Jump to content
Renan

Rukye ve Tedavi Soru ve Yardım İstekleri...

Önerilen İletiler

Rukye ve tedavi konusunda soracağınız soruları, aradığınız terkip ve dualarınızı bu başlıkta paylaşabilirsiniz...

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Olabilir . Peki.

 

Aşağıya yazdığım alıntı olan yazı bana bu siteden bir arkadas kanalıyla geldi ve çok faydalandım.  o arkadasın hala burda oldugunu dusunerek kendisine çok tesekkur ederim. cunku sadece bana değil çok kimseye faydası oldu. . eğer  bu arkadas bana izin vermezse bu konuyu kapatacağım ve yazmayacağım.

 

Sihir Nedir?

Türü ve şekli ne olursa olsun, sihir kurbanın aklını ve kalbini kontrol altına alma girişiminden ibarettir. Sihir sayesinde şeytan kişiyi kontrol altına alma imkanına sahip olarak, sihirle hedeflenen şeyleri ya tamamen ya da kısmen gerçekleştirmeyi başarır. Sihirden kimi zaman öldürmek hedeflenir, kimi zaman bildiklerini unutturmak, kimi zaman duyguları yönlendirmek. Sihrin kimisi hastalık meydana getirir kimisi eziyet.

Sihirle ortaya çıkan sonuçlar o kadar çeşitlidir ki, bunları sınıflandırmakta zorluk çekeriz. Sihrin yapılış yöntemleri de aynı şekilde çeşitlidir ve bunları da sınıflandırmak mümkün değildir. Öyle ki her toplumun kendine has sihir ayinleri vardır. Bu işlemde müşterek olan tek bir nokta varsa, o da şeytana ibadet ve Allah‟a ortak koşmadır.

Bunun yanı sıra şeytan büyücüden, büyük haramları, özellikle de zinayı işlemesini ister. Çünkü bu kalpten imanı tamamen kaldırır. Şeytan kalbinden hayır bütünüyle kalkmadıkça büyücünün isteğini yerine getirmez.

Sihir şu iki şeyden biriyle gerçekleşir:

1- Kişiye tahsis edilmiş şeytanın (karîn) kullanılmasıyla. Bazı büyü ve çarpma durumlarında etki dışarıdan olur ve çoğunlukla insanda zaten var olan karînin zorla kullanılması yoluyla olur. Kimi kez hasta görevli cinin dışarıdan karîne emredişlerini duyar. Bu olay çoğu kez rukye esnasında ya da mescitte yahut teravih gibi uzun bir namaz esnasında olur. Bazı şeytanlar dışarıdan gözlere ve kulaklara etki etme gücüne sahiptirler. Cinin dışarıdan etki ettiği durumlarda hasta iç sıkıntısı ve kalp çarpıntısı gibi cinin içeride olduğunu gösteren şeyleri hissetmez.

2- Özel bir görevli şeytan gönderilmesiyle. Bu görevli şeytan „karîn‟den yardım alır. Eğer hasta, içinde konuşan iki ayrı varlık fark ediyorsa, bu kendisine karîn dışında başka bir görevlinin gönderildiğini gösterir. Eğer hasta sadece vesvese hissediyorsa diğeri halen dışarıdadır ve vücuda girmeyi henüz başaramamıştır. Bu dönemde hastanın uykusunda gördüğü kabuslar dışarıdakinin içeri girme çabasını gösterir.

 

1 Bu yazı uzun seneler tedavi işiyle uğraşmış tecrübeli bir rukyecinin internet üzerinde yayınlanmış yazılarından derlenip özetlenmiştir.

2 Büyücü Neden Anne Adı Sorar? Çünkü büyü aleminde tüm bilgiler karînden alınır. Karîn yoluyla hastanın vücuduna girmeden önce onun hakkında bilgi sahibi olunur. Kişinin tespiti ise anne adı yoluyla olur. Kısacası, anne adı yoluyla kişi tespit edilir ve karîn aracılığıyla onun hakkında bilgi edinilir. Karîn Karîn kişi doğduğu andan itibaren bedenine girer ve ölüm anına kadar da çıkmaz. Bu nedenle çocukların rahatsız edici şekiller ve rüyalar gördüklerine, bazen sesler duyduklarına tanık oluruz. Öyleyse, en güzeli çocuğa ilk önce kelimeyi tevhidi ve söyleyebileceği başka zikirleri öğretmek, nas ve felak surelerini ezberletmek ve doğumlarından itibaren annenin ve babanın koruyucu duaları çocuğun üzerine okumalarıdır. Bir ailenin karînleri her zaman aynı gruba mensup cinlerden oluşur. Bu grup annenin karîninin grubu olur. Bu grubu tanımak için çeşitli alametlere bakılır. Babanın karîni ise farklıdır.

Cinler çok çeşitli gruplara bölünmüşlerdir. Onlar da insanlar gibi yeri ve göğü aralarında paylaşmışlardır. Arap Yarımadasındaki bir cin bir başka bölgedekinden farklıdır. Her birinin mensup olduğu kabile bellidir. Her birinin girebileceği şekil ise diğerinden farklıdır. Örneğin, Arap Yarımadasındaki bir cin fare şekline girmez. Bunu daha ziyade Afrikada görürüz. Bu yüzden hastanın rüyasında gördüğü şekiller de onların hangi bölgelerden olduklarını gösterir. Kişinin vücudunda zaten var olan karîn vücudu hiç terk etmez ve o kimse dinden uzaksa eğer onu rahatsız da edebilir. Kişi dinine sarıldığı zaman bu rahatsızlıklar kalkar. Karîn daha ziyade mide ve on iki parmak bağırsağı tarafından ve vesvese şeklinde yahut tekrarlanan sesle konuşur. Eğer ses uygunsuz bir zamanda geliyorsa ve ilgisiz bir sözse cinler kendi aralarında konuşuyorlardır. Onlara dikkat kesildiğinde susarlar. Bu durum genellikle rukye esnasında olur. Bazen sırt ve omurganın alt tarafından konuşurlar ve kişi bunu kulağıyla işitir. Bazen de büyücülerin yaptıkları gibi kulağa konuşurlar. Bu bazı hastalarda olabilen bir durumdur. Karînin bedende belirli bir yeri vardır ve buradan hiç ayrılmaz. Ama onun bir kısmı bedenin istediği yerine doğru hareket edip uzanabilir. Eğer insan dindar ve muttaki ise karînin ona söz edilmeye değer bir etkisi olmaz. Vücutta gerçek anlamda hareket edebilen ise sihir ve onunla sorumlu olan şeytandır, karîn değil. Sihir maddesi ortadan kalktığında ve sihir iptal olduğunda rahatsızlık ortadan kalkar ve şeytan etkisizleşir. Karînin sırtta, başta ya da karnın altında yerleştiğini söyleyenler büyücüler ve kâhinlerdir, onların sözlerine ise itibar edilmez.

Şeytan kendi sırlarını açığa vurmaz ve büyücülere herkesten daha fazla hile yapar. Gerçekte büyücü büyü alemindeki en hakir yaratık kabul edilir. Onun elinden tüm hakları alınır ve hiçbir şeye itiraz edemeyen bir köle haline gelir. Şeytanlardan emir alır ve sahip olduğu bilgiler şeytanların sözlerinden başka bir şeye dayanmaz. Dolayısıyla onlar şeytanların dostlarıdır ve onların sözlerine itibar edilmez. _ 3 Karînin insanın bedeninde bulunma sebebi sadece onu İslam yolundan çevirmektir. İnsanların şeytanlar tarafından maruz kaldıkları eziyetler ise şiddetli düşmanlıktan kaynaklanır. Karîn asla başka bir şey için asıl hedefini terk etmez. Bu yüzden genel olarak şeytanların adeti sihir için başka birini görevlendirmektir. Bundan onları ancak acizlik alıkoyar.

Karînin her insanın bedeninde gerçekleştirdiği faaliyetleri vardır. Bunları gücü nispetinde yapar ve bunun için yaşlılık, güçsüzlük, hastalık, nazar ve sihir gibi zaafları kullanır. Allah hastaya şifa verdiği zaman ise zayıflar. Bu şeytan insan iradesine hakim olamaz. Ancak bedenine zarar verebilir, hastalığını şiddetlendirebilir, çeşitli şekillerde ona görünebilir vs. Bazı büyü durumlarında bedene bir şeyin girmesi zorunludur. Bu durumda hastalık büyünün yerleştiği bu bölgeye yönelir. Bazıları cinin buraya yerleştiğini düşünseler de bu hatadır. Çünkü bu nokta sadece cinin bir parçasının uzandığı bir noktadır. Sihrin gereğine göre o bu noktayı hareket ettirerek yerini değiştirebilir.

Karînin bulunması normalde herhangi bir hastalık durumu oluşturmaz. Ancak devreye büyü veya nazar girdiği zaman bu şeytan zarar vermek için güç bulmaya başlar. Aslında insan vücudu şeytanların rahat hareket edebilecekleri bir mekan değildir. Ama herhangi bir sebep ortaya çıktığında onların etkileri görülmeye başlar. Şu var ki, karîn insan üzerinde tamamen etkisizdir demek de doğru olmaz. Aksine o insana her durumunda ortaktır. Bu konuda Allah‟ın koruduğu dışında hiç kimse korunmuş değildir. İnsanların çoğu karîn olan şeytanın vehmî bir şey olduğunu ve insanla iç içe olmadığını düşünürler ki, bu insanı helaka götürecek en büyük hatalardan biridir. Karînin insana ait küçük büyük her şeyi bildiği söylenemez fakat o insanın zahirini ve bazı sırlarını bilir. Öyle ki, bazen insan bunları unutur da o hatırlatır. Ayrıca unutkanlığın bir kısmı da şeytanın işidir. Süleyman‟ın (as) ölümü cinlere, büyücülere ve kahinlere, gaybı Allah‟tan başka kimsenin bilemeyeceğine dair bir meydan okuyuştu.

Bazı sırları bilmenin gerisinde şeytanların bulunduğunu anladığımızda, gaybı Allah‟tan başkasının bilip bilemeyeceği ile ilgili kuruntular da ortadan kalkacaktır. İnsanlara ait sırlarla, Allah‟tan başkasının bilemeyeceği gayb ilmini birbirinden ayırmak gerekir. Hastanın hastalık sebebi eğer karînden kaynaklanıyorsa, o midenin hemen üstünden ve kalp tarafından bir ses duyar. İyileştiği zaman vesveseler kalabilir ama hastalık etkisi ortadan kalkar. Eğer karînin beraberinde başka bir şeytan varsa, hasta bazen bu ikisinin diyaloglarını duyar. Bazen biri diğerine emretmekte o da emredileni yapmaktadır.

Kişideki rahatsızlık hali sihir de olabilir nazar da olabilir. Karîn ise insana ancak iki durumda bu tür zarar verebilir:

1- Sihir ya da nazar sonucu gelmiş başka bir cinin bulunması.

2- Herhangi bir ruhun etkisinin bulunması.

Bazen bu iki durum bir arada bulunur ve bu yüzden etki daha güçlü olur. Bu iki maddeyi biraz açacak olursak: İnsana yönelik etki iki yönden gelir:    Kendinden ve şeytanından.

 

Alıntıdır ve uygun bulunursa devamı gelecek

  • Thanks 2

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Dikkatimi çekti şu nedenle Rahmetli annem son zamaların da evde insanlar olduğunu kimse yok dediysekte hırsız girdi eve diye yana yakıla adam aradık, biz evde kim var yok diye bakarken biri yanına gitmiş kuran oku demiş eline kuran verecekmiş abdestim yok diye almamış ben odaya girince kenara çekilmiş bana adamı gösteriyor ben görmüyorum babam gelmiş, anneannem gelmiş artık yanımıza gel ben sana bakarım demiş, tabi ben nas , felak, Ayetel kürsi okudum o bana söylerken sessizce gitmişler, Annem ağzı dualı hafız bir kadındı kızım bende okudum gerçekten geldiler sen göremedin dedi....:( Keşke bende görebilseydim, zaten ondan 5 gün sonra da hastaneye yatırdık vefat etti. daha çok şey varda aklıma gelmiyor...

  • Like 4

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Kulak rahatsızlıkları için önerebileceğiniz dualar var mı 

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş


 SİHİR’DEN KORUNMA VE RUKYE İLE TEDAVİ 1
Sihir Nedir?
Türü ve şekli ne olursa olsun, sihir kurbanın aklını ve kalbini kontrol altına alma
girişiminden ibarettir. Sihir sayesinde şeytan kişiyi kontrol altına alma imkanına sahip
olarak, sihirle hedeflenen şeyleri ya tamamen ya da kısmen gerçekleştirmeyi başarır.
Sihirden kimi zaman öldürmek hedeflenir, kimi zaman bildiklerini unutturmak,
kimi zaman duyguları yönlendirmek. Sihrin kimisi hastalık meydana getirir kimisi
eziyet. Sihirle ortaya çıkan sonuçlar o kadar çeşitlidir ki, bunları sınıflandırmakta
zorluk çekeriz. Sihrin yapılış yöntemleri de aynı şekilde çeşitlidir ve bunları da
sınıflandırmak mümkün değildir. Öyle ki her toplumun kendine has sihir ayinleri
vardır. Bu işlemde müşterek olan tek bir nokta varsa, o da şeytana ibadet ve Allah‟a
ortak koşmadır. Bunun yanı sıra şeytan büyücüden, büyük haramları, özellikle de
zinayı işlemesini ister. Çünkü bu kalpten imanı tamamen kaldırır. Şeytan kalbinden
hayır bütünüyle kalkmadıkça büyücünün isteğini yerine getirmez.
Sihir şu iki şeyden biriyle gerçekleşir:
1- Kişiye tahsis edilmiş şeytanın (karîn) kullanılmasıyla.
Bazı büyü ve çarpma durumlarında etki dışarıdan olur ve çoğunlukla insanda
zaten var olan karînin zorla kullanılması yoluyla olur. Kimi kez hasta görevli cinin
dışarıdan karîne emredişlerini duyar. Bu olay çoğu kez rukye esnasında ya da
mescitte yahut teravih gibi uzun bir namaz esnasında olur. Bazı şeytanlar dışarıdan
gözlere ve kulaklara etki etme gücüne sahiptirler.
Cinin dışarıdan etki ettiği durumlarda hasta iç sıkıntısı ve kalp çarpıntısı gibi cinin
içeride olduğunu gösteren şeyleri hissetmez.
2- Özel bir görevli şeytan gönderilmesiyle.
Bu görevli şeytan „karîn‟den yardım alır. Eğer hasta, içinde konuşan iki ayrı varlık
fark ediyorsa, bu kendisine karîn dışında başka bir görevlinin gönderildiğini gösterir.
Eğer hasta sadece vesvese hissediyorsa diğeri halen dışarıdadır ve vücuda girmeyi
henüz başaramamıştır. Bu dönemde hastanın uykusunda gördüğü kabuslar
dışarıdakinin içeri girme çabasını gösterir.
1 Bu yazı uzun seneler tedavi işiyle uğraşmış tecrübeli bir rukyecinin internet üzerinde
yayınlanmış yazılarından derlenip özetlenmiştir.

Büyücü Neden Anne Adı Sorar?
Çünkü büyü aleminde tüm bilgiler karînden alınır. Karîn yoluyla hastanın
vücuduna girmeden önce onun hakkında bilgi sahibi olunur. Kişinin tespiti ise anne
adı yoluyla olur. Kısacası, anne adı yoluyla kişi tespit edilir ve karîn aracılığıyla onun
hakkında bilgi edinilir.
Karîn
Karîn kişi doğduğu andan itibaren bedenine girer ve ölüm anına kadar da
çıkmaz. Bu nedenle çocukların rahatsız edici şekiller ve rüyalar gördüklerine, bazen
sesler duyduklarına tanık oluruz. Öyleyse, en güzeli çocuğa ilk önce kelimeyi tevhidi
ve söyleyebileceği başka zikirleri öğretmek, nas ve felak surelerini ezberletmek ve
doğumlarından itibaren annenin ve babanın koruyucu duaları çocuğun üzerine
okumalarıdır.
Bir ailenin karînleri her zaman aynı gruba mensup cinlerden oluşur. Bu grup
annenin karîninin grubu olur. Bu grubu tanımak için çeşitli alametlere bakılır. Babanın
karîni ise farklıdır.
Cinler çok çeşitli gruplara bölünmüşlerdir. Onlar da insanlar gibi yeri ve göğü
aralarında paylaşmışlardır. Arap Yarımadasındaki bir cin bir başka bölgedekinden
farklıdır. Her birinin mensup olduğu kabile bellidir. Her birinin girebileceği şekil ise
diğerinden farklıdır. Örneğin, Arap Yarımadasındaki bir cin fare şekline girmez. Bunu
daha ziyade Afrikada görürüz. Bu yüzden hastanın rüyasında gördüğü şekiller de
onların hangi bölgelerden olduklarını gösterir.
Kişinin vücudunda zaten var olan karîn vücudu hiç terk etmez ve o kimse dinden
uzaksa eğer onu rahatsız da edebilir. Kişi dinine sarıldığı zaman bu rahatsızlıklar
kalkar.
Karîn daha ziyade mide ve on iki parmak bağırsağı tarafından ve vesvese
şeklinde yahut tekrarlanan sesle konuşur. Eğer ses uygunsuz bir zamanda geliyorsa
ve ilgisiz bir sözse cinler kendi aralarında konuşuyorlardır. Onlara dikkat kesildiğinde
susarlar. Bu durum genellikle rukye esnasında olur.
Bazen sırt ve omurganın alt tarafından konuşurlar ve kişi bunu kulağıyla işitir.
Bazen de büyücülerin yaptıkları gibi kulağa konuşurlar. Bu bazı hastalarda olabilen
bir durumdur.
Karînin bedende belirli bir yeri vardır ve buradan hiç ayrılmaz. Ama onun bir
kısmı bedenin istediği yerine doğru hareket edip uzanabilir. Eğer insan dindar ve
muttaki ise karînin ona söz edilmeye değer bir etkisi olmaz. Vücutta gerçek anlamda
hareket edebilen ise sihir ve onunla sorumlu olan şeytandır, karîn değil. Sihir
maddesi ortadan kalktığında ve sihir iptal olduğunda rahatsızlık ortadan kalkar ve
şeytan etkisizleşir.
Karînin sırtta, başta ya da karnın altında yerleştiğini söyleyenler büyücüler ve
kâhinlerdir, onların sözlerine ise itibar edilmez. Şeytan kendi sırlarını açığa vurmaz ve
büyücülere herkesten daha fazla hile yapar. Gerçekte büyücü büyü alemindeki en
hakir yaratık kabul edilir. Onun elinden tüm hakları alınır ve hiçbir şeye itiraz
edemeyen bir köle haline gelir. Şeytanlardan emir alır ve sahip olduğu bilgiler
şeytanların sözlerinden başka bir şeye dayanmaz. Dolayısıyla onlar şeytanların
dostlarıdır ve onların sözlerine itibar edilmez.

Karînin insanın bedeninde bulunma sebebi sadece onu İslam yolundan
çevirmektir. İnsanların şeytanlar tarafından maruz kaldıkları eziyetler ise şiddetli
düşmanlıktan kaynaklanır. Karîn asla başka bir şey için asıl hedefini terk etmez. Bu
yüzden genel olarak şeytanların adeti sihir için başka birini görevlendirmektir. Bundan
onları ancak acizlik alıkoyar.
Karînin her insanın bedeninde gerçekleştirdiği faaliyetleri vardır. Bunları gücü
nispetinde yapar ve bunun için yaşlılık, güçsüzlük, hastalık, nazar ve sihir gibi zaafları
kullanır. Allah hastaya şifa verdiği zaman ise zayıflar. Bu şeytan insan iradesine
hakim olamaz. Ancak bedenine zarar verebilir, hastalığını şiddetlendirebilir, çeşitli
şekillerde ona görünebilir vs.
Bazı büyü durumlarında bedene bir şeyin girmesi zorunludur. Bu durumda
hastalık büyünün yerleştiği bu bölgeye yönelir. Bazıları cinin buraya yerleştiğini
düşünseler de bu hatadır. Çünkü bu nokta sadece cinin bir parçasının uzandığı bir
noktadır. Sihrin gereğine göre o bu noktayı hareket ettirerek yerini değiştirebilir.
Karînin bulunması normalde herhangi bir hastalık durumu oluşturmaz. Ancak
devreye büyü veya nazar girdiği zaman bu şeytan zarar vermek için güç bulmaya
başlar.
Aslında insan vücudu şeytanların rahat hareket edebilecekleri bir mekan değildir.
Ama herhangi bir sebep ortaya çıktığında onların etkileri görülmeye başlar. Şu var ki,
karîn insan üzerinde tamamen etkisizdir demek de doğru olmaz. Aksine o insana her
durumunda ortaktır. Bu konuda Allah‟ın koruduğu dışında hiç kimse korunmuş
değildir. İnsanların çoğu karîn olan şeytanın vehmî bir şey olduğunu ve insanla iç içe
olmadığını düşünürler ki, bu insanı helaka götürecek en büyük hatalardan biridir.
Karînin insana ait küçük büyük her şeyi bildiği söylenemez fakat o insanın
zahirini ve bazı sırlarını bilir. Öyle ki, bazen insan bunları unutur da o hatırlatır. Ayrıca
unutkanlığın bir kısmı da şeytanın işidir.
Süleyman‟ın (as) ölümü cinlere, büyücülere ve kahinlere, gaybı Allah‟tan başka
kimsenin bilemeyeceğine dair bir meydan okuyuştu. Bazı sırları bilmenin gerisinde
şeytanların bulunduğunu anladığımızda, gaybı Allah‟tan başkasının bilip
bilemeyeceği ile ilgili kuruntular da ortadan kalkacaktır. İnsanlara ait sırlarla, Allah‟tan
başkasının bilemeyeceği gayb ilmini birbirinden ayırmak gerekir.
Hastanın hastalık sebebi eğer karînden kaynaklanıyorsa, o midenin hemen
üstünden ve kalp tarafından bir ses duyar. İyileştiği zaman vesveseler kalabilir ama
hastalık etkisi ortadan kalkar. Eğer karînin beraberinde başka bir şeytan varsa, hasta
bazen bu ikisinin diyaloglarını duyar. Bazen biri diğerine emretmekte o da emredileni
yapmaktadır.
Kişideki rahatsızlık hali sihir de olabilir nazar da olabilir. Karîn ise insana ancak
iki durumda bu tür zarar verebilir:
1- Sihir ya da nazar sonucu gelmiş başka bir cinin bulunması.
2- Herhangi bir ruhun etkisinin bulunması.
Bazen bu iki durum bir arada bulunur ve bu yüzden etki daha güçlü olur.
Bu iki maddeyi biraz açacak olursak: İnsana yönelik etki iki yönden gelir:
Kendinden ve şeytanından.
Şeytan Tarafından Olan Etki:
Sihir‟den Korunma Ve Rukye İle Tedavi
Herhangi bir korku, üzüntü, öfke ya da sevinç nedeniyle olur. Bu gibi durumlar
şeytanın gücünü artırarak kişiye hakim olmasını sağlar. Sonuçta hastanın onun
verdiği eziyetleri bastırıp ona hakim olabilmesi için zamana ihtiyacı olur.
Ruh Tarafından Olan Etki:
Kişinin kendi ruhundan daha güçlü bir ruhun etkisiyle olur. Nitekim, ruhların
birbirleri üzerinde şaşırtıcı etkileri vardır. İyi olan ruh bir diğeri üzerinde iyi etki
oluştururken kötü olan ruh kötü etki oluşturur. Kötü etki genellikle nazar edenden ve
sihir yapandan gelir. Fakat etkilerin tümü şeytanların yardımıyla gerçekleşir.
Büyücü Neden Hastaya Ait Bir Şeyler İster?
Bazıları bunun şahsın kim olduğunu anlamak için olduğunu sanırlar. Bu yanlıştır.
Büyücü tırnak, saç, üzerinde hastanın kokusu olan giyecek, bedenden çıkan kan vs.
şeyleri elde edip onların üzerine büyü sözlerini okuyarak üfler ve böylece kişiye büyü
isabet eder. Hatta arada bir cin olmasa bile! Fakat daha sonra hâdim olarak
adlandırılan yardımcı cin ve hâris (bekçi) olarak adlandırılan cin devreye girerler.
Birincisi büyünün gereğini yerine getirmek için girişir. İkincisi büyünün yerini bekler.
Eğer kişi üzerinde yeterli etki oluşmamışsa hâdim bedene girmeyi başaramaz.
İnsan bedeninden çıkan şeyler eğer bol suyla yıkanırsa veya üzerine tuzlu su
dökülürse sihir gerçekleşmez. Eğer herhangi bir büyü tehlikesi varsa, en doğru olan,
vücuttan çıkan salgıların yıkanıp yok edilmesi elbiselerin ise olduğu gibi bırakılmayıp
hemen suya basılmasıdır.
Saçılan, içilen, koklanan, telefon yoluyla veya kişinin yakınından kulağına
okunan sihir ise direkt etki oluşturur.
Büyü önce kişiye etki eder, ardından hâdim görevini yapmak üzere gelir. Bu cin
anında vücuda giremez. Genellikle uyku yahut bayılma esnasında ve çoğunlukla
ağızdan girer.
Ruh Hastalanır mı?
Evet, ruh hastalanır. Zira hastalıklar bedeni ve kalbi olmak üzere iki türlüdür.
Bedenin hastalığında çoğu kez ruh da hastalanır.
Kalp hastalıkları ise riya, kendini beğenme, kibir, nifak ve arzulara düşkünlük gibi
sebeplerden doğar ve kimi zaman nazar ve sihir gibi şeylerden kaynaklanır. Birinci
kısımdakilerden sorumlu olan kişinin kendisiyken, ikinci kısımdakiler Allah‟tan bir
imtihan olarak gelir ve bunların gerisindeki hikmeti de yalnızca o bilebilir.
Tedavi Nasıl Olmalıdır?
Bedeni hastalıkların tedavisi çoğunlukla maddi ilaçlarla olur. Ruhla ilişkili
olanların ilacı ise Kur‟an ve zikirlerdir. Bu tür rahatsızlıklarda maddi ilaçların etkisi
sınırlıdır.
Herhangi bir ruhsal hastalık durumunda ruh şeytanla iç içe geçer ve kişi bazen
kendisini çift karakterli yahut iki ayrı şahsı kendisinde taşıyormuş gibi hisseder. Bu
kişinin içinde mevcut olan iyilik ve salahtan dolayı böyledir. Bunun karşısında ise
şeytana ait pis ruh yer alır.
Ruh bedenin her bölümüne sirayet eder. Ona karışmış olan şeytan ruhu ise
aynen onun gibi bedenin her bölümüne sirayet edebilir. Bundan dolayı şeytanın
bedenin çeşitli bölümlerini sahibinin kullandığı gibi kullandığına tanık oluruz. Bu
yüzden de hasta beklenmedik hareketlerde bulunur.
Kimi zaman şeytan ağlar ve hasta kişi kendisi ağlıyormuş gibi hisseder. Bazen
sebepsiz yere korkar, halbuki asıl korkan şeytandır. Bazen kendisini ölecekmiş gibi
hisseder, ama aslında bunu hisseden yine şeytandır.
Bu gibi duygular hisseden kimse kaza ve kader konusunda bir şeyler
okuduğunda sıkıntı duyar ve delirecekmiş gibi hisseder. Ama buna önem vermeyip
her gün azar azar bu konuda okumaya devam etmelidir. Ta ki ruhu güçlensin, şifa
bulsun ve şeytanın gücü kırılsın. Zira bunun ilacı kaza ve kadere imandır.
Şu ayet bu durumdaki kişilere son derece etkilidir:
“De ki: Bize Allah‟ın yazdığından başka bir şey dokunmaz. Bizim mevlamız odur,
mü‟minler Allah‟a tevekkül etsinler.” (et-Tevbe: 51)
Tedavi iki yolla gerçekleşir:
1- Ruhun ve bedenin tedavisi.
2- Etkinin ortadan kaldırılması.
1- Ruhun ve Bedenin Tedavisi:
Ruhun tedavisinin pek çok aşaması vardır. Hastanın, ruhunun selamette
olduğuna emin oluncaya dek kendisini tedavi etmesi gerekir. Ruhi her hastalığın, bu
hastalığın zıddı bir ruhi ve hissi tedavisi mutlaka vardır.
Hastalık durumunda, şeytanın ruhu insanınkinden güçlü olur ve insanın bedeni
bazen şeytanın ruhunun beden üzerinde etkin hale gelmesine dayanamaz. İşte bu
yüzden tedavi yapan kimselerin (rukye okuyanların) rukye esnasında şeytanın etkin
hale gelmesini (konuşmasını vs.) istememeleri gerekir. Zira bu durumda tansiyon
yükselir ve beden çok zayıf düşer. Bundan, şeytanın her istediği zaman etkin
olabileceği anlaşılmamalıdır. Bunda asıl olan hastanın ruhunun güçlü olup
olmamasıdır. Tedaviye başladıktan sonra şeytan zayıflayacağı için zamanla etkin
olacak gücü bulamayacaktır. Örneğin insan sanki hapşıracakmış gibi kendisini
sıkarsa şeytan etkinleşemez ve geri çekilir. Şeytanın etkinleşmesine engel olmak
isteyen şah damarları üzerine okuyup üflemeli ya da muavvizeteyni (Nas ve Felak
sureleri) okurken iki şah damarı üzerine beş saniyeyi geçmemek kaydıyla baskı
uygulamalıdır.
Bedende tedavi kan damarları ve sinirler üzerinde döner. Kalp hizasında öndeki
ve arkadaki damarlarla sırt ve baştaki sinirler yoluyla onu yakalayabilirsin!
Abdest Organları ve Şeytanın Bunlar Üzerindeki Tasarrufu
Çoğu kimse şeytanın maddi bir varlık olmadığı için bu organlardan dışarı doğru
uzanabileceğini bilmez. O bunu özellikle de uyku ve uyuklama anlarında yapar.
Sihir‟den Korunma Ve Rukye İle Tedavi

Şeytan herhangi bir taraftan kendisini uzatarak bir şeye dokunabilir, onu hareket
ettirebilir, tıklayabilir yahut ses çıkarabilir. Ama o bunları yalnızca insanın dalgın
olduğu zamanlarda yahut uyku uyanıklık arasında yapar. Çoğu hasta buna tanık
olmuştur. Onlardan bazıları yakınında bir şeyin hareket ettiğini görür veya bir ses
duyar ama örneğin Bakara suresini ve tüm sığınma dualarını okuduğu halde bunun
nasıl olduğuna bir anlam veremez. Halbuki o bunları yapmıştır ama abdesti
bozulduktan sonra tekrar almayı unutmuştur!
Önemli:
Hasta eğer çok etkili bir sihre maruz kalmışsa ya da kendisi zayıfsa şeytan güç
kazanır ve hasta gerekli zikirleri ve korunmaları uyguladığı halde onun üzerinde çok
etkili olabilir. Böyle bir durumda kusur bu zikirlerde ve korunmalarda değil hastanın
kendisindedir. Zira zikirler ve Kur‟an onları destekleyen bir ruhi güçle, sıdkla ve
Allah‟a muhlis bir yönelişle birlikte etkili olur.
Rukye esnasında hastanın vücudunun belli bölgelerinde görülen titremeler cinin
o bölgeye geldiğini gösterir. Buralar cinin genellikle uyku esnasında dışarı uzandığı
bölgelerdir. Buralardaki sinirler zayıf ve gergin olduğu için hasta buraların hafifçe
titrediğini hisseder. Bu yüzden hastanın buraları ve özellikle de vücudunun uç
bölgelerini yağlaması gerekir.
Tedavi İçin Yapılması Gereken Öncelikli Şeyler
1- Ruhu güçlendirmek.
2- Etkiyi ortadan kaldırmak.
3- Musallat olmuş cini zayıflatmak.
Bu üçüncüsünü gerçekleştirebilmek için öncelikle nefsin hastalıklarını tedavi
etmek gerekir. Bunları ise şöyle sıralayabiliriz:
a- Nifak:
Nifak şirkten sonraki en kötü hastalıktır. Bu yüzden de hastanın kendisini tüm
nifak özelliklerinden kurtarması gerekir. Buna yardımcı olarak okunması gereken en
etkili sureler Bakara, Tevbe, Ahzab, Muhammed sureleridir. Bunlar tekrarlandığında
ruh üzerindeki etkileri açık biçimde görülür.
b- Haram Yemek
Bunu terk etmekle birlikte bunun günahından kurtulmanın en güzel yolu çok
sadaka vermek ve muhtaçlara ihsanda bulunmaktır.
c- Zina
d- Riya, kibir, kendini beğenme.
Cinler Birbirlerini ve Kurbanlarını Nasıl Tanırlar?
Cinlerin bir özelliği vardır ki, çoğu kimse tarafından bilinmez. Bu özellik onların
kokularıdır. Onlar birbirlerini ve gruplarını kokularıyla tanırlar. İşte bu koku bazen bir
kısım hastalarda kuvvetli biçimde açığa çıkar, hasta iyileştikten sonra da ortadan
kaybolur. Bu koku kişiden kişiye değişir. Bu nedenle de büyücüler eğer hastanın
üzerinden alınan elbisedeki koku yeterli değilse hata ederler. Eğer hastadaki karîn
farklı bir gruptansa ne büyücü ne de beraberindeki şeytanlar hasta hakkında bilgi
edinebilirler. Çünkü cinlerin aralarındaki düşmanlık malumdur. Onlar razı olacakları
bir şeyler almadan birbirlerinin isteklerini yerine getirmezler.
Onların bilinmeyen yönlerinden birisi de birbirlerine seslenişleridir. Onlar bunu
yapmak için ya avuç içleriyle ya da topuklarıyla tekrar tekrar yere vururlar. Bu cinlerin
yardım isteme yollarından biridir. Tedavi eden kişi hastanın böyle yaptığını görürse
ona engel olmalıdır. Tedavi eden kişi ve çevresindeki kimseler hastanın hareketlerini
takip edip tetikte olmalıdırlar. Zira onlar da cinlerden zarar görebilirler. Bundan dolayı
evlerini korumalı, aile fertlerine korunma dualarını öğretmelidirler. Ama cinler böyle
bir şeyi genellikle büyük bir baskı ve eziyet gördüklerinde yaparlar. Benim başıma
böyle bir şey gelmişti ve ailemle birlikte pek çok eziyet görmüştüm. Hasta dolayısıyla
eziyete maruz kalmak çoğunlukla ya onunla yan yana yatmakla ya da abdestsiz
yatmakla olur. Bunun dışında daha pek çok sebep de vardır.
Bedenin içindeki cinler diğerlerine işte bu şekilde seslenirler. Pek çok tedavici ve
özellikle de bu işte uzmanlaşmış olanlar ya da uzman birinden bu işi öğrenmiş olanlar
bunu iyi bilirler. Tedavi işiyle uğraşan kimsenin cinlerin bu gibi hallerini bilmesi
gerekir. Çünkü bu tedavide büyük bir fayda sağlar. Günümüzde bu alandaki en büyük
sorun bu gibi şeylerin bilinmemesidir. Rukye yapan kişinin sadece iyi bir okuyucu
olması yeterli değildir. Gerekli bilgilere sahip olduktan sonra geriye kalan elinden
geleni yapmaktır. Musibeti kaldırmak ise Allah‟tandır ve buna başka hiç kimsenin
gücü yetmez. Bugün rukye yapan pek çok kimsenin kusuru rukyeyi okuyup sonra ne
olduğuna bakmaması ve hastayı takip etmemesidir.
Büyücüler bazen büyüyü akan bir suyun yanına koyarlar ve bununla sürekli bir
kanama olmasını amaçlarlar.
Bazen büyüyü mezarlıklara gömerler ki hiç çıkarılamasın ve ebediyen devam
etsin.
Bazen sürekli ateş yakılan bir yere gömerler ki, ateş her tutuşturulduğunda
hedeflenen kimsenin kalbi tutuşsun.
Bazen rüzgar esen yerlere asarlar ki, rüzgar onu her hareket ettirdiğinde
amaçlanan şey meydana gelsin. İşte cinler bu tarz sembolik şeylerle hareket ederler.
Bazı büyücüler cinlerin insanlar hakkındaki rüyalarını yorumlarlar ki, bunlar cin
aleminin anlayış tarzına örnek oluşturur ve bunu bizim dilimizle ifade eder. Ama aynı
büyücüler Allah tarafından olan rüyaları yorumlayamazlar!
Büyü maddesi bazen vücut yüzeyinde yanık benzeri yahut bacaklardaki varis
benzeri şeyler oluşturur.
Kişinin üzerine direkt olarak okunan ya da telefon ahizesi yoluyla okunan büyü
etki eder. Kulaklık ya da ahize yoluyla kulağa okunan büyünün etkisi daha hafif olur.
İçinde yiyecek ya da içecek olan bir şeye büyü okunmuşsa eğer, o yiyecek ya da
içecek bozulur yahut kurtlanır. Bu kurtlar beyaz ve üzerinde siyah iki nokta bulunan
kurtlardır. Bazı büyücüler büyüyü bu şekilde yenilerler.
Bilinmesi gerekir ki, kişi eğer Allah‟ın zikrini ve salavatı terk eden biri değilse,
çoğunlukla büyü ilk yapılışta tutmaz ve şahsın bu yiyecek ve içecekten defalarca

alması gerekir. Bazen de kişi büyü maddesini alır ve fark etmeden vücudundan tekrar
atar. Vücuttan atılan büyü dışkıda görülür yahut normal kokunun dışında çok kötü bir
kokuyla kendini belli eder. Büyü vücuttan bir kerede de çıkabilir, azar azar birkaç
kerede de çıkabilir.
Bazen cin büyü olduğu iddiasını ortaya atar fakat buna itibar edilmemelidir. Kişi
büyünün varlığı ile yokluğunu ayırt etmede dikkatli olmalıdır.
Eğer Allah bir kişiye büyü isabet etmesini takdir etmişse, cin bunu itiraf etmez
aksine inkar eder. Bu durumu anlamak tedavi edenin anlayışına ve bilgisine kalmıştır.
Bazı durumlar sihir gibi görünür fakat işin aslı –içerideki cin istesin istemesinzamanla
ortaya çıkar.
Büyü ilk yapıldığında, etkilenen kişi bayılabilir. Bazıları yedikleri ya da içtikleri
şeyden dolayı karınlarında madeni bir şey varmış gibi ağırlık hissederler. Büyü bazen
vücut sıvazlanarak yapılır. Sıvazlanan bölge genellikle baş ve saçlar olur. Büyü
kulağa okunduğunda ya da koklandığında burundan ve kulaklardan kurt çıkabilir ve
bu durum büyü bozulana kadar devam eder. Büyü eğer kolon bölgesindeyse aynı
kurtlar burada oluşur ve rukye ile bazı bitkiler dışında bir ilaç buna fayda etmez.
Cinler ışıktan korkarlar ve çıkmak için karanlık olmasını isterler.
Işık cine acı verir ve o buna dayanamaz. Özellikle de televizyon ve bilgisayar
ekranı gibi güçlü ışık yayan şeylere hasta yoğunlaşmakta güçlük çeker. Ancak bu gibi
şeyler tedavi maksadıyla kullanılmaz. Zira bunların zararları faydalarından çoktur.
Cin vücuttaki açıkları kullanır. Bunlar gözler, kulaklar, burun gibi açıklık bulunan
organlarla eller ve ayaklar gibi uç noktalardır.
Kendisinde büyü bulunan kişinin vücuduna yapılan baskı ve masaj yararlıdır.
Bedeninde sihir olan kişiye masaj yapılması çok yararlıdır. Rukye ile tedavi gören
ve kendisi de okuyan kişi çabuk sonuç alır ve bazen masaj esnasında sihir vücuttan
çıkar. Sihirin çıkma alametlerinden biri bulantı ve kusmadır. Ancak hastadan kusması
istenmemeli ve kendi haline bırakılarak masajla birlikte kusması beklenmelidir.
Karında hareket hissetme ve ishal de büyünün hareket ettiğini gösterir.
Ancak burada bir noktaya dikkat etmek gerekir:
Bazen cin herhangi birinin elini üzerine koymasından dolayı rahatsızlık duyar ve
hasta bundan dolayı bulantı hissedebilir. Bulantı ve kusma onun bedenden
çıkmasının yakın olduğunu gösterir.
Karının üzerine veya vücudun bir başka yerine el konulduğunda hissedilen
daralma çoğunlukla insan büyülenmiş olduğunda bu bölgenin büyünün toplandığı yer
olmasındandır. Bazen bu bölgede cildin altında sertlik hissedilir. Bir başkası buraya
elini koyduğunda hasta dayanamaz ve mide bulantısı duymaya başlar. Aynı şekilde
cinin uzandığı bölgelere dokunulduğunda da hasta rahatsız olur, korku hisseder,
ağlar veya titrer. Eğer ağlamanın kaynağı mide tarafıysa ve sebepsiz bir ağlamaysa,
bu şeytandandır. Hastaların ağlamalarının çoğu kendileriyle ilgili değildir. Daha önce
de belirtildiği gibi cin kişinin ruhuyla iç içe geçer, karışır. Bu karışmanın dozu kişiden
kişiye değiştiği gibi tedavi esnasında da farklılık gösterir. Hastanın kendisinde iki ayrı
şahsın varlığını hissetmesi cinin güçlü hastanın zayıf olduğunu gösterir. Tedaviyle
birlikte bu his ve cin tarafından olan bu hakimiyet zayıflar.
Tedavide öncelikli olan bazı şeyler vardır ki, her hastanın bunları etraflıca bilmesi
gerekir. Tedavinin başlangıcı başarılı olmayabilir ve başlangıçta istenmeyen durumlar
ortaya çıkabilir. Aşağıda bu noktaya değinilecek inşallah.
Tedaviyi Kur’an’la Yapmak Uyulması Gereken Yöntemdir
Rukye yapanların ve hastaların uyguladıkları Kur‟an‟la tedavinin belirli bir
yöntemi vardır, buna aşağıda değineceğim. Çünkü bu konu son derece önemlidir ve
çoğu kimsenin içine düştüğü hayal kırıklığına ve ortada kimilerinin bilmediği bir tedavi
yöntemi olduğu düşüncesine engel olur.
Önemli:
Tedavi eden kişinin içinde taşıdığı niyeti ve amacı cin anlar. Nitekim hasta bazı
kereler tedavi edecek kişinin evine geleceğini yahut kendisi hakkında bir başka kişini
söylediği şeyi bilir. Bunların tümü insanoğlunun içindeki karînin işidir. Bundan dolayı
tedavi edenin de hastanın da rukye işinde doğru bir yol tutmaları gerekir. Rukyede
asıl olan şifa elde etme ve hastalığı ortadan kaldırma niyetidir.
Kıraatta Niyet
Okuma esnasında niyet değişir değişmez karîn bunu anlar ve örneğin niyet
yakma niyeti olursa yanıyormuş izlenimi verir. Niyet hapsetmek olursa hapsolmuş
izlenimi verir ve hareket edemediğini söyler. Niyet görmesini engellemek olursa, bana
ne yaptınız göremiyorum! der. Niyet öldürmek olursa gizlenir ve ne ses verir ne de
hareket eder. Eğer bıçak getirir ve seni keseceğim derseniz kan çıkıyormuş gibi
sesler duyabilirsiniz ve size kesildiğini söyler…
Eğer tedavi eden kişi ondan kendisine sihrin yerini söylemesini ya da
açıklamasını isterse onunla oynamaya başlar.
Cin övülmekten hoşlanan tedaviciyi sever. O rukye yapanın ve hastanın kalbinde
doğacak kendini beğenme duyguları karşılığında zelil görünmeye hazırdır.
Tüm bunlar cinin insanlarla, rukye yapanlarla ve hastalarla oynamasından
ibarettir. Tedavicinin sergileyeceği en isabetli tavır susmak, cinle hiç konuşmamak ve
faydalı olan şeye önem vermek olacaktır. Böyle davranan kimse Allah‟ın yardımıyla
cine galip gelecektir. Cin rukye yapan karşısında aciz düşünce hastayı kullanır ve
onu bu kişiden uzaklaştırmaya çalışır. Kısacası, gerek tedavi eden gerekse hasta,
niyetlerinin cinden gizli kalmayacağını anladıklarında başka yolları terk ederek gerçek
anlamda faydalı olana yönelebilir ve vakitlerini boşa harcamazlar. Bu yol cini köşeye
sıkıştırır ve sonunda teslim olmaktan başka çare bulamaz.
Şeytan insanın tüm yaşamına ortaktır. O hiçbir anı kaçırmaz. Bu, içinde hiçbir
mübalağa olmaya bir gerçektir.
Şeytanın asıl çalışma alanı kalptir. O bunun dışına yani diğer organlara sadece
hastalık, zayıflık, gaflet gibi bazı durumlarda yönelir. Eğer şeytan kalbi etkilemeyi
başaramasaydı insan hayal bile edemeyeceği şekilde rahatlık, huzur ve mutluluk
içinde olurdu. Şeytan yorulmadan ve usanmadan gece gündüz çalışır. Eğer insanın

içinde onu ifsat edecek bir şey bulamazsa, onu hüzün yoluyla, korkutucu rüyalar
yoluyla ve vesveseler yoluyla rahatsız eder.
Karîn her ne kadar insan bedenine yerleşmiş ve onu hiçbir şekilde terk etmiyor
olsa da, Allah subhanehu ve Teala bedenin sahipliğini insana vermiştir. Bedenin
sorumluluğu ve kontrolü insana aittir. Buna ek olarak Allah insana bir başkasının
kendi bedenini işgal etmesine engel olacak güçlü vesileler de vermiştir. Eğer bunu
bozacak bir durum oluşursa, bunu kalbi ya da ruhî hastalıklar diye adlandırmaktayız.
Karîn İnsanın Niyetini ve Amacın Bilir mi?
Elbette ki, evet, zira bu gaybdan sayılmaz. Allah‟ın kalplerde gizleneni bildiğini
haber vermiş olması, onun iki meleğin ve şeytanın da bunu bilmesini sağladığı
gerçeğiyle zıtlık oluşturmaz. O kendisinin kalplerde olanı bildiğini açıklamıştır. Zira bir
kısım insanlar gizli konuştuklarında veya bir olayı gizlediklerinde Allah‟ın bunu
bileceğine inanmıyorlardı. Bunun ispatı Kuran‟ın pek çok yerinde mevcuttur.
Şeriatla ilgili konular niyet, kasıt ve itikat gibi kalp amelleri etrafında şekillenir.
Kafir, münafık ve Müslüman ile doğru ve yalancı arasındaki ayırım bu kalp amellerine
dayanır.
Bu niyetlerin ve inançların ifsadı kalbe şüphelerin girmesiyle ve amellerde ihlasın
ortadan kalkmasıyla olur. Böylece şirkler, bidatlar ortaya çıkar ve şeriatın amacından
uzaklaşılır. İnsanın amelleri konusundaki muhasebesi bu noktada başlar. Bildiğimiz o
iki melek, iyiliğe yalnızca niyet etmekle birlikte hemen bir hasene yazarlar. Kötül üğe
niyet edip işlememe sonucunda da yine bir hasene yazarlar. Dolayısıyla kalbin
niyetini tek bilen şeytan değildir.
İyi amelin aslı kalbe dayandığı gibi kötü amelin aslı da kalbe dayanır. Yahut amel
iyidir niyet de iyidir ama niyete riya, kendini beğenme, hile, haset gibi bir takım şeyler
karışarak onu bozarlar. Şeytanın telkini ile ya niyet baştan tamamıyla bozuk olur ya
da ona bir şeyler karışması yoluyla bozuk hale gelir. İnsan bir şeye niyet eder etmez
şeytan hemen onu bozmak için devreye girer.
İnsanın, şeytanın kendisinin baş düşmanı olduğunu bilerek kalbi muhasebeyi her
şeyden öne alması gerekir. Mü‟minin, şeytanın kalbi üzerindeki etkisini tüm gücünü
kullanarak bertaraf etmesi gerekir.
Mü‟minin, organlarından önce kalbi amel eder. Münafık ise böyle değildir. O
kalbine hiç önem vermeksizin organlarına yönelir.
Hakikatte şeytanın insanoğlunun kalbi üzerinde bir gücü ve hakimiyeti yoktur.
Ama kalbe karışan farklı duygular güçlü olunca şeytan bu hakimiyeti elde eder.
Bunun sebeplerinden en önemlileri Allah‟tan uzak olmak, şeytanın kalbe attığı
şüpheleri onaylamak, arzulara düşkünlük, riyaya geçit vermek ve kendini
beğenmektir.
Bir tedavicinin bu gibi noktalara çok dikkat etmesi ve her zaman tetikte olması
gerekir.
Kur’an Okumada Yöntem

Tedavi maksadıyla Kur‟an okumanın bir yöntemi vardır. Bunu aşağıda
açıklamaya çalışacağız. Ta ki, herkes şeytanın davranışlarında bu durum açığa
vurulmasa bile, ayetlerin ona eziyet verdiğini gereğince anlamış olsun.
Kur‟an‟ı şeytana hitap etmek için okumak, bununla onun dilini düğümlemeyi,
gözünü kör etmeyi onu hapsetmeyi vs. amaçlamak şüphesiz hatalı bir tutumdur.
Kur‟an‟ı büyücüler bu gibi amaçlarla kullanırlar. Onlar Kur‟an lafızlarını kullanarak
onlara hitap ederler, onları getirirler, gönderirler… Dolayısıyla, bu kapının en
başından kapatılması gerekir.
Yine bazıları Kur‟an‟ı sessiz biçimde okurlar. Böyle olunca karşıdaki kişiler onun
bilip kendilerini bilmediği bazı gizemli ayetler okuduğunu düşünürler. Bu gibi şüpheleri
ortadan kaldırmak için en güzel olanı sesli okumaktır. Nitekim Kur‟anın tamamı kalbi
hastalıklar için şifadır. Ama şeytanlara gelince, onlara karşı okumanın elbette bir
yöntemi vardır ve tabi ki her ayet onları aynı derecede etkilemez.
Cinlere Etki Eden Ayetleri Tanımanın En Kolay Yolu
Hepimizin bildiği gibi cinler çok hilecidirler ve bazen tedavi edeni bile aciz
bırakırlar. Onlara karşı aynı silahı kullanarak hileye başvurmak gerektiği
düşüncesinde olan hata eder. En doğrusu, düzgün ve sağlam bir yol tutup bundan
şaşmaksızın devam etmektir. Böyle yapıldığında birkaç hafta ya da birkaç ay sonra
etkiler görülmeye başlar. Bu gerçekleştikten sonra ise artık başka bir delil aramaya
gerek yoktur. Yola devam edilir ve Allah‟ın izniyle amaca ulaşılır. Aslında onların en
azgınları bile olsa, cinler kolay etkilenirler. Yeter ki tedavi eden kişi kararlı olsun.
Kolay ve Faydalı Bir Yol
Başparmak hastanın avuç içine konulur ve istenilen rukye yahut sure okunur.
Okuyan kişi bazı ayetlere geldiğinde nabzın hızlandığını hissedecektir. Bu olay ayak
altından da kontrol edilebilir. Eğer sağ taraftan nabız hissedilmezse sol tarafa bakılır.
Rukye yapan kişi bağırmalara çağırmalara değil, bu şekilde nabza itibar etmelidir.
Okuyan kişi ayetleri birer kez değil üç ya da yedi gibi rakamlarla tekrar tekrar
okumalıdır. Bu şekilde cinin nasıl etkilendiğini ve istemese bile ortaya çıktığını açıkça
görecektir. Okumaya bu şekilde odaklanan kimse faydasını Allah‟ın izniyle
görecektir.
Yâ Sîn Suresinin Faydası Ve Cini Etkileyecek Ayetler
Yâ Sîn Suresi çoğu kimsenin bu alanda faydasını gördüğü çok önemli
surelerdendir. Büyü, çarpma ve kanser gibi hastalıklardan bu sure yoluyla pek çok
insan şifa bulmuştur. Şu var ki, ondan nasıl faydalanacağımızı bilmemiz gerekir.
Hiçbir cin bu sureye direnemez. Düzenli olarak her gün üç kez okunacak olursa çok
iyi sonuçlar alınabilir.
Okuma yapılırken şu noktalara dikkat edilmelidir:
1- Duyulacak bir sesle okumak.
2- Hiçbir nedenden dolayı okumayı kesmemek.
3- Okuma esnasında hastanın vücudunun bir bölümünü özellikle de iki omuz
adalelerini tutmak ya da okuyan kişinin işaret parmağını hastanın avuç ortasına ya da
iki ayaktan birinin ortasına (alt kısmına) koymak.
4- Yağ üzerine veya başka ilaçların üzerine okumak. En etkili ilaçlar ise safran
veya meyanköküdür. (Bunlar su ile kaynatılarak hazırlanır).
5- Öncesinde Fatiha suresinin okunması ve “iyyake na‟budu ve iyyake nesteîn”
kısmının çok tekrar edilmesi.
Yine Ayetelkursi‟nin okunması ve “ya‟lemu ma beyne eydihim ve ma halfehum”,
“ve la yuhitune bişeyin min ılmihi”, “ve la yeuduhu hifzuhuma ve huve‟l-aliyyu‟l-azim”
bölümlerinin tekrar edilmesi.
Felak suresinin okunup “ve min şerri‟n-neffasati fi‟l-ukad” ile “ve min şerri hasidin
iza hased” kısımlarının tekrarı.
Nas suresinden “ellezi yuvesvisu fi sudurinnas” kısmının tekrarı.
6- İlaçların üzerine okunurken ağzın kaba yaklaştırılması. Her surede ve önemli
bir nedenle durulduğunda istiazenin tekrarlanması.
Bunlar üflenerek 10-15 dakika okunduktan sonra Ya Sin suresine geçilir.
Sure aşağıdaki altı çizilerek vurgulanmış ayetler daha fazla tekrarlanarak okunur:
وَ وَ وَ لْ وَ ا مِ وا وَ لٌْ مِ وا وَ لٌْ مِ مٌِ ي لْ ا وَ دّ اًا وَ مِ لْ وا وَ لْ مِ مِ ي لْ ا وَ دّ اًا وَ وَ لْ وَ لٌْ وَ هُ ا لْ ا وَ هُ ي لْ ا وَا هٌُ لْ مِ هُ وَ وا
وَ ق وَ لا وٌَ ا وَ ق لْ مِ ا تَّ مِ هُ ا لْ ل هُ لْ وَ مِ وٌَ وا} 20 {ا تَّ مِ هُ ا وَ وا اَّ وٌَ لْ وَلهُ هُ ك لْ ا وَ لْ اًا وَ هُ ا ا لْ ي وَ ت هُ وَ وا} 21 {ا وَ وَ المِ اً وَا وَ لْ هُ هُ ا مَِّ لاذيا وَ وَ ط وَ مِ اً وَ إمِلوَ لٌْ مِ ها
هُ ت لْ وَ هُ وَ وا} 22 {ا وَ وَتَّ مِ هُ ذا مِ وا هُ مِ مِ ها آلمِ وَ ي اً ةاإمِوا هٌُ مِ لْ مِ وا ل لْ ح وَ وا مِ هُ ض ا ا هُ ت لْ غ مِ وا وَ وَ وَ وَ هُ ت هُ ي لْ ا وَ لٌْئ اًا وَ وَا هٌُ قمِ هُ ذ مِ وا} 23 {اإمِ اًإمِذ اًالَّ مِ اً
وَ ض وَ لٍ لا مِ لٌٍ وا} 24 {اإمِ اًآ وَ هُ نا مِ وَ هُ ك لْ ا وَ لْ وَ هُ مِ وا { } مِ ا وَ لا لْ هُ مِ لا لْ ل وَ وَ ةا وَ ق وَ لا وٌَ الوَ لٌْ وَ نا وَ ق لْ مِ اً واا ا ل اً اً ا اً وا
ل ك وٌ
Altı çizilerek vurgulanan ayete kadar her ayet tekrar tekrar okunur. Bu ayete
gelinince üzerine yoğunlaşıp uzunca tekrar edildiğinde cin iyice daralır.
{ هُ لْ وَ ح وَ وا مَِّ لاذيا وَ وَ وَ ا لْ اوَ لْ وَ وَ اا هُ ك وَ ي ا مِ ا هُ ت مِ هُ نا لْ اوَ لْ هُ ا وَ مِ لْ وا وَ هُ مِ مِ ي لْ ا وَ مِ ا وَ ا وٌَ لْ وَ هُ وَ وا 36
Bu ayet de çokça tekrarlanır.
وَ آ وٌَ ةٌ ةالَّ هُ ي لْ ا ل لٌْ هُ لا وَ لْ وَ هُ ا مِ لْ هُ ها ل وَ ي وَ ا وَ إمِ وَ ذ ا هُ ا ا لْ ظ مِ هُ وَ وا} 37 {ا وَ ل لْ هُ ا وَ ت لْ مِ يالمِ هُ لْ وَ ت وَ ق الَّاوَ ا وَ ذلمِ وَ كا وَ ت لْ ق مِ هٌُ ا لْ ل وَ مِ مٌِ ا لْ ل وَ مِ مٌِ ا} 38 {ا
وَ لْ ل وَ ق وَ وَ ا وَ ق لْ وَ ههُ وَ وَ مِ وَ لا وَ حتَّىا وَ وَ ا وَ ك لْ ل هُ لْ هُ مِ وا لْ ل وَ ق مِ مٌِ ا} 39 {ا وَ ا ل لْ هُ ا وٌَ وَ مِ غ اًلوَ وَ ي ا وَوا هُ ت لْ مِ وَ كا لْ ل وَ ق وَ وَ ا وَ وَ ا ل لٌْ هُ لا وَ مِ هُ ا ل وَ ي مِ ا وَ هُ كلٌّا مِ اً
{ وَ وَ لٍ كا وٌَ لْ وَ هُ ح وَ وا { 40
Bu kısım da ayet ayet tekrarlanır.
وَ هُ مِ وَ ا مِ اً ل مِ ا وَ إمِ وَ ذ ا هُ ا ا وَ وا لْ اوَ لْ وَ مِ ثاإمِلوَىا وَ مِ ي لْ ا وٌَ مِ هُ وَ وا} 51
Baş tarafı çok tekrarlanır
إمِوَّا وَ لْ وَ ح وَ اا لْ ل وَ مِ ةا لْ ل وٌَ لْ وَ ا مِ اً هُ هُ غ لٍ لا وَ مِ ك هُ ي وَ وا} 55 {ا هُ ا لْ ا وَ وَ لْ وَ هُ هُ ي لْ ا مِ اً مِ ظ وَ لٍ لا وَ وَىا لْ ااوَ وَ ئمِ مِ كا هُ تَّ مِ ك هُ ؤ وَ وا} 56 {الوَ هُ ي لْ ا مِ وٌَ ي ا وَ مِ ك وَ ي ةٌ ةا وَ لوَ هُ ي ا
ا وٌَ هُ وَ وا} 57 { وَ وَ ةٌ ا وَ ق لْ اًا مِ وا اٍّا مِ ح لٌٍ ا}

Ayet ayet tekrarlanır.
وَ ا مِ ذ مِ ها وَ وَ ي هُ ا لَّتمِ اً هُ ك هُ ت لْ ا هُ ت وَ هُ وَ وا} 63 { لْ وَ لْ وَ ا ا لْ ل وٌَ لْ وَ ا مِ وَ ا هُ ك هُ ت لْ ا وَ ت لْ ك هُ هُ وَ وا} 64 {ا لْ ل وٌَ لْ وَ ا وَ لْ اتمِ هُ ا وَ وَىا وَ لْ وَ مِ ا مِ ي لْ ا وَ هُ ت وَ ك هُ وَ ا وَ لٌْ مِ مٌِ ي لْ ا وَ وَ ت لْ وَ ي هُ ا
وَ لْ هُ هُ هُ ي لْ ا مِ وَ ا وَ ك هُ ا وٌَ لْ ك مِ هُ وَ وا .
Önceki ayetler tekrarlanarak okunduktan sonra bu kısım çokça tekrarlanır.
وَ وَ ا وٌَ لْ ح هُ وَ كا وَ ق لْ لهُ هُ ي لْ اإمِ ا وَ لْ وَ هُ ا وَ هٌُ مِ وَ وا وَ وَ ا هٌُ لْ مِ هُ وَ واا} 76 {ا وَ وَ لوَ لْ ا وٌَ وَ ا لْ لْمِ وَ هُ وا وَ وَ وَ لْ ق وَ ههُا مِ وا لْ ط وَ لٍ ةا وَ إمِ وَ ذ ا هُ ا وَ ا وَ مِ ةٌٌ ا مِ ةٌٌ وا} 77 {ا
وَ وَ ض وَ وَ اا لوَ وَ ا وَ وَ اًا وَ وَ مِ وَ اً وَ لْ وَ ق هُ ها وَ ق وَ لا وَ لْ وا هٌُ لْ ح مِ اًٌ لْ ل مِ وَ ظ وَ ا وَ مِ ا وَ ا وَ مِ ةٌٌ ا} 78 {اقهُ لْ لا هٌُ لْ ح مِ وٌٌَ ي ا لَّ مِ ذيا وَ وَ وَ وَ ا ا وَ وَ لا وَ لٍ ا وَ هُ ا وَ ا مِ هُ كلِّاا وَ لْ لٍ ا وَ مِ ةٌٌ ا
79 {ا لَّ مِ ذيا وَ وَ وَ لالوَ هُ ك ا وَ وا ل وَ مِ ا لْ اوَ لْ وَ ض مِ ا وَ اًا وَ إمِ وَ ذ ا وَ هُ ت ا لْ هُ ها هُ ت قمِ هُ وَ وا } 80 {ا وَ وَ لوَ لٌْ وَ ا لَّ مِ ذيا وَ وَ وَ ا ل وَ وَ مِ نا وَ لْ اوَ لْ وَ ا مِ وَ ق مِ لٍ ا وَ وَىا {
وَ لْ وا وٌَ لْ هُ وَ ا مِ لْ وَ هُ ي ا وَ وَىا وَ هُ ا وَ ا لْ ل وَ هُ ا لْ ل وَ مِ هٌُ ا} 81 {اإمِ وَ ا ا وَ لْ هُ ههُ إمِ وَ ذ ا وَ وَ وَ ا وَ لٌْئ اًا وَ لْ وا وٌَقهُ وَ لالوَ هُ ها هُ ك لْ وا وَ وٌَ هُ ك هُ وا} 82 {ا وَ هُ لْ وَ ح وَ وا لَّ مِ ذيا مِ وٌَ مِ مِ ها
{ وَ وَ هُ ك هُ نا هُ كلِّا وَ لْ لًٍ ا وَ إمِلوَ لٌْ مِ ها هُ ت لْ وَ هُ وَ وا { 83
Yine bu kısım da ayet ayet tekrarlanır.
Hastanın üzerine üfleme işlemi tekrarlardan sonra yapılır. Özellikle de altı çizili
bölümler tekrarlandıktan sonra.
İlaçlar üzerine okunurken ise ayetler tekrarlanmaz ve ağız kaba yaklaştırılarak
sure okunur.
Özellikle de tedavinin sonuna yaklaşmış olanlar Ya Sin suresini yukarıda
bahsettiğimiz şekilde günde üç kez okumalılar. Allah‟ın izniyle çok yararını
göreceklerdir.
Yatağa düşmüş kanser hastaları bile önce Allah‟ın fazlı sonra bu sure sayesinde
–sureyi belirttiğim gibi okudukları taktirde- sağlıklarına tekrar kavuşacaklardır. Bu
sure cini vücuttan çıkmaya zorlar. Cin inat etse ve meydan okusa bile, tedavi edenin
ya da hastanın kendisinin sureyi okumaya devam etmesi durumunda Allah‟ın izniyle
cin teslim olacaktır. Bunu size söylerken uzun süreli tecrübelerime dayanıyorum.
Elbette ki Kur‟an‟ın tamamı şifadır. Ama bu sure ile şifa bulmak isteyen onu
söylediğim tarzda okusun. Bunu uygulayacak olanın sonuç alacağına dair güveni
olmalı, yöntemini değiştirmemeli, aksine ısrarla devam etmelidir. Allah‟ın izniyle
beklediği sonuca ulaşacaktır.
Şeytana karşı okumanın ve ona eziyet vermenin en iyi yolu ayetleri tanımaktan
geçer. Onlara etki eden ayetlerden önceki ayetler birer birer tekrarlanır, etkili olan
ayetlere ulaşınca hepsi birden çokça tekrarlanır. Bunu yapmayan düşmanına çok zor,
belki senelerce uğraştıktan sonra galip gelebilir.
Kur’an’la Tedavi İki Yönlüdür
1- Kalbin hastalıklardan arındırılması ve imanla takviye edilmesi.
2- Ona eziyet verecek zikirlerle ve Kur‟an‟la şeytanın yenik düşürülmesi. Birinciyi
bırakıp da ikinciden başlayan, senelerce uğraşsa da başarı elde edemez. Ama güçlü
bir rukyeci kendisine okursa başka. Bu durumda iyileşebilir belki ama yine de tehdit
altındadır.

Ruhsal Hastalıklar Zikirle Tedavi Edilir
Rukye uygulayanla doktor arasındaki fark açıktır. Ruhsal hastalıklarda doktor
sadece hastalığın belirtilerini tedavi eder. Bunun sonucunda hasta biraz rahatlar.
Ama daha sonra hastalık herhangi bir sebeple ve hızla geri döner. Kur‟an‟la tedavi
eden ise hastalığın gerisindeki gerçek sebebi ortadan kaldırmaktadır. Elbette ki
bazen başarısızlıklar olur. Ama bunun sebebi çoğunlukla tecrübe ve bilgi eksikliğidir.
Ruhsal hastalığın şiddetlenmesi çoğunlukla şu dört sebebe dayanır: Şiddetli
öfke, şiddetli üzüntü, şiddetli korku, şiddetli sevinç.
Rukyeyle tedavi şu şekilde olmalıdır:
Önce günahları terk etmek sonra çok zikretmek ve çok Kur‟an okumak. Bir süre
böyle devam ettikten sonra rukyeye başlamak. Bundan sadece çocuklar
müstesnadır. Buna dikkat eden Allah‟ın izniyle şifa bulur.
Bilinçaltı dedikleri şeye gelince, bu da şeytanın oyunundan başka bir şey değildir.
Örneğin bir kimseyi hipnotize eder ve sonra konuştururlar. Bununla bilinçaltındakileri
açığa çıkardıklarını iddia ederler. Burada konuşan şeytandır. Kişinin hipnotize olmayı
kabul etmesi, şeytanın bedenini kullanmasına izin vermesi demektir.
Hastanın İyileşmesi Herhangi Bir Nefsi Arzu ya da Şüphe Gibi Bir Sebeple
Gecikir mi?
Ben bunu iyileşmenin engellerinden sayıyorum. Ama böyle olan kişiyle
diğerlerinin karışmaması için bunu biraz açalım:
Sağlam insanın kalbi selimdir ve kalbinde kendisini günaha sürükleyecek bir şey
bulunmaz. Aklına gelen şeyler havatırdan (gelip geçen düşünceler) ibarettir ve kalıcı
değildirler. Kalbinden geçenler devam etmez ve zikirle ya da istiğfarla geçer gider.
Kalbi hasta insan ise gününü bu hastalıklara rehin olarak ve kalbi bunlara bağlı
olarak geçirir. Aklından ve kalbinden geçenler kalıcıdır. Namazı ve okuması ondan bu
gibi şeyleri neredeyse hiç def edemez. O hastalığını tedavide neredeyse hiçbir fayda
elde edemez. Sanır ki, şeytanı çok güçlü de ona bir etkisi olamıyor. Ya da sihri o
kadar kuvvetli ki, onu yalnızca başka bir büyücü çözebilir. Kalbi zikirden uzak,
şehvetler ve şüphelerle dolu ve başka bir kaygısı yok!
Bu kimse tedaviden neredeyse hiçbir yarar göremez. Doktor doktor gezer ama
bir fayda bulamaz. Şifanın Allah‟tan olduğunu dili söyler ama kalbi buna inanmaz.
Kalbi Allah‟tan başkalarına bağlıdır. Kur‟an‟ın şifa olduğunu söyler ama kendisine
Kuran okuması söylendiğinde birkaç dakika okuyup bırakır. Ardından ne olduğuna ve
nasıl olduğuna bakmaksızın başka vesileler arar. Hiç kimse onu doğruya yöneltemez.
Şifa büyücülerin elinde demez ama büyüleri onların Kuran‟dan daha iyi
çözeceğine inancı vardır ve tabi ki bu inancı açığa vurmaz.
Kalbin harabı ile cin çarpması, sihir ve nazar arasında bağlantı var mıdır?
Kalbin harabı aslında ruhi hastalığın kaynağıdır. Kalp harabı olmasa bunların
etkisi güçlü olmaz.

 

 

Alıntıdır ve gönderen arkadaşdan Allah razı olsun.

  • Thanks 2

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Salihlerde tutulur. Bu gibi hastalıkların isabeti kalbi hastalıklı kimseler için bir
ceza, salihler içinse bir imtihan yahut başka bir hikmet sebebiyledir. Hepimiz Nebi‟ye
(sav) nasıl sihir isabet ettiğini ve yine Eyyub‟un (as) başına gelenleri biliriz.
Bitkilerle Tedavi
Cinler tarafından eziyete maruz kalan kimseler tedavinin başlangıcında ya da
tedavinin bir döneminde rahatlama hissederler ama daha sonra öyle bir duraklama
yaşarlar ki, tedavinin bir adım bile ilerlemediğini hissederler. Bu nedenle de
durumlarının değişmeyeceğini ve hep böyle kalacaklarını, zorlu bir hastalığa
tutulduklarını, faydalı olan her şeyi denediklerini ve artık hiçbir şeyin fayda
vermediğini düşünürler. Her şeyden önce şunun bilinmesi gerekir ki, sahip oldukları
güçler açısından insanlar farklılık gösterirler. Kimilerinin bir rukye yapana hiç
ihtiyaçları olmaz, zira onlar gerekli olan sabra, ruhsal ve bedensel güce sahiptirler.
Bu, Allah‟tan onlara bir nimettir. Ama bir başkası aynı güce sahip olmayabilir. Bu
noktadaki hikmeti ancak Allah bilebilir. Her şey onun elindedir. İhsan eden,
nimetlendiren, veren ve alan odur, o yaptıklarından sorulmaz.
Tedavilerinde duraksama olanlar şu öğütlere kulak versinler:
1- Küçük olsun büyük olsun her eziyet karşısında şöyle de:
مِ دّ اللهمِا وَ مِ دّ ا مِ لوَ لٌْ مِ ها وَ مِ هُ و،ا ل هُ ي ا وَ مِ لْ مِ اً مِ اً هُ مِ وٌَ تمِ اً وَ لْ هُ لْ مِ اً وَ لٌْ اً ا مِ لْ وَ ي
Bunu söylemeyi başlarda unutabilir, kaçırabilirsin. Ama sonra hiç farkında
olmadan söylediğini göreceksin. Allah‟a çok yönelmekle musibetlerin ecirleri katlanır.
2- Kaza ve kader gerçeğini hiçbir an unutma. Hakkındaki her şeyin yazılı
olduğunu, Allah‟ın her şeyi bilip takdir etmiş olduğunu unutma. Allah‟a dayan ve
korkma.
3- Kitap ve Sünnet‟teki dualardan seçeceğin sabah ve akşam zikirlerini kesinlikle
ihmal etme. Tedavideki en önemli adımlardan birini bunlar oluşturur. Her seferinde
yapacağın zikir 130‟u geçsin.
Zikir konusunda sünnet dışında gelen rakamlara itibar edilmemelidir. Ama
rakamlar ziyadeden kinayedir. Dolayısıyla, önemli olan herhangi bir rakam kadar
yapmak değil, çok yapmaktır.
Özellikle de “La ilahe illallahu vahdehu la şerike lehu lehu‟l-mulku ve lehu‟lhamdu
ve huve ala kulli şeyin kadir” sözünü çok (bir oturuşta 400-600 arası) tekrarla.
Bu kelimeyi tevhiddir, şeytanın ve sihrin belini kırar.
Sabah ve akşam 500‟er kere ya da daha fazla tahiyyattaki gibi salat oku. Cinlerin
bir kısmı salattan çok etkilenirler ve ona uzun süre dayanamazlar. Bunu yaptığında
hasta göğsünde sıkıntı, midesinde ya da karnında şiddetli ve garip bir hareket vs.
hissederse bilsin ki doğru yoldadır, kurtuluş Allah‟ın izniyle yakındır.
Sabah ve akşam 400 defadan daha çok “subhanallahi ve bihamdihi” de.
Günde 500 defadan daha fazla “la havle ve la kuvvete illa billah” de.
Çok önemli bir şey daha:

Buruc suresi gibi kısa surelerden birinin seçilerek evde, arabada, büroda sürekli
tekrarlanması. Ta ki, kalp kendini buna bırakarak kişi farkında bile olmadan bunu
söylüyor hale gelsin.
Tüm bunlardan amaç dilinde daima Allah‟ın zikri olmasıdır. Ancak bu takdirde
Allah‟ın nuru kalbe girer ve şeytan Allah‟ın izniyle, küçülmüş olarak oradan çıkar.
Tüm bu zikirleri işitilir bir sesle yap ve mümkün olduğunca tek başına kal ki,
kimse araya girerek sana engel olmasın. Şurası muhakkak ki, birileri seninle
konuşmak isteyecek, sana unuttuğun bir şeyi hatırlatacak yahut herhangi bir dünya
işiyle seni meşgul etmek isteyecektir. Bu vesveselere hiç iltifat etme ve zikretmeye
devam et. Bu şekilde devam ettiğinde öfke ve asabiyet hali yaşayabilirsin. Hatta bu
durumda baygınlık geçirenler bile olmuştur. Ama sen asla vazgeçme ve yaptığına
devam et. Cin uzun süre dayanamayacak ve belki de sihir bu esnalarda vücuttan
atılacaktır. Bu zikirleri yapmak için en hayırlı vakitler güneş doğmadan ve batmadan
önceki vakitlerdir. Herhangi zorlayıcı bir nedenden ötürü bu zikirleri zamanında
yapamazsan sakın tamamen terk etme ve bir iki saat sonra da olsa yap.
Bunlara devam ettiğin takdirde hiç kuşkusuz zayıflık, yorgunluk, baş dönmesi, iç
sıkıntısı gibi şeyler hissedersin. Bunların şeytandan olduğundan şüphen olmasın.
Sen onu kalbinden vurduğun ve kaçamadığı için bunları hisseden odur. Bu arazlar
kalıcı değildir, bir süre sonra geçecektir. Bunlar şeytan ruhuyla insan ruhu arasında
açık bir meydan okuyuştur. Eğer bu aşamada ona galip gelebilirsen, Allah‟ın izniyle
sonraki aşamalarda er ya da geç galip geleceksin demektir.
4- Hasta aklını kaybedecek ve delirecekmiş gibi hisseder, kalbi hızla ve şiddetle
ya da çok yavaş atar, öyle ki, hasta kalbinin duracağını sanır. Uykuya dalmakta
güçlük çeker (özellikle de sol tarafına yattığında). Vesveseler ve şüpheler duyar.
Etrafındakilerden kuşkulanır. Hiçbir yerde rahat edemez. Çok yakında ölecekmiş ya
da öldürücü bir hastalığa yakalanacakmış gibi hisseder. Şiddetli unutkanlık baş
gösterir. Bir yerde duramaz ve oradan oraya dolaşır. Bir bakarsınız evdedir, bir
bakarsınız sokakta, bir bakarsınız bir arkadaşının yanında… Bir yere gitmek için yola
çıkar ama oraya varmadan geri döner. Kendini rahatlatacak bir şeyler arar ama
bulamaz. Doktora görünmek için hastaneye gider ama ona ne diyeceğini bilemediği
için doktoru görmeden geri döner. Göğsünden bir şeyin başına yükseldiğini hisseder
ve ardından kendinden geçecek gibi hisseder. Bayılmamak için kendini tutmaya
çalışır. Yattığında uyuyamaz ve vesveselerle boğuşur. Uyumak üzereyken yahut
yaslanıp rahatladığında kendisine bir şey çarpmış gibi hisseder ve sıçrar. Böylece
uykuya dalamaz. Bazen yanı başında biri nefes alıyormuş gibi hisseder. Bazen
uyanık halde garip şekiller görür. Daha buna benzer hastanın tarif edemediği pek çok
şey…
Değerli kardeşim, tüm bunlara rağmen kesinlikle korkma! Allah‟ın düşmanından
korkma ve kendinden emin bir biçimde „Allahu Ekber‟ de. İyi bir donanımla savaşını
ilan et.
5- Hasta direnemediği korku nöbetleri geçirir. Böyle bir durumda “Hasbiyallahu la
ilahe illa huve aleyhi tevekkeltu ve huve rabbu‟l-arşi‟l-azim” veya “Hasbiyallahu ve
nime‟l-vekil” de ve bunu 100 defa ile 300 defa arasında tekrarla. Bu esnada sesini
yükselt. Allah‟ın izniyle korku geçecektir. Korkunun sebebi musallat olmuş cinin kendi
grubu dışında başka bir cin görüp onun tarafından tehdit edilmesi vs. bir sebepten
dolayı olabilir. Zira onların arasında insanlarda olduğu gibi merhamet duygusu yoktur.
Bu tip nöbetler genellikle aniden ve hiçbir sebep yokken olur.
6- Bu gibi durumlarda Kuran‟dan şunlar okunur:
a- İki hafta ya da bir ay boyunca her gün Fatiha ve Bakara, ardından yedi kez
Muavvizeteyn (Nas ve Felak) okunur. Bu süre dolunca her gün şu surelerin
okunmasına geçilir:
b- Kehf, Tâ Hâ, Yâ Sîn, Duhân, Vâkıa, Hadîd, Haşr, Mulk, Cin, Fatiha,
Muavvizeteyn. İki hafta ya da bir ay tamamlanınca tekrar a şıkkındaki surelere
dönülür.
Bu iki ayrı rukye birbirine karıştırılmadan okunmalıdır. Bunların her biri aynı
zamanda yağ, su ve ilaç olarak kullanılan her şeyin üzerine de okunmalıdır.
c- Rukyenin okunması esnasında abdestli olmak ve duyulabilir bir sesle okumak
gerekir. Bu nokta önemlidir. Okuma teravih ya da gece namazında okuduğumuz
hızda olmalıdır. Her sureden sonra ve uzun surelerde her iki sayfada bir suya ya da
diğer ilaçlara üflenmelidir. Yeme, içme, konuşma gibi bir nedenle okuma bölünmeyip
bir oturuşta tamamlanmalıdır.
d- Tedavi esnasında, tedavi amacıyla yiyip içilenler hariç diğerleri (sürülen yağlar
gibi) belki ertelenebilir yahut hafifletilebilir. Ama bunu yapmamak daha iyi olur. Çünkü
harici ilaçlar tedavi esnasında meydana gelen olumsuz durumları hafifletici etkiye
sahiptir.
e- Okunmuş suya, yağa veya başka ilaçlara eklemede bulunmamalı ve bunların
üzerine en geç beş günde bir yeniden okunmalıdır. Bu işi hastanın bizzat kendisi
yapmalıdır.
f- Zaruret olmadıkça okunmuş sudan başka su içilmemelidir. Okunmuş sudan
özellikle aç karnına ve uykudan önce olmak üzere her vakit içilmelidir. Buna dikkat
edildiği takdirde okunmuş suyun etkisi daha güçlü olacaktır.
g- Önemli olan şeylerden birisi de hastanın abdestli olarak yatması, uykudan
önceki zikirleri okuması ve muavvizeyeyni avucuna üfleyerek vücudunu
sıvazlamasıdır. Böylece şeytan gece boyunca etkisiz kalacaktır. Şeytan uyutmamak
için seninle uğraşacaktır. Hayali olarak seni biriyle tartıştıracak, sinirlerini gerecek,
keşke şöyle olsaydı, böyle olsaydı gibi düşüncelere daldıracaktır. Sen de buna karşı
zikirle mücadele et. Vesveseler ilk anda kesilmeyecektir elbette. Ancak bir sürelik
alıştırma ve kararlılıktan sonra Allah‟ın izniyle şeytan yenik düşecektir.
Tedavide içecekler çok önemlidir. Bunlardan birisi Meyanköküdür.
Meyankökü
Herhangi bir aktara giderek 1kg. yeni çekilmiş meyankökü al. Bunu 5 litre suda
15 dk. Kaynat ve dört saat dinlenmeye bırak. Meyankökü dibe çökene kadar yerinden
hiç oynatma. Dört saat sonra süz. Süzüldükten sonra çıkan su iki litreyi geçmez ve
rengi de siyah olur. Bu su ağzı kapanabilen cam bir kaba boşaltılır. Yukarıda
verdiğimiz sureler üzerine okunarak buzdolabında saklanır. Bu sudan her gün sabah
aç karnına, ikindiden sonra ve yatmadan önce orta boy bir çay fincanı içilir.
Hazırlanan miktar bu şekilde on gün kadar yeter.
Tansiyonu 150/90‟ın üzerinde olanlar aynı miktar suya meyankökünü 250 gr.
katsınlar ve içtikten sonra bir saat boyunca başka bir şey yemesinler. Meyankökü
içemeyenler onun yerine 2 litre suda beş gram safranı eriterek aynı şekilde bunu
içsinler.
Hastalara ve tedavicilere benim tavsiyem zeytinyağını başka hiçbir şeyle
karıştırmadan olduğu gibi kullanmalarıdır. Onun sırrı hiçbir şeyle karışmamasındadır.
Aynı şekilde verdiğim rukyeler de başka bir şey katılmadan okunmalıdır. Zira
tecrübeler bunu göstermiştir. Zeytinyağı çocuklar ve hamileler için çok faydalıdır.
Safrakesesi, idraryolları ve mesanedeki taşlar için çok iyidir. Özellikle de limonla
karıştırılırsa.
Başka bir şeyle karıştırılmaya ve onun özelliğini almaya en uygun yağ
susamyağıdır. İçinde ilaçların en iyi çözündükleri yağdır susamyağı.
Hasta kardeşler tedavinin son günlerinde kendilerine yardım edecek birine
ihtiyaç duyacaklardır. Onlar alçalmış olarak bedeninizden çıkana dek tedaviden
vazgeçmeyin. Bilin ki, canınız boğazınıza dayanmadan zafere ulaşamazsınız. Nice
mü‟minler sınandılar ve şiddetli biçimde sarsıldılar.
“Sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete
girebileceğinizi mi sandınız? Onlara belalar ve sıkıntılar dokunmuş ve öylesine
sarsılmışlardı ki, sonunda Rasul ve onun beraberindeki müminler „Allah‟ın yardımı ne
zaman?‟ demişlerdi. Bilin ki, Allah‟ın yardımı yakındır.”
Mümin böyle olmalıdır. Onun sebatla mücadele etmesi, silahla savaşması ve
Allah‟ın kendisine yardım edeceği inancını taşıması, onun vadini tasdiklemesi gerekir.
Kuşkusuz Allah da onu tasdikleyecektir.
Allah‟ım, bedenlerimizden önce kalplerimize şifa ver. Rabbimiz, her bir şeytanla
aramızdaki hükmünü ver. Allah‟ım, ey kavî, ey hâlık, ey bârî, ey musavvir… onları
sana havale ediyor ve onların şerlerinden sana sığınıyoruz.
Şeytanlar Kötü Kokuları mı Severler?
Her ne kadar onlar kendileri kötü kokuyor olsalar da, bu durum onların ille de
kötü kokuları sevmelerini gerektirmez. Onlardan kimi güvercinler gibi kokarlar, kimi
kükürt gibi kokar, kimi de kokmaz. Bunlar tecrübe yoluyla tespit ettiklerimiz. Bazen
hastanın hastalığının bir döneminde tüm vücudunun koktuğuna tanık oluruz. Elbette
ki bazı yiyecekler vücut kokusunu etkilerler, ama bizim burada kastettiğimiz daha
farklı ve hastada sürekli bulunan, tedavi ile birlikte hafifleyen, hasta iyileşince ortadan
kalkan bir koku.
Başkası için bağlayıcı olmayan benim şahsi tespitim cinlerin ve şeytanların da
insanların sevdikleri kokuları, yiyecekleri ve içecekleri sevdikleridir. Bu nedenle
üzerinde cin bulunan bir hastanın güzel ve pahalı kokulardan veya buhurlardan
hoşlandığı görülür. Yine bazı tasavvufçuların, özellikle de kendilerinin ulvi ruhlar diye
adlandırdıkları ama aslında şeytanlardan ibaret olan varlıkların yanlarına geldiği
esnada güzel kokulardan hoşlandıklarını görürüz.
Yine, âşık bir cin sebebiyle hastalanmış olanların güzel şeylerden, güzel ve temiz
elbiselerden ve hoş kokulardan hoşlandığı görülür.
Büyücülerin kullandıkları buhurlarda öyle kimilerinin zannettikleri gibi büyük sırlar
yoktur. Sadece cinler sembollerle, kokularla, ölü kemikleriyle ve hayvan türleriyle
muamelede bulunurlar.
Örneğin, her buhurun kendine has bir kokusu vardır ve her büyüsel işlemde
kullanılan bir koku vardır. Ayrılık büyüsü için kullanılan koku ile bağlamak maksadıyla
yapılan büyü için kullanılan koku aynı değildir. Kimilerinin söyledikleri gibi kokular
şeytanların gıdaları değildir. Bunlar onlar için anlayacakları bir tür dildir. Onların
bizlerden farklı varlıklar olduklarını göz önünde bulundurduğumuzda bu durum bize
garip gelmeyecektir.
İnsanların sevdikleri yiyecekleri onlar da severler. Bu durumu dikkatten
kaçırmamamız gerekir. Zira üzerine Allah‟ın adının anılmadığı her yiyecekte onların
da nasibi vardır.
Buhurlarla Tedavide Bir Kural:
Bitkisel olsun olmasın zehirli olan her madde şeytanlara zarar ve eziyet verir.
Zehir içeren pek çok madde yakıldığında oksitlenme sebebiyle daha da
güçlenirler. Bu maddelerin kokuları güzel de olabilir kötü de olabilir.
Kâfûr, misk, reyhan… bu maddeler şeytana eziyet verir mi?
Kesinlikle evet… Bunların hepsi de zehirli maddeler içerirler ve gerek vücuda
sürülme gerekse koklanma yoluyla onlara zarar verirler.
Misk ve kâfur yenilip içilebilir mi?
En iyisi bunların sürülerek ve koklanarak kullanılmaları ve bunu yaparken –diğer
bitkilerde olduğu gibi- aşırıya gidilmemesidir.
Gül, her ne şekilde kullanılırsa kullanılsın cine eziyet verir ve güçlü ilaçlardandır.
Menekşe de her şekilde kullanılabilir ve etkide sidr gibidir.
Sedef otu güzel bir kokudur ve koklandığında strese iyi gelir. Ancak zehirlidir ve
ister sürülerek, ister buhur olarak ister içilerek kullanılsın etkilidir.
Zeytin ağacı ister yağ olarak, ister yaprağı buhur olarak kullanılsın etkilidir.
Nar, özellikle de yaprağı ve çiçeği etkili olduğu gibi meyvesinin koklanması ve
buhuru etkilidir.
Sidr yaprağı da gerek içilerek olsun gerek suyuyla yıkanarak, gerek buhur
şeklinde olsun etkilidir.
Cin Buhurlarla Beslenir mi?
Bunun için ne doğru ne de yanlış deriz. Ancak bu konuda anlaşılması gereken
bazı noktalar vardır.
Meleklere, insanlara ve şeytanlara ait ruhlardan her biri farklı özelliklere sahiptir
ve hiç kimse bu konuda çok fazla ayrıntılı konuşamaz.
Öyle buhurlar vardır ki, yaraları iyileştirir, havayı temizler ve aynı zamanda
cinlerin vücuttaki etkilerine karşı kullanılırlar. Bunlar uzun asırlar boyunca çeşitli
halklar tarafından kullanılmışlardır ve halen de kullanılmaktadırlar. Buhurlar bir
yönden cinlere sıkıntı verirken bir yönden de bazen onların etkilerini ortadan kaldırır.
Burada söz konusu olanın cesetler değil ruhlar olduğuna dikkat edelim.
Bildiğimiz gibi cesetler yemeyle ve içmeyle beslenirler fakat ruhlar bundan bir
fayda elde etmezler. Aksine çok yemek ruha zarar bile verebilir. İslam kaynaklarının
bize öğrettiği gibi ruhlar Allah‟ın zikriyle ve bunun beraberindeki şeylerle beslenir ve
güzel kokarlar bunun terkiyle zayıflar ve kötü kokarlar.
Misk ve reyhan gibi kokulara dönecek olursak, bunlar ruhu besler ve
güçlendirirken şeytana da zarar verirler. Onların zararları güzel kokuları sebebiyle
değil içerdikleri ve şeytanlar üzerinde etkili olan zehirli maddeler nedeniyledir.
Şeytanları bunların güzel kokularından faydalanmaktan alıkoyan şey işte bu zehirli
maddelerdir.
Yiyecek ve içecek türü şeyler de kokular gibidir. Şeytanları bunlardan
faydalanmaktan alıkoyan şey üzerlerine besmele çekilmesidir.
Ûduhindî‟yi cinler de sever insanlar da.
Meyve özünden elde edilen kokuları cinler de çok sever insanlar da. Bunun
nedeni bunlarda zehirli maddelerin ya çok az bulunması ya da hiç bulunmamasıdır.
Kimyasal bazı güzel kokular öldürücü düzeyde zehirlidirler. Örneğin, kurşundan elde
edilip de elma kokusu veren bir madde vardır. Bunu koklayan ölümden kurtulamaz.
Bunun gibi daha pek çok kimyasal koku vardır.
Büyücülerin kullandıkları buhurlar cinleri beslemek için midir, onları
güçlendirmek için midir, yoksa onlar bu kokuları sevdikleri için mi kullanılırlar?
Şeytanlar çeşitli türlere ayrılırlar. Dolayısıyla büyücülerin de onlarla ilişki kurmak
için kullandıkları çeşitli yollar vardır.
Buhurlar iki yolla kullanılırlar:
1- Güzel kokulu buhurların kullanımı.
2- Kötü kokulu buhurların büyü ayini esnasında kullanımı.
Cinlerin büyücülerle olan muameleleri şirk içerdiği gibi bir takım garip şeyler de
içerir ki, onların sırları ve gerçek yönleri ortaya çıkmasın. Bu yüzden de insanların
şeytanlarıyla iletişim kurarken semboller kullanırlar.
Onlar için buhurlar bir anlaşma dilidir. Kötü kokulu olanlar kötü amaçlı büyüler
için kullanılırken, güzel kokulu olanlar kötü büyüyü bozmak için tekrar büyü yapmak
gibi yahut tılsımlar yapmak gibi amaçlarla kullanılır ki, aslında bunların tamamı
kötüdür.
Kuran‟ı aşağılamak için onu bir anlaşma dili olarak kullanırlar. Ayetlerin manasını
çarpıtırlar yahut onun zahir anlamını alarak kuran ifadeleriyle hitap eder, emreder,
nehyederler.
Ölü kemiklerini bir dil ve sembol olarak kullanırlar ve bununla bir şeyin ebedi
olmasını kastederler.
Bazı hayvanları ve haşeratları yahut onların organlarını kullanırlar ve bununla
zehirlenme veya eziyeti amaçlarlar
Bazı doğal olayları yine bir dil ve sembol olarak kullanırlar.
Şeytanlar için de buhurlar –insanlarda olduğu gibi- besin değildir. Ama bu
kokular ruhu güçlendirir ve ferahaltır.
Buhurlar Tedavide Tek Başlarına Yeterli Olurlar mı?
Hayır, ama tedavide yardımcı ve olumsuz etkileri hafifleticidirler. Bazıları cinin
hilelerini ve verdiği rahatsızlıkları sona erdirir.
Cini Etkin Hale Getirme Niyetiyle Okumak
Bu şerî olmadığı gibi doğruya da aykırıdır. Böyle yapan şeytanın tuzağına
düşmüş olur. Rukyede niyet sadece şifa ve belayı ortadan kaldırma için olmalıdır.
Bundan gerisi şeytanın eline kozdur. Bazılarının teşvik ettikleri gibi niyetler arasında
dolaşmak aslı olmayan bir tutumdur ve rukye ile yapılan tedavide böyle bir yöntem
yoktur. Bu yüzden kardeşlerimize diyoruz ki bu tür tutumlar şeytanın işine gelen
tutumlardır. Çünkü bu şekilde karşılarındakiyle rahatlıkla oynarlar ve her niyete bir
karşılık verirler. Bu tutum aslında büyücülerin ve kâhinlerin tutumudur.
Kimi okumalar esnasında hastanın ya da hastaların bağırdıkları, kendilerini
yerlere attıkları, bayıldıkları görülür. Kimilerinde ise sessizlik hâkimdir ve bu tür
taşkınlıklara rastlanmaz. Bu durumun okuyanın niyetiyle ilişkisi vardır. İkinci
durumdan şeytanlar hoşlanmazlar çünkü bu okuma şifa getirecektir Allah‟ın izniyle.
Hastanın ise Allah‟ın kendisine şifa vermeye kadir olduğuna ve Kuran‟ın kalplere
ve orada gezinen kötü ruhlara karşı şifa olduğuna yakinen inanarak başka şeylere
itibar etmemesi gerekir. Böyle davranarak örneğin bir hipnotizmacının uyutamadığı
kişi hakkında hipnotizma olmaya yatkın değil, denilir. Halbuki bu kişi kendisi izin
vermediği için şeytanın onun dilinden konuşmaktan aciz kaldığı kimsedir.
Şeriata muhalif bir konuda kalpte oluşan niyete şeytan hemen icabet eder.
Şeytanın etkisi başlangıçta kalbidir ve telkin yoluyladır. Bu yüzden ona “Vesvasu‟l-
Hannas, ellezi yuvesvisu fî sudurinnas” denmiştir. O yüzden bu ayetler ve özellikle “fi
sudurinnas” ona eziyet verir.
Dolayısıyla rukye ehli yanında törensel şeyler, farklı niyetler ve telkinler yoktur.
Bunlar Allah korusun, kâhinlerin ve büyücülerin işidir.
Meyankökü Sihir ve Cin Musallat Olması Durumlarında Faydalı mıdır?
Meyanköküyle tedavi zannedildiği gibi yeni bir buluş değildir ve eskiden beri
insanlar bu bitkiyle tedavi yapmaktadırlar. Ama bilindiği gibi cinlere karşı kullanılan
ilaçların çoğu kapalı kalmış ve kimi zaman insanlar gizledikleri bilgilerle ölüp
gitmişlerdir.
Meyankökü cinler üzerinde çok etkili bir ilaçtır ve hatta içilen ilaçlar arasında
ondan daha etkilisi yoktur. O cinin etkilerini ortadan kaldırır. Cin bu bitkiye karşı
duramaz. Bu nedenle, eğer herhangi bir engeliniz yoksa meyankökü kullanmakta
tereddüt etmeyin.
Meyankökü saralılar üzerinde de etkilidir. Ben onu başka bitkilerle birlikte bu tür
hastalarda denedim ve faydalı olduğunu gördüm. Üzerinde büyü bulunanlar ise onu
mutlaka kullanmalılar. Özellikle de yenilmiş veya içilmiş büyüyü ondan daha iyi çözen
bir ilaç yoktur. Meyankökü sihirin ishal şeklinde vücuttan atılmasını sağlar.
Büyü genellikle, yerleştiği organda ağrıya sebep olur ve çoğunlukla da mide ve
bağırsak gibi organlara yerleşir.
Meyankökü Üzerine Okunacak Rukye
Bakara, Kehf ve Yâ Sîn sureleri hazırlanmış içecek üzerine okunur. Yasin suresi
üç, beş veya yedi kez tekrarlanır ve okuma her üç günde bir yenilenir. Bu şekilde
inşallah büyü vücuttan çıkacaktır.
Vücudun içinde bulunan büyü genellikle okuma esnasında hareket eder ve
bulantıya sebep olur. Bu esnada meyankökü içilmeli ve bir tüy yardımıyla boğaz
tahrik edilerek kusmaya çalışılmalıdır. Eğer hasta karnında ağrı ya da hareket
hissetmiyorsa, genellikle büyü bedenin içinde değil demektir. Bulantıyla birlikte
olmayan mide ağrısı yalnızca eziyet içindir.
Meyankökünün yerine safran da kullanılabilir. Bu ikisi etkide birbirine yakındırlar.
Meyankökü kendisi bizzat tansiyon yükseltmese de, tansiyon hastası olanlar
veya tansiyonu yükselmeye eğilimli olanlar için zararlı olabilir. Bu kimseler onun
yerine safran kullansınlar.
Cinler Tansiyon ya da Şeker Yüksekliği Gibi Hastalıklara Sebep Olular mı?
Bu noktada hasta olanla sağlıklı olan kişiyi birbirinden ayırmamız gerektiği gibi
yerine göre bir hastayla diğerinin arasını da ayırmamız gerekir.
Şeytan insana ancak zaaf noktalarında etki eder ve insan üzerindeki etkisi de bu
zaafın şiddeti oranında olur. Yahut ortada nazar ve sihir gibi güçlü bir sebep vardır ve
bu sebepler üzerinden etki oluşur. Etkinin şiddeti ise hastadan hastaya değişir.
Tedavinin son safhalarına gelindiğinde şeytan iyice zayıflar ve etki de azalır.
Hastaya musallat olmuş olan şeytan sinir sistemine etki ederek, iradeye bağlı
olarak ya da olmayarak kullanılan organları kontrol edebilir, çalışmasını yavaşlatabilir.
Kontrol altına aldığı organda hastalık belirtileri görülür. Ama aslında o organda
hastalık yoktur ve bu şeytanın etkisinden ibarettir. Şeytan vücuttaki bazı salgıları da
etkileyerek hastalık oluşturabilir. Bu nedenle de doktorların verdikleri ilaçlar hastaya
etki etmez. Çünkü doktor hastalığın gerçek sebebinden habersizdir.
Şeytanların omurilikten dağılan sinirler üzerinde etki ve tasarrufları vardır ve bu
da her uzvu etkiler. Tabi bu etki kişiden kişiye ve hastalığın durumuna göre değişir.
Sindirim sistemi ve diğer organlar bunun sonucunda etkilenebilirler.
Bu noktada tedavi edenin omurganın yağlanması konusuna önem vermesi
gerekir.
Safranın Hazırlanışı
Safran su içinde altı saat beklemekle kendiliğinden çözülür. Ardından süzülerek
içine gül suyu katılır ve üzerine rukye okunur. Bu bitki içilmeye devam edildiğinde
sindirim sistemindeki ve rahimdeki sihri çözer ve aynı şekilde nazarı, yüksek
tansiyonu, kabusları ortadan kaldırır.
Cinin Vücutta Uzun Süre Kalmasının Çıkış Süresiyle İlgisi Var mıdır?
Tedavinin süresinde hastanın dinine bağlılığı, gerekli zikirleri ve rukyeyi düzenli
okuyup okumaması etkilidir. Bunun yanı sıra yine hastanın durumuna göre, nazarın
veya büyünün şiddetine göre cin güçlü ya da zayıf olabilir. Ayrıca cinlerin de kendi
aralarında güçlüleri ve zayıfları vardır. Onların güçlü olmaları yenilemeyecekleri
anlamına gelmez, ama şifanın gecikmesinde önemli bir etken oluşturur. Bu noktada
hastanın bilmesi gereken şey musibetlerin derece derece olduğu ve Allah‟ın bir işi
dilediği bir hikmetten dolayı geciktirebileceğidir. Ve kuşkusuz bu hikmet kulun
maslahatına yöneliktir. Bu nedenle –gerekli sebepleri yerine getirmekle birlikte- her
zaman ve her durumda onun takdirine teslimiyet ve rıza gerekir. Cinin bedende uzun
süre kalması onun çıkmasını sadece bir açıdan zorlaştırır. O da, hastanın tabiatını ve
düşüncelerini tanıması, onun zaaf noktalarını ve kalbi hastalıklarını öğrenmesidir.
Hasta Kendi Kendini Tedavi Edebilir mi?
Evet edebilir. Hatta güçlü bir sihir ya da nazar söz konusu olsa bile bunu
yapabilir. Ama tabi ki bunu herkes yapabilir anlamında değil. Ben pek çok erkeğin
“kendi kendini tedavi edebilirsin” gerekçesiyle kadınları rukye yapan birine gitmekten
alıkoyduklarını biliyorum. Bu bir zulümdür. Bu gibi kimseler onlara yardım da etmezler
ve tek başlarına bırakarak şeytana yem yaparlar. Kimileri onlardan boşanır ya da
kendilerini boşamakla tehdit ederler. Böyle davrananlar hiç kuşkusuz bunun hesabını
Allah‟a vereceklerdir.
Ama tam aksi olduğunda, yani erkek hasta olduğunda bir bakarsınız ki,
çevresindeki herkesin yanında olmasını ve kendisini desteklemesini bekliyor. Ancak
ben şahsen, hasta olduğu için eşini terk eden hiçbir kadına rastlamadım.
Sihrin yedirilmiş olduğu bazı durumlarda hasta kusunca içinden saç, taş vs.
şeyler çıkar.
Soru: Bunlar mideye nasıl girerler?
Bazı maddeleri mideye sokmak şeytanlar için çok kolaydır. Bu maddeler
çoğunlukla sihir olurlar ve üzerlerine sihir okunmuş olur. Doğrusu mide hastalık
merkezidir ve bundan dolayı cin için iyi bir alandır. Bu durum midede şiddetli ağrıya
sebep olabilir. Bu da cinin hastayı kontrolüne yardım eder, çünkü hastayı güçsüz
düşürür. Hastanın midesi ağrıyor ve bunun tıbbi olarak cevabını bulamıyorsa hemen
rukyeye veya rukye yapan birine başvursun.
Tedavide Bir Kural
Tedavi konusunda birazdan bahsedeceğimiz kural, hem hasta hem de tedavi
eden için çok önemlidir.
“Hangi ilaç ya da hangi rukye vücutta ağırlığa neden oluyorsa, o tedavide
gerçekten etkili demektir ve onunla tedaviye devam edilmelidir.” Her hastanın bu
konuda dikkatli olması, kendisi üzerinde böyle etki gösteren şeyleri hafızasına ya da
bir yere kaydetmesi gerekir ki, şeytan kendisine unutturmasın.
Gerek yağ, gerek içecek, gerek toz şeklindeki ve gerekse koklanacak ilaçlar
olsun, bunların her birinin etkisi rukyeyle birlikte artar ve saatlerce hatta günlerce
sürer. Özellikle de hasta bunları uygulamaya gece gündüz devam ediyorsa…
Bunların kullanımıyla birlikte olan rukye ise etkisini hızlıca ve çok kısa bir sürede
gösterir.
Bundan rukyede asıl olanın bitkiler olduğu anlaşılmamalıdır. Bilakis, rukyede asıl
olan Kuran‟dır. Şu var ki, rukyenin vakti sınırlı olduğu halde, üzerine rukye okunmuş
ilaçlar bedende uzun süre kalırlar. Bu nedenle biz bu ilaçların üzerine okunan
rukyenin kısa aralıklarla tekrarlanması gerektiğini söylüyoruz. Böylece rukyenin etkisi
güçlü olacaktır. Sonuçta ise hasta rahatlayabilecektir. Nitekim hastalık belirtilerinden
çoğu ilaç tedavisiyle birlikte ortadan kalkar. Ama iyileşmeye yakın son dönemi
bundan istisna etmeliyiz. Çünkü bu günlerde iş aksine döner. Şeytan daha çok ağlar
ve ağıt yakar. Özellikle de son haftalarda. Rukye okumakla da onu susturamazsınız
okumamakla da. Bunun nedeni sürülen yağlar, içilen içecekler ve tozlardır. Bunu size
sayamayacağım kadar çok yaşadığım tecrübelere dayanarak söylüyorum. Şunu
belirteyim ki, şeytanın rukye esnasında arada bir ağlaması yeterli değildir. Bilakis
yukarıda belirttiğim gibi sıkı bir tedavinin olması gerekir.
Hasta genellikle şeytanın ağlamasının ya bedeninin herhangi bir yerinden
geldiğini işitir –bu bölge genellikle midenin baş kısmı olur- ya da şeytan bizzat
hastanın diliyle ağlar. Cinler bu şekilde ağlayıp bağırmayı severler. Çünkü böylece
nefes aldıklarını hissederler. Ama bu nefes alış uzun sürmez ve umulur ki, Allah sizi
bildiğiniz ya da bilmediğiniz herhangi bir sebeple onlara galip kılar. Her muhsin
mü‟min için kurtuluş ve zafer Allah‟ın izniyle yakındır. Başa gelen musibetlerde
Allah‟ın hikmetleri gizlidir. O kendisine dua edilmesini, kendisinden yardım
istenilmesini sever ve herkese imtihanı derecesinde sabır verir. İmtihan içerisindeki
kimse ise ona yakarmaktan, ona boyun eğmekten, bir başkasının anlayamayacağı ve
kavrayamayacağı biçimde zevk duyar. Belalar Allah‟ın bazı kullarının derecelerini
yükseltmek ve onlara hayırlar ihsan etmek istemesindendir. Allah‟ın, hiçbirimizden
fazlını esirgememesini ümit ediyoruz. Ruhun gerçek gıdası devam edilen zikirlerdir.
Bunlar yoluyla Allah‟ın rahmeti iner, bunlar yoluyla hatalar silinir ve bunlar yoluyla pis
ruhlar kovulur.
Vücudu Yağlama İşlemini Sabah ve Akşam Yapmak Yeterli midir yoksa
Daha Fazla Yapmak Daha mı Faydalıdır?
Hayır bunu günde bir kez, özellikle de yatmadan önce yapmak yeterlidir.
Yağlanması gereken en önemli organlar boydan boya omurga, abdest organları, kalp
ve üreme organlarıdır.
“Sıfır Ânı”nın Yaklaştığının Göstergesi Nedir?
O anın ilmi Allah katındadır. Fakat o anın yaklaştığını gösteren bazı belirtiler
vardır.
Cinler içerisinde nispeten daha güçlü olanlar vardır. Ama vücutta büyük bir ağırlık
hissetme, sürekli ağlama gibi bazı belirtiler onların zayıfladıklarını gösterir. Bazı cinler
orta boy bir portakal büyüklüğünde veya daha küçük hacimde vücudun bir yerinde
toplanırlar. Bu durumda o bölgenin yağlanmaya devam edilmesi gerekir. Bu safhada
eğer iyi bir tedaviciye gidilirse, birkaç oturumda Allah‟ın izniyle rahatlanır.
Cin vücutta yerleştiği gerçek mekanda durmayıp hareket eder. Hareket, sırtta,
karında ya da başka bir bölgede kasların bükülmesi şeklindedir. Cin mide yönünde
hareket eder. Mideye ulaşması iki gün ya da daha fazla sürebilir. Mideye ulaştığında
bulantı, kusma isteği, öksürük ve boğulma hissi olur. Ardından boğazdan portakal
büyüklüğünde sünger gibi bir şeyin çıktığı hissedilir. Sonra da bir uyku ve rahatlama
hali. Hasta böyle bir rahatlığı daha önce tatmadığını düşünür. Cin kendisine eziyet
edilmemesini garantilemek için uyku esnasında hasta habersizken de çıkabilir. O
çıktıktan sonra hasta uyanır ve büyük bir rahatlama hisseder. Bağırsaklar veya idrar
yolu kanalıyla çıkabileceği gibi el ve ayaklar gibi uç noktalardan da çıkabilir. Aslında
pek çok kanaldan çıkabilir ama çoğunlukla çıktığı yol ağız yoludur.
Şeytanın çıkacağının en büyük alameti ağlamasıdır. Bu durumda hastanın
yapması gereken şey içilecek ve sürülecek ilaçlar üzerine en fazla iki günde bir Yâ
Sîn suresini okumaktır. Kendisi için bunu yapacak birini bulabiliyorsa bu daha iyidir
tabi ki.
Hasta çoğunlukla tedavinin ilk zamanlarında rahatlar ve iyileştiğini hisseder. Ama
sona yaklaştıkça, tedaviden önceki durumundan daha farklı belirtiler ortaya çıkmaya
başlar. Hasta okudukça ve ilaçlarını kullandıkça belirtiler şiddetlenir. Bundan dolayı
da çoğu hasta korkar ve tedaviyi keser. Halbuki bu belirtiler son haftaların başladığını
göstermektedir.
Hasta özellikle de korktuğu için kendisi düzenli okumuyorsa, bu zor safhayı
atlatabilmesi için kullandığı ilaçlar üzerine ve hasta üzerine düzenli biçimde tekrar
tekrar okumak gerekir.
İlaçlar üzerine yapılan rukyenin etki süresi ilaçtan ilaca değişir.
Hemen hemen tüm içeceklerde dört ya da beş gün sonra kıraatin etkisi zayıflar.
Ama Zaferan, meyankökü ve çörekotu gibi kaynatılıp hazırlanan ve kendisi bizzat ilaç
olan şeyler diğerlerinden farklı olarak etkili olmaya devam ederler, fakat bu etki
rukyeden dolayı değil kendi özelliklerinden dolayıdır.
Yağlarda rukyenin etkisi on güne kadar uzayabilir. On günden sonra etki
azalmaya başlar.
Tozlarda ise bu etki daha uzundur. Özellikle de –okunup karıştırıldıktan sonrasağlam
kapalı bir kabın içerisine konulduklarında ya da bal ile karıştırıldıklarında bir
ay boyunca özelliklerini korurlar.
Bu bilgiler hastalar için önemlidir. Tedavilerinin duraksamaması için ilaçlar
üzerine rukye işlemini zamanında tekrarlamaları ya da bir başkasına tekrarlatmaları
gerekir.
Aslında hasta da bu vakitleri kendisi belirleyebilir. İlaçların etkisiz olduklarını fark
ettiğinde okumayı yeniler. İlaçların etkili olduklarının en önemli göstergesi
kullanıldıktan sonra vücutta ağırlık oluşmasıdır. Bu konuda şeytanın bağırıp
çağırmasına ya da hareketlerine güvenilmez. Çünkü numara yapıyor olabilir.
Bahsettiğimiz ağırlıkla birlikte şiddetli sıkıntı ve huzursuzluk da olur. Hasta bir
mekanda duramaz. Ama bunlar sayılı günler için geçerlidir Allah‟ın izniyle.
Burada önemli bir şey daha ekleyelim: Bazı hastalarda daha tedavinin
başlangıcında sanki sona yaklaşılmış gibi sıkıntı ve ağırlık hissedilir. Bu belirtiler
geçicidir ve birkaç haftada yok olurlar. Ardından hasta rahatlama hisseder. Şu var ki,
ilaçların kullanımı ve çokça okuma yoluyla baş edebilecekleri bir kısım belirtiler
devam eder. Bunun ardından da, süresi hastadan hastaya değişen ve hastadan ya
da tedavi edenden kaynaklana bir takım engeller nedeniyle uzayabilen son aşama
gelir.
Son Aşamada Hissedilen Belirtiler
Son aşamayı diğer aşamalardan ayıran belirtiler vardır ki, bunlardan birisi
hastanın ölüyormuş veya ölecekmiş gibi hissetmesidir. Son yaklaştıkça bu duygu
artar. Sıfır anına gelindiğinde hasta o anın ölüm anı olduğunu düşünür. Bu yüzden
bakarsınız uyumadan önce şehadet getiriyor. Bu dönem hastanın durumu bir
çatışmadaki savaşçının durumu gibidir. Durum gitgide kötüleşir ve artık öleceğini
hisseder. Sonra Allah ona desteğini göndererek kendisini kurtarıverir. Ben bu kimseyi
bir savaşçıya, bir mücahide benzetiyorum ki, gerçekte böyledir zaten. Bu kişi en
amansız düşmanlardan biriyle savaşmaktadır. Bundan dolayı da her hastaya bir
mücahit için gerekli olan donanımları ve vesileleri elde etmek gereklidir. Ardından
Allah‟ın üzerine sabır indirmesini ve ayaklarını sabit kılmasını istemesi gerekir.
Hastanın kurtuluş anına en uygun nitelikler işte bu niteliklerdir.
İmtihan içerisinde bulunan herkes içinse en iyi donanım sabır ve namazdır.
Bu söylediğim şey kendi kendini tedavi etmeyi üstlenen ve bu konuda Allah‟a
dayanan kimse için geçerlidir.
Bir başkası tarafından tedavi edilen kimseye gelince, bu kimse için durum biraz
daha farklıdır. Bu kimsede tedavide sona gelindiğini gösteren belirtiler meydana
gelince, iki ya da üç günlük baskıdan sonra cin Allah‟ın izniyle çıkacaktır.
Şeytanın bir celsede çıktığını söyleyen hata eder. Bunu söyleyenin bu konuda
yeterli bilgisi yok demektir ve tecrübeli birisinden bu işi öğrenmesi gerekir. Bu konuda
tahminler ve içtihatlar yeterli değildir. Rukye yapan kişinin Allah‟ın fazlıyla başarı
sağlayabilmesi için olayı tüm boyutlarıyla bilmesi gerekir. Zira bu konu gerek anlayış
gerekse uygulama açılarından geniş olduğu gibi, cinler de güç ve tecrübe açısından
farklılık gösterirler.
Rukye yapanın yanına gidince kaçan sonra tekrar giren sonra tekrar kaçan bir
cinden bahsederlerse inanmayın. Zira bu gibi durumlarda cin hiç çıkmamıştır, halen
içeridedir. Cin için çıkmak kolay değildir ve vücuttan çıkan cin Allah‟ın izniyle bir daha
geri dönemez.
Hastanın Önünde İki Büyük Engel Vardır
1- Allah‟tan başkasına güvenmek.
Hasta kendisini imtihan edenin Allah olduğunu hatırında tutarsa, ona yönelmesi
ve eksiksiz biçimde ona tevekkül etmesi mümkün olacaktır.
2- İyi bir tedavi programına sahip olmamak.
Hasta belki iyi bir programa sahiptir ama bu program ona uygun değildir. Tedavi
işiyle uğraşanların tavsiyeleri genellikle güzeldir ve fayda verir. Ama bir bakarsınız
tedavi bir noktaya ulaşınca orada durmuş. İşte bu noktada tedavi edenin anlayışı
devreye girer. O hastalığın hangi noktada olduğunu ve bozguna uğrayıp geriye
dönmemek için nasıl davranılması gerektiğini, okuma zamanlarını ve ilaçlar üzerine
okuma aralıklarını belirler. Bu nokta tedavi işiyle uğraşanlar tarafından çoğu kez
gözden kaçırılır.
Şeytan ise hastayı kolaylıkla yanlış yönlendirir. Kimi zaman onun kendisinin
faydasına olacak şeylerden ve belki de yanında şifaya kavuşabileceği rukyeciden
geçerli bir gerekçe olmaksızın -örneğin, ondan hoşlanmadığı gibi bir gerekçeyle kaçtığı
görülür. Şeytanın hasta üzerinde buna benzer daha nice oyunları vardır.
Bazı Durumlarda İyileşme Neden Duraksar ve İlerlemez
Bu duraksamadan Allah‟ın rahmet ettiği kimseler dışında hiç kimse kurtulamaz.
Bu da tedavinin merhalelerinden sayılır. Bu durumda hastanın ümitsizliğe
kapılmaması gerekir. Bilmelidir ki, bu durum geçicidir. En kötü ihtimalle cin hastayı
her şeyin bu noktada duracağına ve yapacak başka bir şey olmadığına ikna etmek
için her türlü azaba tahammül ediyordur. Ona şöyle demek istiyordur: Ne yaparsan
yap ben buradayım ve gitmeyeceğim. Bu şeytanın bir hilesidir ve hasta yolundan
dönmediği sürece bunun üstesinden gelmek kolaydır.
Bu durumu aşabilmek için hasta temelde şunları içeren bir tedavi programı
izlemelidir:
1- Sabah ve akşam zikirleriyle uykudan önce okunanları usulüne uygun olarak ve
vaktinde uygulamak.
2- Genel olarak tesbih, tehlil, tahmid ve tekbiri içeren mutlak zikri çok yapmak.
3- Nafile namazı ve orucu, gücü yetenlerin ise sadaka ve iyiliği çoğaltmaları.
4- Kaza ve kader inancını hayatına geçirmek. Sünnette gelen dualarla Allah‟a
yönelmenin, bunu her sıkıntı, her acı anında ve başına geleni her hatırladığında
yapmanın çok büyük etkisi vardır.
5- Kuran okumak ve ayetleri tekrarlamak. Örneğin Buruc, Tarık veya A‟la suresi
gibi bir sureyi yüksek sesle gün boyu ve hatta günler boyu, artık farkında olmadan
onu okuyacak kadar tekrarlamak. Öyle ki, sonunda kalp ve dil aynı anda onu
tekrarlıyor olsun. Kıymetini bilen için bu değerli bir inci gibidir. Bu söylediğimi tedavi
programında uygulayan hasta kısa sürede kendisine musallat olmuş cine galip gelir.
6- Bazı bitkilerin kullanımı gibi hissi tedaviye de yer vermek. Rukye ile birlikte
bunların faydası büyüktür. Bunlar alındıklarında vücutta zikrin ruha yaptığı etkiye
benzer bir etki yaparlar. Bu da tedaviyi tamamlayıcı şeylerden birisidir. Zira cinin
vücut üzerinde –özellikle de sihir ve nazar varsa- etki ve tasarrufu vardır.
7- Kalbi ifsat eden şeylerden kaçınmak.
Tedavinin Duraksamasına Yol Açan Bazı Nedenler:
Bahsedeceğimiz şeyleri hasta şeytanın bunları ona önemsiz göstermesi
nedeniyle göz ardı edebilir.
İmam ibnu‟l-Kayyım şöyle der: “Kalbi ifsat eden beş şey vardır:
1- İnsanlarla çok bir araya gelip karışmak:
Bu insanın diğer insanların dertleriyle sıkıntılarıyla iç içe olmasını, sağa sola çok
fazla koşturmasını, bazen çekemeyeceği yükler üstlenmesini, onlar sebebiyle
üzülmesini, zayıf düşmesini ve kendi maslahatına olan şeylerden vazgeçmesini
gerektirir. İnsanlarla çok içli dışlı olan kimse vaktini onların dünyevi isteklerini
yerine getirmek için harcar. Böylece Allah için ve ahiret için bir şeyler yapacak
vakti kalmaz. İlim öğrenmek için veya diğer hayır olan ameller için bir araya
gelmek bunların dışındadır.
2- Temenni
Temenni ve hayal sahili olmayan bir denizdir. “Temenni müflislerin sermayesidir”
denilmiştir. Hayal dünyasında yaşayan kimse gerçek dünyada ulaşılacak yüce
hedeflere sahip olmayan kimsedir. Bu durumdaki kimselerin kalpleri büyük bir
aldanış ve oyalanma halindedir.
3- Kalbi Allah‟tan başkasına bağlamak.
Bu kalbi ifsat eden şeylerin en kötüsüdür. Zira kalbini Allah‟tan başkasına
bağlayanı Allah o bağlandığı kişiye terk eder.
4- Tokluk.
Sürekli tokluk vücudun ve beynin enerjisini tüketen, vücudu hantallaştıran kişiyi
ibadetten ve ilimden alıkoyan bir etkendir.
5- Uyku.
Çok uyumak kalbi öldürür, bedeni ağırlaştırır, vakti boşa geçirtir, gaflet ve
tembellik doğurur.
Bu beş şey kalbi ifsat eden şeylerin en önemlileridir.
Şifayı Çabuklaştıran ve Kalbi Ferahlatan Vesilelerden Bazıları:
1- Tevhid:
Hidayet ve tevhid kalbi ferahlatan etkenlerin başında geldiği gibi, sapıklık ve şirk
de kalbi daraltan etkenlerin başında gelir.
2- Nur:
Bu, Allah‟ın kulun kalbine attığı iman nurudur. Bu nur kalbi ferahlatır. Bunu
kaybeden kalp daralır ve sıkılır.
3- İlm:
Şer‟î ilimler kalbi ferahlatır ve genişletir. Cehalet ise kalbi sıkar, daraltır. İlmi
genişlediği oranda kişinin kalbi genişler.
4- Allah‟a yöneliş:
Allah‟a sevgiyle ve tüm kalbiyle yönelerek ona ibadet etmekten daha fazla kalbi
ferahlatan bir şey yoktur.
5- Her Durumda Allah‟ı Anmak:
Her yerde ve her zaman Allah‟ı anmanın kalbin ferahlamasında şaşırtıcı bir etkisi
vardır. Gafletin ise kalbin daralmasında ve acı çekmesinde aynı şekilde şaşırtıcı bir
etkisi vardır.
6- Başkalarına İyilik ve İhsanda Bulunmak:
Nitekim cömert ve iyiliksever kimseler insanların içi en rahat, göğsü en ferah
olanıdır. Cimriler ise içi en sıkıntılı, kederi en fazla olan kimselerdir.
Bunlara cesareti ve boş işleri terk etmeyi de katabiliriz.
Cinin Vücutta Etkin Hale Gelmesi1
Bu cin için zor bir iştir ve cin bunu uzun süre başaramaz. Eğer ortada güçlü bir
büyü ve nazar gibi bir durum varsa ya da cin rütbe sahibi güçlü cinlerdense
(meradde), vücut o zaman zayıflar ve hasta cine karşı direnemez. Cinler büyü ve
nazar gibi şeylerden dolayı güç kazanırlar.
Bu durumda yapılabilecek en iyi şey, eğer büyü vücudun içindeyse müshil ve
idrar söktürücü şeylerle onu vücuttan atmak, eğer vücut meshedilerek yapılmışsa
üzerine okunmuş suyla defalarca yıkanmaktır. Bu şekilde cin zayıflar ve kontrolü
kaybeder. Özellikle de hasta güçlü ve azim sahibiyse.
Hastanın bir tedaviciye devam etmesi iyi olur. Rukye yapan kimseler çoğunlukla
tecrübe ve dirayet sahibidirler. Bu gibi durumları ve bunları nasıl kontrol altına
alacaklarını bilirler. Özellikle de uzman birinin elinde yetişmiş olanlar. Ama ne yazık ki
bu gibileri az bulunur olmuştur. Rukye işinde yalnızca kitaplara dayananlar maalesef
çok hataya düşmekteler.
Cinin Etkinleşmesini Engellemek İçin Yapılması Gerekenler:
Genellikle hasta önce uyuşukluk hisseder sonra vücudunun kontrolünü
kaybetmeye başlar ve ardından kendinden geçer. Bu belirtileri hisseden hastanın
kendini sağlam tutması, hapşıracakmış gibi kendini sıkması yahut işaret parmaklarını
kulaklarına koyarak uzun uzun ezan okuması gerekir. Bu şekilde Allah‟ın izniyle
şeytanı bertaraf edebilir. Başlangıçta gelgitler olsa da, sonunda hasta kontrolü eline
alır. Cin uyuklama esnasında aktifleşmeye başlar. Hasta silkinip direndiğinde Allah‟ın
izniyle bunu başaramayacaktır.
Kimileri içlerinden konuşmalar, namazda ya da namaz dışında veya rukye
esnasında ayetlerle alay edildiğini duyarlar. Hasta iki ayrı şahsiyet hisseder kendinde.
Her konuda iki ayrı karar duyar, her durum karşısında iki ayrı his taşır. Dini olgularla
ilgili, Allah‟ın zatıyla ya da peygamberle ilgili alaylı düşünceler geçer zihninden.
Bunların tamamı karîndendir, görevli cinden değildir. Zira karîn bu hastalık esnasında
güçlenmiş ve kendisine fırsat doğmuştur. Hastanın kendisinde iki ayrı şahsiyet
hissetmesi genellikle nazar sebebiyle olur. Karîn bu durumu kullanarak depresyona
neden olur ve sonunda durum çift kişiliğe varır. Ama bu durum çok da korkulmaması
gereken basit bir durumdur. Eğer hasta rukye okuyabiliyorsa ve üzerine rukye
okunmuş su, bal vs. içebiliyorsa, bunlarla birlikte çok zikrederek, imanını artırarak ve
kalbini ifsat edici şeylerden koruyarak bu hastalıktan şifa bulabilir.
Ayrıca Nâs Suresi tekrar edilir ve özellikle “fi sudurinnas” ifadesi çok tekrarlanır.
Şifa bulduktan sonra vesveselerden hafif bir eser kalabilir. Bunun sebebi karînin
vücuttan çıkmamış olmasıdır. Ama artık o zayıflamıştır ve önce yaptıklarını
tekrarlayamaz.
Kimi kez insanlar bazı belirtilere bakarak kendilerine cin musallat olmuş vehmine
kapılırlar. Örneğin içlerinden konuşmalar duyarlar ve bu güçlü vesveseler oluşturur.
Rahatsız edici rüyalar görürler. Bunların hepsi şeytandandır ama o örneğin, bir
1 Bundan amaç şeytanın hastaya sıkıntı, eziyet ve vesvese vermesinin dışında onun vücudunu kontrol edebilir,
onun diliyle konuşabilir hale gelmesidir.


organını işlevsiz bırakacak, şeker, düşük ya da yüksek tansiyon gibi hastalıklara veya
saraya neden olacak kadar güçlü değildir.
Bazı hastalar namaz kılarlar ama namazlarından bir şey anlamazlar. Ne kadar
huşu duymaya ve namaza odaklanmaya çalışsalar da başaramazlar. Çınlama gibi
şeyler duyar sonra esnemeye başlarlar. Kimileri içinden namazı çabuk bitirmesini
isteyen dürtüler hisseder. Tüm bunlar karîndendir. Kişinin abdestini başındaki
besmeleden başlayarak özenle alması önemlidir. Abdesti kesintisiz almak, başı ve
kulakları güzelce meshetmek gerekir. Genellikle şeytan abdestte bir açıklık
bulduğunda kişiye bu uzuvdan musallat olur ve bundan dolayı ona güç yetirmeyi
başarır.
Hasta içinden iki kişinin konuştuğunu duyuyorsa, örneğin biri emrediyor diğeri
tamam diyorsa, bu içeride büyüyle görevli cinin de bulunduğunu gösterir.
Hastanın diliyle cin konuştuğunda bu konuşan karîn olabilir. O çoğu kez
istemese de bunu yapmak zorundadır. Çünkü büyü için görevlendirilen cinler
genellikle onların güçlülerinden olurlar ve karîne kendilerine boyun eğdirirler. O da
onlar ne istiyorsa onu söylerler ve görevini yapmasında ona yardım ederler. Karîn
“çıkamıyorum” der. Bu doğrudur, çünkü hastalığa asıl sebep olan büyüyle görevli
olan diğer cindir. Sana yapması gerekenleri karîne o emreder ve karîn de istese de
istemese de bunları yapar. Eğer kişiyi namazdan tamamen men edebilselerdi bunu
da yapalardı ama Allah kullarına karşı latiftir.
Şu noktalara çok dikkat edilmesi gerekir:
1- Doğru biçimde abdest almak, abdestin başında ve sonunda Allah‟ı zikretmek.
2- Namazda vesvese duasını okumak (İstiaze –euzu billahi mineşşeytanirracimokuyarak
sol tarafa üflemek ve bunu üç kez tekrarlamak. Vesvese devam ederse
aynısını tekrarlamak).
3- Namazda okunan her şeyi dilini hareket ettirerek ve kulağı duyacak şekilde
okumak.
4- Niyeti düzeltmek. Bunu yapmak her müslümana farzdır. Zira bazı kimseler
hastalıklarından kurtulmak için namaz kılarlar. Bu büyük bir hatadır. Her kulun
bollukta da darlıkta da Allah‟a kulluğa sadık kalması gerekir. Böyle kılınan namazla
birlikte şifa da gerçekleşecektir.
5- Namazdan sonraki tespihleri ve zikirleri yerine getirmek.
Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum:
Vallahi eğer her hasta hayata veda eden birinin kıldığı gibi namaz kılmış olsa,
kendisinde hastalık diye bir şey kalmazdı. Kendisini namaz ve oruçla tedavi eden ve
bunlarda sebat edenin sıkıntıları, gam ve kederleri ortadan kalkar. Ne var ki, hasta
çoğu kez bunlarda ihmalkar davranır ve tedavi için yardıma ve yoğun biçimde
zikretmeye ihtiyaç duyar.
Sırtta Düğümlenme (kulunç) Üç Sebepten Olur:
1- Sihir.
2- Yorgunluktan dolayı cinin oraya toplanması.
3- Cinin bir organa tekabul eden sinirlerin bulunduğu bölge üzerinde toplanarak o
organı çalışmaz hale getirmek istemesi. Bu durum o bölgede şiddetli bir ağırlık
oluşturur ve bu duruma karşı yapılabilecek en iyi şey buranın sürekli yağla
ovulmasıdır. Cin direkt kendi üzerine yapılan bu yağlama işlemine uzun süre
dayanamaz.
İlacın Bozulması ve Büyünün Yenilenmesi:
Okunmuş su ve içecekler eğer kokuşmuşlarsa, bu büyünün yenilendiğini gösterir.
Sihirle görevli olan cin yeni büyüyü bunların içine üfürür ve bu da onların
bozulmasına neden olur. Bu nedenle bu gibi ilaçları ağzı sıkıca kaplara koyup
kapatırken besmele çekmek gerekir.
Tüm kardeşlerimizin dikkat etmeleri gereken önemli bir noktaya değinmek
istiyorum:
Büyünün telefon yoluyla yenilenmesi mümkündür. Büyücü bir başkasının
yardımıyla telefon ahizesi kullanarak yiyecek ve içeceklere üfürebilir ve bu şeyler
hemen bozulurlar. Eğer hastanın kulağına üflemişse o da etki eder, ama ilaçlara
üflenilmesi kadar değil. Çünkü bunlar vücuda girerler. Bu nedenle tedavi
merhalesinde olan hastalar dikkat etmeliler, bozulmuş olan bir şey gördüklerinde onu
kesinlikle kullanmamalı ve tüm kapların ağızlarını besmele çekerek kapatmalıdırlar.
Önemli Bir Nokta

Tedaviye yönelik olarak burada zikrettiklerimizin tümü hasta ve tedavi eden
arasında yardımlaşmayı gerektirir. Durum ancak bu şekilde kontrol altına alınabilir.
Şeytanın uzanabileceği tüm açıklar kapandıktan, sığınma ve tedavi yolu ortaya
konduktan sonra, artık hasta kendi kendine durumu kontrol edebilir ve düşmanını alt
edebilir.
Bu okuduğunuz satırlar cinlerin garip alemindeki bazı gizli yönlere değinmektedir.
Bu onları etkiler. Özellikle de bunları okuyan kimsenin durumuna uygun düşüyorsa…
Bu nedenle de hasta kişi bunları okurken öfkelenebilir, içinden okuduklarını yırtmak
gelebilir yahut içinden bunu yazana küfredebilir veya bu yazılanların doğru olmadığını
düşünebilir. Bu durumda bilsin ki bu vesveseler büyüyle görevli olan şeytanın
yardımındaki karîn tarafından gelmektedir. Şeytan hastayı rukye yapan şahıstan da
bu ve benzeri vesveselerle uzaklaştırmaya çalışır. Onun hilesine karşı uyanık olalım!
Allah sizleri kıyamet günü sizin için nur olacak ilme varis kılsın…
Kalbe İman Nurunu Nasıl Yerleştirebilir ve Allah’ın Ayetlerinden Nasıl
Yararlanıp Şifa Bulabiliriz?
Bu çok önemli bir noktadır ve bu olmaksızın şifa gerçekleşmez.
Kuran‟da sık sık kalbin ve organların işlediği amellerin hidayet ve dalalet sebebi
olduğu tekrarlanır. Dolayısıyla kalbin ve organların amelleri sebebin musebbebini
gerektirdiği şekilde hidayeti gerektirir.
İyi ameller hidayet meyvesi verir. Bunlar arttıkça hidayet de artar. Kötü ameller
ise bunun tam zıddına sebep olur. Bu durum Allah‟ın iyi amelleri sevip bunları hidayet
ve kurtuluşla, mükafatlandırmasından, kötü amellerden hoşlanmayıp onları sapıklık
ve günahkarlıkla cezalandırmasındandır. Bunun yanı sıra o kendisi berr‟dir ve birr
(iyilik ve hayır) ehlini sever, onların kalplerini işledikleri nispetince kendisine
yaklaştırır. Fucur ehlini sevmez ve işledikleri nispetince onların kalplerini kendisinden
uzaklaştırır. Kul takvaya uygun hareket ettikçe, bir başka hidayete yükselir. Allah‟tan
korkup sakınması arttıkça hidayeti artar. Takvadan payını elden kaçırdıkça,
hidayetten payını da kaçırır. Dolayısıyla takva arttıkça hidayet artar, hidayet arttıkça
takva artar.
“Size Allah‟tan bir nur ve apaçık bir kitap geldi. Allah onunla kendi rızasına
uyanları selamet yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa
çıkarır, onları dosdoğru yola iletir.”
“Ey iman edenler, eğer Allah‟tan korkarsanız sizin için (hakla batılı ayıracağınız)
bir Furkan kılar ve kötülüklerinizi örtüp sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.”
Allah onlara bu furkandan hakla batılı ayırt edebilecekleri bir nur, hakkı ikame
edecekleri, batılı yıkacakları bir zafer ve izzet verir.
Şeytan ancak karanlıkta faaliyet gösterir. O karanlığı sever, karanlıkta yaşar.
Onun kalbi karanlık ve ıssızdır. O aydınlıkta yaşayamadığına göre, ancak karanlık
kalplerde yaşar.
Biz Allah‟a yakınlaşmak için gerekli olan salahtan, iyilik ve ihsandan
bahsederken bunu ruhi bir hastalığı olmayan normal insanları düşünerek söylüyoruz.
Nazar gibi, sihir gibi bir sebepten dolayı ruhi hastalığı olan için bundan daha fazlası
gerekmez mi? Öyleyse bu kimse Allah‟a yaklaşmak için normal bir insanın
göstereceği çabadan kat kat fazlasına muhtaçtır. Zira o şeytanla savaş halindedir ve
kendi kalbi karanlık iken ona karşı bir başkası yardımıyla, ilaçlar vs. yardımıyla ve
hatta Kuran yardımıyla zafer kazanamaz. Evet, kalp gaflet içerisindeyken Kuran
ayetlerinden fayda sağlanamaz.
Kuran‟ı haşyetsiz ve tefekkürsüz, yalnızca şeytanı kovmak için okuyan ondan
fayda elde edemez.
Eğer ruhsal bir hastalığı olan kimse Kuran‟ı sevgi, itaat, tefekkür, haşyet, şükür
ve sabır üzere okursa ondan fayda elde eder.
Sabır ve Şükür:
Bu ikisi sahibinin ayetlerden faydalanmasını sağlar. Çünkü iman sabır ve şükür
üzerinde yükselir. Onun yarısı sabır yarısı şükürdür. Kişinin iman gücü sabrı ve şükrü
nispetincedir. Şükrün başı tevhid, sabrın başı ise hevanın çağırdıklarını terktir.
Eğer hasta Kuran‟ı tefekkürle, huşu ile, iman ve sabır ile okuyacak olursa ve
bunların yanında bir de tefsirini okursa, istediğinin olmaması için bir sebep kalmaz.
“Allah iman edenleri dünya hayatında ve ahirette sağlam söz ile sabit kılar ve
Allah zalimleri saptırır. Allah dilediğini yapar.” (İbrahim: 20)
Şeytan Tehlike Hissettiğinde
Şeytan kendisinin tehlikede olduğunu hissettiğinde acı çekmeye ve korkusundan
rastgele hareket etmeye başlar. O günlerinin sayılı olduğunu anladığından çeşitli
vesilelerle hastayı kontrolü altına almaya çalışır. Hastada olan güçlü azmi kırmaya ve
onu durdurmaya çabalar ama Allah‟ın izniyle çabaları nafiledir. Genellikle de kabuslar
vb. şeylerle sizi korkutmaya çalışır ki, tedaviyi terk edesiniz. Size güçlü olduğu
izlenimi verir. Siz de buna karşılık “Hasbunallahu ve nime‟l-vekil” (bize Allah yeter, o
ne güzel vekildir) ve “Bizim başımıza Allah‟ın yazdığından başkası gelmez” deyin.
Gördüğünüz kabuslar ve görüntüler yeterli düzeyde sığınma duası
yapmayışınızdandır.
Hasta insan sağlıklı insandan çok farklıdır. Sağlıklı bir insan sığınma dualarından
birini bile okusa kendisine yetebilir. Ama hasta böyle değildir, onun bu duaların
hiçbirini ihmal etmemesi gerekir.
Çocukları etkilenen kimse her gün sabah akşam onlara da bu duaları okumalıdır.
Bu duaların en önemlilerinden birisi Nebi‟nin (sallallahu aleyhi ve sellem) torunlarına
okuduğu şu duadır:
" هُ مِ هٌُ ذ هُ ك وَ ا مِ وَ ك مِ وَ مِ نا مِا لتَّ مِ ةا مِ لْ وا هُ كلِّاا وَ لٌْ وَ ط لٍ وا وَ وَ ا لٍ ةا وَ مِ لْ وا هُ كلِّا وَ لٌْ لٍ وا لٍ ةا
Yine Buhari‟nin rivayet ettiğine göre Cebrail (as) nazara karşı Nebi‟ye (sallallahu
aleyhi ve sellem) şu duayı okuyordu:
" مِ لْ مِ ا مِا وَ لْ قمِ وٌَ ك،ا مِ لْ وا هُ كلِّا وَ لْ لًٍ ا هٌُ لْ ؤ مِ ذ وٌَ ك،ا مِ لْ وا وَ ا هُ كلِّا وَ لْ لٍ ،ا وَ لْ ا وَ لٌْ مِ وا وَ ح مِ لٍ ،ا هُا وٌَ لْ مِ وٌَ ك،ا مِ مِ لْ مِ ا مِا وَ لْ قمِ وٌَ كا"
Namazda kıyamı, rukuyu ve secdeyi uzun tutun. Secdede ل ي ا وٌَ ا هُ ق وَ اا لقهُ هُ مِ اا وَ لْ ناقهُ هُ وَ وَ ا
وَ وَىا مِ مِ وَ كا duasını çok okuyun. Selam vermeden önce uzun uzun dua edin. Namazda
okuduğunuz her şeyi kulağınız duyacak şekilde okuyun.
Kendinizi sürekli zikretmeye odaklayın yatmadan önce gerekli tüm zikirleri
okuduktan sonra elinize üfleyip vücudunuzun ulaşabildiğiniz her yerini sıvazlayın. Bu
kâbus görmenizi Allah‟ın izniyle engeller. Bu habis cinlerden bazıları özellikle dua ve
zikirden çok etkilenirler ve bunları yaptığınızda size asla güç yetiremezler. Bu
nedenle günlük bir virdiniz mutlaka olsun ve imamlardan birinin yaptığı güzel bir
duayı dinlemeyi de ihmal etmeyin.
Nebi‟ye (sallallahu aleyhi ve sellem) salât okumak onlara çok eziyet verir ve
onları yıkar. Bu nedenle namazda teşehhüt esnasında okunan salâtları çok
tekrarlayın.
Yine tesbih, tehlil, tahmid ve tekbiri çok tekrarlayın. Genellikle insanlar zikir ve
ibadet konusunda çok unutur yahut yanılırlar. Bu gibi durumlarda unuttuğunuzu ve
yanıldığınızı tekrarlayın ve okumanızı tamamlayın.
Hamile Kadının Tedavisi
Eğer hamileliğin ilk ayları ise ve rukye esnasında kas gerilmesi oluyorsa rukye ا
yapan birine gidilmeyip okunmuş yağ ve suya devam edilmeli, günlük zikirler de
yapılmalıdır. Son aylarda ise hamile bir kadına rukye hiç okunmamalıdır. Zira bu
bebeğin ölümüne neden olabilir. Aynı şekilde, uzman biri vermediği takdirde –
çörekotu da dahil- hiçbir bitkisel ve tıbbi reçete kullanılmamalıdır. Bunlar da bebeğin
ölümüne veya düşürülmesine neden olabilir.
Ruhsal Hastalıklarda Kimyevi İlaçların Kullanılması:
Ruhsal hastalıklarda kimyasal ilaçların kullanılması son derece tehlikelidir. Zira
bu ilaçların çok fazla ve tehlikeli yan etkileri vardır. Hasta bazen geçici olarak bu
ilaçlardan fayda görse bile yan etkiler sebebiyle vücutta meydana gelecek olan
zayıflıklar daha sonra hastalığın şiddetlenmesine neden olacaktır. Zira bu ilaçların
yan etkilerinden dolayı meydana gelecek zaafları şeytan kullanacaktır. Ben şahsen
pek çok hastada bunu gözlemledim.
Çocuklardaki ve Yaşlılardaki Hastalıklar:
Çocuklarda ruhsal hastalıklar özellikle de nazar sebebiyle meydana gelirler ve
yetişkinlere nispetle onları daha fazla etkilerler. Çocuklarda bazen şeker hastalığı
veya ilerlemeden önce doktorların teşhis etmekte zorlandıkları bir takım hastalıklar
ortaya çıkar ve bunlar rukyeden sonra düzelmeye başlarlar.
Yaşlılara gelince, ruhsal rahatsızlık durumlarında üzerlerine okunduğunda
durumları daha kötüleşiyor ve daha fazla zayıflık belirtileri görülüyorsa, Kuran‟la
tedavi kesilir ve vücut güçleninceye ve kimyevi ilaçlar bırakılıncaya kadar sabah
akşam birer tatlı kaşığı çörekotu-bal karışımı (üzerine okunmaksızın) verilir.
Eğer beden zayıfsa şeytan güçlü olur ve hastayı bitkin düşürür. Rukye içinse
organların sağlam ve dayanıklı olması gerekir. Eğer organların zayıflığı ruhsal bir
hastalıktan kaynaklanıyorsa, bunun için rukyeye eşdeğer başka bir tedavi yoktur.
Ama eğer bu zayıflık kimyasal bir ilaç, zehirli bir madde vs. den kaynaklanıyorsa, bu
durum düzelene kadar rukyeden kaçınmak gerekir.
Cinin Kan Şekerinin Yükselmesi vb. Etkileri Olması Mümkün müdür?
Bahsettiğimiz ruhsal hastalık durumlarında şeytanların vücuttaki tiroit ve hormon
salgıları üzerinde etkilerinin olması mümkündür. Bu gibi durumlarda düzenli rukye
uygulandığında, hastaların durumlarında önemli düzeyde iyileşme görülmüştür.
Şeker hastalığı ise birkaç türdür. Yaşın ilerlemesiyle birlikte görülen şeker
hastalığı tedaviyle kontrol altına alınabilir. Hamilelikte görülen şeker yükselmesi de,
sebebi ve tedavisi bilinen bir durumdur.
Çocuklarda ve gençlerde görülen ve kontrol altına alınması zor olan şeker
hastalığına gelince, bunun sebebi ya büyü ya da nazardır. Tedavisi de hem tıbbi
ilaçlarla hem de rukye ile olmalıdır. Bu hastalıkta çörekotu gibi bazı bitkiler faydalıdır
ve hastalığın düzenli biçimde tedavi edilmesi gerekir.
Kuran Bedene Üç Biçimde Etki Eder:
1- Kişi şüpheler ve dünyevi arzular gibi kalbi hastalıklardan şifaya kavuşur ve bu
yüzden ağlar ve bedeni titrer.
2- Kişinin imanı artar, bu yüzden bedeni titrer. Bu durum kalpte öyle bir canlılık
doğurur ki, bu durumdaki kişi etrafını görmez de sanki cenneti ve cehennemi görmüş
gibi bir hale bürünür. Bu durum onun dış görünüşünden okunur, kalbindeki imanın
etkisinden yüzü parlar.
3- Rukye sonucunda şeytan çok etkilenir, daralır ve bedenin tamamında değil
ama bazı bölgelerinde titreme olur. Okuma ya da ibadet esnasında hastanın yaşadığı
durum bu durumdan başkası değildir.
Biz tedavinin birinci maddeden başlaması gerektiğini daha önce belirttik. Son
maddeden başlayan tedavi aksamalara uğrar ve hasta tedavi olabilmek için
senelerce uğraşır.
Tedavide rukyecinin rolü büyüktür. O cinlerin tutumlarını ve onlara nasıl muamele
edeceğini bilir. Açıklama ve bilgilendirme yoluyla hastanın kalbi marazlarının
giderilmesine katkıda bulunur, şeytanın kozlarını yok eder. Rukye yapanın etkisi,
iman gücü oranında değişiklik gösterir.
Vesvese
Eğer vesvese olağan bir vesveseyse, zikirler yoluyla kolayca giderilebilir. Ama
durum bir hastalık oluşturacak düzeydeyse, bunun beraberinde rukye ve hissi tedavi
(bitkisel ilaçlar) de uygulanmalıdır.
Bu durumda yapılması gereken şeylerden birisi de kalp bölgesini önden ve
arkadan okunmuş yağ ile yağlamaktır.
Psikolojik Tedavi
Tıp doktorları ne yazık ki, şeytanların insanlar üzerindeki etkilerini ve zararlarını
itiraf etmemekteler.
Öyleyse birden bire ya da belli bir süreç sonunda ruhsal rahatsızlıklar hisseden
kimse doktora gitmeli midir?
Hayır, böyle bir durumda kişinin ilk yapması gereken şey hemen Allah‟a
yönelerek kendi kendini tedaviye başlaması, durumu ağırlaşacak olursa da rukye
yapan birine başvurmasıdır.
Zira psikiyatristlerin tedavi ettikleri hastalıkların büyük çoğunluğu şeytanlardan
kaynaklanan hastalıklardır ve onlar zaten bunu kabul etmedikleri için hastalığın
gerçek nedenini değil, sadece belirtilerini tedavi işiyle uğraşırlar. Bu tür tedaviler
sonucunda ilaç bağımlısı olmuş ruh hastaları ikinci bir musibetle müptela olmuşlar
demektir.
Psikolojik bir sorunun kaynağını tam olarak tespit etmek zordur. Böyle bir sorun
şeytanın etkisi, hastayı korkutması, endişeye düşürmesi, uykusuz bırakması ve
depresyona sokmasıyla gitgide büyür. Psikolojik hastalıklar, büyü ve nazar gibi
sebeplerden doğan ruhsal hastalıklara nispetle çok azdır. Pek çok bedensel
hastalığın sebebi de şeytanlardır. Ümmetin yarısından fazlasının ölümü nazar
sonucudur ama çoğunluk bu gerçeğin farkında değildir.
Kavramamız gereken nokta şudur: Çağdaş tıp kuşkusuz yararlıdır ve herkes ona
muhtaçtır. Günümüz tıbbı, halk tababetinin bir uzantısı ve geliştirilmiş halidir.
Dolayısıyla çağdaş tıbbın her alanından faydalanmak güzeldir. Ancak bir Müslümanın
hastalıkların gerçek nedenlerini görmezlikten gelmesi doğru olmaz. Özellikle de
çağdaş tıbbın, gerisinde yatan nedenleri tespit edemediği durumlarda, bu nedenleri
bilebilen hasta şifaya kavuşacaktır.
Pek çok kan, lenf, sinir, tiroit, hormon, damar hastalıkları ile genel olarak
bağışıklık sistemi ile ilgili hastalıklar, mikrobik ve virütik hastalıkların gerisinde
şeytanlar yatar. Bu tür hastalıklardan sadece küçük bir kısmı sebebi açık olarak
bilinebilir hastalıklardır.
Kısırlık, tansiyon ve yaşlanmayla ilişkili olmayan şeker hastalıklarının
çoğunluğunun nedeni de yine şeytanlardır.
Aynı şekilde, sebebi belli olmayan çarpıntı ve yüksek nabız atışı gibi kalp
rahatsızlıklarının gerisinde şeytanlar vardır.
Aniden ortaya çıkan pek çok hastalıkta, şeytan bağışıklık sisteminin zayıfladığı
anı gözler. Sürpriz bir biçimde hastalık ortaya çıkar ve akıl almaz bir hızla ilerler.
Bir hastalık anında hastanın her iki yönde tedaviden yani hem tıbbi hem de rukye
yoluyla tedaviden yararlanması hikmete uygun düşecektir. Ama böyle bir durumda
temel sebebi ortadan kaldırmaya yönelik tedavinin ağırlıklı olması gerekir. Ayrıca
kanser tedavisindeki kimyevi ilaçlarla rukyeyi bir arada uygulamak gibi, uyumsuz iki
şeyi bir araya getirmemek gerekir. Kimyasal tedaviyle rukye asla bir arada
uygulanmamalıdır. Bir diğer dikkat edilmesi gereken nokta da, psikolojik tedavinin
rukyeden daha ağırlıklı olmamasıdır.
Bazı büyü ve çarpma durumlarında etki dışarıdan olur ve çoğunlukla insanda
zaten var olan karînin zorla kullanılması yoluyla olur.
Bazı kanserler nazar sonucunda oluşur ve görevi içerideki karîn üstlenir. Bu tür
çoğunlukla ya küçük yaşlarda ya da yaşlılarda görülür.
Bakara Suresi‟nin ilk otuz ayeti, büyü ile ilgili ayetler, Yâ Sîn Suresi, dualar,
sığınmalar, meyankökü ve sedef otu yağı cini yenik düşürecektir.
Midedeki Hızlı Nabız Atışı
Bazıları bunun büyüyü gösterdiğini söylese de bu doğru değildir. Hızlı nabız
atışının nedeni sinir sistemindeki şiddetli gerilimdir. Cinler organları genellikle sinirler
yoluyla etkilerler ve bu yolla herhangi bir organı işlevsiz bırakabilirler. Organlara ait
tüm sinirler omurga içinden geçen omurilikten dallanırlar. Bu nedenle, tüm ruhsal
hastalıklarda omurganın okunmuş yağla yağlanması son derece etkilidir. Bu işlem
cinin faaliyetlerini iptal eder.
Özellikle de bir bölgede düğümlenme ve sertlik varsa omurganın ve o bölgenin
yağlanması gerekir. Zira cin burada o organı etkilemek üzere toplanmış ve
yoğunlaşmış demektir. Hastaya omurga tarafından başlayıp da vücudun herhangi bir
yerine uzanan bir ağrı olup olmadığı sorulur. Böyle bir ağrının bulunması durumunda
sırtta bu bölgenin yağlanması gerekir. Bu yağlama işlemi söz konusu organın
tedavisine çok yardımcı olur. Vücuttaki sinirlerin uzantılarını gösteren bir resim elde
edebilirsek eğer, hangi sinirlerin omurganın hangi noktalarından uzuvlara uzandığını
görebiliriz.
Rukyeye gelince, o tedavideki en önemli işlemdir. Özellikle de içinde duanın ve
tekrarın çok olduğu, geceleri kalkıp Allah‟a yakınlık maksadıyla okunan Kuran
etkilidir. Bakara, Âl-i İmran, Enam, Araf, Tâ Hâ, Kehf ve Yâ Sîn sureleri ve aslında
Kuran‟ın tamamı etkilidir, hayır ve berekettir. Okuma açıktan ve güçlü bir sesle
olmalıdır. Okuma esnasında kendini kötü hissedersen korkma, çünkü şeytan güçlü
bir sesle okuyan kimseyi Allah‟ın izniyle, okuma esnasında etki altına alamaz ya da
bayıltamaz. Namaz esnasında baş dönmesi hissedersen oturarak devam et. Bu gibi
durumlar hastanın ısrarı ve sabrı sonunda kaybolur.
Mide Ağrısı
Mide ağrısı ille de sihrin varlığını gerektirmez. Ama çok az durumlar dışında
ruhsal hastalıklarda genellikle mide ağrısı bulunur. Ruhsal hastalıklardaki mide
ağrılarının çoğu, sebebi ne olursa olsun vücutta cinin varlığını gösterir. Rukye
esnasında ya da rukyeden sonra mideden safranın çıkması cinin eziyetlerinden
biridir. Bazen hasta birkaç gün yemek yiyemez.
Midenin giriş kısmı da cinin hedeflerinden biridir. O burayı tıkayarak olabildiğince
uzun bir süre büyü maddesini burada tutmaya çalışır. Bu yüzden zamanla burada
iltihap oluşarak en küçük bir sebeple bile tekrar eder.
Şeytanın bu eziyetleri hastayı daha kolay kontrol edebilmek içindir. Mide ağrısı
bulantıya neden olur ve okuma işlemi üzerinde yoğunlaşmaya engel olur. Bazen
hasta okumanın başlangıcında esneme ve uyuklamayla karşı karşıya kalır. Bu da
şeytanın onu engellemek için kullandığı şeylerden biridir.
Büyü durumlarında genellikle cinlerin güçlüleri görevlendirilirler. Cinler tabi ki en
baştan mideye yerleşip de kendilerini okunmuş ilaçlara ve sulara maruz bırakarak
helak edecek kadar aptal değillerdir.
Hastaların mide ve bağırsak ağrılarından şikayet etmeleri durumunda ve özellikle
de bağırsak şikayetlerinde zeytinyağı çok etkilidir. Zeytinyağı bağırsakta güçlü
kasılmaların oluşmasını sağlar. Ancak onu düzenli kullanmaya başlamadan önce az
miktarlarla deneme yapmak gerekir. Zira bağırsaktaki her ağrının sebebi cin
olmayabilir. Bu durumda zeytinyağını kullanmak hastayı yoracaktır.
Burada şu iki şeyin yerine getirilmesi zorunludur:
1- Bir doktora başvurarak ağrıyı giderecek ve özellikle de mide ağzındaki iltihabı
tedavi edecek ilaç kullanmak.
2- Mide bulantısı ve kusma isteği hissedip de bunu yapamadığında evdeki
herhangi birinden avuç içiyle sırtına mide hizasında vurmasını iste. Vurulduğunda
bulantının arttığı ve güçlü bir vuruşa tahammül edemediğin nokta doğru noktadır.
Vuruşların hafif ve peş peşe olması, midedekiler boşalana dek yahut büyük bir
bardak meyan kökü içeceği hazırlanana dek, on beş dakika kadar devam etmesi
gerekir. Bu vuruşların ardından hemen meyankökü içildiğinde büyü maddesi ya
kusma ya da ishal şeklinde çıkacaktır.
Kuran ile tedavi sabır ve tahammülle bir takım aşamaların birer birer aşılmasını
gerektirir. Şüphe, korku ve tereddüt sahibi ile uygunsuz bir sebebe kalbini bağlayan
ya da buna benzer tedaviye engel şeyler kendisinde bulunan kimse bunda başarılı
olamaz.
Şunun anlaşılması gerekir: Ruhsal hastalıklar ruhla ve nefisle ilgilidir ve bu
musibetler insana en çok acı veren musibetler arasındadır. Bu durumda olan kimse
sağlıklı kimselerden daha farklı bir alemde yaşar. Başa gelen bu durum Allah‟ın bir
kazası ve kaderidir. Dolayısıyla, bu kadere teslim olmak ve tüm kalbiyle rıza
göstermek gerekir. Bundan kaçış ve kurtuluş olmadığına göre, en güzeli Allah‟ın ipine
sımsıkı sarılmak ve meşru vesilelerle tedavi olmaktır. Meşru sebepler diyoruz, çünkü
tecrübeler bize öğretmiştir ki, istenene ulaşmanın en kısa yolu bu meşru vesilelerdir.
Hasta Allah‟ın fazlına günahla birlikte kavuşulamayacağını aklından çıkarmamalıdır.
Allah‟ın fazlına ancak taatle kavuşulur ve tüm belalar bu konuda imtihan içindir.
Şeytan ise her hastayı, ertelemek ve ağırdan almak için aldatmaya çalışır ve
masiyete teşvik eder. Kişi masiyete düştüğünde ise „Ben senden beriyim!‟ der.
Ruhsal Hastalıkların Tedavisinde Bitkiler Etkili midir?
Bitkilerin cinler üzerinde büyük etkileri vardır. Bunların ruhsal hastalıkların
tedavisinde kullanılması, vücutta kullanıma engel herhangi bir rahatsızlığın bulunup
bulunmamasına bağlıdır.
Bitkiler iki amaçla kullanılırlar:
1. Cinin faaliyetlerini engellemek için.
2. Bedene musallat olan cine eziyet vererek onu yıldırmak için.
Bu konudaki bilgiler tecrübe ile ve bu konuda uzman olan kimselerden tevatüren
aktarılan şeylerle elde edilir.
Cinlerin bazı bitkilerden kaçması şaşırtıcı değildir. Çünkü sidr ağacı gibi bazı
bitkiler onlar için zehirli ve acı vericidir. Onlar bu ağaca yaklaşamazlar. Hasta ağaca
yaklaştığı takdirde sebebini anlayamadığı şiddetli bir sıkıntı hisseder ve bazen bulantı
oluşur. Kâfûr da böyledir. Onlar buna karşı direnemezler.
İşte bu nedenle ölü sidrle yıkanır ve kâfurla yağlanır. Böylece çürüyene dek
şeytan cesede yaklaşıp ona dokunamaz.
Bazı Güçlü Cinlerin Tasallutları
Cinlerden bir tür, hastayı ve onun aklını şaşırtıcı biçimde kontrol altına alabilir,
onun basiretini köreltip, başlangıçta güçlü ve aralıksız bir tedaviye ihtiyaç oluşturacak
şekilde hastalanmasına neden olabilir.
Bu durumda hasta
1- Sidr otu suyuyla ve eğer bulunabiliyorsa defneyaprağı ve sedef otu ekstresiyle
bol bol yıkanmalıdır.
2- Meyankökü, safran ya da hıltît içmelidir.
3- Hastanın üzerine Bakara ve Âl-i İmran sureleriyle Duhan suresi ve Araf
suresinin 176. ayetiyle Nuh suresinin 7. ayeti okunmalıdır.
Hastayla Birlikte Yaşayanların da Hastalıktan Etkilenmeleri
Hastanın bilmesi gereken önemli şeylerden birisi de, birlikte yaşadığı ev halkının
küçük büyük hepsinin de bu hastalıktan etkilenecekleri ve sanki hastalarmış gibi
onlarda da belirtiler oluşacağıdır. Ama buna çok önem verilmemeli ve hasta olan kişi
kendi durumuna önem vermelidir. Evde etkilenen herkesin de bir süreliğine, üzerine
okunmuş yağ ve su kullanmaları yeterli olur. Bu esnada belirtilerin çoğu ortadan
kalkar. Tabi bunu söylerken ille de gerçek anlamda hasta olan kişi tek kişidir,
demiyorum. Sadece şeytanın bu tür hilelerine karşı uyanık olalım diyorum.
Evde bir hasta bulunduğunda bundan en çok etkilenenler buluğ çağının altındaki
çocuklar olacaktır. Belirtilerin ortaya çıkmasından sorumlu olan bu kişilerdeki
karînlerdir. Gerekli sığınma duaları yapılarak ve çocuklara sabah akşam zikirleri ve
yatmadan önce yapılacak dualar ve sığınmalar öğretilerek, okunmuş yağ ve su
kullanılarak bunlardan kurtulabilinir.
Uyku Esnasında Konuşmak
Uykuda konuşmak ortada bir hastalık bulunduğuna dair güçlü bir delil sayılmaz.
Aynı şekilde rüyalara ve uyku esnasında meydana gelen şeylere dayanarak bir
hastalık bulunduğuna karar verilmez. Teşhiste asıl olan uyanıklıkta meydana gelen
belirtilerdir. Kuran‟dan, ezandan ve çok zikirden dolayı sıkıntı duymak, namazı terk
etmek ya da kısa kesmek (bunlar özellikle ilk zamanlarda olur), zihni dağınıklık,
dikkat toplayamama ve bilinen diğer belirtiler. Uykuda konuşma vs. ise yorgunluktan
ya da bir şeyi çok tekrarlamaktan vs. olabilir. Uykuda ve uyanıklık anında kendi
kendine konuşmak veya bazı rüyalar karînden kaynaklanabilir.
Bu konuda asıl dikkate alınması gereken şeyler ise, cinsel rüyalar, yüksekten
düşme hissi, tehdit, uyku esnasında yürüme gibi durumlardır. Bu vb. şeyler hastalık
durumuna dair güçlü işaretlerdir ama yine de bu konuda kesinlik ifade etmezler.
Rüyada görülen hayvanlara gelince, bunları sağlam insan da görebilir ve
bunların rüya aleminde yorumları vardır. Hastalık göstergesi olan bu tür rüyalarda ise
görülen hayvan cinden kaynaklanır, tek çeşit olur ve tekrar tekrar görülür. Rüyada bu
hayvan kişiye ya saldırır ya da yakınlık gösterir. Özellikle de kişi Kuran‟dan uzaksa ve
rukye okumuyorsa güzel şekillerde görünür.
Karabasan
Uykuda üzerine bir şeyin çöktüğü hissedilir, nefes kesilir, seslenmeye ve hareket
etmeye güç yetirilemez, boğulacakmış gibi hissedilir.
Bunun sebebi içerideki ya da dışarıdaki cindir.
- Eğer sebep içerideki cinse, bu durum cinin hastanın vücuduna mide
yoluyla bir şey sokmaya çalıştığını gösterir. Bu an cin için çok tehlikelidir. O
esnada birisi bilmeden Kuran veya ezan okusa ona büyük bir zarar
verebilir.
- Eğer sebep dışarıdaki bir cinse, vücuda girmeye çalışıyor demektir. Bu
durumda kişi cinin nefesini ya da kokusunu duyabilir. Bu durumda
hastanın, dili dönmeyeceği için kalbinden ayetelkursi veya nas ve felak
surelerini okuması ya da tekrar tekrar tekbir getirmesi gerekir. Cinin başarılı
olduğunun göstergesi hastanın uyanamayıp kendinden geçmesidir. Bu
durumda cin bedene girmiş demektir. Aksi takdirde kişi uyanır.
Bu duruma düşmemenin yolu uykudan önceki duaları okumak ve avuçlara
üfleyip vücudu meshetmektir. Eğer dualar okunur ama vücut meshedilmezse,
kâbustan kurtulmak mümkün olmaz. Herkesin vücudu meshetmenin gerekli
olduğunu öğrenmesi zaruridir. Vücudunu okunmuş yağla, miskle, gül yağıyla, kâfurla
veya başka bir şeyle yağlayana ise Allah‟ın izniyle hiçbir şey olmaz.
Çok yemek yiyip yatan, kan dolaşımını engelleyecek biçimde sağlıksız şekilde
yatan, tansiyon sorunu veya solunum güçlüğü olan kimselerin uyku esnasında
hissettikleri tıkanma ve sıkıntıların ise bahsettiğimiz durumla ilgisi yoktur.
Hıltît
Hıltît bir ağaç salgısından ibarettir. Sıcak yapılı bir maddedir ve pek çok hastalık
için panzehir niteliğindedir. Bazılarının zannettikleri gibi zararlı bir madde değildir.
Suda çözünür ve süt gibi olur. Zaten kullanım şekli de budur. Rengi sarıdır ve
içinde kırmızılıklar oluşur. Siyah olanı tedaviye uygun değildir ve kullanılmamalıdır.
Bu madde cini gerçekten zayıflatır ve faaliyetlerini ortadan kaldırır. Özellikle de
solunum organları üzerinde faydalıdır. Kendisine nazar değdiği için balgam düzeyi
artan kimse Allah‟ın izniyle bu madde yoluyla sağlığına kavuşur. Özellikle astımı olup
da kortizon kullananlar için faydalıdır.
Bu madde görme zayıflığı, işitme zayıflığı, sinir zayıflığı gibi cinin bedende uzun
süre kalması sonucu meydana gelen rahatsızlıkları durdurur. Gözdeki sarılığı giderir,
bayılma nöbetlerini azaltır ve bazen tamamen keser.
Hıltît hamilelerde çocuğun düşmesine ya da ölmesine neden olabilir. Süt
çocukları gibi, bünyesi zayıf olanlarda da kullanılmamalıdır. Çünkü bu madde çok
sıcak bir maddedir ve çocukta ateş, kusma ve hatta ölüme götürecek ağır hastalıklara
sebep olabilir.
Bazıları bu maddeyi kokladıklarında şakaklarında ağrı hissederler. Bu durumda
ya bu maddeyi kullanmamalıdırlar ya da beraberinde –her birinden birer tatlı kaşığı
olmak üzere- nar kabuğu ile birlikte menekşe özü kullanmalıdırlar.
Yumuşak Bir Üslup ya da Tehdit Üslubu Cinler Üzerinde Etkili midir?
Tedavide şeytanlara karşı yumuşak bir üslup kullanılması büyük bir hatadır.
Bunu bana tedavi işiyle geçirdiğim seneler boyunca yaşadığım tecrübeler öğretti.
Aynı şekilde tehdit üslubunun da faydadan çok zarar verdiğini gördüm. Şeytan
bundan çok hoşlanır, çünkü bu durum ona rukye yapanın yokluğu esnasında hastaya
eziyet etme fırsatı yaratır. Hastanın ve tedavi edenin inancını bulandırma, kibir ve
kendini beğenme, iman nurunu söndürme yolunu açar. Kendi kendine sahip olma
gücünü zaten kaybetmiş olan hastanın kalbi bu kabadayılığa bağlanır.
En doğru tutum ise, şeytanı hiç muhatap almayıp onunla hiç konuşmamaktır.
Eğer o konuşacak olursa onu kuvvetle azarla, seninle savaşacak olursa sen de
onunla savaş ama “düşmanla karşılaşmayı temenni etme.” Zulmü ortadan
kaldırmada senin görevin kıraate devam etmek ve tedavi için gerekli olan meşru
vesileleri kullanmanın yanı sıra, şeytanın saldırısı durumunda ona karşı ne
okuyacağını ve ne tür ilaçlar kullanacağını kendisine bildirmek suretiyle, hastaya
onunla nasıl savaşacağını ve onu nasıl cezalandıracağını öğretmektir.
Öyle bir an gelecektir ki, o kendi kendine ve alçalmış olarak çıkmak istediğini ilan
edecektir. O anda okumayı hiç kesme ve onun sözlerine iltifat etme. Şeytan vücuttan
nasıl çıkacağını bilir, senin ona öğretmene ihtiyaç yoktur.
Rukye Yapanların Eziyete Maruz Kalmaları:
Rukye işiyle uğraşanlar bazen şeytanlar tarafından eziyet görürler ve bu nedenle
pek çoğu tedaviden vazgeçer.
Bunun en çok meydana geldiği durumlar, sihirle ilgili olan durumlardır.
Bunun nedeni sihre hizmet eden şeytanlar ile insanlardan ve cinlerden olan
büyücülerin çokluğudur. Büyü aleminde gerçekleşmiş bir büyünün, herhangi birinin
girişimiyle başarısız olması kabul edilemez bir durumdur. O büyünün her gün
yenilenmesi gerekse bile, büyünün başarılı olması için uğraşılır. Şaşırtıcı olsa bile bu
bir gerçektir. Büyücü vaat ettiği süre boyunca bu büyüyü başarılık kılmak ve sözünü
yerine getirmekle sorumludur.
Büyü aleminde büyü bir akittir ve şartları vardır. Kimi büyünün süresi bir ay iken
kimininki altı ay, bir sene yahut ömür boyudur. Her birinin de kendine göre bir karşılığı
vardır. Büyü aleminde büyünün çözümü aynı akit şartlarını taşıyan beyaz büyüyle
olur. Ama yine büyü aleminde büyü akdinin ya da kara büyünün beyaz büyüyle
çözülmesi vaki değildir. Bunun aksini söyleyen yalan söyler!
Çile ve mücadeleye gelince, herhangi bir koşulun içinde bulunan kimsenin
şikayetlenmek yerine, karşılığını Allah‟tan bekleyerek sabretmesi gerekir. Allah‟a itaat
uğrunda karşılaşılan imtihanlar çeşit çeşittir. Allah yolunda savaşmak, davet,
emribilmaruf ve nehyianilmünker bunlar arasındadır. Örneğin, dul bir kadının
çocuklarını yetiştirmesi bir cihattır. Nitekim çocukların eğitimi vb. şeyler başlı başına
bir cihattır ve bununla meşgul olanın sabretmesi ve söylenmemesi gerekir.
Bu gibi şeylerle uğraşanların yolunda düşmanlar vardır. Bazen kadın kendisini
aldatarak doğru tutumdan uzaklaştırmaya çalışanlarla karşılaşır. İyiliği emreden
kimse kendisiyle mücadele edenlerle karşılaşır. Allah‟a davet, üzerine güller serpilmiş
bir yol değildir, bilakis bu yol dikenlerle doludur. Ama o Rasul‟ün ve diğer
peygamberlerin yoludur. Bu gerçeklerin iyi anlaşılması gerekir. Allah‟tan alınacak
ecirler zorluklarla kuşatılmıştır. Dünya ise bir imtihan yeri ve mü‟minin zindanıdır.
Bunu anlayıp buna göre hareket eden amacına ulaşır. Allah cümlemizi hayırlara
ulaştırsın.
Bazı Büyücüler Neden Asa Kullanırlar ve Bazıları Bununla Yılanları
Deliklerinden Çıkarabilirler?
Tabi ki bu onların kerametlerinden değildir. Onlar bunu yapmak için bir tür büyü
kullanırlar. Bu şekilde yılanları getirir ve kullanırlar. Her birinin bunu yapmak için farklı
bir metodu vardır.
Kimi sopasız yılanları çıkaramaz, çünkü o sopaların hadimleri vardır. Bu olay
Hindistan‟da çok yaygın ve meşhurdur. Her sopa bunu yapmak için uygun değildir.
Özellikle bunların belli ağaçlardan yapılması gerekir. Ben burada bu ağaçların
adlarını zikretmek istemem.
Kimi belirli bir bitkiyi yılan deliğine koyarak onları çıkarır, kimisi ise bunun için
bazı müzik nameleri çalar.
Bazıları üzerine sihir azimetleri okunup yağlanmış herhangi bir sopa kullanırlar.
Karşıdaki kişi aynen Musa (as) döneminde olduğu gibi onu hareket eden canlı bir
yılan gibi görür.
Dünyadaki cinler aynen bazı haşeratlar ve kurtlar gibi yeraltında olurlar ve onların
delikleri vardır. Daha çok hareket ettirilmesi zor taş ve kaya yığınlarını tercih ederler.
Gün boyu buralarda durur, güneş batmaya başlayınca onlar da buralardan çıkıp
dağılmaya başlarlar. Güneş tekrar doğana kadar dışarıda dururlar. İçlerinden güçlü
olan bazıları kuşluk vaktine kadar da durabilirler. Cinlerin bir kısmı dağlarda bir kısmı
da çöllerde yaşarlar. Kabirlerde kalanları da vardır. Bunların cesetlerle beslendiği
söylenmiştir. Bu doğru olabilir, zira bilindiği gibi ölüyü sidirle yıkamak ve kâfurla
yağlamak sünnettir. Bunların her ikisi de cinlere eziyet veren maddelerdir ve onlar bu
maddelerle bunların ağaçlarına yaklaşamazlar. Hastanın rüyasında fare şeklinde
gördüğü cinlerin çoğu genellikle kabirlerde yaşayan cinlerdir ve bunlar tuzdan çok
etkilenirler.
Ruhsal Hastalıklara Neden En Çok Kadınlar Yakalanmaktalar?
Kuşkusuz insanın çevresindeki insanlarla olan birlikteliği ve ilişkileri onun maddi
ya da manevi pek çok sorunla karşılaşmasına neden olmaktadır. Meseleye ruhsal
hastalıklar açısından bakacak olursak, bunların çoğunun nedeninin de bu birliktelikler
olduğunu görürüz. Örneğin, çeşitli toplantılara ve kutlamalara insanlar süslenerek ve
en güzel kıyafetlerini giyerek giderler. Böylece kendilerine insanlar ve cinler
tarafından nazar değmeye açık duruma gelirler. Nazardan kurtulmanın kuralı
güzellikleri örtmektir. Bu da çeşitli şekillerde olur. Ya bu güzelliklerden bahsetmekten
kaçınılır ya bunlar örtülerek gizlenir ya da olduğundan daha az gösterilir. Ama en iyisi
bu konuda Allah‟a tevekkülü terk ettirecek kadar aşırı gitmeyip orta bir yol tutmaktır.
Dans ve eğlence yerleri gibi günah işlenen mekanlara gelince, kendisine cin
musallat olanların çoğunun buralarla ve dansla ilişkisi olduğu dikkatimi çekmiştir. Bu
konuda bir genelleme yapmak istemem ama geçmişte içinde bulunmuş olduğum
ortamdan dolayı bunu inkâr da edemem.
Müzik ve eğlence masiyetin davetçisi ve şeytanın aldatma aracıdır. Bunlar
yoluyla şeytan insanın kalbine yol bulur ve orayı ifsat ederek insanları masiyete teşvik
edip onları Allah‟ın zikrinden ve Kuran dinlemekten alıkoyar.
Heavy-metal gibi bazı müzikler kişiyi tamamen kontrol altına alarak onu bir tür
histeri ve kendinden geçme haline sokar. Böyle bir durumda siz ne olmasını
beklersiniz??
Öyleyse bu gibi şeyleri terk ederek kalpler için şifa olan Kuran‟ı dinlemeye
yönelelim. “O, iman edenler için hidayet ve şifadır.” O, şeytanın vesveselerini ve
bozuk düşünceleri bertaraf eder. Kuran dinleyenin kalbine sükunet ve huzur iner.
“Kalpler ancak Allah‟ın zikriyle huzur bulur.”
Ruhsal hastalıklar kafirler arasında da mevcuttur. Onların kliniklerinin bu tür
hastalarla dolup taşması bu gerçeğin ispatıdır. Ancak hevalarının peşinde hiçbir sınır
tanımadan koşan öyle insanlar vardır ki, bunlarla ne şeytanların ne de büyücülerin işi
vardır. Bunların çoğunluğu aslında hasta konumundadırlar ama şeytanlar onlara
zarar vermezler. Zira onlar zaten sapık bir yoldadırlar ve şeytan onların bu yolda
kalmalarını istediği için onlara dokunmaz. Bu yüzden de bir müslümanda görülen
hastalık belirtileri onlarda görülmez. Ta ki, onlar Allah‟a dönmeye karar verene kadar.
Bu gerçekleştiğinde hasta oldukları ortaya çıkar.
Çocuklarda Nazar
Çocuklarda nazar değmesi aşırı hareketlilik, yaramazlık, saldırganlık gibi
şekillerle kendini gösterir.
Bu durumdaki çocuk yanında okunan her zikirden etkilenir ve hemen uykuya
dalar. Eğer şiddetli bir nazar söz konusuysa, çocukta garip hastalıklar ortaya çıkar.
Bir süre sonra bu hastalıklar tedaviye cevap vermez hale gelir. Eller ya da ayaklar
gibi, bedenin herhangi bir organında gelişme bozuklukları oluşabilir ya da bir organın
gelişimi tamamen durabilir. Bazen şeker hastalığı yahut ciğerlerde su keseleri oluşur.
Böyle bir durumda yapılması gereken şey Bakara Suresi‟nin yağ üzerine okunup
çocuğun baştan aşağı omurgasının, göğsünün, şakaklarının ve karnının alt kısmının
bu yağla ovulması ve okuma işleminin haftada bir tekrarlanmasıdır.
Eğer çocuk içebilecek yaşta ise 200 gr çörekotu iki litre kadar suda kaynatılıp
okunmuş bal ile tatlandırılarak çocuğa her altı saatte bir 100 ml içirilir. Balın üzerine
nazar ayetleri yedi kez tekrarlanarak okunmuş olmalıdır. Bu yolla çocuğun durumu git
gide düzelecektir inşallah.
Çocuğun hastalığı düzelme gösterene kadar üzerine rukye okunmaz. Vücudu
güçlenip direnç bulduktan sonra anne babadan birisi veya herhangi bir yakını ona
rukye yapmaya başlar.
Eğer çocuk yukarıdaki terkibi içemeyecekse, yediği mamaların ya da besinlerin
üzerine okunur. Bu da aynı şekilde yağ ile birlikte hızla fayda verir.
Ancak çocuklarda meydana gelen rahatsızlıkların çoğu karînden kaynaklanır. Bu
durumda okunmuş yağ ve okunmuş su yeterli olur. Hastalık durumlarının çoğu ise
buluğla birlikte ve bu dönemin başlamasından sonraki beş senede olur. Bunun
dışında hastalık durumu nadir görülür. Bu da Allah‟ın bir rahmetidir elbette.
Çocuklarda görülen hastalıkların çoğu ise nazardandır.
Emziren Bir Anne Yedirilen ya da İçirilen Bir Büyüye Maruz Kalırsa, Emen
Çocuk Bundan Etkilenir mi?
Hamilelerde etkisi kana geçmiş olan bir büyü kuşkusuz çocuk üzerinde de
etkilidir. Özellikle de vücuttaki bir takım hormonların salgılanması büyü nedeniyle
azalmışsa… Rahimde olan büyü ve koklanarak gerçekleşmiş büyü de böyledir.
Şu var ki, tüm bu etkiler Allah‟ın izniyledir. Kuşkusuz şeytan Allah‟ın yaşamasını
dilediği bir cana etki edemez. Bu ister cenin olsun, ister emzikli çocuk isterse bir
başkası.
Cenin, üzerine okunan kimsenin vücudundaki kasılmalardan ve bayılmadan da
etkilenebilir. Yine, çörekotu, meyankökü, sedef otu, hıltit gibi, tedavi için kullanılan
bitkiler ve buhurlar da cenini etkiler. Bunların her birinin farklı düzeyde etkileri vardır.
Bu yüzden en iyisi hamilelerin vücudu düzenli biçimde zeytinyağıyla yağlamakla
yetinmeleridir.
Emen çocuk ise kullanılan ilaçlar ve zehirli maddeler gibi annenin kanına karışan
şeylerden daha az da olsa etkilenir. Ancak bu etki de önemlidir. Nitekim eskiden
emen çocukları anneye verilen ilaçlarla tedavi ederlerdi.
Yapılan büyü emen çocuğa direkt etki etmez. Ama büyüden dolayı annenin
vücudundaki salgılar doğal seyrini kaybedeceği için çocuğun beslenmesinde olumsuz
etkiler olabilir. Ayrıca sihirle görevli şeytanın çocuğa eziyet edip ağlamasına sebep
olması mümkündür. Bu yüzden çocuğun üzerine sığınma dualarının sabah ve akşam
düzenli olarak okunması gerekir.
Tedavide Rüyaların Rolü
Şeytanın hilelerini bertaraf etmede rüyalara dayanmak uygun olmaz. Ama rüyalar
yoluyla Allah bazen hastaya yol gösterir ve ona faydalı olacak şeylere kendisini
iletebilir. Aynı şey rukye yapan için de geçerlidir. Kısacası, rüyalar şer‟î anlamda
bağlayıcı değildirler ama yol gösterici olabilirler.
Hasta dilerse Nebi‟nin (sallallahu aleyhi ve sellem) yaptığı gibi yapar ve Allah‟tan
kendisine yol göstermesini ister. Allah da dilerse onun duasına karşılık verir.
Şunu anlamamız gerekir ki, tedavi esrarlı bir iş değildir. Bilakis o bir tecrübe işidir
ve onu gerçekleştirirken şeriatın genel maksatlarına uygun hareket edilir. Ama
rukyede öyle incelikler vardır ki, ilim ehlinin kullandığı yöntemlerle bu incelikler
kavranamayabilir. Nitekim herhangi bir tedavicinin, deneyiminin azlığından dolayı bir
başkasının uygulamalarını kabul etmediğini görebiliriz.
Bazen rukye konusunda deneyimi olmayan herhangi bir ilim öğrencisinin bu
konuda araştırmalar yaparak yol gösterdiğine tanık oluruz. Ama bu kişinin, şeytanın
hastaya yönelik kötülüklerinden ve zararlarından haberi yoktur. Bu nedenle sadece
kıraatle yetinir ve hastanın maruz kaldığı eziyetleri nasıl defedeceğini bilemez.
Bundan dolayı diyoruz ki, rukye ilmi kolay bir ilim değildir. Rukye yapacak
kimsenin bu ilmi bu konuda usta olan birinden öğrenmesi gerekir. Rukye işinde iyi
olan kimseler ise bu konuda çok yönlü bilgiye sahip olan, cinlere nasıl muamele
edileceğini, onların eziyetlerinin nasıl def edileceğini bilen, hastaya yardımcı olacak
olan bitkisel tedavi konusunda bilgisi olan, takva, vera ve yakin sahibi kimselerdir. İyi
rukyecinin özelliklerinden birisi de bu işe sokulmuş batıl ve garip tutumları bilerek
bunlardan uzak durmaktır. Çünkü bu kapı şeytan için açık bir kapıdır. O bu yolla
insanları batıla sevk eder ve Allah dileyene kadar onları kısır bir döngü içerisinde
bırakır.
Tedavi yöntemlerinin çoğu için özel bir şeri delil yoktur. Ama bunlar Kitap ve
Sünnet‟te mevcut genel deliller çerçevesine dahildir. Bazı aşırılıklar sahibini bilmeden
doğru yöntem dışına çıkarabilir. Bazı tedavi yöntemlerinde ise direkt olarak dinin
kurallarına aykırılık söz konusudur ve bu yöntemlerden kaçınılması gerekir.
Kimileri tedavi işiyle uğraşırlar ve deneyimleri nedeniyle insanlar ondan
faydalanırlar. Ama bu kimselerin bu konudaki ilimleri azdır. O takdirde bu kimsenin bu
konudaki ilmini artırması gerekir. Zira oruç, hac gibi herhangi bir ibadete yönelen
kimsenin bu konuda gereken bilgileri edinmesi üzerine nasıl farzsa, o kimsenin rukye
konusundaki bilgileri edinmesi de üzerine öyle farzdır.
Hiçbir tecrübesi olmadığı halde tedavi işiyle uğraşan kimseler de vardır. Şunu
unutmamak gerekir ki, ilmi olmadan irşada kalkan kimse günahkar olur.
Unutmayalım ki, cinler alemi gaybî ve etrafı çevrili bir alemdir. Hiç kimse bu alemi
çevreleyen engeli tamamıyla delemez. Bu yüzden bu konudaki yorumların çoğu

zannı galibe dayalıdır. Eğer bu konudaki herhangi bir yorum dinin bir aslına ters
düşmüyorsa, o konuda tevakkuf edilir.
Depresyon
Depresyonun sebebi nazardır, ama güçlü bir nazardır. Depresyon bir anda
meydana gelmez. Nazarın etkileri başlangıçta katlanılabilir ve direnilebilir miktardadır.
Ama uykusuzluk ve endişe durumları baş gösterip de tedavisi yapılmazsa zamanla
hastalık kişiye galip gelir.
İnsanlardan sadece bir kısmının hastalığı depresyon aşamasına gelir. Az bile
olsa günlük zikirlerini yapan diğer bir kısım bu aşamaya gelmezler. Onlardaki stres
düzeyi düşük olur ve depresyon haline girmezler. İşte sabah ve akşam zikirleriyle
Kuran okumanın faydalarından birisi burada kendini gösterir.
Kişide hastalık belirtileri baş gösterdiğinde karîn bunu kullanır ve ruhtaki
zayıflama sahibini büyük bir çöküntüye doğru sürüklemeye başlar.
Eğer başka bir cinin musallat olması durumu yoksa, olayın seyri böyledir.
Işık parlamaları görmek, hafıza kaybı, konuşurken saçmalamak gibi durumlar
sanıldığı gibi cinden değildir. Bu gibi durumların nedeni bedenin kimyasında
meydana gelen bozukluklardır ve bu durumda sinir sistemini ilgilendiren salgıların
tekrar düzenlenebilmesi için doktor tedavisine ihtiyaç vardır.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır ki, bu da bu gibi
kimselere rukye yapılmasının onların sıkıntılarını daha da artıracağıdır. Çünkü beden
henüz gerekli salgıların oluşmasında dengeyi sağlayacak güce sahip değildir ve
rukyeden önce bunun sağlanması gerekir. Dolayısıyla, hastalığı bu noktaya gelmiş
kimseye rukye yapılmamalı ve bu kişi öncelikle doktor tedavisi görmelidir. Tedaviden
iki ya da üç ay sonra kendisine rukye uygulandığında Allah‟ın izniyle şifaya kavuşur.
Zorlu bir hastalık olan depresyon, iyi bir tedavi uygulandığında tamamen
geçebilir.
Uyuyamama durumunda şu tedavi uygulanır:
Bir avuç dolusu sidir yaprağı bir litre zeytinyağına katılarak mikserle karıştırılır.
Bu karışıma bir çay fincanı da su katılarak tekrar iyice karıştırılır ve üzerine Bakara,
Yâ Sîn ya da bilinen diğer rukyelerden biri tekrar edilerek okunur sonra yatmadan
önce vücut kullanmadan önce tekrar çalkalanarak bu yağla yağlanır. Bunun
sonucunda kişi uzun saatler boyunca rahat uyumaya başlar. Hastanın hafızası yerine
gelip sesi asli haline dönene kadar –zira bu hastalıkla birlikte ses de değişir- bu
tedaviye devam edilir. Hasta iyi bir duruma geldiğinde artık kendisine rukye uygulanır.
Hasta günde dört-altı saat uyuyabiliyorsa sidire gerek yoktur. Bunun yerine
yatmadan önce papatya çayı içmek yeterli olur. Bu çay uykusuzluğu ve beden
yorgunluğunu giderir.
Telbîne
Nebevi bir ilaç olan telbine ruhsal hastalıklar için en iyi tedavilerden birisidir.
Hasta genellikle tüm duyularında ve uzuvlarında zayıflık hisseder. Solunum
sistemi, hazım sistemi, görmesi, işitmesi, dikkati ve özellikle de tat ve zevk alma
duyusu zayıflamıştır.
Bu durumun en iyi ilacı ise telbinedir. Bu içecek bedene tekrar canlılık katar. İlk
faydası ise hemen sindirim sistemini iyileştirmesidir. Ardından diğer organlar ve
duyular gelir. Beden salgıları düzene girer ve doğal haline döner. Bazıları onun
sadece bir kısım hormonlar üzerinde belirli bir etkisinin olduğunu zannetmekteler.
Gerçekte ise o tüm bedeni etkiler ve ona tekrar canlılık verir.
Telbine yapmanın en iyi yöntemi şudur:
Yarı yarıya su ile karıştırılmış süt ocağa konarak ısıtıldıktan sonra içine, koruyucu
vs. herhangi bir kimyasal madde bulaştırılmamış yani bu işi bilenler tarafından
öğütülmüş arpa unu azar azar katılmaya başlanır ve bir taraftan da karıştırılır. Salep
kıvamı elde edene kadar kaynatılır. Sonra ocaktan indirilerek ılıtılır. Ardından
içerisine bal eklenerek sabah aç karnına, öğlen aç karnına ve akşam yatmadan önce
içilir. Bu işlem haftada üç dört kez tekrarlanır.
Öksürük
Göğsünüzde bir hareket hissettiğinizde yüksek sesle tekbir getirin. Öksürük
genellikle midede çözünen sihir maddesinden ya da çıkması yaklaştığı için mideye
doğru hareket eden cinin bizzat kendisinden kaynaklanır. Bu belirtiler kendisinde
oluşan hastanın kendisine yardım etmesi ve yolu kısaltması için bir rukye yapana
ihtiyacı olur.
Bu safhada en önemlisi cinle konuşmaya ve onu ikna etmeye uğraşmaksızın
rukye okumaktır. Aynı anda hastaya okunmuş gül suyu, safran ya da sade su
içirilmesidir. Hastanın yüzüne ve vücudunun bir kısmına da okunmuş su serpilir.
Aşırı korku hissi şifanın yakın olduğunu gösterir.
Farz namazları kıldığınızda namazdan sonra okunan zikirleri yapıncaya kadar
yerinizde kalın ve bu zikirleri Kuran okuyormuş gibi güzelce okuyun.
Kuran okuduğunuzda bunu işiteceğiniz bir sesle tertil ile ve ayetleri iyice
anlayacak biçimde tekrarlayarak okuyun.
Ruku ve secdedeki tesbihleri onar tane civarında yapın. Tesbihleri tane tane
okuyun, peş peşe birleştirerek okumayın. Ayetleri yine tane tane ve ayrı ayrı okuyun.
Rukuda başınızı kaldırmayın ve sırtınızla aynı hizada olmasına dikkat edin.
Gözleriniz secde yeri ile ayaklarınız arasındaki bölgeden ayrılmasın.
Namazdaki her vacip ve her rükün bu dönemde size yardımcıdır.
Büyünün ve Cin Çarpmasının Tedavisi Geçmişte Nasıldı?
Şunu belirtmek isterim ki, geçmiş nesillerin tedavileri bugünkülerin tedavilerinden
daha hayırlıydı. Hiç kuşkusuz bugünkü rukye yapanlar daha bilgililer ama
geçmiştekilerin anlayışları daha güçlüydü ve cin üzerinde etkili olan yöntemleri çok iyi
biliyorlardı. Bu yüzden de cinleri Allah‟ın yardımıyla vücuttan çok kolay çıkarıyorlardı.
Tedavide buruna çekilecek, içilecek ve vücuda sürülecek şeyleri rukye ile birlikte
kullanıyorlardı.
Onların tedavideki eski yöntemlerinden birisi rukyeye başlamadan önce beş cüz
kadar Kuran okumaktı.
Hastaya günlük olarak altı saat boyunca okunur, ilk devre tamamlanınca
hastanın yüzüne ezan, ayetelkursi, nas ve felak sureleri okunur ve her ayette
üflenirdi. Hastada bir belirti meydana gelirse gereken tütsü koklatılır ve tedavide
kullandıkları içecek ne ise içirilirdi.
Ayrıca onlar cinle hiçbir şekilde konuşmazlar, ona soru sormazlardı. Çünkü
ortada başka bir şey değil, her yönüyle yalnızca bir savaş vardı. Onların cine boyun
eğdirdikleri yöntemleri vardı. İnsanlar onlardan gerçekten çok faydalanırlardı. Ama ne
yazık ki, tecrübelerini anlatan eserler bırakmamışlardır. Bu konuda belki birkaç tane
kitap bulunabilir. Onların da hattı neredeyse okunamayacak hale gelmiştir.
Onlar okuma işlemini hem kendileri hem de hasta ayakta olarak yaparlardı.
İçlerinde kendilerine ulaşıp tanık olduğum bazıları son derece serttiler.
Cinin Sinir Sistemi Üzerindeki Etkisi
Şeytan hastaya sinir sistemi üzerinden etki eder. Ama vücutta dolaşma yolu
kalpten ve insanoğlunun ruhuyla birlikte olur. O hastanın ruhunun ve imanının
gücüne göre o ruhla karışır. Şeytan ruhu insanın kan damarlarında dolaşır. Özellikle
de boynun iki tarafından geçerken insan bu damarlar boyunca elektrik akımı olmuş
gibi hisseder.
İnsan bedeni bir alet gibidir. Ruh bu alet içinde dolaşır ve karargâhı kalptir.
Şeytan buradan insanoğlunun ruhuna üfler. Kalpteki siyah noktaların ve dolayısıyla
günahların çokluğu nispetince vücuttaki dolaşımı artar.
İki Şahdamarı Üzerine Basınç Uygulaması
Bu uygulamayı anlayıp yapabilen Allah‟ın izniyle kesin fayda görür. Özellikle de
cin hasta üzerinde inatla etkin olmaya devam ediyor ve günlerce geri çekilmiyorsa bu
uygulama fayda verecektir. Yapılacak tek şey bir taraftan rukye okurken bir taraftan
beş saniye boyunca iki şahdamarı üzerine basınç uygulayıp bırakmak ve hasta
kendine gelene kadar bunu tekrarlamaktır. Bir başka uygulama ise elini iki şahdamarı
üzerine sadece koymaktır. Cin buna dayanamayacak ve senin onu nasıl yola
getireceğini bildiğini görecektir.
Şah damarları üzerine basınç uygulama işini bilinçli biçimde ve doğru yöntemle
yapmak gerekir. Aksi halde bu işlem hasta için de tehlike oluşturur.
Hasta kendine geldikten sonra üzerine rukye okunur ki, ruhu güçlensin ve cin
ona tekrar hakim olamasın.
Şeytan hastaya tamamen hakim olmayı ancak şiddetli bir üzüntü, sevinç, korku
ya da öfke yoluyla başarır. Bu şekilde hastanın ruhunu tamamen ele geçirir. Bunun
sonucunda insanın ruhu içeriden konuşabilse de bedene hakim olamadığı için
dışından konuşamaz. Çünkü o bir tür kendinden geçme halindedir ve konuşmaya güç
yetiremez. Bunun tam tersini düşünecek olursak, insan ruhu iman ve yakinle güç
kazanınca da şeytan ruhu bu şekilde geri planda kalır ve hakimiyet oluşturup ortaya
çıkamaz.
Göğsü ve kalbin bulunduğu bölgeyi önden ve arkadan yağlamak her ruhsal hasta
için şarttır. Bunu yapan, cinin inanılmaz bir hızla zayıfladığını görür.
Aynı şekilde, eğer cin vücudun herhangi bir organında hastalığa sebep oluyorsa,
yapılması gereken şey bu organa uzanan sinirlerin yağlanmasıdır. Eğer bunu
yaparsan, o istese de istemese de hakkını alırsın.
Hastanın yağlama işlemine ve üzerine okunmuş herhangi bir şeyi içmeye devam
etmesi şarttır.
Üzüntü, sevinç, korku ve öfke gibi duygular mutlak anlamda yasak olan şeyler
olmasa da, bunların Allah için olmasına ve bu duygularda aşırı olmamaya özen
göstermek gerekir.
Bunlar dışında hastanın durumunun kötüleşmesine ve şeytanın güç
kazanmasına yol açabilecek başka sebepler de vardır. Birisi hastanın kendisi için
yapılan büyünün bulunduğu mekandan geçmesidir. Bu durumda hasta kendini
kaybedebilir ve rahatsızlıkları artabilir. Büyüyü yapan veya yaptıran kimseyi görmek
de aynı etkiyi yapar.
Bir başka sebep cinlerin yerleşik oldukları mekanlardan geçmektir. Buradan
geçen hasta bazen kendinden geçer ve bunun sebebinin ne olduğunu bir türlü
anlayamaz.
Nazarda da durum aynıdır. Nazarı değen kişiyi görmek, kendisine nazarın
değdiği yerden geçmek, kendisine nazar değme sebebinin anılması, kendisine nazar
değen yerin ya da nazarı değen kişilerin adlarının anılması hastanın kötüleşmesine
neden olabilir. Bu nedenle hastanın –bildiği taktirde- bunlardan kaçınması gerekir.
Rukye yapan kimsenin de hastayı bu konuda uyarması gerekir. Belirtilen sebeplerden
dolayı herhangi bir olumsuzluk meydana gelmiş olsa bile bunlar rukye sonucunda
gitgide hafifler.
Burada önemli bir nokta var ki, o da şeytanın bu gibi durumları kullanarak
insanların arasını açmasından sakınmaktır. Hasta eğer kendisine kimin nazarının
değdiğini biliyorsa en doğru davranış ona iyi muamelede bulunarak eziyet etmemek
olacaktır. Bu tutum başkalarına ihsan kapsamına girer.
Hastanın kendisini kötü hissettiği yerlere ve toplantılara onu götürmemek gerekir.
Zira hasta her yerde kendini kötü hissetmez. Yalnızca nazarı değen ya da kendisine
büyü yapan kimselerin bulundukları yerlerde yahut benzer biçimde nazar değmesine
maruz kaldığı ortamlarda rahatsızlık hisseder. Dolayısıyla onun bu gibi yerlerde
bulunması hastalığının kötüleşmesine ve iyileşme sürecinin uzamasına neden olur.
Büyü malzemesinin bulunduğundan şüphe edilen yerlere okunmuş su
dökülmelidir. Suyun tuzlu olması daha da iyidir.
Şeytanın Verdiği Habere İtibar Edilir mi?
Bazı rukye yapan kimseler kendisine nazar değen kişiden, nazarının
değdiğinden şüphelendiği kimsenin adını sürekli tekrarlamasını isterler. Buna göre
eğer nazarı değen kişi o kişiyse hasta etkilenir ve şeytan konuşarak, ben falan kişinin
nazarıyım, der.
Elbette ki, şeytanın verdiği haber dikkate alınmaz, çünkü şeytanlar akrabalık ve
arkadaşlık ilişkilerini koparmayı görev bilirler.
Bir büyü görevlisi şeytanın, büyücünün, herhangi bir hocanın, rukyecinin, nazarı
değenin ya da herhangi bir şeytanın adının zikredilmesi, cinin korkutulması ve tehdit
edilmesi ya da buna benzer rukye kapsamına girmeyen bir şey yapılması, her ne
kadar etkili olduğu iddia edilse de doğru değildir. Şeytanın da bir aklı vardır ve
bununla hileler düşünüp aldatabilir. Onun aldatmalarına engel olmanın tek yolu,
üzerine hiçbir şey eklemeksizin ve kendisinden bir şey eksiltmeksizin rukyeye devam
etmektir.
Şeytana galip gelmek isteyen onunla mücadelede bu tür yollara başvurmak
yerine, o şeytanın rabbine ve yaratıcısına yönelerek, meşru bir vesile olarak rukyeye
ve diğer mübah ilaçlara başvurmalıdır.
Nefes/Üfürmek
Nefes etmekten ya da üfürmekten amaç, belli bir usulle ruhu tedavi etmeye
çalışırken etkiyi artırmaktır. Bu salih insanların ve başkalarının –herkesin kendi
kastına göre- başvurdukları bir tutumdur. İman ehli öncelikle Allah‟a ve ardından
kalbinde yerleşik yakine ve takvaya dayanır.
Ruh salih amellerden beslenir. Ruhu temiz olan kimseyi insanlar “psikolojisi
güçlü” diye tanımlarlar. Bu yüzden güçlü bir ruhla Allah‟a yönelmek, pis ruhlar
karşısında iman ehlinin taşıdığı en büyük silahtır.
Pis/habis ruhlara gelince, konumuz tedavi olduğu için bizim bahsettiğimiz pis
ruhlar büyücünün, hasetçinin ve şeytanın ruhlarıdır. Bunlar tek bir mecrada akarlar ve
bunların bir araya gelmesi bir güç meydana getirir. Onların bir araya gelmelerinde asıl
olan haset ve nefrettir. Bunu ister büyü olarak adlandıralım ister nazar olarak… İşte
bu kimselerin de habis durumun gücüne göre etkisi artan nefesleri vardır ve bu
nefesler Allah‟ın izninden sonra başkaları üzerinde etkili olur.
Nebi’ye (sallallahu aleyhi ve sellem) Büyü Yapılması Olayı
Bu konuda kimileri şeytanın Nebi‟ye (sallallahu aleyhi ve sellem) etki ettiği
ithamında bulunurken, kimileri de bu büyünün şeytansız gerçekleştiğini
söylemişlerdir. Oysa yapılması gereken şey Nebi‟nin (sallallahu aleyhi ve sellem)
konumundan dolayı bu gibi yorumlardan uzak durmaktır.
Allah‟ın teşrideki hikmeti bazen bu gibi olayların meydana gelmesini gerektirebilir.
Bu şekilde ümmet bu gibi olaylarla karşılaşabileceğini ve böyle durumlarda nasıl bir
tavır takınacağını öğrenir. Nitekim Allah İslam Dini‟ni insanlara her konuda açıklama
getiren bir din kılmıştır.
Şu halde bize düşen, hem anladığımız hem de anlamakta güçlük çektiğimiz
konularda Allah‟a ve Rasulü‟ne teslim olmaktır. İnkıyadın anlamı da budur zaten.
Nebi’nin Beraberinde de Bir Karîn Var mıydı?
Nebi (sallallahu aleyhi ve selem) de dahil her insanın beraberinde bir karîn
olduğu sabittir. Bunun iki istisnası İsa ve annesi Meryem‟dir (aleyhimesselam).
Bir hadiste Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) “Ancak Allah ona karşı bana yardım
etti ve o bana boyun eğdi”1 derken bir diğerinde de “O bana sadece hayır emreder”
demekte. Enes ibn Malik‟ten rivayet edilen hadiste de Cibril‟in (aleyhisselam) o henüz
bir çocukken Nebi‟nin kalbini yarıp içinden bir kan pıhtısı çıkardığı ve “İşte bu
şeytanın sendeki payıdır” dediği geçer.
Dolayısıyla şeytanın Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) üzerinde ne ona vesvese
verme ne de onun ruhuyla karışıp onu kontrol edebilme gibi bir gücü vardır.
Nitekim iman ehli üzerinde de onun mutlak bir otoritesi yoktur. Sadece onlara
vesvese verir, aralarını bozar, unutturur, çok yeme ve içme gibi yollarla onları itaatte
tembelliğe sevk eder.
Ruhların Birbirleri Üzerindeki Etkisi
Burada değinmek istediğimiz noktalardan birisi de gerek temiz gerek pis ruhların
birbirleri üzerindeki etkisidir.
Ne akıl sahipleri, ne doktorlar ne de felsefeciler bu gerçeği inkar etmişlerdir. İlim
ehli ruhun başka ruhlar üzerinde, nasıl olduğunu sadece Allah‟ın bilebileceği çeşitli
yollarla etkisi olduğuna inanır.
Büyü olayında Nebi‟nin (sallallahu aleyhi ve sellem) başına gelen de bundan
ibarettir.
Gerek cin gerek insan olsun bazı ruhların yaratılıştan var olmayan ama sonradan
kazanılabilen bir güce sahip olduğunu hiç kimse inkar etmemektedir. Hayır ehli
olanlar ruhlarını imanla ve salih amelle güçlendirirlerken, şer ehli onu şerle
güçlendirirler.
Büyücüler mükaşefe ve riyazet2 ehlidirler. Bunlar için ayinler düzenlerler. Öyle ki,
sonunda hayır nihai olarak kalplerinden çıkarılır. Eğer böyle olmasa ne büyücü ne de
hasetçi olurlardı.
Rukye ehli nasıl birbirlerinden farklılık gösteriyorsa, hasetçiler ve büyücüler de
şerre yönelik riyazetlerinin gücü nispetince farklılık gösterirler.
Şeytan, ruhu haset konusunda eğitir ve sonunda o ruh hasette etkili olur. Yoksa
Allah hiçbir ruhu hasetçi ve büyücü olarak yaratmamıştır. Aksine o ruhları hanif fıtrat
üzere yaratır. Sonra o ruhların her biri kendi yolunda eğitimini alır.
Hayır üzere olan ruhlar hayır ehliyle anlaşıp bir araya geldikleri gibi, pis ruha
sahip şer ehliyle zıtlık oluştururlar. Bu yüzden ilim ehli rukye silahının ancak hem
rukyeyi yapan ve hem de rukye yapılan tarafındaki engeller kalktığı taktirde etki
edeceğini belirtirler. Şeytanla büyücünün ya da hasetçinin durumu da böyledir.
Aralarında bir engel olduğu taktirde işleri bozulur.
Bu şu anlama gelir: Eğer kendisine rukye yapılan tarafında bir engel varsa rukye
yapanın etkisi asgari derecede kalır. Çünkü etki tek taraftan gelmektedir.
Aynı şekilde şeytanın ya da insanın nazarı yahut büyücünün büyüsü de tek
yönden, kendi yönünden gelmektedir.
1 Hadisteki “esleme” ifadesi “Müslüman oldu” şeklinde de anlaşılabilir. Ama alimlerden bir kısmı şeytan
Müslüman olmayacağı için bu ifade “boyun eğdi ve teslim oldu” anlamındadır, demişlerdir.
2 Bir takım güçlere sahip olabilmek için düzenli yapılan uygulama.
Şeytani ruhların gücü insani ruhların gücünden fazladır. Bunun nedeni şeytanda
hiçbir hayrın bulunmayışıdır. İnsan ise böyle değildir. Onlarda sevgi, merhamet, güzel
davranışlar bulunur. İnsanlar kendilerinde bulunan imanın ve hayrın miktarı
bakımından farklılık gösterirler. Şeytanın onlardan payı ise işte bu hayrın nispetince
değişiklik gösterir. İnsan Allah‟a sıdkla yöneldiğinde şeytanın kendisinden elde ettiği
payın çoğu ortadan kalkar.
Temelde büyü de haset de aynı tür şeylerdir; aynı öfkeyi ve aynı kini taşıyan
ruhtan çıkarlar. Aralarındaki tek fark büyünün açıkça şeytanla işbirliği içinde
yapılması, hasedin ise yine şeytan yoluyla gerçekleşmesiyle birlikte, haset edenin
çoğu kez bunun farkında olmamasıdır. Haset eden kimse bilmeden onları razı
edecek şeyi yaparak, onları kendine yardım etmeye sevk eder.
Dolayısıyla, hasetçi ve büyücü pis ruhların keyfiyetinde ortaktırlar ve bu keyfiyet
fıtratla gelmez ama çabayla kazanılır.
Hasetçinin bu hali bazen küçük bir yaşta iken başlar. Şeytan onun kalbinde kin
ve haset oluşması işini üstlenir. Sonunda o kendini bu işte uzmanlaşmış bulur. Ama
çoğu hasetçiler büyük bir olay meydana gelene kadar, başkaları üzerinde böyle bir
etkilerinin olduğunun farkında olmazlar.
Bazen bir ailenin bu habis özelliği nesilden nesile taşıdığı görülür. Bunun sebebi
ise İslam terbiyesinden ve Müslümanların yaşadıkları ortamlardan uzak olmaktır.
Temelde insanoğlunun kalbi tüm kötülüklerden arıdır ve bu kalbin sahibi şeytanın
onaylayacağı şeylere meyledene kadar da öyle kalır. Bu meyil oluştuktan sonra, artık
zaman içerisinde bu yönde eğitimini alır.
Büyücüye gelince, o şeytanın kapısını kendi rızasıyla çalar ve kendi rızasıyla ona
kul olmak istediğini belirtir.
O ise başlangıçta onu hemen kabul etmez. Önce onun gerçekten bunu
istediğinden emin olmak ister. Bu yüzden de şeytanlarla açıkça ve rahatça karşı
karşıya gelebilmesi için onu riyazetle yükümlü tutar ve ağır, bağlayıcı sözler alır.
Alacağı şeylerin karşılığında ödeyeceği bedel ise bizzat kendi ruhudur. Bunun
dışında çoğu kez evlatlarının ve yakınlarının ruhlarını da şeytana kurban eder ve
çocukları yaşamaz.
Sihir öğrenme riyazetleri (alıştırmaları) gerçekte kalpte olan fıtratın harabından
ve çekip alınmasından ibarettir.
Büyücülerin ve hasetçilerin içinde bulundukları durum bir tür amansız hastalıktır.
Tedavisi imkansız gibidir. Bu hastalığı ancak içten bir arzu ve uzun seneler boyunca
çekilen çileler, mücadeleler tedavi edebilir. Ancak bu şekilde kötülük kalpten
dağılmaya başlar.
Bunun en büyük ilacı ilim öğrenmek, özellikle tevhid ilmini ve imanın kısımlarını
öğrenmektir. Kadere iman konusu ise bunlar arasında özel bir yer tutar. Ayrıca çok
salih amel işlemek ve nefsi şer‟î yöntemlerle batıldan alıkoymak gerekir.
Büyücülerin ve hasetçilerin yaptığı şey aslında Allah‟ın paylaştırmasına,
kazasına ve hikmetine başkaldırıdır. Onlar eğer Allah‟ın takdirlerine razı olsalardı en
mutlu insanlar olurlardı. Ama ne yazık ki, şeytan onları korkaklık, düşmanlık, kin ve
haset barındıran bu yolla zehirlerini saçmaya sevk etmektedir.
Nazar bazen salih kimselerden, herhangi bir eziyet kastı olmaksızın meydana
gelebilir.
Şeytan bu şekilde, kulun kalbindeki en küçük bir kaymayı kullanarak onu acıya
ve sıkıntıya dönüştürmeye çalışır. Bu nedenle her müminin, kalbine düşen her
mahzurlu şeye karşı kendisini savunması ve hiçbir vesveseye icabet etmemesi
gerekir. Kimi insanlar vesveselere icabet ederek kendilerini onlara teslim ederler. Bu
büyük bir hatadır. Çünkü kalbe gelip giden bu şeyler temelde şeytandandır ve onlara
kulak asmayıp bir şekilde bertaraf etmek gerekir.
Kısacası, büyücüler ve hasetçiler kalpleri hasta varlıklardır ve onlara ne rukye ne
de başka şey fayda eder. Ta ki, onlar sadık biçimde tevbe edene kadar. Onlar Allaha
yöneldikleri, sabrettikleri, üzerlerine geçen hakları iade ettikleri ve tarafından
bağışlanmadıkları kişilere dua ettikleri takdirde, Allah‟ın rahmetine ve affına yine onun
izniyle kavuşabilirler.
Törensel Tedavi Yöntemleri
Büyücülerin ayinleriyle aynı yönteme dayanan bu tür tedaviler caiz değildir.
Demir ya da baltanın kızdırılıp buhar yapılarak büyü bozmaya çalışmak, cine boyun
eğdirmek için bir takım cin isimlerini saymak gibi. Bu ve benzeri yöntemler ilk anda
fayda verebilir ama bu bir hileden ibarettir ve en kısa zamanda hasta yine eski haline
döner.
Büyücüler kullandıkları rakamları ve miktarları rastgele kullanılmazlar. Aksine
bunları şeytanlar belirler. Ne kadar bakır, kurşun, demir, cıva, buhur ve bitki
kullanacaklarını ince ayarlarla şeytanlar belirler.
Bazen azimetler ve tılsımlar kullanırlar, bazen kullanmazlar. Cinin isteğe cevap
vermesi için bir takım semboller yeterlidir. Bu belirli bir bitki olabilir, belirli bir gün ya
da gece, gündüz, ayın başı ya da sonu gibi belirli bir vakit olabilir. Bazen –gelinin
evden çıkma vakti gibi- belirli bir an yahut bir hayvanın ya da insanın üzerinden
alınmış bir eser olabilir.
Bunları belirtmedeki amacımız, büyücülerin sembollere, tılsımlara dayalı bu tür
tutumları olduğu ve tedavide benzer tutumlardan kaçınılması gerektiğidir. Yoksa
onların kullandıkları bir takım mübah bitkileri ve malzemeleri kullanmakta bir mahzur
yoktur.
Tedavide demirin kullanılması aslında faydalıdır ve temelde bunda bir mahzur
yoktur. Demiri kullanmanın çeşitli yolları vardır. Şu var ki, kullanıma uygun olması için
demiri hazırlamak çok vakit alır.
Rukye ve Tıbbi Tedavi
Tedavi ruhsal tedavi ve mübah ilaçlarla tedavi olmak üzere iki türdür. İlaçla
tedavinin dinen mübah olduğu sünnetle sabittir. Bu nedenle her hastalık için rukye
gerekir denemez. Nitekim Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) hacamatla, balla,
zemzemle ve başka şeylerle tedaviyi tavsiye etmiştir.
Nazar, cin çarpması ve büyü sonucu oluşan rahatsızlıklar rukyeyle tedavi edilir.
Ama en güzeli rukye ile mübah ilaçları bir arada kullanmaktır. Bunu yapmak tedavi
için en ideal yoldur.
İlaç kullanmanın tek kuralı bu ilaçların haram olmayan maddeler olmasıdır.
Rukye uygulamasında kural ise içeriğinde şirke düşürecek bir şey bulunmaması,
küfür, lanet ve saldırı gibi haram bir şeyi kapsamamasıdır.
Alimler rukyenin kurallarını şöyle sıralamışlardır:
1- Kuran ve Sünnet‟e dayalı dualarla, Allah‟ın isimleriyle ve sıfatlarıyla olması.
2- Arapça ya da başka bir dilde, anlaşılır ifadelerle olması.
3- Rukye yapanın ve kendisine rukye yapılanın, rukyenin etkisinin bizzat
kendinden kaynaklanmadığını, bilakis bu etkinin Allah‟tan olduğunu bilmesi.
Karın Bölgesine Ya da Vücudun Başka Bir Yerine Elin Konulmasından
Duyulan Rahatsızlık
Bundan duyulan sıkıntı ve rahatsızlık çoğunlukla hastada büyü olduğunu ve bu
bölgenin de büyünün toplandığı bölge olduğunu gösterir. Burada bazen cildin altında
düğümlenme fark edilir.
Aynı biçimde cinin yerleştiği bölgeye el konulmasından hasta rahatsız olur.
Namaz kılarken ayaklarda olan titreme ve kalpte olan çarpıntı şeytandandır.
Göğsün alt kısmından ve göğüsten gelen ağlama şeytandandır. Bu durumda kişinin
bu hissi def etmeye çalışması gerekir.
Namazdan önce sığınma dualarını çok okumak, ele üfleyip göğsü mesh etmek,
namaza erkenden hazırlanmak bu gibi durumları ortadan kaldırabilir.
İbnu‟l-Kayyım‟ın Zadu‟l-Mead‟da aktardığı sığınma duaları gibi duaların tekrar
tekrar okunmaları ve vücudun bunlarla mesh edilmesi nazar belirtilerini, özellikle de
namazda ortaya çıkan rahatsızlıkları giderir.
İbadet esnasındaki gerçek huşu ve gerçek ağlamanın kaynağı kalptir. Tüm
organlar bu huşuya tabi olurlar ve bu ruhu yüceltir, etkisi ibadetten sonra da devam
eder.
Göğüsten gelen tüm hisler şeytandandır. Özellikle de isteksizlik, içinde şüphe
olan bir şeye ya da bir harama davet olan şeyler, bakılmaması gereken şeye bakma
isteği… Bunların tümü şeytandandır ve bunlara cevap vermemek gerekir.
Şeytanın hilelerinden birisi de bazı iyi özelliklere sahip kardeşlerdeki
şikayetlenme ve söylenme alışkanlığıdır. Allah cümlemizi bundan korusun. Şeytan
bununla sizin yaptıklarınızı boşa çıkarmak ve size eziyet etmek ister.
Yine haset, ayrılık, hakkı gizleme gibi durumlar ortaya çıkmaya başladığında kötü
sonu beklemek gerekir.
Hastanın Tedaviden Kaçınması
Hastalar genellikle güçlü bir etken olduğu zaman tedaviden kaçınırlar. Bu olay
çoğunlukla hastanın iradesi dışında olmaz. Şeytan ne kadar güçlü olursa olsun
hastaya her konuda etki edemez. Bu durum kişiden kişiye değişir. Hasta bir konuda
azmettiği takdirde ise şeytan ona güç yetiremez. Onu bir kez bir şeyden alıkoyabilse
bile, her seferinde bunu yapamaz. Bundan dolayı, hastanın tedaviye olan inancı ve
kanaati önemlidir. Eğer bu konudaki kanaati ve azmi güçlüyse tedaviye devam
etmeyi başarabilecektir.
Hastanın yapacağı en iyi şey rukyeyle ilgili kitaplar, zikirleri öğreten kitaplar, dini
kasetler ve Kuran kasetleri satın almak olacaktır. Nitekim bu tür bir hasta zamanla
kendisini, kendi kendini tedavi etmek zorunda bulacaktır. Çünkü şikayetleri artacak ve
ruhsal olarak içinde bulunduğu duruma dayanamaz hale gelecektir. Çok sadaka
vermek, çok nafile namaz kılmak ve oruç tutmak, çok zikretmek, çok okumak ve salih
insanlarla birlikte olmak tedaviye yardımcı olan ve süreci hızlandıran unsurlardır.
Bu şekilde güçlü bir biçimde Allah‟a yönelmek Allah‟ın izniyle yeterli olacak,
süreç uzun olsa bile hasta sonunda hedefine ulaşacaktır.
Kuran Ayetlerinin Kağıda ya da Kumaşa Yazılması
Kuran ayetlerinin yanmaya uygun bir şey üzerine yazılarak yakılması Allah‟ın
kelamını aşağılamak olacağı için şeytan bu gibi davranışlardan çok hoşnut olur.
Yakma işlemi sonucunda şeytan sadece kağıt üzerindeki misk gibi maddeler
sebebiyle bir miktar etkilenecektir o kadar. Tedavi içinse bu gibi uygulamaların önemli
bir etkisi yoktur. Tedavi olmak isteyen kişi eksiksiz bir tedavi programı oluşturmalı ve
şifa bulana kadar buna devam etmelidir.
Bitkilerin Kullanımıyla İlgili Bir Not
Bitkiler ve yağlar konusunda asıl olan, bunların yardımcı unsurlar olmalarıdır.
Bunların görevi cini zayıflatarak hastanın güç kazanmasını, şeytanlarla mücadele
edebilmesini ve kendi kendisini tedavi edebilecek duruma gelmesini sağlamaktır.
Bunların kullanımında aşırıya gitmek ve bunların cini ortadan kaldıracağını
zannederek rukyeyi ve zikirleri bırakmak ya da azaltmak son derece yanlıştır. Asıl
tedavi edici unsurun rukye olduğunu asla hatırdan çıkarmamak gerekir.
Hatta hastanın her duyduğu ilacı bulmak için uğraşması da gerekmez. Bu
konuda faydalı olan bitkiler vardır ve herkes bunlardan ulaşabildiğini kullansa kendisi
için yeterli olur. Nitekim eskiler safran, çörek otu vs. dışında şeyler de kullanmışlardır.
Kimisi sidr, hıltît ya da sarısabır kullanıyorlardı, kimi iki kardeş kanı ya da meyankökü.
Ailede birden fazla kimsenin hasta olması tedaviyi zorlaştırır mı?
Şu bir gerçek ki, şeytanlar şu ya da bu sebeple birbirlerinden yardım alırlar. Ama
en akıllı davranış böyle bir durumda evde yalnızca bir kişinin tedavisine etkin biçimde
başlamaktır. Geriye kalanlar bu tedaviden etkileneceklerdir. Hatta tedavi olmak
istemeseler bile… Bunun için en uygun kişi ise evin erkeğidir. Çünkü kadınlar
genellikle eşleri tarafından engelle karşılaşırlar ve ara sıra tehdide bile maruz
kalabilirler. Özellikle de tedavi sürecinde durumları ciddileştiği ve şeytan helake
yaklaştığı zamanlarda.
Erkeklerin hepsinde sorun var demek değildir bu. Ancak onlardan özellikle hasta
olanlar ve tedaviden kaçanlarının belli zamanlarda, ramazan ayı gibi dini önemi olan
dönemlerde, hac ve ilmi toplantı zamanlarında kendilerini meşgul ettikleri görülür. Bu
meşguliyet bu dönemin bitmesiyle birlikte sona erer! Kimisi bütün sene kendi haline
terk ettiği evini ramazanda onarmaya kalkışır, kimi bütün sene borçlu kalıp hac
mevsimi geldiğinde ben borçluyum bahanesini ileri sürer vs. Bu şekilde taatlerden
kendilerini alıkoyarlar.
Şahsi deneyimlerim çerçevesinde, kadınların erkeklerden daha güçlü ve daha
sebatkar olduklarını gördüm. Cinlerin azgınlarından olanları yenilgiye uğratan nice
kadınlara tanık oldum.
Her halükarda, eğer evde birden fazla hasta varsa, en doğrusu hepsinin birden
tedavisine başlamamaktır. Önce ev reisinden başlanır, o esnada eşi ona yardımcı rol
oynar. Ama o da tedaviden –özellikle de sona yaklaşıldığında- etkilenecek, sorunları
artacaktır. Evin reisi olan erkeğin sabır göstermesi ve çocuklarına da günlük zikirleri
ve sığınmaları öğretmesi gerekir.
Hastalık bir imtihandır. İmtihan için hükümler ve kurtuluşun yakın olduğuna dair
göstergeler vardır. Bunlar, musibetin şiddetlenmesi, başka olayların bunun üstüne
gelmesi, yakınlar tarafından terk edilmek, insanlardan ve cinlerden şeytanların kişinin
üzerine saldırmaları gibi şeylerdir. Böylece kişi tamamen Allah‟a yönelir ve başka
şeyleri terk eder. Ardından da doğan bir fecr gibi, ezici bir zafer gibi kurtuluş gelir.
Allah‟tan hepimiz için af ve afiyet ister, faydalı olan şeyi bize öğretmesini ve her
imtihan içinde olan kişiyi kendisinin salahına olan şeye yöneltmesini dileriz. O buna
vekil ve buna kadirdir.
***
Bazı Sorular ve Cevapları
Soru: Cin vücuda her istediği zaman girip çıkabilir mi?
Cinin vücuda girmesi ve çıkması, bazılarının zannettikleri gibi kolay bir iş değildir.
Bir cin vücuda istediği zaman girip istediği zaman çıkamaz.
Bir cin vücuda ya kişi herhangi bir sebeple bayıldığında ya o kişi uykuda iken
kabus esnasında girer (Bu durum kişi abdestsiz ve sığınma dualarını okumaksızın
yatmışsa olur).
Aynı şekilde cinin çıkması da hasta uyanık ve aklı başındayken olmaz. Rukye ile
uğraşanlar bunu bilirler. Cin, hasta ya uykudayken çıkar ya da onu bayıltıp öyle çıkar.
Kişinin kendinde olduğu halde cinin vücuttan çıktığı tek durum vardır, o da ölüm
anıdır. İbnu‟l-Kayyım şeytanın kişinin ruhunu almaya gelen ölüm meleğini görür
görmez vücudu terk ettiğini belirtir. (Vücuda giren şeytanın da insan ruhuna karışan
bir ruh olduğunu hatırlayalım)
İnsanın vücudunda hissettiği gariplikler vücuttaki cinden kaynaklanır ama bunlar
onun girip çıktığını göstermez.
Eğer vücuda girip çıkmak bu kadar kolay olsaydı, yeryüzünde kendisine cin
musallat olmamış insan kalmazdı. Şeytanların böyle bir fırsatı kullanmaktan geri
kalacakları düşünülemez. Ama Allah insanları böyle bir durumdan korumuştur.
Soru: Günlük olarak yapılan dualar, zikirler ve rukyeler büyünün
yenilenmesine karşı kişinin korunmasını sağlar mı?
Evet, her tür zikir, Kuran ve kullanılan maddi ilaçlar, hem mevcut hastalığın
tedavisi için hem de büyünün yenilenmesine karşı faydalıdır.
Kuran okuma, özellikle de Bakara suresi kişi için önemli bir kaledir. Bunun için iki
ayrı rukye uygulaması olması gerekir desek bile, bunların birer hafta dönüşümlü
okunması yeterlidir.
Gün boyu devam ettirilen zikir bir korunmadır, abdest üzere olmak bir
korunmadır, sünnetten okuduğumuz günlük dualar birer korunmadır, gece yatmadan
önce yapılan korunma duaları ve zikirler en önemli korunmalardır. Zira büyünün
yenilenmesi çoğunlukla uyku esnasında olur. Yine yatmadan önce Mülk ve Secde
surelerini okumak korunmadır.
Kullanabileceğimiz çeşitli ilaçlar birer korunmadırlar. Örneğin Acve hurması
kullanmak cinin vücuttaki faaliyetlerini büyük oranda iptal eder. Vücutta büyü olmasa
bile bunu yemeğe devam etmek gerekir.
Meyankökü içmek korunmadır ve hatta büyüyü ortadan kaldırır. Çok uzun zaman
alsa bile buna devam etmek gerekir. Vücudu yağlamak vücuttaki cini mahveder.
Bundan dolayı bu hem hücum hem de savunma hattı sayılır.
Önemli bir nokta
Şeytanlar büyü maddesini karında olduğu gibi tutmazlar. Aksine, onu meyankökü
ve acve gibi yok edici ilaçlardan koruyacak bir kılıf oluştururlar. Bu ilaçlar karına
girince bu kılıf etkilenmeye ve tahrip olmaya başlar. Sonunda ilaç büyü maddesine
ulaşır ve eğer hasta ilacı kullanmaya devam ederse, şeytanlar hastaya yaptıkları
eziyetleri keserler. O da büyük bir rahatlama hisseder. Bazen kusma ya da dışkı
yoluyla karından garip şeyler de çıkar. Bunun üzerine hasta ilacın büyüye ulaştığını
ve onu yok ettiğini düşünerek ilaca devam etmez ya da kullanımında gevşeklik
gösterir. Bunu fırsat bilen şeytan vücuda tekrar büyüyü koruyacak maddeler sokarak
tekrar hastaya eziyet etmeye başlar. O zaman ne yazık ki, tedavi başladığı noktaya
döner.
Bu nedenle, unutmayalım ki, rahatlama olayı büyünün bozulduğunu göstermez.
Doğru olan bunun tam tersidir. Büyünün bozulmak üzere olduğunun ve cinin artık
yenik düştüğünün asıl göstergesi, vücuttaki yorgunluk ve ağırlık hissinin ve diğer
şikayetlerin artmasıdır.
Rahatlama hissedince tedaviyi bırakmamak önemlidir. Şeytan hastayı çok iyi
tanır. Onun azminin düzeyini, psikolojik durumunu bilir. O yüzden onu ancak tedaviyi
sonuna kadar götürecek güçlü bir kararlılık alt eder.
Soru: Yasin suresinin günde üç kez belirtildiği gibi okunması yalnızca
tedavinin sonuna yaklaşınca mı gereklidir. Yoksa başlangıçta da okunabilir mi?
Kuran okuma programının şu şekilde olması gerekir:
a) Fatiha, Bakara, nas ve felak sureleri (son ikisi yedişer kez tekrarlanarak) iki
hafta ya da duruma göre bir ay süresince okunur.
b) Sonra Kehf, Ta Ha, Ya Sin, Duhan, Vakıa, Hadid, Haşr, Mülk, Fatiha, nas ve
felak sureleri iki hafta boyunca ya da bir ay boyunca okunur.
Bu iki şıktaki sureler bu şekilde dönüşümlü olarak okunurlar. Biri diğerinden daha
etkilidir denilemez, ancak birbirlerine karıştırılmazlar ve her biri müstakil olarak
okunur. Bunlar aynı zamanda yağ üzerine, su üzerine ve kullanılacak olan diğer
ilaçlar üzerine de okunurlar.
Hastanın rahatsızlıklarının şiddetlendiği nihai döneme ulaşınca Ya Sin suresine
geçilir ve bu sure belirtilen tekrarlar yapılarak, günde üç kez ve en iyisi yedi kez
okunur. Önemli olan bu sureyi belirtilen usule göre okumaktır.
Soru: Rahatsızlığın büyüden mi, nazardan mı kaynaklandığını anlayabilir
miyiz?
Bu her zaman mümkün olmayabilir. Zira bazı nazar durumları felce ya da ölüme
bile sebep olabilecek kadar etkilidir. Sihir de bazen hafif bazen daha güçlü olur.
Soru: Bazı kişiler kendilerinde olağan dışı bir durum olduğundan emin
oldukları halde rukyeden etkilenmemekteler. Bunu nasıl açıklayabiliriz?
Bu durum şu sebeplerden birine dayanır:
1- Vücutta görev alan cin güçlü cinlerdendir. Benim şahsi tecrübelerimden
edindiğim sonuç bu tür cinlerin daha ziyade kadınlara musallat olduğudur. Yani
kadınlara gönderilen cinler güçlü cinlerden seçilmektedir. Nitekim çoğu kez kadınların
rukyeden çok az etkilendikleri görülür. Bu nedenle de sorunun psikolojik olduğu
zannedilir.
2- Tedavinin zayıf oluşu ve gerekli temellere sahip olmayışı. Yani, bilinen ve
bizim de yazıda sıraladığımız özellikleri taşımayışı, aynı anda duaları, zikirleri,
okumayı, tevekkülü, tevhidi ve maddi ilaçların kullanımını içermeyişi.
3- Tedavi üzerine yoğunlaşmamak. Bazen hasta senelerce tedaviyle uğraşır ama
tek bir tedavi üzerine yoğunlaşmadan yapar bunu. Başladığı tedaviyi devam ettirmez,
bir rukyeciyi bırakıp diğerine gider vs. Bazen hastalar rukye yapan birini duydukları
için kilometrelerce yol kat ederler. Yirmi dört saatten fazla kalamayacakları
uzaklıklara giderek, bir celsede cinin vücutlarından çıkarılacağını beklerler. Bu gibi
şeyler şeytanların insanlarla oynamasından başka bir şey değildir.
Bir ya da iki celsede cini vücuttan çıkaracağını iddia eden bir rukyeciye inanan
hata eder. Eğer böyle olsaydı, tüm hastaların çileleri kısa zamanda son bulurdu. Bu
gibi hayallerden sıyrılıp Allaha tevekkülle birlikte çaba harcamaya girişmek gerekir.
Soru: Kendisine nazar değmiş bir insan, bunun sonrasında nazara açık bir
hale gelir mi?
Evet, kendisine nazar değmiş birinin bedeni zayıftır ve buna açıktır. Özellikle de
olayın farkında değilse ve sığınma dualarını okumuyorsa.
Soru: Bir kimsenin sihirle ilgili ayetlerden etkilenmesi onun üzerinde büyü
olduğunu mu gösterir?
Hayır, bu ille de büyünün göstergesi değildir. Çünkü şeytan hilebazdır. O her
telden çalar ve karşıdakini aldatır. Ayrıca, Allah kelamının tümü onlar üzerinde
etkilidir. Bu yüzden en iyisi, benim durumun büyü mü, nazar mı diye düşünmek yerine
şu gerçek üzerinde düşünmeliyiz: Bu bedende iki ruh bulunmaktadır: Hastanın ruhu
ve şeytanın ruhu. Bunlardan şeytana ait olan ikinci ruhun gitmesi ve bedende tek bir
ruhun kalması gerekir. Bu da ancak Allah‟ın yardımıyla ve ona tevekkülle gerçekleşir.
Bu yüzden her zaman, her tadavide ve her ilaç içtiğinizde Allah‟tan yardım ve şifa
istemeyi unutmayın. Şu üç şeyi her zaman bir arada bulundurun: İnanç, tevekkül ve
sebepleri yerine getirme. Bunlardan birisi eksik olduğunda tedavi eksik kalır. Her
zaman şunu tekrarlayın: La havle ve la kuvvete illa billah aleyhi tevekkeltu ve huve
rabbu‟l-arşi‟l-azîm.
Soru: Rukye esnasında hasta uyursa ne yapılmalı.
En iyisi hastayı yan yatırarak arka tarafına oturmak ve her beş ayette bir
omurgası üzerine boylu boyunca üflemektir.
Soru: Cin ses dalgalarından ve röntgen ışınlarından etkilenir mi?
Evet, cin bunlardan etkilenir. Nitekim ultrasona giren hastaların organlarında
kasılmalar gözlenmiştir. Ancak bu gibi şeylere itibar etmemek gerekir. Asıl tedavi
araçları Kuran okuma ve bitkisel tedavidir. Bunun dışındaki şeylerle meşgul olmak
vakit kaybına neden olur. Ayrıca bu gibi elektrik, elektromanyetik ve ışın yayan
cihazlar insan vücuduna zarar verip onu zayıflatarak cine fırsat da oluşturabilir. Zaten
bu tür cihazlar, zararlarından dolayı zorunlu durumlarda kullanılan cihazlardır.
Soru: Rukye için Kuran’ı okumak mı daha etkilidir, dinlemek mi?
Hiç kuşku yok ki, üzerinde düşünerek Kuran‟ı okumak dinlemekten daha etkilidir.
Ama dinlemek de etkili olduğu için çok yüksek sesle olmaksızın dinlene de bilir.
Özellikle de okuyan ses etkiliyse.
Soru: Bakara suresini gece namazı esnasında okusak olur mu?
Olur, ama neden namazımızı şeytanları helak etmek niyetiyle kılalım? En iyisi
namazımızı yalnızca Allah taat ve yakınlık için kılmaktır. Bunun için her gece bir cüz
okuyabiliriz.
Soru: İnsanlar içerisinden çok sayıda kişinin bu tür hastalıklara mübtela
olduklarını söyleyebilir miyiz?
Evet, çoğu insan hayatı boyunca bu hastalıkları çekmektedir. Bunun en büyük
delillerinden biri de İbnu‟l-Kayyım‟ın şu sözüdür: “İnsanların saygın olanlarına
baktığınızda, onların çoğunun ruhsal olarak hasta olduklarını görürsünüz. Ama kimisi
bunun farkındadır, kimi de ölüm anı gelene kadar bunu fark etmez.”
Soru: Musallat olan cinin çıkmak isteyip de çıkamadığı durumlar var mıdır?
Cinin vücuttan çıkmak istemesi şüphe götürür bir şeydir. Çünkü onlar
kendiliklerinden ve kendi iradeleriyle vücuttan çıkmazlar. Bu yüzden çoğu kez rukye
yapacak birine ihtiyaç duyulur. Sona gelmiş bir vakada cinin vücuttan çıkarılması
işlemi ise üç saatten daha fazla zaman alabilir.
Soru: Tedavide hacamat etkili midir?
Evet hacamat ve bitkisel tedavi rukye ile birlikte etkilidir. Ben başın ortasına ve iki
omuz arasına (kâhil) yapılan hacamatı öneriyorum. Bu işlem on günde ve hatta daha
az sürede bir tekrarlanabilirse daha iyi olur.
Soru: İnsana musallat olmuş bir cinin kendi cemaatiyle ilişkisi, örneğin
evlenmesi, çocuk sahibi olması vs. engele uğrar mı?
Gayb alemindeki bazı şeyler, özellikle de cinlerin hayatlarından konuşuyorsak,
bizim için bilinmezliğini korumaktadır. Biz cinlerin yapıları hakkında bilgiye sahip
değiliz. Örneğin, organları nasıldır, ayakları var mıdır, başları var mıdır, cinsel
organları var mıdır, gibi. Ben cinler tarafından insanlara yöneltilen cinsel saldırıların
gerçek olduğu konusunda mutmain değilim. Bu konuda bizimle onların bu konudaki
yollarının aynı olduğunu nasıl söyleyebiliriz? Onların bu konudaki yapıları ve
yöntemleri farklı olabilir. Benim bu konudaki şahsi kanaatim onlar tarafından olan
cinsel istismarların hayal türünden şeyler olduğudur. Onlar bu durumu hastaya
sadece öyleymiş gibi hissettirmekteler. Bunu yapmalarının sebebi hastanın
psikolojisini yıkmak ve onu her açıdan hasta hale getirmektir. Eğer bu konuda insanla
cin arasında bir faydalanma söz konusu olsaydı Kuran bunu mutlaka zikrederdi.
Soru: Ortada büyü gibi bir durum yokken cin bir bedene girdiğinde ne tür
bir haz duyar da bunu yapar? Hiçbir zorlama olmadığı takdirde o şahsi bir
arzuyla mı bedene girmiştir?
Ben burada onların duydukları haz ya da lezzetin bizim kullandığımız anlamda
olduğunu düşünmüyorum. Biz buna intikam ya da haset hazzı diyebiliriz.
Öyleyse, insanla cin arasında karşılıklı ilişkiden meydana gelen bir hazdan değil,
haset ve nefretten doğan bir hazdan bahsedebiliriz. Mesele bundan ibarettir.
**

Alıntıdır ve gönderen arkadaştan Allah razı olsun

 

tarihinde moonwalker tarafından düzenlendi
  • Thanks 2

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Efendim bana birkaç isim musallat oldu burda isimlerini zikretmek istiyorum.

Adam sizofren hastası oldugu için saplantılı nasıl kurtulunur bundan.

Bunlar saplantılı sizofren paranoyak ruh hastaları ve olumsuz düşünceleriyle bana sürekli nazar değdiriyorlar.

HATTA BİRTANESİ BUNUN İCİN CABA GÖSTERİYOR YURTDISINDA BÜYÜCÜ BÜYÜCÜ GEZİYOR ADAM RESMEN.

İsmi Ahmet bundan nasıl kurtulurum.Bu adam resmen seytana tapar olmus artık memleketten de nefret etmiş tamamen SEYTANA tapıyor.

Kendisi tam bir sizofren babası da sizofrendi zaten.Genetik bir hastalık ama bu Ahmet tamamen yoldan cıkmış  sırf beni değil memleketi profesyonelce lanetliyor sabah akşam.

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Maalesef ben size yardımcı olamam   Yıllarca ben de kurtulurum zannedip kendi kendime çeşitli dua ve araştırmalarla gayret ettim.

Ama maalesef para zaman kaybı ve umutlarımın yıkılmasından başka bir işe yaramadı   Tüm arkadaşlarım ailem ve iş yerleri beni red etti

yukarıda belirttiğim konuyu çok dikkatle okursanız açıkça DIŞARIDAN VE EHİL KİŞİDEN YARDIMLA ancak bu belaları aşabileceğiniz açıkça ortadadır.    ben şahsen yapamamıştım. sonunda ise bir tanıdığımın yardımını ve son kalan paramı da kullanarak kurtulmayı başardım ama halen devam ediyor Yani ne kadar uzun sure etkı altındaysanız yaklasık o kadar bazen de daha kısa surede cozulebılıyor. ama kesın bıtıyor. hasta ruhludurlar ve kötülük denızınden beslenırler

tavsiyem şu ki  Göbek adınızı varsa ve anne adını kimseye vermeyin   

biraz da paranoyak olun     evin çevresine ve arabanıza hep bakın kontrol edın

ama ehil bırını bulmadan sızın cozum bulmanız ıse yaramaz    cunku daıma yenıden yenıden yenıden yaparlar

 

 

 

 

 

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap

×