Jump to content
PALAUDIS

Sümer Tabletleri - Tanrı Enki'nin Sözleri (14 Tabletin Tamamı)

Recommended Posts

ANUNNAKİLER YAŞAMI ESKİ HALİNE DÖNDÜRÜYOR
Dünya'yı uzlaştıran Ninharsag'a ( Ninnah) övgüler olsun, diye bağırdılar Anunnakiler hep bir ağızdan. Tufan'dan sonraki birinci şar sırasında, Ninharsag öfkelenenleri yatıştırmayı başardı. Nibiru'ya yeniden altın tedarik etmek tüm hırsların ve rekabetlerin üstünde önem taşıyordu. Yavaş da olsa Dünya, Enki'nin sağladığı yaşam tohumlarıyla yeniden kaynamaya başladı canlılarla.

Kendi başına hayatta kalmış olanlar da çoğaldı havada, karada ve sularda. Anunnakiler anlamışlardı ki hepsinden de değerlisi insanoğlundan geri kalanlardı! Tıpkı geçmiş gitmiş o günlerde, ilkel işçilerin oluşturulduğu günlerde olduğu gibi. Sayıları az ve sıkıntılı olan Anunnakiler şimdi uygar işçiler için şamata çıkartıyorlardı. Tufan'dan sonraki birinci şar tam tamamlanmıştı ki, barış antlaşması beklenmedik bir olayla parçalandı.

MARDUK'UN OĞULLARI ASAR VE SATU REKABET VE KAVGA EDİYOR
Ne Marduk ile Ninurta, ne Enki ve Enlil klanları arasındaydı patlama: Marduk'un İgigiler tarafından kışkırtılan kendi oğulları arasında sükunet bozuldu. Marduk ve Sarpanit ve kızlarıyla oğulları Lahmu'da oturmuş Tufan'ın geçip gitmesini beklerlerken, Asar ve Satu adında iki oğlu İgigilerin önderi Şamgaz'ın kızlarına abayı yakmıştı. Hepsi Dünya'ya döndüklerinde; iki erkek kardeş bu iki kız kardeşle evlendi.

Asar, Asta adlı kızkardeşi seçti; Satu'da Nebat adlı kızkardeşi eş aldı. Asar, babası Marduk ile koyu renkli topraklarda mesken kurmayı seçti. Satu ise İgigilerin yaşadıkları iniş yeri yakınlarında Şamgaz ile yerleşti. Şamgaz, Dünya'nın hakimiyet bölgeleri için kaygılanıyordu: İgigiler nerenin efendisi olacaklardı? Böyle kışkırttı Şamgaz, diğer İgigileri, Nebat her gün bundan söz etti Satu'ya.

ANUNNAKİLERİN ÇEVİRDİĞİ DOLAPLARA İNSANLARINKİ DE EKLENİYOR . KORKUNÇ SARAY ENTRİKALARI VE CİNAYETLER BAŞLIYOR
Babasıyla kaldığı için Asar, onun ardından tek başına geçecek başa; tüm bereketli toprakları o miras alacak! Böyle diyordu Şamgaz ve kızı Nebat gün be gün Satu'ya. Hakimiyetin yalnızca Satu'nun elinde kalabilmesi için baba kız plan yaptılar. Uğurlu bir günde bir şölen yaptılar, İgigileri ve Anunnakileri davet ettiler. Hiç bir şeyden şüphelenmeyen Asar kardeşiyle birlikte eğlenmeye geldi.

Baldızı Nebat hazırlamıştı ziyafet masalarını, ayak tabureleri de koymuştu. Kendini güzelleştirmişti Nebat, elindeki lir ile kudretli Asar'a bir ezgi düzdü. En iyi etten kızartılıp hazırlanmış yemeği Asar'ın önüne koydu Satu; tuzlanmış bir bıçakla kesip besili hayvanlar sundu ona. Büyük bir kadeh içinde taze şarap sundu Şamgaz, Asar'a. Onun için bir karışım hazırlamıştı.

ASAR ÖLDÜRÜLÜYOR
Görülesi büyüklükte bir kadeh içinde iksirli şaraptan sundu ona. Asar'ın keyfi yerindeydi; neşeyle kalkıp ayağa, ellerinde zilleri çalıp ezgiler söyledi. Sonra etkisine girdi şarabın içindeki karışımın; boylu boyunca yere yıkıldı Götürelim de bir güzel uyusun! Ev sahipleri, şölendeki diğer konuklara dediler. Asar'ı başka bir odaya taşıdılar, onu bir tabuta yatırdılar. Sıkıca mühürlediler tabutu ve denize fırlattılar.
Olan bitenlerin haberi Asta'ya ulaştığında, haykırdı kayınbabası Marduk'a acıyla: Ölsün, diye vahşice denizin derinliklerine atılmış Asar, o tabut derhal bulunmalı! Asar'ın tabutunu bulmak için denizi aradılar; koyu renkli diyarın kıyılarında buldular. İçinde Asar'ın kaskatı bedeni yatıyordu; yaşam nefesi burun deliklerinden çıkıp gitmişti çoktan. Matem tutan Marduk giysilerini yırttı, kül sürdü alnına.

ASTA MARDUK'UN TOHUMUNU İSTİYOR
Evladım! Evladım, diye ağlayıp haykırdı Sarpanit; acısı ve matemi çok büyüktü. Enki çok üzgündü, ağladı: Ka-in'in laneti tekrarlandı, dedi oğluna üzüntüyle. Asta öyle bir çığlık attı ki göğün yükseklerine erişti; Marduk'tan öç almasını ve kendisine bir varis vermesini niyaz etti: Satu ölmeli. İzin ver de senin tohumunla bir ardıl edineyim. Onun adıyla hatırlansın adın, soyun yaşayakalsın!

ENKİ ASTA'YA ÖLDÜREN KARDEŞ İLE EVLENMESİNİ ÖNERİYOR
Heyhat, yapılamaz böyle bir şey, dedi Enki, Marduk ve Asta'ya: Öldüren kardeş; kardeşin kardeşi olmalıdır bekçi. Bu nedenledir ki kıymayın Satu'ya; onun tohumundan gebe kalmalısın Asar'ın varisine. Kısmetin bu oyunu çok şaşırttı Asta'yı; çok üzgündü, kurallara karşı koymaya karar verdi. Asar'ın cesedini korumak için kefene sarıp bir türbeye koymuşlardı.

ASTA ASAR'IN TOHUMUYLA KENDİNİ DÖLLÜYOR
Asta onun erliğinden çıkartıp aldı yaşam tohumunu. Asar'ın öcünü alacak varisini doğurmak için bununla dölledi Asta kendini. Enki'ye ve oğullarına, Marduk'a ve erkek kardeşlerine şu sözleri gönderdi Satu: Marduk'un tek varisi ve ardılı benim, iki darlık diyarının efendisi ben olacağım! Anunnakiler meclisinin huzurunda Asta bu iddiayı reddetti: Asar'ın varisi olan çocuğu taşıyorum.

SATU İKTİDAR PEŞİNDE
Nehrin kıyısındaki hasırotları içine sakladı çocuğu, Satu'nun gazabından kaçınıyordu. Çocuğa Horon adını verdi ve babasının öcünü alması için yetiştirdi onu. Çok sinirlendi Satu bu duruma, Şamgaz da hırsından vazgeçmeye niyetli değildi. Dünya yılları art arda geçti, İgigiler ve onların çocukları iniş yerinden çıkıp yayıldılar. Tilmun'un, Ninharsag'ın kutsal bölgesinin sınırlarına doğru yanaşıp yerleştiler.

ASAR'IN OĞLU HORON YETİŞİYOR
İgigiler  ve onların Dünyalıları istila etmekle tehdit ettiler göksel arabalar yerini. Dünya'nın hızlı yaşam devreleri geçtikçe, kara topraklı diyarda hızla büyüdü çocuk Horon ve bir kahraman oldu. Büyük amcası Gibil evlat edinmişti Horon'u, onu eğitti ve yetiştirdi. Gibil onun yükselip süzülmesi, bir şahin gibi uçabilmesi için kanatlı sandaletler yapmıştı Horon'a.

HORON SATU'YA MEYDAN OKUYOR
Gibil onun için okları füzelerden olan ilahi bir zıpkın yapmıştı. Güneydeki dağlık diyarlarda Gibil ona metaller ve demircilik sanatını öğretti. Demir denilen metalin sırrını açıkladı Horon'a Gibil. Horon silahlar yaptı demirden, kendisine sadık Dünyalılardan bir ordu kurdu. Satu'ya ve İgigilere meydan okumak için kuzeye, toprakları ve nehri geçip ilerlediler.

HORON YENİLİYOR
Horon ve Dünyalılarından oluşan ordusu Tilmun'un, füzeler yerinin sınırına varınca şöyle meydan okudu Satu, Horon'a: Çatışalım, yalnızca ikimiz arasında, gel bire bir çarpışalım! Satu, kasırgasına binip Tilmun semalarında çarpışmak için Horon'u bekledi. Horon ona doğru göğe fırlamış bir şahin gibi süzüldüğünde, Satu ona zehirli bir ok attı, akrep sokmuş gibi yere düştü Horon.

NİNGİŞZİDDA HORON'A YARDIM EDİYOR
Asta bunu görünce göğe dek yükseldi çığlığı, Ningişzidda'ya yalvardı yardım etmesi için. Göksel kayığından aşağı indi Ningişzidda, anası için kahramanı kurtarmak üzere geldi. Sihirli güçleriyle Ningişzidda, zehir hayırlı kana dönüştürdü. Sabaha iyileşmişti Horon, ölümden geri döndü. Ningişzidda, göksel bir balık gibi yüzgeçleri ve ateşten bir kuyruğu olan Ateşli Sütunu verdi Horon'a.

SATU YENİLİYOR
Gözleri maviden kırmızıya, kırmızıdan maviye renk değiştiriyordu. Muzaffer Satu'ya doğru yükselip süzüldü Horon, Ateşli Sütun ile. Birbirlerini çok uzaklara dek kovaladılar; çarpışma çok şiddetli ve ölümcüldü. İlk başta darbe aldı Horon'un Ateşli Sütunu ve sonra zıpkınıyla yok etti Satu'yu Horon. Satu yere düşüp parçalandı, Horon tarafından bağlanıp zapt edildi.

VELİAHT HORON OLUYOR
Meclisin önüne tutsak aldığı amcasıyla dikildiğinde Horon, gördüler ki gözleri kör edilmiş, erliği ezilmiş Satu boş bir kavanoz gibi duruyordu. İzin verin de Satu gözü görmez, soyu sürmez yaşasın! Böyle dedi Asta meclise. Son günlerini Satu'nun, İgigiler arasında bir ölümlü olarak geçirmesine karar verdi meclis. Galip ilan edildi Horon, babasının tahtına o çıkacaktı.

( Ben tarih boyunca kurulmuş güçlü imparatorlukların erk savaşına giren önderlerinin birbirlerini esir aldıklarında yaptıklarının kaynağının yine Anunnakilerden esinlenme olduğunu düşünüyorum. Erkekliğini yok etme, göze mil çekme, ok yayıyla boğma gibi karşı tarafı aşağılama, onun bir daha krallık iddiasında bulunmasının önüne geçme, bir yandan da onun asil kanına saygı duyma gelenekleri de bana göre Anunnakilerden kaynaklanmaktadır. )

Meclisin kararı metal bir tablet üstüne kaydedildi. Kayıtlar salonuna yerleştirildi. Evinde, Marduk pek hoşnuttu bu karardan ama olup bitenlerden dolayı çok üzgündü. Oğlu Asar'ın oğlu olmasına rağmen Horon, İgigilerden Şamgaz'ın soyundan geliyordu. Anunnakiler arasında paylaştırılanlar gibi bir bölge verilmemişti ona. İki oğullarını birden kaybeden Marduk ve Sarpanit birbirlerinde aradılar teselliyi. Zaman içinde bir oğulları daha oldu: Nabu adını verdiler ona. Kehaneti taşıyan anlamına.

ENLİL DURUMU OĞULLARIYLA DEĞERLENDİRİYOR
imdi bu, uzaklarda niçin yeni bir arabalar yerinin inşa edildiğinin ve Dumuzi ile İnanna aşkının, Marduk'un Dumuzi'nin ölümüne yol açması sebebiyle nasıl bozulduğunun hikayesidir. Horon ve Satu'nun Tilmun semalarında giriştikleri çatışmanın sonrasında, Enlil toplantıya çağırdı üç oğlunu. Olanlarla ilgili kaygılarını anlattı onlara:Başlangıçta kendi suretimizde ve benzeyişimizde yaptık Dünyalıları.

Artık Dünyalıların suretinde ve benzeyişinde oldu Anunnakilerin çocukları! O zamanlar Ka-in'di kardeşini öldüren, şimdi Marduk'un bir oğlu oldu kardeşinin katili! Bir Anunnaki evladı Dünyalılardan bir ordu kurup ellerine Anunnakilerin sırrı olan bir metalden yapılma silahlar verdi! Alalu ve Anzu'nun tarafından meşruiyetimize meydan okuduğu günlerden bu yana sürdü İgigilerin başı bozukluğu ve kural tanımazlığı.

ENLİL GÜNEY AMERİKA'YA GÖK-YER TESİSİ KURALIM DİYOR
İşaret zirveleri Marduk'un bölgesinde yerleşik artık, iniş yeri İgigilerin elinde. Arabalar yerine doğru ilerliyorlar artık İgigiler. Satu'nun adına tüm gök-yer tesisleri üstünde hak iddia edecekler! Böyle diyordu Enlil üç oğluna, karşı harekete geçmeleri için onlara şunu önerdi: Gizlice kurmalıyız başka bir gök-yer tesisi!  Ninurta'nın okyanusların ötesindeki diyarında olsun, güvenilir Dünyalıların ortasında kurulsun!

Bu gizli görev Ninurta'nın ellerine teslim edildi. Okyanusların ötesindeki dağlık diyarda, büyük gölün yanı başında, yeni bir gök-yer bağı kuruyordu, kapalı bir mekan içine yerleştirdi bunu. Altın yumrularının sağa sola saçılmış olduğu dağın eteğinde sağlam zeminli bir düzlük seçti; üstüne iniş ve kalkış için işaretler çizdi. İlkeldi bu tesis ama işe yarayacaktı! Zaman uygun olduğunda böyle açıkladı Ninurta babası Enlil'e.

DUMUZİ VE İNANNA BİRBİRİNE AŞIK OLUYOR
Nibiru'ya altın gönderme işlemi oradan da yapılabilir, ihtiyaç olduğunda oradan da havalanabiliriz! O sırada hayırlı bir olay olarak başlayan şey meşum bir olay olarak sona erdi. O günlerde Enki'nin en küçük oğlu Dumuzi, Nannar'ın kızı İnanna'ya gönül verdi. Enlil'in torunu olan İnanna da abayı yaktı çobanların efendisine. Sınır bilmez bir aşka tutuldular, kalpleri arzuyla yanıp tutuştu.

Sonrasında uzun süre söylenen pek çok aşk şarkısını ilk kez terennüm eden Dumuzi ile İnanna'ydı; aşklarını şarkılarla anlattılar. En küçük oğlu Dumuzi'ye Abzu'nun üst kısmında büyük bir bölge ayırmıştı Enki. Meluhha'ydı adı buranın, kara diyaranlamına; dağ ağaçları yetişiyordu orada, suları boldu. Nehrinin sazları arasında iri boğalar dolaşırdı; davarlarının sayısı pek kalabalıktı.

Dağlarından gümüş çıkar, bakırı altın gibi parlardı. Dumuzi çok sevilmekteydi çok; Asar'ın ölümünden sonra Enki'nin gözdesi olmuştu. Bu küçük kardeşi pek kıskanıyordu Marduk. Ana babası Ningal ve Nannar da çok severlerdi kızları İnanna'yı. Enlil beşiğinin başında oturtmuştu onu. Güzelliği tarife sığmazdı, Anunnaki kahramanlarıyla kapışırdı savaş sanatlarında. Erkek kardeşi Utu'dan öğrenmişti göklerdeki yolculukları ve göksel sandalları.

AŞKLARINI AİLELERİNE AÇIYORLAR
Dünya'nın göklerinde dolaşsın, diye Anunnakiler ona has bir gök gemisi sunmuşlardı. Dumuzi ve İnanna Tufan'dan sonra, iniş platformunda ilk kez görmüşlerdi birbirlerini. Yapay tepelerin adanışı sırasında sıcak bir karşılaşma yaşanmıştı aralarında. Oğlan Enki'nin klanından ve kız Enlil'in soyundan olunca ilk başta tedirgin oldular. Ninharsag çatışan klanları barış içinde birleşmeye çağırdığında İnanna ve Dumuzi diğerlerinden uzaklaşıp biraraya geldiler ki aşklarını ilan edebilsinler.

Birlikte yürüyüp dolaşırlarken cezbeden, tatlı aşk sözcükleri söylediler birbirlerine. Yan yana uzandılar, yürekleri birbiriyle konuştu atarken. Dumuzi kolunu doladı onun beline, nasıl da istedi onunla birleşmeyi. İzin ver de öğreteyim! İzin ver de öğreteyim, diyordu Dumuzi, İnanna'ya. Kız nazikçe öptü oğlanı, sonra annesinden söz açtı oğlana: Anneme ne yalan uyduracağım? Sen neler söyleyeceksin Ningal'e?
Anneme aşkımızı anlatalım, sevincinden sedir ağacı kokuları serpecek üstümüze! İnanna'nın annesi Ningal'in yaşadığı meskene gitti aşıklar. Ningal onların birliğini kutsadı; İnanna'nın anası Dumuzi'yi onayladı. Efendi Dumuzi, Nannar'a damat olmaya layıksın, dedi ona. Nannar da damat olarak hoş karşıladı Dumuzi'yi. İnanna'nın erkek kardeşi Utu, öyle olsun, dedi.

MARDUK AŞIKLARI KISKANIYOR
Belki de bu evlilik klanlar arasında gerçek barışı sağlayacak, dedi Enlil hepsine. Dumuzi aşkını ve seçtiği eşi babasına ve erkek kardeşlerine anlattığında Enki bu evliliğin barışı sağlayacağını düşünerek kutsadı Dumuzi'yi. Dumuzi'nin erkek kardeşleri, Marduk dışında hepsi, bu evlilikten dolayı pek memnundu. Gibil onlar için altından bir zifaf yatağı hazırladı; Nergal mavi renkli lacivert taşlarından gönderdi.

İNANNA KRALİÇELİK HAYALİNİ GESTİNANNA'YA ANLATIYOR
İnanna'nın çok sevdiği bir meyve olan tatlı hurmalar yığıldı yatağın başucuna. Meyvelerin altına lacivert taşından boncuklar saklandı ki İnanna keşfedip bulsun. Töreye göre, İnanna'yı güzel kokular ve giysilerle süslemesi için Dumuzi'nin bir kız kardeşi gönderildi. Geştinanna'ydı adı bu müstakbel görümcenin. Yüreğindekileri açık etti İnanna ona; Dumuzi ile geleceğine ilişkin sözler söyledi:

Dumuzi'nin büyük Anunnaki olarak yükseleceği büyük bir ulus hayal ediyorum. Adı diğerlerinden daha yüce olacak, ben de onun kraliçesi. Prenslik konumunu paylaşacağız, isyankar ülkeleri birlikte dize getireceğiz. Dumuzi'yi yüksek bir konuma getirecek ve ülkeyi hakkıyla idare edeceğim! İnanna'nın hükümdarlık ve ihtişamla ilgili hayallerini erkek kardeşi Marduk'a bildirdi Geştinanna.

MARDUK VE GESTİNANNA DUMUZİ'Yİ TUZAĞA DÜŞÜRÜYOR
Pek canı sıkıldı Marduk'un
, İnanna'nın bu büyük hırsına. Geştinanna'ya gizli bir planı olduğunu anlattı. Erkek kardeşi Dumuzi'ye, çobanın meskenine gitti Geştinanna. Süslenmiş ve güzel kokular sürünmüştü, şöyle dedi erkek kardeşi Dumuzi'ye: Genç karını kucaklayıp ona sarılarak yatmadan önce, bir kız kardeşinden yasal bir varisin olmalı! İnana'nın doğuracağı oğulun ardıllık hakkı olmayacak.

Annenin dizlerinin dibinde yetiştirilmeyecek! Kardeşinin elini aldı avucuna, kendini sundu ona. Benimle birleş kardeşim! Damat, seninle Enki soyundan bir çocuk yapalım! Böyle diyordu Geştinanna, fısıltıyla Dumuzi'ye; rahminden gelen asil bir emirdi. Dumuzi tohumunu onun rahmine döktü; okşayışlarıyla uyuyakaldı. Gece uyurken bir rüya gördü Dumuzi, ölüme dair bir önseziydi gördüğü:

GESTİNANNA İLE CİNSEL İLİŞKİYE GİREN DUMUZİ RÜYASINDA ÖLDÜRÜLECEĞİNİ GÖRÜYOR
Rüyada yedi kötü haydutun evine doğru geldiklerini gördü. Efendi seni almamız için gönderdi bizi Duttur oğlu, dediler ona. Koyunlarını, kuzularını ve oğlaklarını kovaladılar. Başından çekip aldılar efendilik başlığını, kraliyet cübbesini çıkartıp soydular. Çoban asasını alıp kırdılar, kadehini kancasından çıkarıp yere çaldılar. Çırılçıplak, yalın ayak yakalayıp elini kolunu bağladılar.

GESTİNNA MARDUK'UN DUMUZİ'Yİ ÖLDÜRECEĞİNİ SÖYLÜYOR
Prenslere Layık Kuş ve Şahin adına onu ölmeye bıraktılar. Gecenin bir yarısında şıçrayıp uyandı Dumuzi, şaşkın ve üzgün; rüyasını anlattı Geştinanna'ya. Bu rüya uğursuz dedi Geştinanna, şaşırmış haldeki Dumuzi'ye. Marduk seni bana tecavüz etmekle suçlayacak, seni tutuklamaları için kötü elçiler gönderecek. Seni yargılayıp itibardan düşürmelerini emredecek ki, bir Enlil'ci ile birleşemeyip ayrılasın!

DUMUZİ YARDIM İSTİYOR, KAÇARKEN ÖLÜYOR
Yaralı bir hayvan gibi kükredi Dumuzi: İhanet! İhanet, diye bağırdı! İnanna'nın erkek kardeşi Utu'ya imdat çağrısı yolladı; babası Enki'nin adını bir tılsım gibi diline doladı. Yılanlar çölü denilen Emuş çölünden kaçmak için telaşla yola çıktı Dumuzi. Kudretli çağlayanların yerine kaçıyordu saklanmak için kötülükten, peşindekilerden. Fışkırıp akan suların taşları pürüzsüzleştirip kayganlaştırdığı yerde Dumuzi'nin kaydı ayağı. Şiddetle akan sular cansız bedenini beyaz köpüklere sarıp sürükledi.

Şimdi bu, İnanna'nın aşağı Abzu'ya inişinin  ve büyük Anunnaki savaşının ve Marduk'un Ekur'da nasıl diri diri hapsedildiğinin hikayesidir. Dumuzi'nin cansız bedeni Ninagal tarafından büyük gölün sularından çıkartıldı ve Nergal ( Enki'nin oğlu) ile Ereşkigal'in ( Nergal'in eşi) Aşağı Abzu'daki meskenine getirildi. Dumuzi'nin, Enki'nin oğlunun cesedi düz bir taş üstüne konuldu.

ENKİ AĞIT YAKIYOR
Neler olup bittiğinin haberi Enki'ye verilince, giysilerini yırttı Enki, kül sürdü alnına. Evladım! Evladım, diye ağıt yaktı Dumuzi için. Ne günah işledim de böyle cezalandırıldım, diye sordu bağıra çağıra. Nibiru'dan Dünya'ya geldiğimde adım EA'ydı, Evi Sular Olan anlamına. Sular sağlamıştı göksel arabaların itici gücünü, sulara iniş yapmıştım. Sonra bir su heyelanı silip süpürdü Dünya'yı.

Sularında boğuldu torunum Asar, yine onun sularında öldü biricik Dumuzi'm! Yaptığım her şeyi, doğru amaçlarla yaptım. Niçin cezalandırıldım, kısmet niye sırt çevirdi bana? Böyle ağlayıp ağıt yakıyordu Enki. Geştinanna'dan olayların doğruluğunu öğrenip keşfedince, daha da büyüdü Enki'nin acısı: Şimdi ilk oğlum Marduk yaptığından dolayı çekecek!

İNANNA ABZU'YA DOĞRU YOLA ÇIKIYOR VE EREŞKİGAL'İN YANINA GELİYOR. EREŞKİGAL ONDAN ŞÜPHELENİYOR
Dumuzi'nin ortadan kayboluşuna üzülmüştü İnanna ve sonra da ölümüyle yeise kapıldı. Ardından telaşla aşağı Abzu'ya doğru yola koyuldu ki cenaze töreni için Dumuzi'nin cesedini alabilsin. Kız kardeşi Ereşkigal'e İnanna'nın semt kapısına vardığı haber verilince, İnanna'nın dolambaçlı bir plan yapmış olacağından kuşkulandı Ereşkigal. Yedi kapıdan geçerken birer birer, İnanna'nın askeri teçhizatı ve silahları ondan alındı teker teker.

Soyunmuş ve güçsüz bir halde vardı Ereşkigal'in tahtına ki, Dumuzi'nin erkek kardeşi Nergal'den bir varis edinmek istemekle suçlandı! Öfkeyle titreyen Ereşkigal kız kardeşinin açıklamalarını dinlemedi. Üstüne altmış hastalık salına onun, diye öfkeyle buyurdu Ereşkigal, veziri Namtar'a. İnanna'nın aşağı Abzu'da ortadan kayboluşuna çok üzüldü ana babası.

İNANNA BİYOLOJİK SİLAHLA ÖLÜME TERK EDİLİYOR. ENKİ İNANNAYI KURTARMAK İÇİN ANDROİD ROBOT YAPIYOR
Nannar meseleyi Enlil'e aktardı, Enlil bir mesaj yolladı Enki'ye. Ereşkigal'in eşi olan oğlu Nergal'den öğrendi Enki olan biteni. Abzu'nun kilinden iki elçi biçimlendirdi Enki; kanı olmayan, ölüm ışınlarından zarar görmeyen varlıklar. İnanna'yı ölü ya da diri geri getirsinler, diye onları aşağı Abzu'ya yolladı. Ereşkigal'in huzuruna çıktıklarında, onların görünüşü çok şaşırttı Ereşkigal'i.

Anunnaki misiniz siz? Dünyalı mısınız, diye sordu şaşkınlıkla onlara. Namtar sihirli güç silahlarını onlara yöneltti ama hiç zarar görmedi bu ikisi. İnanna'nın bir direkte asılı duran, cansız bedeninin başına götürdü Namtar elçileri. Cesedin üstüne yöneltti Nabız ve Işıltıyı kilden elçiler. Sonra onun üstüne yaşam suyu serptiler, ağzına yaşam bitkisi yerleştirdiler.

ÖLÜMDEN DÖNEN İNANNA DUMUZİ'NİN CESEDİNİ DE YANINA ALIYOR
Derken kıpırdandı İnanna; açıldı gözleri, ölümden dönüp ayağa kalktı İnanna. İki elçi İnanna'yı yukarı Dünya'ya götürmeye hazırlanınca Dumuzi'nin cansız bedenini de yanlarına almalarını buyurdu İnanna. Aşağı Abzu'nun yedi kapısından geçipçıkarken askeri teçhizatı ve vasıfları geri veridi ona. Dumuzi'nin kara diyardaki meskenine götürmelerini buyurdu elçilere gençliğinin aşkını.

( İnanna Dumuzi aşkı hem romantizm de hem de ezoterizm de geniş yer bulur. Ezoterizm bu olayı tamamen mecazi anlamlarıyla değerlendirir. Dünya'nın aşağısına inme ve ölüm insanın Dünyevi kimliğinden kurtulma, bunu yaparken gizemli yedi kapıdan geçişi, ölüp tekrar yeniden doğuşu ve yeni kimliğinin özellikleriyle silahlanması tamamen Tanrısallaşma yolunda adımlar olarak değerlendirilir. Oysa gerçek tamamen farklıdır. Ortada müthiş bir erk savaşı, Dünya'ya egemen olmak için Anunnakiler'in yaptığı kardeş katliamı vardır. Tıpkı biz insanlar gibi. Zaten onların benzeyişinde ve suretinde değil miyiz? Oradaki ihtişamlı yapılar ya insanları köle olarak kullanan Anunnakilerin megalomanisinin eseri, ya da zorunlu astrolojik tesislerdi. Yani yedi kapı, yedi merdiven, on iki görevli tamamen şartlar gereği ya da megalomani gereği  oluşturulan sembollerdi. )

İNANNA MARDUK'UN ÖLMESİNİ İSTİYOR
Orada saf sularda yıkayıp tatlı yağlarla ovacaktı. Sonra kırmızı bir kefene sarıp lacivert taşından bir taşa yatıracaktı. Sonra kayalara bir dinlenme yeri oyacaktı onun için ki, Yükseliş Gününe dek orada beklesin. Kendisine gelince, adımlarını Enki'nin meskenine yöneltti İnanna. Sevdiceğinin ölümünün bedelini istedi, suçlunun, Marduk'un ölmesini talep etti.

Bu kadar ölüm yeter, dedi Enki ona. Marduk kışkırttı ama cinayet işlemedi! İnanna öğrenince Enki'nin Marduk'u cezalandırmayacağını, kendi ana babasına ve erkek kardeşine gitti. Sesini göğün en tepesine dek yükseltti: Adalet! İntikam! Marduk'a ölüm, diye bağırdı. Enlil'in meskeninde oğulları, İnanna ve Utu toplandılar; bir savaş meclisi kurdular.

ENLİL'İN KLANI MARDUK'UN CEZALANDIRILMASINI İSTİYOR
Asi Anzu'yu yenen Ninurta güçlü tedbirler alınmasını savundu. Marduk ile İgigiler arasında gizli sözler gidip geliyor, diye bildirdi Utu onlara. Marduk'tan, bu kötü yılandan kurtulmalı Dünya, diyerek onlara katıldı Enlil. Marduk'un teslim edilmesi emri babası Enki'ye iletilince Enki evine çağırdı Marduk'u ve diğer tüm oğullarını. Sevgili Dumuzi'm için yas tutuyor olsam bile Marduk'un haklarını da savunmalıyım!

Marduk kışkırtarak kötü bir işe sebep oldu gerçi ama Marduk'un elinden değil kötü kısmetten öldü Dumuzi. Marduk ilk oğlumdur, Ninki'dir anası, ardılım olmaktır kaderi. Ninurta'nın çetesinin elinde öldürülmekten korunmalı! Böyle diyordu Enki. Babalarının çağrısına yalnızca Gibil ve Ninagal kulak verdi, Ningişzidda karşı çıktı. Nergal duraksadı ve şöyle dedi: Ancak canı tehlikede olursa yardım edeceğim ona!

ENLİL KLANI İLE ENKİ KLANI ARASINDA ÇATIŞMA BAŞLIYOR
Bundan sonra patladı iki klan arasındaki savaş, böyle şiddetlisi hiç görülmemişti. Dünyalıların soyundan gelen Horon ve Satu arasındaki çatışma gibi değildi bu: İçlerinde Nibiru'da, başka bir gezegende doğmuş olanların da olduğu Anunnakiler arasında çıktı bu savaş. İnanna başlattı çarpışmayı, gökgemisi ile Enki'nin oğullarının hakimiyet bölgeleri üstünden uçtu.

Marduk savaşla meydan okudu ona, Ninagal'in ve Gibil'in bölgesine dek kovaladı onu. İnanna'ya yardım etmek için gelen Ninurta, fırtına kuşunun içinde düşman mevkilerine solduran ışınlar fırlattı. Kavuran şimşeklerle ve yerle bir eden gök gürültüleriyle saldırdı gökten İşkur. Abzu'da nehirleri balıklardan temizledi, tarlalardaki davarları dağıttı. Ku zeye, yapay tepeler yerine doğru çekildi Marduk.

Onu kovalayan Ninurta yerleşimler üstüne zehir taşıyan füzeler yağdırdı. Parçalayan silahı bu topraklarda yaşayan insanların duyularını dumura uğrattı. Nehir sularını taşıyan kanallar kanla kızıla boyandı. İşkur'un ışıltılı parlamaları döndürdü ateşli günlere gecelerin karanlığını. Mahvedici çarpışmalar kuzeye doğru ilerlerken Marduk, Ekur'a sığınıp rahat etti.

Onu kovalayan Ninurta yerleşimler üstüne zehir taşıyan füzeler yağdırdı. Parçalayan silahı bu topraklarda yaşayan insanların duyularını dumura uğrattı. Nehir sularını taşıyan kanallar kanla kızıla boyandı. İşkur'un ışıltılı parlamaları döndürdü ateşli günlere gecelerin karanlığını. Mahvedici çarpışmalar kuzeye doğru ilerlerken Marduk, Ekur'a sığınıp rahat etti.

Gibil burası için görünmez bir kalkan tasarladı; Nergal burasının her şeyi gören gözünü göğe yöneltti. Bir borunun yönlendirdiği parlaklık silahı ile saldırdı İnanna onun saklandığı yere. Dedesini savunmaya geldi Horon; İnanna'nın parlaklığı ile onun sağ gözü yaralandı. ( Tek göz ile tasvir edilen Horus bu kişi olabilir. Bu olay sebebiyle tek gözü kaldığı için.) İgigileri ve onların Dünyalılar güruhunu  Tilmun'a girmekten alıkoyarken Utu. Şu veya bu klanı destekleyen Anunnakiler yapay tepelerin dibinde çarpıştılar.

Gibil burası için görünmez bir kalkan tasarladı; Nergal burasının her şeyi gören gözünü göğe yöneltti. Bir borunun yönlendirdiği parlaklık silahı ile saldırdı İnanna onun saklandığı yere. Dedesini savunmaya geldi Horon; İnanna'nın parlaklığı ile onun sağ gözü yaralandı. İgigileri ve onların Dünyalılar güruhunu  Tilmun'a girmekten alıkoyarken Utu. Şu veya bu klanı destekleyen Anunnakiler yapay tepelerin dibinde çarpıştılar.

MARDUK YENİLİYOR
Bırak da Marduk teslim olsun, akan kan son bulsun! Böyle sözler iletti Enlil, Enki'ye. İzin ver de kardeş kardeşle konuşsun! Ninharsag böyle mesaj yolladı Enki'ye. Ekur'un içinde, saklandığı yerde Marduk peşindekilere karşı koymaya devam etti. Dağa benzeyen ev içinde son savunmasını yapmaktaydı. İnanna bu muazzam taş yapının hakkından gelemedi. Yapının pürüzsüz yüzleri silahlarını saptırdı.

Derken gizli girişi öğrendi Ninurta, kuzey yüzündeki menteşeli taşı buldu! Karanlık bir koridordan geçti Ninurta ve büyük galeriye erişti. Bu kemerli mekan kristallerin pek çok renkli ışınımlarıyla bir gökkuşağı gibi pırıl pırıl ışıldıyordu. Davetsiz girenin haberini alan Marduk silahlarını hazırlayıp Ninurta'yı bekledi. Harikulade kristalleri birer birer parçalayarak galeri boyunca yukarı çıkarken Ninurta silahlarıyla karşılık verdi.
Üst odaya, büyük çarpan taşın yerine dek çekildi Marduk. Odanın girişinde kayan taş kilitleri indirdi Marduk; tüm girişleri bir daha açılmamak üzere kapattı. Ninurta'nın peşinden Ekur'a girdi İnanna ve İşkur; sonra ne yapacakları üstünde düşündüler. Saklandığı delik Marduk'un taş tabutu olsun, dedi İşkur onlara. Aşağıya kaymaya hazır olan üç engel taşına çekti onların dikkatini İşkur.

Diri diri gömülüp yavaşça ölmek olsun Marduk'un cezası, diyerek rıza gösterdi İnanna. Galerinin sonundaki üç kayan taş indirildi. Her bir için tıkayan bir taş kayarak indi, Marduk'u bu mezara mühürledi.

MARDUK PİRAMİTİN İÇİNDE ÖLMEKTEN KURTARILIYOR
Şimdi bu, Marduk'un nasıl kurtarılıp sürgüne yollandığının ve Ekur'un sökülüşünün ve topraklar üstündeki efendiliğin yeniden düzenlenişinin hikayesidir. Gün ışığından uzak, aç susuz Marduk, diri diri gömülmüştü Ekur'un içinde. Onun tutsak edilip mahkemesiz cezalandırılması karşısında, eşi Sarpanit çığlığı bastı. Hemen kayınpederi Enki'ye koşturdu, yanına küçük oğlu Nabu'yu alıp çıktı huzuruna.

Yaşayanlar arasına geri döndürülmeli Marduk, dedi Sarpanit, Enki'ye. Enki onu, İnanna'ya aracılık edebilecek Utu  ve Nannar'a yolladı. Kefaret giysisine bürünmüş olan Sarpanit, efendi Marduk'a yaşam verin, diyerek yalvardı. İzin verin de vazgeçip efendilikten tevazuyla sürdürsün hayatını! Yatışmadı İnanna. Sevdiğimin ölümü için ölmeli o kışkırtıcı, diyerek tersledi İnanna.

NİNHARSAĞ ( NİNMAH) TARAFLARI UZLAŞTIRIYOR
Uzlaştırıcı Ninharsag, erkek kardeşleri Enki ve Enlil'i çağırdı. Marduk cezalandırılmalı ama ölüme izin yok, dedi onlara. İzin verin de sürgün hayatı sürsün Marduk, Dünya üstünde ardıllığı Ninurta'ya teslim etsin! Onun sözleri Enlil'i memnun edip gülümsetti: Ninurta onun oğluydu, Ninurta'nın babasıydı o! Ardıllık ve yaşam arasında seçim yapılacaksa eğer, baba olarak ben ne diyebilirim ki?

Böyle yanıtladı Enki, yüreği sıkıntılıydı. Topraklarımın her bir yanı perişan. Savaşlar sona ermeli; Dumuzi için yas tutmaktayım hala, izin verin de Marduk sürgünde yaşasın! Barış geri gelecek ve Marduk yaşayacaksa eğer, bağlayıcı antlaşmalar yapılmalı, dedi Enlil, Enki'ye. Gök ve yeri bağlayan tüm tesisler yalnızca benim ellerime bırakılmalı. İki darlık diyarının idaresi ise başka bir oğluna verilmeli senin.

Marduk'a sadık İgigiler iniş yerinden vazgeçip terk etmeliler orayı. Geri dönülmez diyara, Ziusudra'nın soyundan hiç kimsenin yerleşmediği bir yere sürgün gitmeli Marduk! Böyle güçlü bir şekilde duyurdu Enlil, kardeşler arasında önde gelen olacağını. Enki de kısmetin elini yüreğiyle kabullendi: Öyle olsun, dedi başını öne eğip. Ekur'un iç kısımlarını yalnızca Ningişzidda biliyor, o diyarın idaresi onda olsun!

MARDUK PİRAMİTTEN ÇIKARILIYOR
Alınan kararlar büyük Anunnakiler tarafından duyurulduktan sonra, Marduk'u çıkartması için Ningişzidda çağırtıldı. Marduk'u kapatılıp mühürlenmiş iç kısımdan çekip çıkartmaktı görevi. Diri diri gömüleni serbest bırakmayı, akla hayale gelmeyecek bir görevi verdiler ona. Ningişzidda, Ekur'un gizli planları üstünde düşündü, engel taşlarının çevresinden nasıl dolaşacağını planladı:

Üst taraftan oyup keseceğimiz bir delikten kurtaracağız Marduk'u, dedi önderlere. Onlara göstereceğim bir yerden taşları kesip bir kapı açacaklar. Oradan başlayıp yukarı doğru kıvrılan bir geçit açıp bir kurtarma bacası yapacaklar. Gözlerden saklı boşluklardan geçip Ekur'un tam ortasına dek devam edecekler. Boşlukların tam ortasındaki taşları kırıp açacaklar.

İç kısma giden bir geçit oluşturacaklar patlatıp, böylece engel kilitlerinin çevresinden dolaşacaklar. Büyük galeri boyunca tırmanıp üç taş kilidi yukarı çekecekler. En üst odaya, Marduk'un ölüm hücresine ulaşacaklar! Ningişzidda'nın idaresindeki Anunnakiler onun böyle özetlediği planı izlediler. Araç gereçlerle taşları çatlatıp açarak bir kaçış bacası oluşturdular.

Yapay tepenin iç kısımlarına erişip bir geçit açtılar patlatıp. Üç kilit taşının çevresinden dolanıp en üst odaya ulaştılar. Küçük bir platform üstündeki parmaklıkları kaldırıp baygın haldeki Marduk'u kurtardılar. Efendiyi dikkatle indirdiler kıvrımlı hava bacasından, onu temiz havaya çıkardılar. Dışarıda beklemekteydi Sarpanit, Nabu ve babası; çok mutlu bir kavuşmaydı bu.

NİNURTA PİRAMİTTEKİ KADER TAŞINI ALIYOR
Sarpanit ve Nabu ile birlikte dönüşü olmayan diyara doğru yola çıktı. Boynuzlu hayvanların avlandığı bir yere gitti eşi ve oğluyla birlikte. Marduk gittikten sonra Ninurta hava bacasından tekrar girdi Ekur'un içine. Yatay bir koridordan geçip Ekur'un vulvasına gitti. Odanın doğu duvarında, hünerle biçimlendirilmiş bir oyukta duran kader taşı kızıl bir ışık yaymaktaydı.

Bunun öldüren gücü beni kavrar, öldürücü takip edicisiyle yakalar beni, diyerek bağırdı Ninurta odada. Çıkartın bunu! Alıp yok edin, diye bağırdı Ninurta subaylarına. Kendi izlerini takip ederek büyük galeriden en üst kısımdaki odaya dek ilerledi. İçi oyulmuş bir sandığın içinde atmaktaydı Ekur'un kalbi; ağgücü beş odacıkla güçlendirilmişti. Elindeki bastonla vurdu Ninurta bu taş sandığa; çınlayan bir ses çıkardı.

Yönleri belirleyen bu Gug Taşının dışarı çıkartılmasını ve seçtiği bir yere taşınmasını emretti. Büyük galeriden aşağı inerken yirmi yedi çift olan Nibiru kristallerini inceledi Ninurta. Marduk'la savaşı sırasında pek çoğu hasar görmüştü. Bazıları bu çarpışmadan sağlam çıkmıştı. Sağlam olanların oyuklarından çıkartılmasını buyurdu Ninurta, diğerlerini ışınıyla un ufak etti.

Dağa benzeyen evden çıkıp Ninurta siyah kuşuyla yükselip süzüldü. Dikkatini zirve taşına çevirdi, sanki düşmanının ta kendisini temsil ediyordu bu. Silahlarıyla yerinden gevşetti bunu, düşüp bin parçaya ayrılmasını izledi. Bununla sona erdi Marduk korkusu, diye duyurdu muzaffer Ninurta. Savaş meydanında toplanan Anunnakiler Ninurta'ya övgülerini bildirdiler.

NİNURTA SİNA YARIMADASININ HAKİMİ OLUYOR
Sen Anu gibi oldun, diye bağrıştılar kahraman önderlerine. İşe yaramaz hale getirilen işaretin yerine göksel arabalar yeri yakınlarında bir tepe seçildi. Onun içinde yeniden düzenlendi kurtarılan kristaller. Zirvesine yerleştirildi yönlendiren Gug taşı. Dağa Maşu.

Dağa benzeyen evden çıkıp Ninurta siyah kuşuyla yükselip süzüldü. Dikkatini zirve taşına çevirdi, sanki düşmanının ta kendisini temsil ediyordu bu. Silahlarıyla yerinden gevşetti bunu, düşüp bin parçaya ayrılmasını izledi. Bununla sona erdi Marduk korkusu, diye duyurdu muzaffer Ninurta. Savaş meydanında toplanan Anunnakiler Ninurta'ya övgülerini bildirdiler.

TOPRAKLAR SAVAŞ SONRASI YENİDEN PAYLAŞTIRILIYOR
Eski toprakların komutanlığını pekiştirmek, yeni topraklara efendiler tayin etmek için toplandılar. Anzu'yu ve Marduk'u yenen Ninurta'ya Enlillik güçleri bahşedildi. Tüm topraklarda babasının vekili olacaktı. Sedir Dağlarındaki iniş yerinin efendiliği İşkur'a bahşedildi. Kuzeydeki hakimiyet bölgesine iniş yerini de ekleyecekti. İgigilerin ve çocuklarının yayılıp yaşadıkları güney ve doğudaki topraklar sonsuza dek geçerli bir bağış olarak verildi Nannar'a ki, onun soyu ve takipçileri tarafından korunup kollansınlar. Arabalar yerinin bulunduğu yarımada da Nannar'ın topraklarına eklendi. O yerin ve Dünyanın göbeğinin komutanı olduğu Utu'nun bir kez daha yinelendi. İki darlık diyarında, antlaşma gereğince, efendiliği Ningişzidda'ya tayin etti Enki.

İNANNA'DA TOPRAK TALEP EDİYOR
Enki'nin diğer oğulları hiç karşı çıkmadılar ama İnanna karşı koydu buna! Dumuzi'nin, ölen nişanlısının mirası üstünde hak iddia etti İnanna. Enki'den ve Enlil'den kendisine ait bir hakimiyet bölgesi talep etti. İnanna'nın taleplerini nasıl karşılayacakları üstünde düşündü önderler. Kısmetleri emreden büyük Anunnakiler topraklar ve halklar hakkında Dünya ve yeniden yerleşilen yerler hakkında Anu'ya danıştılar.

  • Thanks 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

ANU DÜNYA'YA GELMEYE KARAR VERİYOR, İNSANLAR MEZOPOTAMYAYA TEKRAR YERLEŞİYOR
Anu bir kez daha Dünya'ya gelmeye karar verdi; eşi Antu ile birlikte gelmekti dileği. Onun gelişi beklenirken, Anunnakiler Edin'de yeniden meskenler inşa etmeye başladılar. Şem'in soyunun yaşadıkları dağlık bölgelerden eski topraklara göç etti kara başlı halk. Henüz kurumuş olan toprak üstünde yerleşmelerine izin verdi Anunnakiler ki, herkes için besin sağlasınlar.

ENKİ KENDİNE MEZOPOTAMYA'DA YENİ BİR MALİKANE YAPTIRIYOR
Enki'nin ilk şehri olan Eridu'nun Tufan öncesinde kurulu olduğu yerde, sayısız miktarda çamur ve kumun hemen üstüne yeni Eridu'nun kurulacağı yerbelirlendi. Merkezinde, yükseltilmiş bir platform üstünde Enki ve Ninki için bir mesken inşa edildi. Adına dönüşü muzaffer olan Efendi'nin evi denildi. Enki'nin oğullarınca sağlanan altın, gümüş ve değerli metallerle süslendi.

Üst kısmında, yukarıyı işaret eden bir çember içine işaretlendi on iki takımyıldız burç işaretleriyle. Alt kısmında, Abzu'daki gibi, içinde balıkların yüzdüğü sular akıyordu. Kutsal bir odada, davetsiz hiç kimsenin giremediği bir yerde saklıyordu Enki, ME formüllerini .

ENLİL'DE YENİ NİBRU-Kİ ŞEHRİNİ KURUYOR 
Enlil ve Ninlil için çamur ve kum üstüne yeni bir Nibru-ki kuruldu. Şehir halkının meskenleri, ağılları ve ahırlarının tam ortasındaki kutsal semt duvarla çevrelendi. Oracıkta inşa edildi Enlil ve Ninlil için bir mesken, yedi basamakla yükseliyordu göğe. Gökyüzüne çıkan bir merdiven gibi en üst platforma götürmekteydi. Enlil orada korumaktaydı kaderler tabletlerini, silahlarıyla koruyordu orayı.

ANU İÇİN UNUG-Kİ ŞEHRİ KURULUYOR
Toprakları tarayan yükseltilmiş göz, her şeye nüfuz eden yükseltilmiş ışınla. Avluda, kendi kapalı mekanının içinde Enlil'in hızla tırmanan gökkuşu durmaktaydı. Anu ve Antu'nun gelişi yaklaşırken, Edin'de kalırken kullanmaları için yeni bir yer seçildi; ne Enlil'in ne de Enki'nin yeri olmalıydı bu. Unug-ki denildi adına, latif yer anlamına. Gölge yapan ağaçlar dikildi içine.

Tam ortasına ak ve arı bir yapı, Anu'nun evi inşa edildi. Dıştan yedi basamaklayükseliyordu; içi ise bir kralın özel dairesi gibiydi. Anu'nun göksel arabası Dünya'ya vardığında, Anunnakiler karşılaşmak için onu, gök gemileriyle yükselip süzüldüler. Tilmun'daki arabalar yerine güvenle inmesi için yol gösterdiler. O yerin komutanı olan Utu, Dünya'ya hoş geldiniz, dedi büyük dedesine ve ninesine.

( Yedi basamaklı merdiven, yedi kollu şamdan gibi ezoterik anlamlı sembollerin gerçekte Dünya'nın dışarıdan girildiğinde yedinci gezegen olmasını hatırlatması dışında bir anlamı yoktur. Bu nedenledir ki; Anunnakiler sembolik olarak yedinci günü tatil ilan ettiler, yedi kişi ile yargılama yaptılar, tapınakları yedi kat yaptılar, makamlarına yedi merdiven ile çıkıldı. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de ezoterik insanlar bu sembolleri kullanarak Tanrısallaşmaya çalışıyorlar. Keşke bunların gerçekte başka bir gezegenden gelen canlıların sembolleri olduğunu bilselerdi. Tam bu noktada benim 14 tableti yazma nedenlerimden biri de budur. Gerçek aydınlanma. Yalanlarla, Anunnakilere tapıp buna din diyerek aydınlanamayız.)

ANU DÜNYA'YA GELİYOR
Anu'nun üç çocuğu; Enlil ve Enki ve Ninharsag da onları karşıladılar. Kucaklaşıp öpüştüler, hem güldüler hem ağladılar. O kadar uzun, o kadar uzun sürmüştü ki ayrılık! Böyle söylüyorlardı birbirlerine. Birbirlerine bakıp ne kadar yaşlandıklarını incelediler. Pek çok şar büyük olmalarına rağmen ana babaları, çocuklarından genç görünüyorlardı! İki oğul kocamış ve sakallıydı; bir zamanların güzel Ninharsag'ın beli bükük, yüzü kırış kırıştı.

Beşi de göz yaşlarına boğuldular; mutluluk gözyaşlarına karıştı keder gözyaşları. Misafirler ve evsahiplerini Edin'e götürdü gök gemileri. Unug-ki'nin yanıbaşında hazırlanan yere kondu gök gemiler. Dünya üstünde kalmış olan tüm Anunnakiler tören kıtası olarak selamladılar. Selam olsun, hoş geldiniz! Selam olsun, hoş geldiniz, diye bir ağızdan haykırdılar Anu ve Antu'ya.

ANU KRALLAR GİBİ!!!!! AĞIRLANIYOR
Sonra bir tören alayı oluşturup müzik çalarak, şarkı söyleyerek Anu'nun evine dek eşlik ettiler misafirlere. Anu evine varınca Anu, yıkanıp dinlendi, sonra güzel kokular sürülüp giydirildi. Anunnaki kadınları Antu'ya altın yatak evine dek eşlik ettiler. O da yıkandı ve dinlendi orada, sonra güzel kokular sürülüp giydirildi. Üstü açık avluda akşam esintisi yaprakları hışırdatırken, Anu ve Antu tahtlarına oturdular.
Onların her iki yanında oturmaktaydı Enlil, Enki ve Ninharsag. Tamamen çıplak Dünyalılardan !!!!!! ( Anunnakilerin insanları nasıl değersiz gördüğünün açık bir kanıtıdır bu cümle) oluşan hizmetkarlar şarap ve iyi zeytinyağı sundular. Diğer hizmetkarlar ise avlunun bir köşesinde, Enlil'in ve Enki'nin hediyeleri olan bir boğayı ve bir koçu kızartmaktaydı ateşte. Anu ve Antu için büyük bir şölen hazırlanmıştı. Başlaması için göklerdeki işaret beklendi.

Enlil'in eğitmesiyle yıldızlar ve gezegenler üstüne öğrenen Zumul, Anu evinin basamaklarını tırmandı ki, akşam vakti yükselen gezegenleri duyursun. İlk basamaktayken, doğu göğünde Kişar göründü; ikinci basamakta ise Lahamu görüldü. Üçüncü basamakta Mummu'nun göründüğü duyuruldu. Dördüncü basamakta iken Anşar yükseldi.

Lahmu beşinci basamakta görüldü, Ay ise altıncı basamaktan duyuruldu. Sonra Zumul'dan gelen işaret üzerine, Anu'nun gezegeni gökte yükselir ilahisi söylenmeye başlandı. En üst basamakta, yedinci basamakta kırmızı halesiyle Nibiru görünür olmuştu. Anunnakiler müziğe ayak uydurup el çırparak dans ettiler ve şarkı söylediler. Parlaklığı giderek büyüyen, efendi Anu'nun göksel gezegenine, diyerek terennüm ettiler.

İşaret üstüne bir şenlik ateşi yakıldı, bunu gören yerde yakılan ateşi gören başka yerlerde de yandı şenlik ateşleri. Gece bitmeden önce tüm Edin diyarı şenlik ateşleriyle aydınlandı. Boğa ve koç etinden, balık ve kuş etinden yiyip şarap ve bira içen Anu ve Antu ( Bu iki içki Anunnakilerin en çok sevdiği içkilerdir.) geceyi geçirecekleri odalarına çekildiler. Anu ve Antu tüm Anunnakilere teşekkür ettiler. Bir kaç Dünya günü ve gecesinde uyudu Anu ve Antu; altıncı günde Anu iki oğlunu ve kızını çağırttı.

ANU OLAN BİTENİ ÖĞRENİYOR
Dünya'da neler olup bittiğini onların ağzından dinledi; Barışı ve savaşları öğrendi. Enlil'in yeminiyle silinip gidecek olan Dünyalıların nasıl tekrar çoğaldıklarını dinledi Anu. Okyanusların ötesindeki diyarda altın bulunuşunu ve oradaki arabalar yerini açıkladı Enlil ona. Ardından gördüğü rüyayı ve Galzu'dan gelen tableti anlattı Enki ona. Anu buna çok ama çok şaşırdı:

Bu isimde gizli bir elçi tarafımdan hiç gönderilmedi ki Dünya'ya! Böyle dedi Anu üç öndere. Enki ve Enlil çok şaşırdılar, birbirlerine bakakaldılar. Ziusudra ve yaşam tohumları Galzu sayesinde kurtarıldı, dedi Enki. Nibiru'ya döndüğünüz gün öleceksiniz, dedi Galzu bizlere. Anu buna hiç inanamadı; devrelerin değişimi çok sorun açıyordu ama iksirle iyileştirilebiliyordu!

Senin elçin değil idiyse, kimdi Galzu, dedi Enki ve Enlil bir ağızdan. Dünyalıların kurtarılmasını kim istedi? Dünya'da kalmaya kim zorladı bizi? Ninharsag yavaşça başını salladı: her şeyin yaratıcısı adına göründü Galzu! Dünyalıların yaratılması da mukadder miydi, diye merak ettim şimdi! Bir süre sessizce oturdu dördü; her biri yüreğinden geçirdi geçmişte yaşananları.

( işte bu noktada gerçek Tanrı inancına yaklaşıyoruz. Tanrının elleri böyle işlev görüyor. Tanrısallaşan ışık insanları böyle mucizelere sebep oluyor. O nedenle Hızır inancına ayrı bir parantez açıyorum. Dünya'nın bekçisi, bizim koruyucumuz Galzu yani Hızır'dır. O Tanrının elidir. Bu kadar yüksek teknolojiye sahip Anunnakileri bile rahatça yönlendirmiş ve insanoğlunu korumuştur. Dinin başladığı nokta Hızırdır. Anunnakiler Her Şeyi Başlatan Baba diyerek mükemmel bir Tanrı tasviri yapmışlardır. Aslında son derece ezoterik inançları vardır. Ancak o bitip tükenmek bilmeyen hırsları onları tıpkı bizler gibi zavallı durumuna düşürmektedir. Kendileri gibi yarattıkları insanları çırılçıplak hizmetçi olarak kullanacak kadar seviyesizleşebilmişlerdir. Bu gün Dünya'ya bir bakın. İnsanoğluna bir bakın. Bu tehlikeli varlığın kötülük anlamında neler yapabileceğini bir düşünün. )

( Anunnakilerin Ortadoğu eksenli yaşam alanlarında insanları köleleri gibi kullandıkları zamanlarda, Anadolu'da tam tersine eşitlikçi bir düzen vardı. Bırakın Anunnakilere yapılan muhteşem tapınakları, ibadethaneleri bile diğer binalardan farklı değildi. Zengin ya da fakir yoktu. Beslenmeleri bile aynıydı. Komanalarında ( şehir devlet)  içlerinde bilgi ve ahlakta üstün olanları önder yapıyorlardı.  Bunlar hem çalışarak kendi ekmeğini kazanan, hem bilge, hem de ahlaklı kimselerdi. Sır dedikleri (isminden de anlaşıldığı gibi)  gizemlerini, iyi yetiştirilmiş genç bilgelere aktarılıyordu. Bu gün Çatalhöyük ve Göbeklitepe nin tarihinin M.Ö. 11. 000. yıla dek uzandığını biliyoruz. Peki ama Anunnakiler nasıl oldu da Anadolu'da böyle bir düzenin kurulmasına izin verdiler? Anadolu'dan sorumlu Anunnaki İşkur bu durumu göremedi mi? Daha ilginci kökü Anadolu da olan müthiş ışık inancı nasıl filizlendi? Tüm Dünya Anunakilere tapar ve buna din derken, Anadolu ışıkları nasıl oldu da gerçek Tanrı'yı keşfedip, tapabildi? Hem de aracı koymadan, peygambersiz, kitapsız, cennetsiz, şeytansız, korkusuz, sevgiyle, ayırımsız, tüm insanlığın eşit görüldüğü, kadının kutsal görüldüğü, çocukların baş tacı yapıldığı, cana kıymanın Tanrı'ya kıyma sayıldığı bu inanç nasıl yeşerdi?)

Bizler kısmetleri emrederken, kaderin eli yönetmekteymiş bizi! Böyle diyordu Anu. Her şeyin yaratıcısının muradı çok açık: Dünya'da Dünyalılar için yalnızca elçileriz biz. Dünya Dünyalılara ait, biz onları korumak ve ilerletmek için buradayız! Görevimiz bu ise eğer, buna göre davranalım! Böyle diyordu Enki. Kısmetleri emreden büyük Anunnakiler topraklara ilişkin fikir alışverişi yaptılar:

ANUNNAKİLER İNSANLARA UYGARLIĞI ÖĞRETMEYE KARAR VERİYOR. DÖRT BÖLGE KURULUYOR
Karar verdi büyük Anunnakiler uygar bölgeler oluşturmaya ki, buralarda insanlığa bilgi sağlanabilsin. İnsan şehirleri inşa etmeye ki, buralardaki kutsal semtlerde Anunnakiler'e meskenler yapılabilsin. Nibiru'daki krallığı Dünya'da kurmaya ki, taç ve asa seçilmiş bir insana verilebilsin. Onun aracılığı ile aktarsın Anunnakiler sözlerini insanlara, çalışma ve el becerilerini mecbur etsin.

Kutsal semtlerde bir rahiplik kurmaya ki, Anunnakilere yüce efendiler olarak hizmet edip tapınılabilsin. Gizli bilgiler öğretilecek, uygarlık insanlığa aktarılacaktı. Bir tanesi insanlığa yasaklanacak dört bölge kurup üçünü insanlara verme kararı aldı Anunnnakiler: Birinci bölge eski Edin diyarında kurulacaktı ki, Enlil ve oğulları orada hüküm sürsün. Ardından ikinci bölge iki darlık diyarında kurulacaktı ki Enki ve oğulları idare etsin.

Diğer ikisiyle hiç karışmayacak üçüncü bölge ise uzak bir diyarda kurulup inanna'ya bahşedilecekti. Yalnızca Anunnakilere kutsal kılınan dördüncü bölge ise arabalar yerinin bulunduğu yarımada da yer alacaktı.

ANU MARDUK'U GÖRMEK İSTİYOR
Şimdi bu, Anu'nun okyanusların ötesindeki diyara yaptığı yolculuğun ve birinci bölgede Anunnakiler için nasıl yeniden şehirler kurulduğunun hikayesidir. Dört bölge ve insan uygarlıkları hakkında karar verdikten sonra torunu Marduk'u sordu Anu. Onu tekrar görmeliyim, dedi önderlere Anu. Ya Dumuzi'yi ya Ningişzidda'yı Nibiru'ya davet etmekle ben sebep oldum Marduk'un öfkesine!

Böyle diyordu Anu; Marduk'un cezasını gözden geçirmek istiyordu. Okyanusların ötesindeki diyara yolculuk ettiğinde, Marduk'a seninle buluşması söylenecek! Dolandığı yerler Dünya'nın o kısmında! Böyle dedi Enlil, Anu'ya. Kral ve kraliçe uzaktaki diyara yola koyulmadan önce, Edin'i ve ülkelerini taradı Anu ve Antu. Eridu'yu ve Nibru-ki'yi ziyaret ettiler, birinci bölgede şehirlerin kurulması planlanan yerleri gezdiler.

ENLİL ENKİ'Yİ ŞİKAYET EDİYOR
Eridu'da Enlil, Enki'den şikayet etti: ME formüllerini Enki kendine saklıyor! Onur koltuğuna oturunca Anu, Enki'ye övgü dolu sözler söyledi: Oğlum kendine muhteşem bir ev inşa etmiş, bir platform üstünde güzelce yükseltmiş. Evin çevresinde hizmet veren halka büyük bilgi verecek Enki. ME' lere gizlenen bilgiye gelince, o da diğer Anunnakilerle paylaşılmalı!

Utandı Enki; tüm ilahi formülleri paylaşacağına dair Anu'ya söz verdi. Sonraki günlerde gök gemileriyle yol alıp Anu ve Antu diğer bölgeleri de gezdi. Sonra, on yedinci günde bir gece daha dinlenmek üzere Unug-ki'ye döndü kral ve kraliçe. Sabah olunca genç Anunnakiler kutsanmak üzere Anu ve Antu'nun huzuruna çıktılar. Anu büyük torunu İnanna'dan pek hoşlandı; onu yanına çekip kucakladı ve öptü.

ANU UNUG-Kİ'Yİ İNANNA'YA BAĞIŞLIYOR
Sözlerime kulak verile, diye duyurdu toplananlara. Bu yer, biz buradan ayrıldıktan sonra, çeyiz olarak İnanna'ya verile. İçine binip Dünya'yı tarayacağımız gök gemi de İnanna'ya armağanımdır. Çok sevinen İnanna dans edip ezgiler söyledi; Anu'ya düzdüğü övgüler zaman içinde ilahi olarak söylenegeldi. Sonrasında Anunnakilere hoşça kal , diyerek okyanuslar ötesindeki diyara gitmek için yola çıktı Anu ve Antu.

ANU GÜNEY AMERİKA'YA GİDİYOR
Enlil ve Enki, Ninurta ve İşkur da onlarla gittiler altın diyarına. Kral Anu'yu büyük altın zenginliğiyle etkilemek için Ninurta bir mesken inşa ettirmişti Anu ve Antu için. Kusursuzca kesilmiş taş bloklarının içi som altınla kaplanmıştı. Kırmızı akikten oyulmuş çiçekleriyle altın bir odacık kral ve kraliçeyi bekliyordu! Büyük dağ gölünün kıyısında dikilmişti bu mesken.

TUNÇ KEŞFEDİLİYOR
Altın külçelerinin nasıl toplandıkları gösterildi ziyaretçilere. Daha pek çok şar yetecek kadar altın var burada, dedi Anu, memnun. Yakınlarda bir yerde bulunan yapay tepeyi gösterdi Ninurta, Anu ve Antu'ya. Eritme ve arıtma yerinin nasıl yapıldığını açıkladı Ninurta. Taşlardan nasıl yeni bir metal çıkartıldığını gösterdi onlara: Anak ( Kalay)diyordu adına, Anunnakilerce yapıldı anlamına.

Bolca bulunan bakır ile birleştirildiğinde nasıl güçlü bir metal (Tunç= Bronz) icat ettiğini gösterdi onlara. ( Böylece Tunç yada Bronz çağını da Anunnakiler'in başlattığını öğreniyoruz) Bu metalin kıyılarından çıktığı büyük gölde yelken açtı Anu ve Antu. Anak gölü, dedi Anu buraya, böyle bilinecekti adı. Sonra o toprakların kuzeyinde, büyük boynuzlu hayvanların avlandığı topraklardan çıkıp geldi Marduk, babası Enki'nin ve dedesi Anu'nun huzuruna; oğlu Nabu da onunlaydı.

ANU MARDUK'LA KONUŞUYOR  VE AFFEDİYOR
Enki ona Sarpanit'i sorduğunda üzüntüyle bildirdi Marduk eşinin ölümünü. Şimdi yalnızca Nabu kaldı benimle, dedi babasına ve dedesine Marduk. Anu kucaklayıp göğsüne bastırdı Marduk'u: Yeter çektiğin ceza, dedi ona. Sağ elini Marduk'un başına koydu Anu ve Marduk'u affedip kutsadı. ( Eli başa koyup kutsama bu günde uygulanan bir yöntemdir) Dağların tepesindeki altın diyarından herkes inip aşağıdaki düzlükte toplandı.

ANU NİBİRU'YA DÖNÜYOR
Orada, ufka dek uzanan yerde Ninurta arabalar için yeni bir yer hazırlamıştı. Anu ve Antu'nun göksel arabası orada hazır bekliyordu; ağzına dek altınla yüklenmişti. Yola çıkma zamanı geldiğinde Anu çocuklarıyla vedalaştı ve rehberlik eden sözler söyledi: Dünya ve Dünyalıların kaderi her ne ise, izin verin öyle olsun! Dünya Anunnakilere değil de insanlara miras kalacaksa, biz de kadere yardım edelim.

İnsanlığa bilgi verin, göğün ve Dünya'nın sırlarını bir dereceye dek öğretin onlara. Adalet ve doğruluk yasalarını öğretin, sonra yola çıkıp ayrılın buradan! Böyle babacan talimatlar verdi Anu çocuklarına. Bir kez daha kucaklaşıp öpüştüler ve yeni arabalar yerinden Nibiru'ya doğru yola çıktı Anu ve Antu. Hüzünlü sessizliği ilk bozan Marduk oldu; sözleri öfke doluydu:

MARDUK YİNE SORUN ÇIKARIYOR
Nedir bu yeni arabalar yeri, diyerek diğerlerinden açıklama talep etti. Sürgün edilişimden sonra bilmediğim daha neler oldu? Dört bölgeye ilişkin kararı anlatınca Marduk'a Enki Marduk'un öfkesi artık dizginlenemez oldu: Dumuzi'nin ölümünün baş sebebi İnanna, niçin kendi bölgesine sahip olacakmış ki? Kararlar verildi, değiştirilemez! Böyle dedi Enlil, Marduk'a.

AY YILINDAN GÜNEŞ YILINA GEÇİLİYOR
Ayrı gök gemilere binip Edin'e ve bitişiğindeki topraklara döndüler. Sorun çıkacağını sezen Enlil, altına göz kulak olması için geride kalması talimatını verdi İşkur'a. Anu'nun ziyaretini ölümsüzleştirmek için yeni bir geçen zaman icat edildi: Dünya üstünde olanlar Nibiru şarlarıyla değil Dünya yıllarıylahesaplanacaktı artık. Enlil'e adanan boğa çağında başladı Dünya yıllarının sayılışı.

Edin'e ilk uygar bölgenin yerine döndüklerinde önderler, Anunnakiler çamurdan nasıl tuğla yapılacağını öğrettiler Dünyalılara ki, oracıkta şehirler kursunlar. Bir zamanlar yalnızca Anunnakilerin şehirlerinin kurulduğu yerde artık hem onların hem de Dünyalıların şehirleri yükseliyordu. Orada ve yeni şehirlerde büyük Anunnakiler için kutsal semtler ayrılıp mukaddes bilindi.

ANUNNAKİLERE TAPINMA BAŞLIYOR
Ulu meskenler yapıldı Anunnakilere oralarda, insanlar tapınak dediler bunlara. Yüce efendiler olarak hizmet gördü ve tapınıldı Anunnakilere buralarda. Rütbe sayılarıyla onurlandırıldılar ki onların miras hakları bilinsin insanlarca: Göksel Anu altmış sayısını aldı; Enlil'e elli rütbe sayısı verildi. Enlil'in önde gelen oğlu Ninurta'ya da aynı rütbe sayısı ihsan edildi.

Ardıllık sırasında efendi Enki kırk rütbesine sahipti. Enlil ve Ninlil'in oğlu Nannar'a otuz rütbe sayısı atandı. Onun oğlu ve ardılı Utu'ya rütbe sayısı olarak yirmi düştü. On rütbe sayısı ise diğer Anunnaki önderlerinin oğullarına bahşedildi. Beş sayılı rütbeler ise Anunnaki kadınları ve eşler arasında paylaştırıldı. Eridu ve Nibru-ki ve de onların tapınak meskenleri tamamlandıktan sonra Lagaş'ta Ninurta için Girsu semti inşa edildi.
Onun siyah kuşu orada korundu. Ninurta ve eşi Bau'nun tapınak meskenine Eninnudenildi, Elli evi anlamına. Anu'dan gelen armağanlar olan En üstün avcı ve en üstün ezici silahlarını koruyordu Eninnu. Tufandan önce Sippar'ın bulunduğu yere, çamurlu toprağın en tepesine yeni bir Sippar kurdu Utu. Utu ve eşi Aya için mesken olarak Ebabbar, parlayan ev yükseltildi.

TANRI!! ANUNNAKİLER İNSANLARA YAVAŞ YAVAŞ ÖĞRETİYOR
İnsanoğlu için adalet yasalarını buradan ilan etti Utu. Kum, mil ve çamur yüzünden eski planların aynen izlenemediği yerler için yeni alanlar seçildi. Şurubak'tan çok uzak olmayan bir yerde, Adab'ta Ninharsag için yeni bir mesken yapıldı. Yardım ve şifa bilgisi evi olarak adlandırıldı onun oradaki tapınak meskeni. Dünyalıların nasıl biçimlendirildiğini içeren ME'leri Ninharsag buradaki kutsal türbede sakladı.

Nannar için dik caddeleri, kanalları ve rıhtımları olan bir şehir kuruldu, Urim'di adı.  Onun tapınak meskenine tahtın tohumunun evi adı verildi. Ay'ın ışıklarını yansıtmaktaydı çevresindeki topraklara. İşkur kuzeydeki dağlık diyara döndü, meskenine yedi fırtına evi denildi. İnanna Unug-ki'de kaldı, Anu tarafından ona hediye edilen evde yaşadı. Marduk ve Nabu Eridu'da oturdular; Edin'de onlara has meskenleri yoktu.
Şimdi bu, ilk insan şehrinin ve Dünya üstünde krallığın ve Marduk'un nasıl bir kule dikmeyi planladığının ve İnanna'nın hangi nedenle ME'leri çaldığının hikayesidir. Birinci bölgede, Edin topraklarında ve kutsal semtleri olan şehirlerde, Anunnaki efendileri Dünyalılara el sanatlarını ve becerilerini öğrettiler. Çok geçmeden tarlalar sulandı, kanallarda ve nehirde kayıklar yelken açtı.

İLK İNSAN KRALLIĞI KİŞİ'DE KURULUYOR
Ağıllar ve tahıl ambarları dolup taşıyordu; bolluk ve bereketle doluydu diyar. Birinci bölgeye Ki-Engi denildi, yüce bekçilerin diyarı anlamına. Sonra karabaşlı halkın kendi şehrine sahip olmasına izin vermeye karar verdiler. Asa kenti, Kişi denildi adına; insanoğlunun krallığı Kişi'de başladı. Orada, mukaddes bilinen toprakta, Anu ve Enlil göksel parlak nesneyi dikmişlerdi.

Şehrin ilk kralını atadı Ninurta, kralın ünvanı kudretli yiğit idi. Uygar insanlığın merkezi kılmak için burayı, Ninurta yolculuk etti Eridu'ya ki, ilahi krallık formüllerini içeren ME tabletlerini Enki'den alabilsin. Duruma uygun giydiler içinde, saygıyla Eridu'ya girdi Ninurta, krallıkla ilgili ME'yi istedi: Tüm MEleri sağlamca saklayan efendi Enki, elli ME bahşetti Ninurta'ya.

UYGARLIĞIN BEŞİĞİ KİŞİ
Kişi'de kara başlı halka sayılarla hesap yapması öğretildi. Göksel Nisaba onlara yazı yazmayı öğretti, göksel Ninkaşi onlara nasıl bir yapacaklarını gösterdi. Kişi'de, Ninurta'nın yol göstericiliği altında fırınlama ve demircilik işleri gelişip çoğaldı. Erkek eşeklerin bağlandığı yük arabaları ilk olarak Kişi'de üretildi hünerle. Adalet yasalarıve doğru davranış Kişi'de yürürlüğe kondu.

Ninurta'yı öven ilahileri Kişi'de düzdü insanlar: Kahramanca işlerini ve zaferlerini şarkılara döktüler, ürküntü veren siyah kuşunu, çok uzak diyarlarda bizonları nasıl dize getirdiğini, bakırla karıştırılan beyaz metali nasıl keşfettiğini ilahilere dönüştürdüler. Ninurta'nın en görkemli zamanıydı; yay takım yıldızı ile onurlandırıldı. Tüm bunlar olurken İnanna üçüncü bölgedeki efendiliği beklemekteydi Unug-ki'de.

İNANNA ENKİ'DEN ME TABLETLERİNİ ÇALIYOR
Tüm bunlar olurken kendi bölgesini talep etmekteydi önderlerden. Üçüncü bölge ikincisinin ardından gelecek, diyerek güvence veriyordu önderler. Ninurta'nın nasıl Eridu'ya yolculuk edip krallık ME'lerini nasıl elde ettiğini görünce bir plan geçirdi İnanna yüreğinden, ME'leri nasıl alacağını planladıEnki'nin elinden. Hizmetçisi Ninşubur'u Eridu'ya yolladı önden ki İnanna'nın ziyarete geleceğini duyursun.

Haberi alan Enki, evin kahyası İsimud'a derhal talimat verdi: Genç kız bir başına şehrim Eridu'ya çevirmiş adımlarını. Tek başına buraya vardığında, onu iç odama al. Soğuk su ver ki yüreği ferahlasın, tereyağlı arpa kekleri ver. Tatlı şarap hazırla, bira kupalarını doldur ağzına kadar! Enki karşıladığında İnanna'yı güzelliğinden çok etkilendi: Mücevherlere bürünmüştü İnanna, incecikti elbisesi.

Şarap kupalarından tatlı şarap içtiler, bira içmek için yarışa girdiler. ME'leri göstersene bana, dedi İnanna işveyle Enki'ye; izin ver de ellerimle tutayım ME'yi! Yarışmaları boyunca yedi kez ME'leri verdi Enki, İnanna'nın eline. Efendilik ve krallığın, rahipliğin ve yazı katipliğinin, güzel giyinme ve savaşma ME'lerini verdi Enki ki, İnanna elinde tutsun. Müzik ve şarkı söyleme, ahşap işçiliği, metal ve değerli taşlar için olanları, uygar krallıklar için gereken doksan dört ME verdi Enki, İnanna'ya.

Ganimetleri sımsıkı tutan İnanna uyuklayan Enki'den kaçıp uzaklaştı. Gök sandalına koşturdu ve kılavuzuna yükselip süzülmesini buyurdu. İsimud tarafından uykusundan uyandırıldığında Enki, koş ve İnanna'yı yakala, dedi İsimud'a. İnanna'nın çoktan gök sandalına binip uzaklaştığını işittiğinde Enki, İsimud'dan, Enki'nin gök gemisine binip İnanna'nın peşine düşmesini emretti İsimud'a.

YAKALANAN İNANNA TUTSAK ALINIYOR
Tüm ME'leri geri almalısın, dedi ona. Unug-ki'ye yaklaşırken İsimud yolunu kesti İnanna'nın gök sandalının. Eridu'ya dönüp Enki'nin gazabıyla yüzleşmeye zorladı onu. Ama İnanna geri götürüldüğünde Eridu'ya görüldü ki, ME'ler artık yanında değildi. Hizmetçisi Ninşubur'a vermişti, Ninşubur Unug-ki'deki Anu evine götürmüştü onları. Gücüm adına, babam Anu adına sana ME'leri geri vermeni emrediyorum!

ENLİL İNANNA'YI KURTARIYOR
Böyle dedi Enki kızgınlıkla İnanna'ya ve kendi meskeninde tutsak aldı onu. Enlilolanları duyunca, yüzleşmek için kardeşiyle Eridu'ya geldi. Hakkıyla aldım ME'leri, bizzat elime teslim etti onları! Böyle diyordu İnanna, Enlil'e; Enki bunun gerçek olduğunu kabullendi uysalca. Kişi'nin zaman dönemi tamamlanınca krallık Unug-ki'ye geçecek, böyle açıkladı Enlil.

Marduk tüm bunları duyduğunda çok ama çok öfkelendi, sınırı yoktu kızgınlığının. Uğradığım hakaret yetmedi mi, diye bağırdı babası Enki'ye Marduk. Edin'de kendisi için bir kutsal şehir talep etti Enlil'den derhal. Enlil, Marduk'un bu başvurusuna kulak vermeyince, Marduk kısmetin gidişini kendi eline aldı. Anu'nun gelişi için Unug-ki seçilmeden önce düşünülen bir yere çağırdı Nabu.

MARDUK BABİL KULESİNİ KURUYOR
İgigileri ve onların soylarını dağılıp yayıldıkları topraklardan çağırdı ki, Marduk içinorada kutsal bir yer, gök gemileri için bir yer kursunlar! Takipçileri bu yerde toplandıklarında, inşaat için kullanılacak taş bulamadılar. Marduk onlara taş yerine geçecek tuğlaları nasıl yapıp ateşte yakacaklarını gösterdi. Orada dikmeye başladılar başı göklere erebilecek bir kuleyi. ( Kutsal kitaplarda geçen Babil kulesi)

( Yaratılış; 11 -1-Başlangıçta Dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı. 2- Doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde bir ova bulup oraya yerleştiler. 3- Birbirlerine, " Gelin, tuğla yapıp iyice pişirelim" dediler. Taş yerine tuğla, harç yerine zift kullandılar . 4- Sonra, "Kendimize bir kent kuralım" dediler, " Göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız." )

ENLİL BABİL KULESİNİ YIKIYOR
Bu planı bozmak için derhal geldi Enlil, Marduk'u yumuşatıcı sözlerle yatıştırmayı denedi. Marduk ve Nabu'yu bu girişimden vazgeçirmeyi başaramadı Enlil. Nibru-ki'de topladı oğullarını ve torunlarını Enlil, ne yapılması gerektiğini birlikte düşündüler. Marduk izinsiz bir gök kapısı inşa ediyor ve bunu Dünyalılara teslim ediyor! Böyle diyordu Enlil oğullarına ve torunlarına.

Bunun olmasına izin verirsek, insanoğlunun erişemediği hiç bir şey kalmayacak! Bu kötücül plan durdurulmalı! dedi Ninurta; diğerleri de ona katıldı. Enlilci Anunnakiler Nibru-ki'ye geldiklerinde vakit gece yarısıydı. Gök gemilerinde ateş ve kükürt yağdırdılar yükselen kulenin tepesine. Kulenin ve tüm ordugahın sonunu getirdiler. Önderi ve takipçilerini dört bir yana dağıtmaya karar verdi Enlil.

TANRI!!! ENLİL İNSANLARIN DİLLERİNİ KARIŞTIRIYOR
Birbirlerine danışamasınlar, birlikleri bozulsun, diye Enlil şöyle buyurdu: Bundan böyle dillerini karıştıracağım ki, birbirlerinin konuştuklarını anlayamasınlar! ( tıpkı kutsal kitaplardaki gibi. Ama bir farkla! Orada Enlil tanrı oluyor. yani bunları kutsal kitapların tanrısı yapıyor) Dünya yıllarının sayılmaya başlamasından sonraki üç yüz onuncu yılda oldu bütün bunlar.

( Yaratılış; 11-5-Rab insanların yaptığı kentle kuleyi görmek için aşağıya indi. 6- " Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre, düşündüklerini gerçekleştirecek, hiç bir engel tanımayacaklar." dedi. 7- " Gelin aşağı inip dillerini karıştıralım ki, birbirlerini anlamasınlar." 8- Böylece Rab onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu. 9- Bu nedenle kente Babil (= İbranice de kargaşa) adı verildi. Çünkü Rab bütün insanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıtmıştı. )

( Kur'an her zaman ki gibi yüzeysel, başka kavramlarla karışmış söylemlerle Babil kulesi olayını da anlaşılmaz hale getiriyor. Kur'an; Bakara- 102- Tuttular Süleyman'ın mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeylerin ardına düştüler. Oysa Süleyman kafir olmadı, ama o şeytanlar kafir oldulr; insanlara büyücülük ve Babil'de Harut, Marut adında iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. )

(Kardeşlerim; şimdiye kadar sayısız örnekte gördüğünüz gibi kutsal kitaplar Sümer yaşanmışlıklarından alıntıdır. Tanrı sözü değildir. İşte burada da bir örnek daha görüyoruz. İgigiler ve insanoğlu bir uzay istasyonu kurmak istiyor, Enlil onları engellemek için havaya uçuruyor. Ayrıca üstün bilimsel güçlerini kullanarak, muhtemelen genleriyle oynayarak, ya da toplu hipnoz yöntemi kullanarak farklı diller konuşmalarını sağlıyor. Böylece birbirlerini anlamakta insanlar ve igigiler zorlanıyor. Böyle bir olayı Tanrısal bir olaymış gibi nasıl anlatabilirsiniz ki? Elbette mantıksız ifadelerle izah etmeye çalışırsınız. Bunu bir Tanrı'nın yapabileceğine inandırmaya çalışırsınız. Düşünsenize yarattığından korkan bir tek Tanrı! İnsanların kendini geçeceğinden korkan bir Tanrı! Kenti ancak aşağı inince görebilen bir Tanrı! Her şey o kadar açık ki! Kutsal kitapların Sümer söylemlerinin modifiye edilmiş şeklinden ibaret olduğu o kadar açık ki! )

( Babil kulesi hikayesinin bir önemli yanı da; ezoterik inanca sahip insanlar içinde gizemli olmasıdır. Buradan çıkardıkları sonuç gereği kuleyi insanlığın erdeminin üst noktası, bir ülkü mabedi ve Tanrısallaşma gibi görürler. Ancak neden Tanrının insanoğlunu cezalandırıp, dillerini değiştirdiğini izah edemezler. Elbette isterseniz bir konuyu eğip, büküp istediğiniz şekle getirebilirsiniz. Ancak gerçek gün gibi ortadadır. Bu konu asla ezoterik bir konu değildir. Bu günün Dünya'sının en büyük sorunu da;  ezoterik insanların bu gibi şeyler ve tasavvuftan medet ummalarıdır. Tasavvuf; miskinlik, halktan kopma ve yönetici sınıf yalakalığıdır. Halka bakmayan hiç bir göz Tanrısallaşma yolunda yürüyemez. Hakka bakan halk olur, halka bakan Hak olur sözü burada tam da yerinde bir sözdür. )

Her bölgede ve her ülkede halkları farklı bir dilde konuşur kıldı. Her birine farklı bir yazı biçimi verdi ki birbirlerini anlayamasınlar. Kişi'de yirmi üç kralhüküm sürdü; dört yüz sekiz yıl boyunca Asa Şehri oldu. Yine Kişi'de çıktı göksel yolculuğa Etan, o çok sevilen kral. Tayin edilen zamanda krallık Unug-ki'ye aktarıla, diye buyurdu Enlil. Göksel parlak nesne Kişi'den oranın toprağına aktarıldı.

İNANNA'NIN KENTİ URUG-Kİ KRALLIĞI ALIYOR
Bu karar halka açıklanınca, yücelten bir övgü ilahisi düzdüler İnanna'ya: ME'lerin hanımı, kraliçe, ışıl ışıl göz alan, ışığa bürünmüş olan doğruluk, göğün ve yerin sevdiği; Anu'nun sevgisiyle kutsanan, büyük aşka bürünen, yedi kez aldı ME'leri, ellerinde tutuyordu onları. Krallık tacı için uygundular, baş rahiplik için uygundular, büyük ME'lerin hanımı, onların muhafızıdır o!

Dünya yıllarının sayılmaya başlamasından sonraki dört yüz dokuzuncu yılda. Birinci bölgenin krallığı Unug-ki'ye aktarıldı. İlk kralı Eanna tapınak meskeninin baş rahibiydi, Utu'nun oğullarından biriydi! Marduk'a gelince, iki darlık diyarına gitti. Kurulur kurulmaz ikinci bölgenin idarecisi olmayı bekliyordu.

MARDUK İKİNCİ BÖLGEDEN NİNGİŞZİDDA'YI KOVUYOR
Şimdi bu, ikinci ve üçüncü bölgelerin nasıl kurulduklarının ve Ningişzidda'nın nasıl sürgün edildiğinin ve Aratta'nın Urug-ki'yi tehdit edişinin hikayesidir. Marduk, çok uzun bir süre sonra, iki darlık diyarına döndüğünde Ningişzidda'yı buldu idarenin başında; diyarın yüce efendisiydi Ningişzidda. Dünyalılarla evlenen Anunnakilerin soyunun da yardımıyla Ningişzidda ülkeyi denetliyordu.

Bir zamanlar Marduk'un planladığı ve yapılması talimatını verdiği her şey Ningişzidda tarafından alt üst edilmişti. Bu olup bitenler de nedir, diye yanıt istedi Marduk, Ningişzidda'dan. Saklı şeyleri tahrip etmekle suçladı Marduk, Ningişzidda'yı ve Horon'u çöle, hiç suyun olmadığı, hiç bir cinsel eğlencenin bulunmadığı sonsuz bir yere göndermekle. İki erkek kardeş bir velvele kopardılar, sert sözlerle tartışarak birbirlerine girdiler.

Sakınasın, bu yer benim hakkım, dedi Marduk, Ningişzidda'ya. Sen yalnızca yerime bakıyordun, bundan böyle vekilim olabilirsin ancak. Ama isyana meyledeceksen eğer, başka bir diyara gitmelisin. İki darlık diyarında üç yüz elli yol boyunca didişti iki erkek kardeş. Üç yüz elli yol boyunca ülke kargaşa içinde, iki kardeş arasında bölünmüş kaldı. Sonra babaları Enki şöyle dedi Ningişzidda'ya:

ENKİ NİNGİŞZİDDA'YA KAVGA UZAMASIN, SEN AYRIL DİYOR
Barış uğruna başka bir diyara git. Okyanusların ötesinde seçtiği bir diyara gitti Ningişzidda, peşinde bir grup takipçisiyle gitti oraya. O sırada Dünya yılları hesabı altı yüz elliydi. Ama bu yeni hakimiyet bölgesinde, Ningişzidda'ya kanatlı yılan denilen yerde kendine has yeni bir sayış başladı. İki darlık diyarında, Marduk'un idaresi altında kuruldu ikinci bölge.

ANUNNAKİLER ÜNLÜ MISIR TANRILARI OLUYOR
Birinci bölgenin tarih kayıtlarında Magan olarak anıldı, çağlayan nehir ülkesi anlamına. Ama diller karıştırıldığında, ikinci bölgenin halkı tarafından koyu kahverengi diyar anlamına Hem-Ta olarak adlandırılıp öyle bilinegeldi. Bu yeni dilde Anunnakilere Netere denildi, koruyup gözetenler anlamına. Marduk'a Ra, parlak olan olarak tapınıldı;Enki'ye Ptah, geliştirici olarak hürmet edildi.

Ningişzidda ise Tehuti, ilahi ölçücü olarak anıldı. Onun anısını silmek için taş aslana kazılı suretinin yerine oğlu Asar'ın suretini koydu Ra. Halkı onar onar değil altmışar altmışar saymaya zorladı; yılı da onlu kısımlara böldü. Ay'ın izlenmesinin yerine Güneş'in izlenmesini koydu. Tehuti'nin efendiliği altında eski kuzey şehri ve güney şehri yeniden kurulmuşken Marduk/Ra bu iki ülkeyi, kuzey ve güney şehirlerini tek bir taç şehri haline getirip birleştirdi.

ÜNLÜ MISIR UYGARLIĞI DOĞUYOR
Netere ve Dünyalı evliliğinden doğan bir kral atadı oraya, Mena'ydı adı. İki diyarın birleştiği ve büyük nehrin bölündüğü yere kurdu Asa şehrini Ra. Birinci bölgedeki Kişi'nin kini kat be kat aşan görkem verdi şehre, Mena-Nefer denildi şehre, Mena'nın güzelliği anlamına. Büyüklerini onurlandırmak için bir kutsal kent inşa etti Ra, Nibiru'nun kralını onurlandırmak için Annu, dedi adına.

Oradaki bir platforma babası Enki-Ptah için dikti bir tapınak mesken. Yüksek bir kule içindeki tepesi sivri bir roket gibi göğe doğru yükseliyordu. Buradaki türbeye kendi göksel kayığının üst kısmını bıraktı; şöyle bilinegeldi: Ben-Ben. İçine binip sayısız yıllar gezegenine yolculuk ettiği taşıttı bu onun. Yeni yıl günü, kral baş rahip olarak törenleri yönetiyordu.

Yalnızca o gün, en içteki yıldız odasına girip Ben-Ben önüne adaklar sunuyordu. İkinci bölge yararlansın, diye Ptah her türden ME verdi Ra'ya. Benim bilip de senin bilmediğin nedir? diye sordu baba, oğluna. Ra'ya her türden bilgi verdi, ölüleri canlandırmak dışında. On iki göksel varlığın en büyüğü olan Ptah, koç burcunun takımyıldızını Ra'ya atfetti. Diyarın büyük nehri olan Hapi'nin su akışını Ra ve halkı için düzenledi Ptah.

( Kardeşlerim; bu konu ile ilgili takdir edersiniz ki çok uzun açıklamalar gerekiyor. Mısır uygarlığını uzun uzun anlatmak gerekiyor. Burada sadece yukarıda anlatılan her konunun Mısır yazılarında aynen olduğunu bire bir anlatıldığını söylemekle yetiniyorum. Zaten sizde fark etmişsinizdir; bu gün çok iyi bilinen Mısır Tanrısı Ra, Ptah, Horus bire bir, aynen Sümer tabletlerinde geçmektedir. Ne yazık ki bu isimler de ezoterizmde sembol olarak kullanılmaktadır. Bir gözünü kaybettiği için tek gözle tasvir edilen Horus ( ya da Horos) buna en iyi bilinen örnektir. Çağımızda ezoterizmin ne kadar yanlış yoldan yürüdüğünü sadece bu tabletler anlatmaya yetiyor. Anadolu'daki ışık insanlarının muhteşem inancının keşfedildiği an; yüreği sevgiyle dolu, iyi insan olma yolunda ilerlemek isteyen kardeşlerimiz bence huzuru bulacaklardır. Görünen o ki  ezoterizmi konuşan insanlar baştan sona yanlış yoldadır. Ezoterizm bilimin ta kendisi olmadıkça, bilimin Tanrının ta kendisi olduğu fark edilmedikçe, Tanrı'yı bilimle özümsemedikçe, bence yanlış yoldan yürüyeceğiz. Hiçliği arayan kardeşlerimizin onu bulacağı yerde bilimdir. Bilime doğru gitmeyen yolun sonu karanlıktır. Tanrı yolunda rehberimiz hurafeler, mantıksız boş inançlar değil, bilim olmalıdır. Tasavvufçuların, yobazların, din tacirlerinin, dini alet olarak kullanan siyasetçilerin bilim düşmanlığının sebebi de budur. Oysa onlar bilimin yer bulmadığı kafaları, cahil sürüleri nede kolay gütmektedirler! )

İNANNA İÇİN ÜÇÜNCÜ BÖLGE KURULUYOR
Verimli topraklara hızla bolluk geldi, insanlar ve davarlar hızla çoğaldı.İkinci bölgenin başarısıyla cesaretlendi önderler; üçüncü bölgeyi kurmak için harekete geçtiler. Söz verildiği gibi, burası İnanna'nın hakimiyet bölgesi olacak, diye duyurdular. Bölgenin hanımına layıktır, diye bir göksel takımyıldızı ona atfettiler. Daha önceleri erkek kardeşi Utu ile ikizler durağını paylaşıyordu.

Bundan böyle, Ninharsag'dan armağan olarak, onun olan bakire takımyıldız İnanna'ya atfedilecekti. Dünya yılı hesabına göre sekiz yüz on altıncı yılda, böyle onurlandırıldı İnanna. Uzaktaki doğu topraklarında, yedi dağ sırasının ötesindeydi üçüncü bölge. ( Hindistan) Dağlık kısmına altmış değerli taş anlamına Zamuş deniliyordu. Ağaçlıklı diyar denilen Aratta dolambaçlı büyük bir nehrin vadisinde kuruldu.
Büyük ovasında halk ürün yetiştirip boynuzlu davarlar otlatıyordu. Çamurdan tuğlalarla inşa ettikleri iki kent daha vardı, tahıl ambarları dopdolu. Enlil'in buyruğuna göre, bilgelik tanrısı efendi Enki üçüncü bölge için değişik bir dil icat etti; burası için yeni tür yazı işaretleri icat etti. O zamana dek duyulmamış bir dil icat etti Enki bilgeliğiyle Aratta için. Ama uygar krallıkların ME'lerini üçünc bölge için vermedi Enki:

UNUG-Kİ VE ARATTA KRALLARI SORUN YAŞIYOR
Unug-ki için elde ettiklerini yeni bölgeyle paylaşsın İnanna! Böyl duyurdu Enki. Aratta'da sevgili Dumuzi'sine benzeyen bir çoban şef atadı İnanna. Gökgemisiyle Unug-ki'den Aratta'ya doğru yol aldı, dağlar ve vadiler üstünden geçti. Zamuş'un değerli taşlarını pek sevdi; beraberinde som lacivert taşları taşıdı Unug-ki'ye. O zamanlar Unug-ki'de kral Enmerkar idi; oradaki saltanatın ikinci kralı.

Unug-ki için elde ettiklerini yeni bölgeyle paylaşsın İnanna! Böyl duyurdu Enki. Aratta'da sevgili Dumuzi'sine benzeyen bir çoban şef atadı İnanna. Gökgemisiyle Unug-ki'den Aratta'ya doğru yol aldı, dağlar ve vadiler üstünden geçti. Zamuş'un değerli taşlarını pek sevdi; beraberinde som lacivert taşları taşıdı Unug-ki'ye. O zamanlar Unug-ki'de kral Enmerkar idi; oradaki saltanatın ikinci kralı.

Unug-ki'nin sınırlarını genişleten, görkemiyle İnanna'yı yücelten oydu. Aratta'nın zenginliklerine göz diken, Aratta'da hakim olma planları yapan oydu. Enmerkar bir elçi yolladı Aratta'ya ki, vergi istesin Aratta'nın servetinden. Yedi dağ sırasını aşıp çorak topraklardan geçip ardından yağmurlarda ıslanarak gitti elçi Aratta'ya. Aratta kralına, Enmerkar'ın talebini kelimesi kelimesine tekrarladı.

KRALLAR BİRBİRİNİN DİLİNİ ANLAMIYOR
Aratta kralının dilinden hiç bir şey anlamadı; eşek anırması gibi geldi kulağına. Aratta kralı üstüne bir yazıt kazınmış ahşap bir asa verdi elçiye. Aratta kralı mesajında Unug-ki'nin ME'lerini paylaşmak istiyordu. Unug-ki'ye kraliyet hediyeleri olarak eşeklere tahıllar yüklendi, Unug-ki'ye gittiler elçiyle birlikte. Enmerkar üstü yazılı asayı alınca, mesajı hiç kimse anlamadı Unug-ki'de.

Işıktan gölgeye taşıdı asayı, gölgeden ışığa taşıdı. Nedir bunun ağacı, diye sordu. Sonra bunun bahçeye dikilmesini buyurdu. Beş yıl geçtikten, on yıl geçtikten sonra asadan bir ağaç büyüdü, gölge veren bir ağaçtı. Ne yapmalıyım, diye hayal kırıklığıyla sordu Enmerkar, dedesi Utu'ya. Yazı katiplerinin ve yazının hanımı göksel Nisaba'ya aracılık etti Utu. Mesajını bir kil tablet üstüne yazmayı öğretti Nisaba, Enmerkar'a.

ÜÇÜNCÜ BÖLGE DİLLER FARKLI OLDUĞU İÇİN GELİŞEMİYOR
Aratta dilindeydi yazdıkları. Oğlu Banda eliyle yolladı mesajını: Ya itaat edersin ya savaşırız! İnanna terk etmedi ya Aratta'yı, Unug-ki'ye boyun eğmeyecek Aratta, dedi Aratta kralı. Savaş ise Unug-ki'nin istediği, savaşçılarımız bire bir kapışsınlar! Gel de barış içinde değiş tokuş edelim servetlerimizi. Unug-ki'nin ME'lerine karşılık Aratta'nın zenginlikleri verile!

Geri dönüş yolunda, barış mesajını taşıyan Banda hastalandı ve ruhu onu terk etti. Yoldaşları başını tutup kaldırdılar, yaşam nefesi artık yok idi. Aratta'dan dönüş yolunda Hurum dağındayken ölüme terk edildi Banda. Aratta'nın zenginliklerini alamadı Unug-ki, Unug-ki'nin ME'lerini almadı Aratta. Üçüncü bölgede tam olarak gelişemedi uygar insanlık.

  • Thanks 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

İNANNA BÖLGESİYLE İLGİLENMİYOR
Üçüncü bölgede tam olarak gelişemedi uygar insanlık. Ellerine teslim edilenleri ihmal etti İnanna; kendisine bahşedilene değil de başka bölgelere göz koymuştuyüreğinde. Bin yıllık sayış sonunda Unug-ki'den alındığında krallık, sonraki bin yılın sonunda yaşanacak afeti kim önceden görebilirdi, bu felaketi kim önleyebilirdi? Bir şarın üçte birinden kısa bir süre sonra bilinmeyen bir afet çökeceğini başlarına, kim önceden bildirebilirdi?

Üçüncü bölgede tam olarak gelişemedi uygar insanlık. Ellerine teslim edilenleri ihmal etti İnanna; kendisine bahşedilene değil de başka bölgelere göz koymuştuyüreğinde. Bin yıllık sayış sonunda Unug-ki'den alındığında krallık, sonraki bin yılın sonunda yaşanacak afeti kim önceden görebilirdi, bu felaketi kim önleyebilirdi? Bir şarın üçte birinden kısa bir süre sonra bilinmeyen bir afet çökeceğini başlarına, kim önceden bildirebilirdi?

BİR FELAKET YAVAŞ YAVAŞ GELİYORUM DİYOR
Bu acı son İnanna ile başladı; Ra olan Marduk ile Kader kapıştılar. Ninurta ve Nergal kendi elleriyle getirdiler ağıza alınmaz neticeyi! İnanna ona bahşedilen bölgeyle niçin doyamadı, Marduk'u niçin affetmedi? Unug-ki ve Aratta araında gidip gelen İnanna huzursuz ve memnuniyetsizdi. Sevgili Dumuzi'si için yas tutmaktaydı hala, o aşkın arzusu bastırılamayacak kadar büyüktü.

İNANNA BİR SEKS CANAVARINA DÖNÜŞÜYOR
Etrafta uçarken, güneşin ışıklarında Dumuzi'nin imgesini görmekteydi, ışıl ışıl ve onu çağıran. Gece vakti rüya görümlerde ortaya çıkmaktaydı Dumuzi; geri geleceğim diyordu. İki darlık diyarındaki hakimiyet bölgesinin ihtişamını vaat etmekteydi İnanna'ya. Unug-ki'nin kutsal semtinde, gece zevkleri evini kurdu. Düğünlerinin zifaf gecesinde genç kahramanları tatlı sözlerle bu Gigunu evine çekiyordu:

İNANNA BANDA'YI DUMUZİ YERİNE KOYUYOR
Onlara uzun ömür, mutlulukla dolu bir gelecek vaat ederken sevgili Dumuzi'sini hayal ediyordu. Ertesi sabah her birini ölmüş buluyorlardı İnanna'nın yatağında. O sırada kahraman Banda, hani şu ölüme terk edilen, sapasağlam döndü Unug-ki'ye. Utu'nun tohumundan olan Banda, ölümden dönmüştü Utu'nun lütfuyla. Mucize! Mucize, diye bağırdı İnanna. Sevgili Dumuzi'm geri döndü bana!

Meskenine götürüp yıkayıp pakladı Banda'yı, püsküllü bir cübbe giydirip kuşağını bağladı. Dumuzi, aşkım! diye seslendi ona. Çiçekler serpiştirilmiş yatağına davet etti. Banda sabaha sağ çıkınca, neşeyle haykırdı İnanna: Elime ölmeme gücü verildi, ölümsüzlük verme gücü bahşedildi bana! Sonra kendisine tanrıça denilmesine karar verdi İnanna, ölümsüzlük gücünü ima ediyordu.

İNANNA ÖLÜMSÜZLÜK VERDİĞİNE İNANIYOR
İnanna'nın ana babası, Ningal ve Nannar onun bu ilanından hiç ama hiç memnun olmadılar. Enlil ve Ninurta çok kaygılandılar İnanna'nın  sözlerine. Erkek kardeşi Utu şaşırdı: Ölenlerin canlanması imkansız, dedi Enki ile Ninharsag birbirlerine. Ki-Engi ( Sümer) diyarında halk talihlerine övgüler düzdü: Tanrılar aramızda, ölümü yok edebilirler! Böyle diyordu halk birbirlerine.

VEE....ÜNLÜ GILGAMIŞ!!!!
Unug-ki tahtına çıktı Banda, babası Enmerkar'ın ardından. Lugal oldu ünvanı, büyük adam anlamına. Enlil'in soyundan tanrıça Ninsun'u kendine eş aldı. Onların oğlu kahraman Gılgamış, Lugal-Banda'nın ardından çıktı Unug-ki tahtına. Yıllar geçip Gılgamış yaşlandıkça, annesi Ninsun'a yaşam ve ölüm hakkında sorular sordu. Anunnakilerin soyundan olmalarına rağmen ölen atalarını merak ediyordu.

(Gılgamış'ın tam hikayesi bir çok araştırmacı tarafından yazılmıştır. Burada kısaca Gılgamış'ı tanıyacağız)

NİNSUN GILGAMIŞ'IN NİBİRU'YA GİTMESİ İÇİN UTU'YA YALVARIYOR
Tanrılar ölür mü diye sordu annesine. Üçte iki ilahi olmama rağmen, ben de tırmanacak mıyım duvarın ötesine? Böyle diyordu ona. Dünya'da ikamet ettiğin sürece, Dünyalıları alan ölüm seni de alacak, dedi Ninsun oğluna. Ama Nibiru'ya götürülecek olursan, orada erişebilirsin uzun ömüre! Gılgamış'ı alsın yukarıya, Nibiru'ya götürsün, diye yalvardı Ninsun, Utu'ya.

YİNE BİR ANDROİD: ENKİDU
Hiç durmadan yalvardı Ninsun, Utu'ya; gün be gün yakardı ona: İzin verin de Gılgamış iniş yerine gitsin, dedi Utu en sonunda. Onu korusun ve yol göstersin, Ninharsag bir çiftini biçimlendirdi Gılgamış'ın. Rahimden doğmayan, damarlarından kan akmayan bu kişiye Enkidu denildi. Enki tarafından yaratılana göre anlamına. Yoldaşı Enkidu ile iniş yerine doğru yola koyuldu Gılgamış.

İNİŞ YERİNE YOLCULUK BAŞLIYOR
Utu gidişlerini denetlemek için kehanetler bildirmişti. Sedir ağacı ormanının girişine gelmişlerdi ki, ormanın ateş püsküren canavarı kesti yollarını. Numara yapıp canavarı şaşırttılar, onu parçalara ayırdılar. Anunnakilerin tünellerine giden gizli girişi bulduklarında, Enlil'in yaratıklarından biri, gök boğa ölümcül homurtularıyla meydan okudu onlara.

Unun-ki'nin kapılarına dek kovaladı onları canavar; şehrin dış mahallerinde Enkidu burup devirdi onu. Enlil bunu duyunca acı acı öfkeyle ağladı, göklerdeki Anu duydu onun acı çığlığını. Yüreğinden biliyordu bunun hayra alamet olmadığını! Gök boğanın öldürülmesinden dolayı sularda yok olmakla cezalandırıldı Enkidu. Ninsun ve Utu tarafından tembihlenen Gılgamış'ın cezası affedildi.

GILGAMIŞ BU SEFER TİLMUN'A GİDİYOR.ZİUSUDRA İLE KARŞILAŞIYOR.
Hala Nibiru'nun uzun ömrünün peşinde olan Gılgamış, Utu'nun izin verdiği üzere, arabalar yerine doğru yola koyuldu. Pek çok maceradan sonra Tilmundiyarına, (Sina yarımadası) dördüncü bölgeye ulaştı. Yeraltı tünellerinden geçip ilerledi, değerli taşlardan yapılmış bir bahçede Ziusudra çıktı karşısına! Tufanın öncesini sonrasını Gılgamış'a anlattı Ziusudra, uzun yaşamanın sırrını açıkladı Gılgamış'a:

ZİUSUDRA UZUN YAŞAM SIRRINI ANLATIYOR. BİZİM LOKMAN HEKİM DE SAKIN ZİUSUDRA OLMASIN?
Bahçenin kuyusunda bir bitki yetişiyordu; Ziusudra ve eşini yaşlanmaktan koruyordu! Dünya'daki tüm bitkiler içinde eşsizdi; bununla insan tüm canlılığını geri kazanabilirdi! Kocamış adam tekrar genç oldu. Bitkinin adı bu, dedi Ziusudra, Gılgamış'a. Enlil'in kutsamasıyla, Enki'nin armağanı olarak bahşedildi bize kurtuluş dağı üzerinde! Ziusudra ve eşi uykuya dalınca, Gılgamış ayağına taş bağladı.

( Lokman Hekim ve onun dağlarda bulduğu ölümsüzlük bitkisini ve onun yılan tarafından yenilişini anlatan masalı hatırlıyorsunuz değil mi? Sakın o masal da gerçekte bu hikayenin modifiye edilmiş şekli olmasın? İnsan belleği nasıl da yaşadığı olayları isim ve şekil değiştirerek aklında tutuyor!)
Kuyuya atlayıp daldı, tekrar genç olma bitkisini kavrayıp çekti kökünden . El çantasına atıp bitkiyi tünellerden geçti telaşla, Unug-ki'ye çevirdi adımlarını. Yorulup uykuya dalınca, bir yılan cezp oldu bitkinin kokusuyla. Bitkiyi çekip aldı yılan, uyuklayan Gılgamış'ın çantasından; sonra kayboldu ortadan. Sabah olup da kaybettiğini görünce Gılgamış oturup ağladı.

GILGAMIŞ ÖLÜMLÜ OLMAYA RAZI OLUYOR
Unug-ki'ye eli boş döndü, bir fani olarak öldü orada. Gılgamış'tan sonra yedi kral daha tahta çıktı Unug-ki'de. Sonra onun krallığının da sonu geldi. Tam da bin Dünya yılının sayılması bitmişti. Krallık birinci bölgede ki Urim'e, Nannar ve Ningal'in şehrine aktarıldı. Başka bölgelerde neler olup bittiğine kulak kabartıyordu Marduk. İnanna'nın, Dumuzi'nin hakimiyet bölgesini ima eden rüyaları ve görümleri, çok rahatsız etmişti Ra'yı.

ŞİMDİDE MARDUK KENDİNİ TANRI İLAN EDİYOR
İnanna'nın genişleme planlarına karşı hamle olarak, diriliş ve ölümsüzlük meseleleri üstünde derin derin düşündü. İlahi tanrılık düşüncesi, kendisini büyük tanrı olarak ilan etmek pek cazip geliyordu! Neredeyse Dünyalı sayılacak Gılgamış'a izin verilenlere kızmıştı Ra. Ama kralların ve halkın sadakatini elde tutmak için pek zekice bir yol, diyordu buna: Yarı tanrılara ölümsüzlük kapıları gösteriliyorsa eğer, bu benim bölgemdeki krallar için geçerli olmalı!

İkinci bölgede Ra olarak bilinen Marduk şunları söyledi kendine: bölgemin kralları  Neteruların çocuklarından ola, ölüm sonrasında yolculuk etsinler Nibiru'ya! Böyle ilan etti Ra kendi diyarına. Mezarları doğuya bakacak şekilde inşa etmeyi öğretti krallara. Rahip katiplere uzun bir kitap yazdırdı; ölüm sonrası yolculuğu anlattı ayrıntılarıyla.

( Doğu ezoterizmde önemli bir yöndür. Güneş'in doğduğu yön olması nedeniyle Tanrı'yı ya da Tanrısallaşmış, ermiş ya da üst makamlardaki ruhani kişileri temsil eder. Onlar doğuda otururlar. Tüm yönlere ışık saçarlar. Oysa gerçekte doğu sadece Mezopotamya'yı göstermesi açısından seçilmiş bir yöndür. Bundan öte bir anlamı yoktur. Aslına bakarsak evrende yön yoktur, yukarı aşağı yoktur, sadece hiçlik vardır. )

Duat'a, göksel sandallar yerine nasıl ulaşacağı,Söndürülemez yıldıza yolculuk etmek üzere gökyüzüne merdivene nasıl çıkılacağı, yaşam bitkisindennasıl yenilip gençlik sularından nasıl kana kana içileceği anlatılıyordu bu kitapta. Rahiplere tanrıların Dünya'ya gelişlerini öğretti Ra. Yaşamın görkemidir altın, dedi onlara. Tanrıların kanı canıdır, dedi Ra, krallara. Abzu'ya ve aşağı bölgeye seferler düzenleyip altın elde etmeleri talimatı verdi onlara.

MARDUK MISIRLILARA DİĞER ÜLKELERİ FETİH EMRİ VERİYOR
( Ateş saçan yıldız, gökyüzüne uzanan merdiven, gökten yere tersine uzanan yaşam ağacı gibi ezoterik simgelerin Nibiru gezegeni ve ondan uzun yaşam umma hayalinden öte bir anlamı olmadığını Sümer tabletlerinden öğreniyoruz.)

MARDUK DÜNYA'YI BEN YÖNETECEĞİM DİYOR
Ra'nın kralları kendilerinin olmayan toprakları silahlarının gücüyle fethettiklerinde, erkek kardeşlerinin diyarlarını istila etmiş oldu. Onların hiddetinin kabarıp büyümesine sebep oldu. Neye kalkıştı bu Marduk, diye sormaktaydı kardeşler birbirlerine, niçin ezmekte bizi ayaklarıyla? Babaları Enki'ye yalvardılar; babası Ptah'ı dinlemedi Ra. Tüm komşu toprakları ele geçirmelerini emretti Ra, Magan ve Meluhha krallarına. Yüreğindeki plan, dört bölgeninde hakimi olmaktı. Dünya benim, ben yöneteceğim, dedi sertçe babasına.

Ra'nın kralları kendilerinin olmayan toprakları silahlarının gücüyle fethettiklerinde, erkek kardeşlerinin diyarlarını istila etmiş oldu. Onların hiddetinin kabarıp büyümesine sebep oldu. Neye kalkıştı bu Marduk, diye sormaktaydı kardeşler birbirlerine, niçin ezmekte bizi ayaklarıyla? Babaları Enki'ye yalvardılar; babası Ptah'ı dinlemedi Ra. Tüm komşu toprakları ele geçirmelerini emretti Ra, Magan ve Meluhha krallarına. Yüreğindeki plan, dört bölgeninde hakimi olmaktı. Dünya benim, ben yöneteceğim, dedi sertçe babasına.

NANNAR AY TANRISI OLARAK ANILIYOR
Şimdi bu, Marduk'un kendisini en üstün ilan edişinin ve Babili'nin nasıl kurulduğunun ve savaşçı krallara komuta eden İnana'nın nasıl kan akıtıp, kutsal olanlara karşı hürmetsizliğe izin verişinin hikayesidir. Krallık Urim'den Unug-ki'ye aktarıldığında, Nannar ve Ningal şehir halkına gülen yüzlerini gösterdiler. Otuz rütbe sayısına göre, Ay tanrısı olarak tapınıldı Nannar'a. Ay  aylarının bir yıl içindeki sayısınca, her yıl on iki bayram yapılmasını emretti.

On iki büyük Anunnakinin her birine bir ay ve bir bayram adandı. Birinci bölgenin dört bir yanında büyüğü ve küçüğü olsun tüm Anunnaki tanrıları için. Türbe ve mabetler inşa edildi ki, halk kendi tanrılarına doğrudan dua edebilsin. Birinci bölgede uygarlık Ki-Engi'den diğer komşu diyarlara yayıldı. İnsan şehirlerinde adil çobanlar olsunlar, diye o bölgeden idareciler atandı.

Esnaf ve çiftçiler, çobanlar ve örücüler ürünlerini çok geniş bir alanda değiş tokuş etmekteydiler. Adalet yasaları emredildi; ticaret, evlilik ve boşanma yasalarına hürmet edildi. Okullarda eğitildi küçükler ve gençler, yazıcı katipler ilahileri, deyişleri ve hikmeti kayda geçirdiler. Bolluk ve mutluluk vardı topraklarda; çatışmalar ve dip dibe sıkışmalar da. Tüm bunlar yaşanırkengök gemisiyle bir diyardan diğerine dolaşmaktaydı İnanna.

İNANNA GÜNEYDOĞU ANADOLU'DA SEVİLİYOR
Yukarı deniz yakınlarında Utu ile eğlenmekteydi. Amcası İşkur'un hakimiyet bölgesine gitti. Dudu diyordu İnanna amcasına, sevdiceğim anlamına. İki nehrin yukarı ovasındaki halkı pek sevdi İnanna. Dillerinin sesi hoşuna gitti, onların dilini konuşmayı öğrendi. Kendi dillerinde Lahamu gezegenine verdikleri adla, İştar, diye çağırdılar İnanna'yı. Onun şehri Unug-ki'ye Uruk dediler.

Dudu'yu kendi dillerinde Adad olarak söylediler. İnanna'nın babası kehanetler efendisi Nannar'a Sin adını verdiler, ona da tapındılar. Kendi dillerinde Utu'ya parlak güneş anlamına Şamaş dediler, ona da tapındılar. Enlil'e baba Enlil diyorlardı, Nibru-ki'ye ise Nippur. Yüce bekçilerin diyarı olan Ki-Engi'nin adı Şumer idi onların dilinde. Şumer'de, birinci bölgede krallık şehirler arasında sırayla dolanmaktaydı.

MARDUK'UN BİTMEK BİLMEYEN MEGALOMANİSİ
Ra'nın çeşitliliğe izin vermediği ikinci bölgede yalnızca kendisi hüküm sürmek istemişti. Göğün en eskisi, ilk doğan ve Dünya'da olan! Böyle bilinmek istemişti rahiplerce. En eski zamanlardan beri en üstün olan! İlahilerde kendisine böyle denilmesini emretti. Ebediyetin efendisi, kalıcılığı oluşturan, tüm tanrılar üstünde hüküm süren! Eşi benzeri olmayan, büyük tek ve bir olan!

Böyle koymuştu Marduk, Ra olarak kendini diğer tüm tanrıların üzerine. Onların güçlerini ve vasıflarını da kendine atfetti. Enlil olarak efendilik ve buyruklar benimdir, Ninurta olarak çaba ve çarpışma benim. Adad olarak şimşek ve gök gürültüsü, Nannar olarak geceyi aydınlatmak. Utu olarak Şamaş benim, Nergal olarak aşağı Dünya'da hüküm sürerim.

Gibil olarak altın derinlikleri bilirim, bakırın ve gümüşün nereden geldiğini bulan benim. Ningişzidda olarak sayılara ve sayılmalarına komuta ederim, gökler görkemimi anlatır! Böyle ilan edişi Marduk'un, Anunnaki önderleri çok telaşlandırdı. Marduk'un erkek kardeşleri babaları Enki'ye anlattılar, onların kaygılarını Nergal aktardı Ninurta'ya. Neyin tesiri altındasın böyle, dedi Enki oğlu Marduk'a. Bu gösterişli iddiaların duyulmuş şeyler değil!

MARDUK KENDİSİNİN DEVRİ OLAN KOÇ ÇAĞININ GELDİĞİNİ SÖYLÜYOR
Gökler, gökler söylemekte en üstün olduğumu, diye yanıtladı Marduk babası Enki'yi. Enlil'in takım yıldızının işareti gök boğa kendi soyundan gelenlerce öldürüldü. Göklere gelmekte koç çağı, benim çağım; yanlış anlaşılmayacak kadar açık işaretler! Enki gidip Eridu'daki meskeninde, on iki takım yıldızın çemberini inceledi. Baharın ilk günü, yeni bir yılın başlangıcında dikkatle gözledi gün doğumunu.

KOÇ ÇAĞININ GELMEDİĞİ ANLAŞILIYOR
Güneş o gün Boğa'nın takım yıldızına ait yıldızlardan yükseliyordu. Nibru-ki ve Urim'de Enlil ve Nannar da gözlemler yaptılar. Aygıtlar istasyonunun bulunduğu aşağı Dünya'da Nergal de bu sonuçları doğruladı. Koç'un zamanına daha çok vardı, Enlil'in boğasının çağı sürmekteydi hala! Kendi hakimiyet bölgesinde Marduk onun bu iddiasına kulak vermedi. Nabu'nun yardımıyla, kendisinin olmayan topraklara elçiler gönderdi ki kendi çağının geldiğini duyursunlar halka.

Ningişzidda'ya başvurdu Anunnaki önderleri ki, gökleri nasıl gözlemleyeceklerini öğretsin halka. Bilgeliğiyle taş yapılar tasarladı Ningişzidda, Ninurta ve İşkur da yardım ettiler bunları kurmasına. Uzak olsun yakın olsun tüm meskun ülkelerde gökleri nasıl gözlemleyeceklerini insanlara öğrettiler. Güneşin hala boğa takım yıldızında doğduğunu gösterdiler.

Enki tüm bu olanları üzüntüyle izliyor ve düşünüyordu; kısmet nasıl da adil olan sırayı çarpıtmıştı! Anunnakiler kendilerini tanrılar olarak ilan etmişler ama insanoğlunun desteğine bağımlı hale gelmişlerdi! Birinci bölgede tek bir önder altında birleştirmeyi istedi Anunnakiler tüm toprakları; savaşçı bir kral istiyorlardı. Doğru adamı bulma işini İnanna'ya, Marduk'un baş düşmanına verdiler.

ENLİL'İN ADAMI ŞARRU-KİN KRALLIK KURUYOR
Yolculukları sırasında görüp sevdiği güçlü bir adamı işaret etti İnanna, Enlil'e. Arbakad; babası dört garnizonun komutanıydı, annesi ise baş rahibe. Asayı ve tacı ona verdi Enlil; Şarru-kin dedi adına, adil vekil anlamına. Bir zamanlar Nibiru'da yapıldığı gibi; ülkeleri birleştiren yeni bir taç şehri kuruldu. Agade dediler adına, birleşmiş şehir anlamına, Kişi'den pek de uzak değildi.

MARDUK VE ŞARRU-KİN SAVAŞIYOR
Enlil tarafından güçlendirildi Şarru-kin; İnanna kendi ışıltı silahlarıyla eşlik ediyordu onun savaşçılarına. Aşağı Deniz'den yukarı Deniz'e dek tüm topraklara boyun eğdirdi, dördüncü bölgenin sınırında, burayı korumaları için birliklerini yerleştirdi. Temkinli bir gözle izledi Ra daima İnanna ve Şarru-kin'i, derken bir şahin gibi kurbanının üstüne atıldı. Marduk'un göğe uzanan kuleyi inşa etmeye kalkıştığı yerden, o kutsal topraktan geçip Agade'ye dek ilerlemişti Şarru-kin, göksel parlak nesne oraya dikilecekti.

BABİL KENTİ YENİDEN KURULUYOR
Öfkeye kapılan Marduk birinci bölgeye saldırdı, Nabu ve takipçileriyle birlikte kulenin mekanına geldi. Bu kutsal toprağın tek sahibi benim, tanrıların kapısı benim tarafımdan kurulur. Hiddetle böyle buyurdu Marduk, takipçilerine nehre doğru dönmeleri talimatı verdi. Kulenin yerine su bentleri ve duvarlar diktiler; Marduk için Esagil'i, en üstün tanrının evini inşa ettiler.

Babasının onuruna Babili  adını verdi Nabu buraya, tanrıların kapısı anlamına. Edin'in tam ortasında, birinci bölgenin göbeğinde Marduk kendini kabul ettirmişti. İnanna'nın öfkesi dur durak bilmez oldu; silahlarıyla ölüm saçtı Marduk'un takipçilerine. İnsan kanı, Dünya üstünde hiç görülmemiş biçimde aktı nehirler gibi. Nergal, erkek kardeşi Marduk'u görmek için geldi Babili'ye.

NERGAL'DE MARDUK'U İKNA EDİYOR
Babili halkı için onu ikna etmeye çalıştı oradan ayrılmaya: Gel de gökyüzünün gerçek işaretlerini barış içinde bekleyelim, dedi Nergal erkek kardeşine. Ayrılmaya razı oldu Marduk, gökleri gözlemlemek için diyardan diyara dolaştı. İkinci bölgede Ra, Amun  ( Yada Amon) olarak bilinegeldi,görülmeyen anlamına. İnanna bir süre için yatıştı; Şarru-kin'in iki oğlu barışçıl ardıllardı.

BU SEFER DE İNANNA RAHAT DURMUYOR
Sonra Agade tahtına Şarru-kin'in torunu çıktı; Naram-Sin denildi adına, Sin'in sevdiği anlamına. Birinci bölgede değildi Enlil ve Ninurta; okyanuslar ötesindeki diyarlara gitmişlerdi. İkinci bölgeden uzaktaydı Ra; Marduk olarak yolculuk etmekteydi başka topraklarda. Tüm gücü eline geçirme şansını yakaladığını hayal etti İnanna. Tüm ülkeleri ele geçirmesini emretti Naram-Sin'e.

Magan ve Meluhha'ya, Marduk'un hakimiyet bölgesine saldırması talimatını verdi Naram-Sin'e. Naram-Sin Dünyalılardan oluşan bir orduyla dördüncü bölgeden geçip kutsala saygısızlık günahını işledi. Magan'ı istila edip mühürlenmiş Ekur'a, dağa benzeyen eve girmeye yeltendi. Kutsala karşı saygısızlık ve ihlaller Enlil'i çok ama çok öfkelendirdi; Naram-Sin ve Agade'yi lanetledi: Bir akrebin sokmasıyla öldü Naram-Sin, Enlil'in emriyle yok edildi Agade. Bin beş yüz Dünya yılı sayıldığında oldu bütün bunlar.

KAOS DEVAM EDİYOR
Şimdi bu, bir görümde Galzu tarafından Enlil'e verilen kehanetin ve Marduk'un herkese üstün oluşunun ve bir insanın bir afetten sağ çıkmaya karar verişinin hikayesidir. Marduk, Amun haline geldikten sonra ikinci bölgedeki krallık dağıldı, kargaşa ve karmaşa hakim oldu. Agade yok edildikten sonra, birinci bölgede kargaşa ve karmaşa hüküm sürdü. Birinci bölgede krallık sallantıdaydı; tanrıların şehirlerinden insan şehirlerine gidip gelmekteydi.

Unug-ki, Urim ve Kişi, İsin ve çok uzaktaki yerler arasında el değiştirmekteydi. Derken, Anu'ya danışan Enlil krallığı Nannar'ın ellerine teslim etti. Toprağında hala göksel parlak nesnenin dikili olduğu Urim'e krallık üçüncü kez bahşedildi. Urim'de bir adil çobanı kral olarak atadı Nannar; Ur-nanmu'ydu adı. Ülkede eşitlik sağladı Ur-nanmu, şiddet ve çekişmelere son verdi, tüm topraklara geri döndü bolluk.

GALZU ENLİL'İN RÜYASINA GİRİYOR
Tam o günlerde bir gece vakti bir rüya görüm gördü Enlil: Bir adamın sureti göründü ona, ışıl ışıl ve gökler gibi parlayan biriydi. Yaklaşıp Enlil'in yatağının başında durunca ak saçlı Galzu'yu tanıdı Enlil. Sol elinde lacivert taşından bir tablet tutuyordu Galzu, üstüne yıldızlı gökler çizilmişti. Gök on iki takım yıldızın işaretine bölünmüştü, sol eliyle bunları işaret etti Galzu.

Boğadan koça doğru işaret etti ve bunu üç kez tekrar etti. Sonra rüya görümde konuştu Galzu ve Enlil'e şöyle dedi: İyiciliğin adil dönemini izleyecek kötülük yapılıp kan dökülen bir dönem. Üç göksel hissede Marduk'un koçu Enlil'in boğasının yerini alacak. Kendisini en üstün tanrı olarak görüp hakimiyetini ilan eden kişi Dünya'yı ele geçirecek. Daha önce görülmemiş bir afet, Kısmet'in emrettiği gibi, yaşanacak!

Tufan zamanında yapıldığı gibi, adil ve layık bir adam seçilmeli. Onun ve onun soyunun sayesinde, her şeyin yaratıcısının istediği gibi, uygar insan korunacak! Böyle dedi ilahi elçi Galzu rüya görümde Enlil'e. Gece vakti gördüğü bu rüya görümden uyandığında Enlil, hiç bir tablet yoktu baş ucunda. Gökten gelen bir kehanetmiydi bu yoksa tüm bunları yüreğimden mi geçirdim, diye merakla sordu Enlil kendi kendine.

ŞİMDİDE TERAH VE OĞLU İBRAHİM'İ SÜMERLERDEN DİNLEYELİM
Ne Nannar'ın da aralarında olduğu oğullarına anlattı bunu, ne de Ninlil'e söz etti rüya görümden. Nibru-ki tapınağındaki rahipler arasındaki göksel alimleri sorup soruşturdu Enlil. Baş rahip ona, bir kehanet rahibi olan Tirhu'yu ( İbrahim'in babası, Tevratta Terah diye geçer) salık verdi. Arkabad'ın torunu Ibru'nun (Bu gün İbrani diye kullanılan kelimenin kökü budur ) soyundandı; Nibru-ki rahiplerinin altıncı neslindendi adam.

( Yaratılış; 11- 24- Nahor 29 yaşındayken oğlu Terah doğdu. 25- Terah'ın doğumundan sonra Nahor 119 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. 26- Yetmiş yaşından sonra Terah'ın Avram, Nahor ve Haran adlı oğulları oldu. )

(Kardeşlerim İbrahim'i Kur'an'dan anlatmayacağım. Çünkü her zamanki fluluğuyla ve kendine göre değiştirmesiyle Kur'an İbrahim'i adeta tanınmaz hale getirir. Ona Kabe'yi yaptırtır. Bir sürü gözlemden sonra Müslüman yaptırtır. Tanrı'dan kendine inanması için mucizeler ister. Ancak sonunda bizim için çok önemli bir söz söyler. İslam İbrahim'in dininin devamıdır. Yani Tevrat'ın devamı. )

Urim krallarının kızlarıyla kraliyet düğünleri yapardı bu soy. Toparlanıp Nannar'ın Urim'deki tapınağına git ve göksel zamanı belirlemek için semayı gözle: Bir göksel hissenin hesabı yetmiş iki Dünya yılıdır, üç hissenin geçişini dikkatle kaydedesin! Böyle dedi Enlil rahip Tirhu'ya; kehanet edilen zamanı sayıp bildirmesini istedi. Enlil bu rüya görümü ve haber verdiği şeyleri derin derin düşünürken, Marduk ülkeden ülkeye gitmekteydi.

Kendisinin en üstün olduğunu anlatmaktaydı halka, davası için takipçiler toplamaktaydı. Yukarı deniz ülkelerinde ve Ki-engi'ye sınırı olan ülkelerde Marduk'un oğlu Nabu kışkırtıyordu halkı; dördüncü bölgeyi ele geçirmekti planı. Batıda yerleşenler ile doğuda yerleşenler arasında çatışmalar olmaktaydı. Savaşçılardan ordular kurdu krallar, kervanlar yola çıkmaz oldu, şehir duvarları yükseltildi.

ENLİL GALZU'NUN SEÇİLMESİNİ İSTEDİĞİ ADAMIN İBRAHİM'İN SOYU OLDUĞUNU DÜŞÜNÜR
Gerçekten çıkmakta Galzu'nun söyledikleri! diyordu Enlil kendi kendine. Enlil bakışlarını, değerli bir soydan gelen Tirhu ve oğullarına çevirdi: Galzu'nun işaret ettiğine göre, seçilmesi gereken adam bu, dedi Enlil kendi kendine. Rüya görümü açık etmeden Nannar'a, şöyle dedi Enlil oğluna: Arbakad'ın geldiği şu nehirler arasındaki ülkede Urim gibi bir şehir kur ki, sen ve Ningal için Urim'den uzakta bir ev mesken olsun burası.

Tam ortasına bir tapınak türbe kur ki, başına rahip prens Tirhu'yu ( Terah) atayasın! Babasının sözüne itaat eden Nannar, Arbakad'ın ülkesindeki Harran şehrini kurdu. Şehrin tapınak türbesine baş rahip olsun, diye Tirhu'yu ve ailesini oraya gönderdi. Kehanette bildirilen üçten iki göksel hisse tamamlanınca Harran'a gitti Tirhu. Tam o sırada Urim'in neşesi, Ur-Nammu batı topraklarında arabasından düşüp öldü.

( Yaratılış; 11- 27- Terah soyunun öyküsü; Terah Avram, Nahor, ve Haran'ın babasıydı. Haran'ın Lut adında bir oğlu oldu. 28- Haran, babası henüz sağken, doğduğu ülkede, Kildaniler'in Ur kentinde öldü. 29- Anram'la Nahor evlendiler. Avram'ın karısının adı Saray, Nahor'unkinin adı Milka'ydı. Milka Yıska'nın babası Haran'ın kızıydı. 30- Saray kısırdı, çocuğu olmuyordu. 31- Terah, oğlu Avram'ı, Haran'ın oğlu olan torunu Lut'u ve Avram'ın karısı olan gelini Saray'ı yanına aldı. Kenan ülkesine gitmek üzere Kildaniler'in Ur kentinden ayrıldılar. Harran'a gidip oraya yerleştiler. 32- Terah iki yüz beş yıl yaşadıktan sonra Harran'da öldü.)

ŞULGİ İSİMLİ KRAL İŞLERİ KARIŞTIRIR
Urim tahtına oğlu Şulgi çıktı; habislikle dolu ve savaş heveslisiydi Şulgi. Nibru-ki'de baş rahip olarak meşhetti kendini; Unug-ki'de İnanna'nın koynundan çıkmadı. Nannar'a minnettar olmayan dağlık diyarlardan savaşçılar onun ordusuna yazıldılar. Onların yardımıyla batı topraklarını ele geçirdi Şugi, uçuş kontrol merkezinin mukaddesliğini hiçe saydı.

O kutsal dördüncü bölgeye bastı ayağını, dört bölgenin kralı ilan etti kendini. Enlil çok öfkelendi kutsalın böyle kirletilmesine, istilalar hakkında Enlil'e şöyle konuştu Enki: Senin bölgenin idarecileri tüm sınırları aştılar1 dedi Enki, Enlil'e acı acı. Tüm bu sorunlar hep Marduk'un başının altından çıkmakta, diye tersledi Enlil, Enki'yi. Rüya görümü hala kendine saklayan Enlil dikkatini Tirhu'ya çevirdi.

ENLİL İBRAHİM'İ KENAN ÜLKESİNE UZAY ÜSSÜNÜ KORUMASI İÇİN GÖNDERİR
Tirhu'nun en büyük oğlu Ibru-um ( İbrahim peygamber) üstüne düştü Enlil'in seçen bakışı. Prens soyunun bir evladı, yiğit ve rahiplere has sırlara aşinaydı İbru-um. Kutsal yeri korumak, arabaların iniş ve kalkışlarını sağlamak üzere gitmesini emretti Enlil, İbru-um'a. ( İbrahim'i Kenan topraklarına gönderiyor) İbru-um Harran'dan ayrıldıktan hemen sonra Marduk geldi şehre. Kutsala yapılan saygısızlıkları o da gördü ve bunlara, yeni düzenin doğum sancıları, deyip geçti.

MARDUK HARRAN'A GELİR
Harran'dan, Şumer'in eşiğinden yapmayı planlıyordu son hamlesini. Harran'dan, İşkur'un hakimiyet bölgesinin kıyısından yönetiyordu orduların toplanmasını. Harran'da kalışı yirmi dört Dünya yılını tamamlayınca Marduk, her kimin soyundan geliyorsa o tanrılara göz yaşları içinde yalvardı. Tüm günahlarını itiraf ederken efendilik iddiasında ısrarcı olup onlara şöyle seslendi:

Ey Harran'ın tanrıları, ey yargılayan büyük tanrılar sırlarımı öğrenin! Kuşağımı bağlarken, anılarımı hatırlarım: İlahi Marduk'um ben, büyük bir tanrı, hakimiyet bölgemde Raolarak bilinirim. Günahlarım yüzünden sürgüne yollandım, dağlara gittim, pek çok diyarda gezindim. Güneşin doğduğu yerden başlayıp güneşin battığı yere gittim. İşkur'un diyarına denk geldim.

Harran'ın ortasında yuvalandım yirmi dört yıl boyunca, şehrin tapınağında bir alamet aradım. Ne zamana dek, diye sordum efendilik hakkıma dair tapınaktaki kahine. Sürgün günlerin tamamlandı! dedi bana tapınaktaki kahin. Ey kısmetleri belirleyen büyük tanrılar, izin verin de şehrim Babil'e doğru yola koyulayım. Tapınağım Esagil'i ebedi evim olarak kurayım. Babili'ye bir kral atayayım.

MARDUK YİNE DÜNYA KRALLIĞI PEŞİNDE KOŞUNCA ANUNNAKİLER TELAŞLANIYOR
İzin verin de tüm Anunnaki tanrılar tapınak evimde toplansınlar, antlaşmamı kabul etsinler! Böyle itiraf edip yakarırken Marduk, diğer tanrılara gelişini duyuruyordu. Ona itaat etmeleri için Marduk'un yakarışını duyan Anunnaki tanrılar çok telaşlandılar. Danışmak üzere büyük bir meclis halinde topladı hepsini Enlil. Nibru-ki'deki tüm Anunnaki önderleri toplandılar; Enki ve Marduk'un erkek kardeşleri de geldiler.
Olanlar karşısında hepsi alt üst olmuştu; hepsi Marduk ve Nabu'ya karşıydılar. Büyük tanrıların meclisinde suçlamalar uçuştu havada, şikayete şikayetle yanıt verildi iftiraya iftirayla. Olacak olanı hiç kimse önleyemez; gelin Marduk'un en üstün olduğunu kabul edelim, dedi Enki tek başına. Koç'un çağı geliyorsa eğer, Marduk'u mahrum edelim gök-yer bağından, diye kızgınlıkla önerdi Enlil.

MARDUK'A SAVAŞ AÇILIYOR
Enki dışında herkes göksel arabalar yerinin yok edilmesi konusunda anlaştı. Bu nedenle kullanılmasını önerdi Nergal dehşet silahlarının; bir tek Enki karşı çıktı: Karara ilişkin sözler Dünya'dan Anu'ya duyuruldu, Anu da bu sözleri tekrarladı Dünya'ya. Mukadder olanı değiştiremeyecek kararınız! Böyle diyordu oradan ayrılırken Enki. O kötü şeyi yapmaları için Ninurta ve Nergal seçildi.

ENLİL DEHŞET SİLAHLARINI KULLANDIRTIYOR
Şimdi bu, kısmetin kadere yol açmasının, Bazısı hatırlanamayacak kadar uzun bir zaman önce atılmış adımlarla büyük afetin nasıl meydana geldiğinin hikayesidir. Şimdi bu sözlerim her zaman hatırlanması için kaydedile: Dehşet silahlarını kullanma kararı alındığında Enlil iki sır saklıyordu: O korkunç karar alınmadan önce hiç kimseye açık etmemişti Enlil, Galzu'nun rüya görüm sırrını.

Mukadder karar alınana dek hiç kimseye açık etmemişti Enlil, dehşet silahlarının saklandığı yeri bildiğini! Tüm karşı çıkmalara rağmen meclis dehşet silahlarının kullanılmasına izin verince, Kızgın ve üzgün Enki meclis salonundan çıkıp gittiğinde, için için gülüyordu Enlil: Silahların nerede olduğunu bir tek kendisinin bildiğini sanıyordu Enki.

Enlil Dünya'ya gelmeden önce, Abgal ile birlikte bu silahları bilinmeyen bir yere gizleyen oydu. Abgal'ın sürgün edilen Enlil'e bu yeri gösterdiğini bilmiyordu Enki! Enki bu ikinci sırrı işittiğinde, yüreğinde yine de bir umudu koruyordu: Bu kadar uzun süre orada kaldıktan sonra silahların dehşeti buharlaşmış olmalıydı! Enki bu uzun süre kalışın Dünya üstüne eşi benzeri görülmemiş bir afete yol açacağını hiç beklemiyordu.
Böylece Enki'ye ihtiyaç duymadan, silahların saklandığı yeri iki kahramana açıkladı Enlil: Bu yedi dehşet silahı, bir dağda saklanmış! dedi onlara Enlil! Toprağın içinde bir oyukta durmaktalar, onları giydirmek için dehşete ihtiyaç var! Sonra bu silahları derin uykularından nasıl uyandıracaklarını açıkladı Enlil onlara. Biri Enlil'den biri Enki'den olma iki oğul silahların saklandığı yere doğru yola çıktılar.

ENLİL RÜYASINI NİNURTA'YA ANLATIYOR
Enlil onlara uyaran sözler söyledi: Silahları kullanmadan önce, Anunnakiler tarafından boşaltıla arabalar yeri. Şehirler esirgene, insanlar yok olmaya! Gök gemisine atlayan Nergal silahları saklandığı yere doğru yükselip süzülürken, babası Ninurta'yı bekletti. Yalnızca oğluna söylemek istediği bir söz vardı Enlil'in, yalnızca ona açıklayacağı bir sır. Galzu'nun kehanetini ve İbru-um'un seçilmesini anlattı Ninurta'ya.
Nergal öfkelidir, şehirleri esirgemesini sağla, İbru-um'u önceden uyar, dedi Enlil, Ninurta'ya. Ninurta silahların saklandığı yere vardığında, Nergal çoktan çıkartmıştı onları saklandıkları kovuktan. Bunların ME'leri uzun bir uykudan uyanılarken Nergal bu yedi silahtan her birine birer görev adı verdi: Rakibi olmayan tek dedi ilk silaha, alevlenen alev adını verdi ikinciye.

KATLİAM BAŞLIYOR
Dehşet ile un ufak eden dedi üçüncüye, dağ eriten dedi dördüncüye. Dünyanın kenarını arayan rüzgar adını verdi beşinciye, yukarıda ve aşağıda hiç kimseyi esirgemeyen dedi altıncıya. Yedincisi çok gaddar bir kötülükle doluydu; canlıları buharlaştıran dedi adına. Anu'nun onayıyla bu yedi silah verildi Nergal ve Ninurta'ya ki bunlarla yıkımı başlatsınlar. Ninurta dehşet silahlarının yerine vardığında Nergal hazırdı yıkmaya ve yok etmeye.

Oğulları öldüreceğim, babaları yok edeceğim, diye bağırıyordu Nergal intikam duygusuyla. Göz diktikleri diyarları dümdüz, günahkar şehirleri alt üst edeceğim! Böyle ilan ediyordu Nergal öfkeyle. Yiğit Nergal, doğruları da mı yok edeceksin günahkarlarla birlikte? Böyle sordu Ninurta yoldaşına. Enlil'in talimatı çok açık! Seçilen hedeflere doğru yol göstereceğim sana, peşime düşüp izleyeceksin beni!

Anunnakilerin kararı bildirildi bana, dedi Nergal, Ninurta'ya. Enlil'den gelecek işareti beklediler yedi gün ve yedi gece. Niyetine uygun olarak, bekleyişi tamamlandığında, Babili'ye döndü Marduk. Silahlarla donatılmış takipçilerinin huzurunda en üstün olduğunu ilan etti. Dünya yıllarının hesabı bin yedi yüz otuz altı idi o sırada. O gün, o meşum gün yolladı Enlil işareti Ninurta'ya. Ninurta Maşu (Sinadaki dağ) dağına  gitmek üzere çıktı yola, Nergal de düştü ardına.

Dördüncü bölgenin tam kalbindeki dağı ve ovayı göklerden taradı Ninurta. Yüreği ezilerek verdi Nergal'e işareti: Uzak dur! diye işaret verdi ona. Sonra ilk dehşet silahını gökten aşağı bıraktı Ninurta. Maşu dağının tepesini bir ışık çakmasıyla koparttı; dağın iç kısımları eriyiverdi anında. Göksel arabalar yerinin üstünde ikinci silahı serbest bıraktı. Yedi güneş parlaklığıyla ovanın kayalarında fışkıran bir yara açtı silah. Dünya sarsılıp ufalandı; gökler bu parlamanın ardından karardı.

Yanmış ve ezilmiş taşlarla örtülü arabaların düzlüğü, Düzlüğü çevreleyen tüm ormanlardan geriye yalnızca ağaç gövdeleri kaldı sağlam. Tamamdır, sözlerini haykırdı Ninurta gök gemisi siyah ilahi kuştan. Marduk ve Nabu'nun göz diktiği kontrolden artık sonsuza dek mahrum kaldılar! Derken Ninurta'ya özendi Nergal; yok edci Erra olması için dürttü yüreği onu.

Kral yolunu izleyerek beş şehrin yemyeşil vadisine doğru uçtu. Nabu'nun insanlarını yollarından çevirdiği yemyeşil vadide, kafeslenmiş bir kuş gibi ezmeyi planlıyordu Nergal! Birbiri ardınca uçtu beş şehrin üstünden, her birine bir dehşet silahı yolladı Erra göklerden. Vadinin beş şehrini bitirip tüketti, viraneye döndü hepsi. Ateş ve kükürt yağmuruyla alt üst oldular, oralarda yaşayanların hepsi buharlaştılar.
Muazzam silahlar yüzünden devrildi dağlar, deniz sularını tutan sürgü kırıldı. Vadiye akıp doldu denizin suları, sularla kaplandı vadi. Sular şehirlerin külleri üstüne aktığında göklere yükseldi buhar. Tamamdır, diye bağırdı gök gemisindeki Erra. İntikam duygusu kalmamıştı Nergal'in kalbinde. Ellerinden çıkan kötülüğü tararken iki kahraman gördükleri şeyden dolayı şaşırdılar.

Parlamaların ardından kararmıştı gökler ve sonra bir fırtına esmeye başladı. Karanlık bir bulutun içinde dönenen kötülük rüzgarı göklerin kasvetini taşıyordu. Gün ilerledikçe ufuktaki güneş karanlıkla örtüldü. Gece çökünce dış kenarlarında ürkütücü ışıldamalar dans etti, yükselen Ay'ı bile yok etti. Ertesi gün şafak söktüğünde, batıdan, yükarı denizden güçlü bir bora esmeye başladı.

TERS YÖNDEN ESEN RÜZGAR KİMYASAL VE ATOM BOMBALARININ ETKİSİNİ SÜMER YÖNÜNE ÇEVİRİR
Koyu kahverengi bulutu doğuya doğru itti ve meskun diyarlar üstüne doğru yaydı bulutu. Nereye eriştiyse orada yaşayan herkese ölümü getirdi acımasızca. Acımasızlık vadisinde parlamalardan doğan bulut Şumer'e doğru ölüm taşıdı. Ninurta ve Nergal derhal uyardılar Enlil'i ve Enki'yi. Durdurulamaz kötülük rüzgarı herkese ölüm getirmekte! Enlil ve Enki bu tehlike uyarısını Şumer'in tanrılarına ilettiler: Kaçın! Kaçın, diye haykırdılar hepsine.

Bırakın dağılsın insanlar, izin verin saklansınlar! Şehirlerinden kaçtı tanrılar, yuvalarından uçan ürkmüş kuşlar gibi kaçıştılar. Kötülük rüzgarının elini kenetlediği diyarların halkları için boşaydı koşup kaçmak. Ölüm çok sinsiydi, tarlalara ve şehirlere saldırdı bir hayalet gibi. En yüksek duvarları aştı, en kalın duvarlardan geçti, sel suları gibi taşıp aktı. Hiç bir kapı yüzüne örtülemezdi onun, hiç bir sürgü geri tutmazdı onu.
Kilitli kapıların ardına saklananlar evlerinde düşüp öldüler sinekler gibi. Sokaklara kaçanların cesetleri caddelerde yığıldı. Öksürük ve balgamla doldu göğüsler, tükürük ve köpükle dolup taştı ağızlar. Kötülük rüzgarı görülmeden sarıp kucaklarken insanları, ağızları kanla doldu. Yavaşça diyarlar üstünden gelip geçti kötülük rüzgarı, batıdan doğuya ovalar ve dağlar üstünde yol aldı.

Yaşayan her şey, onun ardından ya ölmüştü ya da ölmekteydi. İnsanlar ve davarlar, hepsi yok olup gitti. Sular zehirlendi, tarlalarda tüm bitkiler solup kurudu. Güneyde Eridu'dan kuzeyde Sippar'a dek tüm diyarların üstüne çöktü kötülük rüzgarı. Kötülük rüzgarı, Marduk'un en üstün olduğunu ilan ettiği Babili'yi esirgedi.

  • Thanks 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

NÜKLEER SAVAŞ MEZOPOTAMYA'YI MAHVEDER
Kötülük rüzgarı, Marduk'un en üstün olduğunu ilan ettiği Babili'yi esirgedi. Babili'nin güneyinde kalan tüm ülkeleri yiyip tüketti kötülük rüzgarı. İkinci bölgenin merkezine de dokundu. Büyük afetin sonrasında Enlil ve Enki felaketin boyutlarını görmek için buluştular. Enki, Babili'nin esirgenmesini ilahi bir işaret olarak gördüğünü anlattı Enlil'e. Marduk'un üstünlüğü mukadder kılınmış.

ENLİL RÜYASINI ENKİ'YE ANLATIR
Babili'nin esirgenmesiyle doğrulandı bu! Böyle diyordu Enki, Enlil'e. Her şeyin yaratıcısının muradıymış bu, dedi Enlil, Enki'ye. Sonra rüya görümü ve Galzu'nun kehanetini açıkladı Enki'ye. Madem biliyordun bunu, niçin dehşet silahlarının kullanmasını önlemedin, diye sordu Enki ona. Kardeşim, dedi Enlil üzgün bir sesle Enki'ye. Yeterince sebep vardı.

Sen Dünya'ya geldikten sonra her ne zaman görevimiz bir engelle duraklasa, engelin çevresinden dolaşmanın bir yolunu bulduk. Bunlar içinde en büyük çözüm Dünyalıları biçimlendirmekti. Ayrıca sayısızca istenmeyen çarpıtma ve değiştirmenin de kaynağı. Sen göksel devreleri etraflıca anlayıp takım yıldızları atadığında, onların kaderin elinde olacağını kim önceden görebilirdi?

Seçilmiş kısmetlerimiz ve eğip bükülemeyen kaderimiz arasındaki farkı kim anlayabilirdi? Kim sahte alametleri açıklar, gerçek kehanetleri kim ilan edebilirdi? Bu yüzden kendime sakladım Galzu'nun sözlerini. Her şeyin yaratıcısının elçisi miydi gerçekten de, yoksa gördüğüm bir sanrı mıydı? Bırak ne olacaksa olsun, dedim kendi kendime. Kardeşinin sözlerini dinlerken Enki, başını aşağı yukarı sallıyordu.

ENLİL MARDUK'UN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ TANIYOR
Birinci bölge viranelik, ikinci bölge kargaşa içinde, üçüncü bölge yaralı, göksel arabalar yeri yok artık; olan bu işte! Dedi Enki, Enlil'e. Tüm bunlar her şeyin yaratıcısının muradı idiyse eğer, Dünya görevimiz'den arda kalan bu işte! Marduk'un hırsıyla ekildi tohum, boy atan ürünü biçmek ona kalmış! Böyle dedi Enlil, kardeşi Enki'ye ve sonra kabul etti Marduk'un galip geldiğini.

ENLİL AMERİKA KITASINA GİDİYOR
Benden dolayı Ninurta'ya verilen elli rütbe sayısı Marduk'a verilsin. Bölgelerdeki viranelik üstündeki hakimiyetini ilan etsin Marduk. Bana ve Ninurta'ya gelince, artık onun yolunda durmayacağız. Okyanusların ötesindeki diyara gidip, ne için gelmişsek buraya, Nibiru için altın çıkartma görevini tamamlayacağız! Böyle dedi Enlil, Enki'ye; sözlerinde keder vardı. Dehşet silahları kullanılmamış olsa mesele farklı olurmuydu, diye meydan okudu Enki, kardeşine.

Galzu'nun Nibiru'ya dönmeyin demesine kulak asmasa mıydık, diye tersledi Enlil. Anunnakiler isyan ettiğinde Dünya görevi dursa mıydı? Sen yaptığını yaptın, ben yaptığımı yaptım. Geçmiş yaşanmamış hale getirilemez! Bunda da bir ders yok mu, diye sordu Enki her ikisi adına. Dünya'da olup bitenler, Nibiru'da olup bitmişleri yansıtmıyor mu? Geçmişin hikayesinde yazmıyor mu geleceğin ana hatları.

ENLİL VE ENKİ VEDALAŞIR
Kendi suretimizde yarattığımız insanlık başarılarımızı ve başarısızlıklarımızı tekrarlamayacak mı? Enlil sessizdi. Tam kalkıp gidecekken Enki ona elini uzattı. Kardeş olarak, yabancı bir gezegende karşılarına çıkanlarla yüzleşen yoldaşlar olarak el sıkışalım! Böyle dedi Enki, kardeşine. Ve kardeşinin elini sıkan Enlil, sonra kucakladı onu. Tekrar karşılaşır mıyız, Dünya'da veya Nibiru'da, diye sordu Enki.

Nibiru'ya dönersek öleceğimizi söylerken haklı mıydı Galzu, diye yanıtladı Enlil. Sonra oradan ayrıldı. Enki tek başına kaldı; yalnızca yüreğindeki düşünceler eşlik etti ona. Her şey nasıl başlamış ve şimdi nasıl sona ermişti, oturup düşündü. Hepsi mukadder midir bunların yoksa kısmet sayesinde öyle ya da böyle biçimlendirilebilir mi? Gök ve yer devreler içinde devrelerde düzenlenmişse eğer, olmuş olanlar bir daha olacak mıdır?

Geçmiş gelecek midirDünyalılar da Anunnakileri mi taklit edecekler? Dünya'da Nibiru'nun yaşadıklarını mı yaşayacak? Buraya ilk gelen olarak, son ayrılacak olan da kendisi miydi? Düşüncelerin kuşatması altında, Enki bir karar verdi: Nibiru'dan başlayarak, bugün Dünya'da yaşanan tüm olaylar ve kararları kayda geçirmeliydi ki gelecek nesiller için bir kılavuz olsun.

Kaderin tayin ettiği bir zamanda gelecek nesiller bu kaydı okusun, geçmişi hatırlasın ve gelecek için kehanet olarak anlasın. Geçmişin geleceği olsun yargıç! Nibiru'lu Anu'nun ilk oğlu Enki'nin sözleri budur.

On dördüncü tablet: Efendi Enki'nin sözleri, Eridu'nun evlatlarından biri olan Udbar'ın oğlu baş yazıcı Endubsar tarafından büyük efendi Enki'nin ağzından çıktığı gibi, ne bir eksik, ne bir fazla yazıldı. Efendi Enki tarafından uzun ömürle kutsandım.

  • Like 1
  • Thanks 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
hanafta, 5 dakika önce yazdı:

Kaynak bilgisi alabilir miyim?

Şimdi hatırlayamadığım bir blogdan almış ve düzenlemiştim. Kendi sitemden alıntılayarak paylaştım burada da

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×
×
  • Create New...