Jump to content
Sign in to follow this  
Guest evreni ye

Dabbedül Arz

Recommended Posts

Guest myworldisdelphi

Kıyamet alametleri hakkında biz aciz kullar sadece Allah(C.C.)'ın bildirdiği peygamberlerine vahyettiği üzre bilgiye sahibiz. Kıyamet alametlerinin daima vardı. Alameti kehanet olarak algılamamak gerekir. Ya da gaybı sonuna kadar tarifi içermez. Bu alametler bize sadece doğru yola girmemiz için gerekli uyarılardandır. Ve ben öldüm tamam kıyamet kopmuş kopmamış ne farkeder demek, tamamen sadece kendini düşünmek, yüce Yaratıcının rızası ile düşünmemektir. Bizim şahsi ölümümüz sadece kabirle sınırlıdır. Kıyamet günü gelene dek orada bekleyecek ve kıyamet bir gelsede hesabımız görülse diyeceğiz. Hadis ve rivayetler ölümü ve sonrasını anlatırken bunları açıklamalı olarak görürüz. Forumda da ilgili yerler var araştırınca göreceksiniz. Ben yeni girdim ama baya bir gezdim. Görüşler farklı farklı olması yine yaratıcının bir lütfudur. Hepimiz bir olsak dünya nasıl olurdu bir düşünün. Konuyu saptırmadan devam edeyim. Kıyametin alametlerinde belirtilen bir çok olay zaten gerçekleşmiş duruma gelmiştir der bazı insanlar. Yüksek katlı binalar, Fıratın altından çıkacak altının paylaşılamaması ve alan kişilerin hüsrana uğraması. Gerçi bütün alametler en basit düşünce sahibi insanın bile yorumlarına gayet açıktır. Ancak dediğim gibi gaybtan haber vermez. Kıyametin yaklaşmasına delillerden biride mü'minler içerisinde intihar vak'alarının artmasıdır. Hristiyan, yahudi ve diğer dinlerden akın akın müslümanlığa geçiş gibi bir çok alamet vardır ve bunlar gerçekleşmekte gibi görünmektedir. Dabbe'tül Arz ise kıyametin artık geldiğinin tam ve son nişanesidir. Nasıl bir varlık olduğunu herkes kendince yorumlar açık olansa son anlarda bile ademoğlunun uyarıldığıdır. Bunu kabirdeki insanlarda bilecek ve kıyametin geldiğini bileceklerdir diye bende bir yorum yaparsam olmaz tabi, ama hadisler ve ayetler ışığında iman etmeyenlerin bu olayı görünce imana gelmeleri ve bunun hiç fayda etmemesini bu şekilde düşünüyorum. Derler ki: Bir insan ben artık yaşamak istemiyorum ölmek istiyorum, kurtulmak istiyorum derse kıyamet çok yakındır. İşte ben öldüm mi gerisi yalan diyenlerin düştüğü yanılgı bu. Eğer insanlar bu alametleri de birer kıssas birer ibret olarak düşünseler kendilerinden sonra gelecek olan kendi çocukları için öyle vahim bir ateşle yanmamalarını, imansız gitmelerini istemez, bu ibretleri layıkınca görür ve yok böyle şeyler deyip hiç düşünmeden inkara yönelmezdi. Bugünüde gaybıda Yalnız Allah(C.C.)bilir. Allah(C.C.)'a emanet olun.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Dolunay
her insan öldüğünde defteri dürülmüş kıyameti kopmuştur zaten hep sinir olmuşumdur kıyamet senaryolarına ha birazdan trafik kazasında öldün ha dünya yerle bir oldu öldün ne fark var neticede ölecez işte

 

aslında güzel bir soru. Kabir azabı ya da cehennem azabı ne fark eder ki. Ancak şu var. İnsan öldüğünde ardında bıraktığı vesile olduğu iyilikleri ya da kötülükleri sürüyor olabilir bunlar amel defterine işlemeye devam eder. Ama kıyamet kopmuşsa dünya hayatında dair bişey kalmadığında herşey netleşir. Defterler kapanır. Bunu şurdan çıkarttım. Arkasında hayırlı evlat bırakan anne babalar kendileri ölmelerine rağmen evlatlarının yaptığı iyilikler onlarından amel defterine işler. Çok akla yatan bir açıklaması vrdı bunun ama ben bu şekilde izah edebiliyorum şu an ancak.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest NAZLI97

ALLAH" ismiyle neye işaret edildiğini fark etmeye çalışın!

 

Çünkü, "DİN" kelimesi kapsamındaki her şeyin çıkış noktasının hakkıyla anlaşılması ve değerlendirilebilmesi, "ALLAH" isminin neye işaret ettiğinin fark edilmesine bağlıdır.

 

"Din"leri dedikodudan oluşmuş, taklitçi-tekrarcı beyinlerin bu tarz derin düşünsel konulara girmesi, elbette yaratılış programları gereği mümkün değildir! Bu yüzden de onlar, "Yukarıda tanrı var, ölünce biz onun oturduğu yere, huzuruna çıkacağız; o da bizi karşılayıp yargılayarak ya cennetine sokacak ya da cehennemine atacak! Şimdi gökten bizi seyrediyor; ne mezarda sorgu var, ne mahşer, ne kıyamet, ne de sırat!" şeklindeki bir anlayış içinde ömürlerini tüketirler. Zaten bu konuları tartışmaya akıl ve mantık kapasiteleri de müsait değildir! Sadece ezberledikleri, ama birbiriyle bütünleştiremedikleri bilgilerin hamallığıyla ömür tüketmişlerdir

"ALLAH âlemlerden Ganî'dir" âyeti vurgusuyla evrensellik ve boyutsallık noktasından öteye dikkatlerin yönlendirilmesi...

 

"ALLAH âlemlerin RABBİ'dir" işaretiyle, her algıladığımız veya algılayamadığımız zerrede dilediği gibi açığa çıkanın; ve dahi kendisi dışında varlık müşahede edilemeyeceğinin vurgulanışı yanında...

 

String teorisi, derin düşünebilme yetisi olan beyinlere, evren içre evrenler gerçeğini boyutsal derinlikli "Tek Kare Resim" olarak fark ettirmeye çalışırken...

 

Holografik evren gerçeği de, her zerre olarak algılanan gerçekteki "tek kare resmin" her bir noktasının, tümel TEK'in açığa çıkış seyrinden başka bir şey olmadığını vurgulamaktadır!

 

Fili tanımaya koşuşan körlerin her birinin, fili bir yerinden tutuşu ve tuttukları organa göre fili tarif edişleri örneğindeki gibi, gerek bilim dünyası ve gerekse mistik dünya insanları, tanrıyı bir yerlere veya kendi içlerine oturtmaya çalışmaktayken; Hakikat Güneşi'nin mesajını anlamış bulunan beyinler tenzih-teşbih dengesinde Vahdet'i yaşayarak sonsuzluğa kanat açmaktadırlar.

 

Gelin önce âfaka (ufuklara), yani evrensel boyuta bir bakış atalım...

 

Dikkat!

 

Unutmayalım ki...

 

Yada...

 

Fark edelim ki...

 

Tüm bu sorgulamaları, evrendeki sayısız ve sınırsız dalga boylu okyanus içinde, sadece santimetrenin onbinde dördü ila yedisi arasındaki dalga boylarını beynimize aktarabilen gözümüze göre yapmaktayız...

 

Ya biraz daha kapsamlı algılayan bir organımız olsaydı!?

 

Neyse...

 

Hiç olmazsa bunu da hatırlayarak irdeleyelim konuyu...

 

1 milyon 303 bin Dünya büyüklüğünde bir yıldız (Güneş) çevresindeki uydu üzerinde yaşıyor ve evrenin sırrını çözmeye çalışıyoruz!.. 1 milyon 303 bin Dünya büyüklüğünde olan o yıldız yanı sıra, 400 milyar yıldızın daha var olduğunu saymış bilim adamları Samanyolu Galaksisi'nde... Hani şu varoşlarında yaşadığımız Galaksi'de... Milyarlarca galaksi hesap edilmiş evrenimizin algıladığımız kadarında; her biri kendi içinde milyarlarca yıldızı barındıran...

 

Milyarlar kere milyarlar... Galaksiler... Yıldızlar... Parlayan veya sönük olan bize göre!..

 

Tanrı bunun neresinde? Tapınılacak ulu tanrı; yanma varılıp konuşulacak tanrı; kendisinden başka tapınılacak olmayan ulu tanrı; ya da oğlunu(!) yanından yeryüzüne yollayan tanrı!!! Bu sonsuzluğun, neresinde oturmakta?

 

Neyse devam edelim...

 

Tüm bu hayalin alamayacağı, sadece rakamların tekrarlandığı boyutlardaki bir evrende lokalize olmuş "tanrı" anlayışını veya bu anlayışa "ALLAH" ismini etiketleyenleri bir yana bırakıp, konuyu irdelemeye devam edelim...

 

Bilim göstermiştir ki, milyar kere milyarlarca ve milyarlarca(!?) yıldızlar, aslında birbirinden kopuk, bağımsız bir halde boşlukta gezinmiyorlar! Aralarında bir madde var gözümüzün göremediği! Her şey birbirine bağlı bir ara madde(!) ile; ve dahi gerçekte evren tek bir bütün, onu algılayabilecek bir göze veya beyne veya bir bilince göre!..

 

Tek bir yapı, tek bir organik yapı evren; canlı, şuurlu!.. Uzay, bu şuurun bedeni!.. Hani şu eskilerin, "Allah'a ait ilim sıfatı" diye işaret ettikleri; "evrensel şuur-kozmik bilinç" adı altında açığa çıkış, Uzay ve sînesinde barındırdıkları!

 

Bilim derin daldı milyar kere milyar kere milyarlarca yıldızdan birinin içine... Baktı, yıldız adını verdiği kitle yüz küsur atomdan bir kısmının bileşik hâli imiş meğer!

 

Hızını alamadı daha da derinlere inmeye çalıştı...

 

Onyüzbinmilyarlarca büyüklük ve küçüklük arasında turlayıp durdu... Proton ismini taktı, kuark ismini taktı, "string" ismini taktı çeşitli oransal büyüklükler olarak algıladığı terkiplere...

 

Bir kuark bir dünya büyüklüğü ise, dünya üzerindeki bir ağaç büyüklüğüdür "string" dedi...

 

Kuark, protona göre ne; proton, atoma göre ne; atom, dünyaya göre ne; dünya, yıldıza göre ne; yıldız, galaksiye göre ne; galaksi, evrene göre ne?.. Gel sen, yanma gidip huzuruna çıkacağın, seninle konuşup hesaba çekecek olan o Tanrı'm oturt istersen bunların arasında bir yere!.. Sonra da ister yolladığı oğluyla(!) muhatap ol, ister yeryüzünden seçip yolladığı postacılarıyla, elçileriyle, peygamberleriyle!!!

 

Fesubhanallah!.. Fe tebârekallahu ahsenül Halikiyn!

 

İşte burada akıl çivileri attı bazılarının!

 

Düşündüler...

 

Anlam veremediler!

 

Ateist oldular!.. "Tanrı" ve "tanrılık" kavramını reddedip!

 

Akılları, bu sonsuz büyüklük ve küçüklük arasında şaşkına döndü... "Olmaz, n'olamaz; tanrı"yoktur, din dedikleri de masaldır, afyondur! Akıllı kişilerin, toplumları uyutmak ya da gütmek için uydurmasıdır din " noktasında karar kıldılar!

 

Haklı yanları vardı elbette; ama fark edemedikleri pek çok gerçeklik, deşifre edemedikleri çok fazla şifreler, mesajlar ve kodlar da vardı fark edebildiklerinin çok ötesinde...

 

Muhammedi şifre ve kodlara, kendilerine ulaşan şeklinden, ambalajından dolayı gereken değeri ve önemi veremedikleri için evrensel gerçeklikleri değerlendiremediler.

 

Yeryüzüne gelmiş en muhteşem bilinç okyanusunun kıyısında kumlarla oynayıp, okyanusun ihtiva ettiği güzellikleri tadamadılar; derinliklerindeki gizlere ulaşamadılar!

 

Tek karelik evrensel resmin sahip olduğu şuurun (insan-ı kâmil), yeryüzündeki "halifesi" durumundaki bilinç olduklarını fark edemeden; evrensel şuur ile bir bütün olduklarını ve bunun getirisini yaşayamadan geçip gittiler bu dünyadan... Yalnızca bedensel zevklerle sınırlı kalarak!

 

Yaşayamadılar "AŞK" denileni! Yaşayamadılar sevgiyi ve karşılıksız vermenin zevkini... "Veren Allah'tır"daki benliğin "yok"luğunu yaşamanın hazzını! Yaradılışlarında olmadığı için, karşılıksız verme kavramını ve olayını anlayamadılar! Tanrının yokluğunu fark etmekle perdelendiler, özlerindeki, sonsuzluk boyutundan ve evrensel şuurdan!

 

Oysa...

 

Sır...

 

Derûnunda "GİZ"li idi her bir birimin!

 

Hologrofratik dünya gerçekliği, bilim dünyasında "Âlemlerin Rabbi ALLAH'tır" gerçeğini-sistemini deşifre ederken; evrensel ruhtaki (RUH adlı melek) şuurun, her zerrede, o zerrenin yapısına göre açığa çıkmakta olduğunu vurgularken; düşünemediler bunların sonuçlarını...

 

"Zerre küllün aynasıdır" benzetmesiyle, en muhteşem evrensel gerçekliği 1400 küsur yıl önce insanlığa bildiren o yüce Zât'ın mesajını kavrayamadılar, değerlendiremediler...

 

"Ahad" ve "Samed" tanımlamalarıyla kendini, Rasûlullah adı ve kisvesi altında açıklayanın seslenişini işitemediler, "holografik gerçekliğin" ne olduğunu kapsamlı düşünemedikleri için! Zerrede yansıyan Küll'ü, mikroda açığa çıkan tümel Tek'i fark edemediler!

 

Oysa işin sırrı, evren içre evrenler gerçeğini açıklayan "string teorisi" ile "holografik evren" gerçekliğini bir arada düşünerek, Mutlak TEK'ligin açılımını fark edebilmekte gizliydi...

 

"Subhanallah" kavramının, string boyutundaki stringlerin altı yönlü hareketiyle, evren içre evrenlerin "her an yeni bir şan" alışının dillenişi olduğuna...

 

"Elhamdulillah"ın, bu boyuttaki tekil hareketin (çokluktaki tekilliğin), ancak, onu meydana getiren tarafından değerlendirilebileceğinin dile gelişi olduğuna...

 

"Allahuekber"in, "tanrı uludur" demek olmadığını, bu yüzden ezanın böyle Türkçeleştirilemeyeceğine; sonsuz boyutları ilminde yaratanın, yaratılmış ilimle kavranamayacağına, işaret ettiğini...

 

Hiç düşünmediler... Akıllarına hayallerine bile getiremediler!

 

"Arşı taşıyan meleklerin tesbihidir bu" denildiğinde, varlığın oluşumundaki derinlikleri fark etmek yerine, "gökte oturan tanrının koltuğudur arş " demeyi daha kolay veya yerinde gördüler!..

 

Evet...

 

"Evren içre boyutsal evrenler, paralel evrenler, bir evrende olup bitenin diğer evrende açığa çıkması (suya atılan taşın yayılan dalgası gibi) ya da aynı anda değişik evrenlerde yer alan aynı bilinç türünden yaklaşımlar" hakikati noktasından hareketle "Küll'den zerreye gidişi" ifade etmektedir...

 

"Tüm çokluk görüntüsü (algılayandan kaynaklanan), gerçekte, TEK şuurun (ilmin) her mikroda onun yapısal özelliğine göre açığa çıkmasıdır" gerçeğini vurgulamaktaydı "holografik gerçeklik"...

 

İyi, peki bütün bunlar hoş da...

 

O zaman gelelim "peygamber neden gelmiş; kuran neden inmiş; tanrı yoksa kime hesap verilecek; berzah, mahşer, sırat, kıyamet masal mı; bizi kim cehenneme atacak ya da cennete sokacak" sorularına... Adaletin bu mu tanrı; 60 yıl yaşatıp 600 bin milyon milyar sene yakacaksın; bu ne biçim adalet" falan lakırdılarına...

 

Akıl çivisi olmayan, tahtaları birbirine bağlayıp tekne yapamaz ve okyanusa da açılamaz! O zaman da, tahta parçaları denizde kopuk kopuk kalır. Ancak bir tanesine tutunup belki hayatta kalabilir!

 

Bu konuyu çözmenin sırrını eskiler şöyle açıklamaya çalışmışlar o günün mecazları arasında:

 

"Kul Allah'a eremez, Allah kulunu kendine erdirmedikçe!"

 

Bunu günümüz bilgisiyle, yıllar önce şöyle açıklamaya çalışmıştık...

 

"Çokluktan TEK'liğe giden yol kapalıdır; TEK'ten çokluğa bakmasını öğrenenler sırlara ererler!"

 

Allah Rasûlü Muhammed Mustafa'yı, gökteki arş üzerinde oturan tanrının, tahtını taşıyan kanatlı melekleriyle yeryüzünde seçilmiş özel ulak peygamberi şeklinde kabullenen ilahiyatçıların kapasitesiyle değerlendirenler, elbette ki yukarıda sıraladığımız sayısız soru dalgaları arasında bocalayıp kalacaklardır.

 

Sistem ve Düzen'i kavrayamayan sınırlı düşünce sahipleri, "DİN"i dogma olarak kabullenirler!

 

"ALLAH" ismiyle neye işaret edildiğini fark edemedikleri için, "tek tanrılı bir dindir İslâm" derler!

 

"Lâ ilahe...." mesajını algılayamamışlardır.

 

Bu yüzden de kabullenişlerini, gökte tanrı, yerde özel ulak postacı peygamber anlayışı üzerine bina etmişlerdir!

 

"İslâm" kitabındaki "Materyalist Müslümanlık" başlıklı yazımda işaret ettiğim üzere her şeyi beş duyu-madde boyutuyla ele almış, anlamaya çalışmışlardır.

 

Olayın, noktadan açılan string konisi içinde açığa çıkan şuursal algılamanın sonsuzluğu şeklinde, sonsuzluk yolculuğu olduğunu, hiç fark edememişlerdir.

 

Evren içre evrenlerin, tek bir noktanın konisel projeksiyonu olduğunu kavrayabilmek; ayrıca, içinde bulunan her şeyin dahi o projeksiyon içindeki kendi noktasından oluşan konisel bir projeksiyon olduğunu algılayabilmek!

 

Bunun ötesinde, bilinmeli ki, evren içre evrenleri oluşturan stringler projeksiyonunun meydana geldiği nokta, sonsuzluk platformundaki sonsuz noktalardan yalnızca biri mesabesindedir!

 

İşte "ALLAH" ismiyle; bu sonsuz noktaları kapsayan ve her bir "nokta"dan sonsuz âlemler yaratana işaret edilmektedir ki, bu özellik "EKBER" kelimesiyle anlatılmaya çalışılmıştır.

 

Bu yüzdendir ki, Kurân-ı Kerîm'de "Allah'ın âlemlerden Ganî oluşu" vurgulanmıştır. (Ganî: Algılananla sınırlı olmaktan beri olan!)

 

Evren içre evrenler, adeta koni içre koniler olması itibariyle, ortak bir "nokta"dan varlıklarını almaktadırlar.

 

Çünkü "nokta"nın varlığı, "ilim sıfatı" diye anlatılan "nokta"lar düzlemindeki, ilmî-şuursal açılımlardır. "Akl-ı evvel" diye bahsedilen, ilim sıfatının "nokta"daki şuursal açılımıdır.

 

Holografik gerçeklik doğrultusunda tüm konisel projeksiyonlar ve bunun hâsılası olan "göresel bilinçler", varlıklarını kendi derûnlarındaki "nokta"larından alırlar. "Allah âlemlerin Rabbi'dir" işareti de, müşahede edebildiğimiz kadarıyla bize bunu anlatır...

 

İşte bütün bu gerçeklikler doğrultusunda...

 

Allah Rasûlü Muhteşem Bilinç, bize, içinde yaşadığımız, "Sünnetullah" denen Sistem ve Düzen'in

 

yapısını anlatmıştır; kendindeki Hakikat "nokta"sından bilincine gelen Cebrâilî kuvve bilgisi doğrultusunda; "İKRA" hükmüyle "OKU”yarak sistemi ve "Sünnetullah"ı!..

 

Bildirmiştir ki Allah Rasûlü ve son Nebisi Muhammed Mustafa (aleyhisselâm)...

 

Tanrı yoktur ve tanrılık kavramı söz konusu değildir; yalnızca ALLAH ismiyle işaret edilen vardır! ALLAH, tapınılacak dışımızdaki bir tanrı değil, kulluk edilen özümüzdeki Rabbimiz'dir (varlığımızı meydana getirip her an onu yeni hâle sokan).

 

Dünya yaşamı süresince kişiden ne yolda bir kulluk açığa çıkmışsa (düşünsel-bedensel), ötesinde (âhıretinde) bunun getirisini-sonuçlarını yaşayacaktır.

 

Kabir âlemi haktır; bu boyuta geçen kişi dünyada yaşadıklarıyla geçtiği boyutun gerçekliğini sorgulayacaktır kendisindeki melekî kuvvelerle... Sorgu melekleri dışarıdan gelmeyecektir; kendi varlığında mevcuttur ve açığa çıkacaktır.

 

Kabir azabı ve kabir cenneti haktır. Otomatik yaşanacaktır, kaçınılmazdır.

 

Kıyamet kopacaktır! Dünya eriyip yok olacaktır! Tüm insan ruhları, bilinçli olarak, bir ortamda toplanacaktır. O ortamda kişiler dünyada inandıklarına göre topluluklar oluşturacak ve inandıkları kişinin peşinden gideceklerdir.

 

Cehennem, o ortamdaki tüm insanların içine girecekleri bir ortamdır. Mahşerden çıkanlar, cehennem ismiyle tanımlanan boyut veya ortamdan geçecekler ki bu yol "sırat”tır; çıkabilenler bir başka boyutta (cennet) yaşamlarına devam edeceklerdir sonsuza dek...

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest vhercle

DABBETÜL-ARZ'IN ZUHURU

 

VE GÜNEŞİN BATIDAN DOĞMASI

 

a. Dabbetül-Arz'ın Yapacağı Şeyler

 

249/8. Dabbetül-Arz beraberinde Hz. Süleyman AS'ın mührü, Hz. Mûsâ AS'ın asası bulunduğu halde çıkar. Mü'minin âsa ile yüzünü nurlandırır. Kâfirin de mühürle burnunu mühürler. Öyle ki, ziyafet ehli toplanırlar da, biri diğerine, "Ya mü'min!" veya "Yâ kâfir!" diye hitab edebilir olurlar.

 

Hz. Ebû Hüreyre RA

 

NOT: Dabbet-ül Arz'ın nasıl bir mahlûk olduğu tam mânâsı ile bilinmemekle beraber, kendisi Kıyametin büyük alâmetlerinden olup güneşin batıdan doğuşu sırasında zuhur eden bir mahlûk olduğu anlaşılmaktadır.

 

b. Güneşin Batıdan Doğması

 

243/3. Altı şey gelmeden amellere müsâraat ediniz, koşuşturunuz! Güneşin batıdan doğuşu, duhan, Dabbetül-Arz, Deccal, ölüm (çokluğ) ve kıyamet.

 

Hz. Enes RA

 

477/4. Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. O batıdan doğduğunda, insanlar onu görür ve hepsi de iman ederler. Lâkin işte bu imanın, daha önce iman etmediği için hiç bir nefse fayda vermediği zamandır.

 

Hz. Ebû Hüreyre RA

 

c. Güneşin Batıdan Doğuşu ile Tevbe Kapısının Kapanacağı

 

87/10. Allah-u Zülcelâl Hazretleri tevbe için mağribde bir kapı yarattı; genişliği yetmiş yıllıktır. Güneş batıdan doğmadıkça bu kapı kapanmaz. Bunlar âyet istiyorlar. "O günde iman edeceklerin imanı fayda vermeyecektir."

 

Hz. Satvan ibni Assal RA

 

322/4. Allah-u Zülcelâl Hazretleri batıdan tevbe için öyle bir kapı açtı ki, genişliği yetmiş yıllık mesafedir. Bu kapı, güneş batıdan doğmayınca kapanmaz.

 

Hz. Safvan RA

 

242/2. Tevbe kapısı açıktır. Güneş batıdan doğuncaya kadar kapanmaz.

 

Hz. Safvan RA

 

GÜNEŞİN BATIDAN DOĞUŞUNDAN KIYAMETE KADAR OLACAK HALLER

 

a. Fitnelerin Artması

 

245/2. Ben ve kıyamet --şehadet parmağı ile orta parmağını işaret ederek-- şöyle iki parmak gibi yakın iken gönderilidim.

 

Hz. Enes RA

 

136/1. Siz bugün öyle bir zamandasınız ki, sizlere emrolunanın onda birini terketseniz helâk olursunuz. Ama öyle bir zaman gelecektir ki, size emrolunanın onda birini yapanlar kurtulacaklardır.

 

Hz. Ebû Hüreyre RA

 

139/10. Öyle zaman gelecek ki, dünyada yalnız fitne, belâ ve fesad olacak. Böyle bir zamanda sizin ameliniz bir kale gibidir. Üstü güzelse, altı da güzel olur.

 

Hz. Muaviye RA

 

247/3. Size benden sonra dört fitne gelecektir, dördüncüsü geldiğinde kulağa bir şey girmez, göz görmez ve her tarafı fitne sarar. Ümmet bir belâya mübtelâ olur, yılanın çöreklenmesi gibi. Öyle ki onda ma'ruf inkâr edilir, münker ma'ruf sayılır. Ve bu fitnede insanların bedeni öldüğü gibi, kalbleri de ölür.

 

Hz. Ebû Hüreyre RA

 

299/4. Benden sonra yakında karanlık dalgaları gibi bir takım fitneler olacaktır. O fitnelerde adam sabah mü'min akşam kâfir, akşam mü'min sabah kâfir olacak.

 

Denildi ki:

 

"--O zaman ne yapalım?"

 

Buyurdu ki:

 

"--Evlerinize girin, kendinizi unutturun!"

 

Denildi ki:

 

"--Bizden birimizin evine girilirse ne dersin?"

 

Buyurdu ki:

 

"--Elinize sahip olun! Allah'ın katil kulu olmaktansa, mazlum kulu olun! Zira öyle zamanda İslâm adamın ağzında olur. Kardeşinin malını yer, kanını akıtır, Rabbine asi olur, Hàlikına küfreder. Neticede de kendisine cehennem vacib olur.

 

Hz. Cündeb el-Becelî RA

 

121/5. Kıyamet önü sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır. O fitne devrinde adam sabah mü'min, akşam kâfir olur. Ve akşam mü'min, sabah ise kâfir olur. O zaman oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran yürüyenden hayırlıdır, yürüyen ise koşandan hayırlıdır. O devirde okların yayını kırın, kirişlerini koparın, kılıcınızı da taşa vurun, evinize çekilin! Birinizin evine girilse ve üzerinize varılsa, o zaman Âdem AS'ın iki oğlundan hayırlısı gibi olun. (Öldürülen gibi).

 

Hz. Ebû Musa RA

 

301/1. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, o zamanda adam acz ve fücur arasında muhayyer kalacak. Kim bu zamana yetişirse, fücura aczi tercih etsin.

 

Hz. İbn-i Mes'ud RA

 

b. İlk Helâk Olacak Kavimler

 

161/2. insanlardan ilk önce helâk olacak olan Faris'tir. Sonra onların arkasından Arab gelir.

 

Hz. Ebu Hüreyre RA

 

448/4. Arabın helâk olması kıyamet alâmetidir.

 

Hz. Talha ibn-i Mâlik RA

 

474/11. Bu günden sonra kıyamete kadar Mekke harp görmez. (Yâni onun üzerine harp olmaz.)

 

Hz. Hars ibn-i Mâlik RA

 

c. Bir Takım Gençlerin ve İnsanların Durumu

 

513/3. Allah-u Zülcelâl Hazretleri ulemayı ve onunla da ilmi kabzeder. Ve bir takım gençler merkebin merkebe sıçradığı gibi, birbirine sıçrar ve ihtiyarlar hakir görülür.

 

Hz. Ebû Said RA

 

301/6. Ahir zamanda bir kavim çıkacak. Yaşları genç, akılları hafif olacak. Sözleri ise halkın en iyi sözleri olacak. Kur'an okuyacaklar, lâkin hançerilerinden aşağı geçmeyecek. Ve onlar İslâmiyet'ten okun yaydan çıkması gibi, bir iz kalmamacasına çıkacaklar. Kendilerine rastladığınızda onları öldürün! Zira kıyamet gününde Allah indinde, onları öldüren için nice ecir vardır.

 

Hz. Ali RA

 

478/1. Bir kadın üzerine gösterilen kıskançlık gibi, bir erkek çocuğa da yapılmadan kıyamet kopmaz.

 

Hz. Ebû Hüreyre RA

 

517/7. Ahir zamanda bir kavim gelecek ki, güvercin kursağı gibi (tüylerini) siyaha boyayacaklar. İşte bu kimseler cennet kokusu koklayamaz.

 

Hz. İbni Abbas RA

 

d. Müslümanların Durumu ve Şeytanların Çıkışı

 

503/6. İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, bir saat düşünürler de kendilerine namaz kıldıracak imam bulamazlar.

 

Hz. Selâme bint-i Hür RA

 

301/5. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, camilerde onlardan binden fazla adam namaz kılacak da, içlerinde hâzâ mü'min bulunmayacak.

 

Hz. İbni Ömer RA

 

503/2. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, mü'min o zaman mü'minlere dua edecek de Allah-u Zülcelâl şöyle buyuracak:

 

"--Kendi nefsine dua et sana icabet edeyim! Umuma gelince, ben onlara gazablıyım."

 

Hz. Enes RA

 

518/1. Kâhinlerin birinden bir adam gelecek de, Kur'an-ı Kerim'i bir okutma okutacak ki, ondan sonra onun kadar okutan olmayacak.

 

Hz. Ebû Burde RA

 

480/4. Kıyamet kopmaz, denizden şeytanlar çıkıp da insanlara Kur'an öğretmedikçe.

 

Hz. Ebu Hüreyre RA

 

478/6. Şeytan, yollarda yürüyerek, çarşıda gezerek ve "Filân oğlu filân Rasûlallah'tan bunu şöyle şöyle rivayet etti." demeden kıyamet kopmaz.

 

Hz. Vasile RA

 

e. Kâbe'nin Yıkılması ve İbadetin Kalmaması

 

372/5. Sizler dinin karıştığı, kanı döküldüğü, zinanın aşikâre olduğu, binaların debdebesinin arttığı, ihvan arasında bağın azaldığı, Kâbe'nin yıkıldığı zaman ne yapacaksınız?

 

Hz. Meymûne RA

 

478/4. Kıyamet kopmaz, tâ ki ondan önce, daha yüz sene evvelinden yeryüzünde Allah'a ibadet kalmaz.

 

Hz. Bureyde RA

 

f. Bazı Harikulâde Hadiselerin Zuhuru

 

33/6. Zaman (kıyamet) yaklaştığında müslüman kimsenin rüyası hemen hemen yalan çıkmayacaktır. Rüyası en sadık olan, sözü en doğru olandır.

 

Hz. Ebû Hüreyre RA

 

143/4. Muhakkak ki, kıyametin önündeki alâmetlerden biri de şudur: Adam evinden çıkar ve kendisi evde yokken kadının yaptığını ayakkabısı ve kamçısı ona haber verir.

 

Hz. Ebû Hüreyre RA

 

476/10. Kıyamet kopmaz, Fırat altından bir dağ açmadıkça. Burada halkın onda dokuzu kırılır.

 

Hz. Ubey ibn-i Kaab RA

 

303/10. Yakında madenler meydana çıkacak ve onun peşine düşenler insanların şerlileri olacak.

 

132/6. İlmin kaldırılması, cehlin artması, zinanın alenîleşmesi, içkilerin meydan alması, erkeklerin gidip kadınların kalması, hatta elli kadına bakan bir erkek kalıncaya kadar erkeklerin azalması kıyamet alâmetlerindendir.

 

Hz. Enes RA

 

477/11. Bir adam elli kadının tedbrini deruhde etmedikçe kıyamet kopmaz.

 

Hz. Kaab ibn-i Ucve RA

 

g. Zamanda Yakınlık ve Herc ü Merc'in Artması

 

258/2. Kıyametin önü sıra öyle günler olur ki, ilim kaldırılır, cehil iner ve herc ü merc ve ölüm çoğalır.

 

Hz. İbn-i Mes'ud RA

 

476/11. Kıyamet kopmaz, ilim kabz olunmadıkça, zelzeleler çoğalmadıkça, zamanda yakınlık olmadıkça, fitneler zahir olmadıkça, herc çoğalmadıkça ki, o öldürmedir ve aranızda mal çoğalır, taşar.

 

Hz. Ebû Hüreyre RA

 

507/1. Zaman yakınlaşır ve ilim kalkar, hasislik ortaya bırakılır, fitneler zahir olur ve herc çoğalır. Denildi ki:

 

"--Herc nedir yâ Rasûlallah?"

 

Buyurdu ki:

 

"--Katildir."

 

476/8. Kıyamet kopmaz, tâ ki zamanda yakınlık oluncaya kadar. Öyle ki bir sene bir ay gibi olur. Bir ay cuma (hafta) gibi, bir cuma bir gün, bir gün bir saat, bir saat de bir ateş yanıncaya kadar geçen zaman gibi sürer.

 

Hz. Enes RA

 

33/9. Kıyamet yaklaştığında zamanın akışı hızlanır. Böylece sene ay gibi, ay cuma (hafta) gibi olur. Cumadan cumaya olan vakit de kuru bir hurma dalının yaprakları ile birlikte ateşte yanması gibi kısa olur.

 

Hz. Ebû Hüreyre RA

 

360/6. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, gökten yere bir taş düşse, ya bir facire kadına veya bir münafığa rast gelecektir.

 

Hz. Enes RA

 

477/5. Bir adam bir kabrin yanından geçerken, "Keşke onun yerinde ben olsaydım!" demedikçe kıyamet kopmaz.

 

Hz. Ebû Hüreyre RA

 

h. Yere Batma, Taş Yağması ve Sûret Değiştirme Hadiseleri

 

458/7. Beni hak ile gönderene kasem ederim ki: Bu dünya tükenmez, ehline yere batmak, sûret değiştirmek ve taş yağmadıkça.

 

"--Bu ne vakit olacak yâ Rasûlallah?" dediler. Buyurdu ki,

 

Ne vakit ki, kadınlar eğer üstüne oturacak, çengiler artacak, yalan şehadetler yapılacak, içki aşikâre olacak, namaz kılanlar ehl-i şirkin kapları olan altın ve gümüşten kaplarla su içecekler ve erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla iktifâ edecekler... Bu günlerde siz kendinizi çekin ve başınıza taş yağmasına hazırlıklı olun ve korkun.

 

Hz. Ebû Hüreyre RA

 

464/10. Gerek yere batmak, sûret değiştirmek ve gerekse taş yağmak zarûrîdir.

 

Dediler ki

 

"--Ya Rasûlallah bu ümmette mi?"

 

Buyurdu ki,

 

"--Evet, onlar şarkıcı cariyeler edindiklerinde, zinayı helâl saydıklarında, ribâ yediklerinde, Harem (Mekke)'de avlanmayı ve ipek giymeyi helâl saydıklarında ve erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindiklerinde."

 

Hz. İbn-i Ömer RA

 

302/8. Ahir zamanda eğlencelerin ve çengilerin meydan aldığı ve içkinin de mübah addolunduğu zaman, yere batma, taş yağma zuhur edecek ve insan kıılğından çıkma olacaktır.

 

Hz. Sehl ibn-i Saad RA

 

459/2. Muhammed SAS'in nefsi yed-i kudretinde olana kasem ederim ki, ümmetimden bir cemaat, ifrad, keyif, kibir, oyun ve eğlence üzere geceleyecekler de, sabahleyin kalktıklarında domuz ve maymun sûretinde kalkacaklardır. Buna sebep de *****ları helâl saymaları, çalgıcı kadınlar edinmeleri, şarab içmeleri, riba yemeleri ve ipekli giymeleridir.

 

Hz. Ubade RA

 

367/6. Ümmetimden bir taife içkiyi ismini değiştirerek içer. Başlarında çalgıcı kadınlar çalar söylerler. Allah-u Zülcelâl Hazretleri bunları yere batırır, maymun ve hınzır sûretine sokar.

 

Hz. Ebû Mâlik RA

 

29/11. Kadınlar kadınlarla, erkekler de erkeklerle yetinirlerse, onlara doğu tarafından çıkacak kızıl bir rüzgarı haber ver. O rüzgar onların bir kısmının sûretini değiştirir, bir kısmını da yere batırır. Bu ise onların isyanları ve aşırı gitmeleri sebebiyledir.

 

Hz. Enes RA

 

367/10. Bu ümmette yere batmak, taş yağmak ve sûret değiştirmek olacaktır. bu hal; içkileri içtiklerinde, çalgı çaldıkları ve kadınlara şarkı söylettiklerinde vukua gelir.

 

Hz. Enes RA

 

246/6. Kıyametin önü sıra mesh (sûret değişmesi), hazif (yere batma), kazif (taş yağması) da vardır.

 

Hz. İbni Mes'ud RA

 

478/2. Lût kavminin amelini mübah saymaları sebebiyle, gökten taş yağıp bir takım kavimlerin başları ezilmedikçe kıyamet kopmaz.

 

Hz. İbni Abbas RA

 

i. Yağmurlarda Bereket Kalmaması ve Yıldırımların Artması

 

476/6. Kıyamet kopmaz, ancak yağmurlarda bereket kalmaz.

 

Hz. Enes RA

 

256/13. Kıyamet yaklaştığında, yıldırımlar çok olur. Öyle ki bir adam kavmine gelir de şöyle der:

 

"--Dün aranızda kime yıldırım isabet etti?"

 

Cevap verirler:

 

"--Falan, falan ve filana yıldırım çarptı."

 

Hz. Ebu Said RA

 

j. Kur'an'ın Silinmesi ve Kalkması

 

510/4. Bir gecede Allah Teàlâ'nın kitabı silinir de, müslümanların içinde silinmedik hiçbir ayet ve harf kalmadığı halde insanlar sabahlar.

 

Hz. Ebû Huzeyfe

 

477/9. Rükn ve Kur'an-ı Kerim kaldırılmadan kıyamet kopmaz.

 

Hz. İbn-i Ömer RA

 

k. Salihlerin Ölümü ve Kıyametin Kopması

 

476/7. Kıyamet ancak, yer yüzünde "Allah, Allah" diyen kalmadığı zaman kopar.

 

Hz. Enes RA

 

509/5. Salihler birer birer ölürler. Geriye arpanın, hurmanın hışır gibi olanlar kalır ki, Allah-u Zülcelâl Hazretleri bunlara kıymet vermez.

 

Hz. Mirdes RA

 

39/10. Kıyamet yaklaştığı zaman, sizden birinin tabakta hurmanın iyisini seçmesi gibi, ölüm de ümmetin en hayırlılarını seçer.

 

Hz. Ebû Hüreyre RA

 

354/5. Zaman şiddetten başka bir şeyi artırmaz. İnsanlarda da hasislik artar ve kıyamet de şerirlerden başkası üzerine kopmaz.

 

Hz. Usâme ibn-i Zeyd RA

 

301/7. Allah'ın nazarında günlerin seyyidi cumadır. O, Kurban ve Ramazan bayramı gününden de kıymetlidir. Onda beş haslet vardır: Allah o günde Hz. Adem (AS)ı yarattı. O, cennetten arza o gün indirildi. O günde vefat etti. Cuma gününde öyle bir saat vardır ki, bir kul o saatte Allah'tan bir şey diledi mi, Allah onu mutlaka kendisine ihsân eder; ancak istediği günah veya sıla-i rahmi kesen bir şey değilse... Kıyamet de cuma günü kopacaktır. Hiçbir melek-i mukarreb, semâ, arz, rüzgâr, dağ ve taş yoktur ki, bu sebeple cuma gününden korkmuş olmasın.

 

Hz. Sa'd ibn-i Ubâde RA

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest kashshaptu

nası bi yaratıktır bilmiyorum ama kendisinden bahseden "dabbe" isimli türk filmi hayatımda izlediğim en rahatsız edici(korkutucu değil ama azami derecede rahatsız edici) filmdi.sanırım filmde bahsi sıkça geçen "cin" adlı varlıkların ozaman yaşadığım evde bolca bulunmasından da kaynaklı bişeydi bu.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest schizophrana

evet dabbe oldukça rahatsız edici bir filmdi. tabii yönetmen korku derecesini artırmak için cinleri de konuya bulaştırmış hatta konuyu onlar üzerine örmüş. ama korkunç değilse bile sinir bozucu ve insanı fazlasıyla geren bir filmdi dabbe.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...