Jump to content
Sign in to follow this  
kopukgonul

H.Nihal Atsiz

Recommended Posts

Hüseyin Nihal Atsız 1905 yılında İstanbul'da doğdu.Yüksek Öğretmen Dkulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1930).Edebiyat öğretmenliği ve kütüphanecilik yaptı. Türk milliyetçiliğine gönül verdi, Atsız Mecmua, Orkun ve Ötüken dergilerini yayınladı. Şiirleri, romanları, araştırmaları ve Osmanlı Türçesinden sadeleştirmeleri yayınlanmıştır.11 Aralık 1975 tarihinde vefat etti, kabri Karacaahmet Mezarlığındadır.Nihal Atsız, yazar Necdet Sançar'ın da ağabeyi, Yağmur ve Buğra Atsız'ın babasıdır.

 

ESERLERİ (bazı):Bozkurtların Ölümü, Bozkurtlar Diriliyor, Deli Kurt, Ruh Adam(roman),Yolların Sonu (şiir), Edirneli Nazmi, Türk Tarihi Üzerine Toplamalar, Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi, Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Ülküsü,Osmanlı Tarihine Ait Takvimler, Türk Tarihinde Meseleler, Kemalpaşaoğlu, Birgili Mehmet Efendi, Ebussud ve Ali bibliyografyaları.

 

Atsız'ın eserleri İrfan Yayınları tarafından yayınlanmaktadır.

İrfan Yayınları 0212 5183866

 

HAKKINDA YAZILANLAR

1.Atsız Armağan'ı, Ötüken Y., İstanbul 1976

2.Nihal Atsız, Sakin Öner, Toker Y., İstanbul 1977

 

Nihal Atsız'dan Kalan

Yağmur Atsız

Radikal 14 Aralık 2006

 

11 Aralık, Atsız'ın 31. Ölüm Yıldönümü. Pazartesi günü, her yıl olduğu gibi, yine ona dâir yazılar yayımlanıp, anma törenleri düzenlendi. Onun ne kadar eşsiz bir insan olduğu anlatıldı. Tıpkı on yıllardır olduğu gibi... Ancak, yine on yıllardır olduğu gibi, bütün bu yazılar, şiirler, övgüler ve kutsamalar muhtemelen bu sefer de yoğun bir duygusallık ve şark-kârî bir hamâset edebiyâtı sınırlarını pek aşmadı, aşamaz. Oysa gönül isterdi ki bu doksandokuzluk tesbih misâli 30 yıldır tekrârından özellikle genç nesillere usanç gelen, fakat 'Aman cehâletimiz meydana cıkmasın!' endîşesiyle kimsenin açıkça söylemeye cesâret edemediği 'Atsız çok büyük Adamdı, çook, çokkk!' âyinleri tedrîcen yerlerini 'Peki, ama neden?' suâline bırakmış olsun.

 

Yâni meselâ yine o belirli kesimlerin göklere çıkarmakdan yorulmadığı, lâkin tamâmına yakın bölümünün zahmet edip de iki satırını okumadığı Peyâmi Sefâ'nın ifâdesiyle 'şiir devrinden şuur devrine' nihâyet geçmiş bulunalım. En yakınlarından biri sıfatıyla şunu iddia edebilirim ki bugün Türkiye'de adı en fazla bilinip de kim olduğu en az bilinen şahısların bir listesi çıkarılsa Atsız bu listenin bir ihtimâl başında yer alır. Bilenlerin kısm-ı âzamı da aşağı yukarı sâdece 'Bozkurtların Ölümü' adlı romanını bilir. Toplam dört romanı vardır, 'Öbürlerini say!' deseniz onu dahî beceren az bulunur.

 

Garibdir ki Atsız hakkındaki en dişe dokunur incelemeler onun hayranları tarafından değil politik yelpâzenin sol kanadında duran araştırmacı ve bilim adamlarınca kaleme alınmışdır. Meselâ "Toplum ve Bilim" Dergisi'nde Cenk Saraçoğlu'nun uzun incelemesi gibi. Yâhut İletişim Yayınları 'Modern Türkiye'de Siyâsî Düşünce' dev dizisinin 4. Cildi "Milliyetçilik"deki gibi... Bunun bildiğim yegâne istisnâsı, kanaatimce yaşayan olumlu mânâdaki en büyük Türk Milliyetçisi olan Târihçi Ağabeyim Yılmaz Öztuna'dır. Zâten aralarındaki büyük yaş farkına rağmen Rahmetli Prof. Muharrem Ergin'le berâber Atsız'ın en yakın iki arkadaşı ve sırdaşıydılar.

 

Atsız neden önemli?

Benim bunca yıl sonra ansızın Atsız'ı tematize etmem bir heves sonucu değil. Hidâyete filan da ermiş değilim. Ne var ki zarûret görüyorum. Türkiye son zamanlarda gitgide kabarma ve azma istîdâdı gösteren haşîn, mütecâviz ve dış dünyâyla en câhilâne tarzda kanlı-bıçaklı bir milliyetçi ve (artık ne demekse!!!) 'ulusalcı' dalganın etki alanı içine girme tehlikesine mâruz. Sâdece dış dünyâ bakımından değil ülke içinde de mecâzî bağlamda bir boğazlaşma ortamı doğuyor. Bu arada Atsız da her eline geçirenin kötüye kullandığı bir tür "çok amaçlı silah"a dönüştürülüyor. 'Kafatasçılık' iddiası bu sû-i istîmâlin en bâriz örneklerinden biridir. Bakınız ölümünden on ay önce, 1970 Şubatı'nda yayınlanmış olan 'Türkçülük ve Siyâset' başlıklı yazısında ne diyor: "Kafatasçılığın ise Türkçülükle uzak yakın hiçbir ilgisi ve ilişiği yoktur."

 

Atsız'ın 'ırkçılık' anlayışı da Hitler Irkçılığı ile mukayese edilemez. Irkçılığın her türlüsüne karşı hayâtı boyunca var gücüyle mücâdele etmiş bir insan olarak bu farkı belirtmeyi de bir entelektüel hakkâniyet gereği telakkıy ederim. Yine aynı yazıdan: "Türkler ise, Türk soyundan gelmişler kadar Türkleşip kendini o soya bağlayan ve beyninde hiçbir yabancı ırk düşüncesi bulunmayan fertlerin topluluğudur."

 

Yukarıda sözünü etdiğim 'Milliyetçilik' adlı 1022 sayfalık cildde Araştırmacı Güven Bakırezer'den şu satırlar var: "Atsız kan bağını mutlak bir saflık olarak aramayıp (./.) anası Türk olmayan Osmanlı Pâdişahlarını, Babası Arnavut olan Mehmed Âkif'i Türklük kadrosundan çıkarmamıştır.

 

Ayrıca kan bağını tahlîlin olanaksız olduğunu reddetmez." Lütfen yanlış anlaşılmasın! Irkçı değildi demiyorum. Ancak i'lerin üzerindeki noktaları koyuyorum. Şahsen ırkçılığın her türlüsüne şiddetle karşı olduğumu da hayâtım boyunca saklamadım.

Ama yine de önemli bir adamdı Atsız!!!

 

Bunun sebeblerini Yılmaz Öztuna şöyle açıklıyor:

"Atsız Türk Milliyetçiliği'nin TÜRKÇÜLÜK denen Ziyâ Gökalp Ekolü'nü kudretle devâm ettirmiş büyük bir fikir adamı, târih edebiyat, dil bilginidir. Atatürk Gökalp'ın tekliflerinin çoğunu uygulamıştır.

 

Türkeş Atsız'ın yetiştirdiği bir liderdir. Atsız olmasaydı Türkeş'in ortaya çıkması kesinlikle mümkün değildi. Ancak Türkeş Türk Milliyetçiliği'nin ÜLKÜCÜLÜK denen aksiyona dönük ekolünün kurucusudur. Zamanla Atsız Milliyetçiliği'nde bulunmayan dînî motifleri de benimsedi." ("Türkiye", 4 Kasım 2005)

 

Şunu söylemek istiyorum ki Atsız değerlendirilirken ona kendisinde bulunmayan birtakım vasıflar izâfe ve mevcud birtakım husûsiyetlerini de hasıraltı etmek, eğer cehâletden ileri gelmiyorsa, dürüstçe bir davranış değildir.

 

Her devrin menkubu

İster haklı ister haksız en keskin karakter özelliklerinden biri dürüstlük olan bir fikir adamına karşı bu husûsu belirtmeyi bir borç bildim. Tekrâr ediyorum, târihen belki haklı olmasa bile bu dürüstlük Atsız'da öylesine sarsılmaz bir karakter özelliğiydi ki bu yüzden ömrü boyunca kendi devletiyle mütemâdiyen problemli yaşadı:

 

Osmanlı'nın son demlerinde çocuk denecek yaşda bir Tıbbiye-i Şâhâne talebesiyken hapse atıldı. Atatürk Devri'nde sürgün edildi. Millî Şef İnönü Devri'nde yine hapse atıldı. Menderes Devri'nde meslekden men cezâsı aldı ve nihâyet ikinci çok partili yıllarda 68'ine girerken tekrar hapse de girdi.

 

O yüzdendir ki kartvizitinde 'Her devrin menkûbu' ibâresi vardı. Menkûb, gözden düşmüş demekdir.

 

Ben Atsız'ın fikirlerinden pek çoğuna katılmam ve bâzılarına da muârızım ama entellektüel tavrına da her zaman derin saygı beslemişimdir. Peki, ben neyim?

 

Bu bağlamda benim ne olduğumu da yine Yılmaz Öztuna'nın kaleminden aktarmak istiyorum: "Yahyâ Kemâl, çok saydığı Gökalp'tan esaslı şekilde ayrılan, Gökalp gibi köye ve folklora değil, kente ve yüksek kültüre yönelen ve Osmanlı'dan kopmak şöyle dursun bilakis onu geliştiren bir milliyetçiliği telkin ve terennüm etti. Türkiye'nin geleceğini aydınlatabilecek milliyetçilik Yahyâ Kemâl'in anlattığı gibidir. Yağmur Atsız da, babasının emsâlsiz ve çok büyük târihî misyonunu belirtmekle berâber, Yahyâ Kemâl Milliyetçiliği'ni, savunuyor."

 

Bu satırları hassaten buraya aldım ki kerâmeti kendinden menkûl bâzı "psikanalistler"(!) yine ipe sapa gelmez hazin netîcelere varmasınlar...

Atsız bizi atının terkisine alarak Karakurum'a bir ok atımı mesâfedeki bir ulu otağın önünde indirdikten sonra 'Bundan sonra başınızın çâresine kendiniz bakın!' diyen ve biz orada biraz şaşkın ve biraz çâresiz kalakalırken altındaki küheylânı mahmuzlayıp dörtnala Tanrıdağı'na doğru gözden kaybolan adamdır.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Türk'ün Kızı

Pınar başına geldi

Bir elinde güğümü;

Çattı yay kaşlarını

Görünce güldüğümü,

Bağlamıştı gönlümü

Saçlarının düğümü.

Bilmiyordum bu örgü

Acaba bir büğü mü?

Sordum: Nerdedir yerin?

Nedir senin değerin?

Yedi kıral vurulmuş,

Ne bu ceylan gözlerin?

Hangisine varırsın

Bu yedi ünlü erin?

Şöyle dedi bakarak

Göklere derin derin:

Kıralların taçları

Beni bağlar büğü mü?

Orduları açamaz

Gönlümdeki düğümü.

Saraylarda süremem

Dağlarda sürdüğümü.

Bin cihana değişmem

Şu öksüz Türklüğümü...

Hüseyin Nihal Atsız

 

Konuyu açtığın için teşekkürler...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Eşim Bozkurtlar kitabını okudu ve çok ama çok beğendi.Bana da sürekli oku dedi ama bir türlü fırsat bulamadım.

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

attachment.php?attachmentid=16064&stc=1

Hüseyin Nihal Atsız (Atsız), 12 Ocak 1905’te İstanbul’da Kadıköy’de doğdu. Babası bahriye (deniz) subayı Nail Bey, annesi Fatma Zehra Hanımdır. İlköğrenimini Kadıköy’deki çeşitli okullarda, orta öğrenimini Kadıköy ve İstanbul sultanilerinde yaptı. Buradan mezun olunca Askeri Terbiye’ye yazıldı. Bu okulun 3.sınıfında iken, Arap asıllı bir subaya selam vermeyi reddettiği için okuldan çıkarıldı. Daha sonra İstanbul Darülfünunu (Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi’ne yazıldı. Bu fakülteden 1930 yılında mezun olunca, Türkiyat Enstitüsü’nde, hocası Köprülüzade M.Fuat Beyin asistanı oldu.

 

Ancak diğer hocası Zeki Velidi (Togan) Beyin Türk Dil Kurultayı’nda maruz kaldığı hücumlara tepki olarak çektiği telgraf sebebiyle asistanlıktan çıkarıldı (1933).

 

Atsız, önce Malatya Ortaokulu’nda Türkçe, daha sonra Edirne Lisesi’nde Edebiyat hocalığına tayin edildi. Edirne’de iken Orhun dergisini yayımladı (1933-1934). Bu dergi, daha önce yine kendisinin yayımladığı Atsız Mecmua’nın (1931-1932) devamı niteliğindeydi. Her iki dergi de Türkçülük ülküsünü güçlendirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla çıkarılmıştı. Ancak dil, edebiyat, tarih, halkbilim, yazım konularındaki yazılar ve şiirler de bu dergilerde yer alıyordu. Orhun’un 9.sayısındaki, resmi tarih tezini eleştiren bir yazı sebebiyle dergi kapatıldı. Atsız da bakanlık emrine alındı.

 

Nihal Atsız, bundan sonra dört yıl kadar Deniz Gedikli Hazırlama Okulu’nda Türkçe öğretmenliği yaptı. 1938’de bu işinden de uzaklaştırıldı. Kendisine resmi hizmet kapısı kapanınca Özel Yuca Ülke ve Boğaziçi liseleri gibi okullarda öğretmenlik yaptı. “Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar” ve “Türk Edebiyatı Tarihi” adlı ilmi kitapların yanı sıra birçok broşür yayımladı. O dönemin sol düşüncesine karşı şiddetli bir fikir mücadelesine girişti. Tanrıdağ, Çınaraltı gibi milliyetçi dergilerde yazılar yazdı. 1943’te Orhun’u yeniden yayımladı. Bu derginin 15-16. sayılarında dönemin başbakanı Şükrü Saracoğlu’na hitaben yayımladığı açık mektuplarda, Milli Eğitim Bakanı Hasah-Ali Yücel’in istifasını istedi.

 

Atsız’ın Yücel’i eleştirisinin sebebi ise “Milli Eğitim Bakanlığı’nda tek taraflı bir kadrolaşma”dır. Bu yazıların bazılarında muarızlarına sert eleştirilerde bulunan Atsız, sonunda Sabahattin Ali’nin açtığı hakaret davasıyla yargılanmaya başlar. Ve yine bu davayla birlikte Orhun dergisi kapatılır. Atsız-Sabahattin Ali davası büyük yankılar uyandırır. Öğrenci olayları ve gösteriler başgösterir bunun hemen akabinde de Atsız ve 22 arkadaşı hakkında “hükümet darbesine teşebbüs” suçlaması ile yargılandı. Askeri mahkeme, Türkçülerin birçoğunu çeşitli cezalara çarptırdı. Atsız da 6 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ancak, Askeri Yargıtay bu kararları bozdu. Yeniden görülen dava sonucunda bütün Türkçüler ve bu arada Atsız da beraat ettiler. Ancak, Atsız, uzun süre öğretmenlik mesleğine dönemedi. Türkiye Yayınevi’nde çalıştı ve önemli Osmanlı tarihlerinin neşirlerini hazırladı.

 

Tek parti iktidarının son yıllarında, fakülteden sınıf arkadaşı Prof Dr.Tahsin Banguoğlu’nun Milli Eğitim Bakanlığı zamanında yeniden öğretmenliğe tayin edildi. Fakat, kendisine öğretmenlik hakkı tanınmadı ve Süleymaniye Kütüphanesi’nde uzman olarak görevlendirildi.

 

1950-1951 öğretim yılının başında Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirilen Atsız, burada iki yıl görev yaptı. Bu defa da, 3 Mayıs’ın kutlanması için Ankara’da verdiği bir konferans nedeniyle öğretmenlikten alındı ve Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki görevine iade edildi (1952). Burada 17 yıl çalıştıktan sonra 1969’da emekliye ayrıldı. Atsız, 11 Aralık 1975’te vefat etti.

 

Büyük Türkçü, tarihçi, edebiyatçı ve Türkolog Atsız'ı saygıyla anıyorum. Ruhun şad olsun....

1555.jpg

  • Like 4

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest levm

Büyük Türkçü,usta kalem.Ne kadar idealist ve zeki olduğunu görmek için savunmasını okumak bile yeterli..Ruhu şad olsun.Teşekkürler..

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest İDİL

Yağmur oğlum!

 

Bugün tam bir buçuk yaşındasın. vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. sana bir resmimi yadigar olarak bırakıyorum. öğütlerimi tut, iyi bir türk ol.

komunizm bize düşman bir meslektir. bunu iyi belle. yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. ruslar, çinliler, acemler, yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.

bulgarlar, almanlar, italyanlar, ingilizler, fransızlar, araplar, sırplar, hırvatlar, ispanyollar, portekizliler, romenler yeni düşmanlarımızdır.

japonlar, afganlılar ve amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır.

ermeniler, kürtler, çerkezler, abazalar, boşnaklar, arnavutlar, pomaklar, lazlar, lezgiler, gürcüler, çeçenler içer(de)ki düşmanlarımızdır.

bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.

tanrı yardımcın olsun!

 

H. Nihal Atsız

Böyle bir mektubu kaleme alabilmek için cidden normal bir psikolojinin ötesi gerekir...Yazık zor bir hayatı olmuş,belli..Aynı mesleği paylaştığım için utanç duyduğum bir insan...

Share this post


Link to post
Share on other sites
Büyük Türkçü,usta kalem.Ne kadar idealist ve zeki olduğunu görmek için savunmasını okumak bile yeterli..Ruhu şad olsun.Teşekkürler..

 

Asıl sen sağol Levm. Bozkurtların Ölümü ve Diriliyor eserleriyle tanıdığım ve eserlerinin serisini edindiğim büyük Türkçü. Öğrencisiyle de tanışma fırsatı bulmuştum. Dostumuzu düşmanımızı tarihten ve gelecekten seslendiğini zeka ürünü eserleriyle tanımak mümkün. O geleceği okumuş oysa. O sert kalemin altında beyefendi bir kişilik yatıyor oysa.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Îکє†
Yağmur oğlum!

 

Bugün tam bir buçuk yaşındasın. vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. sana bir resmimi yadigar olarak bırakıyorum. öğütlerimi tut, iyi bir türk ol.

komunizm bize düşman bir meslektir. bunu iyi belle. yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. ruslar, çinliler, acemler, yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.

bulgarlar, almanlar, italyanlar, ingilizler, fransızlar, araplar, sırplar, hırvatlar, ispanyollar, portekizliler, romenler yeni düşmanlarımızdır.

japonlar, afganlılar ve amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır.

ermeniler, kürtler, çerkezler, abazalar, boşnaklar, arnavutlar, pomaklar, lazlar, lezgiler, gürcüler, çeçenler içer(de)ki düşmanlarımızdır.

bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.

tanrı yardımcın olsun!

 

H. Nihal Atsız

Böyle bir mektubu kaleme alabilmek için cidden normal bir psikolojinin ötesi gerekir...Yazık zor bir hayatı olmuş,belli..Aynı mesleği paylaştığım için utanç duyduğum bir insan...

 

aşağıdaki cümleler, dewrimcinin anahtar kitabından (sergey neçayew) . tamamı çok uzun olduğu için sadece belirli kısımları aktarayım dedim

 

(1) Devrimci adanmış bir insandır. Kişisel çıkarları, işleri, duyguları, bağlılıkları, kişisel eşyaları, hatta kendi adı bile yoktur. Ondaki herşey, biricik tek bir çıkar, tek bir düşünce, tek bir tutku –devrim tarafından özümlenmiştir.

(2) Varlığının en derinliklerinde, yalnız sözlerde değıl ama eylemlerinde de, uygar düzenden ve tüm o yasalarıyla, töreleriyle, toplumsal uzlaşmalarıyla ve etik kurallanyla kültürlü dünyadan bütün bağlarını koparmıştır. Bu dünyanın amansız bir düşmanıdır, ve onun içinde yaşamayı sürdürüyorsa eğer bu sadece onu daha etkili bir biçimde yıkabilmek içindir.

 

(3) Devrimci, doktrinciliği tümüyle horgörür ve gelecek kuşaklara bırakmak üzere dünya bilimlerini reddetmiştir. Bildiği yalnızca tek bir bilim vardır, yoketmek01 bilimi. Bu ereğe, yalnızca bu ereğe varmak için, mekanik, fizik, kimya ve belki tıp çalışacaktır: insanlar, ıraları ve durumları, ve mevcut toplumsal düzenin tüm olası katmanlarındaki bütün özellikleri

Kamuoyunu horgörür. Tüm dışavurumları ve ifadeleriyle varolan toplumsal etiği horgörür ve ondan iğrenir. Onun için, devrimin zaferine yardım eden herşey ahlakidir. Devrimin yolunu kesen herşeyse ahlakdışıdır ve suçtur.

(5) Devrimci adanmış bir insandır, devlete ve genel olarak eğitimli ve ayrıcalıklı tüm topluma karşı acımasızdır; ve onlardan da hiçbir merhamet beklememelidir. Onlarla devrimci arasında, ilan edilmiş ya da edilmemiş, sürekli ve uzlaştırılamaz bir ölüm kalım savaşı vardır.

6) Kendisine karşı sert olduğu gibi, başkalarına karşı da sert olmalıdır. Her türlü şefkat belirtisi, akrabalık, dostluk, sevgi, minnettarlık hatta onur gibi yumuşatıcı duygular devrimci davaya duyulan tek amaçlı ve soğuk bir tutkuyla tamamen söndürülmelidir. Devrimci için yalnızca tek bir doyum, tek bir avunma, tek bir sevinç ve tek bir kıvanç vardır -devrimin başarısı. Gece gündüz tek bir düşünceyi tek bir amaca taşımalıdır -amansız yoketme eylemi. Bu amaç uğruna soğukkanlıca ve yorulmadan çalışırken, bizzat kendisinin ölümüne ve amacın gerçekleşmesini engelleyen herşeyi kendi elleriyle yoketmeye hazırlıklı olmalıdır.

(7) Gerçek devrimcinin doğasında herhangi bir romantizme, herhangi bir duygusallığa, kendinden geçmeye veya esrikliğe yer yoktur. Kişisel öç ya da düşmanlık için de yer yoktur. Zihninin değişmez bir durumu haline gelen devrimci tutku, her an soğuk hesaplamalarla içiçe geçmelidir. Her zaman ve her yerde kendi kişisel eğilimlerinin gerektirdiği değil, devrimin genel çıkarlarının gerektirdiği kişi olmalıdır.

13) Devrimci; devlet, sınıf, ve sözde kültür diinyasına salt onun hızlı ve toptan yıkımına inandığı için girer ve içinde yaşar. Eğer bu dünyanın herhangi bir öğesine karşı acıma duyuyorsa o bir devrimci değildir. Eğer yapabilirse, bir konumun, bir ilişkinin, ya da bu dünyanın bir parçası olan herhangi bir kişinin yokedilmesiyle yüzleşmelidir -herşey ve herkes onun için. eşit derecede tiksinçtir. Bu dünyada ailesi, arkadaşları, ve sevdiği olması onun için tümüyle kötüdür; eğer bu insanlar onu engelleyebiliyorsa o bir devrimci değildir.

(14) Amansız yıkımı amaçlarken, bir yandan da olduğundan başka biriymiş gibi yaparken, devrimci, toplumun içinde yaşayabilir ve hatta bazen yaşamalıdır. Devrimci her yere sızmalıdır: alt ve orta sınıfların arasına, tecim-evlerine, kiliseye, zenginlerin konaklarına, bürokrasi dünyasına, askeri ve yazınsal dünyaya, Uçüncü Şubeye (Gizli Polis), ve hatta Kışlık Saraya.

 

 

 

we bunları kaleme alan o muhteşem dewrimci

Sergey Genndiyeviç Neçayev (20 Eylül 1847 Ivanovo - 21 Kasım 1882 Peter-Paul Cezaevi) Devrimcinin Anahtar Kitabı'nın yazarı.anarşist kuramcısı Bakunin'in bile korkup onun hakkında:"Genç fanatiklerden biriyle tanıştım. Kuşku, korku nedir bilmiyor. Rus halkı ayağa kalkmadıkça, kendisi gibi birçoklarının hükümetin elinde heba olup gideceğinden kesinlikle emin. Bu genç fanatikler inanılmaz; Tanrı'sız birer mümin, söylemsiz bir kahraman onlar." diye bahsettiği tek kişilik örgüt.

 

“Neçayev duraksama diye bir şey bilmez, hiç bir şey durduramaz onu, kendine karşı da başkalarına karşı da kıyıcıdır. Bağnaz, ama dürüst bir bağnazdır, aynı zamanda çok da tehlikelidir, onunla ortaklık kurmak uğursuzluk getirebilir... Sonunda şu düşünceye varmıştı: Ona göre, iş görebilen ve güçlü bir örgüt kurabilmek için, Machiavelli’nin felsefesine dayanmak ve Cizvit’lerin şu kurallarını benimsemek gerekliydi: ‘Bedeni işkenceyle, ruhu yalanlarla çökertmeli, yok etmeli!” Bu satırları, ünlü Rus anarşist Bakunin, arkadaşı Tandier’e yazıyordu. Bakunin’in sözünü ettiği, bir papazın oğlu olan Sergei Neçayev’dir. Neceyev, 1869’da Moskova’da ayaklanma amaçlı bir dernek kurmuş, ‘adam kazanmak için’, yalandan teröre kadar, her yöntemden yararlanmıştı. Neçayev, 1869 öğrenci ayaklanmasına katıldıktan sonra İsviçre’ye kaçtı ve burada Bakunin’le tanışarak, onunla birlikte “Halkın Adaleti” dergisini çıkardı. Bu dergi, yalnız Çar’ın temsilcilerine değil, liberal yazar ve gazetecilere de terör uygulanmasını istiyordu. İvanov isimli bir öğrencinin öldürülmesi, Rusya’da kurduğu, “Halkın Adaleti Toplumu” adlı gizli örgütün açığa çıkmasına maloldu ve Neçayev İsviçre’ye tekrar kaçmak zorunda kaldı. Ama İvanov’u öldürmekten sanık olarak Rusya’ya geri gönderildi ve 20 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. 1883’de, hapisteyken öldüğünde, bir gardiyanı davasına kazanmayı başarabilmişti. Bir Devrimcinin Alfabesi adlı kitapta Bakunin, Neçayev’i şöyle yazıyordu: “Bir devrimci kendini önceden bağlamış bir adamdır. Ne kişisel çıkarı olabilir, ne özel işleri ne duyguları, ne malı mülkü, hatta ne de adı. Onda her şey tek bir çıkarda, tek bir düşüncede, tek bir tutkuda toplanmıştır: Devrim... Yalnız sözünde değil, davranışında da kamu düzeni ile, uygar dünya ile, her türlü yasa, her türlü töreler, gelenekler ve her türlü ahlâkla da ilişkisini kesmiştir. Hele uygar dünya onun amansız düşmanıdır. Onun içinde yaşaması yalnızca onu daha kökünden yıkmak içindir.” Hiçbir otoriteyi tanımayan, romantizmi, aşkı, kişisel kin ve intikamı reddeden bu anlayışı, Lenin şöyle tanımlıyordu: “Anarşizm, tersyüz edilmiş burjuva bireyciliğidir.”

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bütün Türk Gençliğine

I

Yer bulmasın gönlünde ne ihtiras, ne haset.

Sen bütün varlığınla yurdumuzun malısın.

Sen bir insan değilsin; ne kemiksin ne de et;

Tunçtan bir heykel gibi ebedi kalmalısın.

 

Iztırap çek inleme... Ses çıkarmadan aşın.

Bir damlacık aksa da bir acizdir göz yaşın;

Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın,

Tek başına dileğe doğru at salmalısın.

 

Ezilmekten çekinme ... Gerilemekten sakın!

İradenle olmalı bütün uzaklar yakın,

Dolu dizgin yaparken ülküne doğru akın,

Ateşe atılmalı, denize dalmalısın.

 

Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan!

Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan?

Mefkuresinden başka her varlığı unutan,

Kahramanlar gibi sen ebedi kalmalısın...

 

 

II

Sen ne elde ve dilde gezen billur bir sağrak,

Ne de sıska bir göğse takılan bir çiçeksin;

Seninde bu dünyada nasibin var savaşmak!...

Kayalarla güreşip dağlarda öleceksin.

 

Yoldaşlık ederekten gökte güneşle, ayla,

Aşarsın tepe, ırmak; yürürsün ova ,yayla...

Hayata ne biçimde geldinse bir borayla

Daha sert bir kasırga içinde biteceksin.

 

KIZIL ELMA uğruna kılıç çekince kından,

Bahtiyarlık denen şey artık geçmez yakından.

Mesut olup gülmeyi sök, çıkar hatırından.

Belki öldükten sonra bir parça güleceksin.

 

Yüz paralık kurşunla gider “HAYAT” dediğin;

“ Tanrı yolu” uzaktır; erken kalk sıkı giyin.

Yazık, bütün ömrünce o kadar özlediğin

Güzel Kızıl Elma’na varmadan öleceksin.

 

 

III

Belki bir gün çöllerde kaybedersin eşini,

Belki bir gün ağlarsın kaçtı diye karına.

Işıksız kulübende boranın esişini

Dinleyerek çıkarsın bir ümitsiz yarına.

 

Gün olur ki mertliğin uğrar kahpe bir hınca;

Namert bir el arkandan seni vurur kadınca;

Bir gün sabrın tükenir... Silahını kapınca

Haykırarak çıkarsın yurdunun dağlarına...

 

Hayatın kamçısıyla sızar derinden kanlar,

Senin büyük derdinden başkaları ne anlar?

Vicdanını “Paris”e, “Moskova”ya satanlar,

Küfür diye bakarlar senin dualarına.

 

Hey arkadaş!.. Bu yolda bende coşkun bir selim,

Beraberiz seninle, işte elinde elim.

Seninle bu hayatın gel beraber gülelim,

Ölümüne , gamına, tipisine, karına...

 

 

IV

Atandan kalmış olan kılıcı iyi bile,

Onu bütün gücünle vuracaksın çağında.

Savaş... Bunu tadını ey Türk sen bulamazsın,

Ne sevgili yanında, ne baba ocağında...

 

Savaşmaktan kaçınır, kim varsa alnı kara,

Kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara...

Kazanmanın sırrını bilmiyorsan git, ara

“Çanakkale” ufkunda, “Sakarya” toprağında.

 

Siyasette muhabbet... Hepsi yalan, palavra...

Doğru sözü “Kül Tegin” kitabesinde ara...

Lenin’den bahsederse karşında bir maskara,

Bir tebessüm belirsin sadece dudağında.

 

Yatağında ölmeyi hatırından sök, çıkar!

Döşeğin kara toprak, yorganındır belki kar...

Sen gurbette kalırsan, ben ölürsem ne çıkar?

Ruhlarımız buluşur elbet “Tanrıdağı”nda...

 

 

V

Mukadderat isterse seni yoldan çevirsin ,

Sen hele bu yollarda yıpranarak aşın da,

Varsın bütün ömrünce bir an nasip olmasın,

Yorgunluğu gidermek serin bir su başında.

 

Bir gülüşten ne çıkar, ne çıkar ağlamaktan?

Kullar kancıklık eder, bela bulursun Hak’tan.

Gün olur ki bir yudum su ararsın bataktan,

Gün olur ki bir tutam tuz bulunmaz aşında.

 

Bir çığ gibi yürürsün bir lahza durmaksızın,

Bir ilahi kaynaktan geliyor çünkü hızın.

Duyguların ölmüştür... Tapınılan bir kızın,

Bir füsun bulamazsın gözlerinde, kaşında.

 

Iztırabı kanına kat da göz kırpmadan iç!

Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç...

Bu varlık dünyasında yalnız senin hiç mi hiç,

Bir şeyin olmayacak hatta mezar taşında....

 

 

Hüseyin Nihal Atsız

 

--- Sonraki mesaj ---

 

Düşüncelerini ve kalemini beğendiğim Edebiyat Ustalarındandır.Emeğine sağlık.Teşekkürler...:)

  • Like 2

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...