Jump to content
Sign in to follow this  
Guest Suzie

Apostolik Babalar

Recommended Posts

Guest Suzie

Apostolik Babalar

Meryem Ana Kilisesinden dır..

 

BİRİNCİ KISIM

 

BÖLÜM 1

 

APOSTOLİK BABALAR

 

(64-138)

 

 

 

Apostolik Babalar Kimlerdir?

 

"Apostolik Babalar" adı ile çok eski olup Havarilere ait yapıtlarının dolaysız devamcıları gibi görünen bir grup Hıristiyan yazarlar gösteril­mektedir. Bu yazarlar çok özel bir önem taşırlar, çünkü çağımızın 1. ve 2. yüzyıllar arasında Akdeniz’in Doğu havzasında dağılmış ilk Hıristiyan topluluklarının yaşamı, duyguları, niyetleri ve düşünceleri ile ilgili gerçek ve ­doğal bir tablosunu çizmektedirler.

 

 

DİDAKE

 

(On iki Havarinin Öğretisi)

 

(1. yüzyıl)

 

Didake, Kilise’nin en Eski Yasasıdır.

 

İlk dönemlerin Hıristiyanlığına ait en çok liturjik (ayinsel) bilgi bize "Didacke" Doktrini ya da öğretisi (Yunanca’dan) adını taşıyan bir yapıttan gelmiştir. Metin, bundan yaklaşık bir yüzyıl önce, bir rastlantı sonucunda Metropolit Filoteus Bryennios tarafından İstanbul’da (bugün Kudüs’te olan) eski bir Yunan elyazmasının içinde bulunmuştur. Başlıksız olan yapıt, çok eski olduğuna dair izler taşıdığından, 1. yüzyılın ortalarına ait olduğu sanılmakta ve sinoptik İncil’lerden daha eski bir metin gibi görünmektedir. Cemaate yönelik talimatları kapsayan bu küçük el kitabı gerçekten şaşırtıcı olan bilgiler içermektedir: Vaftiz adayının, ölüme yol açtıkları için, uzak kalmaya söz vereceği günah ve sapıklıkların bir açıklamasını veren "iki yolun öğreti"sinden ve eksiksiz bir uygulama ile yaşama ve kurtuluşa götüren tanrısal emirlerin bir tasvirinden sonra, yazar vaftiz törenleri ve Efkaristiya duaları konusunda uzunca yorumlar yaptıktan sonra, ilk çağda Suriyeli Hıristiyanların tipik bir kuruluşu olan gezginci peygamberlere nasıl davranılacağı konusunda pratik öneriler vermektedir. Özet olarak "Didake" Kilise yasalarına ayin talimatlarını kapsayan bir el kitabının gerçek müsveddesi diye tanımlanabilir. Sonraki yüzyıllarda Kilise yasalarının, gitgide sayıları artan, seçkilerine dahil edilmesi de rastlantısal değildir. Daha 4. yüzyılda, yüce ahlaksal ve eğitsel değerin bilincinde olan İskenderiyeli Atanasius okunmasının Hıristiyan adaylarının eğitiminde son derece yararlı olduğunu belirtmiştir.

 

 

 

(Didake, On iki Havarinin öğretisi Üstüne, 9, 1-10,6)

Olağan 14. Çarşamba

 

 

 

Rabbin gününde bir araya gelin, günahlarınızı itiraf ettikten sonra ekmeği kırın ve şükredin.

 

Şu şekilde şükredin, ilkin kutsal kase için. Ey Pederimiz, kulun Mesih aracılığı ile bize tanıtmış olan kulun Davut’un kutsal asması için sana şükrediyoruz; yüzyıllar boyunca şan senin olsun.

 

Sonra da kırılan ekmek için. Ey Pederimiz, kulun Mesih’in aracılığı ile bize açıkladığın yaşam ve bilgi için sana şükrediyoruz. Yüzyıllar boyunca şan senin olsun. Kırılan bu ekmek dağlarda dağılmışken toplandıktan sonra nasıl ki tek oldu, aynı şekilde Kilise dünyanın hudutlarından Krallığında bir araya gelsin. Çünkü yüzyıllar boyunca şan senin, güç İsa Mesih’indir.

 

Rabbin adına vaftiz olanlardan başka hiç kimse senin Efkaristi­yan’ dan yemesin ve içmesin. Bu konuda Rab: "Kutsal olanı köpeklere vermeyin" (Mt. 7,8) demiştir.

 

Doyduktan sonra bu şekilde teşekkür edin. Şükürler olsun, ey kutsal Peder, yüreklerimize yerleştirdiğin kutsal adın ve kulun Mesih aracılığı ile bize gösterdiğin bilgi, inanç ve ölümsüzlük için. Yüzyıllar boyunca şan senin olsun.

 

Sen, en güçlü Rab, adını şanlandırmak için her şeyi yarattın; sana şükretmeleri için insanlara yemekler ve içkiler verdin. Bize ise kulunun aracılığı ile tinsel bir gıda ve içki ile sonsuz yaşamı bahşettin. Özellikle biz sana şükrediyoruz, çünkü sen güçlüsün. Yüzyıllar boyunca şan senin olsun.

 

Ey Rab, Kiliseni anımsa, her kötülükten koru ve merhametin sayesinde onu kusursuz yap. Dört bucaktan topla ve onun için hazırladığın kutsallığında kutsa onu. Çünkü yüzyıllar boyunca güç ve şan senindir.

 

Lütfun gelsin ve bu dünya göçsün. Davut’un Tanrı’sına şükürler! Kutsal olan biri varsa, yaklaşsın; yoksa çile doldursun. Maranata: gel Rab İsa! Amin.

 

Rabbin gününde bir araya gelin, adamanızın an olması için günahlarınızı itiraf ettikten sonra ekmeği kırın ve şükredin.

 

Arkadaşı ile çatışmada bulunan barışmadan önce size katılmasın ki, adama lekelenmesin. Nitekim Rab şöyle demiştir: Her yerde ve zamanda bana kusursuz bir adama yapılsın. Çünkü ben yüce bir Kral’ım, der Rab ve halklar arasında adım hayranlık uyandırır. (Mt. 1,11,14).

 

CLEMENS (ROMA’LI)

 

(+ 100)

 

Aziz İreneus, Aziz Clemens’ in Papalık makamında, Linus ve Kletus’ tan sonra, Havarilerin üçüncü halefi olduğunu söylemektedir. Aziz İreneus şöyle der: "O, mutlu Havarileri görmüş ve onların yanında olmuştu. Onların vaazları henüz kulaklarında çınlıyor ve onların gelenekleri gözlerinin önünde duruyordu." Eusebius, bu Papa Clemens ile Pavlus’ un Filipililere mektubunda (4, 3) adı geçen Clemens ’in aynı kişi olduğunu söylemektedir. Gerçekte onun hayatı ve yaptıkları hakkında az şey biliyoruz. Papa I. Clemens hakkında bildiğimiz, özellikle, Korint’ te ki Hıristiyanlara göndermiş olduğu bir mektuptur. Bu mektup Aziz Pet­rus’ un Roma’da ölmüş olduğunu, Aziz Pavlus’ un İspanya’ya bir yolculuk yaptığını ve Neron zamanında Hıristiyanlara işkenceler yapıldığını doğrulamaktadır.

 

 

 

(Klemens [Roma’ lı], Korintlilere Mektup, 5,1-7,4)

 

30 Haziran, Roma Kilise’sinin ilk Şehitleri Bayramı

 

Bu mektupla ilgili olarak Aziz İreneus, bir yüzyıl sonra şunları diyecektir İşte, güçlü bir söz Kili­se’de barışı yeniden kurdu. Bu yüzdendir ki, haklı olarak "Roma Kilise’si üstünlüğünün belirlemesi" sayıldı.

 

Antik çağların örneklerini bir yana bırakıp bize daha çok yakın olan atletlere gelelim. Kendi kuşağımızın kahramanlık örneklerini gözümüzün önüne getirelim. En yüce ve aziz sütunlar olanlar baskıların acısını çektiler ve ölünceye dek mücadele ettiler. Nedeni ise nefretten ve kötülükten kaynaklanan baskı oldu.

 

Cesur Havarileri gözden geçirelim: Petrus, kötü hoşgörüsüzlükten dolayı bir yada iki değil de çok acılar çekti ve böylece şehitliğin kanıtlarını verdiğinden ait olduğu yücelik makamına erişti.

 

Ondan sonra acılarının ödülünü Pavlus gördü: Düşmanlarının acımasız sofuluğunun bir kurbanı olarak. Yedi kez zincire vuruldu, sürgün edildi, taşlandı, Doğuda ve Batıda sözün habercisi oldu ve inancı ile ünlendi. Tüm dünyaya adaleti öğrettikten ve Batının hudutlarına kadar vardıktan sonra yöneticilerin önünde tanıklığını verdi. Böylece bu dünyadan ayrılıp azizlerin makamına ulaştı: Sınavlarda yüce bir cesaret örneği olarak.

 

Azizlik içinde yaşamış olan bu insanlara, başkalarının nefreti yüzünden birçok hakaretler ve acılar çektikten sonra, bizlere şa­hane bir örnek olan seçilmişlerin büyük kalabalığı eklenmektedir. Nefret yüzünden birçok kadın da, Danaidis ve Dircis gibi baskının acısını çektiler. Korkunç ve acımasız hakaretlere uğradılar ve böy­lece inancın hedefine ulaştılar. Bedenleri güçsüz olmasına karşın saygın şekilde ödüllendirildiler. Kıskançlık kadınların ruhlarını ko­calarından uzaklaştırdı ve Adem babamızın sözünü bozdu: bu benim kemiklerimden kemik ve etimden ettir (bk.Tekvin 2, 23). Kıskançlık ve uyumsuzluk büyük kentleri yıktılar ve birçok kalabalık milleti köklerinden altüst ettiler.

 

Sevgili kardeşlerim, bu şeyleri size salt görevinizi anımsatmak için değil de kendi aklımıza getirmek için yazıyoruz. Çünkü aynı sahada bulunuyoruz ve bizi aynı mücadele bekliyor. Bunun için boş ve gereksiz endişeleri bırakıp geleneğimizin şanlı ve saygı değer kuralına dönelim ve Yaratıcımızın gözünde neyin güzel, hoş ve çekici olduğunu görmeye çalışalım.

 

 

 

(Klemens [Roma’ lı], Korintlilere Mektup)

 

Paskalya Hazırlık, Kül Çarşambası

 

Alçakgönüllü, barışsever ve sözlerimden korkandan başka kime bakarım ben?

 

Pederi Tanrı’nın karşısında ne denli değerli olduğunu anlayabilme­miz için Mesih’in kanından gözlerimizi ayırmayalım: Kurtu­luşumuz için akıtıldı ve tüm dünyaya tövbe lütfunu getirdi.

 

Dünyanın tüm çağlarını gözden geçirelim, göreceğiz ki her kuşakta Rab, kendisine dönmeye hazır olan herkese, pişmanlık duyması için bir şekil ve zaman tanımıştır. Nuh pişmanlığın habercisi oldu ve ona kulak verenler kurtuldu. Yunus, Nineveli’ lere felaketi bildirdi ve onlar günahlarından pişman olup, duaları ile Tanrı’yı yumuşatıp kurtuluşu elde ettiler. Oysa ki Tanrı’nın halkından değillerdi.

 

Kutsal Ruh’tan esinlenip pişmanlığı öğütleyen din görevlileri hiç bir zaman eksik olmadılar. Her şeyin Rabbi bile pişmanlıktan söz etti ve kendini yeminle bağladı: Yaşamım üzerine yemin ederim ki - Rabbin kehaneti - günahkarın ölümünden değil de pişmanlığından zevk alıyorum. İyilikle dolu başka sözler de ekledi: Ey İsrail soyu, günahlarından uzaklaş. Halkımın çocuklarına şunları söyle: Günahlarınız yeryüzünden göklere varırlarsa bile, kızıldan daha kızıl ve kıllı kuşaktan daha kara olsalar bile yeter ki tüm yüreğinizle bana dönüp "Peder" deyin ve ben sizlere kutsal bir halk gibi davranacak, dualarınızı yerine getireceğim.

 

Sevdiklerinin, kendisine dönme nimetlerini tatmasını istediği için, sözlerini çok yüce iradesi ile mühürledi. Bu yüzden harika ve şanlı iradesine itaat edelim. Rabbin önünde diz çökelim, merhametli ve iyiliksever olması için O’na yalvaralım. İçtenlikle sevgisine dönelim. Ölüm nedeni olan her kötülüğü, her çeşit anlaşmazlık ve kıskançlığı inkar edelim. Ey kardeşler, alçakgönüllü olalım. Her saçma övünüşü, kendini beğenmişliği, çılgın gururu ve öfkeyi uzaklaştıralım. Yazılı, olanı uygulayalım. Kutsal Ruh, şöyle diyor: Bilge olan bilgeliğinden, güçlü olan gücünden ve zengin zenginliğinden övünmesin, yücelmek isteyen Rabde övünsün, onu arasın, doğruluğu ve adaleti uygulasın (bk. Ye­remya 9, 23-24; 1. Kor. 1,31 v.b.).

 

Özellikle Rab İsa’nın, uyumu ve sabrı öğütlediğinde, sözlerini anımsayalım: Merhamete uğramak için merhametli olun; affedin ki siz de affedilesiniz; başkalarına nasıl davranırsanız size aynı şekilde davranacaklar; verin, karşılığını alırsınız; yargılamayın ki sizi yargılamasınlar; iyiliksever olun ki iyilikseverliği deneyesiniz; başkalarına uyguladığınız ölçü ile siz de ölçüleceksiniz (bk. Mt. 5, 7; 6, 14;7, 1; 2, 12 v.b).

 

Bu yolda sağlam olalım ve bu emirlere katılalım. Alçak­gönüllülükle kutsal sözlerin itaatinde daima yürüyelim. Kutsal bir Dünyanın tüm çağlarını gözden geçirelim, göreceğiz ki her kuşakta Rab, kendisine dönmeye hazır olan herkese, pişmanlık duyması için bir şekil ve zaman tanımıştır.

 

Kutsal bir metin şöyle söylüyor: Alçakgönüllü ve barışsever ve sözlerimden korkandan başka kime bakarım ben? (bk. İşaya 66,2).

 

Bunun içindir ki yüce ve ünlü olaylar yaşadıktan sonra başından beri bizim için hazırlamış olan, barış hedefine doğru koşalım. Bakışımızı Baba’nın ve tüm dünya Yaratıcısı’nın üzerine sabit­leştirelim ve harika armağanlarını, benzersiz nimetlerini candan ar­zulayalım.

 

 

 

(Klemens [Roma’ lı], Korintlilere Mektup, 19-20)

 

Olağan 30. Pazar

 

Yaratılış, her şeyin düzen ve uyum içinde hareket etmesini hazırlayan Tanrı’nın bilgili bir emelini açıklamaktadır: Mesih bu harika evrensel ahengin zirvesidir.

 

Bakışımızı tüm dünyanın babası ve yaratıcısı üzerine sabit­leştirelim ve harika, benzeri olmayan barış armağanları ve yararları ile özdeşleşelim. Aklımızda onları gözleyelim ve ruhumuzun gözleri ile bu denli özverili sevgisini inceleyelim. Her yaratığına karşı nasıl anlayışlı davrandığını düşünelim.

 

Yönetimi altında hareket eden gökyüzü barış içinde ona boyun eğmektedir; gündüz ve gece birbirleriyle çatışmadan onun çizdiği yoldan ilerliyorlar; güneş, ışık ve yıldızların korosu düzeni ile saptanan yörüngeleri izliyorlar: Yollarından sapmadan ve güzel bir ahenk içinde. İsteğine uygun olarak verimli olan dünya; insanlar, hayvanlar ve üzerinde yaşayan tüm canlılar için vaktinde bol gıda üretir, saptadıkları ile ilişkili olarak hiçbir uyumsuzluk ve değişiklik göstermeksizin. Aynı düzenlemeler içine girilmemiş dipleri ve yeryüzünün derinliklerini ayarlıyorlar. Emirleri ile koca­man ve hudutsuz deniz, limanlarında toplandı, ona konulan hudutları aşmadan ve Tanrı’nın emrettiği gibi hareket ederek. Çünkü şöyle dedi: "Buraya kadar geleceksin ve öte geçmeyeceksin, mağrur dalgaların burada duracak" (Eyüp 38, 11). İnsanlar ve ötesinde bulunan dünyalar için aşılmaz olan okyanuslar Rabbin aynı düzenlemelerine uymaktalar.

 

İlkbahar, yaz, sonbahar, kış mevsimleri usulüne uygun olarak birbirlerini izlerler. Rüzgar kütleleri gecikmeden ve tayin edilen za­manda görevlerini yaparlar. Zevkimiz ve sağlığımız için yaratılan daimi kaynaklar da insanların yaşamlarını desteklemek için hiç durmaksızın sularını sunarlar. En ufak hayvanlar bile barış ve uyum içinde birbirlerine sarılırlar. Yüce Yaratıcı ve her şeyin Rabbi tüm bunların barış ve uyum içinde yapılmasını emretti, herkese karşı her zaman cömertçe bağışta bulundu, Rabbimiz İsa Mesih’in aracılığı ile merhametine sığınan bizlere özellikle daha cömert davrandı. Yüzyıllar boyunca şan ve şeref O’nun olsun. Amin.

 

 

(Klemens [Roma’ lı], Korintlilere Mektup, 21-22)

 

Olağan 30. Pazartesi

 

Mesih’e layık şekilde yaşamalıyız; aksi takdirde ni­metleri daha büyük bir suçlamaya neden olacaklar.

 

Sevgili kardeşlerim, dikkatli olun ki Tanrı’nın bu denli büyük ve kalabalık nimetlerini, O’na layık şekilde yaşamazsak, yani birlik içinde O’nun için güzel ve kabul edilir olanı yapmazsak, bizler için bir suçlamaya dönüşmesinler. Çünkü bir yerinde şöyle der: "Adamın canı Rabbin çırağıdır, insanın bütün derin yerlerini araştırır" (Meseller 20,27).

 

Bizlere ne kadar yakın olduğunu, düşüncelerimizden ve niyetlerimizden hiç bir şeyin O’nun için gizli olmadığını düşünelim. Bunun için hiç bir zaman isteklerine karşı gitmeyelim. Tanrı’ya hakaret etmektense akılsız, kendini beğenmiş ve kibirli, tek zenginlikleri yalancı sözler olan insanlarla çatışmaktan hiç kaçınmayalım.

 

Kanı bizim için dökülen Rab İsa Mesih’e tapalım, bizi yönetenlere saygı gösterelim, yaşlıları onurlandıralım ve gençleri Tanrı korkusu biliminde eğitelim, gelinlerimizi doğru yola yönlendirelim. Ahlaksal yaşamlarında sevimli görünsünler, tatlılığa yönelik eğilimlerini kanıtlasınlar, susarak dillerine sahip olduklarını belirtsinler, kimseyi tercih etmeden Tanrı’nın adına aziz şekilde hizmet edenlere benzer bir sevgi sunsunlar.

 

Çocuklarımız Mesih’in öğretilerinin değerini bilsinler; Tanrı'nın huzurunda alçakgönüllülüğün ne denli güçlü olduğunu, arı bir sevginin nelere değer olduğunu, korkusunun nasıl iyi ve yüce olduğunu öğrensinler. Ruhun anlığı içinde bu korkuyu azizlikle uygulayan herkesi kurtarır. Çünkü Tanrı, aklımızın niyet ve düşüncelerini inceler. Soluğu bizdedir ve istediği zaman bizden çekecektir.

 

Tüm bunlar Mesih’e inancımızla tasdik edilmiştir. Kutsal Ruh’un aracılığı ile bizi bu şekilde yüreklendiriyor: "Gelin, ey çocuklar, beni dinleyin; Rab korkusunu size öğreteyim. Kimdir o adam ki, hayattan hoşlanır, iyilik görmek için uzun günler sever? Dilini şerden, dudaklarını da hile söylemekten tut. Şerden sakın ve iyilik et; selameti ara ve onun ardınca koş" (Mezm. 33, 12-15).

 

Herkese karşı acı duyan, herkese nimetler dağıtan ve O’ndan korkanlara özel bir sevgi besleyen bir Baba’dır. Saf bir yürekle O’na yaklaşanlara tatlılık ve sevgi ile lütuflarını dağıtıyor. Bu yüzden yüreğimizde ayrılık olmasın ve ruhumuz benzeri olmayan ve şahane bağışları yüzünden kibirlenmesin.

 

 

 

(Klemens [Roma’ lı], Korintlilere Mektup, 24; 27; 29)

 

Olağan 30. Salı

 

Gökler, Allah’ın şanını anlatıyor, gök kubbe onun ellerinin eserini duyuruyor.

 

Ey sevgili kardeşlerim, İsa Mesih’i ölülerin arasından dirilterek bize bir ilk örnek veren Rabbin dirilişinin sürekli örneklerini nasıl bize verdiğine dikkat edin.

 

Zaman yasasında oluşan dirilişe dikkat edelim. Gündüz ve gece bize dirilişi gösteriyorlar. Gece uykuya dalar, gündüz dirilir. Gece gider, gündüz gelir.

 

Örnek olarak meyveleri alalım. Tohum nedir, nasıl ürer? Tohum ekicisi çıktı ve toprağa tohumların her birini serpti. Yere düşen bu kuru ve çıplak tohumlar çürürler. Ondan sonra yüce ve tedbirli Tanrı çürümenin içinden onları diriltir, tek bir tohumdan birçoğunu elde eder ve meyve verecek duruma getirir.

 

Ruhlarımız, verdiği söze sadık ve yargılarında adil olan O’na bu umutla bağlı kalsınlar. Yalan söylemeyi yasaklayan yalan söyleyecek değildir. Çünkü yalan hariç hiç bir şey Tanrı için olanaksız değildir. O halde O’na olan inancımızı canlandıralım ve her şeyin O’na nasıl bağlı olduklarına dikkat edelim.

 

Yüceliğinin tek bir sözü ile her şeyi kurdu ve tek bir sözü ile her şeyi yok edebilir. Kim O’na: Ne yaptın? diye sorabilir. Yada gücüne kim karşı gelebilir? (bk. Bilgelik 12, 12). Yapıtlarının tümünü istediği zaman istediği gibi yapacaktır ve kurduğu şeylerden hiçbiri yıkılmayacaktır. Her şey önünde duruyor ve hiç bir şey iradesinden kaçmıyor. "Gökler, Tanrı’nın şanını anlatıyor, gök kubbe O’nun ellerinin eserini duyuruyor. Gün güne ondan söz eder ve gece geceye onu tanıtır. Burada konuşma yok, sözler yoktur, sesleri işitilmez" (bk. Mezm. 18, 1-37).

 

Mademki gözlerine ve kulaklarına her şey açıktır, gelecekteki yargılamada merhametinin desteğini hak edebilmek için, her tür bulanık hayalleri itelim ve kötülük yollarından sakınalım. Güçlü elinden nerede kaçabiliriz ki? O’ndan kaçanı başka hangi dünya kabul eder? Nitekim Kutsal Kitap şöyle diyor: Nereye gideceğim ve senden nerede gizleneceğim? Gökyüzüne çıkarsam, oradasın; yeryüzünün ucuna gitsem sağ elin beni kavrar; derinliklere insem Ruh’un oradadır (bk. Mezm. 138,7-11).

 

Her şeyi kucaklayandan nerede gizlenilir, nereye kaçılır?

 

O halde O’na aziz bir ruhla yaklaşalım, arı ve lekesiz ellerimizi O’na doğru kaldıralım, bizleri mirasçıları yapan iyi ve merhametli Pederimizi sevelim.

 

 

 

(Klemens [Roma’ lı], Korintlilere Mektup Üstüne, 30,3-4; 34,2-35,5)

 

Olağan 30. Çarşamba

 

Görkem ümidiyle mücadele etmek.

 

Daima uyum içinde, alçakgönüllü ve iffetli olarak her türlü suçlamalardan ve kötü sözlerden uzak kalarak, kendimizi sözlerimizle değil, fiillerimizle doğru olarak göstermek suretiyle yaşayalım. Gerçekten şöyle söylenmiştir: Çok konuşan kimseye, dinleme sırası da gelecektir. Güzel konuşan kimse kendisinin doğru olduğunu mu sanıyor?

 

Her zaman iyilik yapmak için çabalamalıyız. Çünkü bize her şey Allah’tan gelmektedir. O bizi bu konuda uyarıyor: İşte Rab ve ücret, herkese yaptığı işlere göre vermek için onun yanındadır. O halde bütün kalbimizle O’na inanmamız, iyi eserimiz karşısında tembel ve uyuşuk kalmamamız için bizi teşvik etmektedir. Gururumuzu ve güvencemizi O’nda arayalım ve O’nun iradesine boyun eğelim; meleklerinden oluşan büyük kalabalığı ve O’nun iradesini gerçekleştirmek için bunların O’nun önünde nasıl durduklarını düşünelim. Gerçekten kutsal yazı şöyle diyor: On binlerce on binler O’nun yanında duruyorlardı ve binlerce bin O’nun hizmetindeydi ve şöyle bağırıyorlardı: Kutsal, kutsal, kutsal Rab Sabaoth; bütün yaratılış O’nun görkemiyle doludur.

 

O halde biz de O’nun büyük ve görkemli vaatlerine iştirak etmiş olmak için tek bir kalple, vicdanların deruni anlaşması içinde bir araya gelmiş olarak, tek bir ağızdan ısrarla O’na doğru seslenelim. Çünkü şöyle söylenmiştir: Göz görmedi, kulak işitmedi, O’nu bekleyenler için O’nun bütün hazırladıklarını insanın yüreği hayal dahi edemez.

 

Sevgililerim, Allah’ın armağanları ne kadar mutluluk ve hayranlık vericidirler. Ölümsüzlük içinde yaşam, adalet içinde ihtişam, konuşma özgürlüğü içinde hakikat, güven içinde iman, kutsal­laştırmada kendine hakim olma ve bütün bunlar bizim zekamızın ulaşabileceği bir yere konulmuştur! O halde "O’nu bekleyenler için hazırlanmış" nimetler nelerdir? Bunların sayısını ve güzelliğini Ya­ratan ve asırların Pederi, Çok-kutsal olan bilmektedir.

 

O halde, O’nun vaat etmiş olduğu armağanları kazanabilmek amacı ile "bekleyenler" in arasına konulmak için mücadele edelim. Fakat bu nasıl olacaktır, benim sevgililerim? Eğer düşüncemiz imanla Allah’a bağlanırsa, eğer O’nu hoşnut edeni ve O’nun onayladığını ararsak, eğer O’nun kusursuz iradesine yakışanı yerine getirirsek ve eğer her türlü adaletsizliği kendimizden uzağa atarak gerçeğin yo­lunu izlersek, olacaktır.

 

 

(Klemens [Roma’ lı], Korintlilere Mektup, 31-33)

Olağan 1. Cumartesi

 

İyi çalışmalarınızı görsünler ve Babanızı yüceltsinler.

 

Tanrı’nın insanlara takdisinin gizini dikkatlice ve derince düşü­nelim ve ona varan yolların hangileri olduğunu görelim. Başından beri olayları tekrarlayalım.

 

Hangi nedenle aziz atamız İbrahim takdis edildi? İnanç yoluyla adaleti ve doğruluğu uyguladığı için değil mi? Geleceği bildiği için İshak, güven içinde ve rızası ile kurban yolunu tuttu. Yakup, kardeşi yüzünden alçakgönüllülük ile toprağını terk etti ve Laban’ a gidip ona hizmet etti ve İsrail’in on iki asası ona verildi.

 

Şimdi biri kalkıp de içtenlikli bir vicdanla Tanrı’nın bağışladığı armağanları gözden geçirirse bunların görkemini kabul edecektir. Çünkü Tanrı’nın sunağında hizmet gören tüm kahinler ve Levililer Yakup’tan kaynaklandılar, bedene göre Rab İsa ondan gelmektedir, Yahuda kavminin kralları, prensleri ve kumandanları da öyle. Diğer kavimlerin şanı daha az değildir, çünkü Rab bu şekilde söz veriyor: "Soyun gökteki yıldızlar kadar kalabalık olacaktır" (Tekvin 15,5;22,17; 26,4).

 

Demek ki tüm bunlar kendilerinden yada yaptıklarından yada uyguladıkları adaletten değil de Tanrı’nın isteği ile şan ve yücelik kazandılar. Bunun içindir ki bizler de, isteği ile Mesih İsa’da çağrılı olarak, yeteneğimiz, bilgimiz, aklımız veya dindarlığımız yada aziz niyetlerle yapmış olduğumuz herhangi başka bir yapıtla değil de, başından beri Tanrı’nın herkesi haklı çıkarttığı inançla haklı çıkartıldık. Yüzyıllar boyunca şan O’nun olsun. Amin.

 

O zaman ne yapacağız, ey kardeşler? İyilikseverliğimize bir son verip sevgiden vazgeçecek miyiz? Bu tür bir felakete Rab hiçbir zaman izin vermesin ve bizler her tür iyiliği yapmak için acele edelim. Aksine, sevincimizin kaynağı aziz çalışmalarımız olsun. Bunda her yaptığı ile sevinç duyan, her şeyin Yaratıcısını ve Rabbini izleyelim.

 

Yüce gücü ile gökyüzünü sağlamlaştırdı ve anlaşılmaz bilgeliği ile toprağı düzenledi etrafını kuşatan sulardan ayırdı ve iradesinin emin temelinde sağlamlaştırdı. Bir emri ile yeryüzünde hareket eden hayvanları yaşama çağırdı; aynı şekilde ilk olarak öngördüğü denizde gücü ile orada yaşayan hayvanları kapattı.

 

Her şeyin üstünde aziz ve çok arı elleri ile imgesinin bir ifadesi olarak üstün ve yüce bir varlık olan insana şekil verdi. Gerçekten Tanrı şöyle dedi: Suretimizde, benzeyişimize göre insan yapalım. Ve Tanrı insanı yarattı, erkek ve kadın olarak yarattı (bk. Tekvin 1, 26-27).

 

Yaradılışı tamamladıktan sonra onu güzel buldu, takdis etti ve canlılara emretti: "Üretken olun ve çoğalın" (Tekvin 1,28).

 

Unutmayalım ki tüm doğru olanlar kendilerini iyi uğraşılarla süslediler ve Rabbin kendisi de süslendi ve bundan sevinç duydu. Böyle bir örneğin karşısında hemen isteğine uyalım ve tüm gücümüzle adaletin yapıtlarını gerçekleştirelim.

 

 

(Klemens [Roma’ lı], Korintlilere Mektup)

 

23 Kasım, Aziz Klemens Bayramı

 

Alçakgönüllü olalım, kardeşlerim; kibirlilik veya kendini beğenmişlik duygularından vazgeçelim; saçma öfkeden uzak kalalım ve Kutsal Kitap’ta Kutsal Ruh’un söylediklerini uygulayalım: Hikmetli adam hikmeti ile övünmesin ve yiğit kendi gücü ile övünmesin, zengin adam zenginliği ile övünmesin.

 

Sevgili kardeşlerim, Tanrı’nın bağışları ne denli şahane ve değerlidirler! Ölümsüzlükte yaşam, adalette görkem, özgürlükte gerçek, güvenle inanç, azizlikte kendine sahiplik: tüm bunlar aklımızın erişebileceği şekilde verilmiştir.

 

Ya O’nu bekleyenler için hazırlanmış olan iyilikler neler olacaktır? Sayısını ve güzelliğini yalnızca yüzyılların Yaratıcısı ve Babası en üstün Aziz bilir. Bizler ise sözü verilen bağışlara katılabilmek için O’nu bekleyenlerin arasında bulunabilmek için elimizden geleni yapıyoruz.

 

Sevgili kardeşlerim, bu nasıl olacaktır? Aklımız, inancımızın aracılığı ile, Tanrı’da sağlamsa, O’nun tarafından kabul edilebilmeyi ve O’na hoş olanı çabuklukla ararsak, aziz isteğine uygun olanı yaparsak, gerçek yolunu izlersek, yani her çeşit haksızlıktan, kötülükten, cimrilikten, kavgadan, şeytanlık ve aldatmadan uzak kalırsak olacaktır.

 

Sevgili kardeşlerim, kurtuluşumuz, fedakarlığımızın aracısı, güçsüzlüğümüzün savunucusu ve yardımcısı İsa Mesih’i bulacağımız yol budur. Aracılığı ile göklerin yüksekliğine bakabiliriz, aracılığı ile Tanrı’nın çok arı ve yüce yüzünü görebiliriz, yüreğimizin gözleri O’nun için açılmıştır, çılgın ve karartılmış aklımız O’nun için ışıkta yeniden canlanıyor, Baba O’nun aracılığı ile ölümsüz bilgiyi tatmamızı istemiştir. Tanrı yüceliğinin ışınlanması olduğu için O ne denli üstün bir adı miras aldıysa meleklerden o derece üstün olmuştur (Bkn. İbr. 1, 3-4).

 

Bunun için, kardeşlerim tüm gücümüzle kusursuz emirleri altında savaşalım. Küçükler olmadan büyükler olamaz ve büyükler olmadan küçükler de olamaz. Birileri diğerlerine karışırlar ve karşılıklı yararlılık bundan kaynaklanır.

 

Bedenimiz bize örnek olsun. Ayaklar olmadan baş hiç bir işe yaramaz, başsız ayaklar da öyle. Bedenimizin en küçük uzuvları bile tüm bedene gerekli ve yararlıdırlar; hatta hepsi bir arada, tüm beden dayanıklı olabilsin diye, aynı amaçta birleşirler ve buna boyun eğerler.

 

Bunun için tüm bedenimizin kurtuluşu İsa Mesih’te temin edilsin. Her birimiz kendisine tanınan bağışına uygun olarak karşısındakine boyun eğsin. Güçlü olan güçsüzle ilgilensin, güçlü güçsüz olanı saysın. Zengin yoksulun yardımına yetişsin, yoksul ise yoksulluğuna yardımcı olacak birini bahşettiği için, Tanrı’yı övsün. Bilgili olan bilgisini sözlerle değil de iyiliklerle göstersin; alçakgönüllü olan kendi tanıklığını yapmasın, bunu başkalarına bıraksın. Tüm bunları Tanrı’dan aldığımız için, "her şeyde" O’na şükretmeliyiz. Yüzyıllar boyunca şan O’nun olsun. Amin.

 

 

(Klemens [Roma’ lı], Korintlilere Mektup, 49-50)

 

Olağan 2. Salı

 

İsa Mesih, sevgimiz uğruna kanını bizler için, bede­nini bedenimiz için, ruhunu ruhumuz için verdi.

 

Mesih’te sevgisi olan, Mesih’in emirlerini uygular. Mesih’in sonsuz sevgisini kim açıklayabilir ki? Güzelliğinin görkemini kim ifade edebilir ki? Sevginin vardığı yücelik sözlerle anlatılamaz.

 

Sevgi bizi Tanrı’ya içtenlikle bağlar, "sevgi günahların çoğunluğunu örter" (1.Kor. 13,4), sevgi her şeye dayanır, her şeyi aziz bir sabırla karşılar. Sevgide bayağı olan, kibirli olan hiç bir şey yoktur. Sevgi ayrılıklar yaratmaz, sevgi her şeyi uyum içinde yapar. Sevgide Tanrı’nın tüm seçtikleri kusursuzdur, oysa ki sevgi olmadan hiç bir şey Tanrı’ya hoş değildir.

 

Tanrı, sevgi ile bizleri kendine çekti. Bize karşı duyduğu sevgi için Rabbimiz İsa Mesih Tanrısal isteğe uygun olarak kanını bizler için akıttı. Bedenini bedenimiz için yaşamını yaşamımız için verdi.

 

Ey sevgili kardeşlerim, sevginin ne denli büyük ve harika olduğunu ve kusursuzluğunun gereği ile ifade edilemeyeceğini görüyorsunuz. Tanrı’nın layık gördüğünden başka, evinde bulunmaya kim hak kazanabilir? Bunun için dua ederek dileyelim ki merhametinden, taraflılıktan kurtarılmış ve kusursuz olarak, sevgide bulunabilelim.

 

Adem’in tüm kuşakları bugüne dek geçti. Buna karşın, Tanrı’nın lütfü ile, sevgide kusursuz bulunanlar kalırlar, iyilere ayrılmış olan konuta kavuşurlar ve Mesih’in saltanatı geldiğinde belirtilecekler. Çünkü şöyle yazılmıştır: Kızgınlığım ve öfkem geçinceye dek, çok kısa bir an bile olsa, odalarınıza girin. O zaman uygun günü anımsayacak ve sizi mezarlarınızdan dirilteceğim (bk. İşaya 26, 20; Hezekiel 37,12).

 

Sevginin uyumu içinde Rabbin emirlerini yerine getirirsek ne mutlu bize, sevgili kardeşlerim, öyle ki sevginin aracılığı ile günahlarımız af edilsin. Çünkü şöyle yazılmıştır: Ne mutlu onlara ki günahları teslim edilmiş ve suçları affedilmiş. Tanrı’nın suçlu bulmadığı ve ağzında aldatma olmayan insan ne denli mutludur. Bu ermişlik beyanatı Tanrı’nın, Rabbimiz İsa Mesih’in aracılığı ile seçtiklerine aittir. Yüzyıllar boyunca şan O’nun olsun. Amin.

 

 

 

(Klemens [Roma’ lı], Korintlilere Mektup, 36, 1-2)

 

Paskalya Devresi, 4. Cuma

 

Aziz olsaydık, sonsuz kurtuluşu unutmadan, ırkçı­lıktan, sefaletten ve açlıktan kurtarılmış daha adil ve daha insancıl bir dünyayı inşa ettirmeye yar­dımcı olurduk.

 

Sevgili kardeşlerim, kurbanımızın kahini, güçsüzlüğümüzün koruyucusu ve desteği İsa Mesih kurtuluşu bulacağımız yoldur.

 

O’nun aracılığı ile göklerin yüceliğine bakabiliriz, O’nun aracılığı ile Tanrı’nın çok arı ve ulu yüzünü seyredebiliriz, yüreğimizin gözleri O’nun için açıldı, saçma ve karartılmış aklımız O’nun için ışıkta yeniden canlanıyor, Rab O’nun için ölümsüz bilimi tatmamızı istedi. Tanrı yüceliğinin ışınlaması olan O, meleklerden ne denli üstün bir adı miras aldıysa onlardan o derece de üstün olmuştur (bk.İbr. 1,3-4).

 

O halde, ey kardeşlerim, aziz ve kusursuz emirleri altında canla başla hizmet edelim. Reislerimizin yönetimi altında görev gören askerlere bakalım: nasıl bir disiplin, uysallık ve baş eğme ile aldıkları emirleri yerine getiriyorlar. Herkes yüce reis yada bin, yüz veya elli askerin komutanı değildir. Yine de herkes, kendi rütbesinde, kralın ve üstlerin emirlerini yerine getiriyor. Büyükler küçükler olmadan ne de küçükler büyükler olmadan yapamazlar. Birileri diğerlerine karışırlar ve karşılıklı yararlılık bundan kaynaklanır.

 

Bedenimiz bize örnek olsun. Ayaklar olmadan baş hiç bir işe yaramaz, başsız ayaklar da öyle. Bedenimizin en küçük uzuvları bile tüm organizmaya gerekli ve yararlıdır. Hatta hepsi bir arada tüm bedenin kurtuluşu olan aynı amaçta birleşirler ve buna boyun eğerler.

 

Bedenimizin bütünlüğünde neysek İsa Mesih’te de öyleyiz. Her birimiz, kendisine tanınan lütuf bağışına uygun olarak karşısındakine boyun eğsin.

 

Güçlü olan güçsüzle ilgilensin, güçsüz güçlü olanı saysın. Zengin yoksulun yardımına yetişsin, yoksul ise, yoksulluğuna yardımcı olacak birini bahşettiği için, Tanrı’yı övsün. Bilgili olan bilgisini sözlerle değil de iyiliklerle göstersin. Alçakgönüllü kendi tanık­lığını yapmasın, bunu başkalarına bıraksın. Bedeni arı olan bundan övünmesin, iffet arılığı kendine bağışlayana bu meziyeti tanısın.

 

Ey kardeşlerim, hangi maddeden yapıldığımıza, kim olduğumuzu ve dünyaya hangi doğaya girdiğimizi düşünelim. Bizi yaratan ve şekillendiren, ölümlü bir geceden çıkartarak, bizleri dünyasına almıştır. Daha doğmadan önce yüce nimetlerle bizi O yetenekli kıldı.

 

Bunun içindir ki, her şeyi O’ndan aldığımızdan, her şey için kendi­sine teşekkür ederiz. Yüzyıllar boyunca şan O’nun olsun. Amin.

 

 

 

(Klemens [Roma’ lı], Korintlilere Mektup, 46,2 - 47,4; 48, 1-6)

 

Olağan 14. Pazartesi

 

Sizi haklı olarak ünlendiren o kardeşçe ilişkinizin hedef olduğu itibarsızlık bir an önce ortadan kaldı­rılmalıdır.

 

"Azizlere katılın çünkü onları izleyenler azizliğe erişirler" diye yazılmıştır. Ve yine başka bir yerde: Suçsuz olanla suçsuz, se­çilmiş olanla seçilmiş olacaksın; oysa kötü olanla kötüleşeceksin" (Bkz. Mezm. 17, 26). Bunun için suçsuzlara ve adil olanlara katılalım. Çünkü onlar Tanrı’nın seçtikleridir.

 

Neden aramızda kavgalar, öfkeler, uyuşmazlıklar, ayrılıklar ve sa­vaşlar olsun? Yoksa tek bir Tanrımız, tek bir Mesih’imiz, üze­rimize serpilen tek bir inayet Ruhumuz, Mesih’te tek bir çağrımız yok mu? Neden Mesih’in uzuvları kesilip parçalanıyor, neden ken­di bedenimize karşı ayaklanıp öyle bir sayıklama noktasına varı­yoruz ki birimizin diğerinin uzvu olduğunu unutuyoruz?

 

Rabbimiz İsa Mesih’in sözlerini anımsayın. Şöyle dedi: Vay haline o insanın! Seçmiş olduğum birini rezil etmektense keşke dünyaya hiç gelmiş olmasaydı; seçmiş olduğum birini kötü yola sevk etmektense keşke boynuna bir değirmen taşı bağlanılıp denizde boğul­saydı (bk. Luk. 17, 1-2). Bölünmeniz birçok kişiyi yanlış yola itmiştir, birçoklarının cesaretini kırmıştır, kuşkuya sürüklemiştir, hepimizi acıtmıştır; ve sürtüşmeniz halen sürüyor.

 

Havari Aziz Pavlus’ un mektubunu alın. Bildirisinin başında yazdığı ilk şey nedir? Muhakkak ki Tanrısal bir esinle kendi, Cefa ve Apol­lus hakkında bir mektup yazdı, çünkü, o zamandan beri, aranızda bir fesatçılık eğilimi vardı. Nedir ki, o zamanda, taraf tutmanız küçük bir günaha neden olmuştur, çünkü tercihleriniz ünlü ve saygınlıkları bilinen havarilerle onlarca kabul edilen birine yönelikti. Şimdi ise değersiz kişilere, sizleri kötülüğe iten ve haklı olarak, sizi ünlendiren o kardeşçe ilişkinizin itibarını sarsanlara kulak veriyorsunuz. Bu şerefsizliği bir an önce ortadan kaldır­malıyız. Rabbin ayaklarına kapanıp, göz yaşlarımızla yalvaralım ki, uygun davranıp, dostluğunu bize iade etsin ve harika, arı bir sevgi kardeşliğinin içine yeniden bize yer versin.

 

Yaşama açılan adaletin kapısı gerçekten budur ve yazıldığı gibi: "Bana adaletin kapılarını açın, oradan girip Rabbi kutlayacağım. Rabbin kapısı budur, dürüst olanlar ondan girecekler" (Mezm. 117, 19). Açık kapılar çoktur, bu doğrudur, oysa adalet kapısı kesinlikle Mesih’in kapısıdır: ne mutlu onlara ki o kapıdan girdiler ve adım­larını azizlik ve adaletle atarak her şeyi merhamet ve barış içinde başardılar.

 

Sadık olan, öğretiyi açıklamakta yetenekli, söylevlerin yorumunda bilgili, davranışlarında arı biri var mı? Yüce sayılmasından daha da alçakgönüllü olmalı ve kendi çıkarını değil de herkese yararlı olanı aramalı.

 

 

 

(Klemens [Roma’ lı], Korintlilere Mektup, 50, 1-51,3)

 

Olağan 14. Cuma

 

Yüreğini sertleştirmektense günahlarını itiraf etmek insan için iyidir. Herhangi bir taraflılık düşünce­sinden Özgür olarak, sevgi içinde yaşamak daha çok arzu edilecek bir durumdur.

 

Sevgili kardeşlerim, sevginin ne denli büyük ve şahane olduğunu, kusursuzluğunun gereği ile nasıl ifade edilemediğini görüyorsunuz. Tanrı’nın layık duruma getirmek istediklerinden başka kim sevgide bulunmayı hak etmiştir? Bu yüzden dua edelim ve merhametinden, herhangi bir taraflılık düşüncesinden Özgür ve kusursuz olarak sevgide bulunabilmemizi dileyelim.

 

Adem’in tüm kuşakları, bugüne dek geçti; buna karşın Tanrı’nın lütfü ile sevgide kusursuz bulunanlar kalıyorlar, iyilere ayrılmış konutu ediniyorlar ve Mesih’in saltanatı geldiğinde belirlenecekler. Çünkü şöyle yazıldı: Öfkem ve gazabım geçinceye dek, çok kısa bir an için bile, odalarınıza girin. O zaman uygun günü anımsayıp sizi mezarlarınızdan dirilteceğim (bk. İşaya 26,20; Hezekiel 37, 12).

 

Sevgiden gelen uyum içinde Rabbin emirlerini yerine getirirsek ne mutlu bize, sevgili kardeşlerim, öyle ki sevginin aracılığı ile günahlarımız affedilsin. Çünkü şöyle yazıldı: Ne mutlu onlara ki günahları teslim edilmiş ve suçları affedilmiş. Tanrı’nın suçlu bulmadığı ve ağzında aldatmanın olmadığı insan ne denli mutludur (bk. Mezm. 31, 1).

 

Bu ermişlik beyanatı Tanrı’nın, Rabbimiz İsa Mesih’in aracılığı ile, seçtiklerine aittir. Yüzyıllar boyunca şan O’nun olsun. Amin.

 

Düşmanın tahrikleri yüzünden işlemiş olduğumuz tüm kötülüklerin affı için yalvaralım. Ayaklanma ve uyuşmazlıkları körükleyenler, umutta bizi birleştireni iyi düşünmelidirler. Çünkü yaşamlarını korku ve sevgi içinde geçirenler, karşısındakilerin acılara katlan­maları yerine bu acıları kendileri çekmeyi yeğlerler. Geleneğimize özgü o güzel ve kutsal uyumu tehlikeye sokmaktansa suçlamanın kendilerine yapılmasını daha çok arzu ederler. Yüreğini sertleş­tirmektense günahlarını itiraf etmek insan için daha iyidir. Aranızda soylu yürekli, merhametli, sevgi ile dolu olan kim? O halde şöyle desin: benim yüzümden kızgınlıklar, başkaldırmalar, uyumsuzluklar ve ayırımlar olduysa giderim, istediğiniz yere giderim ve topluluğun benden istediği yere giderim, yeter ki Mesih’in sürüsü yasal olarak kurulan cemaatlerle barış içinde yaşasın.

 

Bunu yapan Mesih’te yüce bir şan kazanacaktır ve her insan onu kabul edecektir. "Rabbindir yeryüzü ve içindekiler" (Mezm. 24, 1). Tanrısal bir yaşam sürenler böyle yaparlar ve yapacaklardır ve bundan hiç pişman olmayacaklardır.

 

 

(Klemens [Roma’ lı], Korintlilere Mektup, 59,2-60,4-61,3)

 

Olağan 1. Pazartesi

 

Yüzünün ışığı bizi aydınlatsın!

 

Tanrı’nın sevgili Oğlu İsa Mesih, yaratılan her şeyin başlangıcında olan adı ile uğraş verebilmemiz için, bizleri karanlıklardan ışığa, cehaletten şanlı adının bilgesine çağırdı. O’nun aracılığı ile, dünyanın her yerinde bulunan her şeyin Yaratanı, seçilmişlerinin sayısını aynen tutsun. Tüm yüreğimizle O’na yönelttiğimiz duayı ve yalvarışı dinlesin.

 

Yüksek göklerde konaklayan seni ve salt seni, en Yüce Olan’ ı, tanıyabilmemiz için yüreğimizin gözlerini açtın. Sen kendini beğenmişlerin yüzsüzlüğünü yıkarsın, milletlerin tasarılarını dağıtırsın, alçakgönüllü olanları yüceltip kibirlileri yerle bir eder­sin, zenginliği ve yoksulluğu verirsin, öldürür ve yaşatırsın, ruhların tek velinimeti ve her bedenin Tanrı’sı olan sen (bk. İşaya 57, 15;13, 1;Mezm. 32, 10 v.b.).

 

Sen derinlikleri incelersin, insanların eylemlerini bilirsin, tehlikede olanlara yardım edersin, umutsuz olanın kurtuluşusun, her ruhun yaratıcısı ve dikkatli çobanısın. Sen yeryüzündeki milletleri ço­ğaltırsın ve onların arasında, bizleri eğittiğin, kutsadığın, onurlandırdığın sevgili Oğlun İsa Mesih vasıtasıyla seni sevenleri seçersin.

 

Sana dua ediyoruz, ey Rab, yardımcımız ve desteğimiz ol. Aramızda zor durumda olanları kurtar, alçakgönüllü olanlara mer­hamet et, düşenleri kaldır, ihtiyaçta olanlara yardım et, hastaları iyileştir, yollarını şaşıranları halkına geri götür. Aç olanı besle, esirlerimizi özgürlüğe kavuştur, güçsüzleri destekle, yıkılmış olan­lara cesaret ver.

 

Tüm milletler bilir ki, sen tek Tanrı’sın, İsa Mesih Oğlun’ dur ve bizler "halkın ve sürünün koyunlarıyız" (Mezm. 78,3).

 

Sen eyleminle dünyanın sonsuz düzenini açıkladın. Sen, ey Rab, dünyayı yarattın ve her kuşağa sadık kalıyorsun. Yargılarında doğrusun, şanında benzersizsin, yaratıcılıkta bilgilisin ve korumada öngörüşlüsün, her gördüğümüz şeyde iyisin ve sana güvenenlere karşı sadıksın, ey iyiliksever ve merhametli Tanrı. Haksızlık­larımızı ve eşitsizliklerimizi, eksikliklerimizi ve dikkatsizliklerimi­zi affet.

 

Erkek ve kadın hizmetkarlarının her günahını hesaba katma, gerçeğinin arılığı ile arındır ve bize yol göster ki inanç, adalet ve yüreğin saflığı içinde yürüyelim ve senin için, bize rehberlik edenler için iyi ve kabul edilmiş olanı yapalım.

 

Ey Rab ve Tanrı’mız, yüzünü üzerimizde aydınlat ki, barış içinde nimetlerinden yararlanabilelim, güçlü elinle korunalım, yüce kolunun gücü sayesinde her günahtan özgür olalım ve haksız yere bizden nefret edenlerden kurtulalım.

 

Bize ve dünyada tüm yaşayanlara uyuşmayı ve barışı ver, inanç ve doğrulukla seni yardıma çağıran atalarımıza verdiğin gibi. Ey Rab, salt sen bize bu ayrıcalıkları ve daha da büyük bağışları verebilirsin.

 

Yüce Kahin ve ruhlarımızın avukatı İsa Mesih adına seni övüp yüceltiriz. O’nun aracılığı ile tüm kuşaklar için şimdi ve yüzyıllar boyunca onur ve şan sana yükselsin. Amin.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Suzie

İGNATİUS (ANTAKYA‘LI)

 

(+110)

 

2. yüzyılın ilk yıllarında zincirli olarak. Sirkteki vahşi hayvanlara atılmak üzere, Roma’ya götürülen Antakya episkoposu İgnatius’ un heyecan verici ve yakıcı tecrübesi bizi yeniden Suriye’den Roma’ya ulaşan yollara itiyor. Yol boyunca dostları ve taraftarları onu karşılarlar ancak İgnatius’ un niyeti, şahsen göremeyeceklerine mektupla ulaşmaktır: iman şehidi olmaya aday episkoposun uzun bir dizi nasihat ve önerilerle tinsel vasiyetnamesini açıkladığı yedi mektup da bundan kaynaklan-maktadır. Mektuplar, böylece seyahat ve tinsel günlüğü arasında kalan metinler oluyorlar.

 

Mektuplarda İgnatius’ un olağanüstü kişiliğindeki maneviyat ve ilgi üç ana temada açıklanmaktadır.

 

Hıristiyan topluluklarında uyumsuzluklar yaratanlara karşı İgnatius, güçlü şekilde ve vurgulamalarla, yerel Kilisenin birliğini simgeleyen ve üyelerindeki aziz!iğin öncülüğünü yapan, episkoposun temel ve doldurulamayan yerini belirtmektedir ve "monarşik"(hükümdar) episkoposluğun ilk kuramcısı olmaktadır.

 

İsa’nın vücut bulmasının gerçekliği konusunda kuşku yaratan, bunun sadece bir görünüş olduğunu söyleyenlere karşı - burada "görünme" (Dosetizm) adı ile ilerde bilinecek olan sapkın öğretinin ilk belirtilerini buluyoruz- İgnatius, Rabbin gerçek bir beden aldığını ve gerçekten haçta azap çektiğini vurguluyor. Aksi olsaydı kurtuluş varolmayıp inancımız boş olurdu. Onun sözlerinde Yuhanna İncil’indeki kutsal giz gerçekliğinden bir şeyler yeniden yansıyor.

 

Her şeyden önce İgnatius, İmparatorun sarayında bile varolan ve çalışan, Romalı Hıristiyanlara sesleniyor ki şehit olmasını engellemek için herhangi bir eylemde bulunmasınlar. Her ne pahasına olursa olsun son çileden geçmek istiyor, çünkü sadece bu şekilde, "Tanrı‘ nın buğdayı" olarak kendini canavarların ağızlarına sunarak, Rabbin gerçek bir "mürit"i ve gerçek bir "izleyici" si olabilecektir.

 

 

 

İgnatius [Antakyalı], Efeslilere Mektup, 2,2.5,2)

 

Olağan 2. Pazar.

 

Birliğin ahengi içinde.

 

Sizleri yücelten İsa Mesih’e her yönden şükretmeniz gerekir ki tek bir itaat duygusunda birleşerek, yani episkopos ve ruhbanlara bağlı kalarak her alanda, her bakımdan azizleşmeniz mümkün olsun.

 

Ben önemli bir kişiymişim gibi size emir vermiyorum, çünkü bu kurtarıcı isme bağlı olsam bile henüz İsa Mesih’te yetkinliğe ulaşmış değilim. Henüz şakirt olmaya başlıyorum ve sizlere aynı öğretimi paylaşan arkadaşlar olarak hitap ediyorum. Beni asıl sizin savaşa hazırlamanız gerekirdi, bana inanç, yüreklilik, sebat, sabır aşılayarak. Ancak, içimizdeki sevgi hakkınızda sessiz kalmama müsaade etmediği için, sizden önce harekete geçerek, sizleri Tanrı’nın tasarısı ile uyum içinde yaşamaya davet etmek istiyorum.

 

Çünkü hayatımız olan ve ondan ayrı düşmeyi düşünemediğimiz İsa Mesih, Pederin tasarısıdır. Tüm yerleşmiş episkoposların İsa Mesih’in görüşünde yer aldıkları gibi. Bu nedenle, episkoposunuzun görüşü ile uyum içinde yaşamanız gerekir. Zaten yaptığınız da budur. Haklı bir üne sahip, Tanrı’ya layık ruhbanlarınız, gitarın telleri gibi birbiriyle uyum içindedir. Böylece, duygu birliği ve sevgi ahengi içinde İsa Mesih’in övgüsünü okuyorsunuz. Her biriniz bir koro oluşturuyorsunuz, birliğin ahengi içinde, birlik içinde Tanrı’nın güftesini benimseyerek, tek bir sesle, İsa Mesih aracılığı ile Peder’e övgü okuyabilmeniz için.

 

O zaman Peder size kulak verecek ve yaptığınız iyi şeyler yüzünden sizleri Oğlu’nun uzuvları olarak tanıyacaktır. Bu nedenle Tanrı’ya her zaman paydaş olmak için kusursuz bir birlik kurmanızda fayda vardır.

 

Ben bile çok kısa bir zamanda episkoposunuzla, beşeri yönü olmayan, sadece tinsel bu denli bir yakınlık kurabildimse, ne mutlu ona böylesine bağlı olabilen sizlere! Kilise’nin İsa’ya, İsa’nın Pedere bağlılığının timsali bir bağlılık bu, şöyle ki her şey birlik içinde ahenk buluyor. Kimse yanılgıya kapılmasın. Her kim mabedin dışında kalırsa, kendini Tanrı ekmeğinden mahrum eder. İki inanan bir araya geldiğinde, duaları böylesine etkin olabiliyorsa, episkoposla tüm Kilisenin duasına ne demeli!

 

 

 

(İgnatius [Antakya’ lı], Efeslilere Mektup, 13-18,1)

 

Olağan 2. Pazartesi.

 

İman ve sevgi yolu ile İsa’yla birleşmek.

 

Tanrı’ya şükretmek ve O’na övgü okumak için daha sık bir araya gelmeye özen gösteriniz, çünkü sıkça bir araya geldiğinizde Şeytan’ın gücü ezilir ve imanınızın birliği onun ölüm eserini yok eder. Barıştan üstün hiçbir şey yoktur. 0 havada ve yeryüzünde düşmanlarla savaşımızı ortadan kaldırır. Hayatın ilkesi ve ulaşabileceği en yüksek nokta olan İsa’ya iman ve sevgiyi içinizde taşırsanız bu söylediklerimin hiçbiri size yabancı gelmez: ilke imandır, ulaşabileceği en yüksek mertebe ise sevgi. İlke ile bu yetkinliğin bir araya gelme noktası ise Tanrı’dır ve geri kalanı ondan kaynaklanarak kusursuz bir doğrulukta ifadesini bulur. Her kim inanırsa günah işlemez. Her kim severse, kin duymaz. Ağaç meyvelerinden belli olur. Çünkü önemli olan, şimdi sözü meydanlarda okumak değil, sonuna dek iman dinamiğinde kalmaktır. Sessiz kalmak ve varolmak, konuşup varolmamaktan evladır. Kişi dediğini eylemlerinde uygularsa, öğretimi faydalıdır. Demek oluyor ki tek Hoca vardır, 0 konuşan ve dediği gerçekleşendir. Ve sessizlik içinde yaptıkları Pederine layık işlerdir. İsa’nın sözünü kalbinde taşıyan, gerçekten onun sessizliğini de işitir. Böylece konuşarak etkin olmak ve susarak kendini tanıtmak yolunda kemale ulaşır.

 

Rabden hiçbir şey gizlenmez O, sırlarımızı bile bilir. 0 halde, her ne yaparsak, O’nun içimizde yaşadığını düşünerek yapalım, biz O’nun mabetleriyiz ve O, Tanrı’mız, içimizdedir, gerçekten içimizde ve O’nu gerçekten seversek, kendini bize belli edecek. Yanılgıya düşmeyelim, kardeşlerim. Aileleri bozanlar, Tanrı mülkünün varisleri olmayacaklardır. Bedenen günah işleyenler öldürüldüğüne göre, sapık bir öğreti ile, İsa Mesih’in uğrunda çarmıha gerildiği imanını bozanlara ne demeli! Kendini böylece kirleten, sönmeyen ateşin kurbanı olacak. Ona kulak asan da keza. Rabbin başına sürülen kutsal yağ, Kilise’sine bir bozulmazlık havası estirmesini amaçlıyordu. 0 halde, kötülüğü yayan şer güçlerinin doktrinine kapılmayın, tutsaklar gibi, size sunulan yaşamdan uzaklara sürüklemesin sizi. Tanrı bilincine, yani İsa Mesih’e kollarımızı açarak, hepinizin bilgeye ulaşamaması için bir neden var mı? Rabbin bize sunduğu nimeti ters çevirerek neden delicesine mahvolalım? Ruhum çarmıha teslim ediyor kendini. Bu çarmıh inanmayanlar için bir sürçme taşıdır, bizim için ise kurtuluş ve ebedi hayat.

 

 

 

(İgnatius [Antakya’ Iı], Magnesya ’Iılara Mektup, 1,1-5,1)

 

Olağan 16. Pazar.

Episkopos ile birlik içinde, gerçek Hıristiyan olmak.

 

İgnatius, diğer adı ile Theophoros (Tanrı’yı taşıyan) tarafından İsa Mesih aracılığı ile Pederin inayetiyle kutsanan Kiliseye. Menderes kıyılarındaki Manisa Kilise’sini onun adına selamlıyor, ona Peder Tanrı ve İsa Mesih’te sonsuz mutluluklar diliyorum.

 

Birbirinize beslediğiniz sevginin Tanrı tasarısına tamamen uygun olduğunu işittiğim için, bunun bana verdiği mutlulukla sizlere İsa Mesih’e beslediğim iman içinde hitap etmek istedim. Taşıdığım zincirlere karşın Tanrı ihtişamına uygun bir adla onurlandırılmış bulunduğumdan, Kiliselerin övgüsünü okuyorum, ebedi hayatımızın İsa Mesih’in tenine ve ruhuna bağlı kalmalarını diliyorum. Her şeyin üstünde olan iman ve muhabbette birlik olmalarını diliyorum. En önemli tüm saldırılarına karşı koyup onlardan kurtulduktan sonra, Onun sayesinde rahipler Bassus ve Apollonius, yardımcısı diyakoz Zotion’ un aracılığı ile sizi görmek şerefine nail olduğum için, onun yanımda bulunmasını arzu ediyorum, çünkü o Tanrı’nın inayetiymiş gibi episkoposa, İsa Mesih’in töresiymiş gibi de ruhban topluluğuna itaat etmektedir.

 

Episkoposunuzun gençliğini istismar etmemeniz gerekir. Aksine, Peder Tanrı’nın kudreti uğruna ona elinizden gelen saygıyı gösteriniz. Çünkü saygıdeğer rahiplerinizin episkoposun genç yaşından faydalanmadıklarını biliyorum. Tanrısal ihtiyatın yönlendirdiği kişiler olarak ona tabi olmaktadırlar, daha doğrusu, ona değil, cemaatin episkoposu ve koruyucusuna, İsa Mesih’in babasına. Bizi sevmiş olan bu Peder’e hürmet olarak hiçbir art düşünce taşımadan itaat gerekir. Çünkü kişi bir şeyi gizlediğinde, gözle görünen episkoposu değil, gözlere gizli kalan episkoposu yanıltmaya yeltenir. Bu tür bir davranışın muhatabı insan değil, gizlileri bilen Tanrı’dır.

 

Bu nedenle Hıristiyan adını taşımak yetmez, Hıristiyan olmak gerekir. Bazıları episkoposun adını ağzından düşürmez, ama her şeyi o yokmuş gibi yapar. Bu insanların vicdanının müsterih olacağını sanmıyorum, çünkü toplulukları meşru olmadığı gibi Tanrı buyruğuna da uygun değildir. Çünkü her şeyin bir sonu vardır ve işte önümüzde ölüm ve hayat ve herkes ait olduğu yere gitmelidir. Bunun için de iki akçe vardır; Tanrı akçesi ve dünya akçesi ve her biri kendine özgü bir işaret taşır. İnanmayanlar bu dünyanın işaretini, sevgi içinde olan inananlar ise İsa Mesih aracılığı ile Peder Tanrı’nınkini taşır. İsa Mesih inayeti ile, cefasına paydaş olmak için özgürce ölmeye karar vermezsek, O’nun hayatını içimizde taşımayız.

 

 

 

(İgnatius [Antakya’ Iı], Magnesya’ lılara Mektup, 6,1.9,2)

 

Olağan 16. Pazartesi.

 

Sevgi içinde tek bir dua, tek bir umut.

 

Yukarıda sözünü ettiğim şahıslara (episkoposunuz Damas, rahipleriniz Bassus ve Apollonius, diyakoz Zotion) tüm cemaatinizi iman içinde kucaklayıp sevdiğime göre, sizden bir ricam var: her ne yaparsanız, Tanrısal bir dirlik içinde, Tanrı’nın yerini tutan episkoposun, Havariler meclisinin yerini tutan rahiplerin ve kalbimde çok büyük yer tutan diyakozların idaresinde yapın. Bu diyakozlar, çağlar başlamadan önce Peder’in yanında olan, çağlar bittiğinde kendini belli eden İsa Mesih’e hizmetle görevlendirilmiştir. 0 halde, hepiniz Tanrı buyruklarına uygun bir yaşam tarzı benimseyin, birbirimize saygı gösterin, hiç kimse benzerine şehvet gözü ile bakmasın, aksine birbirinizi İsa Mesih’te seviniz. Aranızda hiçbir nifak olmasın, episkoposa ve ebedi hayatı yansıtıp öğretmek üzere başınızda bulunanlara itaat ediniz.

 

Rab, Peder ile Bir’dir. O, Peder dışında, ne kendi öz iradesiyle, ne Havarilerin aracılığı ile, hiçbir şey yapmadı. Siz de aynı şekilde, episkopos ve ruhbanlar dışında hiçbir girişimde bulunmayın. Özel eylemlerinizi makul göstermeye çalışmayın, her şeyin üstünde olan tek bir İsa Mesih. Hepiniz bir arada tek bir Tanrı mabedi oluşturmak için yarışınız, tek bir sunak etrafında, tek Peder’den neşet eden, tek Peder’in yanında olan ve tekrar ona dönen tek İsa Mesih’te.

 

Yabancı doktrinlerin, faydasız eski masalların sizi yanıltmasına müsaade etmeyin, çünkü hala Yahudi Töresine göre yaşamaya devam edersek, inayete kucak açmadığımızı ikrar etmiş oluruz. Tanrı inayeti esin verdi, inanmayanları Tanrı’nın tek olduğuna ikna etmeleri için, bu tek Tanrı’nın, sessizlikten çıkan Kelamı, Oğlu İsa Mesih’te zuhur ettiğini, İsa Mesih’in her yerde Onu gönderenin rızasını kazanacak şekilde davrandığını onlara anlatmaları için. Eski düzen içinde yaşayanlar Sebt günü yerine, varlığı ve ölümü ile hayatımızı yeşerten Rab gününü kutsal sayarak yeni umuda açıldılar. (Bazıları imanımızın temeli olan bu Kurtuluş Sırrını yadsımaktadır. Tek Rabbimiz İsa Mesih’in şakirtleri olarak tanınmak için biz bu hususta diretiyoruz). Kutsal Ruh’un esini ile Onun şakirtleri olan bizzat Peygamberler bile O’nu Rableri olarak beklediklerine göre, biz O olmaksızın nasıl yaşayabiliriz? Bu nedenle Onu hakkaniyet içinde yaşayarak bekleyenleri O ölülerden diriltti.

 

 

 

(İgnatius [Antakya’ lı], Magnesya’ lılara Mektup)

 

Olağan 16, Salı

 

Mesih’i içimizde taşıyarak.

 

Mesih’in merhametine duyarsız olmayalım, çünkü O da bizim gibi davransaydı mahvolurduk. Hıristiyanlığa yaraşır şekilde yaşamayı öğrenmek için onun şakirtleri olalım, çünkü kendine bundan başka bir ad veren Tanrı’ya ait değildir. Bu nedenle eskimiş, ekşimiş, bozuk mayayı atınız, yeni mayaya, yani, İsa Mesih’te tuz olunuz ki, içinizden kimse kokuşmasın, çünkü onun kokusu sizi suçlayacaktır.

 

İsa Mesih’ten söz etmek, ama Yahudi gibi yaşamakta bir tutarsızlık vardır. Yahudiliğe inanan Hıristiyanlık değildir, aksine Yahudilik Hıristiyanlığa inandı ve Hıristiyanlık Tanrı’ya inananların tümünü birleştirdi.

 

Bunları sizlere yazmamın nedeni, içinizden bazıların bu durumda olduğunu öğrenmiş olmam değildir, sevgili kardeşlerim. Ancak, astınız olmakla birlikte sizi uyarmak istiyorum: övüngenlik tuzağına düşmeyin. Aksine, Pontius Pilatus devrinde olagelen doğum, cefa ve dirilişin gerçeğinden emin olunuz. Bunlar hakikaten ve hiçbir kuşkuya meydan vermeyecek şekilde umudumuz İsa Mesih tarafından gerçekleştirildi. Hiçbiriniz hiçbir zaman bundan şaşmasın. Ben, buna layık görülürsem, her şeyde sizinle bir olmak isterim.

 

Evet, zincire vurulmuş bulunuyorum, ama yine de özgür olan sizlerden hiçbiriyle kıyaslanamam. Bununla böbürlenmediğinizi biliyorum, çünkü İsa Mesih’i içinizde taşıyorsunuz. Dahası, sizi övdüğüm zaman, yüzünüzün kızardığını biliyorum. Kitabın da dediği gibi: Adil, kendi öz suçlayıcısıdır.

 

O halde, Rabbin ve Havarilerin öğretilerinde güçlenmeye özen gösterin ki her şeyde başarı sizin olsun, bedenen ve zihnen, imanda ve sevgide, Peder, Oğul Ve Kutsal Ruh’ta, başlangıçta ve bitişte, bu denli liyakar episkoposunuzla, bu denli değerli ruhbanlarınız ve aziz diyakozlarınızla. Episkoposunuza itaatli olun, birbirimize itaatli olun, İsa Mesih’in İnsan olmasında Peder’e itaatli olduğu gibi, Havarilerin Mesih’e, Peder’e ve Ruh’a itaatli olduğu gibi. Böylece birlik hem tensel, hem tinsel olsun.

 

Tanrı ile dolup taştığınızı bildiğim için size kısaca hitap ettim. Dualarınızda beni anınız ki Tanrı’ya erişeyim. İsmini taşımaya layık olmadığım Suriye Kilise’sini de dualarınızda anınız, çünkü Tanrı’da buluşan dualarınıza ve muhabbetinize ihtiyacım var. Kilisenizin duaları sayesinde Suriye Kilisesi inayetin nimetine ulaşsın.

 

Size bu mektubu yazdığım İzmir’den Efesliler topluluğunun selamlarını gönderiyorum. Onlar Tanrı’ya şükretmeye geldiler. Sizin gibi onlar da İzmir episkoposu Polikarpos ile birlikte bana destek oldular. Diğer Kiliseler de sizleri İsa Mesih şerefine selamlıyor. Tanrı ile birlik içinde, bizleri yüzüstü bırakmayan Ruh’a, İsa’ya malik olarak esen kalın!

 

 

 

(İgnatius [Antakya’ lı], Filadelfiya’ lılara Mektup, 1,1-2,1)

 

Olağan 27, Perşembe

 

Tek bir episkopos, tek bir Efkaristiya.

 

İgnatius, diğer adi ile Theophoros (Tanrıyı taşıyan) dan Küçük Asya’da Filadelfia’ da Peder Tanrı ve İsa Mesih’in Kilise’sine.

 

Bu Kilise Tanrı’nın merhametine nail oldu ve O’nun lütfu ile dirliğini pekiştirdi. Rabbin cefasına sevgi ile bağlı kalarak, sonsuz merhameti sayesinde dirilişinin sarsılmaz inancını taşıyor. Bu Kilise’yi Mesih İsa’nın kanı ile selamlıyorum. Bu Kilise benim ebedi ve sürekli kıvancımdır, özellikle bireyleri episkoposa, rahiplerine ve ona refakat eden diyakozlara bağlı kaldıkça. Bunlar İsa Mesih’in tasarısına uygun şekilde tayin edilmiş olup, O’nun iradesiyle, O’nu Kutsal Ruh’unca güçlendirilmiş ve desteklenmiştir. Biliyorum, bu Filadelfia episkoposu topluma hizmet görevini ne kendi gücü ile, ne insanlardan, ne de boş bir şöhrete dayanarak elde etmiştir. Bu görevi ona Peder Tanrı’nın ve İsa Mesih’in lütfu verdi. Duruluğu beni hayretler içinde bırakıyor; sükuneti sayesinde boş laf edenlerden daha güçlüdür. Gitarının telleri ile uyum içinde dolduğu gibi o da Tanrı yasası ile uyum içindedir. Bu nedenle, Tanrı’ya karşı beslediği, necip ve mükemmel olduğunu bildiğim duygulardan, Tanrısal duruluğu akseden sarsılmazlığı ve tatlılığından dolayı onu kutluyorum.

 

Bu nedenle gerçek aydınlığın çocukları olan sizler, nifaktan, sapık doktrinlerden sakınınız: çobanınız nerede olursa, madem ki onun kuzularısınız, onu izleyiniz. Tanrı’ya ve İsa Mesih’e ait olanlar, episkoposla beraberdir. Pişman olup birliğe dönecek olanlar da, İsa Mesih’le yaşamak üzere Tanrı’ya ait olacaklardır. Sakın aldanmayın, kardeşlerim; her kim bir bölücünün peşine takılırsa, Tanrı mülkünün varisi olmayacaktır. Yabancı doktrine ayak uyduran, Mesih’in cefası ile uyum içinde olamaz.

 

Bu nedenle tek bir Efkaristiya’ ya katılmaya özen gösteriniz, çünkü İsa Mesih’imizin teni tektir ve bizi kanıyla birleştirmek için de tek bir kupa vardır, tek bir sunak ve tek bir episkopos, ruhbanlar ve hizmet arkadaşlarım diyakozlarla birlikte. Böylece, her ne yaparsanız, Tanrı uğruna yapınız. Size karşı sevgi ile dolup taşıyorum, kardeşlerim ve mutlulukların en büyüğü ile sizi güçlendirmeye çalışıyorum, aslında ben de değil, İsa Mesih. O’nun uğruna zincire vurulmuş olarak, henüz yetkinliğe ulaşmadığımı düşündükçe daha büyük bir korkuya kapılıyorum. Ama, İncil’in müjdelediği kurtuluşa, İsa Mesih’in teniymiş gibi sığınarak, Kilise’nin kendisiymiş gibi Havarilerin yanına sığınarak, merhametin bana bağışladığı mirasa erişebilmem için duanız beni Tanrı nezrinde yetkin kılacak.

 

 

(İgnatius [Antakya’ lı], Polikarpos’ a Mektup, 1,1-4,3)

 

Olağan 17, Cuma

 

Episkoposun görevi.

 

İgnatius, diğer adı ile Theophoros’ dan İzmir Kilise’si episkoposu Polikarpos’ a, daha doğrusu, Peder Tanrıyı ve İsa Mesih’i episkopos olarak tanıyan Polikarpos’ a: Tüm mutluluklar onun olsun.

 

Tanrı’ya karşı beslediğin, sarsılmaz bir kayaya oturtulmuşa benzer duygularını onaylayarak, bana aziz çehresini görmek lütfünü bağışladığı için Tanrı’ya şükrediyor, dostluğumuzun Tanrı’da daim olmasını diliyorum. Sana lütfedilen inayet uğruna bu yolda hızla ilerlemeni ve tüm kardeşlerin kurtarılması için onları uyarmanı rica ediyorum. Maddi ve manevi hiçbir yardımı esirgemeyerek episko­posluk görevinin hakkını ver: Birliğe özen göster, çünkü birlikten iyisi yoktur. Tüm kardeşlere tahammül et: Rabbin sana tahammül ettiği gibi, hepsine sevgi ile destek ol: şimdiye kadar yaptığın gibi. Sürekli dua et bilgede ilerlemeni dile, zihnini daima tetikte bulundurarak uyanık kal. Tanrı’nın yaptığı gibi herkesle özel olarak konuş. Kemale ermiş bir atlet gibi tüm kardeşlerinin sakatlıklarını üstlen. Zahmet nerede büyük olursa, fayda da orada büyük olur.

 

Sadece iyi şakirtleri seversen, minnete layık değilsin. Şefkatin özellikle en hasta olanları hedef almalı. Tüm yaralar aynı şekilde tedavi edilemez. Şiddetli nöbetleri su serperek dindir. Her şeyde yılan gibi esnek, güvercin gibi saf ol. Karşılaştığın kötülüğe tatlılıkla karşı koyabilmek için, hem tensel, hem tinsel olarak yaratıldın. Görülmeyen kötülüğe gelince, bunu görmeni dile ki senden bir şey kaçmasın ve tüm tinsel nimetleri ortaya dökmen mümkün olsun. Yaşadığımız günlerin sana ihtiyacı vardır, dümencinin müsait rüzgarı, fırtınaya kapılan insanın Tanrı’ya ulaşmak için limanı beklediği gibi. Sen bir Tanrı atleti gibi kanaatkar ol: ödülün ölümsüzlük ve ebedi hayat olacaktır. Bunu sen de biliyorsun. Ben senin için her bakımdan, sevdiğin bu bağlar içinde, bir günah ödeyici kurbanım.

 

İnanılır bir görüntüye bürünerek başka bir doktrin yayanlardan korkma. Çekiç darbelerine dayanan örs gibi sağlam ol. Darbelere yenik düşmemek büyük atletlere hastır. Özellikle Tanrı için her şeye tahammül etmen gerekir ki o da tahammül etsin. Daha ateşli ol. Çağların farklılığını değerlendirmesini bil. Çağların ötesinde, dışında, görünmez olan, ancak bizim için görünene dönüşene; dokunulmaz, acıdan etkilenmez, heyecansız olan, ama bizim için heyecanlanana ve her acıya katlanana umudunu bağla.

 

Dul kadınlar kederlerine terk edilmesin. Tanrı’dan sonra onlara ihtimam göstermek sana düşer. Senin fikrin sorulmadan hiçbir şey yapılmasın, sen de Tanrı’sız hiçbir şey yapma. Zaten yaptığın da budur. Bunda sebat et. Toplantılar sıklaşsın. Tüm kardeşleri ismen toplantılara çağır. Kadın olsun, erkek olsun, köleleri hor görme, ancak onlar da gururlanmasınlar; aksine, Tanrı şerefine, Tanrı’nın kendilerine daha uslu bir özgürlük bağışlaması için, daha iyi hizmet etsinler. İhtiraslarının yolunu aramasınlar.

 

 

 

(İgnatius [Antakya’ lı], Polikarpos’ a Mektup, 5,1-8,13)

 

Olağan 17, Cumartesi

Cemaatin hayatı.

 

Büyü ile ilgili meslekleri dışla, daha doğrusu dinsel öğütlerinle kına. Bacılarım kadınlara Rabbi sevmelerini, kocalarına bedenen ve zihnen sadık olmalarını öğütle. Keza kardeşlerime de İsa Mesih adına karılarını sevmelerini söyle, Rabbin Kilise’yi sevdiği gibi. Rabbin tenine hürmeten birisi iffet içinde yaşayabiliyorsa, bunu tevazu içinde yapsın. Bundan gurur duyacak olursa, bu onu mahveder. Kendini episkopostan üstün sayarsa, iffeti kokuşmuşluktur. Evlenecek erkek ve kadınlar bu evliliği episkoposun onayı ile gerçekleştirmeli ki şehvete değil, Rabbe uygun olsun. Her ne yaparsanız Tanrı’nın şan ve şerefine yapın. Siz episkoposunuza bağlı olun ki Tanrı da size bağlı olsun. Bana gelince, ben hayatımı episkoposa tabi olanlara, rahiplere ve diyakozlara adıyorum. Onlarla birlikte tanrısal hayata katılabilmem için dua ediyorum. Birlikte çalışın ve birlikte savaşın, yarışı birlikte götürün. Birlikte acıya katlanın, uyuyun, uyanın, Tanrı’nın kahyaları (episkoposları), muavinleri (rahipler) ve hizmetkarları (diyakozlar) olarak. Kimin emrinde savaşıyorsanız, kimden maaş alıyorsanız, onun hoşuna gidecek şekilde hareket ediniz. Aranızda tek bir kaçak bulunmasın. Vaftiz kalkanınız, iman başlığınız, sevgi süngünüz, sebat zırhınız olsun. Maaşınızdan geri kalan yaptığınız hayırlı işlerdir. Onların sayesinde hak ettiğiniz meblağları alacaksınız. O halde birbirinize karşı sabırlı olun, şefkat gösterin, Tanrı’nın size yaptığı gibi. Sonuna dek sizinle birlikte olmayı ne kadar isterdim!

 

Bana anlatıldığı kadarıyla, Suriye Antakya’sındaki Kilise dualarınız sayesinde huzur içinde olduğuna göre, ben de Tanrı’ya teslimiyette daha büyük bir güven buluyorum, ancak çektiğim acılarla Tanrı’ya ulaşmam gerekir ki, diriliş şakirdiniz olduğum anlaşılsın. Size çok yakın olan, çok çalışkan ve Tanrı habercisi sayılabilecek bir kimseyi seçmek için bir genel toplantı düzenlemek gerekecek, aziz Polikarpos. Bu kimseyi Suriye’ye gitmekle görevlendir, orada Tanrı şerefine sizin etkin hayırseverliğinizi göstersin. Hıristiyan’ın kendi üzerinde bir otoritesi yoktur, ama Tanrı’nın emrindedir. İşte Tanrı’nın eseri bu olduğu gibi, böyle hareket ederseniz sizin eseriniz de bu olacaktır. Ben inayete güveniyorum ve Tanrı hizmeti için her iyi eyleme hazır olduğunuza inanıyorum. Hakikatin ateşli savunucusu olduğunuzu bildiğim için birkaç teşvik sözü ile yetindim.

 

Tanrı iradesine itaat etmek için acilen Troas’ tan Neapolis’ e gitmek üzere gemiye binmem gerektiğinden tüm Kilise’lere mektup yazamadım. Tanrı’nın düşüncesini bilen sen tüm Doğu Kilise’lerine yaz. Onlar da aynı şeyi yapsın: haberci gönderebilenler göndersin, diğerleri aracılarınla mektup göndersin. Böylece, layık olduğun veçhile, ebediyete kadar varolacak bir eserin şerefine nail olacaksınız.

 

Hepinizin Tanrımız İsa Mesih’te afiyette olmanızı ve onun yardımı ile birlik içinde ve Tanrı’nın episkoposluğu altında kalmanızı dilerim. Rabbimizde hepiniz sağlıcakla kalın!

 

 

 

(İgnatius [Antakya’ lı]. Roma’ lılara Mektup, 1,1-2,2)

 

Olağan 10,Pazar

 

Yaşamak benim için Mesih demektir.

 

İgnatius, diğer adı Theophoros (Tanrı’yı taşıyan), ulu Peder ve tek Oğlu İsa Mesih sayesinde merhamete kavuşan Kilise’ye, varolan her şeyi iradesiyle var eden Tanrı’mız İsa Mesih’e imanı ve sevgisi ile aydınlanan, Roma yöresini yönelten, Tanrı’ya layık, mutlu denmeye layık, dileklerinde başarılı olmaya layık, imanın duruluğu ile maruf, hayırsever, Mesih’in töresine malik, Peder’in adını taşıyan Kilise’ye.

 

Bu Kilise’yi Peder’in Oğlu İsa Mesih adına selamlıyorum. Ve de cismen ve zihnen tüm emirlere bağlı olan kardeşlere, Tanrı inayetine sonsuza dek mazhar olan, yabancı yanılgılardan durulanmış kardeşlere Tanrımız İsa Mesih’te katıksız ve sonsuz mutluluklar diliyorum.

 

Dualarım sayesinde, Tanrı’ya layık çehrelerinizi görmek lütfuna nail oldum. Bunu ısrarla dilemiştim. İsa Mesih’te zincirli olarak, sizleri selamlayabilmeyi umut ediyorum, eğer sonuna dek gitmeyi hak etmem Tanrı’nın iradesi ise. Bir engelle karşılaşmadan kaderime ulaşmam nasip olursa, bundan ümitliyim. Ancak şefkatinizin bana zarar vermesinden endişe ediyorum. Çünkü sizin için istediğinizi yapmak kolay. Ancak beni hareketlerimde serbest bırakmazsanız, Tanrı’ya erişmem güç olur. İnsanlara hoş görünmeye değil, Tanrı’ya hoş görünmeye çalışmanızı istiyorum. Siz bunu zaten yapıyorsunuz. Bana gelince, Tanrı’ya ulaşmanın böyle bir fırsatını bir daha elde etmeyeceğim ve siz de susmaktan daha iyi bir şey yapamayacaksınız. Hakkımda bir şey söylemezseniz ben Tanrı’nın olacağım, ama maddi hayatıma önem verirseniz yeni baştan bu acılardan vazgeçmem gerekecek. Bana yapabileceğiniz en güzel armağan, sunak henüz hazırken Tanrı’ya kurban edilmemdir. O zaman, sevgi birliği içinde, beni, yani Suriye episkoposunu, doğudan batıya götürdükten sonra, rahmetine kavuşturduğu için, İsa Mesih’te Peder’e şükran duaları okuyacaksınız. Tanrı’da yeniden doğmak için, O’ nunla birleşmem için, bu dünyadan ayrılarak sonuma yaklaşmam, benim hayrımadır.

 

 

 

(İgnatius [Antakya’ lı], Romalılara Mektup, 3,1-5,3)

 

Olağan 10, Pazartesi

 

Yaşıyorum, ama yaşayan ben değilim, Mesih bende yaşıyor.

 

Siz hiçbir zaman kimseyi kıskanmadınız ve insanları aydınlattınız. Ben ise öğretinizin gücünün daim kalmasını istiyorum. Benim için Tanrı’dan sadece iç ve dış güç dileyin ki sadece söze değil, iradeye de sahip olayım, sadece ismen değil, gerçekten Hıristiyan olayım. Gerçekten Hıristiyan olursam, artık dünya gözü ile görünmez hale geldiğimde, Hıristiyan olarak da tanınırım ve gerçek bir inanan olurum. Kendini açığa vuran hiçbir şey iyi değildir, Tanrı’mız İsa Mesih bile, Peder’in yanına döndükten sonra kendini daha fazla belli ediyor. Dünya Hıristiyanlıktan nefret ettiği zaman da, Hıristiyanlığın bir insan yapıtı olmadığı, tanrısal kudretin yapıtı olduğu belli oluyor.

 

Bana gelince, ben tüm Kilise’lere hitaben yazılar yazıyorum ve, siz buna mani olmadığınız takdirde, Tanrı için zevkle öleceğimi herkese söylüyorum. Yalvarıyorum size, bana karşı yersiz, yararıma olmayan bir merhamet göstermeyin. Bırakın, Tanrı’ya erişmeye araç olan hayvanların yemi olayım. Ben Tanrı’nın buğdayıyım ve Mesih’in katkısız ekmeği olarak tanımlanmam için hayvanların dişi beni öğütecek.

 

Aksine hayvanları yüreklendirin ki mezarım olsunlar, vücudumdan hiçbir şey arta kalmasın ve ölümümden sonra kimseye yük olmayayım. O zaman; dünya artık vücudumu bile görmediği zaman, ben İsa Mesih’in gerçek şakirdi olacağım.

 

Mesih’e benim için dua edin ki hayvanlar beni parçalarken Tanrı’ya sunulan bir kurbana dönüşeyim. Ben size Petrus ve Pavlus gibi emir vermiyorum. Onlar Havari idiler, ben ise bir mahkumum. Onlar özgürdüler, ben ise şimdiye dek bir köle. Ama cefaya katlanırsam İsa Mesih’te azat edileceğim ve O’nda özgür olarak dirileceğim. Şimdilerde zincire vurulmuş olarak hiçbir şeyi özlememeyi öğreniyorum.

 

Suriye’den Roma’ya hayvanlarla dövüşüyorum, karada ve denizde, gece gündüz, on tane parsa, yani bir asker müfrezesine karşı, zin­cirlerle bağlı olarak, Onlara iyilik yapıldıkça daha kötü oluyorlar. Onların kötü muameleleri sayesinde giderek daha şakirt olduğumu, şakirt olarak güçlendiğimi hissediyorum, ama bu, adilim anlamına gelmez. Benim için hazır tutulan hayvanlardan faydalanmak istiyorum ve işimi bir an önce bitirmelerini diliyorum. Bu hayvanlar bazılarına dokunmaya bile cesaret etmemişlerdir. Ama beni gecikmeden parçalamaları için ben onları yüreklendireceğim. Razı olmazlarsa da zor kullanacağım. Bağışlayın beni: ben bana gerekeni biliyorum. İşte şimdi bir şakirt olmaya başlıyorum. Görünen veya görünmeyen varlıklardan hiçbiri beni kıskanarak Mesih’e ulaşmama mani olmasın. Ateş işkencesi, çarmıh, hayvanlarla boğuşma, kamçılanma, parçalanma, doğranma, ezilme, şeytan icadı tüm işkenceler üstüme gelsin, yeter ki ben İsa Mesih’e ulaşayım!

 

 

(İgnatius [Antakya’ lı], Roma’ lılara Mektup, 4,1 -2;6,l-8,2)

 

17 Ekim, Aziz İgnatius Bayramı

 

Ben Tanrı’nın buğday tanesiyim.

 

Bana gelince, ben tüm Kilise’lere hitaben yazılar yazıyorum ve, siz buna mani olmadığınız takdirde, Tanrı için zevkle öleceğimi herkese söylüyorum. Yalvarıyorum size, bana karşı yersiz, bana yararı olmayan bir merhamet göstermeyiniz. Bırakın, Tanrı’ya erişmeye araç olan hayvanlara yem olayım. Ben Tanrı’nın buğdayıyım ve Mesih’in katkısız ekmeği olarak tanımlanmam için hayvanların dişi beni öğütecek. Mesih’e benim için dua edin ki hayvanlar beni parçalarken Tanrı’ya sunulan bir kurbana dönüşeyim.

 

Bu dünyanın ne zevkleri ne de mülkleri benim işime yarar. Tüm dünyaya hükmetmektense İsa Mesih’e kavuşmak benim için evladır. Ben onu arıyorum, bizim için ölen O’nu. O’nu özlüyorum, bizim için dirilen O’nu. Doğumum yaklaşıyor, bağışlayın beni, kardeşlerim, ama yaşamama mani olmayın, beni öldürmeye çabalamayın. Ben Tanrı’nın olmak istiyorum, beni dünyaya teslim etmeyin, maddi şeylerle yolumu şaşırmama neden olmayın. Bırakın, katkısız ışığa kavuşayım. O’na ulaştıktan sonra insan olacağım. Bırakın, Tanrı’mın cefasını öyküneyim. Tanrı’yı içinde taşıyan ne istediğimi anlar ve tedirginliğimin nedenini anlayarak bana acır.

 

Dünya hakimi şeytan beni izinle sürükleyerek Tanrı’ya karşı taşıdığım duyguların saflığını bozmak istiyor. İçinizden kimse ona destek vermesin. Aksine benim tarafımı tutun, Tanrı’nın tarafını. Dünyanın özlemini çekiyorsanız, İsa Mesih’ten söz etmeyin. Tutkuyu içinizde yaşatmayın. Yanınıza geldiğimde size yalvarırsam, bana inanmayın, şu anda yazdıklarıma inanın. Çünkü size hala hayatta iken, ama ölmeyi arzulayarak yazıyorum. Dünyevi arzum çarmıha gerildi, cismani şeyleri sevme arzusu, heyecanı kalmadı içimde, sadece yaşayan ve konuşan, ruhumun derinliklerinden şöyle seslenen bir su: "Peder’e gel!" Artık ne dünya yiyeceklerinden, ne dünya nimetlerinden hoşlanıyorum. Davud’ dan neşet eden İsa Mesih’in tenini, Tanrı’nın ekmeğini arzu ediyorum ve içki olarak ölümsüz sevgi olan kanını içmek istiyorum.

 

Bundan böyle insanlar gibi yaşamak istemiyorum. Siz isterseniz, bu gerçekleşecek. Bunu istemeniz için size yalvarıyorum ki sizin de Tanrı lütfuna erişmeniz mümkün olsun. Bunu sizden bu birkaç satırla diliyorum. İnanın bana: doğru söylediğimi İsa Mesih size gösterecek. 0, yalanı bilmeyen ağızdır. Peder O’nun ağzından tüm gerçeği ile konuştu. Dualarımın kabul edilmesini dileyin benim için. Cismani yete uyarak değil, Tanrı buyruğuna uyarak yazıyorum. Cefamı çekersem, bana iyilik etmiş olursunuz. Buna mani olmak bana kin beslemek olur.

 

 

 

(İgnatius [Antakya’ lı], Roma’ lılara Mektup, 6,1-93)

 

Olağan 10, Salı

 

Mesih’le birlikte, çarmıha gerildim.

 

Bu dünyanın ne zevkleri ne de mülkleri benim işime yarar. Tüm dünyaya hüküm etmektense İsa Mesih’e kavuşmak benim için evladır. Ben O’nu arıyorum, bizim için ölen O’nu. O’nu özlüyorum, bizim için dirilen O’nu. Doğumum yaklaşıyor, bağışlayın beni, kardeşlerim, ama yaşamama mani olmayın, beni öldürmeye çabalamayın. Ben Tanrı’nın olmak istiyorum, beni dünyaya teslim etmeyin, maddi şeylerle yolumu şaşırmama neden olmayın. Bırakın, katıksız ışığı kucaklayayım. Ona ulaştıktan sonra insan olacağım. Bırakın, Tanrı’nın cefasını öyküneyim. Tanrı’yı içinde taşıyan ne istediğimi anlar ve tedirginliğimin nedenini anlayarak bana acır.

 

Dünya hakimi şeytan beni sürükleyerek, Tanrı’ya karşı taşıdığım duyguların saflığını bozmak istiyor. İçinizden hiç kimse ona destek vermesin. Aksine, benim tarafımı tutun, Tanrı’nın tarafını. Dünyanın özlemini çekiyorsanız, İsa Mesih’ten söz etmeyin. Tutkuyu içinizde yaşatmayın. Yanınıza geldiğimde size yalvarırsam, bana inanmayın, şu anda yazdıklarımda inanın. Çünkü size hala hayatta iken, ama ölmeyi arzulayarak yazıyorum. Dünyevi arzum çarmıha gerildi, cismani şeyleri sevme arzusu, heyecanı kalmadı içimde, sadece yaşayan ve konuşan, ruhumun derinliklerinden şöyle seslenen bir su: "Peder’e gel!" Artık ne dünya yiyeceklerinden, ne dünya nimetlerinden hoşlanıyorum. Davud’ dan neşet eden İsa Mesih’in tenini, Tanrı ekmeğini arzu ediyorum ve içki olarak ölümsüz sevgi olan kanını içmek istiyorum.

 

Bundan böyle insanlar gibi yaşamak istemiyorum. Siz isterseniz, bu gerçekleşecek. Bunu istemeniz için size yalvarıyorum ki sizin de Tanrı lütfuna erişmeniz mümkün olsun. Bunu sizden bu birkaç satırla diliyorum. İnanın bana: doğru söylediğimi İsa Mesih size gösterecek. 0, yalanı bilmeyen ağızdır. Peder O’nun ağzından tüm gerçeği ile konuştu. Dualarımın kabul edilmesini dileyin benim için. Cismani yete uyarak değil, Tanrı buyruğuna uyarak yazıyorum. Cefamı çekersem, bana iyilik etmiş olursunuz. Buna mani olmak bana kin beslemek olur.

 

Duanızda Suriye Kilise’sini de anımsayın. Tanrı’dır, benim yerime, onun çobanı. Ona ancak İsa Mesih ve sizin muhabbetiniz episkoposluk edecektir. Bana gelince, episkoposlardan sayılmak beni mahcup ediyor, çünkü ben onların sonuncusu ve bir kavruk olarak buna layık değilim. Ancak tanrısal merhamet sayesinde Tanrı’ya ulaşırsam eğer, birisi olmak nimeti bağışlandı bana. Ruhum sizi selamlıyor. Beni bir yabancı olarak değil, İsa Mesih adına misafir eden Kiliseler de. Gerçekten, yolumun üzerinde bulunmayan Kiliseler bile kentten kente beni bekliyorlardı.

 

 

 

(İgnatius [Antakya’ lı], İzmir Cemaatine Mektup, 1-4,1)

 

Olağan 4, Pazar

 

İsa’ya, insan olmuş Tanrı’ya inanmak.

 

İgnatius, diğer adı Theophoros (Tanrı’ya taşıyan)dan, Peder Tanrı ve sevgili Oğlu İsa Mesih’in Kilise’sine; merhametin tüm nimetlerine nail olan, iman ve sevgi dolu, inayetin hiçbir lütfundan mahrum edilmeyen, Tanrı’nın çok sevdiği, azizlik yayan, Küçük Asya’da, İzmir’de yaşayan bu Kiliseye kusursuz bir bağlılıkla ve Tanrı kelamında tüm mutlulukları diliyorum.

 

Sizlere böylesine bir bilgelik bağışlayan Tanrı İsa Mesih’e şükürler ediyorum. Gerçekten, siz o denli ergin bir imana ulaştınız ki O’nu artık hiçbir şey yerinden oynatamaz; vücudunuzla ve zihninizle çarmıha gerilmiş Rabbimiz Mesih İsa gibisiniz; Mesih’in kanı sayesinde sevgide yapılanmış olarak, Rabbimizin gerçekten cismen Davud soyundan geldiğinden, Tanrı’nın iradesi ve gücü ile Tanrı Oğlu olduğundan, gerçekten bir bakireden doğduğundan, her türlü adaletin aracılığı ile yerini bulması için Yahya tarafından vaftiz edildiğinden, Pontius Pilatus ve Tetrarka Herodes zamanında gerçekten çarmıha gerildiğinden (yaşamımız, kutsal cefası sayesinde bunun meyvesidir), gelecek çağlara bayrak açmak için Yahudilikten ve paganlıktan gelen inananlarını ve azizlerini Kilisenin tek gövdesinde birleştirmek üzere dirildiğinden kesinlikle emin olduğunuzu görüyorum. Bu ızdıraplara kurtuluşumuzu sağlamak için, hep bizim için katlandı ve gerçekten cefa çektiği gibi gerçekten de dirildi.

 

Bana gelince, dirildikten sonra da ten içinde varlığını sürdürdüğüne ve halen de varolduğuna inanıyorum. Petrus’ la arkadaşlarının yanına geldiğinde onlara şöyle dedi: "Tutun, dokunun bana ve vücudu olmayan bir hayalet olmadığımı görün". Şakirtler ona dokundular, bedeni ile ve Ruh’u ile birleşerek inandılar. Bu nedenle de ölüme meydan okudular ve ölümden üstün olduklarını gösterdiler. Ve İsa, dirilişinden sonra, Peder’i ile tek bir Ruh’a dönmüş olmasına karşın, cismani bir varlık gibi onlarla birlikte yiyip içti.

 

İşte, çağrım budur, sevgili kardeşlerim, ve sizin de aynı şeyi düşündüğünüzü biliyorum.

 

 

 

(İgnatius [Antakya’ lı], Tralya’ lılara Mektup, 1,2-3,2; 4,1-2;7,ı-8,l).

 

Olağan 27, Salı

 

Kibirden kaçınmak ve yüz çevirmek.

 

İgnatius, diğer adı Teophoros (Tanrı’yı taşıyan)dan, İsa Mesih’in Babası Tanrı’nın sevdiği Kilise’ye, Küçük Asya’da Tralya’ da (Aydın) yaşayan, Tanrı’nın gözdesi, ona layık olarak, diriliş umudumuz İsa Mesih’in cefası sayesinde cismen ve ruhen huzur içinde yaşayan Kilise’ye: Bu Kilise’yi selamlıyor, ona Havariler yolunda bütünlük ve sonsuz esenlikler diliyorum.

 

Tanrı’nın ve İsa Mesih’in nasip ettiği gibi İzmir’e gelen episkoposunuz Polibios’ tan işittiğime göre, sabrınız sayesinde, sırf örf ve adet neticesi değil, duyduğunuz derin ihtiyaç sonucu, kusursuz ve sarsılmaz duygulara erişmiş bulunuyorsunuz. Episkoposunuz böylece, zincire vurulmuş olmama karşın, mutluluğumu paylaştı ve ben de, onun şahsında, hepinizi görebiliyorum. Bana karşı Tanrı’da beslediğiniz iyi duyguların kanıtını ondan aldığım için Tanrı’ya şükrediyorum. Çünkü Tanrı’nın izinden gittiğinizi gördüm ve bundan zaten emindim.

 

Episkoposunuza İsa Mesih’miş gibi itaat ettiğiniz zaman, insanların töresine uygun olarak değil, İsa Mesih töresine uygun olarak yaşadığınızı görüyorum. İsa Mesih sizin için öldü, ölüme inanarak ölümden kurtulmanız için. Bu nedenle, episkoposunuzu hiçbir zaman dışlamamanız, aksine, rahiplere de, umudumuz İsa Mesih’in Havarileriymiş gibi bağlı olmanız gerekir ki siz bunu zaten yapıyorsunuz. Böyle yaşarsak, O’nda varolacağız.

 

İsa Mesih’in sırlarına hizmet eden diyakozların da her alanda kabul görmesi gerek, çünkü onlar yiyecek ve içecek konusunda hizmet ediyor, Tanrı Kilise’sine hizmet ediyorlar. Bu nedenle kınamayı hak edecek davranışlardan ateşmiş gibi kaçınmaları gerekiyor.

 

Yine aynı şekilde, diyakozlara herkes İsa Mesih gibi saygı göstersin, Peder Tanrı’yı temsil eden episkopos’a, Tanrı’nın senatosu ve Havariler meclisi gibi rahiplere de. Onlar olmadan Kilise’den söz edilemez. Sizin de onlara karşı aynı duyguları beslediğinizden eminim. Episkoposunuzun şahsında muhabbetinizin bir kanıtını aldım ve onu içimde taşıyorum. Onun davranışı bir öğreti, yumuşaklığı ise bir güçtür.

 

Tanrı’da büyük düşünceler taşıyorum, ancak övüngenliğim mahvolmama neden olmasın diye kendime gem vuruyorum. Çünkü her zamandan çok şimdi endişe etmem ve kibrimi kamçılamak isteyenlerden kaçınmam gerekiyor. Çünkü bu tür söyleyenler bana işkence ediyorlar.

 

Ben elbette cefa çekmek istiyorum, ama buna layık olmadığımı biliyorum. Çünkü cefa çekme konusunda ne kadar sabırsız olduğumu halk görmüyor ve bana karşı tutumunu şiddetlendiriyor. Bu nedenle, dünya hakimini güçsüz bırakan yumuşaklığa gereksinmem var.

 

Bu nedenle sizi uyarıyorum ben değil de İsa Mesih’in merhameti uyarıyor. Hıristiyan gıdasından başka gıda almayın ve zararlı bitkilerden, yani Rafızilikten kaçının. Tanrımız İsa Mesih’in, episkopostan, Havarilerin öğretilerinden ayrılmazsanız, kibirden kaçınırsanız, bu yoldan yürümüş olursunuz. Mabedin içinde kalan saftır, dışında kalan saf değildir, yani episkopos, rahipler ve diyakozlar dışında hareket edenin vicdanı temiz değildir.

 

Sizin hakkınızda böyle bir şey duymuş değilim, ancak sizi çocuklarım olarak uyarıyorum.

 

 

 

(İgnatius [Antakya’ lı], Tralya’ lılara Mektup, 8,1-92; 11,1-133)

 

Olağan 27, Çarşamba

 

İnanda yeniden doğmak. Vücut Bulma gerçeğine inanmak.

 

Hoşgörü, munis bir sabır göstererek, Rabbin teni olan manda, İsa Mesih’in kanı olan sevgide yeni bir varlığa kavuşun, sevgili kardeşlerim. İçinizden kimse komşusuna kin beslemesin. Birkaç kendini bilmez yüzünden, paganların Tanrı cemaatine sövmelerine mahal vermeyin. Gerçekten de Kitap şöyle der: Vay düşüncesizliği nedeniyle ismime sövdürene!

 

Davud’ dan neşet eden, Meryem’in oğlu, gerçekten doğan, yiyip içen, gerçekten çarmıha gerilen, gökyüzünün, yeryüzünün ve öteki dünya yaratıklarının gözü önünde ölen, ancak ölüler arasından gerçekten dirilen İsa Mesih’ten başka şeylerden söz edenlere kulak asmayın. O’nu Peder’i diriltti ve bizi de, İsa Mesih gibi, imanımızın özü, tek gerçek yaşamımız olan İsa Mesih’te diriltecek olan O’dur. Rafıziliğin asalak ve zehirli bitkilerinden sakınınız: onlar ölümcül bir meyve verir ve onu yiyen de derhal ölür. Bu insanlar Pederin diktiği bir ağaç değildir. Eğer böyle olsalardı, Çarmıh ağacının dalları gibi görünürlerdi ve meyveleri daim olurdu. İsa Mesih, cefasında, uzuvları olan sizleri bu Çarmıh sayesinde çağırıyor. Uzuvlar olmadan baş dünyaya gelmez ve birliğin kendisi olan Tanrı bize bu birliği vaat ediyor.

 

Benimle burada bulunan, bana bedenen ve ruhen her şeyde destek olan Tanrı Kilise’leri temsilcileri ile birlikte size İzmir’den selam gönderiyorum. Tanrı’ya ulaşmak için dua etmekle beraber, Mesih uğruna her yerde taşıdığım bu zincirlerin suyu hürmetine size yalvarıyorum: dirlikte ve müşterek duada sebat ediniz. Çünkü her birinizin, özellikle de rahiplerin, İsa Mesih’in Babasına ve Havarilere hürmeten, episkoposunuza destek olması gerekiyor.

 

Bu mektubumun aleyhinize tanıklık etmemesi için beni hoşgörü ile dinlemenizi diliyorum. Benim için de dua edin. Tanrı merhametinde sevginize ihtiyacım var, elde etmek üzere olduğum mirastan hissemi almaya layık olmam için, bundan uzak tutulmamam için buna ihtiyacım var. İzmirlilerin ve Efeslilerin muhabbeti size selamlıyor. Suriye’deki Kilise’yi dualarınızda anımsayın. O Kilise’ye mensup inananların en sonuncusu olduğum için onun adını taşımaya layık değilim. İsa Mesih’te esen kalın, Episkoposa, Rabbin buyruğu gibi itaat edin, rahiplerin topluluğuna da. Her biriniz birbirini tüm kalbiyle sevsin!

 

Ruhum kendini size kurban ediyor, sadece şimdi değil, Tanrı’ya ulaşacağım zaman da. Ben henüz tehlikedeyim, ancak Peder, İsa Mesih’te benim ve sizin duanızı işitmekte kusur etmez. Siz de O’nda kusursuz olun!

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Suzie

POLİKARPOS

 

(+ 155)

 

Polikarpos büyük olasılıkla, İncil yazarı Yuhanna’ nın öğrencisidir. İzmir (Türkiye) episkoposuydu. İzmir tiyatrosunda halkın önünde bir odun yığını üzerinde yakılarak öldürüldü. Ölürken, şehit edilmeye layık görülmüş olduğu için Rabbe şükretti. 23 Şubat 155 yılı şehit edildi.

 

 

 

(Polikarpos, Filipili’ lere Mektubundan, 1, 1-2,3)

 

Olağan 26. Pazar

 

Tanrı’ya imanda ve sevgide hizmet etmek.

 

Polikarpos ve yanındaki rahiplerden, Filipi’ de gurbetteymiş gibi yaşayan Kilise’ye: her şeye kadir olan Tanrı ve Kurtarıcımız İsa Mesih sizlere merhamet ve barış ihsan eylesin.

 

Gerçek sevginin timsali olan şahitlere kucak açtığınızda, azizlere layık olan zincirlere -bu zincirler ki Tanrımız ve Rabbimizin gerçekten geçtikleri için bir baş tacı gibidir - vurulanlara gerektiği gibi eşlik ettiğinizde, mutluluğunuza Rabbimiz İsa Mesih’te ben de gönülden katıldım. Eskiden beri bilinen imanınızın güçlü kökünün de bugüne dek sağlam kalmasına ve İsa Mesih’te meyve vermesine sevindim. O İsa Mesih ki günahlarımız yüzünden ölümle kucaklaştı. Tanrı’nın, ölümün acılarına son vererek dirilttiği İsa Mesih. Henüz görmediğiniz, sözlerle anlatılamayan, çehrenizi nurlandıran, birçoğunun özlemi olan bir mutlulukla iman ettiğiniz Mesih. Çünkü biliyorsunuz, inayet sayesinde kurtuldunuz, eylemleriniz sayesinde değil, İsa Mesih aracılığı ile Tanrı’nın rızası sayesinde. Bu nedenle, eyleme hazırlanınız ve Tanrı’ya züht içinde ve gerçekten hizmet ediniz. Topluluğun boş lafları ve yanılgılarından uzak durun. Rabbimiz İsa Mesih’i ölülerden diriltene, ona şan ve şeref verene, sağ kolunda bir taht ihsan edene inanın. Göklerde ve yeryüzünde her şey ona tabidir. Her nefes alan varlık ona tapar. O dirileri ve ölüleri yargılamak üzere gelecek ve Tanrı O’na inanmayı reddedenlerden O’nun kanının hesabını soracak.

 

İstediğini yaparsak, buyruklarına uyarsak, onun sevdiğini seversek, her türlü haksızlıktan, açgözlülükten, para sevdasından, dedikodu­culuktan, yalancı tanıklıktan kaçınırsak, kötülüğe kötülükle, hakarete hakaretle, darbeye darbeyle, bedduaya bedduayla karşılık ver­mezsek, O’nu dirilten, bizi de diriltecek, Rabbin öğretisini anımsayalım: yargılanmak istemezseniz, yargılamayın. Bağışlayın ki bağışlanasınız. Merhamet edin ki merhamet edilsin. Kullandığınız ölçü size uygulanacaktır. Ayrıca şu sözleri de hatırlayın: Ne mutlu yoksullara ve adalet uğruna ezilenlere. Tanrı mülkü onlarındır.

 

 

 

(Polikarpos, Filipililere Mektup, 3,1-5,2)

 

Olağan 26, Pazartesi.

 

Hıristiyan ülküsü.

 

Size adalet hakkında yazı yazmaya kendiliğimden karar vermiş değilim, kardeşlerim, bunu önce siz benden istediniz. Kaldı ki ne ben, ne de bir başkası bilgede aziz ve şanlı Pavlus ile ölçüşemez. O, aranızda olduğu sürece ve çağdaşları ile yüz yüze konuşurken, gerçeği kesin ve güçlü bir ifade ile öğretti. Yanınızdan ayrıldıktan sonra da size bir mektup yazdı. Bunu incelerseniz, size ihsan edilen imanda ilerlemeniz mümkün olur. Bu iman hepinizin anasıdır, onu umut izler, Tanrı, İsa ve insan sevgisi ise önünden gider. Bu erdemlere uygun olarak yaşayan, kişinin doğru olmasını sağlayan buyruğu yerine getirir.

 

Tüm kötülüklerin kaynağında para sevdası vardır. O halde, bu dünyaya gelirken hiçbir şey getirmediğimizin, giderken de hiçbir şey götüremeyeceğimizin bilincinde olarak, adaletin silahlarını kuşanalım ve her şeyden önce Rabbin buyruğuna uymayı öğrenelim. İkinci olarak da karılarınıza, kendilerine öğretilen imanda, sevgide, saflıkta yaşamayı öğretiniz; kocalarına sadakatle bağlı olsunlar, herkesi eşit şekilde, kusursuz bir iffetle sevsinler, çocuklarını Tanrı saygısı içinde yetiştirsinler. Dul kadınlara Tanrı’ya iman etmenin bağışladığı bilgelikle yaşamayı öğretelim; onlar daima herkes için dua etsin, her tür iftira, dedikodu, yalancı tanıklıktan, para sevdasından, her tür kötülükten uzak dursun. Kendilerinin Tanrı sunağı olduklarını ve Tanrı’nın her şeyi titizlikle incelediğini bilmeleri gerekir. Ne düşüncelerimiz, ne duygularımız, ne de kalbimizin sırları ondan gizli kalır.

 

O halde, Tanrı ile alay edilmediğini bildiğimize göre, buyruklarına ve şanına layık şekilde yaşamamız gerekiyor.

 

Keza diyakozlar da O’nun adaleti önünde kusursuz olsunlar, çünkü insanların değil, Tanrı’nın ve Mesih’in hizmetkarlarıdırlar. Ne müf­teri, ne ikiyüzlü, ne para düşkünü olsunlar. Her şeyde nefislerine egemen, merhametli, etkin olsunlar, kendini diyakoz, yani herkesin hizmetkarı yapan Tanrı’ya layık şekilde hareket etsinler. Onu bu dünyada hoşnut edersek, bize karşılığında gelecek dünyayı ihsan edecektir. 0 bize, bizi gerçekten ölülerden diriltmeyi ve, O’na layık davranırsak, mülküne paydaş etmeyi vaat etti, yeter ki inanan olalım.

 

 

 

(Polikarpos, Filipililere Mektubundan, 6-8,2)

 

Olağan 26. Salı

 

Rahiplere çağrı: Mesih’i örnek edinelim.

 

Rahipler herkese karşı merhametli, bağışlayıcı olsun, yanılgıları düzeltsinler, hastaları ziyaret etsinler, dulu, yetimi yüzüstü bırakmayarak, Tanrı ve insanlar huzurunda daima iyilik yapmaya özen göstersinler; hiddetten, taraf tutmadan, haksız yargıdan kesinlikle kaçsınlar, para sevdasından her ne pahasına olursa olsun uzak dursunlar, kötülüğe inanmada aceleci olmasınlar, yargıları acımasız olmasın, günah konusunda hepimizin kusuru olduğunu unutmasınlar.

 

Tanrı’ya bizi bağışlaması için dua ediyorsak, biz de bağışlamalıyız, çünkü Tanrı’mızın ve Rabbimizin gözleri önünde bulunuyoruz ve hepimiz Mesih’in mahkemesine çıkacağız, herkes yaptıklarının hesabını verecek. Bu nedenle O’na huşu ve saygı ile hizmet edelim, bizzat kendisinin emrettiği gibi, bize İncil’i müjdeleyen Havariler ve Rabbin geleceğini önceden bildiren Peygamberler gibi. İyiliğin ateşli yandaşları olalım, sürçmelere neden olacak davranışlardan, yalancı kardeşlerden ve Rabbin ismini sahte olarak taşıyarak. düşüncesiz kimseleri yanıltanlardan kaçınalım.

 

Zira İsa Mesih’in vücut alarak geldiğini beyan etmeyen her kimse Mesih’e karşıdır, Çarmıha tanıklık etmeyen kimse Şeytana aittir. Tanrı sözlerini kendi öz dileklerine göre çarpıtan. dirilişin ve yargının olmadığını ileri süren Şeytanın ilk çocuğudur. O halde halk arasında varolan yanılgıları ve yanlış doktrinleri terk edelim, başından beri bize verilen öğretiye dönelim: ibadet edebilmek için yetingen olalım. Oruçta sebat edelim. Dualarımızda, herkesi gören Tanrı’dan bizi deneyime tabi tutmasını dileyelim, çünkü Rab şöyle der: Ruh istekli, ten ise zaafla malumdur.

 

O halde umudumuz ve adaletimizin teminatı olan İsa Mesih’e sıkı sıkıya bağlı kalalım, çünkü o bedeninde kusurlarımızı Çarmıh’ın ağacına taşıdı. hiçbir günah işlemeyen, hiçbir yalan söylemeyen O; ancak bizim için, Onda yaşamamız için her şeye tahammül etti. Biz de tahammülünü örnek edinelim ve Onun uğruna acı çekersek. Ona şükredelim. Çünkü bize verdiği örnek budur ve biz buna inandık.

 

 

 

(Polikarpos. Filipililere Mektubundan, 9-11)

 

Olağan 26. Çarşamba

 

Sebata çağrı.

 

Hepinizi adalet sözüne uymaya ve tam bir sabırda sebat etmeye davet ediyorum. Bu kusursuz sabrı gözlerinizle gördünüz, sadece mutlu İgnatius, Zosimus ve Rufus’ da değil, yanınızda bulunan başkalarında ve keza Pavlus ve Havariler’ de de. Şundan emin olunuz, onlar boşuna yarışmadılar, iman ve adalet için yarıştılar ve şimdi hakkettikleri yerde bulunuyorlar, Cefasını paylaştıkları Rabbin yanında. Onlar bu dünyayı değil, bizim için Ölen’ i ve Tanrı’nın uğrumuza dirilttiğini sevdiler.

 

O halde bu imanda sebat ediniz ve Rabbin örneğini izleyiniz, sarsılmaz bir imanla, kardeşlerinizi, birbirinizi kollayarak, kimseyi hakir görmeyerek yapabileceğiniz iyiliği gecikmeden yapın. Çünkü sadaka ölümden kurtarır. Birbirinize tabi olun, putperestlerin ortasında örnek bir davranış sergileyin ki hayırlı işleriniz övgüye değer görünsün ve sizin yüzünüzden Rabbe lanet okunmasın. Vay Tanrı adına lanet ettirene! Yaşamınıza hakim olan ölçülüğü herkese öğretin.

 

Aranızda bir süre rahip olarak bulunan Valens’ in kendine verilen görevi kötüye kullanmış olmasına çok üzüldüm. Para sevdasından kaçınma, iffetli ve açık yürekli olma konusunda sizleri tekrar uyarıyorum. Kötü olan her şeyden kaçının. Bu konuda kendi kendine yön veremeyen başkasına nasıl örnek olur? Para sevdasından kaçınmayan, putperestlik lekesini taşır ve Rabbin yargısından habersiz olan paganlarca yargılanacaktır. Pavlus’ un da öğrettiği gibi Azizlerin dünyayı yargılaya-cağını bilmiyor muyuz?

 

Bana gelince, ben sizde bu tarz bir davranışı ne gördüm ne de işittim, Aziz Pavlus da nezrinizde çalışmış ve yazısının başında sizden övgü ile bahsetmişti. Gerçekten de, biz henüz Tanrı’yı bilmezken, Onu tanıyan tüm Kiliseler nezrinde sizinle övünmüştür. Bu nedenle, kardeşlerim, onun için ve zevcesi için çok üzülüyorum. Tanrı ona gerçek bir pişmanlık nasip etsin. Siz de bu konuda çok ihtiyatlı olun ve onlara düşman gözü ile bakmayın. Hep birlikte oluşturduğunuz vücudu kurtarmak için, onlara hasta ve yolunu şaşırmış uzuvlar muamelesi yapın. Böyle davranarak teşkil ettiğiniz binayı yüceltirsiniz.

 

 

 

(Polikarpos, Filipililere Mektubundan,12-l4)

 

Olağan 26. Perşembe

 

Dünyaya çağrı. Antakyalı Aziz İgnatius’ un mektuplarının gönderilmesi.

 

Kutsal Kitaba çok aşina olduğunuzdan, Onun hakkında her şeyi bildiğinizden eminim. Bu kabiliyet bana nasip olmadı. Ben sadece Kutsal Kitabın sözlerini yinelemekle yetineceğim: Hiddete kapıldığınız zaman, günahta direnmeyin ve güneş batarken sizi hiddetli bulmasın. Ne mutlu bunu anımsayana. Sanırım, siz anımsıyorsunuz.

 

Rabbimiz İsa Mesih’in Babası olan Tanrı ve İsa Mesih’in kendisi, Tanrı Oğlu ve ulu ve ebedi Kahin sizlere, imanda ve hakikatte, kusursuz bir müsamahada ve sükunette, sebatta, sabırda, katlanmada ve iffette ilerlemeyi ihsan etsin. Sizleri ve sizinle birlikte de bizi, Rabbimiz İsa Mesih’e ve O’nu ölülerden dirilten Babasına inanan tüm dünya insanlarını, Azizlerin mirasına paydaş etsin.

 

Tüm inananlar için dua edin. Krallar, yetki sahipleri, hükümdarlar, size eziyet edenler, kin besleyenler ve Çarmıhın düşmanları için de. Böylece taşıdığınız meyveyi herkes görecek ve siz O’nda kemale erişeceksiniz.

 

Sizden ve İgnatius’ dan mektup aldım, Suriye’ye giden olursa sizin mektubunuzu da götürsün, diye. Uygun bir fırsat bulursam bunu sağlayacağım, ya bizzat, ya da göndereceğim kimsenin aracılığı ile.

 

İgnatius’ un mektuplarına gelince, ister bize yazdıkları olsun, ister elimizde bulunan diğer mektupları, bunları dilediğiniz gibi size gönderiyoruz. Mektuplar bu yazımıza eklidir ve size büyük faydalar sağlayacaktır. Bu mektuplarda iman var. İgnatius ve arkadaşları hakkında edinebileceğiniz kesin bilgileri bize de iletiniz.

 

Bu mektubu, size daha önce de yaptığım gibi şimdi tekrar tavsiye ettiğim Crescentius vasıtasıyla gönderiyorum. Kendisi bizde kusursuz bir davranış sergiledi ve sanırım sizde de öyle olacaktır. Kız kardeşini de, yanınıza geldiği zaman, size emanet ederim. Rabbimiz İsa Mesih’te ve onun inayetinde esen kalın, tüm sizinkilerle birlikte. Amin.

 

 

 

(İzmir Kilisesinin Aziz Polikarpos’ un Şehitliği

 

Hakkında Mektup, 13,2-15,3)

 

23 Şubat, Aziz Polikarpos Bayramı

 

Odun yığını hazırlandıktan sonra Polikarpos, giysilerini kendisi çıkararak kemerini söktü ve ayakkabılarını da kimsenin yardımı olmadan çıkarmak istedi. Daha önce bunu hiç yapmamıştı, çünkü müminleri vücuduna dokunmak için adeta yarışırlardı; imanı uğrunda şehit olmadan önce bile ulvi yaşamı daima derin bir saygı uyandırmıştı.

 

Odun yığını için hazırlanan malzemeleri hemen etrafına yerleştirdiler. Cellatları onu mıhlamaya hazırlanırken şöyle dedi:

 

"Beni böylece bırakın. Bana ateşe dayanma gücünü veren, çivileriniz olmadan da, odun yığını üstünde dimdik durmamı sağlayacaktır." Bunun üzerine, onu mıhlamayıp sadece bağladılar. Böylece, elleri sırtında kıskıvrak bağlıyken, kurban edilmek üzere, büyük bir sürünün içinden çekip çıkarılan, Tanrı’nın rızasına sunulmuş, seçkin bir koçu andırıyordu. Gözlerini gökyüzüne kaldırarak şöyle konuştu:

 

"Rabbim, sevdiğin ve kutsadığın, bize ismini öğreten Oğlun İsa Mesih’in babası, her şeye muktedir Tanrım, meleklerin, göklerdeki güçlerin, tüm yaratılışın ve huzurunda yaşayan tüm haksever kuşağın Tanrısı, sana şükrediyorum, çünkü şehitlerin topluluğu içinde, Kutsal Ruh’un bağışladığı ölümsüzlükle, ruhumun ve bedenimin ebedi hayata uyanması için, Mesih’in cefasına paydaş olayım diye, beni bugüne ve bu saate layık gördün. Gerçek ve tek Tanrım, önceden hazırlayıp gösterdiğin gibi, önceden gerçekleştirdiğin gibi, seni hoşnut edecek mebzul bir kurban misali, onlarla birlikte bugün huzuruna çıkmayı diliyorum senden. Ve de sana her şeyde şükrediyorum, sana övgü okuyorum, Aziz Oğlun, ulu ve ebedi göksel kahin İsa Mesih aracılığı ile sana hamdediyorum. Sana, O’na ve Kutsal Ruh’a şimdi ve sonsuza dek şükürler olusun.

 

Bu Amin’i göklere yükselterek duasını bitirince, ateşçiler odun yığınını tutuşturdu. Kocaman bir alev yükseldi ve bu olayları insanlara iletmek için seçilen ve bunları görmeye nail olan bizler bir mucizeye tanık olduk. Ateş, rüzgarda şişen yelken gibi, bir kubbe şeklini aldı, bir siper gibi şehidin bedenini kuşattı. Aziz ise ortada duruyordu, yanan bir vücut gibi değil, pişen ekmek gibi ya da potada ışıldayan altın veya gümüş gibi. Ve de günlükten ya da başka pahalı bir ıtırdan yayılıyormuş gibi bir koku geliyordu burnumuza.

 

 

AZİZ POLİKARPOS'UN

 

ŞEHİT EDİLİŞİNİN ÖYKÜSÜ

 

Aziz Polikarpos, Havari Yuhanna' nın öğrencisi idi. Sonradan Asya'nın en eski Kiliselerinden olan İzmir Kilisesi'nde Episkopos tayin edildi. MS. 155 yılında İmparator Antoninus Pius' un hükümdarlığı altında işkence gördü. Gördüğü eza ve işkencelerin görgü tanığı olan Kilisesinin mensupları Frikya Kilisesine bir mektup yazarak onlara bu hadiseyi anlatmışlardı. Aziz Polikarpos' un şehit edilişine ait burada anlatılanlar bu mektuptan alınmıştır.

 

İncil'e uygun bir işkence.

 

Kardeşlerimiz, size işkence çekenler ve Aziz Polikarpos hakkında yazıyoruz. Polikarpos' un işkence edilmesi ve ölümü ile bütün işkenceler son buldu ve Hıristiyanlar artık takip edilmiyorlar. Son olaylarla gökteki Rabbimiz, Polikarpos’ un acı ve işkence çekmesinin İncil'e uygun olduğunu gösterdi. Gerçekten de Polikarpos Mesih İsa gibi ele verilmeyi bekledi. Bize örnek olup sadece kendimizin değil de başkalarının kazancını da düşünmemiz gerektiğini gösterdi. Çünkü gerçek sevap sadece kendi kurtuluşunu arzulamak değil, kardeşlerimizin kurtuluşunu da istemektir.

 

Evet, Allah'ın arzusuna göre olan bütün işkence ile ölümler azizlik ve cesaret örneğidir. Çünkü her konuda Allah'ın gücünü görecek kadar dindar olmalıyız. Kim işkence çekenlerin cömertliğini, dayanma gücünü ve Rabbe olan sevgisini takdir etmez ? Kırbaçlananların derileri yarılmış, damarları gözüküyordu, buna rağmen dayanma gücü buluyorlardı. O kadar ki seyirciler onlara acıyor, onlar için üzülüyorlardı. Korkunç acılar çekenler ise harika bir cömertlik örneğiyle ağızlarından hiç bir çığlık veya inleme kaçırmıyorlardı.

 

 

 

Germanicus

 

Şeytan onlara karşı birçok girişimler yapmıştı, ama Allah'a şükürler olsun hiç birini yenememişti.

 

Germanicus, herkesten cesurdu ve herkesin ürkekliğini dayanma gücü ile kuvvetlendiriyordu. Hayvanlara karşı savaşmada harika idi. Konsül Vekili direnişini kırmak için gençliğine acıdığını söylüyordu.

 

Ama o tersine hayvana şiddet göstererek kendisine çekiyor, haksızlıklar dolu bu hayattan bir an önce ayrılmayı arzuladığını gösteriyordu.

 

O zaman bütün millet, dindar ve aziz olan Hıristiyanların cesaretlerine hayran kaldılar. Şöyle bağırmaya başladılar: - Dinsizlere ölüm! Polikarpos' u arayalım!

 

 

Quintus olayı

 

Sadece bir kişi zayıflık gösterdi. Adı Quintus idi. Ülkesinden yeni gelmiş bir Frikyalı idi. Hayvanları görünce paniğe kapıldı. O da kendisini serbestçe teslim etmişti ve başkalarını da aynen yapmaya itmişti. Ancak Konsül Vekilinin ısrarları ile imanını inkâr edip putlara kurban kesti.

 

 

Askerler Polikarpos' u arıyorlar

 

Polikarpos her şeyi ile mükemmeldi. Olanları duyunca hiç etkilenmedi, hatta aynı şehirde kalmak bile istedi. Ama çoğunluk onu uzaklaşmaya ikna etti. Bunun için şehirden uzakta olmayan küçük bir eve arkadaşları ile birlikte çekildi.

 

Adeti olduğu gibi gece ve gündüz bütün insanlar ve dünyadaki bütün kiliseler için dua ediyordu.

 

Yakalanmasından üç gün önce dua ederken bir rüya gördü. Odasını alevler içinde gördü. Arkadaşlarına da dönüp, kehanette bulundu:

 

- Canlı olarak yakılacağım!

 

Onu yakalamak üzerelerken başka bir yere taşındı. O gider gitmez askerler onu yakalatmak için varmıştı. Onu bulamayınca iki genç esir ele geçirdiler. Aralarından biri işkencelere dayanamayıp konuştu. O andan itibaren Polikarpos artık saklanamıyordu, çünkü kendi evinden olan kişiler onu ele vermişlerdi. Herodes isimli yüzbaşı, onu stadyuma getirmek için acele ediyordu: Polikarpos' un kaderi, orada Mesih'in acılarını paylaşmaktı. Onu ele verenler de Yahuda' nın cezasını çekeceklerdi.

 

 

Yakalanması

 

Bir Cuma, akşam yemeği saatinde, genç köleyi götürdüler. Piyade ve atlı askerler, her zamanki gibi silahlı olarak, bir haydudu kovalıyorlarmış gibi yola koyuldular. Vardıklarında karanlık çökmüştü ve Polikarpos' u yukarıdaki katta yatarken buldular. Oradan da kaçıp başka bir yere saklanabilirdi. Ama istemedi.

 

Şöyle dedi:

 

- Allah'ın istediği olsun!

 

Polikarpos vardıklarını duymuştu. Aşağıya inip onlarla konuşmaya başladı. Yaşı ve sakinliği ile herkesin hayranlığını uyandırdı. O yaşta birini tutuklamak için o kadar çok uğraşıldığına, emek sarf edildiğine şaşıyorlardı.

 

Polikarpos hemen onlara diledikleri kadar yiyecek ve içecek ikram etti. Onlardan sadece rahatça dua edebilmesi için bir saat istedi. Kabul ettiler. Ayakta dua etti. Allah'ın lütfu ile dolu idi. Böylece iki saat dua etti. Onu duyanlar şaşkınlık içinde idiler. Çoğu böyle hürmete lâyık bir ihtiyarı yakalamaktan üzgündü.

 

 

Stadyuma doğru yolda

 

Polikarpos onunla beraber yaşamış olan büyükler ve küçükler, meşhur veya halktan olan insanlar ve bütün dünyaya yayılmış Kilise için dua ettikten sonra yola çıkma zamanı geldi: Onu bir merkep üstüne oturttular ve şehre götürdüler. O gün Cumartesi günü idi.

 

Askerlerin başı ve onun babası Nicetus onu karşılamaya geldiler. Onu arabalarına aldılar ve aralarına oturttular. Onu ikna etmeye çalışıyorlardı:

 

- Sezar Tanrıdır deyip ona günlük ikram etmekte ne kötülük var? Böyle yaparak hayatını kurtarırdın.

 

O ilk önce hiç sesini çıkarmadı. Sonra ısrar ettikleri için şöyle cevap verdi:

 

- Hayır, bana tavsiye ettiklerinizi yapmayacağım!

 

Onu ikna edemeyeceklerini anladıklarında ona bu sefer küfretmeye başladılar.

 

Onu arabadan şiddetle dışarı attılar. O kadar ki ayağı bile yaralandı. Polikarpos başına hiç bir şey gelmemişçesine arkasına dönüp bakmadan stadyuma doğru yürümeye başladı.

 

Orada o kadar çok gürültü vardı ki hiç kimse sesini duyurtamıyordu.

 

Sonunda Polikarpos' u içeri aldılar. Onun yakalandığı duyulduktan sonra gürültü sağır edecek kadar çok fazlalaştı.

 

 

Sorgu

 

Polikarpos' u konsül Vekiline götürdüler. Konsül Vekili onun Polikarpos olup olmadığını sordu. O, evet diye cevap verdi.

 

Konsül Vekili ona, hayır demesini tavsiye etti.

 

-Büyük yaşına saygı duy! - dedi ve adeti olduğu gibi buna benzer

 

şeyler ekledi:

 

- Sezar'ın adına yemin et! Geriye dön! Dinsizleri yuhla!

 

O zaman Polikarpos ciddi bir ifade ile stadyumu dolduran putperestlere baktı, onlara eliyle işaret etti, gözlerini gökyüzüne çevirdi ve içini çekerek şöyle dedi:

 

- Dinsizlere yuh!

 

Konsül Vekili ısrar ediyordu:

 

- Yemin et ve seni serbest bırakacağım! Mesih'i inkâr et!

 

Polikarpos şöyle cevap verdi:

 

- Seksen altı senedir Mesih'e hizmet ediyorum ve bana hiç bir kötülüğü dokunmadı. Kralıma ve Kurtarıcıma nasıl küfrederim?

 

Konsül vekili yeniden ısrar etti:

 

- Sezar'ın adına yemin et.

 

Polikarpos şöyle cevap verdi:

 

- Dediğin gibi yemin edeceğimi zannediyorsan, yanılıyorsun. Ve benim kim olduğumu bilmezlikten geliyorsun. İşte, dinle, ben sana açıkça söylüyorum: Ben Hıristiyan’ım!

 

Konsül Vekili yeniden başladı:

 

- Hayvanlarım var. Eğer fikir değiştirmezsen onlara yem olursun.

 

Polikarpos cevap verdi:

 

- Haydi çağır onları! Çünkü bizler iyiden kötüye gitmek için fikir değiştirmeyiz. Ama kötüden iyiye geçmek işte bu güzeldir!

 

Konsül Vekili kızarak:

 

- Madem ki hayvanları küçümsüyorsun, fikir değiştirmezsen seni ateşle yakarım - dedi.

 

Polikarpos cevap verdi:

 

- Sen beni bir an yakan sonra sönen ateşle korkutuyorsun. Ama kötüleri bekleyen sonsuz acıları ve yargılamanın ateşini bilmiyor musun ? O halde geç kalma. İstediğine karar ver.

 

Bunlar Polikarpos' un verdiği cevaplardan birkaç tanesidir.

 

Polikarpos' un yüzü güzellikten parlıyordu ve kuvvet, mutluluk doluydu. Soruşturma onu ne sıkmış ne de üzmüştü.

 

Tersine Konsül Vekili sinirliydi. Sözcüsünü stadyumun ortasına yollayıp üç kere şunu bildirdi:

 

- Polikarpos Hıristiyan olduğunu söyledi.

 

Ölüme mahkûm edilir

 

Kahramanca söylediği bu sözlerden sonra putperestler ve İzmir'e yerleşmiş Müsaviler kızgınlıkla bağırmaya başladılar:

 

- İşte, Asya'nın öğreticisi, Hıristiyanların babası, tanrılarımızı yıkan o dur! O kadar kişiye tanrılarımıza kurban kesmemeyi ve tapmamayı öğreten o dur! Bir taraftan kuvvetle bağırırlarken öte yandan Asiyark¹ Filippus' tan Polikarpos üzerine bir aslan yollamasını istiyorlardı. Filippus bunu yapmaya yetkisi olmadığını söyledi. Çünkü hayvanlarla dövüşler sona ermişti.

 

O zaman hep beraber karar verip şöyle bağırdılar:

 

- Polikarpos canlı olarak yakılsın!

 

 

Odunlar hazırlanıyor

 

O zaman her şey çok çabuk, gerektiğinden kısa bir sürede oldu.

 

Anında millet, tahtalar ve odunlar toplamaya ve üst üste yığmaya başladı. Museviler, adetleri olduğu gibi hevesle çalışıyorlardı.

 

Odunlar hazır olunca Polikarpos soyundu; kemerini çözdü ve ayakkabılarını da çıkarmaya çalıştı. Genelde bunu kendi yapmazdı, çünkü etrafındaki imanlılar bu hizmeti ona yapmaya can atıyorlardı: adeta vücuduna dokunabilmek için yarışıyorlardı. Gerçekten de şehit olmadan önce bile ona büyük bir saygı duyuyorlardı, çünkü yaşamı ile büyük bir aziz olduğunu göstermişti.

 

Onu yakmak için gerekenleri derhal hazırladılar. Onu çivilemek üzerelerken Polikarpos şöyle dedi:

 

- Beni böyle bırakın! Bana alevlere dayanma gücünü veren, çivisiz de kımıldamadan durmam için bana güç verecektir.

 

O zaman onu çivilemediler, sadece bağladılar. Elleri sırtında zincirli, kurban edilmek üzere sürüden alınmış kaliteli, Allah için hazırlanmış güzel bir kurbana benziyordu!

 

 

Şükran duası

 

Polikarpos gözlerini göğe kaldırarak şöyle dedi:

 

"Rabbim, her şeye kadir Allah'ım,

 

çok sevgili ve kutsal Oğlun Mesih İsa

 

bize senin adını öğretti.

 

MeIekIerin ve her gücün Allah'ı

 

bütün yaratıkların ve

 

senin indinde yaşayan

 

bütün dürüst insanların Babası

 

sana şükrediyorum,

 

çünkü beni bugünü ve bu saati yaşamaya layık gördün:

 

Mesih'in kupasına ortak olmaya beni layık gördün;

 

öyle ki ruhum ve vücudum ebedi bir hayata dirilecek

 

ve Kutsal Ruh gibi ebediyen yaşayacaktır.

 

AIIah' ım bugün beni

 

değerli ve hoş bir sunak olarak yanında kabul et!

 

Sen bunu eskiden beri hazırlamıştın.

 

Bana bildirmiştin

 

ve de şimdi gerçekleştirdin.

 

Ey Gerçeklerin AIIah' ı!

 

Bunun için ve diğer bütün lütuflar için

 

sana şan, şeref ve övgüler olsun.

 

Ebedî büyük kâhin olan

 

sevgili oğlun Mesih İsa sayesinde

 

sana şan, şeref ve övgüler olsun!

 

Mesih sayesinde, Mesih'le birlikte ve Kutsal Ruh'un

 

sağladığı birlik sayesinde

 

şimdi ve ebediyen sana övgüler olsun!

 

Amin.

 

 

Alevlerin arasında

 

Polikarpos "Amin" deyip duasını bitirdikten sonra ateşi yaktılar.

 

O zaman parlak bir alev yükseldi.

 

Ve gördüklerimizi başkalarına anlatabilmemiz için orada bulunma şansına layık olan bizler harika bir şey gördük: alev rüzgardan şişmiş bir yelkenli gibi yükseldi ve Polikarpos' un vücudunun etrafını sardı. O ortada duruyordu. Yanan bir et gibi değil, pişen bir ekmek gibi idi. Ya da daha doğrusu ateşte parlayan bir gümüş gibi idi. Ve biz günlük kokusuna benzer en güzel kokulara bedel bir koku duyduk. Sonunda putperestler Polikarpos' un vücudunun ateşten etkilenmediğini görünce onu hançerlemek için birini yolladılar.

 

Onu hançerlediklerinde o kadar çok kan aktı ki ateş söndü. Kalabalık, imansızlar ile seçilmişler arasındaki büyük farkı görmekten şaşkındılar.

 

Ama kötü, kıskanç, ve doğru olanların düşmanı, Polikarpos’ un şehit olmasındaki büyüklüğü ve çocukluğundan beri kusursuz olan hayatını duydukça ve onun böyle büyük bir zaferle öldüğünü görünce zavallı cesedini almamıza izin vermedi. Hepimiz onun değerli vücuduna sahip olmak istiyorduk. O kötü, Herodes’ in babası ve Alces’ in kardeşi Nicetus’ a bile vücudunu vermemeleri için aracılık yapmasını istedi. Ve şöyle diyordu:

 

- Korkmalıyız, belki de haça gerilmişten vazgeçip Polikarpos’ a tapmaya başlarlar!.

 

Bunu Polikarpos’ un vücudunu almak istediğimizde incelemeler yapan Museviler söylediler.

 

Onlar, dünyada insanların kurtuluşu için acılar çeken Mesih’ten başkasına tapmayacağımızı bilmiyorlardı.

 

Biz Mesih’i ne terk edebiliriz ne de başkasına değiştirebiliriz. Çünkü biz ona Allah’ın Oğlu olduğu için tapıyoruz. Ama din için şehit olanları, Havariler ve Rabbi taklit edenleri çok severiz. Ve bu doğrudur, çünkü onlar Rabbi ve Kralımızı mukayese edilmez bir şekilde sevdiklerini gösterdiler.

 

Biz de keşke onların arkadaşları ve öğrencileri olabilsek!

 

Yüzbaşı, Museviler tarafından çıkarılan kavgayı görünce cesedi herkesin görebilmesi için sergiledi ve sonra adetleri gereğince onu yaktılar. İşte böylece biz de kıymetli taşlardan ve paha biçilmez altından daha değerli olan kemiklerini böylece toplayabildik ve doğru dürüst bir yere koyabildik.

 

İşte orada, Allah'ın yardımı ile mümkün olduğu zamanlar sevinçle ve mutlulukla, Polikarpos' un ölüm yıldönümlerinde toplanıyoruz. Ve diğer din şehitlerini de hatırlıyoruz.

 

Böylece kendimizi de ileride olabilecek zorluklara hazırlıyoruz.

 

 

Bir örnek ve bir hatıra

 

Bu mutlu Polikarpos' un öyküsüdür. Filadelfya’ da ki lerle beraber İzmir’de şehit olan on ikinci kişidir. Fakat Polikarpos diğerlerinden daha çok hatırlanmaktadır, o kadar ki putperestler bile halen ondan bahsetmektedirler.

 

Polikarpos sadece iyi bir hoca değil aynı zamanda İncil'e uygun olarak şehit olan örnek bir kişidir. Herkes onun acı çekmesini örnek almak istemektedir. Sabrı ile adaletsiz hakim önünde zafer kazandı ve ölümsüzlük taşına lâyık oldu.

 

Polikarpos şimdi Havarilerle ve bütün doğru olanlarla birlikte mutlulukla Evrensel Kilisenin Çobanı, ruhlarımızın rehberi ve Kurtarıcımız Rabbimiz Mesih İsa'yı ve her şeye kadir Allah'ı övmektedir.

 

 

Selamlar

 

Olanları size en ufak ayırtıları ile anlatmamızı istemiştiniz.

 

Şimdilik size kardeşimiz Markion vasıtasıyla bir anlatım yolluyoruz. Bu mektubu alınca daha uzaktaki kardeşlerimize de yollayın. Öyle ki onlar Rabbe, yolladığı hizmetkarları için şükretsinler.

 

Hepimizi ebedi Krallığa dahil edebilecek ve bize lütfunu verecek olana, tek Oğul Mesih İsa sayesinde asırlar boyunca şan, şeref ve övgüler olsun!

 

Bütün azizleri selamlayınız. Bizimle beraber olanlar da sizi selamlıyor. Bu mektubu yazan Evarist ve ailesi de sizi selamlıyor².

 

 

 

1. Asiark bölgenin idarecisi idi. Yörenin en yüksek dinî temsilcisi sayılırdı ve oyunları o idare ederdi.

 

2. Evarist Markion’ un dediklerini yazan kişi idi.

--------------------

BARNABA

 

(Barnaba’ ya Atfedilen Mektup)

 

(II. yüzyılın sonu)

 

Son derece sertleşen ve İncil’in bazı bölümlerine yakın olan Yahudi karşıtı polemik "Barnaba’ nın Mektubu"nun konusunu teşkil etmektedir. I. yüzyıl sonlarına veya 2. yüzyıl başlarına ait, yazarı bilinmeyen bu metin, bir olasılıkla "iki yolun öğretisi"ni "Didake" ile paylaştığından Suriye kökenlidir. Ancak Pavlus’ un yoldaşı Barnaba’ ya ait sayılmamalıdır. Eski Ahit’in Hıristiyan’ca kullanımı (yorumu) üzerinde uzun bir vaaz olan bu mektupta yazar, Yahudileri, Eski Ahit’teki Mesih’in gelişine ait kehanetleri doğru şekilde anlamamakla ve bu yüzden Mesih İsa’nın öğretisini bir tüm olarak reddetmekle suçluyor. Barnaba’ ya göre Eski Ahit’i okumanın (yorumlamanın) tek doğru şekli metnin, sadece tensel anlamı ile değil de tinsel anlamının idrak edilmesi gerekir. Bu da "alegorik" (mecazi) yorumun. yani sözcüklerin gizli ve sadece Ruh un inanç sahibine açıkladığı anlamını araştıran yorumun sayesinde olabilmektedir.

 

 

 

(Barnaba’ ya Atfedilen Mektuptan, 1-2,5)

 

Olağan 18. Pazar

 

Adalet yolunda Rab yanımda oldu.

 

Oğullarım ve kızlarım, bizi sevmiş olan Rabbin adına, barış içinde selam size. Allah’ın size tanıdığı lütuflar yüce ve boldur. Aldıkları lütuflar ve tinsel armağanlar sayesinde ruhlarımızın ne denli güzel ve mutlu olduklarını bildiğimden çok neşeleniyorum. Oysa tanrısal kaynağın, Ruh’u nasıl bir cömertlikle üzerinize serpiştirdiğini gördüğümde ve içimde bir kurtuluş umudu doğduğunda mutluluğum bir kat daha artıyor. Gözlerime sunduğunuz görünüm gerçekten görkemliydi. Sizinle konuşurken Rabbin kutsal yolunda çok yararlandığıma inandığım için sizi, kendi yaşamımdan da fazla sevmeye itildiğimi hissediyorum. Çünkü sizde, Tanrısal yaşamın umudunda yüce bir inanç ve sevgi görüyorum.

 

Size karşı duyduğum sevgi yüzünden ve size yaptığım hizmetten yarar göreceğimi kesin olarak bildiğimden, aldıklarımı sizle paylaşmak istiyorum:

 

Rabbin açıkladığı üç yüce gerçek vardır: inancımızın başlangıcı ve sonu olan yaşam umudu; Tanrısal planın başlangıcı ve sonu olan kurtuluş; tüm kurtarıcı müdahalelerinin teminatı ve verilmiş sözü olan Tanrı’nın bizi mutlu etme arzusu.

 

Peygamberlerin aracılığı ile Rab geçmiş ve şimdiki olayları anlamamıza yardımcı oldu ve gelecek olayların ilk ürünlerini tadabilmek olanağı verdi. Her birinin, O’nun dediği şekilde gerçekleştiğini gördüğümüz için de Allah’tan kutsal korku yolunda gitgide ilerlemeliyiz. Şimdiden iyiliğinize yararlı olacak bazı şeyleri kendimce belirtmek istiyorum. Oysa size bir öğretmen gibi değil de bir kardeş gibi sesleniyorum.

 

Zamanlar kötüdür. Şeytan, şeytanlıkları ile ortalığı kasıp kavuruyor. Bu yüzden kendimize dikkat edelim ve Rabbin isteklerini dikkatle izleyelim. İnancımızın destekleri hikmet ve sabır olmalıdır, mücadeledeki müttefiklerimiz ise anlayış ve günahtan uzak kalmamız olmalıdır. Bu erdemleri uygularsak ve Rabbe karşı gerektiği gibi davranırsak bilgelik, us, bilim ve bilgiye sahip olacağız. Allah’ın bizden istedikleri bunlardır. Nitekim Peygamberlerin aracılığı ile Rab bize kurbanlara ve sunulara ihtiyacı olmadığını öğretmiştir. Sayısız kurbanlarınızdan bana ne, diyor. Kurban edilen koyunlara, yağlı ineklere doydum; boğaların, kuzuların ve keçilerin kanından hoşlanmıyorum. Görünmek için hiç karşıma çıkmayın. Nitekim, ellerinizden böyle şeyleri isteyen kim? Artık mabedin avlularını ayaklarınızla çiğnemeyin. Bana artık boş takdime sunmayın; buhur bana mekruhtur. Ay başı ve Sebt’ lerinize dayanamıyorum (bk. İşaya 1:11-13).

 

 

 

(Barnaba’ ya Atfedilen Mektuptan, 2,6-3)

 

Olağan 18. Pazartesi

 

Bir araya geldiğinizde, herkese yararlı olanı birlikte arayın.

 

Allah, eski kurbanları iptal etmiştir, öyle ki Rabbimiz İsa Mesih’in, zorlamaların boyunduruğundan özgür yeni yasası, insanların yapıtı olmayan bir sunuşa sahip olabilsin. Nitekim şöyle diyor: Atalarınız Mısır’dan çıktıklarında bana kurban yakmalarını ve kesmelerini onlardan istedim mi? Aksine ben şu emri verdim: hiç biriniz yüreğinde başkası için nefret duymasın ve yalan yeminleri sevmeyin (bk. Yeremya 7,22-23).

 

Şayet akılsız değilsek, Pederimizin iyi duygularını anlamalıyız. 0, bizimle konuşuyor. Çünkü eski İbranilerin yaptıkları gibi, Ona yaklaşmaya çalıştığımızda yanlış yapmayalım. Bu yüzden bize şöyle diyor: Allah’ı hoşnut eden kurban kırgın bir ruhtur. Allah’ı hoşnut eden koku, onu yaratanı yücelten ruhtur (bk. Mezm. 50, 19).

 

Bunun içindir ki, kardeşlerim, bizi baştan çıkartmak ve bir değer olan yaşamı elimizden kapmak için Şeytan’ın içimize girmemesi için kurtuluşumuza büyük bir dikkat göstermeliyiz. Rab bu sözleri de söylemiştir: "Bugün öyle oruç tutmuyorsunuz ki, yüksek yerde sesinizi işittiresiniz. Benim seçtiğim oruç, insanın canını alçaltacağı gün, böyle mi olur?" (İşaya 58, 4-5) Allah iradesini açık olarak gösteriyor ve diyor ki: Arzuladığım oruç budur: haksızlık zincirini çöz, zorla elde edilen antlaşmaların bağlarını kır, ezilenleri özgürlüğe kavuştur ve tüm borçlarını sil, haksız olan her hükümlülüğü iptal et. Ekmeğini aç olanlarla paylaş ve çıplak olan birini gördüğünde onu giydir ve evsiz olanları evinde barındır (bk. İşaya 58,6-10).

 

O halde gösterişten kaçınalım ve her kötülükten, her kötü davranıştan nefret edelim. İçinize kapanıp, haklıymışsınız gibi yalnız kalmayın; aksine bir araya gelip, herkese yararlı olanı arayın. Nitekim Kutsal Kitap: "Kendi gözlerinde hikmetli olanların ve kendilerini dirayetli görenlerin vay başına" (İşaya 5,21) der.

 

Tinsel olalım, Allah’a adanmış tapınak olalım. Yapabildiğimiz kadarıyla Allah korkusu konusunda düşünelim ve yasasında neşe bulabilmek için emirlerini uygulamaya zorlanalım. Rab hiç kimseyi tercih etmeden dünyayı yargılayacaktır (bk. 1. Pet. 1, 17). Herkes yaptıklarının karşılığını alacaktır: iyi olduysa, adaleti önünde yürüyecektir; kötü olduysa, kötülüğünün ödülünü karşısında bulacaktır. Çağrıldığımızda hareketsiz kalırsak, günahlarımızın içinde uyursak, kötülüklerin prensi bize hükmeder ve bizi Allah’ın krallığından koparır. Böyle şeyler hiç olmasın!

 

Kardeşlerim, bunu anlayacaksınız: seçilmiş halk için yapılan bunca mucizelerden, yaratılan olaylardan sonra terk edildiklerine göre biz de dikkat edelim ki: "Çağrılanlar çok, ama seçilenler azdır" (Mt. 22, 14) deyimi bize de uygulanmasın.

 

 

(Barnaba’ ya Atfedilen Mektuptan, 5,1-8; 6,11-16)

 

Olağan 18. Salı

 

Yüreğimizin konutu Rab için kutsal bir tapınaktır.

 

Günahlarımızın affedilmesi ve kanı ile arınmak suretiyle kutsallaşabilmemiz için Rab, bedenini ölüme teslim etmeyi kabul etti.

 

Nitekim O’nun için şunlar yazıldı: Günahlarımızdan ötürü yaralandı; fesatlarımızdan ötürü zedelendi; yaraları ile biz sağlığa kavuştuk; kuzu gibi boğazlanmaya götürüldü; kırkıcılar önünde dilsiz kuzu gibi durdu (bk. İşaya 53, 5-7). Bu sözler hem İbrani halkını, hem de bizi ilgilendirir. Geçmişte olanları bize gösterdiği, güncel olanları bize açıkladığı ve gelecek olayların bilgisini bizden esirgemediği için Rabbe şükretmeliyiz.

 

Kardeşlerim, Rab yaşamımız uğruna ölümü tanımak istedi. 0 ki tüm dünyanın sahibidir. 0 ki dünya yaratıldığında Allah tarafından "Suretimizde, benzeyişimize göre insan yapalım" (Tekvin 1, 26) denildi. Nasıl olur da insan eli ile öldürüldü? Bunun yanıtını, O’ndan söz etmek amacı ile karizmaları ile aydınlatılan Peygamberler veriyorlar.

 

O, bedende görünmeliydi ve böylece ölümü yok edip, ölülerin yeniden canlanmasını göstermeliydi. Babalar’ a verilen sözleri yerine getirmek için azap çekmeyi kabul etmeliydi. Kendine yeni bir halk hazırlayacaktı ve dünyadaki yaşamında, son yeniden canlandırmasından sonra, herkesin yargıcı olacağını gösterecekti.

 

Günahların affı aracılığı ile Rab bizleri, çocuklar kadar saf ve yeni yaratıklar haline getirdi. Suretimizde, benzeyişimize göre insan yapalım ve denizin balıklarına ve göklerin kuşlarına hakim olsun (Tekvin 1, 26) dediğinde bize özel bir saygınlık verdi. Kendi yapıtı olan ikinci yaradılışla ilgili bunları da söyledi: İşte ben son şeyleri ilk şeyler gibi yapıyorum. Bu yeni yaratık konumundan Kutsal Kitap yazarı da söz eder ve şöyle der: Süt ve balın aktığı topraklara girin ve sahiplenin (bk. Çıkış 33, 3).

 

İşte o halde biz ikinci bir kez şekillendirildik. Bunu Peygamber doğruluyor: Şimdi diyor Rab, bedenlerinden taş yüreklerini söküp, etten yürekler koyacağım (bk. Hezekiel 11:19). 0 zamandan beri yüreğimiz kutsal bir tapınak ve Rabbin konutu oldu.

 

Başka bir yerde Söz kendine soruyor: "Rabbim Allah’ı yüceltmek için karşısına nerede çıkacağım?" Ve yanıt veriyor: "Senin adını kardeşlerime duyuracağım, kutsal topluluğun ortasında seni öveceğim" (bk. Mezm. 21,23). Gördüğünüz gibi sözü verilen topraklar bizimdir!

 

 

(Barnaba’ ya Atfedilen Mektuptan. 19, 1-35-7.8-12)

 

Olağan 18. Çarşamba

 

Ölüm yolunda ilerleyenlere katılma.

 

Işığın bir yolu vardır. O yoldan ilerleyip sonuna varmak isteyen varsa, bunu faal şekilde çalışarak yapsın.

 

Bu yolu bulabilmek ve bu yoldan gitmek için gerekli açıklamalar bunlardır. Seni yaratanı sevecek, seni şekillendirenden korkacaksın. Seni ölümden kurtaranı yücelteceksin. Alçakgönüllü ve zengin ruhlu olacaksın. Ölüm yolunda ilerleyenlere katılmayacaksın. Allah’ın hoşuna gitmeyen her şeyden nefret edeceksin. Her çeşit ikiyüzlülüğü hor göreceksin. Rabbin emirlerinden ayrılmayacaksın.

 

Kendini övmeyeceksin, her konuda alçakgönüllü olacaksın. Kendini yüceltmeye-ceksin. Başka birine karşı işler çevirmeyeceksin. Yüreğinde kibir duyguları taşımayacaksın. Karşındakini kendi yaşamından da öte seveceksin. Çocuk düşürmeyeceksin ve doğan çocuğu öldürmeyeceksin.

 

Oğluna ve kızına ilgisiz kalmayacaksın. Dünyaya gelişlerinden başlayıp, onlara Allah’tan korkmalarını öğreteceksin. Başkasının malına göz dikmeyecek, cimri olmayacaksın. Kendini beğenmişlere katılmayacak. alçakgönüllü ve dürüst olanlarla görüşeceksin.

 

Başına ne gelirse iyi sayacaksın. Çünkü Allah’ın istemediği şeyin olamayacağını biliyorsun. Düşüncelerinde değişken, konuşmalarında iki yüzlü olmayacaksın. Nitekim çift yönlü dil, bir ölüm kemendidir.

 

Elindeki her şeyi karşındaki ile paylaşacak, hiç bir şeye "benimdir" demeyeceksin. Çünkü bozulmayan değerleri paylaştığınıza göre, bozulabilenleri bir kat daha paylaşmalısınız. Konuşurken acele etmeyeceksin; nitekim dil bir ölüm kemendidir.

 

İffetli kalabilmen için tüm gücünü kullan. Ruhunun iyiliği bunu gerektiriyor. Elini almak için uzatma ve vermemek için geri çekme. Sana Rabbin sözünü söyleyecek olan her kimseyi gözbebeğin gibi seveceksin.

 

Gece ve gündüz aklına kıyamet gününü getireceksin ve ister sözlerinle bir ruhu nasıl kurtarabileceğini düşündüğünde, ister konuştuğunda, ister öğüt verdiğinde veya günahlarının cezasını çekmek için ellerinle çalıştığında her gün azizlerin beraberliğini arayacaksın. Vermek için duraksamayacaksın, ne de armağanını hakaret edercesine vereceksin. Doğru payı kimin verdiğini biliyorsun. Sana teslim edileni olduğu gibi koruyacaksın, hiç bir şekilde azaltmadan veya ellemeden.

 

Kötülükten daima nefret edeceksin. Adil şekilde yargılayacaksın. Çatışmalara neden olmayacaksın aksine çatışmaların uyuşmalarını sağlayarak barışı yeniden kuracaksın. Günahlarını açıklayacaksın. Kötü bir vicdanla dua etmeye kalkma. İşte ışık yolu bunlardan oluşuyor.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Suzie

Apolojistik (Dini Savunan) Babalar Kimlerdir?

 

Apolojistler (savunucular) adlarını savunma anlamında olan Yunanca Aлoλoγiα sözcüğünden aldılar: Yeni Hıristiyan dinini civar putperest toplumlardan gelen suçlama ve saldırılardan korumak amacıyla yazarlığı üstlendiler ve çoğunlukla putperestlikten gelmiş olduklarından bunu büyük bir uzmanlıkla yaptılar. Hıristiyanlığa geçmiş putperest aydınlar olan Savunucular ait oldukları yeni dini savunduklarında kendilerine ve başkalarına dinsel seçimlerini haklı çıkarmak ve ahlaksal seçim ile felsefi araştırma düzeylerinde uygun ve kanıtlanmış nedenleri inanmak istediler. Ancak şöyle bir soru sorulabilir: Hıristiyanlığın savunulması neden ve hangi özel suçlamalardan dolayı ve neden gerekli görüldü?

 

 

Hıristiyanlığa yöneltilen suçlamalar

 

Birçok yerden Hıristiyan dinini izleyenlere karşı yöneltilen suçlamalar çeşitli türdendi. İyi bilinmeyen ve gereği ile anlaşılamayan yeniliklere karşı her zaman kuşkulu davranan önyargılı halk, kaba ve sonuçta yüzeysel iftiralardan hoşlanıyordu: Ya Hıristiyanlar una batırılmış bir çocuğun eti ile beslendiklerinden - Efkaristiya öğretisi bu tarzda şekilsizleştirilip yanlış anlaşılıyordu - yamyam olarak tanıtılırdı, ya da kardeşler ve kız kardeşler arasındaki sevgiyi hedefleyen öğreti yüzünden, "ensest" (yakın akraba arası cinsel ilişki) yapmakla bilinir, veya geleneksel putperest inancının tanrılarına karşı ilgisiz kaldıklarından "tanrıtanımaz" sayılırlardı. Modern anlayışa bir "paradoks" (herkesin fikrine aykırı olan düşünce) gibi görülen tanrıtanımazlık suçlamasına siyasal karşı koyma ve genelde ahlaksızlık suçları da eklenirdi. Kısacası genel düşüncenin gözünde Hıristiyanlık ve Hıristiyanlar toplumsal açıdan yıkıcı, geleneksel dini ve İmparatorluğun siyasal ve ekonomik refahını tehlikeye sokan unsurlardı. işlerinin kötü gittiğini gören kasaplar, putlara kurban edilen hayvan etlerini yemeyi kabul etmeyen iyi Hıristiyanlara karşı kim bilir nasıl bir nefret besliyorlardı!

 

 

 

Bu tür durumlarda her zaman olduğu gibi kuşkuya ve cehalete korku da eklenir ve korku baskıyı ve saf dışı bırakılmayı harekete getiren nefreti doğurur.

 

 

 

Putperestlere Karşı Polemik

 

Bu mahşeri çemberi kırmak için Apolojistler nesnel açıdan Hıristiyanlığın gerçek özünü tanıtmak ve böylece etrafını saran tehlikeli önyargıları kırmak amacıyla ortaya çıkarlar. Nedir ki putperestlere karşı yürütülen polemik sokaktaki adamın kaba iftiraları ve ağır imaları ile mücadele etmekle yetinmiyor: daha inceltilmiş, bu yüzden daha tehlikeli, aydın ve felsefi eleştirilere yanıt vermek istediğinde daha üst bir düzeyde hareket ediyor.

 

Rejime bağlı bir aydın olan felsefeci Celsus, 178 yılına doğru, Hıristiyanlığa karşı bir dizi itiraz oluşturuyor ve bu saldırı 270 yılında Felsefeci Porfirius ve 4. yüzyılda İmparator Mürted (apostat) Julianus tarafından daha ağır şekilde sürdürülüyor. Hıristiyanlığa karşı "putperest tepki" diye tanımlanan bu durum, başlangıcını 2. yüzyılda bulan zengin bir savunma edebiyatına yol açmıştır.

 

 

JUSTİNUS

 

(100-165)

 

Justinus’ la çağımızın ikinci yüzyılına giriyoruz ve başlangıç Kili­se’sinden ayrılıyoruz. Bu devirde Hıristiyanların büyük kısmı paganizm­den gelmektedir. Hıristiyanlık Greko-Romen dünyada yaşamaktadır. Kilisede de çok yaygın olan, Marcion herezisi dönemidir. Bu herezi, Eski Ahit’in Allah’ı ile Yeni Ahit’in Allah’ı arasında kesin bir ayırım yapmaktadır. Biri öç alıcı ve kıskanç bir Allah’tır, diğeri sevgi Allah’ıdır. Bugün Justinus’ un yazılı eserleri olarak elimizde şunlar kalmıştır: Birin­ci Apoloji: Hıristiyanların ve Hıristiyanlığın savunulması, 150 yılına doğru imparator Antoninus’ a hitap eder. Tryphon’ la Diyalog: 160 yılına doğru Efes’te bir Hıristiyan’la bir Yahudi arasındaki diyalog. Gerçekte bu, Eski Ahdin Hıristiyanlık açısından okunmasıdır.

 

Justinus Filistin kökenlidir, Naplusa’ da (eski Sichem), Samiriye’ de doğmuştur. Ataları Yunanlı muhacirlerdir. Bu durum, bir Grek formasyonuna sahip olmasını açıklamaktadır. Justinus, Allah1la ilgili gerçeğin peşinde koşan kaygılı bir dindar ruha sahiptir. Büyük filozoflara başvuracaktır. Kentten kente bir çok yolculuk yapmıştır. 135 yılına doğru, Efes’te yaşlı bir Hıristiyan filozofa rastlaması Justinus’ a yeni bir yol açar. Bu gizemli ihtiyar ona şöyle demişti: "Her şeyden önce, aydınlık kapılarının sana açılması için dua et. Çünkü, eğer Allah ve Mesih ona anlamayı bahşetmemişse, kimse göremez ve de anlayamaz" Bunun üzerine Justinus, tereddüt etmeksizin, Hıristiyan imanını benimser ve tinsel buluşunu Yahudiler’ e ve paganlara da nakletmek ister. İhtida etmiş bir filozof olan Justinus bütün yaşamı boyunca filozof olarak kalacaktır. Justinus’ la Kilise içinde yeni bir görev, laik bir Hıristiyan filozof görevi doğar.

 

Justinus Roma’ya yerleşir. 165 yılında, imparator Marcus Aurelius zamanında Justinus, öğrencilerinden altısı ile birlikte tutuklanır. Hıristiyan olduğu için öldürülür.

 

Justinus bir optimist’tir. Çok açık kafalıdır ve bu durum ona, felsefe ve akıl düzeyinde her türlü karşılaştırmayı serinkanlılıkla kabul etmek imkanını vermektedir. Justinus bir tarih teolojisinin temellerini atmaktadır. Fakat Justinus’ un en kişisel teolojik özelliği, kuşkusuz onun, Allah’ın Kelam’ı üzerindeki öğretisidir. Justinus’ a göre, Allah’ın Kelam’ı bilginin kaynağıdır. Fakat Allah’ın Kelamı aynı zamanda bilginin konusudur. Çünkü Allah’ı açıklayan, Allah’ın Kelam’ıdır.

 

 

(Justinus. 1.Apoloji.66-67)

 

Paskalya Devresi, 3. Pazar

 

Bende kalın, ben de sizde kalayım. Ben asmayım, siz çubuklarsınız.

 

 

 

Öğrettiğimiz şeylerin gerçek olduğuna inanandan, günahların affı ve yeniden doğuş için tayin edilen vaftizle arınmayandan ve sonradan Mesih’in öğrettiği şekilde yaşayandan başkası Kutsal Ekmek gizini paylaşmaya hak iddia edemez.

 

Nitekim biz Kurtarıcımız Isa Mesih’in, Tanrı Söz’ünün aracılığı ile insan olduğuna inanıyoruz. Kurtuluşumuz için etten ve kandan bir insan oldu. Aynı şekilde inanıyoruz ki, O’nun söylediği aynı sözcüklerle, lütuf kazanan ve değişime uğrayıp, bedenlerimizi ve kanımızı besleyen o gıda, insan olan İsa’nın eti ve kanıdır.

 

Havariler, bize bıraktıkları ve İncil adını alan anılarında, İsa’nın öyle buyurduğunu bildirdiler: Ekmeği alıp şükrettikten sonra şöyle dedi: "Bunu beni anarak yapın. Bu bedenimdir." Aynı şekilde kaseyi aldı, şükretti ve dedi ki: "bu benim kanımdır" ve yalnızca onlara verdi.

 

O zamandan beri toplantılarımızda, daima o olayı anımsıyoruz. Herhangi bir şeye sahip olan birimiz, muhtaç olanlara yardımda bulunur ve daima birlikte oluruz. Beslendiğimiz her şey için, Oğlu İsa’nın ve Kutsal Ruh’un aracılığı ile evrenin Yaratıcısını kutsuyo­ruz.

 

Güneş adını alan günde toplantı yapılır. Kentte ya da köyde yaşayanlar aynı yerde bir araya gelirler ve Havarilerin anılan, veya zaman yeterli ise, Peygamberlerin metinleri okunur.

 

Sonra ise okur okumasını bitirdiğinde toplantıyı yöneten, bu denli güzel davranışları izlemeyi öneren ve yüreklendiren bir konuşma yapar.

 

Bundan sonra hepimiz ayağa kalkıp dua ederiz ve dualar sona erdiğinde, ekmek, şarap ve su getirilir. 0 zaman, toplantıyı yöneten tüm coşkunluğu ile övgü ve şükran duasını okur ve halk "Amin!" diye seslenir. Nihayet şükran konusu olan öğeler hazır bulunanlar arasında dağıtılıp paylaşılır ve diyakozların eli ile katılamayanlara gönderilir.

 

Sonunda ise, imkanı olanlar, istedikleri halde, istedikleri miktarda bağışta bulunurlar. Toplanılanlar yönetene teslim edilir ve o öksüzlere, dullara, hastalıktan veya başka nedenden dolayı muhtaç olanlara ve hapiste yatanlara ve başka yerden gelen hacılara yardım eder. Özetle, tüm muhtaç olanlarla ilgilenir.

 

Güneşin gününde bir arada toplanırız; çünkü bu Tanrı’nın, karanlıkları ve kaos’u koyarak, dünyayı kurduğu ilk gündür ve aynı günde Kurtarıcımız Isa Mesih ölülerin arasından dirilmiştir. Nitekim Satürn gününden bir gün önce O’nu çarmıha çektiler. O, aynı günün ertesinde, yani Güneş gününde, Havarilere ve öğrencilere göründüğünde size, ciddi şekilde göz önüne almanız için, ilettiğimiz şeyleri öğretti.

 

 

(Justinus, I. Apoloji, 61)

 

Paskalya Devresi, 3. Çarşamba

 

Hiç kimse yeni şarabı eski tulumlara doldurmaz; yeni şarap yeni tulumlara doldurulur.

 

 

 

Mesih’in aracılığı ile yenilenen bizlerin, kendimizi Tanrı’ya nasıl adadığımızı anlatacağız. Kesinliğe varmış olup, tarafımızdan öğretilen ve beyan edilen gerçeklere inananlar ve bunlara uygun şekilde yaşamaya söz vermiş olanlar, dua etmeye ve Tanrı’dan günahlarının affını dilemeye yönlendirirler. Biz onlara, dualarla birlikte, oruç tutmayı da öğretiyoruz; fakat biz de, onlarla tam bir birlik içinde, dua edip oruç tutuyoruz.

 

Sonra ise onları suyun kaynağına götürüyoruz; Çünkü orada, bizim de yeniden doğduğumuz gibi, yeniden doğarlar. Çünkü o zaman, Yaratıcı ve her şeyin Rabbi Tanrı’nın, Kurtarıcımız Isa Mesih’in ve Kutsal Ruh’un adına, su ile arınırlar.

 

Nitekim İsa şöyle demiştin "Yeniden doğmazsanız, göklerin egemenliğine giremezsiniz" (Mt. 18, 3). Açıktır ki sorun yeniden anne bağrına dönmek değildir, çünkü sözünü ettiğimiz doğuş tinseldir.

 

Peygamber İşaya, günah işleyip tövbe edenlerin günahlarından nasıl kurtulduklarını açıklamıştır: "Yıkanın, arının, kötülüğü ruhlarınızdan çıkartın. İyilik yapmayı öğrenin, öksüzün hakkını verin, dulun hakkını savunun. Hadi, gelin tartışalım" der Rab. "Günahlarınız kızıl renkte olsa bile ben onları kar gibi beyazlata­cağım. Oysa kulak asmazsanız, kılıç sizi yiyip bitirecek, çünkü Rabbin ağzı konuştu" (İşaya 1,16-20).

 

Bu öğretiyi Havarilerden aldık. İlk doğuşumuzda, doğal bir içgüdü ve bilinçsiz bir şekilde, anne babalarımız tarafından dünyaya getirildik. Artık basit doğanın ve cehaletin değil de, bilinçli bir seçimin çocukları olmak istiyoruz. Bunun içindir ki, yeniden doğmak isteyen ve günahlarından tövbe edenin üzerinde dünyanın Yaratıcısı ve Rabbi olan Tanrı’nın adı okunur. Vaftiz edilmek üzere suya getirilenin üzerinde yalnızca bu adı çağırıyoruz.

 

Arınmaya aydınlatma deniliyor, çünkü anımsatılan gerçekleri öğrenenler akıllarında aydınlanırlar. Aydınlanmış olan aynı zaman­da arınmış olur. Pontius Pilatus’ un yönetiminde çarmıha çekilen İsa Mesih adına aydınlatılmış ve arındırmış olur. Peygamberlerin aracılığı ile Isa ile ilgili her şeyi önceden bildiren Kutsal Ruh adına aydınlatılmış ve arındırmış olur.

 

TEOPHİLOS (ANTAKYA’LI)

 

(120- 185)

 

Teofilos (II. Yüzyıl) Antakya (Suriye) VI. episkoposu olmuştur. Kendisinin kitaplarından öğrendiğimize göre Fırat nehri yakınlarında, Pagan bir ana babadan doğmuş ve Helen etkisinde bir eğitim almıştır. Erişkin yaşa geldiğinde, uzun süre düşündükten ve Kutsal Yazıları derinliğine inceledikten sonra Hıristiyan olmuştur. M. 5. 180 yılını takip eden dönemde üç ciltlik Autolycu’ a bir eser yazmıştır. Bu eser günümüze kadar gelmiştir. Ermogenes ve Marcion’ a karşı eserleri kaybolmuş bulunmaktadır.

 

 

 

(Teophilos [Antakya’ lı], Autolikus’ a, 1,2.1)

 

Paskalya’ya Hazırlık 3. Hafta, Çarşamba)

 

İstersen iyileşebilirsin. Kendini Hekime tes­lim et ve o ruhunun ve yüreğinin gözlerini açacaktır.

 

 

 

Bana: Allah’ını göster, desen, ben de sana: İçindeki insanı gösterirsen ben de sana Allah’ımı gösteririm, derim. O halde, ruhu­nun gözlerinin gördüğünü ve yüreğinin kulaklarının duyduğunu göster bana.

 

Nitekim vücudun gözleri ile görenler, bu dünyasal yaşamda cereyan eden olayları algılayıp araları değişik olan şeyleri ayırırlar: aydınlık ve karanlık, beyaz ve siyah, güzel ve çirkin, ahenkli olanla karışık olanı, ölçülü olanla olmayanı, kısımlarında fazlalığı olanla eksikliğini olan. Kulaklara uygun olanlar için aynı şey söylenebilir, yani keskin, ağır ve tatlı sesler gibi.

 

Allah’ı görme konusunda yüreğin kulakları ve ruhun gözleri aynı şekilde davranırlar.

 

Nitekim Allah onu görebilenler, yani gözleri olanlar tarafından görülebiliyor. Oysa bazılarının gözleri iyi seçemediğinden güneşi göremiyorlar. Bununla birlikte, körler görmüyor diye güneşin ışık saçmadığı sonucuna varamayız. Bu da doğru olur, çünkü körler sonucuna varamayız. Bu da doğru olur, çünkü körler kendi karanlıklarını kendilerine ve gözlerine bağlıyorlar.

 

Günahların ve kötü davranışların yüzünden ruhunun gözleri iyi seçemiyor.

 

İnsanın ruhu parlayan bir ayna kadar temiz olmalıdır. Ayna bozulunca insanın yüzü artık onda yansıyamaz olur. Aynı şekilde günah insanı ele geçirdikten sonra o insan Allah’ı artık göremez oluyor.

 

0 halde kendini göster. Uygunsuz şeylerle uğraşmadığını, hırsız, iftiracı, kızgın, kıskanç, kendini beğenmiş, cimri, ailene karşı küstah olmadığını göster. Bu tür huylan olanlara, her lekeden arınmadıkları sürece, Allah kendini göstermez. Bu huylar seni karanlığa itiyor, gözbebeklerinde güneşe bakmanı engelleyen bir diyafram varmış gibi. Oysa istersen iyileşebilirsin. Kendini hekime teslim et ve o ruhunun ve yüreğinin gözlerini açacaktır. Kimdir bu hekim? Allah’tır, O ki, Söz’ün ve bilgeliğin aracılığı ile her şeyi yaratmıştır, nitekim: "Sözü ile Rab gökleri, ağzının nefesi ile de tüm donatımlarını yaptı" (Mezm. 32,6). Bilgeliği sonsuzdur. Allah bilgelikle dünyanın temellerini kurdu, erdemle gökleri şekil­lendirdi. Bilimi sayesinde uçurumlar açılır, bulutlardan çiğ yağar.

 

Bunları anlıyorsan, ey insan, ve anlık, kutsallık ve adalet içinde yaşıyorsan, Allah’ı görebilirsin. Fakat her şeyden önce yüreğinde inanç ve Allah korkusu olmalı, o zaman tüm bunları anlayabilecek­sin. Ölümlülüğünü terk edip ölümsüzlüğe büründüğünde, meziyet­lerine göre, Allah’ı görebileceksin. Nitekim O, ruhunla birlikte vücudunu da diriltiyor, ölümsüz kılıyor ve O’na inanıyorsan, ölümsüz olduğunda Ölümsüz’ ü göreceksin.

 

MELİTON (SARDİ’Lİ)

 

(+ 190)

 

Meliton, hiç kuşku yok ki, 2. yüzyılın ikinci yarısında (150-200) Küçük Asya (Türkiye) Hıristiyanlığının dikkate değer kimselerinden biri olmuştur. Meliton’ un Sardi episkoposu olduğu sanılmaktadır. Efes episkoposu Policrates, Papa Victor’a yazdığı bir mektupta (190’a doğru) şöyle söylemektedir: "Tamamen Kutsal Ruh’la yaşamış olan, nefsine egemen, Meliton Sardi’ de yatmaktadır..." Meliton’ nun yazılı eserleri hemen hemen tamamıyla kayıptır. Fakat bunun hacimli olmuş olduğu bilinmektedir.

 

 

 

(Meliton [sardili], Paskalya Vaazından, 2-7)

 

Paskalya Devresi, 1. Pazartesi

 

Ben sizi diriltip, göklerde olan Baba’yı gösterece­ğim. Sağ elimle sizi yükselteceğim.

 

Sevgili kardeşlerim, iyice dikkat edin: Paskalya’nın gizi yeni ve eskidir, ebedi ve zamansaldır, bozulabilen ve bozulmayan, ölümlü ve ölümsüzdür. Yasa’ya göre eskidir; Söz’e göre yenidir; şeklinde zamansal, lütfun da ebedidir; kuzunun kurbanı ile bozulabilen, Rabbin yaşamı ile bozulmayandır; toprağa gömülmesi ile ölümlü, ölülerin arasından dirilişi ile ölümsüzdür.

 

Yasa eskidir, fakat söz yenidir; şekil zamansaldır, lütuf ebedidir; kuzu bozulabilendir, fakat bir kuzu gibi kurban edilip, Tanrı olarak dirilen Rab bozulmazdır.

 

"Boğazlanmaya götürülen Kuzu gibi ve kırpıcılar önünde dilsiz duran koyun gibi, ağzını açmadı" (İşaya 53,7).

 

Simge geçti ve ifade edilen gerçek sonucuna vardı: bir kuzu yerine, her şeyi özetleyen Tanrı-insan Mesih.

 

Bunun içindir ki, kuzunun kurban edilmesi, Paskalya’nın kutlan­ması ve yasanın yazılışının sonucu İsa Mesih’tir. Eski yasada her şey Mesih için oluyordu. Yeni düzende oldukça üstün bir biçimle, her şey Mesih’e yöneliyor.

 

Yasa Söz oldu ve eski iken yenilendi, oysa ikisi de Siyon’ dan ve Kudüs’ten çıktılar. Öğreti lütfe dönüştü, şekil gerçeğe, kuzu Oğul’a, koyun insana ve insan Tanrı’ya dönüştüler.

 

Tanrı olmasına karşın Rab insan oldu ve acı çeken için acı çekti, tutuklu için tutuklu oldu, suçlu olan için yargılandı ve gömülen için gömülü iken, ölülerin arasından dirildi ve bu yüce sözü haykırdı: "Kimdir beni yargılayacak olan? Bana yaklaşsın" (İşaya 50, 8). "Ben", diyor, "ölümü yok eden, düşmanı yenen, cehennemi ayaklarımın altına alan, güçlüyü dizginleyen ve insanı göklerin yüceliğine yükselten Mesih’im; ben", diyor,"Mesih’im."

 

"Ey günahların baskısı altında ezilenler, tümünüz gelin ve affolun. Affınız benim, çünkü kurtuluşun Paskalyası benim, sizler için kur­ban edilen Kuzu’yum, ben vaftiziniz, ben yaşamınız, ben diri­lişiniz, ben ışığınız, ben kurtuluşunuz, ben kralınızım. Ben sizi göklerin yüksekliklerine götürüyorum. Ben sizi dirilteceğim ve göklerde olan Peder’i göstereceğim. Sağ elimle sizi yücelteceğim."

 

 

 

(Meliton [sardili], Paskalya Vaazından, 65-67)

 

Kutsal Hafta, Perşembe

 

O ölülerin arasından dirildi ve insanlığı mezarın derinliklerinden diriltti.

 

Peygamber tarafından, Mesih’ten başka şey olmayan, Paskalya’nın gizi hakkında çok şeyler öngörülmüştür. "Tanrı’ya sonsuzlara dek yücelik olsun. Amin" (Gal. 1, 5). Acı çeken insanlık için göklerden dünyaya indi; Bakire’nin bağrında insanlığımıza büründü ve insan olarak doğdu. Acılara katlanan bedenin aracılığı ile, acı çeken insanın acılarını kendi üstüne aldı ve bedenin tutkularını yok etti. Ölümsüz Ruh ile katil ölümü ortadan kaldırdı.

 

Gerçekten o bir kuzu gibi cellatları tarafından götürülüp öldürüldü. Mısır’dan kurtarırcasına bizi dünyanın yaşam şekillerinden kurtardı ve Firavun’un elinden kurtarır gibi şeytanın köleliğinden de azat etti. Kendi Ruh’u ile ruhlarımızı, kendi kanı ile bedenimizin uzuvlarını işaretledi.

 

Musa’nın firavunla yaptığı gibi O, ölümü şaşırtan ve şeytanı gözyaşlarına boğdurtandır. Musa’nın Mısır’ı kısırlığa mahkum ettiği gibi O haksızlığı ve adaletsizliği cezalandırdı.

 

O, bizi kölelikten özgürlüğe, karanlıklardan ışığa, ölümden ya­şama, baskıdan sonsuz saltanata götürendir. Sizlerden yeni bir ka­binlik ve daima seçilmiş olan bir halk yarattı. 0, kurtuluşumuzun Paskalya’sıdır.

 

Herkesin acılarını üstlenen O’dur. Habil’ de ölen ve İzak’ ta ayakları bağlanandır O. Yakup’ta gezginci oldu ve Yusuf’ta satıldı. Musa’da sulara terk edildi ve kuzuda boğazlandı.

 

Davut’ta baskıya uğradı ve Peygamberlerde onurundan oldu.

 

Bakire’nin bağrında cisimlenen, çarmıha çakılan, yere gömülen ve ölülerin arasından dirilip, göklerin yükseldiklerine çıkandır O. Ağzını açmayan kuzudur, öldürülen kuzudur, lekesiz bir kuzu olan Meryem’den doğandır O. O, sürüden alındı, ölüme götürüldü, akşama doğru kurban edildi, gece vakti gömüldü. Çarmıhta hiçbir kemiği kırılmadı ve toprağın altında çürümedi.

 

O ölülerin arasından dirildi ve insanlığı mezarın derinliklerinden diriltti.

--------------------

DİYOGNETUS

 

(Diyognetus’ a Mektup)

 

(II. yüzyılın sonu)

 

 

 

(Diyognetus’ a Mektup’tan, 5-6)

 

Paskalya 5. Çarşamba

 

Hıristiyanlar "vücutlarında" yaşıyor, oysa vücutla­rına göre değil. Yaşamlarını yeryüzünde sürdürür­ler, oysa uyrukları gökyüzüne aittir.

 

Hıristiyanlar, ne yerleşim alanı, ne dil, ne de yaşam alışkanlıkları ile diğer insanlardan ayrılmazlar. Nitekim, özel kentlerde yaşamıyorlar, acayip bir dil kullanmıyorlar, kendilerine özgü bir yaşam şekli sürdürmüyorlar. Öğretileri, yenilikleri seven insanlar tarafından derin düşünce ve araştırma yolu ile keşfedilmemiştir. Bazıları gibi de insanın türettiği felsefenin savunucusu değillerdir. Yunan veya barbar kentlerde, rasgele otururlar ve giysilerinde, gıdalarında ve yaşamlarında o yerin törelerini izlerler; fakat amaçlan şahane ve herkesin kabullendiği görüşle inanılmaz bir yaşam şeklidir. Kendi vatanlarında otururlar; ama yabancılar gibi; yasalara bağlı vatandaşların tüm faaliyetlerine katılır, tüm zorunlulukları kabul ederler; fakat geçici konuklar gibi. Her yabancı ülke vatanlarıdır ve her vatan onlar için yabancı bir ülkedir. Diğerleri gibi evlenirler; fakat çocuklarını sokağa atmazlar. Sofralarını paylaşırlar, yatakları değil.

 

Vücutlarında yaşarlar, oysa vücutlarına göre değil. Yaşamlarını yeryüzünde sürdürürler, oysa uyrukları gökyüzüne aittir. Yasalara itaat ederler, yaşam şekilleri ise yasalardan üstündür. Herkesi se­verler ve herkesin zulmüne uğrarlar. Tanınmazlar fakat yargıla­nırlar. Ölüme gönderilirler ve böylece yaşamı alırlar. Yoksuldurlar, fakat birçoklarını zengin ederler. Her şeyden yoksundurlar, fakat her şeyi fazlasıyla bulurlar. Hor görülürler ve bunda şanlarını elde ederler. Ünleri saldırıya uğrar ve bu ara adaletleri vurgulanır.

 

Hakarete uğrarlar, kendileri ise takdis ederler, onlara namussuzca davranılır, karşılığında saygı gösterirler. İyilik yapmalarına rağmen suçlu gibi cezalandırılırlar ve cezalandırıldıklarında yaşamı elde etmiş gibi mutlu olurlar. Yahudiler onlarla savaşırlar, yabancıymış gibi ve putperestler onlara eziyet ederler. Oysa onlardan nefret edenler, bu düşmanlıklarının nedenini açıklayamıyorlar.

 

Tek bir ifade ile vücutta ruh ne ise dünyada Hıristiyanlar aynı şey­dir. Ruh, vücudun her uzvunda bulunur ve Hıristiyanlar dünyanın her kentine dağılmış haldeler. Ruh vücutta konaklıyor, oysa vücuttan türemiyor. Hıristiyanlar da bu dünyada konaklıyorlar, fa­kat bu dünyaya ait değiller. Görünmeyen ruh, görünen vücudun içine kapatıldığı gibi Hıristiyanlar da görünürde dünyada ya­şamaktalar; oysa ki, Tann1ya gerçek tapınmaları görünmezdir.

 

Hiçbir haksızlığa hedef olmamasına karşın vücut nefretle saldırıp, ruha savaş ilan etmektedir. Çünkü ruh duyumsal zevklerden haz duymasını engelliyor; aynı şekilde dünya, onlardan hiçbir hakaret görmemesine karşın salt kötülüğe karşı geldikleri için Hıristiyan­lardan nefret etmektedir.

 

Nasıl ki ruh nefret konusu olmakla birlikte vücuda ve uzuvları seviyorsa, aynı şekilde Hıristiyanlar onlardan nefret edenleri severler. Ruh vücudun içine kapatılmıştır; oysa o bu vücudu desteklemektedir. Hıristiyanlar da bir hapis örneği, dünyanın içine tutukludurlar; oysa ki, dünyayı taşıyan onlardır. Nasıl ki ölümsüz ruh ölümlü bir çadırda yaşıyorsa, aynı şekilde Hıristiyanlar bozula­bilen şeyler arasında yolculuk eden yolcular gibidirler ve gökyü­zünün bozulmazlığını beklemekteler.

 

Gıdalarda ve içkilerde eziyet gören ruh, daha iyi olur. Eziyetlerle karşılaşan Hıristiyanlar da her geçen gün ile çoğalırlar. Tanrı onları öylesine soylu bir yere yerleştirdi ki, orayı terk etmeleri uygun düşmez.

 

 

 

(Diyognetus’ a Mektup’tan 5-6)

Noel’e Hazırlık, 18 Aralık

 

Allah, bize sabırla katlandı. Sevgisi ile gü­nahlarımızı kendine mal etti. Fidyemizin ücreti olarak kendiliğinden Oğlu’nu verdi.

 

 

 

Gerçekten hiç bir insan ne Allah’ı görmüştür, ne de tanıtmıştır. O ise kendini açınlamıştır. Ve kendini, Allah’ı görmeğe tek yetkin olan inançta açınlanmıştır. Nitekim, evrenin Rabbi ve Yaratıcısı olan, her şeyi başlatan ve bir düzene göre ayarlayan Allah insanları sevmekle yetinmiyor, sabırlı davranıyor. O her zaman öyle olmuştur, öyledir ve olacaktır: sevgi dolu, iyi, hoşgörülü, vefalı; gerçekten iyi olan salt O’dur. Gönlünde yüce ve sözle anlatılamaz bir tasarı oluşturduğundan onu tek Oğluna bildiriyor.

 

Bilgeli planını giz içinde saklayıp koruduğu sürece, bizle ilgilen­mediği, bizle uğraşmadığı sanıldı; oysa, sevgili Oğlu’nun aracılığı ile, başlangıçtan beri hazırlanmış olanları açıklayıp bildirdiğinde bizlere her şeyi bir arada sundu: ayrıcalıklarından yararlanmak, on­ları gözleyebilmek ve anlayabilmek gibi. Aramızda bu lütufları bekleyen var mı idi?

 

Oğlu ile birlikte her şeyi içinde hazırladıktan sonra, zamanı gelinceye dek, düzensiz duygulara kapılmamıza, zevkler ve ihtiraslarla sürüklenip doğru yoldan ayrılmamıza ve kararlarımızı izlememize izin verdi. Hiç kuşkusuz ki günahlarımızdan hoşlanmıyordu, sabırla karşılıyordu; haksızlıklarla dolu o dönemi onaylamıyordu, şimdiki adaletli çağı hazırlıyordu öyle ki, davranışlarımızdan dolayı açık şekilde yaşama layık olmadığımızı o zamanda kabul ettiğinde, merhameti sayesinde hak kazanabilelim ve kendi olanaklarımızla krallığına girebilmemizin olanaksız olduğunu gösterdikten sonra, gücü sayesinde bunu başarabilelim.

 

Haksızlığımız uç noktasına ulaştığında, bunun karşılığı ceza ve ölümden başka şey olamayacağı açıkça görüldüğünde ve Allah’ın sevgisini ve gücünü (ey Tanrı’nın Allah’ın sonsuz iyiliği ve sevgisi!) açıklamak için Allah’ın önceden seçtiği zaman geldiğinde de bizden nefret etmedi, bizi uzaklaştırmadı, öcünü almadı. Aksine, bize sabırla katlandı. Sevgisi ile günahlarımızı kendine mal etti. Fidyemizin ücreti olarak kendiliğinden Oğlu’nu verdi:

 

günahkarlara karşın azizi, kötülere karşı suçsuzu, haksızlar için adaletli olanı, bozulanlara bozulmayanı ve ölümlülere ölümsüz­lüğü. O’nun adaletinden başka suçlarımızı ne silebilirdi ki? Şaşkın ve günahkar olan bizler adaleti, Allah’ın tek Oğlu’ndan başka, ne­rede bulabilirdik?

 

Ey tatlı değiş-tokuş! Ey sözle anlatılmayan yaradılış! Ey tahmin edilmeyen kazançlar bolluğu! Çokluğun haksızlığı tek bir haklı ile af ediliyor, tek bir kişinin adaleti çokluğun adaletsizliğini yok ediyor.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Suzie

3. Bolum http://www.estanbul.com/showthread.php?t=22181 Bu linktedir..

 

ANONİMLER

 

(II. - IV. yüzyıl)

 

 

 

(Anonim, İkinci yüzyıla ait bir vaazdan, 1, 1-2,7)

Olağan 32. Pazar

 

Onunla birlikte yaşayabilmemiz için, bizler uğruna ölen Mesih’in aracılığı ile Tanrı bizi kurtuluşa ha­zırladı.

 

Kardeşlerim, gerçek Tanrı, yaşayanların ve ölülerin yargıcı İsa Mesih’e duyduğumuz inancı canlandıralım ve kurtuluşumuzun yüce öneminin bilincine varalım. Bu yüce değerleri değersiz hale getirirsek kötülük yapmış, bizi dinleyenleri ayıplamış oluruz ve bunu yapmakla çağrımızı, bizi çağıranı, hangi amaçla çağırdığını ve Isa Mesih’in bizler için ne denli acı çektiğini bilmediğimizi göstermiş oluruz.

 

O’na ne gibi bir karşılık verebiliriz ya da bize vermiş olduğu meyveye layık olan ne verebiliriz? Sayısız iyiliklerinden dolayı O’na borçlu değil miyiz yoksa? O bize yaşamı verdi, gerçek bir baba gibi bize oğul dedi, çökmekte olan bizi kurtardı. Aldıklarımızın karşılığında O’na neler verebiliriz, ne gibi övgülerde bulunabiliriz? Biz aklımızı kaçırmıştık, insanı şekillendirdiği taşlara, tahtalara, altın, gümüş ve bakım tapıyorduk. Tüm yaşamımız bir ölümden başka bir şey değildi! Oysa etrafımızda karanlıklar varken ve görme yeteneğimizi tümden korurken yeniden gözlerimizle görebildik ve O’nun inayeti ile onları örten kalın peçeyi kaldırabildik. Aslında, bizde salt yanlışlıklar ve kalıntıları, O’ndan gelecek kurtuluştan başka bir kurtuluşun eksikliğini gördüğünde bize acıdı ve yüce merhameti ile kurtuluşu armağan etti. Biz varolmaz iken bizleri varoluşa çağırdı ve hiçten varolmaya başlamamızı istedi.

 

Terennüm et, ey kısır, sen ki doğurmadın; yüksek sesle çağır, sen ki, doğurma acısını çekmedin, çünkü terkedilmiş kadının oğullan, kocalı kadının oğullarından çoktur (bk. İşaya 54, 1). Terennüm et, ey kısır kadın demekle eskiden çocuksuz iken sonradan bizi dünyaya getiren Kilise’nin mutluluğunu vurguluyor. Yüksek sesle çağır, sözleriyle bizlere; Tanrı’ya daima neşe içinde dualarımızın sesini yükseltmeyi öğütlüyor. Çünkü terkedilmiş kadının oğullan, kocalı kadının oğullarından çoktur deyimi ile de halkımızın Tanrı tarafından terkedilmiş ve yoksun kalmış gibi görünmesine karşın bugün, inanç sayesinde, Tanrı’ya tapar gibi görünenlerden daha kalabalık olduğumuzu anlatmak istiyor.

 

Kutsal Kitabın başka bir yerinde şöyle deniliyor: "Ben doğru kişileri değil, günahkarları çağırmaya geldim" (Mt. 9, 13). Yok olmak üzere olanların kurtarmak istediğini belirtmek için deniliyor bu. Önemli ve zor olan sağlam şekilde duranı değil de yıkılmak üzere olanı desteklemektir. Mesih yıkılmak üzere olanı kurtarmak istedi ve yok olmakta olan bizleri çağırmaya geldiğinde birçoklarını kurtardı.

 

 

 

(Anonim, İkinci Yüzyıla Ait bir Vaazdan, 3,14,5; 7,1-6)

 

olağan 32. Pazartesi

 

Salt ciddi şekilde çalışmış ve dürüstçe yarışmış olanlara taç giydirilecektir.

 

Rab, bize öylesine yüce bir merhamet gösterdi ki, yaşayan yaratıklar olan bizlerin, ölü tanrılara katan adamamıza ya da onlara tapmamıza izin vermedi. Çünkü biz, Mesih’in aracılığı ile gerçeğin Babasını tanıdık. O’na götüren bilgi, Baba’nın bize açıkladığı, Mesih’in bilgisinden başka ne olabilir? Kendi de bu konuda şöyle diyor: "İnsanların önünde beni açıkça kabul eden herkesi ben de Babamın önünde açıkça kabul edeceğim" (Lk. 12. 8). Kurtuluşu bize getireni kabul edeceksek merhametimiz bu olacaktır. Fakat onu nasıl tanıyabileceğiz? Söylediklerini yerine getirerek, emirlerini hor görmeden; salt dudaklarımızla değil de tüm yüreğimiz ve aklımızla saygı göstererek. Nitekim İşaya’ nın ağzından şöyle diyor: "Bu kavim bana salt ağzıyla yaklaşıyor ve dudakları ile sayıyor; oysa ki yüreği benden uzaktı? (İşaya 29,13). O’na Rab demekle yetinmeyelim: Bana Rab, Rab diyen herkes değil de iyilik yapan kurtulacaktır (bk. Mt. 7,21).

 

Bu yüzden, kardeşlerim, bunu faal yaşamımızda uygulayalım. Bir­birimizi sevelim, her tür kirlilikten, çekiştirmekten, kıskançlıktan kaçınalım ve ölçülülük, merhamet ve sevgi içinde yaşayalım. Unutmayalım ki yaşam kuralımız para hırsı değil de karışlıklı yardımlaşma olsun. Tersini değil de bu şekilde bunu yaparak bunu kabullenelim. insanlardan değil Tanrı’dan korkmalıyız. Aksi takdirde Rab bize şöyle diyecektir: Etrafıma toplanıp emirlerini yerine getirmezseniz sizi uzaklaştıracağım ve diyeceğim ki: Benden uzaklaşın, kötülük yapanlar, kim olduğunuzu bilmiyorum. (bak. Mt. 7,23;Lk. 13, 27). Bu yüzden kardeşlerim soylu bir yarışmada olduğumuzu bildiğimizden tüm gayretimizi gösterelim ve başkalarının değişik yarışmalara gönül bağlamasına aldırmayalım. Salt ciddi şekilde çalışmış ve dürüstçe yarışmış olanlara taç giydirilecektir. Çünkü tekrar ediyorum, hepimizin taç’a sahip olabilmemiz için gayret sarf edelim. Doğru yolda koşalım, kurallara göre mücadele edelim, taç’a sahip olabilmek için toplu halde hareket edip engelleri aşalım; her ne kadar herkes birinci ödülü kazanmayacaksa da ona olanak dahilinde yaklaşalım. Yarışmada dürüst davranmayan yarış dışı kalır. Ya sonsuz yaşam yarışında doğru kuralları uygulamayan cezalandırılamaz mı? Aksine Hıristiyanların kişiliğine uygun şekilde onurlu olmayanlar için şöyle deniliyor: "Çünkü onların kurdu ölmez ve onların ateşi sönmez ve bütün beşeriyet onlardan nefret edecekti" (İşaya 66,24).

 

 

(Anonim, İkinci Yüzyıla Ait bir Vaazdan, 8, 1-9,11)

 

Olağan 32. Salı

 

Tüm kötülüklerden kurtulun, yeni bir yürek ve yeni bir ruh oluşturun.

 

Bu dünyada yaşadığımız sürece çile doldururuz. Aslında biz, onu şekillendirenin elleri arasında, bir avuç çamurdan başka şey değiliz. Bir vazoyu oluşturabilmek için bir kil parçasını şekillendiren çömlekçi bozuk çıktığını ya da elleri arasında kırıldığını görürse onu yeniden şekillendirir. Şayet fırına koymayı düşü­nüyorsa o halde olduğu gibi bırakır. Yaşamımızda da yenilenmenin olası olduğu bir durumla, olası olmadığı bir durum vardır. Nitekim dünyasal yaşamımız süresince günahlarımızın çilesini çekmek ve böylece Rabden kurtuluşu alabilmek için vaktimiz ve olanak­larımız vardır.

 

Bu dünyadan çıktıktan sonra ne inanç değiştirebiliriz ne de pişmanlık duyarak tövbe edebiliriz. Bu yüzden kardeşlerim, Baba’nın isteğini yerine getirelim, vücudumuzu an tutalım ve Rabbin emirlerini uygulayalım ki böylece sonsuz yaşama erişebilelim. Bu yüzden İncil’de Rab şöyle der: Çok küçük bir işte güvenilir olmadıysanız, büyük işi kim size emanet eder? Bu yüzden size şunu söylüyorum: Çok küçük bir işte güvenilir olan kişi, büyük işte de güvenilir olur (Lk. 16, 10). Bunu söylemek istiyor: yeniden yaşamı elde edebilmek için vücudunuzu temiz ve Hıristiyan’ın kişiliğini lekesiz tutun.

 

Aranızdan hiç kimse bu vücudun yüceltilmeyeceğini ve yeniden dirilmeyeceğini söylemeye kalkmasın. Biraz düşünün: hangi durumdan kurtarıldınız ve tinsel yaşamı alabildiniz? Bu vücudun içinde yaşadığınızda olmadı mı bu? İşte bu yüzdendir ki, vücudu Tanrı’nın bir tapınağı gibi korumalıyız. Fakat vücudunuzda iken çağrıldığınıza göre aynı şekilde vücudunuzda iken yargılana­caksınız. Bizi kurtaran Rab Mesih insan şeklini almak istediyse - oysa ki önceden salt ruhtu - ve böylece bizi yanına çağırdıysa biz de bu vücutta iken ödüllendirileceğiz. Bu yüzden hep birlikte Tanrı’nın krallığına varabilmek için vaktimiz varken, hekimimiz olan Tanrı’ya teslim olalım ve az sayıdaki değerlerimizi ellerine bırakalım. Hangi değerler? İçtenlikli bir yürekle doldurulan çilenin vasıtasıyla elde. edilenler. O her şeyi olmadan önce bilir ve gönlümüzde kaynaşan şeylerden hiç birini kaçırmaz. 0 halde bizi oğullan gibi kabul edebilmesi için O’nu, salt dudaklarımızla değil de, yüreğimizle de övelim. Bu yüzdendir ki Rab "Kardeşlerim Babamın iradesine boyun eğenlerdir" demiştir (Lk. 8,21 ve devamı).

 

 

 

(Anonim, İkinci yüzyıla ait bir vicdan, 10,1-12.1; 13,1)

 

Olağan 32 Çarşamba

 

Salt kardeşlerimize değil de dinimizden olmayanla­ra da iyilik yapmaya çalışalım. Onlara adil davra­nalım ki, bizim yüzümüzden Tanrı’nın adına sövülmesin.

 

Kardeşlerim, erdemli davranarak yaşama sahip olabilmemiz için bizi çağıran Baba’nın isteğini yerine getirelim; bizi suça iten kötü eğilimlerimizi düzeltelim ve inançsızlıktan sakınalım ki, kötü­lüklerin baskısına uğramayalım. Nitekim iyilik yapmaya çalışırsak barış hep bizden yana olacaktır. Barış, çünkü insanı korkularla yönetilip gelecekteki varlıkların vaadine şimdiki varlıkların yeğleyenlere görünmez. Bu dünyanın zevklerinin ne çok acılar, gelecekteki varlıkların ise ne çok tatlar gizlediklerini bilmezler bunlar. Böyle bir davranışı salt onlar sürdürmüş olsalardı, zarar bu denli büyük olmazdı. İşin kötüsü şu ki, sapık görüşleri ile suçsuz ruhları bozuyorlar ve bunu yapmakla hem kendileri, hem de onlara kulak verenler için çift cezaya çarpılacaklarını bilmezler. Tanrı’ya temiz bir yürekle hizmet etmeye çalışalım ve böylece dürüst olalım. Şayet, verdiği sözlere inanmadığımız için O’na hizmet etmezsek, sefil bir duruma düşeceğiz. Nitekim şöyle yazılmıştır iki yüzlü ve dengesiz bir ruha sahip olup, "Tüm bunları baba­larımızın zamanında da duyduk; oysa günden güne beklememize rağmen, önceden bildirilmiş olanlardan hiçbir şey görmedik’ diyenler sefildir. Ey akılsızlar, kendinizi bir meyve ağacına benzetin. Örnek olarak bir üzüm asmasını alın. İlk başta yapraklardan bile yoksundur. Sonra ise tomurcuklar çıkar; derken ham ve yumuşak salkım çıkar; sonunda ise işte olgun üzüm. Aynı şekilde halkım da felaketlere ve zorluklara katlandı; fakat bundan sonra hep iyilikler gelecektir.

 

Kardeşlerim, iki ruhlu olmayalım, vaktinde ödülü alabilmek için mutlulukla göğüs gerelim. Söz vermiş olan sadıktır ve herkese yapılanın karşılığını verecektir. Doğru şeyler yapmak, Tanrı’nın huzurunda krallığına gireceğiz ve ödül olarak hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir gözün görmediği, hiçbir insanın yüreğine girmemiş olan şeyleri alacağız (bk. 1. Kor. 2,9).

 

Rabbin geleceği günü bilmediğimize göre, merhamet ve adalet içinde, saatten saate, Tanrı’nın krallığını bekleyelim. Vaktinde tövbe edelim, sağlam bir irade ile iyilik yapmaya uğraşalım. Çünkü biz akılsızlık ve kötülükle doluyuz. Dünkü günahları ruhumuzdan silelim ve kurtuluşa layık olabilmek için gerçekten tövbekar olalım. İltifatlardan kaçınalım ve salt kardeşlerimize değil de dinimizden olmayanlara da iyilik yapmaya çalışalım. Onlara adil davranalım ki, bizim yüzümüzden Tanrı’nın adına sövülmesin (bak. Rom. 2,24).

 

 

 

(Anonim, İkinci Yüzyıla Ait bir Vaazdan, 13,2-14,5)

Olağan 32. Perşembe

 

Rab, Rab diyen değil de gökyüzünde olan Babamın iradesine boyun eğen gökyüzündeki krallığa girecek­tir.

 

Tüm milletlerde adıma küfrediliyor (İşaya 52, 5), diyor Rab. Ve de: Adıma küfredilmesine neden olana felaket! (Rom. 2,24). Oysa neden küfrediliyor? Çünkü biz öğrettiklerimizi uygulamıyoruz. Nitekim ağzımızdan Tanrı’nın sözlerini duyan insanlar şaşırırlar, çünkü O sözler iyidir, takdire değerdir. Oysa sonradan, davranışlarımızın sarf ettiğimiz sözlere uymadığını görünce, bunun bir masal ve bir dizi aldatmaca olduğunu iddia edip küfretmeye başlarlar.

 

Tanrı’nın söylediklerini bizden duyuyorlar: Sizi sevenleri seviyorsanız bu bir meziyet değildir; düşmanlarınızı ve sizden nefret edenleri sevmeniz meziyettir (Mt. 5,46). Bunu duyduklarında bunca sevginin soyluluğuna hayran kalıyorlar. Ne var ki sonradan, değil bizden nefret edenleri sevmek, bizi sevenleri bile sevmediğimizi görürler. O zaman bizle alay ediyorlar ve böylece Tanrı’nın adına küfrediliyor. Kardeşlerim, Pederimiz olan Tanrı’nın iradesine boyun eğelim ki, güneşten ve aydan önce yaratılan o tinsel Kilise’ye dahil olabilelim. Oysa Rabbin iradesine boyun eğmezsek "evim hırsızların barınağı oldu" (Yeremya 7, 2; Mt.21; 13) diyen Kutsal Kitabın doğrulaması bizler içinde geçerli olacaktır. Bu yüzden seçimimizi yapalım, kurtulabilmek için yaşam Kilisesine katılmaya çalışalım. Yaşayan Kilisenin "Mesih’in bedeni" (1. Kor. 12, 27) olduğunu bildiğinizi sanıyorum. Bunun içindir ki Kutsal Kitap: "Tanrı insanı erkek ve dişi olarak yarattı" (Tekvin 1,27; 5,2) diyor. Biri Mesih’tir, diğeri ise Kilise’dir. Kaldı ki, gerek Kutsal Kitap gerekse Havariler, Kilise’nin bu zamanda oluşmadığını, İsa’mız gibi tinsel olduğundan, daima varolduğunu ve bizlere kurtuluş vermek için bu son dönemde, kendini açığa vurduğunu doğruluyorlar. Tinsel olan bu Kilise, birimizin bedeninde ona sadık olup terk etmezse Kutsal Ruh’u da alacağım bizlere anımsatmak için, Mesih’in bedeninde görünmüştür. Aslında bu beden ruhun imgesidir. Dolayısıyla suretini yitiren özgün modelini alamayacaktır. Bu yüzdendir ki, ey kardeşler, bizlere şu şekilde sesleniyor: ruha katılabilmek için bedene saygı gösterin. Oysa bedenin Kilise ve ruhun Mesih olduğunu söylersek sonuç olarak bedeni hor gören Kilise’yi de hor görmüş olur. Bundan dolayı o kimse Mesih olan ruha katılamayacaktır. O halde bu beden, Kutsal Ruh’un yardımı ile, hayran olunacak bir yaşamı ve bozulmazlığı alabilir ve hiç kimse Tanrı’nın seçtikleri için neler hazırlandığını ne açıklayabilecek ne de anlatabilecek durumdadır.

 

 

(Anonim, İkinci Yüzyıla Ait bir Vaazdan, 15, 1-17,2)

 

Olağan 32. Cuma

 

Oruç duadan daha değerlidir, fakat sadaka ikisin­den de önemlidir: Sevgi birçok günahı örter.

 

Dürüst ve kutsal bir yaşam için size verdiğim kural hiç önemsiz değildir. Aksine öylesine önemli ki biri onu uygularsa hiç pişman olmayacak, fakat hem kendisi hem de onu eğiten beni kurtaracaktır. Yolunu şaşıran ya da yitiren bir ruhu kurtuluş yoluna yeniden sürmek hiç de küçük sayılacak bir kar değildir. Ve bu karı bizi yaratmış olan Rabbe sunabiliriz, yeter ki konuşan ve dinleyen inanç ve merhametle konuşsun ve dinlesin.

 

İnandıklarımızda, adalet ve kutsallıkta sağlam olalım ve bize: Sen daha konuşmakta iken ben, işte buradayım, diyeceğim (İşaya 58,9) diyen Tanrı’ya güvenle dua edelim. Bu deyiş yüce bir sözü kapsıyor, çünkü Rabbin vermesinin bizim istememizden daha hızlı olduğunu bize açıklıyor. O halde bu yüce iyiliğe hepimiz katıldığı­mızdan, Rabden aldığımız sayısız nimetler için birbirimizden kıs­kanmaya çalışalım.

 

O sözlerin çalışkan ruhlara getirdiği mutluluğu düşünelim. İtaat etmeyen ruhlara getirdikleri ceza ise o denli acıdır.

 

Kardeşlerim, bu güzel fırsattan yararlanıp tövbe edelim ve vaktimiz varken, bizi çağıran ve bizi karşılamaya hazır olan Tanrı’ya dönelim. Tüm zevklerden vazgeçerek ve ruhumuzu kötü arzuların tuzaklarından uzak tutarsak İsa’nın merhametinden yararlanabileceğiz. Bu ara şunu da bilin ki, "kıyamet günü" geliyor, bir fırın kadar sıcak ve gökyüzü kısmen dağılacak (Malaki 3, 19) ve tüm dünya da öyle, ateşte çözülen kurşun gibi ve o zaman insanların tüm hareketleri, gizli olanlar ve bilinenler, ortaya dökülecektir. Bu yüzdendir ki, günahların kefareti olarak, sadaka iyi bir şeydir. Oruç duadan daha değerlidir, fakat sadaka ikisinden de değerlidir: "Sevgi bir çok günahı örter" (1. Petr. 4, 8). Temiz bir yürekle okunan dua ölümden kurtarır fakat sadaka sayesinde kusursuz bulunan ermiştir. Nitekim sadaka günahtan kurtarır. Hiç birimizin yok olmaması için tüm kalbimizle tövbe edelim. Başkalarını putperestlikten döndürüp eğitmek bizim için bir zorunluluk olduğuna göre, Tanrı’nın gerçek bilgi bilgisinden yararlanmakta olan tüm ruhları kurtarabilmek için daha büyük bir uğraş vermeliyiz! Bunun için birbirimize yardımcı olalım, böylece zayıf olanları da iyiye yönelten ve kardeşlik saygısı içinde düzelerek, hepimizi kurtaralım.

 

 

 

(Anonim, İkinci Yüzyıla Ait bir Vaazdan, 18,1-20,5)

 

Olağan 32. Cumartesi

 

Sevgi yerine menfaate dayalı ise azizliğimiz hiç değerli olmaz.

 

Yargıdan korkan dinsizlere değil de, yaşamda iken O’na verdikleri hizmetten dolayı, Tanrı’ya şükredenlere katılmaya gayret edelim. Ben de, bin bir günahla yüklü ve ayartmalara mahkum olduğumu, şeytanın bunca tuzakları arasında çırpındığımı kabul etmekle birlikte, adaletin yolunu izleyebilmek için kendimi zorluyorum ve gelecekteki yargının kurtarıcı korkusu aracılığı ile en azından ona yaklaşmaya çalışıyorum.

 

Kardeşlerim, gerçeğin Tanrı’sına kulak verdikten sonra, bu yazıda size okunan öğüdü de dinleyin ki, böylece hem kendinizi hem de aranızda olup bunları okuyanı kurtarasınız. Size verdiğim armağanın ödülü olarak içtenlikle dine bağlanmanızı talep ediyorum. Böylece kurtuluşu ve yaşamı sağlamış olacaksınız.

 

Kutsal bir davranışla, Tanrı’yı sevmeye ve O’na hizmet etmeye ciddiyetle gönül veren gençlere iyi bir örnek vermiş olacağız. Bizi azarlayan olursa, bozulmayalım ve kızmayalım. Alınırsak akılsız oluruz. Düzeltmenin amacı bizi kötülükten kutsallığın yoluna geçirmektir. Nitekim bazen, kötülüğümüzden ve gururumuzdan dolayı, yaptığımız kötülüğün farkına varmayız. Çünkü ruhumuzun gözleri tutkular tarafından örtülmüştür.

 

O halde kurtuluşa ulaşabilmek için adaletli işler yapalım. Ne mutlu bu kurallara itaat edenlere! Bu dünyada kısa bir süre içinde acılara göğüs geriyorlarsa da bir gün yeniden doğuşun bozulmayan meyvesini toplayacaklar. Bu yüzden inanç sahibi olan, bu dünyada acılara katlandığı için üzülmesin. Onu mutlu bir zaman bekliyor. Babalarla yeniden dirilip, hiç üzülmeksizin tüm sonsuzluk boyunca sevinecektir.

 

Kötülerin bolluk, Tanrı’nın hizmetkarlarının ise sefalet içinde yaşadıklarını gördüğümüzde sarsılmayalım. Bundan ikna olalım, kardeşlerim; biz Tanrı tarafından sınavdan geçirilmekteyiz ve gelecekteki yaşamda yücelmek için bu yaşamda uğraş vermekteyiz. Dürüst olanlar arasında hiç kimse ödülünü çabucak almamıştır, beklemek zorunda kalmıştır. Nitekim şayet Tanrı dürüstlerin hakkı olan ödülü hemen verseydi, bundan hiç kuşkusuz anında bir yarar görecektik. Oysa Tanrı’ya karşı duyduğumuz sevgiyi ve umudu kanıtlamak için bir fırsatı kaçırmış olacaktık.

 

Sevgi yerine menfaate dayalı ise azizliğiniz hiç değerli olmaz. Bu yüzdendir ki, gerçek aziz ve gerçekten seven kişi, tanrısal yargıyı düşündüğünde, sarsılmaz ve uğraşısında felce uğramış gibi hissetmez kendisini.

 

Tek ve görünmeyen Tanrı’ya, gerçeğin Babasına, ölümsüzlüğün yaratıcısı, gerçeğin ve göksel yaşamın açıklayıcısı olan Kurtarıcıyı bize gönderene yüzyıllar boyunca şan olsun. Amin.

 

 

 

(Anonim,4. Yüzyıla Ait Tinsel bir Yazarın Vaazlarından, 18,7-11)

Olağan 4. Cuma

 

Sizi birinin eğitmesi gerekmiyor, çünkü Ruh size yol gösteriyor ve tam gerçeğe götürüyor.

 

Ne mutlu Tanrı’nın oğulları olmaya, Kutsal Ruh’ta yeniden doğmaya ve onları aydınlatan, onlara yeni bir yaşam veren Mesih’i içlerinde taşımaya layık görülenlere. Onlar çeşitli tarzlarda Ruh tarafından yönlendirilirler, görünmez şekilde lütuf tarafından refakat edilirler ve ruhlarında yüce bir huzuru kavuşurlar.

 

Bazen sanki, insan türü yüzünden hüzne ve göz yaşlarına kapılırlar ve tüm insanlar durmaksızın dua ederek, insanlık için duydukları yakıcı sevginin gücü ile ağlarlar.

 

Bazen ise Kutsal Ruh onları öylesine bir mutluluk ve sevgi ile yakıyor ki, olası olsaydı, yüreklerinde hiçbir ayrım yapmaksızın herkesi, iyileri ve kötüleri de taşırlardı.

 

Yine başka defalar, alçakgönüllülükleri yüzünden kendilerini başkalarından daha aşağı görüp, en iğrenç ve değersiz yaratıklar olduklarını sanırlar. Bazen Ruh onlara anlatılmaz bir neşe verir. Bazen kralın zırhını kuşanıp savaş meydanına atılan, kahramanca dövüşüp tüm insanları bozguna uğratan bir kahramana benzerler. Nitekim tinsel insan Ruh’un silahlarını alır, düşmanlara karşı savaşır, onları yıkar ve ayakları ile çiğner.

 

Sık sık ruhu gizemli bir sessizliğin içinde istirahat eder, huzur ve barış içinde her çeşit tinsel mutluluğun ve kusursuz ahengin tadına varır. Özel akıl, anlatılamaz bilgi ve Ruh’un akıl ermez bilme yete­neklerini alır. Böylece lütuf onu sözle açıklanamayan, sözcüklerle ifade edilemeyen konularda eğitir.

 

Başka zamanlarda ise herhangi bir insan gibi davranır.

 

Lütuf değişik şekillerle verilir ve yine değişik şekillerle ruha yol gösterir, tanrısal iradeye göre şekillendirir. Değişik tarzlarla onu uğraştırır ki, göksel Peder’in huzuruna dürüst, kusursuz ve arı olarak çıkartabilsin.

 

Mesih’e dua edelim, sevgi ve büyük bir güvenle O’na dua edelim ki, bize Ruh’un göksel lütfunu armağan etsin. Ruh’un kendisi bize yol göstersin, tanrısal iradeye göre yaşayabilmemiz için bizi yönetsin ve huzura kavuştursun.

 

Bu yol gösterme, bu lütuf, bu tinsel hareket bizi Mesih’in kusursuz bütünlüğüne ulaştıracaktır. Havari’nin dediği gibi: Öyle ki, Mesih’in tüm doluluğuyla dolasınız" (Ef. 3.19).

 

 

 

(Anonim, Eski bir Kutsal Cumartesi Hakkında Vaazdan)

 

Kutsal Cumartesi

 

Rab İsa Mesih, esirleri cehennemden çıkartmak için ölümün sularına daldın.

 

Neler oldu? Bugün dünyada büyük bir sessizlik var, büyük bir sessizlik ve yalnızlık. Büyük bir sessizlik, çünkü Kral uyuyor toprak şaşırıp kalmıştır, suskunluk içindedir. Çünkü beden alan Tanrı uykuya dalmıştır ve yüzyıllardan beri uyumakta olanların uyandırmıştır. Tanrı bedenen ölmüştür ve ölüler diyarını sarsmaya inmiştir.

 

Muhakkak ki, kaybolan kuzu gibi, ilk babayı aramaya gidiyor. Karanlıklarda ve ölümün gölgesinde oturanları ziyaret etmek için oraya inmek istiyor. Tanrı ve Oğlu, hapiste bulunan Adem ile Havva’yı acılardan kurtarmaya gidiyor.

 

Haç’ın zaferler kazanmış olan silahlarını taşıyarak, Rab yanlarına gırdı. İlk ata, Adem, onu görür görmez, şaşkınlıktan göğsünü yumruklayarak, herkese seslendi ve "Rabbim herkesle olsun" diye bağırdı. Mesih, Adem’e yanıt vererek, "Ve ruhunla da dedi. Ve elinden tutarak sarstı ve dedi ki: "Uyan sen ki uyuyorsun, ölülerin arasından din ve Mesih seni aydınlatacaktır. Ben, senin için oğlun olan Tanrı’nım; şimdi senin ve senden kaynaklanmış olan bunlar için konuşuyorum ve gücümle hapiste olanlara emrediyorum:

 

Çıkın! Karanlıkta olanlara: Aydınlatılmış olun! Ölenlere: Dirilin! Sana da emrediyorum: Uyan, ey uykuda olan sen! Ölüler diyarında tutuklu kalman için yaratmadım seni. ölülerin arasından dini. Ben ölülerin yaşamıyım. Dul, ellerimin ürünü! Dul, imgeme göre yapılmış resmim! Diril, çıkalım buradan! Sen bende ve ben sende gerçekten tek ve ayrılmaz bir doğayız. Senin için, Tanrın olan ben, oğlun oldum. Senin için, Rab olan ben, hizmetkar doğasını giydim. Göklerin üstünde olan ben, senin için dünyaya ve dünyanın altına geldim. Senin için, insan, insanların güçsüzlüğünü paylaştım, sonra da ölülerin arasında özgür oldum. Cennetin bahçesinden çıkmış olan senin için, bir bahçede ihanete uğradım ve Yahudilere teslim edildim ve başka bir bahçede çarmıha çakıldım. Senin için, sana o ilk yaşam soluğunu iade edebilmek için, bana atılan tükürüklerin izlerini yüzümde gör. Senin yitirilen güzelliğini imgeme uygun olarak yeniden yaratabilmem için yediğim tokatlan yanaklarımda gör.

 

Omuzlarını günahlarının yükünden kurtarmak için katlandığım kırbaçları sırtımda gör. Bir zamanlar ellerini kötüce ağaca doğru uzatmış olan senin için haça çivilenen ellerime bak. Çarmıhta öldüm ve mızrak böğrüme saplandı. Cennette uykuya dalan ve ka­burgandan Havva’yı çıkaran senin için böğrüm kaburgalarının acısını dindirdi. Uykum seni cehennemin uykusundan kurtara­caktır. Mızrağım sana karşı çevrilen mızrağı durdurdu. Kalk, uzak­laşalım buradan. Düşman seni cennetin topraklarından çıkarttı. Bense artık seni o bahçeye koymam, fakat göksel tahta yer­leştiririm. Yaşamın simgesel ağacına el sürmen yasaklanmıştı; oysa yaşam olan ben kim olduğumu sana açıklıyorum. Hizmetçiler gibi seni koruyacak melekler yerleştirmiştim. Şimdi ise meleklerin, Tanrı olmasan da Tanrı’ya yakın şekilde tapmalarını gerçek­leştiriyorum. Göksel taht hazırdır, taşıyıcılar da hazırdır ve emir bekliyorlar, salon düzenlenmiştir, sofra kurulmuştur, ebedi konut donatılmıştır, mücevher sandıkları açılmıştır. Başka bir deyimle, göklerin krallığı yüzyıllardan beri senin için hazırlanmıştır."

 

 

 

(Anonim, Eski bir Yazarın "Paskalya Vaazından, 35,6-9)

Paskalya, 1.Çarşamba

 

Zaman içinde olduğumuz gibi olmak istedi ki, ölüm­süzlüğünü" sözü bizde gerçekleşince, O’lunla bir­likte sonsuza dek yaşayabilelim.

 

Yeniden sahip olduğu kurtuluşu anımsayarak havan Pavlus şöyle der: Nasıl ki, Adem ile ölüm bu dünyaya girmiştir, aynı şekilde Mesih’in aracılığı ile kurtuluş yeniden dünyaya verilmektedir (bk. Rom. 5, 12). Yine der ki: "İlk adam yerden, yani topraktandır. İkinci adam göktendir" (I. Kor. 15, 49), yani kabul edilen, kurtarılan, yenilenen ve Mesih’te arıtılan insanın kurtuluşuna sahip olacağız. Havari’ye göre, Mesih ilk olarak geliyor. Çünkü yeniden doğuşun ve yaşamın yapıcısıdır. Ondan sonra Mesih’in olanları, yani kutsallığının örneğini izleyerek yaşayanlar geliyor. Bunlar O’nun yeniden doğuşundan kaynaklanan teminata sahiptirler ve O’ nunla birlikte göksel sözün yüceliğini paylaşacaklardır. Rabbin kendisi İncil’de dediği gibi: Beni izleyecek olan ölmeyecektir, ölümden yaşama geçecektir (bk. Yuh. 5,24).

 

Böylece Kurtarıcı’ nın azabı insanın yaşamı ve kurtuluşudur. Nitekim bu nedenle bizim için ölmek istedi. Öyle ki biz O’na inanarak, sonsuza dek yaşayabilelim. Zaman içinde olduğumuz gibi olmak istedi ki, ölümsüzlüğünün sözü bizde gerçekleşince, O’ nunla birlikte sonsuza dek yaşayabilelim.

 

Budur derim ben, göksel gizlerin lütfu, budur Paskalya’nın armağanı, budur en çok arzu ettiğimiz yıllık bayram, bunlardır canlandırıcı gerçeğin başlangıçları. Bu gizin sayesinde, Kutsal Kilise’nin yaşam verici vaftizinde doğan bebeklerin saflığı ile ye­niden yaşama kavuşturulan çocuklar, masumluklarının emekleyen sesini yükseltirler. Paskalya’nın gereklerine uyarak Hıristiyan ve Hıristiyan aileler, inancın aracılığı ile yeni ve sayısız bir soyu sürdürsünler.

 

İnanç ağacı Paskalya için çiçek açıyor, vaftiz yeri verimli oluyor, gece yeni bir ışıkla parlıyor, gökten bir armağan iniyor ve kutsal giz göksel gıdasını veriyor. Kilise Paskalya’da tüm insanları kucaklıyor ve onlardan tek bir millet ve tek bir aile oluşturuyor. Tek tanrısal töze ve güce, üç Kişi’nin adına tapanlar, Peygamber ile birlikte yıllık bayramın mezmurunu okuyorlar: "Rabbin yarattığı gün budur, onda mesrur oluruz ve seviniriz" (Mezm. 111. 24), Soruyorum kendime: "Hangi gün?" Yaşama bir başlangıç yem, ışığı başlatan gün. Bu gün, görkemin yapıcısıdır, yani Rab Isa Mesih’in kendisidir. 0, kendi hakkında şöyle dedi: -Ben gündüzüm, gündüz yürüyen tökezlemez" (bk. Yuh. 8, 12); yani her konuda Mesih’i izleyen, geçtiği yerden geçen, sonsuz ışığın kapılarına varır. Bedeni ile bu dünyada olduğunda Baba’dan isteği buydu: "Baba, bana inanmış olanların da bulunduğum yerde bulunmalarını istiyorum. Çünkü senin bende olduğun ve benim sende olduğum gibi, onlar da bizde olsunlar" (bk. Yuh. 17,20 ve devamı).

 

 

 

(Anonim, 6. Yüzyıldaki Afrika’ lı bir Yazarın ‘Söylev"inden, 8, 1-3)

Paskalya 7. Cumartesi

 

Kutsal Ruh yücedir, karizmalarında çok yücedir ve de harikuladedir.

 

Havariler tüm dillerde konuştular. Muhakkak ki Tanrı, Kutsal Ruh’un varlığını bu şekilde belirtmek istedi ki, böylece O’nu almış olan tüm dillerde konuşabilsin. Nitekim, sevgili kardeşlerim, şunu iyice anlamalıyız ki, Tanrı’nın merhameti gönüllerimizde bulunuyorsa bu, Kutsal Ruh’un sayesinde oluyor. Madem ki, merhamet dünyanın her yerinden, Tanrı’nın Kilise’sini bir araya getirecekti, tek bir insan Kutsal Ruh’u aldığında tüm dilleri konuşabildi. Şimdi ise Kutsal Ruh’un sayesinde bir araya getirilen Kilise birliğini tüm dillerde ifade ediyor.

 

Bu yüzdendir ki, biri kalkıp bizlerden birine derse ki: Kutsal Ruh’u aldınsa neden her dilde konuşmuyorsun? Yanıtın şu olmalı:

 

Kesinlikle her dili konuşuyorum. Çünkü her dili konuşan Mesih’in gövdesine, yani Kiliseye dahilim. Kutsal Ruh’un varoluşu ile Tanrı, kendi Kilise’sinin tüm dillerde konuşacağından başka neler açıklamak isteyebildi ki?

 

Rabbin verdiği söz bu şekilde gerçekleşti: Hiç kimse yeni şarabı eski tulumlara doldurmasın, yeni şarap yeni tulumlara konulsun ki, her ikisi de dayanabilsin (bk. Lk. 5,37-38). Bu yüzdendir ki, her dilin konuşulduğu duyulunca, bazıları haklı olarak: "Bunlar taze şarabı fazla kaçırmış" (Hay. İş. 2, 13) demeye koyuldular. Nitekim kutsallığın lütfu ile yenilenen yeni tulumlar olmuşlardı ve yeni şarapla, yani Kutsal Ruh ile doldurulduklarında ve tüm dilleri konuştuklarında coşku içindeydiler ve gayet açık olan o mucize ile Kilise’nin, tüm milletlerin dilleri aracılığı ile Katolik olacağını açıklıyorlardı.

 

0 halde bugünü, Mesih’in tek gövdesinin uzuvların olarak kutlayın. Nitekim sizler, kutladığınız şey olacaksınız, boşuna kutlamı­yorsunuz. Yani Rabbin Kutsal Ruh’u ile doldurduğu gücü ile tüm dünyaya yaydığı, kendine ait olarak kabul ettiği ve onun tarafından da kabul edildiği o Kilise’ye dahil olacaksınız.

 

Damat gelini terk etmemiştir. Bu yüzden hiç kimse ona başka bir gelin veremez. Nitekim, tüm milletlerin birleşmesinden oluşan size ve salt size, yani Mesih’in Kilisesi’ne, Mesih’in vücuduna, Mesih’in gelinine, Havan şöyle der: Sevgi - ile birbirinizi hoş görün ve esenlik bağı ile Ruh’un birliğini korumaya gayret edin (bk. Ef. 4,2). Gördüğünüz gibi, birbirimize karşı hoşgörülü olmamızı emret­tiğinde buna sevgiyi de kattı. Birliğin umudunu gördüğü yerde de esenliğin bağını gösterdi.

 

Tanrı’nın evi budur, canlı taşlarla inşa edilmiştir. Mekan olarak bu­rayı seçmiştir O ve hiçbir belalı ayrılık O’nun gözlerini incitme­meli.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Suzie

BÖLÜM 5

 

İSKENDERİYE OKULU

 

İnanç İle Kültür Arasında Karşılaşma

 

(202-251)

 

 

İskenderiye Okulu

 

2. yüzyılın sonunda Mısır’ın İskenderiye kenti, İmparatorluğun başkenti olan Roma’dan sonra tüm Akdeniz havzasının en önemli kenti idi. Avrupa’yı Asya’ya bağlayan büyük deniz ve karayollarını kavşağında bulunan ve çok önemli bir iktisadi ve ticari merkez olan İskenderiye, aynı zamanda bilinen dünyanın tüm felsefe ve dinlerinin bir araya geldikleri antik çağın en canlı aydın merkezi idi.

 

Bilinirci sapkınlığın beşiği olan İskenderiye’de İskenderiye Okulu olarak bilinen (Yunanca’da διδασκαλειον) ve bilinirciliğe karşı mücadelenin en iyi teşkilatlandırılmış dayanak ve merkezi olan o özel Hıristiyan kurumu da şekillendirilecektir. İskenderiye Okulunun başlangıçları, bugün bile derin karanlıklarla örtülmüştür. Hareketi başlattığı sanılan Sicilyalı Pantenus’ un sadece adı bilinmektedir (ancak savunucu Atenagoras ’tan söz edilmiştir!). Fakat İskenderiyeli Clemens ile bu kuruluş kesin ve belgelenmiş bir kimlik kazanıp, şaşırtıcı bir aydın güç ile tarihe adımlarını atmaktadır.

 

ORİGENES

 

(185-253)

 

Origenes 185 yılında, Hıristiyan bir ailenin çocuğu olarak, Mısır’da, muhtemelen İskenderiye’de doğdu. İskenderiye Mısır’ın büyük metropolü, Roma imparatorluğunun, Roma’dan sonra, ikinci kentiydi. İskenderiye, kütüphanesi ve akademi ile saygın bir fikir merkeziydi. Fakat bu devirde mezalim devam etmektedir: Azize Feliçita ile azize Perpetua’ nın şehit edilişleri bu döneme rastlar.

 

Origenes’ in babası da 202 yılında şehit edilir. Origenes 17 yaşındadır ve babası ve altı küçük kardeşi ile birlikte yaşamaktadır. Ailenin bütün mallarına el konmuştur. Buna rağmen Origenes, zengin bir ailenin yardımları ile eğitimine devam eder. Origenes gramerci olur ve ailenin ihtiyaçlarını bir dereceye kadar karşılar.

 

İskenderiye episkoposu Demetrius, kendi diyosezinde kateşez öğretimini Origenes’ e teslim eder. Origenes, bu Kilise görevini çok ciddiye alır: yoğun bir şekilde Kutsal Kitabı inceler, boş zamanlarını feda eder, şehitlere yardımcı olur, büyük bir yoksulluk içinde yaşar.

 

30 yaşına geldiğinde "didaskale" olarak atanır. Bilimsel incelemeler için bir okul kurar. Öğrencileri arasında müstakbel aziz, keramet sahibi, Gregorius da vardır. Bu aziz, sonradan Origenes’ den söz ederken, onun hakkında: "ikna edici bir sevimlilik ve güç karışımı" diye yazacaktır.

 

Origenes, Kutsal Kitabın ortada dolaşan çeşitli bütün metinlerini okuyabilmek için İbrani’ce öğrenmeye başlar. Böylece kendini, dini ve bilimsel olarak Kutsal Kitabı yorumlamaya muktedir hisseder.

 

Hıristiyan doktrini ile ilgili öğretimi ve konuşmaları sebebiyle Origenes’ i her taraftan çağırmaktadırlar. Bu nedenle Arabistan’a, Filistin Kayseri’sine ve Antakya’ya gider. Bu dönemde Origenes birçok eser kaleme almaya başlar. Birçok sekreter, kopist ve kaligraf genç kızdan oluşan bir ekip ona yardımcı olur. Böyle bir çalışma ekibine sahip olabilmesi için Origenes’ e mali açıdan aziz Ambrosius destek oluyordu.

 

Origenes’ in öğretiminin kalitesi nedeni ile Filistin Kayseri’si, Kilise’nin fikir hayatının merkezi haline gelir. Origenes tarafından kurulan okul ünlü olur ve çok sayıda öğrenci bu okula akın eder. Kilise adamlarının kıskançlıkları nedeniyle İskenderiye’ce istenmeyen Origenes, bunun aksine 3 yıl süreyle dersler vermek üzere Kapadokya Kayseri’sine davet edilir (235-238).

 

Origenes öyle bir başarı kazanacaktır ki, bazı sorumsuz yazarlar onu taklit ederek onun imzasını kullanacaklardır. 247 yılında, imparator Decius zamanında Hıristiyanlara karşı yeniden şiddetli bir mezalim başlar. Origenes hapse atılır ve işkence görür. 253 -254 te Tir’ de ölür.

 

Ölümünden sonra ve üç asır boyunca Origenes, haksız olarak, bir heretik sayılmıştır. Günümüzde artık hiç kimse bu dikkate değer insanı bir heretik olarak görmemektedir.

 

Eserleri: Origenes’ in yazılı eseri pek çoktur. Aziz Hieronimus, onun 200 eserine işaret eder, Kayserili Eusebius ise 2000 eserinden söz eder. Günümüze kadar bu eserlerin ancak yirmide biri gelebilmiştir.

 

Origenes’ in eserlerinin hemen tümü Kutsal Yazıların daha iyi bir şekilde tanınmasını hedeflemektedir. Gerçekten Origenes zamanla, Hıristiyan halkın, Kutsal Kitap anlayışının aydınlatılmasına ihtiyaç olduğunu keşfetmişti. Bu halk bazen, Kutsal Kitabı safça ve lafzına göre anlıyordu, her şeyi kelimesi kelimesine kabul ediyordu Origenes, her Hıristiyan’ın Kutsal Kitabı sağlıklı bir şekilde okuyabilme­si için temel olan birkaç prensibi açıkça ortaya koyacaktır: 1) Kutsal Kitap tümüyle Kutsal Ruh’un esinidir; 2) Kutsal Kitabın, ilk anlamı altında saklı bulunan derin bir anlamı daha vardır < günümüzde bizimle Allah Kitap'ta Kutsal 3) ?ruh?); ve>

 

Origenes’ in eserleri arasında şunları sayabiliriz: Kutsal Kitap’a ilişkin bir çok yorum: Aziz Matta, Aziz Yuhanna, Neşidelerin Neşidesi, Romalılara Mektup v. s. hakkında yorumlar; 260 homeli (söyleşi); dostu olan Ambrosius’ un isteği üzerine yazılmış, Dua Hakkında bir kitap; Mek­tuplar (Aziz, keramet sahibi, Gregorius’ a).

 

Aşağıda sayılan nedenlerle, Origenes‘in günümüzde de okunması gere­kir: düşüncesinin mirasçılarının kimler olduğunu daha iyi görebilmek için, Ambrosius, Augustinus, Cassianus, Hieronimus, Arles’ li Sezar, Büyük Gregorius, Bernardus; Kutsal Kitap’la Hıristiyan gizinin teolojik mütalaasına yardımcı olmak için, Allah Kelamı’na sevgi ve saygı besle­mek için, Origenes, Kutsal Kitabı Allah Kelam’ının bir gizemi olarak görmektedir.

 

Origenes’ in düşüncesi bütün patristik döneme hakimdir. Yazılarında sevginin ateşi yanmaktadır. Kafasının aydınlığı bugünün Kilise’sini de aydınlatmaktadır. Gerçekten, Origenes patroloji’ nin en yüksek zirvelerini aşmaktadır!

 

 

 

(Origenes, Yuhanna’ ya Göre İncil’in Yorumu, 10. 20).

 

Olağan, 22. Çarşamba.

 

Yeni Tapınak.

 

Bu Tapınağı yıkın, üç gün içinde onu yeniden yapacağım. Gözle görünür gerçeklerin dostları ye maddi insanla öyle sanıyorum burada Yahudiler kastedilmiş. İsa’nın Babasının evini pazar yerine çevirmiş olanları kovmasıyla işleri engellenmiş olanlar kızgındılar ve İsa’dan bu yaptıklarına karşılık bir işaret göstermesini istiyor­lardı. Ama bu işaretle inanmadıkları Sözün böyle davranmakla haklı olduğunu göreceklerdi. Kurtarıcı bir tek sözle Tapınakla ilgi­li olanla kendi vücudu ile ilgili olanı birleştirecekti. Ona yaptığım haklı çıkaracak ne gibi işaret gösterebilirsin diye sorduklarında onlara, Bu Tapınağı yıkın, onu üç gün içinde yeniden yapacağım diye karşılık verdi. Ancak bana mümkün bir yoruma göre, Tapınak ve İsa’nın vücudu, hem biri hem öbürü Kilise’nin simgesi olarak görünüyor. Çünkü Kilise canlı taşlardan oluşmuş; Kilise kutsal kahinler topluluğunun tinsel bir konutudur; Kilise temeli Havariler ve peygamberler olan köşe taşı da Mesih Isa üzerine kurulmuştur. Öyleyse Kilise bütün gerçekliği ile bir Tapınaktır.

 

İncil’e göre sizler Mesih’in vücudusunuz, sizler, herkes kendi açı­sından onun uzuvlarısınız. Bu nedenle, her ne kadar bu Tapınağın taşları parçalanıyor ve sökülüyor gibi gözükse de; hatta 21. Mez­mur’ da yazdığı gibi Mesih’in bütün kemikleri baskı ve zulümden ve darbelerle Tapınağın birliğine saldıran kişilerin komplolarıyla dağılmış gibi gözüküyorsa da, Tapınak yeniden yükselecek ve beden onu yıkan felaket gününden üç gün sonra ve bunun ertesi gününde de yani her şeyin tamamlandığı günde dirilecek

 

Çünkü, bütün İsrail evini gösteren bütün bu kemikler kalktığında Rabbin büyük günü sırasında, ölüm üzerinde kazandığı zaferden sonra yeni gökte ve yeni yeryüzünde bir üçüncü gün olacak. Sonuçta, haç üzerindeki işkencelerden sonra Mesih’in dirilmesi vücudunun diriliş gizini bütünüyle kapsar.

 

İsa’nın gözle görünür bedeni nasıl haça gerilmiş, gömülmüş sonra da dirilmişse, aynı şekilde Mesih’e inananların oluşturduğu bütün vücut da Mesih’le birlikte haça gerildi ve artık yaşamıyor. Onların arasındaki herkes, aziz Pavlus gibi, Rabbimiz Mesih İsa’nın dünya için haça gerildiği ve dünyanın da onun için haça gerildiği haçından başka bir şeyle övünmüyor. Yalnız Mesih’le birlikte haça ve dünya için haça gerilmedi, ama aynı zamanda Mesih’le birlikte gömüldü. Aziz Pavlus diyor ki bizler Mesih’le birlikte mezara girdik. Dirilişi umma zevkini tadarak şu sözleri ekliyor Onunla şimdiden dirildik.

 

 

(Origenes, Tekvin Üstüne, 8. 6.8.9)

Olağan 5. Salı

 

 

Allah kendi Oğlu’nu korumadı. O’nu hepimiz için ölüme teslim etti

 

"İbrahim yakılan kurban odunlarını alıp, oğlu İshak’ a yükledi. Ateşi ve bıçağı kendi elinde taşıdı ve onların ikisi birlikte gittiler (Tekvin 22, 6). Kendi kurbanı için odunu taşıyan İshak, kendi haçını taşımış olan Mesih’in simgesidir. Oysa ki, kurban için odunu taşımak kahinin görevidir. Böylece hem kurban, hem de kahin oluyor. "Ve onların ikisi birlikte gittiler" deyimi de aynı simgeye yöneliktir. Kurbanı kesmeye hazırlanan İbrahim ateşi ve bıçağı taşırken İshak arkasında değil, onunla yan yana yürüyor ki, kahinliği paylaştığı anlaşılsın.

 

Şimdi neler oluyor? "Ve İshak babası İbrahim’e dedi: Ey baba (Tekvin 22, 7). Böyle bir anda yükselen oğlunun sesi, babasının yüreğini altüst etmemiş midir sence? Ve inancı konusunda oldukça derin olan İbrahim yine de baba sevgisini yansıtan bir sesle: ‘Ne istiyorsun, oğlum?" diye yanıtladı. Ve diğeri de: "İşte ateş ve odun; fakat yakılan kurban için kuzu nerede?" İbrahim yanıt verdi: "Oğlum, yakılan kurban için kuzuyu Rab kendisi tedarik eder’ (Tekvin 22,8).

 

İbrahim’in bu denli ince ve ihtiyatlı yanıtı beni duygulandırıyor. Aklında neler öngördüğünü bilmiyorum. Çünkü şimdiki zamanda değil de gelecek zaman için konuşuyor: "Rab kuzuyu kendisi tedarik eder." Soruyu şimdiki zamanda yönelten oğluna yanıtı gelecek zamanla veriyor. Çünkü Rab, Mesih’in kişiliğinde, kuzuyu tedarik edecekti.

 

"Ve İbrahim elini uzattı ve oğlunu boğazlamak için bıçağı aldı. Ve Rabbin meleği göklerden "ona bir şey yapma!’ dedi (Tekvin 22.10-12). Çünkü şimdi bildim ki, sen Allah’tan korkuyorsun". Bu sözleri Havarinin, Allah hakkında söyledikleri ile karşılaştıralım: "0 kendi Oğlunu korumadı. O’nu hepimiz için ölüme teslim etti" (Rom. 8,32). Böylece Allah’ın olağanüstü eli açıklıkla insanlarla yarıştığım görebilirsin. İbrahim, ölmeyecek olan ölümlü oğlunu Allah’a sundu. Allah ise ölümsüz Oğlu’nu hepimiz için ölüme teslim ediyor. "Ve İbrahim gözlerini kaldırıp, boynuzlarından çalılıkta tutulmuş bir koç gördü" (Tekvin 22, 13). İshak’ ın Mesih’in habercisi olduğunu yanılmıyorsam daha önce söyledik; fakat bir bakıma koç da Mesih’in bir imgesi gibi görülüyor. Her ikisinin de Mesih’le nasıl bir bağlantı teşkil ettikleri konusunda biraz düşünmekte yarar vardır: kurban edilmeyen İshak ve kurban olarak sunulan koç.

 

Mesih, Allah’ın Kelam’ıdır; fakat "Söz insan oldu" (Yuh. 1. 14). Şu halde Mesih acı çekiyor, fakat bir insan olarak; ölümle karşı­laşıyor, ve bunun imgesi de koç idi. Yuhanna’ nın da söylediği gibi: "İşte dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu" (Yuh. 1, 29). Fakat Kelam, İshak’ ın imgesi olduğu Mesih Ruh’una özgü olan acı çekmemezliği korudu. Bu yüzden özü itibariyle kendisi kurban ve baş kahindir. Çünkü Peder’e bir insan olarak kurbanı sunan çar­mıhın sunağında kendi de sunulmuş olur.

 

 

(Origenes, Yeşu Kitabı Üstüne, 4,1)

 

Olağan 10. Çarşamba

Vaftiz daha yüce ve yüksek şeylere olanak verir. Gökyüzüne doğru bir yolculuk için söz verir.

 

Vaat edilen toprakların rehberi Mesih’in kendisi olacaktır.

 

Ürdün nehrinde antlaşma sandığı Allah’ın halkına yol gösteriyordu. Kahinler ve Levililer’ den oluşan topluluk duruyor ve sular, Tanrı’nın elçilerine saygı gösterircesine akıntılarını kesiyorlar ve sert bir yığın haline gelip, Tahtı’nın halkına hiç zarar vermeden bir geçit sağlıyorlardı. İbrani halkı hakkında anlatılan bu olaylar seni şaşırtmasın, ey Hıristiyan! Çünkü vaftizin kutsal gizemi vasıtasıyla Ürdün nehrinden çıkmış olan sana, tanrısal söz daha yüce ve yüksek şeyler için söz veriyor. Sana esirliği aşıp, gökyüzüne doğru bir geçit ve bir yolculuk sunuyor. Adil olanlar hakkında Pavlus’ un söylediklerine kulak ver: "Rabbi havada karşılamak üzere bulutlar içinde alınıp götürüleceğiz. Böylece sonsuza dek Rab’le birlikte olacağız" (I. Sel. 4,17). Adil olan hiç bir şeyden korkmamalı. Nitekim her yaratık buyruğu altındadır.

 

Peygamber’in vasıtasıyla Allah’ın bunu nasıl sağladığını dinle: "Ateşin içinden geçecek olursan alev seni yakmayacak; çünkü ben senin Rabbin Allah’ım" (bk. İşaya 43, 2). Bu yüzden her yer adil olanı karşılar ve her yaratık ona gereken hizmeti sunar. Ve sanma ki bu olaylar salt senden önce olan insanlar tarafından yaşandı. Bunları şimdi dinlemekte olan sana da benzer şeylerin olamayacağını düşünme! Her şey sende gizli bir plana göre gerçekleşecektir.

 

Putperestliğin karanlıklarını terk edip, tanrısal yasayı dinlemek arzusunda olan ve Mısırdan çıkmaya başlayan sana sesleniyorum şimdi.

 

Hıristiyan adaylarına katılıp, Kilise’nin kurallarına itaat etmeye başladığında Kızıl Deniz’den uzaklaştın. Çöldeki çeşitli konakla­malarda durup, her gün Allah’ın sözünü dinlemeye ve Rabbin yüceliği ile parlayan Musa’nın yüzünü incelemeye özen gösterdin. Vaftizin gizemli kaynağına varacaksın. Kahinlerle Levililer’ in topluluğu yerini aldıktan sonra, bilmelerine izin verilmiş olanlar

 

tarafından bilinen o saygıdeğer ve görkemli kutsal gizleri öğren­meye başlayacaksın. O zaman Ürdün nebi-ini aştıktan sonra, kahinlerin yardımı ile vaat edilen ülkeye gireceksin. Orada Musa’dan sonra seni Mesih karşılayacaktır.

 

Yeni yolculuğun için rehberin, O olacaktır.

 

O zaman Allah’ın bu denli bol ve yüce harikalarını anımsayarak, denizin senin için ikiye ayrıldığını, nehrin sularının senin için durduğunu anlayacaksın. 0 zaman dönüp şöyle diyeceksin: "Ey deniz, ne oldu da çekildin? Ve sen, ey Ürdün nehri, neden ters yöne döndün? Neden siz dağlar koçlar gibi ve siz tepeler bir sürünün kuzulan gibi neşe ile zıpladınız?" Yanıtını tanrısal söz verecek ve diyecektir ki: "Kayayı su havuzuna ve taşı su kaynağına dönüştüren Rabbin yüzünden, Yakup’ un Allah’ının yüzünden ey dünya titre (bk. Mezm. 113,5-8).

 

 

(Origenes, Yeşu Kitabı Üstüne, 4,1)

 

Olağan 10. Çarşamba (?)

 

Bu dünya sona ermelidir. Sona ereceği çok eskilerden beri Kutsal Kitaplar’ da bildirilmiştir.

 

Eriha kuşatılır, zapt edilmesi zorunludur. Eriha nasıl zapt ediliyor? Ona karşı kılıç kullanılmıyor, mızraklar fırlatılmıyor, yalnızca kahinlerin borazanları kullanılıyor ve Eriha’ nın surları bunlarla yıkılıyor.

 

Kutsal Kitap’ta Eriha’ nın sık sık, kötü ve yanlış dünyanın imgesi olarak gösterildiğini görüyoruz. Nitekim İncil’de de Kudüs’ten Eriha’ ya inen ve hırsızlarla karşılaşan bir kişiden söz ediliyor. Hiç kuşkusuz bunda cennetten sürülen ve bu dünyaya sürgün gön­derilen Adem’in imgesi bulunmaktadır. Eriha’ da bulunan ve İsa’nın görme yeteneğini onlara bahşetmek için yaklaştığı körler de, bu dünyada cehaletin körlüğüne kapılan ve Tanrı’nın Oğlu tarafından yardım görenlerin imgesini simgelemektedirler. Bu yüzdendir ki, Eriha yani bu dünya sona ermelidir. Nitekim dünyanın sonu çok eskilerden beri Kutsal Kitaplar’ da bildirilmiştir.

 

Nasıl yok edilecek? Hangi araçlarla? "Borazanların sesi ile" diyor. Hangi borazanların? Pavlus bu gizi sana açıklıyor. Söylediklerine kulak ver: Borazan çalacak, diye haykırıyor. Mesih’te ölmüş olan­lar sağlam olarak dirilecekler ve Rab bir komutan olarak, baş meleğin ve borazanın sesi ile gökten inecektir (bk. 1. Kor. 15, 52; I. Sel. 4, 16). Rabbimiz İsa, Eriha’ yı yenecektir. Borazanların sesi ile öylesine yok edecektir ki, yalnızca günahkar kadın ve ailesi kurtu­lacaklar. "Rabbimiz Isa gelecektir" diyor "Borazanın sesi ile gele­cektir."

 

Ve öncülerini karşılayan havarileri iman ve itaatle kabul ettikten sonra, en yüce makamlara yerleştiren o kadını kurtaracak ve günahkar olan bu kadını İsrail soyu ile bir araya getirip, birleştirecektir. Artık eski suçu anımsamayalım, ona atfetmeyelim, onu suçlu görmeyelim. Bir zamanlar günahkardı, şimdi ise el değmemiş bir bakire gibi, tek ve el değmemiş bir erkekle, Mesih’le bir araya gelmiştir. "Bir zamanlar biz de anlayışsız, söz dinlemez, çeşitli arzulara ve zevklere köle idik" diyen de (bk. Tit. 3, 3) onun soyundandır.

 

Günahkar kadının artık neden günahkar olmadığını daha ayrıntılı bir şekilde öğrenmek ister misin? O zaman bunları söyleyen Pavlus’ a kulak ver: "Siz de muhakkak böyleydiniz, fakat Rab Isa Mesih’in adı ve Allah’ımızın Ruh’u aracılığıyla yıkandınız. Kutsal kılındınız" (bk. I. Kor. 6, 11). Eriha ile birlikte yok olmayıp, kurtulabilmesi için öncülerden çok etkin bir kurtuluş işareti aldı: Kırmızı renkte bir ip! Evrensel Kilise’nin asırlar boyu şan ve güce sahip olan Rabbimiz İsa Mesih’in aracılığı ile, Mesih’in kanı sayesinde kurtulduğuna ait işaret.

 

 

 

(Origenes, Yeşu Kitabı üstüne, 6,4)

 

olağan 10. Perşembe

 

Rahab ve Eriha, Kilise ve dünyanın simgeleri

 

Eriha’ yı kuşatırlar, onu saldırarak ele geçirmek gerekir. Saldırı yöntemleri neler olmalıdır? Kılıçlan kınından çekmezler, savaş makineleri kurmazlar, ona doğru mızraklar fırlatmazlar. Yalnızca kahinlerin borazanlarını öttürtürler. Ve bu borazanlar Eriha surlarını yıkar.

 

Kutsal Kitapta Eriha çoğu kez dünyanın simgesi olarak gösterilir, İncil’de " Bir adam Kudüs’ten Eriha’ ya giderken haydutların eline düştü" diye yazıyor; bu adam cennetten koyulan ve dünyaya sürgüne gönderilen Adem Babanın simgesidir. İsa’nın gelip de yeniden görme yetilerine kavuşturduğu Eriha’ nın körlerine gelince, bunlar bilgisizliğin körlüğünde yıkılmış ve Tanrı’nın Oğlunun on­lar için geldiği dünyadaki insanlardır.

 

Oysa, bu Eriha kenti, kısacası bizim dünyamız, çökmeli. Çünkü, uzun süredir, Kutsal Kitaplar dünyanın sonunu bildirip duruyorlar. Dünyanın sonu nasıl gelecek? Hangi şekilde olacak? Kutsal Kitap borazan sesleriyle diyor. Hangi borazan sesleriyle? Bu sırrı açması için aziz Pavlus’ a başvuralım: Onun sözlerini dinleyin:"Borazan çalacak, Mesih’te ölmüş olanlar ölümsüz olarak dirilecekler. Tanrı’nın buyruğu üstüne borazanın, ve baş meleğin sesiyle Rab gökten inecek. Borazan sesi üzerine Rabbimiz İsa Eriha üzerinde zafer kazanacak, zaferi öylesine ezici olacaktır ki, yalnızca kibar fahişe ve evindekiler kurtulacak. Şu halde borazan sesine Rabbi­miz İsa gelecek.

 

Rab kibar fahişeyi kurtarsın, çünkü yalnızca o öncüleri kabul et­miş, yani havarilerini inançla kabul ederek onları evinin üst katına yerleştirmişti; Rab bu kibar fahişeyi İsrail’in evine kabul etsin. Onun eski günahlarını unutalım ve ona karşı sert önlemler alma­yalım. Eskiden kibar fahişelik yapmıştı, şimdi ise iffetli bir hakim gibi biricik eşiymiş gibi Mesih’e bağlıdır. Havarinin onun hakkında dediklerine bir göz atalım: Tek güveyi seninle karşılaştırdım: sen Mesih’le birleştirdiğim iffetli zevcesin. Bizler de eskiden çılgın­dık, inançsızdık, yolumuzu şaşırmıştık, her türlü zevk ve eğlence­nin kölesi durumundaydık.

 

Kibar fahişenin artık kibar fahişe olmadığını açıklamak için daha çok açıklamaya gerek var mı? Yine Pavlus’ u dinleyin: Sizler bütün bunlardınız; ama yıkandınız ve Rabbimiz Mesih Isa adına ve Ta­nrımızın Ruhunda kutsallaştınız. Gerçekte Eriha’ nın yıkılışının al­tında kalmamak için kabul ettiği öncülerden güçlü bir esenlik işareti aldı, lal renginde ip. Evrensel Kilise Mesih’in kanıyla, son­suza dek güç ve şerefe sahip Rabbimiz Mesih İsa’da kurtuldu.

 

 

 

(Origenes, Levililer üstüne, 9,5-10)

 

Paskalya’ya Hazırlık Devresi, 4. Pazartesi

 

Bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için akıtılan antlaşma kanıdır.

 

Yılda bir kez yüce kahin halkı dışarıda bırakıp, üzerinde kerubilerin bulunduğu sunağın yerine gelir. Antlaşma sandığının ve buhur sunağının olduğu yere girer. Oraya baş kahin hariç, başkalarının girmesine izin verilmez.

 

Şimdi gerçek baş Kahinimin, Rab İsa Mesih’in, insan iken tüm "yıl" boyunca halkla birlikte olduğunu düşünün ve kendi de o "yıl" için: "Rab beni Müjde’yi yoksullara iletmek, Rabbin lütuf yılını ilan etmek için gönderdi" (bk. Lk. 4, 18-19) dediğini düşünürsem, bu "yıl" boyunca salt bir kez, yani suç ödeme gününde kutsal yere girdiğini görürüm. Bu demektir ki, görevini yerine getirdikten sonra, O’nu insanlara karşı daha anlayışlı kılmak ve kendisine ina­nanlar uğruna dua etmek için gökyüzüne varır ve Peder’in karşısına çıkar.

 

Havari Yuhanna, Peder’i insanlara karşı iyiliksever kılan bu eği­limini bildiği için şöyle der "Çocuklarım, bunları size günah işlemeyelim diye söylüyorum. Ama günahkar olsak bile Peder’in yanında bir savunucumuz vardır. Adil İsa Mesih ve kendisi günah­larımızı savunandır (bk. I. Yuh. 2,1).

 

Pavlus da Mesih için: "Tanrı Mesih’i, kanına olan imanla gü­nahların bağışlanması için kurban olarak sundu" (Rom. 3. 25) de­diğinde bu bağışlama niteliğini anımsatır. Bu yüzden bağışlama günü bizler için dünyanın sonuna dek sürecektir.

 

Tanrısal söz der ki: Rabbin önündeki ateşe buhuru koyacak; buhurun dumanı antlaşma sandığı üzerinde olan kefaretgahı örtecek, fakat ölmeyecek ve boğanın kanından alacak ve parmağı ile kefaretgahı üzerine doğuya doğru serpecek (bk. Levililer 16,12-14).

 

Eski İbranilere insan için Allah’ın yapılan kefaret törenini öğretti. Seni Kanı ile Allah’a hoş kılan ve seni Peder ile barıştıran Yüce Kahin olan Mesih’ten gelen sen, vücudun kanı ile yetinme! Mesih’in kanını tanımayı öğren. O sana: "Bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır" diyor (Mt. 26,28).

 

Doğuya doğru serpilmiş olması sana anlamsız gelmesin. Bağış­lanma doğudan sana gelmiştir. Doğu adında olan ve Allah ile insanların arabulucusu kişi oradan gelmiştir. Bu yüzden hep doğuya bakmaya davet ediliyorsun. Bilgisizliğin gecesi ve karan­lığı sana habersizce yaklaşmasınlar diye daima bilginin ışığında ve inancın parlak gününde olabilmen, iyiliğin ve huzurun ışığını edinebilmen için adalet güneşi, senin için hep oradan doğar. Hiçbir zaman karanlıkta yürümek zorunda olmaman ve o son günde ka­ranlıklarda bulunmaman için ışık hep oradan gelir sana.

 

 

 

Origenes, Dua, 25.

 

Kral Olan Mesih İsa’nın Bayramı

 

Hükümdarlığın gelsin.

 

Kurtarıcımız ve Rabbimizin dediği gibi, Tanrı’nın hükümdarlığı çaktırmadan gelir. Buradadır, ya da şuradadır, demeyecekler. Çünkü, işte Tanrı’nın hükümdarlığı içinizdedir. Gerçekten de o çok yakınımızdadır, bu Söz dilimizde ve yüreğimizdedir. Bu durumda, açıktır ki, Tanrı’nın hükümdarlığının gelmesi için dua eden bu Tanrı’nın Hükümdarlığının yeşermesi, meyve vermesi ve kendinde gerçekleşmesi için de dua etmesinde haklıdır. Tanrı’nın egemen olduğu ve Tanrı’nın tinsel yasalarına boyun eğen bütün azizlerde Tanrı’nın hükümdarlığı iyi idare edilen bir kentte bulunur gibidir. Baba onda mevcuttur ve Mesih de Baba ile birlikte bu kusursuz ruhta hüküm sürerler: Ona geleceğiz ve onun yanına yerleşeceğiz. Tanrı’nın hükümdarlığı daima aşama kaydeder, bizde Havarinin sözleri gerçekleştiğinde mükemmelliğine erişecektir: Mesih, bütün düşmanlarını dize getirdikten sonra Tanrı’nın bütünüyle herkeste olması için hükümdarlık yetkisini Allah Baba’ya verecektir. Bunun içindir ki, durmadan dua ederek Söz tarafından tanrısallaştırılmış düzenlemelerle şöyle diyoruz: Göklerdeki Babamız, adın yüceltil­sin, Hükümdarlığın gelsin.

 

Tanrı’nın hükümdarlığı konusunda şu noktaya dikkat çekmek gerekir: dinsizlik ile adalet arasında bir birlik olmadığı gibi ışık ile karanlıklar arasında da, Mesih ve Şeytan arasında da bir birlik yok­tur, günahın hükümdarlığı ile Tanrı’nın hükümdarlığı birbirleriyle bağdaşmazlar. Tanrı’nın bizde egemen olmasını istiyoruz, ölümlü vücudumuzda günahın hiçbir zaman egemen olmasını istemiyoruz.

 

Yeryüzüne ait uzuvlarımızı öldürelim, Ruh’un meyvelerini taşıya­lım. Böylece, tinsel bir cennetteymiş gibi, Rab bizde dolaşacak, Mesih’i ile birlikte bize egemen olacak. Bütün düşmanları ayak­larının ayakçakı olana dek, bütün Prenslikler, bütün Güçler, bütün Krallıklar benden kovulana dek O bizde, almak istediğimiz tinsel gücün sağında taht sürecek.

 

Bütün bunlar son düşman ölüm yok olana dek bizde olabilir. Mesih bizde şöyle desin: Ölüm nerede senin zehirli iğnen? Cehennem, nerede senin zaferin? Şu halde şimdiden, bizde geçici olan her şey kutsal ve kalımlı olsun; ölümlü olan, yıkımdan sonra Baba’nın ölümsüzlüğünü bürünsün. Tanrı bizde işte böyle hüküm sürecek ve biz de yeniden doğuşun ve dirilişin mutluluğunu tadacağız.

--------------------

BÖLÜM 6

 

İMAN ŞEHİTLERİ İLE İLGİLİ

 

TUTANAKLAR

 

 

 

II. Vatikan Konsil’ ine kadar, ayin sırasında rahip, Bakire Meryem ‘in ve Havarilerin adlarını andıktan sonra, bazı iman şehitlerini de anmakta idi, Bunlar, Hıristiyan cemaatince çok iyi tanınan, Mesih’in dinine kadarı de tanıklık etmiş kimselerdi.

 

Böylece Kilise, daha başlangıçtan itibaren, iman şehitlerini yücelmiş, unlara saygı göstermiştir.

 

‘İman şehidi" (Grekçe: martyr) sözcüğü acı çekmek ve ölmek suretiyle imanına tanıklık eden kimse anlamına gelmekte idi.

 

Markos Aurelius’ un yaptırdığı işkenceler sırasında ölen azize Perpetua ve Feliçitas hakkında "Mesih’in acılara meydan okumuş iman tanıklarıdır" denilmiştir. Konstantinus’ tan önce hemen hemen bütün imparatorlar, Hıristiyanlara zulüm yapılmasını emreden kararnameler yayınlamışlardır. İman şehitlerinin sayısı çok yüksekti; çeşitli mezalim dönemlerinde öldürülen şehitlerin sayısının on milyonu bulduğu düşünülmektedir.

 

İmparatorun memurları tarafından kendilerine işkence yapılan Hıristiyanlar ile ilgili belgeler titizlikle muhafaza edilip elden ele iletilmekte ve bunların içeriği, müminlere cesaret vermek ve onları eğitmek maksadı de, ağızdan ağza anlatılmakta idi.

 

Sözü edilen belgelere iman şehitleri ile ilgili tutanaklar (Acta martyrum) adı verilmekte idi.

 

PERPETUA VE FELİÇİTAS

 

(+ 203)

 

 

 

Perpetua tutuklandığı sırada yalnızca bir katekümendi. 22 yaşındaydı ve küçük bir çocuğu vardı. Feliçitas ise tutuklandığında hamileydi. Hapisteyken bir kız çocuk doğurdu. Şehit oldukları sırada ne biri, ne öteki bir zaaf eseri gösterdi. İkisi el ele tutuşarak, 7 Mart 203 günü, Kar­taca‘ da ki stadyuma girdiler ve vahşi hayvanlar tarafından öldürüldüler. Perpetua ve Feliçitas’ ın, yaşamı Hıristiyanların belleklerinde canlı ola­rak kalmış ilk din şehitleri arasında yer almışlardır.

 

 

(Şehitlik Anlatımından, 18.20-21)

 

7 Mart, Aziz Perpetua ve Feliçitas Bayramı

 

 

 

Biz, kardeşler ve oğullar, duyduklarımızı, gördük­lerimizi ve hissettiklerimizi sizlere bildiriyoruz. Böylece, tanık olan sizler de anımsayıp Tanrı’ya şükredin. Olanları izleme mutluluğuna sahip olma­yıp şimdi duydukları ile öğrenmiş bulunanlar ise aziz şehitlerle tinsel bir birlik içinde yaşasınlar ve onların aracılığı ile Rabbimiz İsa Mesih’e yakın­lıklarını hissetsinler. Rabbimize yüzyıllar boyunca şan ve yücelik olsun. Amin.

 

 

 

Din şehitleri için zafer günü doğdu. Hapishaneden stadyuma yürüdüler, gökyüzüne çıkar gibi, yüzlerinde haysiyetli mutluluk korkudan değil, neşeden ve heyecandandı.

 

Perpetua, ilk olarak, boğa tarafından havaya fırlatıldı ve yana düştü. Sonra ayağa kalktı ve yere yatan Feliçitas’ ı görünce yanına yaklaştı, elini uzattı ve yerden kaldırdı. İkisi bir arada ayakta durdular. Kalabalığın acımasızlığı yatışınca Sanavivaria kapısına geri çağrıldılar.

 

Orada Perpetua yanında duran bir Hıristiyan adayı tarafından karşılandı ve bir düşten uyanırcasına (öylesine kendinden geçmiş ve esrime haline girmişti ki!) etrafına bakındı ve herkesin şaşkınlığı içinde: "0 boğa ile ne zaman karşılaşacağız?" diye sordu. Karşılaşmış olduğunu duyunca da inanmak istemedi, vücudundaki ve giysisindeki izleri fark edinceye dek. Sonra da kardeşini ve o Hıristiyan adayını yanına çağırdı ve bu sözlerle yüreklendirdi: "İnancınızda dayanıklı olun, birbirinizi sevin ve acılarımız yüzünden imanınız sarsılmasın."

 

O ara başka bir kapının yanında bulunan Saturus asker Pudens’ i öğütlüyordu: "Her şey tahmin ettiğim ve öngördüğüm gibi, daha önce hiçbir vahşi hayvanla karşılaşmamıştım, oysa şimdi tüm kalbinle bana man; işte ben oraya gideceğim ve bir parsın tek ısırması ile öleceğim."

 

Hemen, gösteri bitmek üzereyken, parsa atıldı ve tek bir ısırma ile öylesine kana bulandı ki halk, "Yıkanmış olan kurtulmuştur, yıkanmış olan kurtulmuştur!" diye bağırarak, ikinci kez vaftiz olduğunu tanıkladı. Bu şekilde yıkanmış olan kurtulmuştu.

 

o zaman asker Pudens’ e şöyle dedi: Elveda, inancı ve beni anımsa; bu olaylar seni huzursuz etmesinler, aksine güçlendirsinler. Aynı anda parmağındaki yüzüğü istedi ve yarasına batırarak ona bir miras gibi iade eni, kanının teminatını ve anısını ona bırakarak. Sonra da başkaları ile birlikte, artık cansızken, son darbe için ayrılan yere yatırıldı.

 

Halk onların stadyumun ortasına, seyircilerin gözü önüne getirmelerini ve böylece, cinayetin suç ortağı olarak, vücutlarını delen kılıç darbesini iyice görmeyi istediğinden onlar da ayağa kalktılar, kendi istekleri ile ve şehitliklerini yüce bir barış ayini ile noktalamak için birbirlerini öptükten sonra halkın istediği yere gittiler.

 

Herkes, hareketsiz ve sessiz, kılıç darbesini yedi: özellikle Saturus ki, Perpetua’ nın görmesinde, ilk ortaya çıktığından ilk canını teslim eden oldu. Nitekim Perpetua’ yı bekliyordu. Perpetua ise acının tadını biraz daha alabilmek için, darbeyi kemiğine yediğinde feryat etti. Sonra ise halen deneyimsiz olan, gladyatörün kararsız elini boynuna yöneltti. Şeytanın bile korktuğu bu denli yüce bir kadın, kendi istememiş olsaydı, başka şekilde ölemezdi.

 

Ey cesur ve ermiş şehitler! Siz gerçekten Rabbimiz İsa Mesih’in şanını paylaşmak için çağrılanlar ve seçilmiş olanlarsınız.

 

 

BÖLÜM 7

 

LATİN DİLİNDE HIRİSTİYAN EDEBİYATININ BAŞLANGICI

 

(180-258)

 

 

 

Buraya kadar sözünü ettiğimiz yazarların tümü, yapıtlarını kaleme alabilmek için, Yunan dilini kullanmışlardı. 3. yüzyılın ilk on yıllarına Roma’da yaşayan ve faaliyette bulunan Hippolitus da Yunanca’yı, kusursuzca kullanmaktadır. Her ne kadar bir Paradokssa da Latince yazılmış olan ilk Hıristiyan belgeleri Roma’dan değil de Latin olun Afrika’dan yani, kaba hatları ile, Tunus, Cezayir ve Fas’ı kapsayan (o zamanki adları ile Prokonsüler Afrika, Numidia ve Magrib) bugünkü Kuzey Batı Afrika’dan, bugünün Tunus’una yakın Kartaca metropolü’nün etrafında olan bölgeden gelmekteler.

 

Hıristiyan metin/erini Latince olarak yazmanın ilk gereksinimi, hiç kuşkusuz, müminlere konuştukları dilde olan Kutsal Kitap çevirilerini temin etmekten doğmuştur. Bu denli geniş bir alanda yayılmış olan cemaatlerin, ayinsel hizmetlerinin ihtiyaçlarından da kaynaklanan, talep ettikleri Kutsal Kitabın Latince çevirileri pek çok oldu. 400 yılına doğru, Hieronimus ile, Vulgata adı ile bilinen Kutsal Kitabın Latince metninin tek ve gözden geçirilmiş bir basımı yayınlanacaktır.

 

Afrika’daki ilk Hıristiyanların litürjisini (ayinselliğini) ve tinselliğini besleyen Kutsal Kitap çevirilerinden başka, çok üstün sayıldıklarından ve normal olarak, onlara bir yetki tanındığından, diğer bazı Hıristiyan metinleri Yunanca’dan Latince’ye çevrildiler, örneğin Apostolik Babaların bazı yazıları, Barnabas, Didaki, Erma Çobanı, Clemens’ in Korintlilere mektubu v.b.

 

Bunlar herhangi bir ebedi niyeti olmayan, o dönem Hıristiyanların vasat kültür düzeyine uygun popüler çevirilerdi.

 

Bu genç toplulukların güçlü dinsel gerilimi şehitlerin belgelerinde anlamlı bir ifade aracını buluyor. Bunlar şehitlerin sorgulamalarını ve Romalı yetkililerce hüküm giymelerini içeren yargılama belgelerine da yanarak hazırlanıyor. Belgeler topluluk için bir örnek teşkil ediyorlar ve bu yüzden, onlarda kendi değer ve emellerini bulan, topluluğun kültürel vicdanına dahil oluyorlar. Sürekli olarak okunan ve gözden geçirilen Şehit Belgeleri zamanla Azaplar’ a dönüşürler ve Ayinselliğin (litürji’ nin) ayrılmaz bir parçası olurlar. Burada, en azından, bu belgelerden en önemli ve etkili olan ikisini anımsatalım: Sicilyalı Şehitlerin Belgeleri (Yıl 180) ve Perpetua ile Feliçita’ nın Azabı (yıl 202).

 

TERTULLİANUS

 

(+ 220)

 

 

 

Tertullianus, Kuzey Afrika’ lıdır. Evli bir insandı. Kartaca’ da hatipti. Hıristiyanların cesaret ve kahramanlıkları karşısında, Hıristiyan olmuştu. Kartaca kentinde Hıristiyanlık için çalışmıştır. Tertullianus, Latin Kilisesinin tanınmış ilk şahsiyetidir. Mesleği hatiplik olduğundan, Tertullianus genellikle Latince olarak yazmıştır. Fakat bazen de "tiyatro estet’lerini memnun etmek için" diyor, Grekçe yazmıştır. Latin dilinde teoloji vokabüler’ i ortaya koyan Tertullianus olmuştur. İhtida etmiş bir kimse olarak Tertullianus, sabırsız bir insandır. Kahramanlığa kadar giden kutsal bir Kilise istemektedir. Fakat bu gerçeği yaralayıcı bir alaycılıkla savunmaktadır. O, imanı ile gurur duyan ve daima onu savunmaya hazır bir Hıristiyan’dır. Şehadeti arzu eden bir iman adamıdır.

 

Eserlerinden birkaçı: Tertullianus tarafından kaleme alınmış 300’den fazla eser ismi bilinmektedir. Örnek olarak bunlardan bir kaçını zikrede­lim. Apolojetik: En önemli eseridir. Hıristiyanlığın mükemmel bir açıklaması ve aynı zamanda devrin tarihinin değerli bir tanığı; Heretiklerin zaman aşımı: niza konusu Kutsal Kitap olduğu anlaşılan heresinin gerçek kitabı. Tertullianus, Kutsal Kitap’ın, Kilisenin şahsi malı olduğunu ileri sürmektedir. O, Kilise içinde ve Kilise için yazılmıştır. Gerçek Hıristiyan Havailerin varisidir.

 

Marcion’ a karşı, Tertullianus’ un en uzun eseridir. Bir polemik şaheseridir. Fakat aynı zamanda Yaradılış hakkında güzel bir şiir kitabıdır; "Yaradan’a iftira atamamak için sana bir gül sunmam yeterlidir." Vaftiz hakkında: Bu eser, İznik Konsil’ inden (325) önce bir gizem hakkında yazılmış tek kitaptır. Şehitlere: Mahkum edilmiş ve hapse atılmış katekümen’ lere hitap eden çok güzel bir yazı. İbadet hakkında: Göklerdeki Pederimiz ile ilgili olarak elimizde bulunan en eski yorumdur. Çok güzeldir.

 

Tertullianus’ un parlak bir üslubu, görkemli bir Latince’si vardır. Tutku, şiddet ve sağlam bir mantık içeren kısa cümleleri vardır. Tertullianus büyük bir yetenek sahibidir.

 

 

 

(Tertullianus, Sapkınlık Zamanaşımı Kitabından, 20-22)

3 Mayıs, Aziz Filipus ve Yakup Bayramı

 

 

 

Havariler müjdeyi, yani İsa’nın kurtarışı ile edindikleri dolaysız, doğrudan doğruya deneyi bildirmeye gönderiliyorlar. Tüm Hıristiyanları ilk Kiliseye bağlayan bağ, her inanç sahibinin canlı bir parçası olduğu binanın köşe taşı olan Mesih’le yaşamla başlar.

 

 

 

Rabbimiz Mesih İsa yeryüzünde yaşadığı sürece kim olduğunu, önceliğini, Peder’in isteğinin ne olduğunu, insanın neler yapması gerektiğini açıkladı. Bu açıklamaları genel olarak halka ve özel olarak Havarilere yaptı. Bunların arasında da, evrensel öğretisinin ortaklan olarak Onikileri seçti.

 

Bunun için, birini ayırdıktan sonra, Peder’e dönmek üzereyken, dirilişten sonra kalan Onbire ulusları eğitmelerini, Peder, Oğul ve Kutsal Ruh adına vaftiz etmeleri için yola çıkmalarını emretti.

 

Adlan "gönderilenler" anlamına gelen Havariler topluluklarının onikincisi olarak, Yahuda’ nın yerine, Matias’ ı seçtiler ve bunu Davut’ a ait Mezmur’ un kehanet gücüne saygı göstermek için yaptılar. Verilen söze uygun olarak, onlara mucize yaratmak ve vaaz etmek yeteneklerini verecek olan Kutsal Ruh’u aldıklarında ilk önce Yahudiye’ de, sonra da tüm dünyada İsa Mesih’te inançlarını kanıtladılar ve her yerde yerel Kiliseler kurdular. Her yerde aynı öğretiyi yayıp, aynı inancı ilan ettiler.

 

Böylece her kentte Kiliseler kurdular. Tüm diğer Kiliseler ve Kilise olmaya niyetlenen tüm diğer topluluklar, inancın gücünü ve öğretinin işaretlerini bunlardan aldılar. Tüm bu Kiliseler Apostolik sayılıyorlardı, Havarilerin kurduğu Kiliselerin filizleri olarak.

 

Her şeyin kökenlerine bağlanması gereklidir. Bunun içindir ki, bu kadar Kilisenin arasında tek olan, Havariler tarafından kurulmuş ve diğerlerinin kaynaklandığı Kilisedir. Böylece tümü de ilk ve Apostolik’ tir. Çünkü tümü de birdir. Aralarındaki barış iletişimi, özellikleri teşkil eden kardeşlik, karşılıklı alışveriş, birliklerini gösteriyorlar. Bu ayrıcalıkların unvanı ortak gelenek ve ortak kutsal bağdır.

 

Havarilerin öğrettikleri, yani Mesih’in onlara açıkladıkları, Havarilerin kurduğu, öğretilerini ister kendi sesleri ister daha sonra mektupları aracılığı ile vaaz ettikleri Kiliseler’ le kanıtlanabilir sadece.

 

Günün birinde Rab, açık olarak şöyle söylemişti: "Size daha çok söyleyeceklerim var, ama şimdi bunlara dayanamazsınız." Yine de eklemişti: "O, yani Gerçeğin Ruh’u gelince, sizi her gerçeğe yöneltecek" (Yuh. 16, 12-13). Bununla onların her şeyi bildiklerini gösterdi. "Tüm gerçeği", Gerçeğin Ruh’u aracılığı ile alacakları onlara vaat edilmişti. Elçilerin İşleri, Kutsal Ruh’un inişinin anlatımlarında, bu sözün yerine getirilmiş olduğunu kanıtlıyorlar.

 

 

 

(Tertullianus, Dua Üstüne, 28-29)

 

Paskalya Hazırlık, 3. Perşembe

 

Dua etmenin zorunluluğunu, başkalarından daha iyi gösteren bir durum vardır: O da Rabbin dua etmiş olmasıdır.

 

Dua, eski kurbanları silen tinsel bir adamadır. "Sayısız kurbanlarınızdan bana ne?" diyor Rab. "Koyun katliamlarından, danaların yağından, boğaların, kuzuların ve tekelerin kanından bıktım. Bunları sizden isteyen kim? (bk. İşaya 1, 11).

 

Rabbin isteğini İncil öğretiyor: "Ama içtenlikle tapınanların Peder’e ruhta ve gerçekte tapınacakları saat geliyor. Tanrı Ruh’tur" (Yuh. 4,23) ve bunun içindir ki bu tür tapınanları arıyor.

 

Gerçek tapınanlar ve gerçek kahinler bizleriz. Ruh’ta dua edip duanın adanmasını, Tanrı’ya uygun ve hoşuna giden bir kutsal ekmek, kendi istediği ve temin ettiği kutsal ekmek.

 

Tüm yüreği ile bağlı olan, inançla beslenen, lekesizliği ile anınmış, sevginin taç giydirdiği bu kurbanı Tanrı’nın sunağına, hayırlı çalışmaların saygınlığı ile, Mezmur’ lar ve ilahilerle refakat etmeliyiz ve o bize Tanrı’dan her şey için aracı olacaktır.

 

Kendisinin öyle istediği ve ruhtan ve gerçekten gelen duayı reddedebilir mi Tanrı? Yetkinliliğinin bunca örneklerini okumuyor muyuz, duymuyor muyuz ve inanmıyor muyuz?

 

Eski dua, yangından, vahşi hayvanlardan ve açlıktan kurtarıyordu; oysa ki şeklini Mesih’ten almamıştı.

 

Hıristiyan dualarının etki alanı ne denli daha büyüktür! Hıristiyan duası, ola ki çiy getiren bir meleği ateşin içlerine çağıracak değildir; aslanların ağızlarını kapatmayacaktır, aç olana köylüğünün yemeğini götürmeyecektir; acıya dayanma bağışında bulunmayacaktır. Fakat kesinlikle, acı çekene kararlı ve sabırlı katlanma erdemini verir; ruhun yeteneklerini inanç ile güçlendirir, Tanrı adına kabul edilen acının büyük değerini gösterir.

 

Anlatılanlara göre eskiden dua darbeler indiriyor, düşman ordularını bozguna uğratıyor, düşmanlara yağmur nimetini engelliyordu. Şimdi ise dua, tanrısal adaletin gazabını uzaklaştırıyor, düşmanlar için de okunuyor, zalimler için merhamet diliyor. Dua, gökyüzündeki suları çekmeyi ve ateşi durdurmayı bile bilmiştir. Tanrı’yı yalnızca dua yenebiliyor. Oysa Mesih, bir duanın kötülük nedeni olmamasını istediğinden, ona iyilik güçlerini verdi.

 

Bunun içindir ki tek görevi ölülerin ruhlarını ölüm yolundan geri çağırmak, güçsüz olanları desteklemek, hastalan tedavi etmek, Şeytana kapılanları kurtarmak, hapishanelerin kapılarını açmak, suçsuzların zincirlerini çözmektir. O günahları arıtır, tahrikleri geri iter, baskıları durdurur, korkakları teselli eder, cömert olanları yüreklendirir, yolculara rehberlik yapar, fırtınaları sakinleştirir, kanunsuzları tutuklar, yoksulları destekler, zenginlerin yüreğini yumuşatır, düşenleri ayağa kaldırın, güçsüzleri tutar, güçlü olanlara destek olur.

 

Melekler de dua eden, her yaratık dua eder. Evcil ve vahşi hayvanlar dua ederler, diz çökerler ve ahırlardan ya da inlerinden çıktıklarında gökyüzüne kapalı ağızla bakmazlar; fakat kendilerine özgü bir şekilde havayı bağırtılan ile titretirler. Kuşlar da uyanınca, gökyüzüne doğru yükselirler ve eller yerine, kanatlarını haç şeklinde açarlar ve duaya benzeyebilecek bir şeyler cıvıldaşırlar.

 

Fakat dua etmenin zorunluluğunu, başkalarından daha iyi gösteren, bir durum vardır: O da Rabbin dua etmiş olmasıdır.

 

Yüzyılların yüzyıllarında şan ve güç O’nun olsun. Amin.

 

 

 

(Tertullianus, Karısına Mektup, 2,6-9)

 

Evlilik Genel Dualarında

 

Her ikisi birbirine karşı gizlisiz, kapaksızdır; onlar birbirlerinden kaçmazlar ve birbirlerine yük olmazlar.

 

Kilise’de yapılan evliliğin getirdiği mutluluğu nasıl tanımlayabiliniz? Çünkü bu evlilik Efkaristiya ile güçlendirilmiş ve Kuvvetlendirme ile mühürlenmiştir; melekler bu olayda hazır bulunmakta ve göklerdeki Pederimiz tanrısal lütfu armağan etmektedir.

 

İki inanmış kişi ne güzel bir çift oluşturuyor; onlar aynı umudu paylaşıyorlar; aynı ülküyü, aynı yaşam biçimini, aynı hizmet ruhunu paylaşıyorlar; her ikisi kardeştir, her ikisi Rabbin hizmetindedir; onların gerek bedeninde gerekse ruhunda her hangi bir ayrılık yoktur. Gerçekten onlar, tek bir beden olan iki kişidir.

 

Onlar tek bir beden olduklarına göre, aynı zamanda tek bir ruhturlar: beraber dua ederler, beraber yorulurlar, beraber tövbe edip cezalarını çekerler; birbirlerine bilgi verirler ve birbirlerini yüreklendirirler; sıra ile birbirlerine destek olurlar. Birlikte kutsal cemaatte hazır bulunurlar ve birlikte Efkaristiya ayinine katılırlar. Gerek acıda gerekse sevinçte onlar uyum içindedirler. Her ikisi birbirine karşı gizlisiz, kapaksızdır; onlar birbirlerinden kaçmazlar ve birbirlerine yük olmazlar.

 

Hastaları seve seve ziyaret ederler, gereksinmesi olanlara seve seve yardım ederler. Onlar, armağanlarında cömerttirler, içtenlikle ellerinden geldiğince çabalarlar, günlük görevlerini ciddiyetle yerine getirirler; bundan öte, Rabbi ululamak söz konusu olduğu zaman, asla susmazlar.

 

Her şeyi gören ve işiten Mesih İsa seviniyor ve gönül rahatlığı veriyor. İkisi neredeyse, Mesih, İsa da oradadır; ve O’nun bulunduğu yerde, şeytana yer yoktur.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Suzie

KİPRİANUS

 

(200-258)

 

 

 

Kartaca’ da, 200 yılında doğduğu sanılan Kiprianus, Kuzey Afrika’nın zengin bir ailesinden gelmektedir. Retorik hocalığı yapmıştır. 245 yılında ihtida ettikten sonra, Kiprianus hayatını tamamen değiştirir. Kültürünü inkar etmeksizin, artık Kutsal Kitap’tan başka hiç bir şeyi zikretmemeye karar verir. Kısa bir süre içinde Kiprianus, Kartaca’ nın kültürlü tabakası ile uyum içinde bir Kilise adamı olur. 248 yılında Kiprianus, halkın oylarıyla, Kartaca episkoposu olarak seçilir. Bu devirde Kartaca episkoposuna bağlı bulunan 150’den fazla episkopos vardır. Kiprianus’ u özellikle, 18 kişiye yazmış olduğu mektuplarından tanımaktayız.

 

252-254 yılları arasında veba hastalığı Afrika yı harap etmişti. Kartaca da ağır şekilde zarar görmüştü. Panik olmuştu: hastaları terk ediyorlar, ölmek üzere olanları ve ölüleri sokağa atıyorlardı. Kiprianus Hıristiyanları merhametli olmaya çağırdı. Kendisi de hastalara yardım ederek halka örnek oldu. Daha önce, 250-251 arasında, Decius Hıristiyanlara zulüm yapmıştı. Bu zulümden sonra, Kartaca Kilise’si karışıklık içindedir. Hıristiyan cemaat ateşli tartışmalar içinde parçalanmıştır. Önemli bir problem söz konusuydu: Decius’ un zulmü sırasında bazı Hıristiyanlar, şehit edilmemek için putlara kurbanlar sunmuşlardı. Zulümden sonra, "düşmüş" (lapsi) durumda olan bu imanlılara karşı nasıl bir tutum izlenecekti? Bu kimseler tekrar Kiliseye kabul edilebilir miydi? 252 yılında Kiprianus bu sorunu bir çözüme kavuşturmak için Kartaca’ da bir konsil topladı. Konsil, Kilise’nin birliğini sağlamak amacıyla, bu kimselerin bağışlanması yolunu seçti. Roma ve İskenderiye Kiliseleri de Kartaca Kilise’sine uydular.

 

Bu "lapsi" sorunu üzerinde Kiprianus ile Papa Kornelius arasında tam bir mutabakat mevcut olmuştur. Fakat, heretikler veya şizmatikler tarafından verilmiş vaftizin geçerliliği meselesinde Papa İstepan ile Kiprianus arasında durum aynı olmayacaktır.

 

Küçük Asya’da, Afrika’da ve Suriye’de, yalnızca Katolik Kilisesi tarafından verilmiş vaftiz geçerli sayılıyordu. İskenderiye ve Roma’da, vaftiz Kilisenin öngördüğü şekil ve maksatla verilmiş olmak koşulu ile, ihtida etmiş olanların üzerine ellerin konulması yeterli sayılıyordu.

 

İki taraf katı bir durum içine girmişlerdi. Papa İstepan, Afrika ve Doğu Kiliseleri ile bağları koparmak tehdidinde bulunuyordu.

 

Fakat 257 yılında Papa İstepan şehit olur. Aynı tarihte Kiprianus tutuklanır. 14 Eylül 258 tarihinde şehit olur. Vaftiz kavgası kendi kendine söner.

 

IV. yüzyılda, İskenderiye ve Roma’daki uygulama bütün Kilise tarafından benimsenir. Bu durum günümüze kadar sürmüştür.

 

Kiprianus’ un bazı yazılı eserleri şunlardır: Bakirelerin Tutumu Hakkında; Kilise’nin Birliği Hakkında; Dönmeler (apostatlar) Konusunda; Göklerdeki Pederimiz Üstüne Yorum; 81 mektup.

 

Kiprianus Doğuda tanınan az sayıda Latin arasında yer alır. Kiprianus Kilise’nin sütunlarından biridir.

 

 

 

(Kiprianus, Episkoposluktaki Kardeşi Kornelius’ a

 

Mektuplarından, 60, 1-2.5)

 

16 Eylül, Aziz Kornelius ve Kiprianus Bayramı

 

Ruhumuz gözlerini göklere sabitleyerek güneşten daha parlak olan ve her şeye kadir olan Tanrı‘yı tanıdığı zaman o anda ne olduğunu anlamaya başlar. Yani Tanrı’nın Oğlu.

 

Sevgili kardeşim, inancını, cesaretini ve açık tanıklığını bilmekteyiz. Tüm bunlar seni onurlandırmakta ve bana büyük bir mutluluk vermektedir, öylesine ki kendimi değerlerinin ve başarılarının bir izleyicisi, bir ortağı olarak görmekteyim.

 

Kilise nasıl ki tektir, sevgi tek ve ayrılmazdır, gönüllerin ahengi tek ve parçalanmazdır; hangi rahip, başka bir rahipten övgüsünü yaptığında, kendi şanı gibi bundan mutluluk duymaktan kendini alıkoyabilir?

 

Hangi kardeş kardeşlerinin sevincinden mutluluk duymaz? Sizin gösterdiğiniz cesareti öğrendiğimizde ve bu denli güzel şeyler duyduğumuzda burada yaşanan heyecanı ve büyük mutluluğu hayal edebilmek hiç kuşkusuz olası değildir. İnanç tanıklığında kardeşlere bir rehber oldun ve rehberin tanıklığı, kardeşlerin tanıklığı ile daha da güç kazandı. Böylece, şan yolunda başkalarına öncülük yaptığın gibi, birçok arkadaşı bu yola kazandırdın ve ilk olarak herkesin adına tanıklık etmeğe hazır bulunduğunda aynı inanca tanıklık etmeleri için tüm halkı ikna ettin. Bu durumda sizde en çok neyi övmemiz gerektiğini saptayabilmek olası değildir, daima hazır ve yıkılmaz inancı mı yoksa kardeşlerin ayrılmaz sevgisini mi. Halkına yol gösteren episkoposun cesareti tüm görkemi ile göründü ve episkoposu ile kenetlenmiş halkın aydınlık ve yüce bağlılığı ortaya çıktı. Roma Kilise’si sizde şahane bir tanıklık verdi, tek bir ruh ve sesle birleşmiş olarak.

 

Böylece, sevgili kardeşim, Havari’nin cemaatinizde saptadığı ve övdüğü inanç parladı. O zamandan beri kendisi, kehanette bulunurcasına, cesaretinizi ve bahşedilmeyen gücünüzü öngörüp kutluyordu. Oğulların başarılarını öngörüp babalarınkilerin’ i yüceltiyordu. Daha o zamandan dek size şan kazandıracak değerlerinizi görüyordu. Tam uyuşmanızla, cesaretinizle tüm Hıristiyanlara parlak bir birlik ve sebat örneğini verdiniz.

 

Çok sevgili kardeşim, Rab, lütfun da, sınav saatinin yaklaştığını önceden bildiriyor. Tanrı, kurtuluşumuza yönelik iyiliği ve ilgisi ile yakın mücadelemiz konusunda yararlı düşüncelerini bize aktarıyor. Pek iyi, bizi birbirimizi bağlayan o sevgi adına, tüm halk ile birlikte oruçta, gece toplantılarında ve duada ısrarlı olalım.

 

Bizleri sağlam, güçlü ve sebatlı yapan göksel silahlarımız bunlardır. Bunlardır bizleri koruyan tinsel silahlar ve tanrısal oklar. Karşılıklı olarak, tinsel bir uyum ve kardeşlikle bunları anımsayalım. Daima ve her yerde birbirimiz için dua edelim ve karşılıklı sevgi ile acılarımızı dindirmeye çalışalım.

 

 

 

Episkopos Aziz Kiprianus’ un şehitliğine ait prokonsül belgelerinden:

 

14 Eylül sabahı, prokonsül Galerius Maximus’ un emirlerine uygun olarak, Sesti’ de büyük bir kalabalık toplanmıştı. Prokonsül Galerius Maximus, Kiprianus’ un Sauciolus avlusunda yer alan oturuma getirilmesini emretti. Önünde olduğunda prokonsül Galerius Maximus sordu:

 

- Tascius Kiprianus sen misin?, Episkopos Kiprianus yanıt verdi:

 

- Evet, benim".

 

Prokonsül Galerius Maximus şöyle dedi:

 

- Kutsal şeylere karşı olan bir tarikatın başı olarak kendini takdim eden sen misin?

 

Episkopos Kiprianus yanıt verdi:

 

- Ben’im.

 

Galerius Maximus şöyle dedi:

 

- Çok kutsal imparatorlar sana adamanı emrediyorlar. Episkopos Kiprianus:

 

- Yapmam - dedi.

 

Prokonsül Galerius Maximus şöyle dedi:

 

- İyi düşün.

 

Episkopos Kiprianus yanıt verdi:

 

- Sana emredileni yap.

 

 

 

(Kiprianus, Sabır Üstüne, 13. 15)

 

Noel Hazırlık, 1. Hafta, Cumartesi

 

Görmediğimizi ümit ederiz.

 

Rabbimiz ve Hocamız, selametimiz için bize şu buyruğu verdi: "Kim sonuna kadar dayanacak olursa, bu kimse kurtulacaktır" (Mt. 10, 22; 24). Ve de şunu: "Eğer benim sözümde kalırsanız, gerçekten benim şakirtlerim olacaksınız, gerçeği tanıyacaksınız ve gerçek sizi özgür yapacaktır" (Yuh. 8,31.32).

 

Sevgili kardeşlerim, gerçek ve özgürlük ümidini elde edebilmek için, gerçeğin ve özgürlüğün kendisine erişebilmek amacıyla sağlam durmak ve sebat etmek gerekir. Hıristiyan olmamız keyfiyeti imanımızın ve ümidimizin temelini oluşturmaktadır. Ama ümidin ve imanın ürün verebilmesi için, sabır zorunludur.

 

Bizim aradığımız bu dünyanın şan ve şerefi değil, gelecek şan ve şereftir Havari Pavlus’ un bize bildirdiği gibi: "Kurtulduk, fakat bu, ümit olarak böyledir; ümit edileni görmek, artık ümit etmemektir:

 

görülen şey hala nasıl ümit edilebilir? Fakat, görmediğimiz şeyi ümit eden bizler onu sabırla bekliyoruz" (Rom. 8,24-35). Beklemek ve sabır, giriştiğimiz şeyin gerçekleşmesi için ve ümit ettiğimiz ve inandığımız şeyi Allah bize armağan eniği zaman, ona sahip olmak için zorunludurlar.

 

Başka bir yerde, Havan aynı dersi, gökte kendilerine daha büyük hazineler hazırlamak amacıyla ilahi yeteneklerin ürün vermesine çalışan dürüst kimselere vermektedir. Onları sabırlı olmaya şöyle çağırmaktadır: "O halde, zamanımız olduğu sürece, herkesin iyiliği, özellikle imanda yakınımız olanların iyiliği için çalışalım. Yılmadan iyilik yapalım, çünkü eğer yılmazsak, istenen zamanda ürün alacağız" (Gal. 6, 9.10). Bu şekilde Havan, insanın faaliyetinden sabırsızlıkla vazgeçmemesi, başarıya, şan ve şerefe erişmekten yan yolda dönmeyi gerektirecek eğilimlere kapılmaması gerektiğini bildirmektedir. Yoksa, sonuna kadar sürdürülmeyen girişimlerin nedeniyle, önceden gerçekleştirilmiş bulunan girişimler de kaybedilmiş olur.

 

Havari, merhametten söz ederken, buna dayanıklılığı ve sabrı da eklemiştir: "Sevgi yücedir, sevgi hoşgörülüdür, merhamet kıskanç değildir, övünmez, öfkelenmez, km tutmaz, her şeyi sever, her şeye inanır, her şeye umut bağlar, her şeye dayanır" (1. Kor. 13, 4-5). Her şeye dayandığına göre inatla sebat etmek yeteneğine sahip olduğunu gösterir.

 

Başka bir yerde şöyle demektedir: "Birbirinize sevgi ile tahammül gösterin; barış içinde birleşmiş olarak, aynı Ruh’ta birliği muhafaza etmeyi görev bilin" (Efes. 4, 2). Havari bu şekilde göstermek istemiştir ki eğer kardeşler birbirlerine tahammül göstererek karşılıklı olarak birbirlerini cesaretlendirmezlerse ve eğer sabır sayesinde dirlik düzenlik bağlarını muhafaza etmezlerse, ne birliği, ne de barışı muhafaza edebilirler.

 

 

 

(Kiprianus. Ölüm Üstüne, 18.2426)

 

Olağan 34. Cuma

 

Dünya arzuları ile gelip geçer; oysa Tanrı’nın isteğini yapan sonsuza dek kalır.

 

Kendi isteğimizi değil, Tanrı’nın isteğini yapmalıyız. Rabbin duada her gün istemeyi bizlere öğrettiği bir inayettir bu. Ama Tanrı’nın isteği olsun diye dua etmek ve öte yandan bizleri çağırdığında, bu dünyadan çıkmamız için davet ettiğinde isteğinin emrine uymakta kararsız davranmak bir çelişkidir! Karşı geliyoruz ve inatçı hizmetkarlar gibi geri çekiliyoruz. Tanrı’nın yüzü ile karşılaşacağımızı düşündüğümüzde korkuya ve sancıya kapılıyoruz. Sonunda bu yaşamdan, istekle değil de, zorlandığımız ve mecbur olduğumuz için çıkıyoruz. Bu denli isteksizlikten sonra O’ nunla karşılaştığımızda Tanrı’dan şan ve ödül istemeye kalkıyoruz!

 

Öyle ise, soruyorum ben, dünyaca hap solunmak halen hoşumuza gidiyorsa, neden dua edip göklerin saltanatının gelişini istiyoruz? Neden, sürekli yalvarışlarla, saltanatın zamanı gelsin diye ısrarla istek ve ricada bulunuyoruz oysa ki, ruhumuzda Mesih’le saltanat sürmektense bu dünyada şeytana hizmet etmek arzu ve emelini daha çok istiyoruz?

 

Mademki dünya Hıristiyan’dan nefret ediyor, neden senden nefret eden dünyayı seviyor ve seni kurtaran, seni seven Mesih’i izlemiyorsun? Yuhanna, mektuplarının birinde bedensel arzulara kapılıp dünyayı sevmememiz için feryat edercesine bizi yüreklendiriyor: "Dünyayı ve dünyaya ait şeyleri sevmeyin. Dünyayı sevende Baba’nın sevgisi yoktur. Çünkü dünyaya ait olan her şey doğal benliğin tutkuları, gözlerin tutkuları ve yaşamın verdiği gurur Baba’dan değil, dünyadandır. Dünya ve dünyasal tutkular geçer, ama Tanrı’nın isteğini yerine getiren sonsuza dek yaşar" (I. Yuh. 2, 15-17). Çok sevgili kardeşlerim, daha iyisi, açık bir akıl, sarsılmaz bir inanç ve yüce bir ruhla Tanrı’nın isteğini yerine getirmeye hazır olalım. Ölüm korkusunu koyalım, başlattığı ölümsüzlüğü düşünelim. Davranışlarımızla iyi birer Hıristiyan olduğumuzu gösterelim.

 

Sık sık bu dünyadan olmadığımızı ve burada sadece konuklar ve hacılar olarak kaldığımızı düşünmeliyiz. Her birimizi gerçek konutuna yerleştiren günü neşe ile kabul edelim, o gün ki, bu yüzyılın bağlarından kurtarıp, bizi cennete ve sonsuz saltanata özgür olarak iade ediyor. Vatanından uzak bulunup geri dönmek için acele etmeyen var mı? Vatanımız cennetten başka şey değildir. Sevdiklerimizin büyük bir kısmı bizi orada bekliyor, annelerimiz babalarımız bizleri arzu ediyorlar, kardeşlerimiz, çocuklarımız bayram edip neşeli bir topluluk halinde mutluluklarından artık emin durumdalar oysa kurtuluşumuz için halen heyecan duymaktalar. Onları görmek, tümüne sarılmak bizler ve onlar için birlik halinde ne büyük bir sevinç! Ölümden, o göksel saltanatta, artık hiç korkmamak ne denli tatlıdır ve sonsuza dek yaşamak ne mutluluktur!

 

Havarilerin şanlı korosu, Peygamberlerin coşan kalabalığı oradadır; oradadır şehitlerin sayısız ordusu, mücadelelerde galip geldikleri ve azaplara dayandıkları için şanlı taçlar giyen; bedenlerinin ve etlerinin arzularını cinsellikten arınmanın erdemi ile yenen şanlı bakireler; çeşitli şekilde yoksulları besleyerek ve yardım ederek merhametli davrananlar, Rabbin kurallarını böylece uygulayanlar ve dünyasal zenginliklerle göksel hazinelere sahip olanlar. Bu ermişlerin topluluğuna erişebilmek için tüm heyecanımızla acele edelim. Tanrı bu düşüncemizi görsün; Mesih, aklımızın, inancımızın bu niyetini fark etsin. Onu daha yakıcı bir arzu ile isteyenlere kendisi, sevgisi ile daha büyük ödüller verecektir.

 

 

(Kiprianus, Fortunatus’ a Kitabından. 13)

 

14 Ekim, Aziz Callistus Bayramı

 

Yaşayan Tanrı’yı terk etmek ve kendini dünyasal şeylerin tozlarına atmak ölüme götürür. Tanrı’nın yüceliği uğruna şehitliği ve ölümü kabul etmek ölümsüz yaşama yol açar.

 

"Bu anın elemleri, gözümüzün önüne serilecek olan yücelikle karşılaştırılmaya değmez" (Rom. 8,18).

Tanrı’nın dostu olmak, Mesih’in mutluluğuna katılmak ve böylece, dünyadaki eziyetlerden ve işkencelerden sonra, gökyüzünün ödüllerini almak için bu denli bir şana ulaşabilmek için her şekilde kendini zorlamayacak biri var mı? Dünyadaki askerler için, düşmanı yendikten sonra, vatana muzaffer olarak dönmek şanlı bir unvandır. Ama şeytanı yendikten sonra cennete muzaffer dönemin şanı daha yüce, daha değerli olmaz mı? Günahkar Adem’in kovulduğu yere, ilk başta bizi aldatmış olanı yere savurduktan sonra, zafer ganimetlerini geri getireceğiz. Tanrı’ya, pek çok takdir olunan bir armağan olarak, lekesiz inancımızı, sağlam aklımızın erdemini ve dindarlığımızın aydın övgüsünü sunacağız. Düşmanlardan öç alma vakti geldiğinde O’na katılacağız. Yargılamak için oturduğunda yanında olacağız. Mesih’in ortak mirasçıları ve meleklere ortak olacağız. Atalar, Havariler ve Peygamberler ile birlikte Göksel Krallığa sahip olma mutluluğuna erişeceğiz.

 

Bu gerçeklerin doğruya yönelik baskısına eşit orantılı hangi zulüm kötüye yönelik bir baskıyı yaratabilir? Hangi azaplar daha etkin olabilir?

 

Bu vaatlerle dolup taşan bir yürek sağlamlaşır, bu ödülden emin olan bir ruh hiçbir şeytan korkusuna ve dünyasal tehdide boyun eğmez; ruh, demek istiyorum, gelecek yaşamın kesin ve sağlam inancı ile desteklenir.

 

Baskının fırtınası Hıristiyanları hedef tutsun. Onlar korkmayacaklar; çünkü üzerlerinde açılan gökyüzünü görürler. Şeytan onları tehdit etse de, Mesih korur. Ölüm cezasına çarptırsınlar, ama ölümsüzlük izlesin onları. Bu dünyadan memnunluk içinde çıkmak, acılar ve zorluklar içinde çıkmak, eskiden insanları ve dünyayı gören gözleri kapatıp hemen sonra Tanrı’yı, Mesih’i görmek için yeniden onları açmak ne mutluluk, ne sevinçtir! Mutluluğa bu geçiş ne de hızlı görünüyor! Bir anda dünyadan alınıp göklerin krallığına yerleştiriliyorsun!

 

Tüm bunları akıl ve yürekle düşünmeli ve gece gündüz derin düşünme konusu olmalı. Baskı, böylesine bağlı bir Mesih askerini bulursa, ödüle yönelik gücünü yenemeyecektir. Şayet en yüce çağrı daha önce gelirse, şehitliğe hazır olan inanç ödülsüz kalmayacaktır. Öncesi ve sonrası yargıç Tanrı’nın bağış ettiği ödülü etkilemez. Baskıda, zaferi elde eden mücadele onurlandırılır; barışta ise örnek davranış.

 

 

 

(Kiprianus, Mektupları’ndan, 58,8-9.11)

 

11 Nisan, Aziz Stanislas Bayramı

 

Yeryüzünde Kilise, dünyanın anlayamadığı bir şekilde, aynı anda ağlar ve neşelenir.

 

İnanç savaşında mücadele edip dövüştüğümüzde Tanrı bize bakıyor, melekleri bakıyor ve Mesih de bize bakıyor . Tanrı’nın gözü önünde savaşmak, yargıç Mesih’in eliyle taç giymek ne büyük bir onur ve mutluluk!

 

Silahlarımızı kuşanalım, sevgili kardeşler, tüm güçlerimizi toplayalım ve dürüst bir vicdanla, tam bir inanç ve sağlam erdemlerle savaşa hazırlanalım. Tanrı’nın tüm orduları bu şekilde, katılmak zorunda oldukları mücadeleye doğru ilerlesinler.

 

Havari: "Böylece, belinizi gerçekle kuşatmış,göğsünüze doğruluk zırhını takmış ve ayaklarınıza esenlik müjdesini yayma hazırlığını giymiş olarak yerinizde durun. Bunların hepsine ek olarak, Şeytan’ın bütün ateşli oklarını söndürebileceğiniz iman kalkanını elinize alın. Kurtuluş miğferini ve Tanrı sözü olan Ruhun kılıcını alın" (Ef. 6, 14-17) diyerek bize silahlanmayı ve hazırlanmayı öğretiyor.

 

Kötülük gününde Şeytanın saldırılarına dayanabilmek ve onları püskürtebilmek için bu silahları alalım, bu tinsel korumalarla kendimizi donatalım.

 

Doğruluk zırhını giyinelim ki, göğsümüz düşmanın darbelerinden korunmuş ve savunulmuş olsun. Ayaklarımız müjdenin öğretisini giysin. Bu şekilde yılanı ayaklarımızın altına alıp ezersek, onun tarafından ısırılmayacak ve yenilmeyeceğiz.

 

İnanç kalkanını sağlam tutalım ki, düşmanın bize fırlattığı her ateşli ok ona çarparak sönsün.

 

Başımızı korumak için tinsel miğferi alalım, kulaklarımızı öldürücü sözleri duymaktan ve gözlerimizi nefret edici görüntüleri görmekten koruyalım. Tanrı’nın işaretini bozulmadan taşıyabilmemiz için alnımız ve Rab İsa Mesih’e bir zafer havası içinde tanıklık edebilmemiz için ağzımız korunsun.

 

Sağ elimizle tinsel kılıcı tutalım ki kirli kurbanları geri püskürtsün ve Efkaristiya’ yı anımsayarak, Rabbin bedenini alsın, sarılsın ve göksel taçların ödülünü Tanrı’dan almayı beklesin.

 

Tüm bunlar, sevgili kardeşlerim, yüreklerinizde kalsın. Şayet bunları derin düşünce konusu yaptığımızda zulüm günü gelip çatarsa, Mesih’in askeri kuralları ve önerileri ile eğitilmiş olduğundan savaştan korkmayacak taç için hazır olacaktır.

 

 

 

(Kiprianus, İman Şahitlerine Mektup. 6, 1-2)

 

Şehitler için Genel Duaları

 

Eğer onunla birlikte acı çekersek, onunla birlikte hükmederiz.

 

 

 

Çok sevgili kardeşlerim, sizlere selamımı gönderiyorum ve eğer durumum müsaade etseydi, huzurunuzda şahsen uğramayı da arzu ederdim. Gerçekten benim için, sizin ve kollarınızın arasında olmaktan, küfür teşkil eden bir ibadeti reddetmiş bulunan bu saf ve masum eller tarafından sıkılmaktan daha arzu edilir ve daha hoş ne olabilir?

 

Rabbi şanla benimsemiş bu dudakları öpmekten, dünyadan göz çevirerek, Allah’ı görmeye layık olmuş bulunan gözleriniz tarafından yakından görülmekten daha sevindirici ve daha soylu ne olabilir?

 

Fakat bu mutluluğu gerçekleştirmek mümkün olmadığına göre, kulaklarınızda ve gözlerinizde benim yerime geçecek olan bu mektubu size gönderiyorum. Bu mektup bana hem sizi tebrik etmek, hem de sizi teşvik etmek imkanını veriyor: semavi görkemi benimsemekte cesaretli ve ısrarlı olun; mademki ilahi lütuflar yoluna girdiniz, tacı alabilmek için ilham edilmiş bir cesaretle ilerleyin; Rab sizin rehberimiz ve koruyucunuzdur; o, şöyle diyor: İşte ben zamanların sonuna kadar her gün sizlerle beraberim.

 

Sizin mevcudiyetinizin aydınlattığı hapishane mutlu bir hapishanedir! Allah’ın adamlarını göğe doğru gönderen hapishane mutlu bir hapishanedir! Güneşten bile daha parlak, dünyanın bu meşalesinden daha ışıklı karanlıklar, içinde Allah’ın mabetlerinin yerleşmiş bulunduğu, içinde uzuvlarınızın, onun isminin ikrarı ile kut-sanmış olduğu hapishane!

 

Acılara göğüs germe cesaretini sizlere vermek için Kutsal Ruh’un yararlanmış olduğu Rabbin öğrettiklerinden ve buyruklarından başka şimdi artık kalplerinizde ve ruhlarınızda hiç bir şey bulunmasın. Hiç kimse ölümü düşünmesin, ölümsüzlüğü düşünsün; geçici acıları düşünmesin, ebedi görkemi düşünsün. Çünkü şöyle yazılmıştır: Doğruların ölümü Allah nezrinde değerlidir. Ve de şöyle: Allah’ı hoşnut eden kurban, kırık bir ruhtur; Allah kırık ve yorgun kalbi hor görmez

 

Ve yine (Kutsal Yazının Allah’ın şehitlerini kutsayan ve acı sınavı ile onları kutsallaştıran işkencelerden özettiği yerde): İnsanların gözünde onlar ceza çekmektedirler, fakat ümitleri sayesinde onlar daha o vakit ölümsüzlüğe kavuşmuşlardı. Onlar ulusların yargıçları ve halkların hocaları olacaklardır ve Rab ebediyen onlar üzerinde hüküm sürecektir.

 

O halde Mesih’le birlikte yargılayacağınızı ve hüküm süreceğinizi düşündüğünüzde sevinçten titrememeniz ve şimdiki işkenceleri gelecek mutluluğun sevinci içinde ayaklar altında çiğnememeniz imkansız olacaktır. Biliyorsunuz ki, dünyanın başlangıcından beri bu böyle düzenlenmiştir: Adalet asırla mücadelesi sırasında yer yüzünde acı çekecektir. Çünkü daha başlangıçta doğru Habil öldürülmüştür, arkasından da bütün doğrular, Peygamberler ve Allah tarafından gönderilmiş Havariler.

 

Bütün bunlara, ayrıca, Rab kendini örnek olarak verdi. Çünkü kendi ülkesine ancak kendisinin tutmuş olduğu yolda onu izleyerek erişilebileceğini öğretmektedir; bu dünyada kendini sevmek, kendini kaybetmektir, bu dünyada kendinden nefret etmek, kendini ebedi hayata saklamak demektir. Bedeni öldürüp ruhu öldüremeyenlerden korkmayın; daha çok cehennemde bedeni olduğu gibi ruhu da yok edebilenden korkun.

 

Aziz Pavlus da bizi aynı şekilde teşvik ediyor; mademki Rabbin bize vaat ettiği şeye erişmek istiyoruz, o halde her şeyde Rabbi taklit etmeliyiz; bizler Allah’ın çocuklarıyız. Onun çocukları olduğumuza göre, onun mirasçılarıyız, Mesih’le birlikte mirasçılarız, şu şartla ki, onunla birlikte görkem içinde olmak için, onunla birlikte acı çekelim.

 

 

 

(Kiprianus, Aziz Fabianus’ un Şehitliği ile ilgili

 

Mektuplarından, 9.1 ve 8,2-3)

 

20 Ocak, Aziz Fabianus Bayramı

 

Her şeyi zarar gibi görüyor ve Mesih’i kazanabilmek açısından çöp gibi sayıyorum.

 

Papa Fabianus’ un ölümünden haberdar olduktan sonra Aziz Kiprianus Roma’daki rahiplere ve diyakozlara şu mektubu yazdı:

 

"Episkoposluktaki aziz kardeşimin ölüm haberi bizde halen kesinleşmemişti ve edinilen bilgiler kuşku vericiydi ki diyakoz yardımcısı Crementius ile bana göndermiş olduğunuz mektubu aldım ve şanlı ölümünü öğrenmiş oldum.

 

Bu konuda sizi de kutluyorum. Çünkü görkemli ve parlak bir tanıklıkla, anısını sayıyor, episkoposunuzun şanlı anılarını bize de bildiriyor, bir inanç ve cesaret örneğini bize de sunuyorsunuz.

 

Gerçekten nasıl ki başta bulunanın düşüşü halk için zararlı ise kardeşlerine bir inanç sağlamlığı örneği olarak kendini sunan bir episkopos, aksine, yararlı ve sağlıklıdır."

 

Öyle görünüyor ki, bu. mektubu almadan önce, Roma Kilise’si Kartaca Kilise’sine baskılardaki sadakatini bu tanıklıkla sunmuştur. "Kilise inancın gücü ile dayanıyor. Doğrudur ki bazıları, yüksek toplumsal mevkilerinden dolayı yaratabilecekleri yankılardan etkilenerek ya da insana özgü dayanıksızlıkları yüzünden yenik düştüler, yine de, her ne kadar bizden ayrılmışlarsa da, biz onları bu saf değiştirmelerinde terk etmedik, aksine yardım ettik ve halen onlara yakınız ki tövbe ederek kendilerini temize çıkartsınlar ve affedebilen tarafından affedilsinler.

 

Şayet biz onları kendilerine teslim etseydik düşüşleri çaresiz olurdu.

 

Siz de, sevgili kardeşlerim, aynı şeyi yapmaya çalışın, düşenlere elinizi uzatın ki yeniden kalkabilsinler. Böylece, yeniden tutuklanırlarsa, inançlarına tanıklık etmek ve bir önceki yanlışlıklarını düzeltmek için kendilerini suçlu hissedecekler.

 

İzin verin de, burada, bir başka sorunda izlenilecek yolu size açıklayayım.

 

Sınavda yenik düşenlerden, hasta olanlar ya da pişman olup Kilise ile birleşmek arzusunda olanlar yardım görmeliler. Dullar ve kendiliklerinden başvurma olasılığına sahip olmayanlar ve de hapiste ya da evlerinden uzakta bulunanlar, kendilerine bakacak birilerini bulmalıdırlar. Hastalanan Hıristiyan adayları (katekümenler) bile yardım beklentilerinde hayal kırıklılığına uğramamalıdırlar.

 

Hapiste olan kardeşler, rahipler ve Rabbin adını alanları büyük bir ilgi ile gözetleyen tüm Kilise sizi selamlıyorlar. Bizde anımsamanızın karşılığını talep ediyoruz."

 

 

(Kiprianus, Mektuplarından. 80)

 

7 Ağustos, Aziz Sikstus Bayramı

 

Anlattıklarımın episkoposluktaki diğer meslektaşlarımıza da bildirilmesini talep ediyorum. Ölümden çok ölümsüzlüğün yararını düşünmelerinde bir dürtü olacaktır.

 

Sevgili kardeşim, yazılarından birini sana hemen gönderemedim. Çünkü bu Kilise’nin rahiplerinden hiç biri zulmün fırtınasına kapıldıklarından yola çıkacak durumda değildi. Tanrı’ya şükürler olsun ki, tümü de ruhlarında hemen gökyüzünde çıkmaya hazırdı.

 

Elimdeki bilgileri sana şimdi bildiriyorum.

 

Yetkinin hakkımda aldığı kararı, her ne türden olursa olsun, öğrenip bildirmeleri ve böylece ortada dolaşan hayallere ve varsayımlara bir son vermeleri için Roma’ya gönderdiğim haberciler geri döndüler. Gereken şekilde kesinleşen gerçek budur.

 

İmparator Valerianus, episkoposların, rahiplerin ve diyakozların anında öldürülmelerini karara bağlayan bildirisini senatoya göndermiştir. Senatörler, ileri gelenler ve Romalı şövalye unvanına sahip olanların ayrıcalıkları ve servetleri ellerinden alınacaktır. Şayet, hacizden sonra bile, Hıristiyan inançlarında ısrar ederlerse ölüm cezasına çarptırılacaklar. Hıristiyan hanımlar, servetlerine el konulduktan sonra, sürgüne gönderilecekler. Hıristiyan inançlarına tanıklık etmiş ya da edecek olan tüm imparatorluk görevlilerinin mallarına da el konulacaktır. Daha sonra bunlar tutuklanacak ve imparatorluk topraklarındaki ırgatlara dahil edilecekler.

 

Valerianus bildirisine il valilerine gönderilen ve benle ilgili olan bir mektubunun suretini eklemiştir. Bu mektubu günden güne bekliyorum, hatta sağlam ve güçlü inancımla bir an önce geleceğini ümit ediyorum. Şehitlik konusundaki kararım kesindir. Güven içinde şehitliği bekliyorum, Tanrı’nın iyiliğinden ve cömertliğinden sonsuz yaşam tacını alacağıma güvendiğim gibi.

 

6 Ağustos’ta Ksistus’ un, mezarlık bölgesinde bulunurken1 dört diyakoz ile birlikte şehit düştüğünü size bildiriyorum.

 

Romalı yetkililerin kurallarına göre Hıristiyan diye ihbar edilenler ölüme mahkum oluyor ve malları imparatorluğun hazinesine aktarılıyor.

 

Anlattıklarımın episkoposluktaki diğer meslektaşlarıma da bildirilmesini talep ediyorum, öyle ki öğütleri ile topluluğumuz yüreklendirilsin ve tinsel mücadeleye gitgide daha iyi hazırlansın. Ölümden çok ölümsüzlüğün yararını düşünmelerinde, kendilerini yakıcı bir inanç ve kahraman bir güçle Rabbe adamalarını inançlarına tanıklık ederken korkudan çok sevinç duymalarına bir dürtü olacaktır. Tanrı’nın ve Mesih’in askerleri çok iyi bilirler ki kurban olmaları bir ölüm değildir, bir yücelik tacıdır.

 

Sevgili kardeşim, seni Rab adına selamlıyorum.

 

 

 

(Kiprianus. Mektuplarından, 10,2-35)

 

13 Ağustos, Aziz Pontianus ve İppolitus Bayramı

 

Şehidin kişiliğinde Mesih’in kendisi de mücadelede hazır bulundu, adını koruyanları ve savaşanları cesaretlendirdi, güçlendirdi ve canlandırdı.

 

Ey çok güçlü kardeşlerim, sizleri hangi övgülerle yüceltebilirim? Ruhlarınızın cesaretini hangi övücü sözlerle layığı ile kutlayabilirim, inancınızın kararlılığını ne gibi deyimlerle övebilirim? Zor sınava şana kadar katlandınız, acılara teslim olmadınız aksine işkenceler size teslim oldular. Acılara son vermeyen eziyetler yücelikle sonuçlandılar. Azap uzun sürdü, işkence oldukça acımasız oldu, oysa sağlam bir inancı yok edemedi ve tek sonucu Tanrı’nın insanlarını bir an önce Rabbe götürmek oldu.

 

Hazır olan kalabalık, duygulanarak, Tanrı’nın göksel savaşını ve Mesih’in tinsel mücadelesini izledi, hizmetkarlarının kararlılığını gördü, içtenlikli ve cesur seslerini duydu, ruhlarının inanılmaz sağlamlılığı karşısında şaşırdı, onları destekleyen tanrısal güce hayret etti, bu dünyamızın oklarına karşı korumasız olmalarına karşın hepsi de inançlıların silahları ile kuşandığını gördü, yani inançla. İşkence edilenler ayağa kalktı, işkencecilerden daha güçlü ve ezilen, parçalanan üyeler ezen parçalayan pençeleri yendiler.

 

Darbeler darbeleri izliyordu, fakat azgınlaşmaları fethedilemeyen inançlarını yenemedi, her ne kadar Tanrı hizmetkarlarının bedenleri parçalandıktan sonra artık işkence edilen üyeleri değil de yaraları oldu. Kan akıyordu, baskının yangınını söndürmek, cehennemin alevlerini ve ateşini şanlı akışı ile bastırmak için. Ah, ne türdendi Rabbin o gösterisi, ne denli ulu, ne denli büyük ve askerinin sadakati ve bağlılığı ile Tanrı’nın gözlerine ne denli hoşa giden. Kutsal Ruh’un mezmur’ lar da söylediği ve ilan ettiği şey gerçekleşti:

 

"Rabbin gözünde değeri vardır, sevdiklerinin ölümünün" (Mezm. 115, 15). Kendi kanı karşılığında ölümsüzlüğü ile edenin, son fedakarlıkla Tanrı’nın tacını alanın ölümü değerlidir?

 

Ne denli sevinçli oldu Mesih, bu hizmetkarlarında ne denli bir istekte mücadele etti ve kazandı! Mesih inancın koruyucusudur. İnanç sahibi olanlara, varolabilirliklerine orantılı olarak veren O’dur. Şehidin kişiliğinde varoluyor kendi mücadelesinde, mücadele edenleri ve adını koruyanları cesaretlendirdi, güçlendirdi ve canlandırdı. Bizim için ölümü bir kez yenen, bizde daima yener. Tanrı’nın yine aydınlattığı ve bunca yücelikle onurlandırdığı, ey ermiş Kilise’miz, şehitlerin şanlı kanı ile bugün de görkemleşen Kilisemiz! Eskiden kardeşlerimizin uğraşılan ile lekesizdi, şimdi ise şehitlerin kanı ile lal rengini aldı. Çiçekleri arasında zambak ve gül eksik değiller. Herkes yüce ikili şana umut beslesin ve en azından ya uğraşıların bembeyaz ya da şehitliğin lal rengi tacını elde etmeye baksın.

 

 

 

(Kiprianus, Papa Kornelius’ a Mektubundan, 60, 1-2.5)

 

16 Eylül, Kornelius ve Kiprianus Bayramı

 

Tek bir kalbe, tek bir ruha sahip olalım.

 

Kiprianus’ un episkoposlukta kardeşi olan Kornelius’ a mektubu.

 

Çok sevgili kardeşim, imanınız ve cesaretiniz konusunda verdiğiniz kanıtları öğrendik; ve iman tanıklığınızın asaletini öyle bir coşku ile karşıladık ki, kendimizi layık olduğunuz övgülerin ortaklan ve arkadaşları olarak sayıyoruz. Çünkü biz tek bir Kilise oluşturuyoruz, fikirlerimiz birdir, birliğimiz bozulamaz. O halde hangi episkopos, meslektaşlarının birinin şanından sanki kendisine ait bir şan ve şerefmiş gibi sevinmez? Nerede olursa olsun hangi kardeşler gurubu kardeşlerinin sevincinden mutluluk duymaz? Cesaretinizin müjdelerini aldığımızda burada hasıl olan tüm coşkuyu ve tüm sevinci ifade etmek mümkün değildir Kardeşler tarafından yapılan iman tanıklığının başı oldun ve kardeşlerin iman tanıklığı, başkanın iman tanıklığını ortaya koydu. Çünkü görkeme doğru ilk olarak yürümekle, bir çok görkem arkadaşları edinmiş bulunuyorsunuz; herkesin adına ilk olarak iman tanıklığı yapmaya hazır olduğunuzu göstererek, bütün halkı iman tanığı olmaya sevk ettiniz. Bu nedenle, sizde önce neyi kutlamamız gerektiğini bilemiyoruz: süratli ve sarsılmaz imanınızı mı, yoksa sizden ayrılmak istemeyen kardeşlerin o sevgisini mı.

 

En önde yürüyen episkoposun cesareti halkın gözleri önüne serilmiş oldu ve sizi izleyen kardeşlerin birliği de aynı zamanda kendini göstermiş oldu. Sizin aranızda tek bir yürek ve tek bir ses olmuş olması dolayısıyla, bütün Roma Kilise’si Mesih’e iman tanıklığı etmiş oldu.

 

Çok sevgili kardeşim, sizin cemaatinizde mutlu Havarinin övgüsünü yapmış olduğu o imanın fışkırdığını gördük. Cesaretinizin bu görkemini, metanette bu ısrarınızı O daha önceden zihnen görüyordu ve daha sonra olacakların övgüsü ile sizin meziyetlerinizi ilan ederek, oğullarını teşvik etsinler diye babaları coşturuyordu. Birlik olmakla, cesaretli olmakla, öteki kardeşlere büyük birlik ve cesaret örnekleri verdiniz.

 

Çok sevgili kardeşim, bizi birleştiren karşılıklı sevgi adına, elimizden geldiği kadar sizi teşvik ediyoruz; mademki Rabbin inayeti bizi uyarıyor, mademki ilahi sevginin selamete kavuşturan uyarılan savaş vermemiz gereken günün yaklaştığını bize haber veriyor, o halde bütün halkımızla birlikte dua etmekten, oruç tutmaktan ve uyanık kalmaktan geri durmayalım. Çünkü direnmemizi ve cesaretle sebat etmemizi sağlayan elimizdeki semavi silahlar bunlardır; işte bizi koruyan tinsel surlar ve ilahi silahlar.

 

Birbirimizi anımsayalım, tek bir kalbe, tek bir ruha sahip olalım; her birimiz ayrı ayrı birbirimiz için dua edelim; birbirimize karşı olan sevgimizle geçirdiğimiz sınavları ve sıkıntılarımızı hafifletelim.

 

 

(Kiprianus, Göklerdeki Pederimiz Üstüne, 1-3)

 

Paskalya Hazırlık I .Hafta, Salı

 

Tanrı’ya Mesih’in sözleri ile dua etmek, Mesih’in duasını kulaklarına kadar yükseltmek dostça, teklifsizce bir dua şeklidir.

 

İncil’in öğretileri, hiç kuşkusuz ki, Tanrısal öğretilerdir, sevgili kardeşlerim, umudun dayandığı temellerdir, inancı sağlamlaştıran destekler, yüreği besleyen gıdalar, kurtuluşu elde edebilmek için yardımlardır. Burada yeryüzünde inanç sahiplerinin uysal akıllarını eğitir ve onları göksel krallığa götürürler.

 

Tanrı istedi ki birçok şey, hizmetkarları olan Peygamberlerin aracılığı ile söylenilsin ve dinlenilsin. Oysa ki Oğlunun aracılığı ile ilettiği gerçekler sonsuz derecede daha yücedirler. Tanrı sözünün, Peygamberlerde varolmakla birlikte şimdi kendi sesi ile beyan ettikleri daha benzersizdir, şöyle ki artık yolu hazırlansın diye emretmiyor, fakat kendi gelip izlenecek yolu açıp bize gösteriyor. Eskiden ölümün karanlıklarında gezginci, değersiz ve kör gibiydik, şimdi ise lütfun ışığı ile aydınlatılmış, Rabbin rehberliği ve yardımı ile yaşam yolunda ilerleyebiliriz.

 

Halkının kurtuluşuna yardımcı olmak için verdiği yararlı öneriler ve tanrısal öğretilerin arasında O bize dua kuralını da verdi, isteyeceğimizi önerdi ve öğretti. Yaşamı vermiş olan bize dua etmeği de öğretti ve bunda, başka şeyleri verdiğinde ve temin ettiğinde gösterdiği iyilikseverliği gösterdi, öyle ki bizler Oğul’un öğrettiği yakarış ve dua ile Babaya seslendiğimizde, kendimizi daha kolayca dinletebilelim.

 

Gerçek tapınanların Baba’ya ruhta ve gerçekte, tapınacakları saatin geleceğini önceden söylemişti ve sözünü yerine getirdi ki bizler, kutsamasından ruhu ve gerçeği almakla bağışının lütfu ile gerçekten ve tinsellikle tapınalım.

 

Kutsal Ruh’u da bize gönderen Mesih’in verdiği duadan daha tinsel olabilecek dua var mı? Baba’ya sunulan hangi dua Oğlun, ki ger­çektir, ağzından çıkan duadan daha gerçek olabilir? Bize öğrettiğinden değişik şekilde dua etmek salt cehalet değil suç da olur. Çünkü kendisinin doğruladığı gibi: "Tanrı’nın buyruğunu kenara itip kendi geleneğinizi sürdürün" (Mk. 7,9).

 

O zaman, kardeşlerim, Öğretmenimiz Tanrı’nın bize öğrettiği gibi dua edelim. Tanrı’ya Mesih’in sözleri ile dua etmek, Mesih’in duasını kulaklarına kadar yükseltmek dostça, teklifsizce bir dua şeklidir.

 

Biz dua ederken Baba Oğlu’nun sözlerini tanısın; yüreğimizin içinde konak]ayan 0, sesimizde de bulunsun. Mademki Baba’nın huzurunda avukatımızdır, günahkarlar gibi günahlarımız için yalvardığımızda avukatımızın sözlerini kullanalım. O’nun adına Baba’dan istediğimiz her şeyin bize verileceğini söylediyse, Mesih adına istediğimizi kendi duası ile istersek daha etkili bir şekilde elde edebileceğiz.

 

 

 

(Kiprianus. Göklerdeki Pederimiz Üstüne, 4-6)

 

Olağan II. Pazar

 

Dua öyle bir şekilde okunsun ki, sessizliği ve korkuyu alçakgönüllülüğü ve ihtiyatlılığı içerebilsin.

 

Dua edenler için sözler ve dua öyle bir şekilde okunsun ki, sessizliği ve korkuyu içerebilsinler. Tanrı’nın huzurunda olduğumuzu düşünelim. Tanrısal gözlere gerek bedenin durumu gerekse ses tonlaması ile hoş görünmeli. Çünkü nasıl ki sokak çocuklarının özelliği şamata çıkartmak ise, kibar olanın özelliği de, aksine, ölçülük ve derin düşünme içinde dua etmektir. Kaldı ki Rab bize konutlarda bile kenarda veya uzak kalmış yerlerde dua etmemizi emretti ve öğretti. Çünkü inancın özelliği Tanrı’nın her yerde olduğunu, herkesi görüp duyduğunu ve yüceliğinin dolgunluğu ile en saklı ve gizli yerlere bile girdiğini bilmektir. Yazıldığı gibi: Ben uzakta değil, yakında olan Tanrı’yım. İnsan saklı yerlerde gizlenirse ben onu bu yüzden görmez miyim? Yoksa ben gökyüzünü ve yeryüzünü doldurmuyor muyum? (bk. Mersiyeler 23, 23-24). Yine, her yerde Rabbin gözleri iyileri ve kötüleri izliyorlar (bk. Meseller 15, 3).

 

Kardeşlerle bir araya gelip Tanrı’nın hizmetkarı ile birlikte kutsal gizleri kutladığımızda saygı ve terbiyeyi anımsayıp dualarımızı her yere dalgalandırmamalıyız. Tanrı’ya alçakgönüllülük ve inanç bağlılığı içinde sunulacak bir ricayı gürültülü bir ağız kalabalığı ile dile getirmemeliyiz. Tanrı sesi değil, yüreği dinler. Tanrı’nın dikkatini çekmek için bağırmak gerekmez. Çünkü 0 düşüncelerimi görür. "Yüreğinizde neden kötü düşüncelere yer veriyorsunuz?" (Mt. 9, 4) dediğinde bunu çok iyi kanıtlıyor. Bir başka yerde şöyle diyor: "O zaman bütün topluluklar, gönülleri ve yürekleri denetleyenin ben olduğumu bilecekler" (Esin. 2,23).

 

Bu yüzdendir ki Kralların I. Kitabında, Kilise’nin imgesini içeren Anna Tanrı’dan istediği şeyleri koruyup saklıyor ve bunları yüksek sesle değil de fısıldayarak ve ihtiyatla istiyor, yüreğinin gizi içinde. Gizli bir dua ve açık bir inançla konuşuyordu. Sesi ile değil de yüreği ile konuşuyordu. Çünkü Tanrı’nın bu şekilde dinlediğini biliyordu. İstediklerini etkili bir şekilde elde etti. Çünkü güvenerek istedi. Kutsal Kitap bunu açıkça beyan ediyor: Yüreğinde dua ediyordu ve salt dudaklarını kımıldatıyordu oysa sesi duyulmuyordu ve Rab onu duydu (bk. 1. Sam. 1,13). Aynı şekilde mezmur lar da şunu okuyoruz: Yatağınızda iyi düşünün, kalbinizi dinleyin (bk Mez. 4, 5). Yeremya’ nın aracılığı ile Kutsal Ruh önerip öğretiyor "Sen, ey Rab, vicdanda tapınmalısın" (Baruk 6,6).

 

Bu yüzden, çok sevgili kardeşlerim, dua eden, vergi memurunun tapınakta Ferisi ile birlikte nasıl dua ettiğini görmezliğe gelmesin. Gözlerini, utanmaksızın gökyüzüne çevirmiyordu; kollarını ölçüsüzce havaya kaldırmıyordu. Fakat göğsünü yumruklayarak ve içinde gizlenen günahları mahkum ederek, tanrısal merhametin yardımını diliyordu. Ferisi kendi ile övünürken suçsuzluğa hak kazanan vergi memuru oldu. Çünkü hiç kimse suçsuz olmadığından, kurtuluş umudunu suçsuzluğunun güvenine bağlamamıştı. Günahlarını alçakgönüllülükle itiraf ettikten sonra dua ediyordu. Böylece alçakgönüllü olanları affeden O, duasına kulak verdi.

 

 

 

(Kiprianus, Göklerdeki Pederimiz Üstüne, 8-9)

 

Olağan II. Pazartesi

 

Duamız herkese açık ve evrenseldir, tinsel güçle doludur ve göksel öğretinin gerçek özetidir.

 

Her şeyden önce barışın Doktoru ve birliğin Öğretmeni duanın yalnızca kişisel ve özel, yani bencil ve birinin kendi için dua etmesi gibi olmasını istemedi. "Gökte olan Baba" veya "Bugün ekmeğimi bana ver" demiyoruz, hiç kimse salt kendi borcunun affedilmesini ya da salt kendi için günaha sürüklememesi ya da kötülükten kurtulabilmesi için dua etmiyor. Bizim için dua herkese açık ve evrenseldir ve dua ettiğimizde bir tek kişi için değil de tüm halk için yalvarıyoruz. Çünkü halkın tümü tek bir şeyi oluşturuyor. Birliği öğreten barışın Tanrı’sı ve uyuşmanın Öğretmeni herkesin herkes için dua etmesini istedi, herkesi tek bir bireyin kişiliğinde getirdiği gibi.

 

Alevlerin ateşine kapatılan üç çocuk duanın bu kuralını uyguladılar, hep birlikte duada birleştiler ve tinsel uyumda oybirliğinde bulundular. Kutsal Kitap bunu beyan ediyor. Bir arada dua ettiklerini söylemekle bize izlenilecek bir örnek veriyor ki biz de aynısını yapalım. O zaman, diyor, üçü birden tek bir sesle bir ilahi okuyup Tanrı’yı kutsuyorlardı (bk. Daniel 3, 51). Tek bir ses gibi konuşuyorlardı ve Mesih onlara dua etmeyi daha öğretmemişti. Bu şekilde dua ettikleri içindir ki sözleri etkin oldu, dilekleri yerine getirildi: barıştan esinlenen, basit ve içten gelen dua Tanrı’nın lütfunu kazanır. Rabbin göğe çıkmasından sonra Havarilerin, öğrencileri ile birlikte dua ettiklerini yazılmış olduğunu görüyoruz. "Bunların hepsi, İsa’nın annesi Meryem, diğer kadınlar ve İsa’nın kardeşleriyle tam bir birlik içinde sürekli dua ediyorlardı" (H. İ. 1, 14). Dua’da süreklilik ve birlik halindeydiler, gerek duadaki süreklilik gerekse birlikle, evinde oybirliğiyle oturan Tanrı’nın tanrısal ve sonsuz konutta (bk. Mezm. 67, 7) salt gönül birliği ile dua edenleri kabul ettiğini belirtiyorlardı. Çok sevgili kardeşlerim, Rabbin duasındaki açıklamalar öylesine çok ve değişik ki! Bunlar kısa, oysa tinsel güçle yüklü, bir yardım çağrısında bir araya getirilmiştir. Bu övgü ve talep duamızın içermediği şey yoktur. Bu yüzdendir ki gerçek bir tanrısal öğreti özetini oluşturuyor. Yeni insan, lütfu aracılığı ile kendi Tanrısı tarafından yeniden doğmuş ve yapılanmış, ilkin "Baba" diyor çünkü oğlu olmağa zaten başlamıştır. "Kendi yurduna geldi" diye yazılmıştır" ama kendi halkı O’nu kabul etmedi. Ancak, kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi" (Yu. 1, 11-12).

 

O halde kim adına inanmış ise ve Tanrı’nın Oğlu olmuş ise bundan başlamalıdır. Gökyüzünde Tanrı’nın Babası olduğunu gösterip şükretmeli ve Tanrı’nın Oğlu olduğunu açıkça söylemelidir.

 

 

 

(Kiprianus, Göklerdeki Pederimiz Üstüne, 1 ı-12)

 

Olağan II. Salı

 

Adın kutsansın diyerek dua etmek, Tanrı‘yı tanımayı istemek demektir. Oysa ki Tanrı’nın en ince bilgisi yaşam vericidir, değiştiricidir. Tanrı’nın kutsallığını algılamak bu kutsallığı yaşamak demektir.

 

Ne denli yücedir Rabbin lütfu, ne denli yüksektir bize kadar alçalması ve ne denli harikadır bize karşı iyiliği! Duamızı onun önünde kutlamamızı ve Baba adı ile onu çağırmamızı ve nasıl ki Mesih Tanrı’nın Oğlu’dur, bizim de kendimize Tanrı’nın oğulları dememizi istedi. Kendi bu şekilde dua etmemize izin vermeseydi, hiç birimiz bu adı duada söylemeye cesaret etmezdi. Bu yüzdendir ki, sevgili kardeşlerim, şunu anımsamalı ve bilmeliyiz ki, biz Tanrı Baba’dan hoşnut kaldığımız gibi 0 da bizden hoşnut olsun.

 

Tanrı’nın bizde konakladığı görülsün diye Tanrı’nın tapınağı gibi davranalım. Hareketlerimiz ruhla ters düşmesin, çünkü tinsel ve göksel yaratıklar olmaya başladığımızdan tinsel ve göksel şeylerden başka şey düşünmemeliyiz ve yapmamalıyız madem ki Rabbin kendisi de: "Bana hürmet edenlere hürmet edeceğim ve beni hor görenler küçük düşeceklerdir" (I. Sam. 2,30) diyor.

 

Ermiş Havan de bir mektubunda şöyle yazıyor "Siz kendinize ait değilsiniz. Bir bedel karşılığı satın alındınız, bunun için Tanrı’yı bedeninizde yüceltin" (1. Kor. 6,20).

 

Bundan sonra: "Adın kutsansın" diyoruz, Tanrı’ya dualarımızla kutsamış olmasını dilediğimiz için değil de Rab’den adının bizde kutsamasını istediğimiz içindir. Kaldı ki kendi kutsadığına göre Tanrın kim tarafından kutsanabilir ki? "Siz de kutsal olacaksınız, çünkü ben kutsalım" (Levililer 11,45) diyor. Bunun içindir ki, vaftiz ile kutsamışken, olmaya başladığımız şeyde sebat edebilmemiz için istekte bulunup yalvarıyoruz. Bunu her gün istiyoruz. Çünkü günlük bir kutsamaya gereksinim duyuyoruz. Her gün günah işlediğimize göre, sürekli bir kutsama ile suçlarımızdan arınmalıyız.

 

Tanrı’nın merhameti ile bizde yer alan kutsamanın hangisi olduğunu Havan ilan ediyor: "Ne cinsel ahlaksızlık yapanlar, ne puta tapanlar, ne zina edenler, ne cinsel sapıklar, ne eşcinseller, ne hırsızlar, ne açgözlüler, ne ayyaşlar, ne sövücüler, ne de soyguncular Tanrı’nın egemenliğini miras alacaklardır. Bazılarınız böyleydiniz, ama yıkandınız, kutsal kılındınız, Rab Isa Mesih’in adıyla ve Tanrı’mızın Ruh’unun aracılığıyla aklandınız (I. Kor. 6, 9-11) diyerek; Rab Isa Mesih’in adıyla ve Tanrımızın Ruh’uyla kutsanmış diyor bize. Bu kutsamanın bizde kalması için dua ediyoruz. Mademki Rabbimiz ve yargıcımız tarafından iyileştirilmiş ya da diriltilmiş olana artık günah işlememesini emrettiğine göre, başına daha kötü bir şeyler gelmemesi için, lütfundan gelen o kutsallığı ve yaşamı korumasını ondan gece gündüz isteyelim.

 

 

 

(Kiprianus,Göklerdeki Pederimiz Üstüne, 13-15)

 

Olağan 11. Çarşamba

 

Saltanatın gelsin! İçimizde ve etrafımızda. Hemen ve son günde. Saltanat Ruh’tur ve Ruh’a yönelmiş, tüm evrenin sözcüsü ha(ine gelen, Hristiyanın yaşamını canlandırır.

 

"Saltanatın gelsin." Adının kutsamasını istediğimiz gibi, Tanrı saltanatının bize gelmesini istiyoruz. Oysa Tanrı’nın saltanat sürmediği bir zaman olabilir mi? Ya da daima olan ve varoluşunu hiç durdurmayan O’nun nezrinde ne zaman başlayabilir ki? Bizim istediğimiz bu değildir, istediğimiz Tanrı’nın bize sözünü verdiği, daha önce dünyanın köleleri iken Mesih’in hükümdarlığı altında saltanat sürebilmemiz için, Mesih’in kanı ve azabı ile elde edilen saltanatımızın gelmesidir.

 

Gerçekten, sevgili kardeşlerim, her gün gelişini istediğimiz, oluşunu bizler için görmeği arzuladığımız Tanrı’nın saltanatı Mesih’in kendisi olabilir. Çünkü, O’nda dirildiğimize göre, diriliş O’dur. Bu yüzdendir ki, O’na saltanat sürdüğümüz için, Tanrı’nın saltanatı olarak algılanabilir. Demek ki, haklı olarak Tanrı’ nın saltanatını, yani göksel saltanatı istiyoruz, çünkü bir de dünyasal saltanat vardır. Oysa artık kötülükler dünyasından vazgeçmiş olan şanlarından da, saltanatından da üstündür.

 

Dua’ya devam ettiğimizde: "Gökte ve dünyada isteğin olsun" diyoruz, Tanrı’nın dilediğini yapması için değil de Tanrı’nın dilediklerini bizce yapılması için. Doğrusu, Tanrı’yı istediğini yapmaktan kim engelleyebilir ki? Tanrı’nın istediğini yapmayanlar bizleriz. Çünkü yüreğimizi ve hareketlerimizi tanrısal isteğe yönlendirmemizi engellemek için, şeytan ortaya çıkıyor. Bunun için dua edelim ve Tanrı isteğinin bizde gerçekleşmesini dileyelim. Bunun bizde gerçekleşebilmesi için Tanrı’nın iradesini gereksinmekteyiz, yani gücünden ve korumasından; çünkü hiç kimse kendi gücü ile güçlü olmaz; Tanrı’nın iyilikseverliği ve merhameti sayesinde olur. Sonunda Rab bile, insana özgü güçsüzlüğün kendisinde de varolduğunu göstererek "Baba, mümkünse bu kase benden uzaklaştırılsın" (Mt. 26, 39) dedi. Kendi istekleri değil de Tanrı’nın isteğini yerine getirmeleri için öğrencilerine örnek olarak "Yine de benim değil, senin istediğin olsun" diye ekledi.

 

Demek ki Tanrı’nın isteği Mesih’in uyguladığı ve öğrettiğidir.

 

Konuşmada alçakgönüllülüktür, inançta sağlamlılık, sözlerde ölçü, eylemlerde adalet, uğraşılarda merhamet, örflerde ciddiyettir. Tanrı’nın isteği haksızlık yapmamak ve yapılan haksızlığa boyun eğmektir, kardeşlerle barış halinde olmaktır, Tanrı’yı tüm yürekle sevmektir, baba olduğu için sevmek, Tanrı olduğu için O’ndan korkmaktır, Mesih’ten önce hiç bir şeyi koymamaktır. Çünkü O da bizden başka bir şeyi yeğlememiştir. Tanrı’nın isteği sevgisine ayrılmaksızın bağlı kalmaktır, cesaret ve güçle çarmıhının yanında durmaktır, adı ve onuru tanışma konusu olduğunda sağlam bir tanıklıkta bulunmaktır, O’nun için mücadele ettiğimizde doğru amaçta sağlam görünmektedir, bizi ödüllendirmek için geldiğinde ölümü sevinçli bir ruhla kabullenmektir.

 

Mesih’in ortak mirasçıları olmak, Tanrı’nın emrini yerine getirmek, Baba’nın isteğine uymak bu demektir.

 

 

 

(Kiprianus, Göklerdeki Pederimiz Üstüne, 18-22)

 

Olağan II. Perşembe

 

Günahkar olduğumuzu ve affedilmeyi gereksindiğimizi bilinçli olarak bilmemiz gerekli, temkinli ve sağlıklıdır.

 

Rabbin duasını okurken "Günlük ekmeğimizi bugün de bize ver’ diye istekte bulunuyoruz. Bunun anlamı gerek tinsel, gerekse maddi olabilir. Çünkü, tanrısal planda, biri de diğeri de kurtuluş için gereklidir. Nitekim yaşam ekmeği Mesih’tir ve bu ekmek herkesin değildir; oysa kesinlikle bizimdir. Nasıl ki, anlayanların ve inananların Babası olduğundan, "Babamız" diyorsak, aynı şekilde Mesih bizler gibi bedenini alanların ekmeği olduğundan, "ekmeğimiz" diye yardım diliyoruz.

 

Demek ki bu ekmeğin bize her gün verilmesini istiyoruz. Biz Mesih’te yaşıyoruz ve bir kurtuluş gıdası olarak her gün Kutsal Ekmeğini alıyoruz. Ağır günahlardan dolayı göksel ekmeğin bize verilmemesi gibi bir durum hiç olmasın, çünkü Kutsal Ekmek’ten yoksun kaldığımızda Mesih’in bedeninden de ayrı kalmış oluruz. Çünkü kendi de bu beyanda bulundu: Ben yaşam ekmeğiyim, gökten indim. Biri ekmeğimden yiyecek olursa sonsuza dek yaşayacaktır. Size vereceğim ekmek bedenimdir dünyanın yaşamı için (bk. Yu. 6, 51).

 

Ekmeğinden yiyecek olanın sonsuza dek yaşayacağını söylüyor. Bellidir ki, bedenini tadanlar ve birlik hakkı ile Kutsal Ekmeği alanlar yaşarlar. Bundan çıkan sonuç, Kutsal Ekmekten uzak kalanın Mesih’in bedeninden ayrıldığı ve kurtuluştan da uzak kaldığıdır. Endişe duyulacak bir durumdur bu. Bunun önemini kendisi bildiriyor: İnsanoğlu’nun bedenini yiyip kanını içmedikçe, sizde yaşam olmayacaktır (bk. Yu. 6,33). Bu yüzdendir ki ekmeğimizin, yani Mesih’in bize her gün verilmesi için dua ediyoruz; öyle ki, Mesih’te kalan ve yaşayan bizler tanrısal yaşamdan ayrılmayalım.

 

Bundan sonra, "Borçlarımızı affet ki, biz de borçlarımızı affedelim" diyerek, günahlarımız için dua ediyoruz. Gıda yardımını istedikten sonra günahlarımızın affını da istiyoruz.

 

Günahkar olduğumuzu bilmek ve günahlarımız için dua etmeye itilmek gerçekten gerekli, temkinli ve sağlıklıdır! Böylece, Tanrı’dan af dilediğimizde, ruh kendi bilincini yüze çıkartıyor. Biri kendini günahsız sanıp, yükseklere çıktığında, daha fazla bir zararla aşağılara yuvarlanmaması için her gün günah işlediği kendisine öğretilir, eğitilir ve bu yüzden her gün günahları için dua etmesi emredilir.

 

Yuhanna da mektubunda bu öneride bulunuyor ve diyor ki: Günahsız olduğumuzu söylersek kendimizi aldatmış oluruz, içimizde gerçek olmaz. Şayet aksine günahlarımızı itiraf edersek, sadık ve doğru olan Rab günahlarımızı affeder (bk. I. Yu. 1.8). Mektubunda her iki şeyi birbirine bağlamıştır: günahlarımız için dua etmeliyiz ve dua ettiğimizde af oluruz. Bununla Rabbin sadık olduğunu belirmiştir. Çünkü günahlarımızı affetme konusunda verdiği sözü yerine getirmektedir. Borçlar ve suçlar için bize dua etmeği öğreten bir baba gibi merhamet ve af sözünü de vermiştir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...