kısmı fena olmuştu, bundan sonrakinin daha iyi olacağından kuşkusu yoktu.

 

Bu pasaj, Yapı Kredi Yayınları'nın Gustave Flaubert - Madame Bovary kitabından alıntıdır.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...