Jump to content
Sign in to follow this  
İη¢ιѕєℓ

"Melekler Zamanı" Iris Murdoch

Recommended Posts

"İnsan yalnızca bir meleği sevebilir. Bu ürkünç duygu da sevgi değildir. Meleklerin iletişim kurduğu kişiler mahvolmuş demektir."

Marcus, "Ben fikrimi değiştirdim," dedim. "Bence sen zır delisin."

"Git öyleyse, hadi git, masum kardeşim benim. O sade suya irit teolojine dön. Sen neredeydin, Marcus, ben dünyanın temellerini atarken, sabah yıldızları bir ağızdan şarkı söyler ve Tanrı'nın bütün oğulları sevinçle haykırırken?"

Marcus ayağa kalktı. "Papazlık yapmayı sürdüreceksin demek. İçin bunlarla doluyken o güldürüyü gene de sürdüreceksin."

"Önemi yok. Ayin yaptığım sırada Tanrı ben'im. 'Nil inultum remanebit' [Öcü alınmadık hiçbir şey kalmayacaktır]. Gerçi yargıç yok, ama ben gene de otomatik olarak cezaya çarptırılacağım, evrenin ulu gücü tarafından. Bu gücün en son merhameti olacak benim cezam. Bu arada ben de bulunduğum yerde kalıp her şeye dayanıyorum. Dayanıyorum, Marcus'um benim, her şeyin sona ermesini bekliyorum."

Adını Carel'in böyle, çocukluğundaki gibi söylemesi Marcus'un içini ansızın, bambaşka bir duyguyla doldurdu, ıllık ve ayıf, ağabeyinden çok kendi kendine yöneltilmiş bir acıma duygusu. Bir tedirginlik, umarsızlık belirtisi arayarak Carel'in yüzüne baktı, ama bu yüz dalgın, hafifçe gülümseyerek öteye doğru dönmüştü.

Marcus'a öyle geldi ki Carel ona kapıyı göstermiş, belki de onu şimdiden unutmuştu. Gelgelelim bu şekilde çıkıp gitmeye Marcus dayanamazdı.

Carel'in dikkatini kendi üstüne çekmek istiyordu, öfke biçiminde bile olsa.

"Bu çiçekleri Elizabeth'e getirmiştim," dedi.

Carel yavaş yavaş ondan yana döndü, onun yüzüne hala dalgın gözlerle bakarak masaya yaklaştı. Püskül kafalı krizantemlere dokundu. "Pakette ne var? O da Elizabeth için mi?"

Marcus ikonayı anımsadı ve bir an ikonanın neden kendinde olduğunu çıkartamadı. "Şu ikona," dedi, dili dolaşarak. "Sen bilmezsin herhalde, Eugene Peshkov'a ait bir şey..."

"Ha, şu Polonyalı."

"Rustur, aslında."

"Bakabilir miyim?"

Carel kağıdı açmaya başlamıştı bile. Lambanın doğrudan vuran ışığında, çiçeklerin cılız solgunluğunun yanında bu som ahşap dörtgen, altın rengi ve maviyle ışıldıyordu. Bronz yaldızlı üç melaike, alçakgönüllülükleriyle ve yenilgileriyle yorgun, baş başa vermiş, ince asaları ellerinde, zarif ve ırak duruyorlardı. O kocaman kaymak rengi aylalarının altındaki küçük başlarını birbirine doğru eğmişlerdi ve tahtları parlak, süt beyazı br gök üzerinde yüzer gibiydi.

Carel ikonayı yavaşça elinden bıraktı. Bir şeyler mırıldandı.

"Ne?" dedi Marcus.

"Upuzun, dedim."

"Uzun mu?"

"Böyle uzun boylu olmaları gerekir."

Marcus, Carel'e baktı. Carel dikkatini hala ikonaya vermiş, gene gülümsüyordu, rahat, mutlu bir gülümseme.

Marcus öksürdü. "Kutsal Üçlüyü temsil ediyor, doğallıkla," dedi.

"Bu üçü nasıl tek olabilir? Ben anlattım bunu sana. Marcus, lütfen git artık."

Marcus duraksadı. Aklına söyleyecek başka bir şey gelmiyordu, gene o deminki ılık duyguya kapıldı ve içinden neredeyse ağlamak geldi. "Gene görüşeceğiz," dedi.

İkonaya bakmakta olan Carel karşılık vermedi.

"Gene görüşeceğiz, Carel."

"Git."

Marcus kapıya doğru bir, iki adım attı. İkonayı Carel'in elinden alacak gücü bulamadı. Onu öylece bırakıp gitmenin azabını, olanaksızlığını duyumsadı gene. Carel'i bu düşüncelerle baş başa bırakamazdı. Söylenenlerin hepsi geri alınmalıydı. Büyü duası tersinden okunmalı ve her şey gene eskisi gibi olmalıydı. Birden, ağabeyine dokunma gereğini hissetti. Dönüp geldi, biraz eğilerek papaz cübbesinin kara eteğini avuçladı.

"Dokunma bana!"

Carel ani bir hareketle eteği Marcus'un elinden çekti. Marcus doğrulurken Carel öne doğru bir adım daha attı ve Marcus bir an onun kendini kucaklamak istediğini sandı. Oysa Carel kasıtlı, adeta özenli bir hareketle kardeşinin ağzına sert bir tokat indirdi.

Marcus soluğunu hızla çekerek elini ağzına götürdü. Etinin utanç ve acıdan sımsıcak kesilmiş olduğunu hissetti. Carel'in metalsi yüz çizgilerini ve düşünceli bir yoğunlukla kendi üzerine saplanmış olan çini mavisi gözlerini açıkça seçti.

Carel, "Var oldun, Marcus," diye mırıldandı. "Bir dakika için var oldun. Şimdi bas git."

Mavi gözler kapandı. Marcus ayakları dolanarak kapıdan dışarı çıktı.

 

 

Bu pasaj, Ayrıntı Yayınları'nın Iris Murdoch - Melekler Zamanı kitabından alıntıdır.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...