Jump to content
HaYaLGöZLüM

İslam’ı Doğru Anlama Bağlamında Şefaat İnancı

Recommended Posts

İslam dışı anlayış ve itikadların Müslümanlara arız olmasıyla birlikte Kitabî bir ümmet olmaktan uzaklaşma sürecimiz de başlamıştı. Bu sapmalardan birisi de şirke bulaşmış olan yanlış şefaat anlayışıdır.

İslam anlayışının altüst edildiği dönemlerde, Kur'an'ı kendi anlam bütünlüğüne göre değil de müşriklerin anlayışı ve Kitap Ehli'nin bütün günahları kimi peygamberlerin ve din adamlarının bağışlayacağı inancı içinde değerlendiren yaklaşımlar şefaat kavramını yanlış algılamaya sevketmişti. Bu süreçte şefaat kavramı, genellikle Hristiyan kültürünü yansıtan rivayetler ve kültürel anlayışlarla yorumlanmaya başlamıştı. Şefaatle ilgili rivayetler, Kur'an ayetleri doğrultusunda anlaşılacağı yerde, ayetler söz konusu rivayetler doğrultusunda anlaşılmakta, yorumlarla onlara uydurulmakta ve Kur'an'a söylemediği şeyler söylettirilmekteydi.

Bu tür yanlış algılayışlardan hareketle toplumda neredeyse konuşabilen herkes, hemen her vesile ve münasebetle şefaat ister hale gelmiştir. Hatim duasında, yemek duasında, mevlitte, ilahide; cenaze, nikah, düğün, ziyafet, ziyaret gibi hemen her münasebette insanlar şefaat istemektedir. Kendi iman ve ameli ile Allah'a kulluk ve itaatiyle cehennemden kurtulmak ve cennete gitmek için çabalayacağına, Allah'ın emirlerini yerine getirerek ve yasaklarından kaçınarak Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaya ve böylece hem cehennemden kurtulmak hem cennete gitmek için çalışacağına, yalnız ve yalnız ameline bel bağlayacağına, insanların çoğunluğu umutlarını şefaate bağlamış duruma gelmişlerdir. Ve hemen her münasebette ve her duada bu Kur'an dışı şefaat anlayışı ile davranan ve hayal kuran mukallitler, "Şefaat ya Resulallah" deyip durmaktadırlar.

Şefaatin İslam'ın öğretisi değil, başka inanç ve kültürlerin öğretisi olduğunu seslendiren kişilere insanların bu kadar ilgisiz kalmalarının veya muhafazakarlık güdüsüyle bu kadar tepki göstermelerinin sebebi, herhalde rivayetler konusunda yeterli doğru bilgiye sahip olmamaları, hayal kırıklığına uğramaları veya umutlarının boşa çıkması korkusudur. Çünkü geleneksel dindar ve muhafazakâr yığınlardan; falan yerde Allah'a ibadet edilecek bir caminin yapılmasına veya kitabının okutulacağı bir Kur'an kursunun açılmasına karşı çıkan sözde Müslüman çağdaşlara kadar, neredeyse herkes ümidini şefaate bağlamış ve hayatını Allah'ın dinine göre değil, bu ümide göre yaşamaktadır. Neredeyse herkes kendisine Allah'ın dinine göre çekidüzen vermek yerine, şefaatle paçayı kurtarmanın hayali ve ümidi ile yaşamaktadır.

Geleneksel kültürde terim olarak şefaat kavramı, mahşerde bunalan veya cehenneme girmiş bulunan müminlerin, mahşer sıkıntısından veya cehennemden kurtulması için Hz. Muhammed'in Allah nezdinde yapacağı iddia edilen aracılık anlamına gelmektedir. İsfâhani'ye göre şefaat, yardım etmek ve halini sormak üzere başkasıyla birleşmek, bir araya gelmek demektir. Bu kelime mertebece daha yüksek bir konumda olanın, daha aşağı bir düzeyde olan ile bir araya gelmesi anlamında kullanılır. Kıyametteki şefaat de bu anlamdadır. Nisa Suresi 85. ayetindeki bir diğer kullanıma göre kim başkasıyla birleşip ona yardım (şefaat) ederse, onun eşi veya ona iyilik ve kötülük yapmada desteği olur; fayda ve zararına ortak olur. İsfâhani, O'nun izni olmadan kimse şefaat edemez hükmünü de, Allah, işleri tek başına düzenler, hüküm vermede O'nun bir ikincisi yoktur. Ancak işleri düzenlemekle görevli meleklere izin verdiğinde, onlar da bundan sonra görevlendirildikleri işleri yaparlar demektedir. "Şefaat, birini desteklemek ve halini sormak için ona eşlik etmektir. Daha çok, saygı ve mertebe olarak üstün olan kişinin aşağı olan kişiye eşlik etmesi, anlamında kullanılır. Kıyamet günü olacak şefaat de bu kabildendir.  Başka görüşe göre buradaki şefaat, birinin başkasına iyilik veya kötülük yolunu açması, onun da bunu izleyerek ona eşlik etmesi, anlamındadır. Tıpkı Hz. Peygamber'in, "Kim güzel bir çığır açarsa, onu işlemenin ecri ve onunla amel edenlerin ecri kadar ecir alır, kim kötü bir çığır açarsa, onu işlemenin günahı ve onunla amel edenlerin günahı kadar günah alır." sözündeki gibi."1

Şefaat işinde, işin olmasını isteyen, o işin olması için aracılık yapan ve bu işi gerçekleştirme yetkisine sahip olan kişiler bulunmaktadır. Bunlar da şefaat isteyen günahkâr kişiler, şefaat edecek aracılar, bir de şefaat izin ve yetkisini elinde bulunduran yüce Allah'tır. Şefaat etmesi umulanlar; müşrikler için tanrılaştırılan putlar ve melekler, Kitap Ehli için kimi peygamberler ve kişiler, günahkâr Müslümanlar için de Hz. Muhammed ve başka kişilerdir.

a- Şefaat inancının arka planı

Bir kavram olarak şefaat terimi, Kur'an'ın kavramlaştırdığı bir terim değil, muhatap kitlenin/müşriklerin zihninde zaten önceden var olan bir terimdir.2

Tevhit inancından sapan ve dinlerini gelenek, görenek, mitoloji, bozuk inanışlar ve bulanık kültürlerle bulandıran bütün kavimlerde Arap müşriklerinin ve Kitap Ehli'nin şefaat inanç ve beklentilerine benzer inanışlar ve beklentiler oluşur. Bu toplumlarda insanlar, Allah'ı gereği gibi anlamamakta, tevhid inancını ve dinin doğasını kavramamakta, dinin inanmak ve amel etmekten oluştuğu gerçeğini göz ardı ederek amel unsurunu yerine getirmeden aracılar ve torpil anlayışlarla kurtulmaya çalışmaktadırlar. Örneğin, "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz." (Maide, 5/18), "Ateş bize sadece sayılı bir kaç gün dokunacaktır." (Bakara, 2/80) diyen Yahudiler ve İsa'nın, Papa'nın ve diğer din adamlarının kendilerine şefaat edeceği mantığı ile hareket eden Hristiyanlar, dinin öğretilerini yerine getirmeyi önemsemeyip işi kuruntu ve ham hayallerle götürebileceklerini düşünmektedirler. En somut örneği, Papa'nın günah bağışlama uygulamasıdır. Halbuki Allah, bu mantığın doğru olmadığını, kimseyi kayırmadığını, kimseye torpil geçmediğini, kimseye böyle bir yetki vermediğini, kötülük yapıp kötülüğü kendisini kuşatanların ebedî cehennemde olacaklarını belirterek bu yanlış ve bozuk anlayışı reddetmektedir.

"Ateş bize sadece sayılı bir kaç gün dokunacaktır, derler. "Allah katından siz söz mü aldınız?" diye sor. Eğer öyle ise Allah sözünden caymayacaktır. Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz? Öyle değil; kötülük işleyip günahı kendisini kuşatmış olan kimseler; cehennemlikler işte onlardır. Onlar orada temellidirler." (Bakara, 2/80-81)

"Yahudiler ve Hristiyanlar, "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz." dediler. "Öyleyse günahlarınızdan ötürü size niçin azap ediyor?" de. Bilakis siz onun yarattığı insanlarsınız. Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş O'nadır." (Maide, 5/18)

Görüldüğü gibi ayetler, kendilerinin Allah'ın yanında ayrıcalıklı olduğunu ve şefaat/aracılıkla kurtuluşa ereceklerini düşünen kişilere Allah'tan başka bir dost ve yardımcının bulunmadığı, kötülükleri kendilerini kuşatmış olanların cehennemde ebedî kalacaklarını ortaya koymaktadır:

"Ey inananlar! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun, hiçbir şefaatin olmadığı günün gelmesinden önce sizi rızıklandırdığımızdan hayra sarf edin. İnkar edenler ancak kendilerine yazık edenlerdir." (Bakara, 2/254)

"Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden sakının." (Bakara, 2/48)

"Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve onların yardım görmeyeceği günden sakının." (Bakara, 2/123) ayetlerinde de o gün kimsenin kimseye yarar sağlamayacağı ve başkası adına kimsenin bir şey yapamayacağını da açıkça ortaya koymaktadır.

Kitap Ehli, kimi peygamberleri ve din adamlarını şefaatçi aracılar olarak gördüğü gibi, Hz. Muhammed peygamber gönderildiği zaman meleklerin Allah'ın kızları olduğuna inanan (Saffât, 37/150, Zuhruf, 43/19, Necm, 53/27), onları putlarla sembolleştirip kutsayan ve Allah'ın yanında kendilerine aracılık edeceklerine inanan cahiliyye Arap toplumu ve tevhit inancı bozulmuş toplumlar, Allah'ın altında ve insanların üstünde aracı birtakım tanrılar edinmişlerdi. Bu varlıkların kendilerini veya sembollerini her zaman gördükleri, onlarla sürekli karşılaştıkları, onlara seslerini duyurabildikleri, kendilerine daha yakın hissettikleri, her fırsatta yüz yüze geldikleri belki de muhalefet etmekten utandıkları için onlara bağlılığı katmerleşmekte, sevgi ve saygıları çoğalmaktaydı.

Şefaat beklentisi olanlar, Yasin 36/77-78, Mü'minun 23/73-74, Necm 53/27 ayetlerinde belirtildiği gibi ahireti ve dirilişi inkâr edip sadece dünyalık çıkar yahut kötülüklerini dünyada Allah'ın bağışlaması için isteyenler olabileceği gibi, şöyle böyle bir ahiret ve ceza inancına sahip olanlar da olabilirler. Çünkü putlarının kendilerine salt dünya hayatında veya ahirette şefaat etmelerini istediklerini söyleyen bir bilgi veya rivayet yoktur.

b-Şefaatin mantığı nedir?

Allah, insanlara öğretilerini peygamberler yolu ile bildirmiş, cennetin ve cehennemin yolunu öğretmiş ve göstermiştir. Cennete gitmek için öğretilerinde gösterdiği şekilde Allah'a inanıp kulluk yapmak gerektiğini, Allah'a inanmayan ve gösterdiği şekilde kulluk yapmayanların cehenneme gideceğini ve orada ebedî olarak kalacaklarını açık seçik ortaya koymuştur. Durum bu kadar net ve yol bu kadar açık seçik olmasına karşın, inancı başka şeylerle bulanmış ve kulluk görevlerini yerine getirmeyen kimileri, görev ve sorumluluklarını yerine getirmeden kestirme yollardan veya başkalarının üzerinden mükafat almak veya cezadan kurtulmak istemektedir. Onun için şefaatin mantığı, dinin kesin ve açık öğretilerine inanıp salih amel işleyenleri cennete, inkar edip kötülük işleyenleri de cehenneme koyacağını belirten Allah'ın adaletine ve verdiği söze aykırıdır.

Şefaatin hangi mantığa dayandığı bugüne kadar netleşmiş değildir. Şefaat, torpil ve kayırma mıdır? Ödüllendirme midir? Genel veya kısmî af mıdır? Yoksa birilerini onurlandırmak için düzenlenen sözde bağışlama töreni midir? Yahut kimilerinin, peygamberleri dünyada yarıştırdığı gibi ahirette de yarıştırıp Hz. Muhammed'i en öne çıkarma yarışı mıdır?

Torpil ve kayırma ise Allah'ın yanında torpilin geçmediğini her Müslüman bilmektedir. Çünkü Allah adaletlidir ve kimseyi kayırmaz yahut kimseye haksızlık yapmaz ki bunun önüne geçmek için birileri onun nezdinde torpil yapsın da bu haksızlığı veya kayırmayı önlesin. Zaten torpil ve kayırma, günlük hayatımızda görüldüğü gibi, daha çok hak edilmeyen şeyleri elde etmek veya kayırma yolu ile birisinin hakkını başkasına vermek için yapılan bir iştir. Allah için böyle bir şeyin düşünülmesi zaten imkansızdır. Onun için şefaatin bu anlamda olması mümkün değildir. Yüce Allah;

"Kıyamet günü tartı gerçektir. Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtulanlardır. Tartıları hafif gelenler, ayetlerimize yaptıkları haksızlıklardan ötürü kendilerini mahvetmiş olanlardır." (Araf, 7/8-9) "Tartıları ağır gelen kimse hoş bir hayat içinde olacaktır. Tartıları hafif gelen ise, onun yeri bir çukurdur. O çukurun ne olduğunu sen bilir misin? O, kızgın bir ateştir." (Karia, 101/6-11) diyerek kötü amelleri ağır basanların cehennemde olacağını belirten ve Yüce Allah, "Huzurumda çekişmeyin; size bunu önceden bildirmiştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem."(Kâf, 50/28-29) buyurmaktadır.

Kaldı ki Allah nezdinde birilerine torpil yapılacaksa, neden diğerlerine de yapılmasın? Torpile layık görülenler ile layık görülmeyenler arasında Allah'tan başka kim ve hangi yetki ile seçim yapacak ve birbirinden ayıracaktır? Yoksa Hristiyanların İsa'ya, "Bütün uluslar onun önünde toplanacaklar ve o, çobanın koyunları keçilerden ayırdığı gibi, insanları birbirinden ayıracaktır ve koyunları sağına, keçileri soluna koyacaktır." (Matta, 25/32-33), "Şimdi o, Babanın yanında Hristiyanların avukatlığını yapıyor. Onlar lehine aracılık etmek için hep canlıdır. Allah'ın huzurunda daima hazır bulunmaktadır." (Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, Par. 519), "Kendisi aracılığı ile Allah'a yaklaşanları tamamen kurtarmaya gücü yeter." (Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, Par. 519) şeklinde inandıkları gibi Müslümanlar da Hz. Muhammed'e mi inanmaktadırlar?! Kur'an ve sünnet kesin olarak Hz. Muhammed'e böyle bir görev ve yetki vermediğine göre, bu seçimi ve kullar arasında bu ayırımı kim hangi yetki ile yapacaktır?

Şefaat anlayışı piyango şeklindeyse o zaman niçin bazılarına çıktığı halde bu piyango diğerlerine çıkmamaktadır? Halbuki biliyoruz ki İslam'da piyango yoktur. İnsanlar ancak kazandıklarının karşılığını görürler."İnsanın eline çalıştığından başkası geçmez. Onun çalışması şüphesiz görülecektir. Sonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir." (Necm, 53/39-41); "O gün insanlar, işlerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük dönerler. Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür." (Zilzal, 99l/6-8)

Onun için küçük bir iş karşılığında çok büyük mükâfat verileceğini belirten hadislerin daha çok uydurma olduğu ve birileri tarafından teşvik amacıyla kullanıldığı kabul edilir. Çünkü İslam anlayışında emeksiz karşılık ve piyango mantığı yoktur.

Şüphesiz Allah'ın rahmeti ve lütfu çoktur. Onun rahmetini ve iyiliğini sınırlandıracak veya engelleyecek hiçbir kimse de yoktur. Rahmetini ve lütfunu dilediği kişiye verir. Bunu da kimlere vereceğini belirterek şöyle der:

"Bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yöneldik, dedi. Allah, "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim her şeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekât verenlere, ayetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, ümmi olan Peygamber'e uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve kötülükten alıkoyar, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu Peygamber'e inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir." dedi." (Araf, 7/156-157)

Şefaat, ödüllendirme de değildir. Çünkü şefaat edilecek adaylar, ödüllendirmeyi değil, cezalandırmayı hak etmiş suçlu/günahkâr kişilerdir. Bunlar inanç veya amel olarak İslam dışında bir hayat sürmüş ve tevbe etmeden öldükleri için cehennemde yanma cezasını hak etmişlerdir. Bunlar inanç ve amelleriyle merhameti, bağışlanmayı ve kurtarmayı değil, cezayı hak etmiş zalim kişilerdir.

"Allah, sakınanları başarılarından ötürü kurtarır. Onlara hiçbir kötülük gelmez; onlar üzülmezler." (Zumer, 39/61)3

Şefaat, genel veya kısmi af da değildir. Çünkü Allah zaten tevbe eden kullarını aracılar olmadan bağışlayacağını ve günahlarını iyiliklere çevireceğini, cennetlerine yerleştireceğini belirtir. Kötülük işleyenlerden istiğfar ederek tevbe edenleri, günahlar üzerinde ısrar etmemeleri durumunda aracısız bağışlayacağını söylemektedir.

"Onlar kötü bir şey işlediklerinde veya kendilerine haksızlık yaptıklarında Allah'ı anarlar, günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah'tan başka bağışlayan kim vardır? Onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler. Onların hareketlerinin karşılığı Rab'lerinden bağışlanma ve altlarında ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlerdir. İyi davrananların ecri ne güzeldir!" (Âl-i İmrân, 3/135-136)

 "Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır. O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Şüphesiz Rabbinin bağışı boldur." (Necm, 53/31-32)

 "Allah, istediğini bağışlar, istediğini bağışlamaz, istediği kişileri istediği kimseler için şefaatçi yapar, dilediği gibi karar verir ve hiçbir kimseye hesap vermek zorunda değildir." denilecekse elbette böyledir, ama Allah; aynı zamanda bütün insanların rabbidir, adaletlidir, kullarına haksızlık yapmayan ve sözünden dönmeyendir, ilkelidir ve değişmeyen yasaları herkes için adaletle işlemektedir, mülkünde tasarruf yetkisi sadece O'nundur. İnsanların dünyada hangi işlemlere tabi tutulacaklarını, hangi kurallarla hareket edeceklerini belirttiği gibi, ahirette de hangi işlemlere tabi tutulacaklarını ve kurtuluşlarının ancak iman ve amelleriyle olacağını belirtmiştir. İnsanlara hiçbir şekilde en ufak bir haksızlık ve ayırımcılık yapılmayacağını söylemiştir. Onun için dünyada insanların birbirlerine karşı yaptıkları uygulamalara benzeterek şefaatin kısmî af şeklinde bir uygulama olduğunu söylemek, bunun için birilerini onurlandırmak amacıyla bağışlama törenleri düzenlemek ve bu mantıkla şefaati açıklamak mümkün değildir. Çünkü böyle bir anlayış, gayb âlemini müşahede âlemine kıyas ederek şefaatin olacağını önkabul olarak savunanların geliştirdikleri spekülatif argümanlardan başka bir şey değildir.

"…De ki: Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için hayırlıdır, size zerre kadar zulmedilmez." (Nisa, 4/77)

"Bir gün bütün insanları önderleriyle beraber çağırırız. O gün kitabı sağından verilenler, işte onlar kitaplarını okurlar. Onlara bir kıl kadar haksızlık edilmez." (İsra, 17/71)

"Asra andolsun ki, insan kesin olarak zarardadır. Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır." (Asr, 103/1-3)

c-Kimler/neler, kimlere şefaat eder?

Şefaat'in hangi mantığa dayandığı net olmadığı gibi, kimlerin kimlere şefaat edeceği de netleşmiş değildir.

Şefaat edecekler arasında sayılan Kur'an, Kur'an'dan sûre, otuz ayet, iman, amel, oruç, şehid, sıddîk, âlim, müminler, adam, çocuk, peygamber, melek, arkadaş gibi öznelerin şefaatinden geçilmemektedir. Kimlerin/Nelerin kimlere şefaat edeceğini belirten rivayetlerden bazıları şöyledir:

"Peygamberler, melekler ve müminler şefaat ederler."4

"Allah, meleklere ve peygamberlere şefaat etmesini emretti."5

"Melekler gelip şefaat ederler, peygamberler de şefaat ederler. Sırat da belirtildi."6

"Sonra peygamberlere, meleklere ve şehitlere şefaat etmeleri için izin verilir, onlar da şefaat ederler ve çıkarırlar, yine şefaat ederler ve çıkarırlar..."7

 "Kıyamet günü oruç ve Kur'an, kula şefaat eder."8

"Şehitlere dua ediniz, onlar istedikleri kişilere şefaat ederler."9

"Ümmetimden tek adam insanlardan çok kişiye, kabileye, gruba, üç kişiye şefaat eder."10

"Akrabalarından yetmiş kişi için şefaat eder."11

"Yetmiş kişiye şefaat ettirilir."12

"Oruç ve Kur'an onun hakkında bana şefaatçı yap der ve ikisi şefaat eder."13

Mahşerde olanlar veya cehennemde bulunanlar için şefaat sözkonusu edildiği gibi, Peygamber için "Ben cennette şefaat edecek ilk kişiyim."14 rivayetindeki gibi cennette de şefaatten söz edilir.

Yine şefaatle ilgili rivayetlerde kimin önce veya sonra şefaat edeceği, kimin kaç kişiye şefaat edeceği, kimin şefaatinin kabul edileceği gibi konularda birçok çelişki ve tutarsızlık da bulunmaktadır. Örneğin, kimi rivayetlerde mahşerdeki zor durumdan kurtarmak için şefaatin yapıldığı söylenirken, kimilerinde cehennemden çıkarmak için yapıldığı belirtilir.

Bütün bunlar, kelimenin anlamı, şefaatçiler, şefaat edilecekler, şefaat yerleri, vs. yönlerinden de şefaat konusunun net olmadığını göstermektedir.

Âhirette şefaatin olacağını belirten rivayetler Kur'an'ın açık ifadelerine aykırı olduğu gibi, kendi içinde de birçok tutarsızlıklar içermektedir. Öyle ki diğer peygamberleri kimi suçlu, kimi mahçup, kimi değersiz, kimi ümmetini değil, ancak kendini düşünen olarak göstermektedir. Örneğin,

"Enes b. Malik'ten: Resulullah bize konuşma yaptı, bilgiler vererek şöyle dedi:

Kıyamet günü olunca insanlar denizin dalgaları gibi çalkalanarak hareket ederler, derken Âdem'e gelerek, 'Bizim için Rabb'inin yanında şefaat dile.' derler, o da, 'Ben bunun erbabı değilim, ama siz İbrahim'e gidin, çünkü o, Halilürrahman'dır (Rahman'ın dostudur.)' diye cevap verir. İbrahim'e varırlar, o da, 'Ben bunun erbabı değilim, ama siz Musa'ya gidin, çünkü o, Kelimullah'dır. (Allah'ın kendisiyle konuştuğudur.)' diye cevap verir. Musa'ya varırlar, o da, 'Ben bunun erbabı değilim, ama siz İsa'ya gidin, çünkü o, Ruhullah (Allah'ın Cebrail yolu ile üflediği ruh) ve O'nun kelimesi/ol demesidir.' diye cevap verir. İsa'ya varırlar, o da, 'Ben bunun erbabı değilim, ama siz Muhammed'e gidin.' diye cevap verir. Neticede bana gelirler, ben de 'Bu işin erbabı benim.' derim ve Rabb'imden izin isterim, bana izin verilir.15

Bana şu anda aklıma gelmeyen birtakım övgüler ilham eder,16 ben de bu övgülerle Rabbimi överim, O'nun için secdeye kapanırım. Bana, 'Ey Muhammed! Başını kaldır. Söyle, söylediğin dinlenir. İste, istediğin verilir. Şefaat et, şefaatin kabul edilir.' denir. Ben de, 'Ey Rabb'im! Ümmetim, ümmetim' derim.

Bana, 'Haydi git ve kalbinde bir arpa tanesi kadar iman olanları oradan çıkar.' denir. Ben de gider, söyleneni yaparım. Sonra tekrar döner bu övgülerle Rabb'imi överim, O'nun için secdeye kapanırım.

Bana, 'Ey Muhammed! Başını kaldır. Söyle, söylediğin dinlenir, iste, istediğin verilir, şefaat et, şefaatin kabul edilir.' denir. Ben de, 'Ey Rabb'im! Ümmetim, ümmetim' derim.

Bana, 'Haydi git ve kalbinde bir hardal tanesi kadar iman olanları oradan çıkar.' buyrulur. Ben de söylenileni yaparım. Sonra tekrar döner bu övgülerle Rabb'imi överim, onun için secdeye kapanırım.

Bana, 'Ey Muhammed! Başını kaldır, söyle, söylediğin dinlenilir, iste istediğin verilir, şefaat et şefaatin kabul edilir.' denir. Ben de, 'Ey Rabb'im! "La İlahe illellah"17 diyen kimselere (şefaat etmem) için de bana izin ver.'

Bana, 'Haydi git ve kalbinde bir hardal tanesi miktarından daha, daha, daha az iman olanı cehennemden çıkar.' denir. Ben de gider, söyleneni yaparım."18

 

Alıntıdır: Kaynak: İslam’ı Doğru Anlama Bağlamında Şefaat İnancı - İbrahim Sarmış

Edited by HaYaLGöZLüM
yazılar çok küçük olması

Share this post


Link to post
Share on other sites

İslam inancına göre affı olmayan şirkin ne olduğunu Müslümana öğretilmedi ve bunun kasıtlı olarak yapıldığını düşünüyorum. Çünkü işin ucu, bu inançların ticaretini yapan insanlara dokunuyordu. Günümüzde Hristiyanlık, Musevilik, Putperestlik ve olduğu kadar İslam karması bir inanç yaşanıyor Müslüman toplumlarında. Dinde reformcu / zındık damgası yemeyi göze alan bu tür konuları deşer. 

  • Thanks 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
кυвiŁαу, 01.11.2020 - 10:58 yazdı:

İslam inancına göre affı olmayan şirkin ne olduğunu Müslümana öğretilmedi ve bunun kasıtlı olarak yapıldığını düşünüyorum. Çünkü işin ucu, bu inançların ticaretini yapan insanlara dokunuyordu. Günümüzde Hristiyanlık, Musevilik, Putperestlik ve olduğu kadar İslam karması bir inanç yaşanıyor Müslüman toplumlarında. Dinde reformcu / zındık damgası yemeyi göze alan bu tür konuları deşer. 

kendi yerlerini sağlamlaştırmak için yapamayacakları şey yok bunların kubilay

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×
×
  • Create New...