Jump to content
Sign in to follow this  
Guest Suzie

Antik Hıristiyanlığın En Ciddi Buhranlarından Biri

Recommended Posts

Guest Suzie

Antik Hıristiyanlığın En Ciddi Buhranlarından Biri

Meryem Ana Kilisesinden dır..

 

Bilinircilik (Gnostizm - Yunanca’da bilme, bilgi anlamına gelen yvoσıς sözcüğünden) 2. ve 3. yüzyıllarda tüm Akdeniz havzasında geniş ölçüde yayılan tinsel bir hareket oldu. Bu dinsel ideolojinin başlangıçları belki de Yahudiliğin bazı kenar ortamlarında aranmalıdır. Ancak özellikle yeni doğan Hıristiyanlığın dahilinde derin etkiler yapmıştır.

 

Bilinirciliğin kesin çehresini tanımlamak kolay bir uğraşı değildir. Bugün bu karmaşık ve aldatıcı olayla ilgili bilgilerimiz İkinci Dünya savaşından sonra Nag-Hammadi’ de (Mısır) bir rastlantı sonucu bulunan Kıpti dilinde özgün bilinirci metinleri içeren bir kitaplığın keşfedilmesi ile önemli şekilde zenginleşti. Bu buluş daha önceki bilimsel görüşleri tamamladığı gibi zaman zaman da temelden değiştirdi.

 

Yıldan yıla devam eden ve gelişen araştırmaların bugünkü durumu hakkında aşağıdaki bilgileri verebiliriz: Bilinirciler tarafından, dinselliklerinin son amacı olarak öğretilen bilme, açınlamaya dayalıdır. Öz olarak konusu tinsel dünyadır, tarih öncesi bir çağda işlenen gizli bir suçtan dolayı bu dünyaya ve bedenin kötü maddesine düşmüş olan tanrısal ruhun öyküsüdür. Bu bağlamda bilinircilik, Kurtarıcı’ nın Ruh’a bedensel bağlantılardan ve maddi dünyadan özgür olarak ilk dürüstlük durumuna dönebilmesi için bahşettiği çare ve şekillerin açınlanmasıdır. Hıristiyan bilinirciliğin dahilinde varolan değişik alamlar insanın kavramı ve kurtuluşu (dinsel insanbilimi), Kurtarıcı’ nın misyonu ve kurtuluş uğraşısı (Mesih bilimi) ve Kilisenin yapısı ve işlevi (Kilise bilimi) ile ilgili bazı öğretisel temelleri paylaşıyorlar.

 

Bazı Bilinirci Öğretiler

 

Bilinircilere göre üç insan kategorisi varolmaktadır: ilki tinsel (pnömatik, Yunanca Πνευμα sözcüğünden) insanların kategorisidir. Bunlar tanrısal ruh’a ve sıradan Hıristiyanların inancından üstün olan bilgiye ya da gizlerin bilgisine sahip olduklarından, kurtuluşa önceden hazırlanmış olurlar; buna karşın ikinci kategori lanetlenecek olan maddi (Hilikler veya Koikler, Yunanca’dan Huλε ve Chous toprak, madde) insanlarınkidir; nihayet, ara bir kategoride, ussal (rasyonel) bir ruha sahip olduklarından (Psikikler) özgür elin deliğin (özgür seçimin) bağımsız kullanımı sayesinde iyi’yi ve kötü’yü seçme olanağı olan insanlar bulunur.

 

Kurtarıcı ise, kanını çarmıhta akıtmak suretiyle, tüm günahkar insanlığı kurtarmak ve bedenlerin yeniden dirilme durumunu yaratmak için dünyaya gelmekten de öte seçilmiş olanların> maddenin içinde uyuyakalmış vicdanlarını uyandıran kurtarıcı bilgiyi açıklamak için geliyor. Bu amaç için gerçek bir beden alması tümden gerekli değildir:

 

Bundan dolayıdır ki enkarnasyon yalnızca bir görünüş (docetizm) olacaktır.

 

Bu şekilde başlatılan açınlamanın gerçeği, Apostolik geleneğin gücünü koruyan episkoposlar tarafından yönetilen Kilise hiyerarşisinin genel yetkililiği ile değil de, önceden seçilen grupların dahilinde, dışrak (ezoterik) yani özel iletişim sayesinde garanti edilmektedir.

 

Bilinircilikle Ortodoksi arasında tercihli bir çatışma alanı teşkil eden bu konulara, Yahudi halkının Kutsal Kitabı olan Eski Ahit’in kuramına ait bir başka konu da eklenmektedir.

 

Bazı bilinircilere göre, özellikle bu konuda diğer bilinirci öğretmenlerden örneğin Mısırlı Basilides ve Valentinus - daha köktenci (radikal) ve uçta bir konumda olan Sinop’ lu (Anadolu) Marcion’ a göre, Eski Ahit’in Hıristiyanlar tarafından tümü ile inkar edilmesi gerekiyordu. Çünkü onda ilan edilen, tanrısal inayet ve merhametin iyi haberlerini veren İsa Mesih’in Babası olan Tanrı değil de, Marcion’ un bu kötü ve bozulmuş dünyanın yaratıcısı Demiurgus’ a (Yunanca’dan yapan, yaratan) yakınlaştırdığı Yahudi halkının ikinci dereceli adil, intikamcı bir Tanrı‘dır.

 

Tüm bu malzeme acımasız bir çatışmaya yol açabilecek yeterlilikte idi. İnancın savunucusu ve şehidi Justinus de Sardi’ li Meliton kısa süre içinde tehlikeyi fark edip bilinircilere, özellikle mezhebi ile gerçek bir alternatif kilisenin, teşkilatçı ve misyoner gücünü sergileyen Marcion’ a saldırmakta gecikmediler. Nedir ki o çağın başkaca çalışmaları gibi> yapıtları yok oldu. Latince çevirisinde bize kadar ulaşan ilk büyük bilinircilik karşıtı yapıt Galya’ nın Lion kentinin episkoposu İreneus’ a (yaklaşık olarak 140-200 yılları arası) ait olandır.

 

İRENEUS

 

(100-165)

 

İreneus, Küçük Asya (bugünkü Türkiye) doğumludur. Gençliğini, aziz Polykarpos ‘un ve diğer "Havariler dönemi tanıklar "nın yanında geçirmiştir. İreneus, Hıristiyan olarak doğmuş ve aziz Pavlus’ un ve aziz Yuhanna’ nın eğitimlerinin etkisinde büyümüştür. Asya kökenli oluşunun etkisiyle İreneus, "gnosis’ e" ve Yahudi-Hıristiyan düşüncesine duyarlı bir kimsedir. İreneus niçin ve ne zaman Lyon’a gelmiştir? Kimse bunu bilmiyor. Bilinen husus, 177 yılında İreneus’ un Lyon’da bulunduğudur. Bu tarihte, halk arasında meydana gelen hasmane bir hareket, aralarında episkopos Pothinus’ un da bulunduğu 50 Hıristiyan’ın ölümüne sebep olur. Pothinus’ un yerine İreneus episkopos olur ve 200 yılına doğru şehit edilinceye kadar, episkopos olarak kalır.

 

İreneus, pastoral endişelerle birçok eser kaleme almıştır. Bunların en tanınmış olanı, "Heresilere Karşı" isimli eseridir. Aslında bu eser "Sözde doktrin Gnosis ile ilgili açıklama ve onun çürütülmesi" adını taşımaktaydı.

 

Grekçe de, "gnosis" sözcüğü bilgi anlamına gelmektedir. Birinden diğerine açıklanmış, onun tarafından bu şekilde kazanılmış ve nakledilmiş kusursuz bir bilgi hayal edilmektedir. Bu "kusursuz bilgi’ rüya, dünyanın tam bir açıklamasını içermektedir. Gnosis, her zaman için geçerlidir. Dünyada kötülük sorunu karşısında, maddeden sıyrılarak bütün yerin ruha, kendini tanımaya verilmesine çalışılmaktadır. Bu durumda, İncarnation ve Paskalya ölümü ve dirilişi gizi artık gerçek anlamını tümüyle yitirmektedir. Bu akımın Filistin ve Küçük Asya’dan çıkarak Mısır’da İskenderiye ve Galyalılar’ ın başkenti Lyon’a kadar ulaştığı sanılmaktadır. Bu durumda, Lyon episkoposu olan İreneus’ un, kendi diyosezi içinde bu derece kök salmış bir sapkınlıkla mücadele etmesi açıklanır bir hal almaktadır.

 

İreneus herezi’ye karşı: Kurtuluşun Tarihine ilişkin bir teoloji ile, Kilise geleneğine ilişkin bir teoloji ile, bir birlik (vahdet) teolojisi ile, mücadele edecektir. İreneus’ a göre, Kilise’nin İmanı, hiçbir suretle, belli bir seçkin zümreye özgü bir gnosis değildir. Kilisenin İmanı bütün imanlıların, herkesten önce basit kimselerin ve küçüklerin malıdır. İreneus ayni zamanda Yaradılışın güzelliğinin de bir ozanıdır: evren olsun, madde olsun, insanın bedeni olsun, her şey iyidir! Çünkü Allah insanı sevgisi nedeniyle yaratmıştır ve onu sevgisi nedeniyle kurtarmaktadır. Aziz İreneus’ un teolojisini basit bir cümle ile özetlemek gelenek olmuştur: "Allah’ın görkemi yaşayan insandır; insanın yaşamı da Allah’ın görüntüsüdür." Böylece insanın mükemmelliği onun kökeni değil, tarihinin sonudur.

 

 

 

(İreneus, Sapkınlıklara Karşı, 1, 10, 1-3)

 

25 Nisan, Aziz Markos Bayramı

 

 

 

Kilise’nin imanı, insanın her şeyin efendisi, göklerin ve dünyanın yaratıcısı olarak Tanrı ‘ya inanma­sındadır. O, Adem’i kendi benzerliğine uygun yaptı, Musa’ya yasayı verdi, ruhunu Peygamberlere iletti ve sonra dünyaya Mesih’ini gönderdi. Bundan başka insanın ölülerin dirilişine ve vaftizin kutsal gizine inanmasındadır.

 

Yeryüzünün son hudutlarına kadar tüm dünyada yayılan Kilise, Havarilerden ve şakirtlerinden tek Tanrı’ya, en güçlü Peder’e, gökyüzünü, yeryüzünü, denizleri ve onlarda bulunan her şeyi yapana inancını aldı (bak. H. İş. 4,24). Kilise, kurtuluşumuz için insan olmuş Tanrı’nın Oğlu, tek İsa Mesih’teki inancı kabul etti. Peygamberlerin aracılığı ile tanrısal kurtuluş tasarısına, yani Rabbimiz Mesih’in gelişi, Bakire’den doğuşu, azabı ve ölülerin arasından dirilişi, gökyüzüne bedenen çıkışını ve Peder’in şanı ile birlikte son gelişini açıklayan Kutsal Ruh’a inandı. O zaman gelecektir. "Tüm varlıkları Mesih’te birleştirecektir" (Ef. 1,10) ve her insanı diriltecektir; öyle ki Rabbimiz, Tanrı ve Kurtarıcı ve görünmeyen Peder’in rızası Kralımız İsa Mesih’in önünde:

 

"Göktekiler, yerdekiler ve yer altındakilerin hepsi diz çöksün ve her dil açıkça söylesin" (Fil. 2, 10) ve tartışılmaz yargısını herkes için beyan etsin.

 

Bu bildiriyi ve bu inancı dediğim şekilde aldıktan sonra, Kilise onları büyük bir dikkatle koruyor, tek bir parça halinde sanki tek bir evde yaşıyormuş, oysa ki her yerde dağılmıştır. Tek bir ruha ve tek bir yüreğe sahipmiş gibi tümüyle katılır. Tek bir ağıza sahipmiş gibi beyan eder, öğretir ve uyum içinde ulaştırır.

 

Her ne kadar dünyada diller değişik ise de geleneklerin gücü tek ve benzerdir. Bu yüzdendir ki, Almanya’da kurulan Kiliseler İspanya’da veya Keltler’ in topraklarında veya Doğuda ya da Mısır’da veya Libya’da veya dünyanın merkezinde bulunan Kiliselerden değişik bir öğretiye inanmıyorlar, ulaştırmıyorlar. Nasıl ki, Tanrı’nın yarattığı güneş tek, evren de tektir, aynı şekilde gerçeğin öğretisi her yerde parlıyor ve bu gerçeğin öğretisine varmak istey­en insanları aydınlatıyor. Böylece Kiliseleri yönetenlerin arasında hiç kimse bundan ayrı bir öğreti bildirmiyor. Çünkü kimse öğretmeninden üstün değildir.

 

 

 

(İreneus, Sapkınlıklara Karşı, 3. 17, 1-3)

Pentekost Bayramı

 

Ey Rab, bizdeki Ruh’un ne kadar iyi ve tatlıdır.

 

Şakirtlerine insanları Tanrı’da doğurmak yetkisini tanıyan Rab onlara: "Gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin. Peder, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin" (Mt. 28,19) diyordu.

 

Rabbin, Peygamberleri aracılığı ile son dönemlerde, kehanet bağışına sahip olabilmeleri için, erkek ve kadın hizmetkarlarına dağıtmayı söz verdiği Ruh budur. Bunun içindir ki, insanoğlu olan Tanrı’nın Oğlu üzerine de indi. Onunla birlikte insan türünde kal­mayı, insanların arasında huzur etmeyi ve Tanrı’nın yaratıklarında konaklamayı öğrendi. Böylece Peder’in isteğini onlarda yerine ge­tirdi; eski insandan Mesih’in yeniliğine getirecek onları yeniledi.

 

Bu Ruh’un, Rabbin göğe çıkışından sonra, tüm milletleri Yeni Ahdin yaşamına ve açıklamasına katmak için, Pentekost gününde şakirtlerin üzerine geldiğini Luka anlatır. Böylece kusursuz bir uyum içinde Tanrı’ya övgü ilahisini okumak için hayran olunacak bir koro olacaklardı. Çünkü Kutsal Ruh mesafeleri yok edecek, uyumsuzlukları ortadan kaldıracak ve hakların rızasını Tanrı’ya su­nulacak bir ilk ürün olarak değiştirecekti.

 

Bunun içindir ki Rab, Tanrı tarafından kabullenmemiz için, Kutsal Ruhu kendi göndereceğine söz verdi. Çünkü nasıl ki un su olmadan tek bir hamur haline gelmiyorsa ve tek bir ekmek olmuyorsa, aynı şekilde, birlikten yoksun bir topluluk olan bizler, gökyüzünden inen "Su" olmasaydı, Mesih İsa’da tek bir Kilise’yi oluşturamazdık. Nasıl ki kurak toprak su almazsa ürün vermiyor, aynı şekilde, basit, çıplak ve kuru odunlar olan bizler, yukardan özgürce gönderilen "Yağmur" olmazken yaşam ürününü taşıya­mazdık.

 

Vaftizle arınarak, Kutsal Ruh’un eylemiyle bizi ölümden koruyan birlikle ruhumuzda ve bedenimizde birleştirdi.

 

Tanrı’nın Ruh’u, bilgelik ve akıl Ruh’u gibi, güç Ruh’u gibi, bilim ve merhamet Ruh’u, Tanrı korkusu Ruh’u gibi Rabbin üzerine indi (bk. İşaya 11,2).

 

Rab sonradan, Kutsal Ruh’u tüm dünyaya göndererek ve kendi dediği gibi, şeytanı düşen bir şimşek gibi koyarak (bk. Lk. 10, 18) bu Ruh’u Kiliseye verdi. Bu yüzdendir ki, tutuşup verimsiz olma­mamız ve yargıçla karşılaştığımız yerde, avukatı da bulabilmemiz için Tanrı’nın çiyi bize gereklidir.

 

Rab, hırsızlarla karşılaşan o adamı, yani bizi Kutsal Ruh’a teslim ediyor. Bize acıyor ve yaralarımızı sarıyor, kralın imgesini taşıyan iki parayı bize veriyor (bk. Lk. 10, 35). Böylece Kutsal Ruh’un sayesinde, Peder’in ve Oğlun imge ve yazısını ruhumuza bastırarak çoğaltıp Rabbe iade etmemiz için bize teslim edilen yetenekleri verimli kılar.

 

 

 

(İreneus, Sapkınlıklara Karşı, 3.19, 1-3)

Olağan 4. Salı

 

Mesih, ölüm uykusunda olanların bir ilk ürünü gibi, ölülerin arasından dirildi.

 

Tanrı’nın Sözü insan oldu ve Tanrı Oğlu insan oğlu oldu ki insan, Söz ile birleşerek ve evlatlığa alınarak, Tanrı’nın oğlu olabilsin.

 

Çünkü günahsızlık ve ölümsüzlük ile birleşmeden, bozulmazlığı ve ölümsüzlüğü başka hiçbir şekilde alamazdık. Bozulmazlık ve ölümsüzlük, ilkönce bizim olduğumuz gibi olmasaydı, günahlı olan günahsızlık ve ölümlü olan ölümsüzlük tarafından emilmiş olmasaydı ve oğul olarak evlatlığa alınmasaydık, bozulmazlık ve ölümsüzlük ile nasıl birleşebilirdik?

 

Tanrı’nın Oğlu ve Rabbimiz, Peder’in Sözü ve insanın Oğlu’dur. Çünkü insan türüne ait olup kendi de insan olan, Meryem tarafından insan olarak doğururdu. Bunun içindir ki, dünyanın derinliklerinde ve göklerin yüksekliklerinde, Rabbin kendisi bize bir işaret verdi. Bu, insanın talep etmediği bir işaretti. Çünkü insan bir bakirenin bir çocuğu doğurup bakire kalarak, anne olabile­ceğinin umudunu hiç bir zaman beslememişti. Kim hayal edebilirdi ki, o Oğul "bizle olan Tanrı" (bak. İşaya 7, 10-17) olup yeryüzünün derinliklerine inip, kendi yaratığı olan, yolunu kaybetmiş koyunu arayacaktı. Kim düşünebilirdi ki, yeniden bulunmuş olan insanı Peder’e sunmak ve salık vermek için, insanın dirilişinin ilk ürünü kendi olacaktı. Çünkü nasıl ki baş ölülerin arasından dirildiyse, itaatsizliğinin cezasını çektikten sonra bedenin geri kalan uzuvları da, yani yaşayacak olan her insan dirilecektir.

 

Beden, her uzvun işlevine ve yerine uygun olarak, onu besleyen ve hareket ettiren bağlantıların sayesinde bağlılık ve birlik kazanır.

 

Tanrı’nın evinde birçok konaklama yeri vardır (bak. Yuh. 14,2). Çünkü bedende birçok uzuv bulunmaktadır.

 

Demek ki Tanrı cömert davrandı ve insan geri çekilirken, Söz’ün aracılığı ile elde edilecek olan o zaferi öngördü. Çünkü nasıl ki güç güçsüzlüğü yendiyse, Söz, Tanrı’nın iyiliğini ve yüceliğini gösterdi.

 

 

 

(İreneus, Sapkınlıklara Karşı, 1.3, 20, 2-3)

 

Noel Hazırlık, 19 Aralık

 

Tanrı‘nın Oğlu idi ve insanı kendine benzemesi için çağırdı, ona Tanrı‘yı izlemeyi öğretti, Tanrı‘ yı görebilmesi için Peder’in gösterdiği yolda yürüttü.

 

Tanrı ve Tanrı’nın tüm uğraşıları insanın şanıdır ve insan Tanrı’nın tüm bilgeliği ve gücünün toplandığı merkezdir. Nasıl ki hekim kendi yeteneklerini hastalarında gösteriyorsa, aynı şekilde Tanrı kendini insanlarda belirtir. Bu yüzdendir ki Pavlus: "Tanrı, merhametini hepsine göstermek için hepsini söz dinlemezliğin tutsağı kıldı." (Rom. 11, 32) diye beyan eder. Tanrı’nın karşısında itaatsizlik eden ve ölümsüzlüğünü yitiren insandan söz ediyor. Ne var ki sonradan, Oğlu’nun sevapları ve aracılığı ile Tanrı’nın merhametine kavuştu. Böylece insan, evlat saygınlığını elde etti.

 

Şayet insan, hiç gururlanmadan, yaratılmış olanlardan ve Yaratandan, yani varolan her şeyin en güçlü yapıcısı Tanrı’dan gelen gerçek yüceliği alırsa ve saygılı bir baş eğmede kalır, sürekli olarak şükrederse, daha üstün yücelikler alacak ve bu yolda gitgide ilerleyecek; sonunda onu kurtarmak için yaşamını feda etmiş olana benzer olacaktır.

 

Tanrı’nın öz Oğlu, günahı yargılamak için "günahlı insan benzerliğinde" (Rom. 8, 3) indi ve onu yargıladıktan sonra tümden insanlardan uzak tuttu. İnsani kendi suretine çağırdı. Tanrı’nın izinde yürüttü, Tanrı’yı görebilmesi için Peder’in gösterdiği yola yöneltti ve Peder’i ona armağan etti.

 

Tanrı’nın Sözü konutunu insanların arasına yerleştirdi ve İnsanoğlu oldu ki, insanı Tanrı’yı anlamaya alıştırabilsin ve Tanrı’yı da, Peder’in isteğine uygun olarak insanda yerleşmeye alıştırabilsin. Bunun içindir ki Tanrı, kurtuluşumuzun "işareti" olarak Bakire’den doğup İmmanuel olanı verdi: çünkü Rabbin kendisi kendiliklerin­den hiçbir kurtuluş olanağına sahip olmayanları kurtarandı.

 

Bunun içindir ki Pavlus, insanın kökü güçsüzlüğünü belirterek:

 

"İçimde, yani doğal benliğimde iyi bir şey bulunmadığını biliyo­rum" (Rom. 7, 18) diyor. Çünkü kurtuluşumuzun iyiliği bizden değil, Tanrı’dan geliyor. Pavlus böyle haykırıyor: "Ne zavallı insanım! Ölüme götüren bu bedenden beni kim kurtaracak?" (Rom. 7,24). Son­ra da kurtarıcıyı sunuyor: "Rabbimiz İsa Mesih’in karşılıksız sevgi­si" (bk. Rom. 7,25).

 

İşaya da bunu öngörmüştü: "Zayıf elleri kuvvetlendirin ve sarsak dizleri pekiştirin. Yürekleri korkak olanlara deyin: Kuvvetlenin, korkmayın; işte Tanrınız! O karşılığını verecektir. 0 kendisi geli­yor ve sızı kurtaracak" (bk. İşaya 35,34).

 

Bu da gösterir ki, kurtuluş bizden değil, bize yardım eden Tan­rı’dan geliyor.

 

 

(İreneus, Sapkınlıklara Karşı, 6, 35.6.7)

 

Olağan 1. Çarşamba

 

Oğul Peder’in tüm uğraşılarını başından sonuna kadar sonuca ulaştırır.

 

Hiç kimse Peder’i, eğer Tanrı’nın Sözü onu tanıtmazsa, tanıyamaz ve Peder’in hoşgörüsü olmaksızın kimse Oğul’u tanıyamaz. Üstelik Oğul, Peder’in hoşgörüsünü sonuca ulaştırır. Çünkü Peder gönde­riyor, oysa ki Oğul gönderiliyor ve geliyor. Söz, Peder’i tanıyor her ne kadar bizler için görünmez ve tanınmaz ise de onun tarafından ifade edilir. Ayrıca yalnızca Peder, Sözü’nü bilir.

 

Tanrısal kişiler arasındaki bu karşılıklı ilişki bize Rab tarafından açıklanmıştır.

 

Oğul, kendini belirtmekle, bize Peder’in açıklamasını yapar. Çünkü Peder’in açıklanması Oğul’un belirlenmesi ile gelir: her şey Söz’ü aracılığı ile belli olur.

 

Peder, Oğul’u açıklamıştır. Çünkü aracılığı ile kendini belirtmek ve ona inananları kutsallıkta, günahsızlıkta ve sonsuz huzurda kabul etti. O’na inanmak demek istediğini yapmak demektir.

 

Söz, kendi doğasının aracılığı ile, yaratıcı Tanrı’yı, dünyanın aracılığı ile dünyayı yaratan Rabbi, yaratıkların aracılığı ile onları şekillendiren yapıcıyı, Oğul durumunun aracılığı ile de Oğul’u türeten Peder’i açıklar. Hiç kuşkusuz herkes bu gerçekleri aynı şekilde tanışıyor, fakat bunlara herkes aynı şekilde inanmıyor. Böylece Söz kendini vaaz ediyordu; Yasanın ve de Peygamberlerin aracılığı ile Peder’i halkın tümü aynı şekilde duydu, fakat herkes aynı şekilde inanmadı.

 

Her ne kadar herkes aynı şekilde inanmadıysa da, Peder görünen ve dokunabilen Söz’ün aracılığı ile belirtiliyordu; oysa herkes Peder’i Oğul’da gördü. Çünkü Peder, Oğul’un görünmez gerçeğidir. Oğul ise Peder’in görülen gerçeğidir.

 

Oğul, Peder’in hizmetine geçerek, her şeyi baştan sonuna kadar sonuna ulaştırır ve Onsuz hiç kimse Tanrı’yı bilemez. Oğul’u bilmek Peder’i bilmektir. Oğul’un bilinmesi bize Peder’in, Oğul’un aracılığı ile belirlenmesinden geliyor. Bunun içindir ki Rab şöyle diyordu: "Oğul’u, Peder’den başka kimse tanımaz. Oğul’dan ve Oğul’un Peder’i tanıtmayı dilediği kişilerden başkası da Peder’i tanımaz" (Mt. 11. 27); "Tanıtmayı dilediği", çünkü salt gelecek için söylenilmedi, sanki Söz Peder’i, Meryem’den doğduğundan beri tanıtmaya başlamıştı ve bu tüm zamanlar için geçerlidir. Çünkü başlangıçtan başlayarak kendi şekillendirdiği yaratığın yanında olan Oğul, Peder’i herkese tanıtır; ama Peder’in istediğine istediği zaman ve istediği şekilde.

 

İnancımız budur: herkes için, tek ve üçlü Allah’a inananlara yalnızca tek bir Peder Allah, tek bir Söz, tek bir Ruh ve tek bir kurtuluş vardır.

 

 

 

(İreneus, Sapkınlıklara Karşı. 4, 13, 4-14, 1)

Paskalya Hazırlık, Külden sonra Cumartesi

 

Ona hizmet verenlere nimetlerini yağdırabilmek için Tanrı, insanların hizmetini arıyor.

 

Tanrı’nın Sözü Rabbimiz, insanları ilkin Tanrı’ya hizmet etmeye yöneltti; sonra ise, kendi şakirtlerine dediği gibi, hizmetkardan dost katına çıkarttı: "Artık size kul demem. Çünkü kul efendisinin ne yaptığını bilmez. Size dost dedim. Çünkü Pederim’ den bütün işittiklerimi size bildirdim" (Yuh. 15, 15). Tanrı’nın dostluğu kendisine uygun şekilde yaklaşanlara ölümsüzlüğü verir.

 

Başlangıçta Tanrı, insana muhtaç olduğu için değil, nimetlerini yağdıracak birinin bulunması için Adem’e şekil verdi. Aslında Söz hep onda kalarak, salt Adem’den önce değil, her yaradılıştan önce Peder’i yüceltiyordu. Bunu kendi beyan etti: "Baba, dünya var olmadan önce ben senin yanındayken sahip olduğum yücelikle şimdi beni yanında yücelt" (Yuh. 17,5).

 

Onu izlememizi emretti, hizmetimize muhtaç olduğundan değil, bize kurtuluşu vermek için. Nasıl ki ışığı izlemek ışıkla çepeçevre olmaktır, Kurtarıcıyı izlemek kurtuluşa katılmaktır.

 

Işıkta olan, hiç kuşkusuz ışığı ışıklandıran ve parıldatan değildir; ışık onu aydınlatır ve parıldatır. O ışığa hiç bir şey vermez, fakat ışıktan görkemin ayrıcalığını ve diğer yararları alır.

 

Tanrı hizmeti de böyledir: Tanrı’ya bir şey vermez. Öte yandan, Tanrı insanların hizmetine muhtaç değildir; fakat ona hizmet edenlere ve onu izleyenlere yaşamı, bozulmazlığı ve sonsuz şanı verir. Nimetlerini ona hizmet edenlere, hizmet ettikleri için, ve onu izleyenlere, izledikleri için, bağış eder; fakat hiçbir yarar sağlamaz. İyi ve merhametli olan Tanrı, ona hizmet etmeyi sebatla sürdürenlere nimetlerini yağdırabilme olasılığına sahip olabilmek için insanların hizmetini arıyor. Tanrı’nın hiç bir ihtiyacı yoktur, oysa ki insan Tanrı’yı kavuşmayı gereksiniyor.

 

İnsanın şanı Tanrı’ya devamlı bir şekilde hizmet etmektir. Bunun içindir ki Rab şakirtlerine şöyle diyordu: "Siz beni seçmediniz, ben sizi seçtim" (Yuh. 15, 16) ve böylece gösteriyordu ki şakirtler onu izledikleri için yüceltmiyordu, Tanrı’nın Oğlu’nu izledikleri için O’nun tarafından yüceltilmiş oluyordu. Sonra: "Benimle birlikte olmalarını ve benim yüceliğimi bana verdiğin yüceliği görmelerini istiyorum" (Yuh. 17,24) diye ekledi.

 

 

(İreneus, Sapkınlıklara Karşı, 1.4)

 

Paskalya Hazırlık, 2. Çarşamba

 

Simgelerin aracılığı ile İsrail Tanrı’dan korkmayı ve ısrarla ona hizmet etmeyi öğreniyordu.

 

Başlangıçtan beri Tanrı insanı nimetleri ile doldurarak yarattı; kurtuluş sağlamak için Peygamberleri seçti; bilmeyenlere Tanrı’ya hizmeti öğretmek için bir halkı vaktinde hazırladı; içlerinde Ruh’u taşımaları ve Tanrı’dan zevk duymaları için insanları eğitme görevini peygamberlerle önceden verdi. Hiç kimseye muhtaç olmayan O, kendisine muhtaç olanlara dostluğunu bağışladı. Bir mimarın yapacağı gibi, O’na hoş görünenler için kurtuluşun yapısını çizdi. Mısır yolunu bilmeyenlere rehberlik etti. Çölde başıboş dolaşanlara uygun bir Yasa verdi. Söz verilmiş topraklara girenlere saygın bir miras bıraktı. Sonunda Peder’e dönenlerin yararına semiz danayı öldürdü ve en güzel giysiyi onlara verdi. Böylece çeşitli şekilde insanları gelecek olan kurtuluşun yüce ahengine hazırladı.

 

Aziz Yuhanna Esinleme’ de şöyle der: "Sesi, gürül gürül akan suların sesi gibiydi" (Es. 1, 15). Tanrı Ruh’unun suları gerçekten çoktur. Çünkü Peder sonsuz olanaklarla zengindir. Bu suların arasından geçen Söz ona baş eğenlere yardımını cömertçe sundu. Her yaratığa uygun ve yakışan bir Yasa emretti. Böylece halka kutsal sandığı kurmak, tapınağı inşa etmek, kahinleri seçmek ve de kurbanlar, adaklar, arınmalar ve inancın hizmetine yarayan her şey için yasalar verdi.

 

Doğrusunu söylememek gerekirse, tüm bunlara muhtaç değildi. Ezelden beri her tatlı kokuyu içerdiğinden Musa’nın gelişinden de önce her nimetle daima dolu idi. Oysa sürekli olarak putlara dönmeye itilen halkı eğitmek istiyordu. Bu halkı, birçok şekilde araya girmekle, desteklemekle Tanrı’nın hizmetini ısrarla sürdürmesi için hazırlamak istiyordu: az önemli şeylerle çok önemli derecedekilere, geçici olanlarla sonsuz olanlara, bedensel olanlarla tinsel olanlara, dünyasal olanlarla göksel olanlara yöneltmek istiyordu, Musa’ya denilen: "Bak ve sana verilen örneğe uygun şekilde yap" (Çıkış 25, 40) gibi. Gerçekten de o kırk günde Tanrı’nın sözlerine, özel biçimini, tinsel imgeleri ve gelecekteki olayların öngörmelerini anımsamayı öğrendi ve Pavlus’ un dediği gibi: "Ardlarından gelen ruhsal kayadan içtiler ve o kaya Mesih’ti" (1. Kor. 10, 4). Yasada emredilenlere değinerek ekler: "Bu olaylar, başkalarına ders olsun diye onların başına geldi ve çağların sonuna ulaşmış olan bizleri uyarmak için yazıya geçirildi" q. Kor. 10, lı). O halde şekillerin aracılığı ile İsrail Tanrı’dan korkmayı ve ısrarla ona hizmet etmeyi öğreniyordu. Bunun içindir ki Yasa aynı anda bir yaşam kuralı ve gelecekteki olayların bir kehaneti idi.

 

 

(İreneus, Sapkınlıklara Karşı, 1.4)

 

Paskalya Hazırlık, 2. Cuma

 

Bugün sana emretmekte olduğum bu sözler senin yüreğinde olacaklar; onları oğullarının zihnine iyice koyacaksın; evinde oturduğun, ve yolda yürüdüğün, ve yattığın ve kalktığın zaman bunlar hak­kında konuşacaksın.

 

Tesniye’ de Musa halka: "Tanrımız Rab Horeb’ de bir ahit kurdu. Rab bu ahdi atalarımızla değil, sizlerle kurdu" (Tesniye 5, 2-3).

 

Neden ahdi ataları ile yapmadı? Çünkü: "Yasa doğru olan insan için yapılmadı" «. Tim. 1, 9). On Emrin erdemini yüreklerinde ve ruhlarında yazmış olan ataları doğru idiler. Çünkü onları yaratan Tanrı’yı seviyorlardı ve kardeşlerine karşı herhangi bir haksızlık yapmaktan çekiniyorlardı. Bunun içindir ki, Yasanın adaletini kendilerine taşıdıklarından, onları düzeltici yasalarla ihtar etmek gerekmiyordu.

 

Fakat ne zaman ki bu adalet ve Tanrı’ya karşı beslenen bu sevgi unutuldu - hatta Mısır’da tümden söndü - insanlara büyük bir merhamet besleyen Tanrı sesini duyurarak belirtti. İnsanın yeniden Tanrı’nın öğrencisi ve izleyicisi olabilmesi için gücü ile halkı Mısırdan çıkarttı. Onları yaratmış Olanı hor görmemeleri için de itaatsizlik edenleri cezalandırdı.

 

Sonra da man ile halkın açlığını giderdi ki, Tesniye’ de Musa’nın: "İnsanın yalnız ekmekle yaşamadığını, fakat Rabbin ağzından çıkan her sözle insanın yaşadığını sana bildirsin diye, senin bilmediğin ve ataların bilmedikleri man’ı sana yedirdi" Tesniye 8, 3) dediği gibi tinsel bir gıda alabilsinler.

 

İnsanın haksızlıkta bulunmaması ve Tanrı’ya layık olabilmesi için Tanrı’ya karşı sevgiyi emretti ve başkalarına bir borç olan adaleti önerdi. Böylece On Emir’le insanı dostluğuna ve kardeşi ile iyi geçinmeye hazırlıyordu. Tüm bunlar insana yarıyordu; Tanrı’nın ise insandan isteyeceği hiç bir şey yoktu. Üstelik bunlar insanı zenginleştiriyordu. Çünkü ona kendisinde eksik olanları veriyorlardı, Tanrı’ya ise hiç bir şey getirmiyorlardı. Çünkü Tanrı insanın sevgisine muhtaç değildi.

 

Buna karşın insan Tanrı’nın yüceliğinden yoksundu ve onu bir tek şekilde Tanrı’ya borcumuz olan sevgi ile elde edebilirdi.

 

Bu nedenle Musa halka: "Hayatı seç, ta ki Tanrı’n Rabbi sevmek, onun sözünü dinlemek ve ona bağlanmak için zürriyetinle sen yaşayasın; çünkü senin hayatın ve uzun ömrün odur" (Tesniye 30, 19).

 

İnsanı bu yaşama hazırlamak amacı ile Rab on emrin sözlerini, herkes için hiç bir ayırım yapmadan kendi söyledi. Bu sözler hep bizle beraber kaldılar ve bedenle aramıza geldiğinde, değişmeyerek ve eksiksiz, genişleyip zenginleştiler.

 

Eski esaret durumu ile sınırlandırılan kurallar Rab tarafından Musa’nın aracılığı ile halka, eğitim ve terbiyelerine uygun şekilde, ayrı olarak emredilmiştir. Bunu Musa kendi söylüyor Rabbin bana emrettiği gibi size kanunlar ve hükümler öğrettim" (Tesniye 4,5). Bunun içindir ki onlara esaret döneminde ve örnek olarak verilmiş olan emirler, yeni özgürlük antlaşması ile iptal edilmiştir. Buna karşın, doğanın içerdiği ve özgür insanlara uygun olan hükümler herkes için aynıdır ve bunlar geniş ve cömert Peder Allah’ı bilmenin lütfu ile, evlat edinme ayrıcalığı ile ve Söz’ünü kusursuz sevme ve sadık izleme ile genişletilmiştir.

 

 

 

(İreneus, Sapkınlıklara Karşı,4, 17)

Olağan 18. Cumartesi

 

Kilise’nin kurbanı Mesih’in bedenini ve kanını adamaktır.

 

Tanrı, İbraniler’ den takdime ve kurban değil, kurtuluşları için iman, itaat ve adalet istiyordu. Peygamber Hoşea’ nın aracılığı ile isteğini bu sözlerle anlatıyordu: "İstediğim kurban değil, iyiliktir yakılan takdimlerden çok Tanrı bilgisidir" (Hoşea 6,6). Fakat Rabbimiz de: "Eğer siz, Ben kurban değil, merhamet isterim sözünün anlamını bilseydiniz, suçsuz kişileri yargılamazdınız" (Mt 12,7) diyerek onlara aynı öğretiyi vermişti. Böylece Peygamberlerin doğruluğuna tanık olup, akılsız ve suçlu tartışmacılarını yargıladı. Aynı şekilde Mesih şakirtlerine, yaratıklarının ürünlerini, Tanrı’nın bunları gereksindiği için değil, kendileri ürünsüz ve nankör olmasınlar diye Tanrı’ya sunmaları önerdi. Bunun içindir ki, yaratılan dünyanın bir ürünü olan ekmeği aldı, şükretti ve "Bu bedenimdir" dedi, Aynı şekilde bizlerin de dahil olduğumuz evrensel gerçeklerden gelen şarap kasesini aldı,, onu "kanım" diye adlandırdı ve Yeni Antlaşmanın yeni bir sunuş olduğunu söyledi (bak. Mt 26,28).

 

Kilise bu sunuşu Havarilerin ellerinden aldı ve Yeni Antlaşma bağışların bir ilk ürünü olarak, bize besileri veren o Tanrıya sunuyor. Bu sunuş, on ki Peygamberlerden biri olan Malaki tarafından "Ben sizden hoşnut değilim, orduların Rabbi diyor ve elinizden takdime almaya razı olmam. Çünkü güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar ismim Milletler arasında büyük olacak ve her yerde benim ismime buhur yakılacak ve tahir takdime arz olunacak. Çünkü ismim Milletler arasında büyük olacak, orduların Rabbi diyor" (Malaki 1, 10,11) dediğinde önceden bildirilmiştir. Bu sözlerle açık şekilde ilk milletin Tanrı’ya ikramda bulunmaya son vereceğini, oysa ki her yerde Tanrı’ya yeni ve gerçekten an bir adama yapılacağını ve böylece milletler arasında yüceltileceğini gösteriyordu.

 

Aracılığı ile Peder’in yüceltildiği ve insanın şan kazandığı Rabbimizin adından başka hangi ad milletler arasında yüceltildi? Fakat bu ad kendi Oğluna ait olduğu ve kendisinden geldiği için (bak. Mt. 1,21; Lk. 1,35) ona "benim" diyor.

 

Şayet bir kral oğlunun imgesini kendi çizerse, haldı olarak o resmin kendine ait olduğunu söyler, iki nedenden dolayı: çünkü oğluna aittir ve kendi yapmıştır. Tüm dünyada Kilise’de yüceltilen Isa Mesih’in adı için de öyle oluyor. Peder bu adın, hem Oğlu’na ait olduğundan, hem de insanların kurtuluşuna vererek, kendi çizdiği için (bak. H. İş. 4,21) kendine ait olduğunu beyan etmiştir.

 

O halde Oğlun adı Peder’e, kendininkiymiş gibi aittir ve Kilise her yerde her şeye kadir Tanrı’ya adamasını İsa Mesih’in aracılığı ile sunmaktadır. Bu ikili durumu göz önünde tutarak peygamber haklı olarak "her yerde benim ismime buhur yakılacak ve tahir takdime arz olunacak" (Malaki 1) diyebildi. Aziz Yuhanna’ ya göre bu buhur "azizlerin duası"nın (Es. 5,8) imgesidir.

 

 

 

(İreneus, Sapkınlıklara Karşı. 4,18)

 

Olağan 2. Cumartesi

 

Mesih, kutsal katmanları tek bir sunuyla sonsuza dek yetkinliğe erdirmiştir.

 

Rabbin tüm dünyada sunulmasını emrettiği Kilise’nin sunusu, Tanrı tarafından an ve kendisince kabul edilen bir kurban sayılmaktadır. Bizden gelen bir kurbana ihtiyacı olduğundan değil, kurbanı sunan, bağışı kabul edildiğinde, sunduğunun şanını kendi alır. Nitekim bağış ile, krala duyulan gerek saygınlık gerekse sevgi gösterilmiş olur. Tanrı yüreğimizin sadeliğini ve temizliğini sunmamızı istediğinden, bize bu uyarıyı yapmıştır "Adağını sunağa getirirken, orada kardeşinin sana karşı kızgınlığı.olduğunu hatırlarsan, adağını orada sunağın önünde bırak, git, önce kardeşinle barış; sonra gel, adağını sun" (Mt. 5. 23). Musa’nın da dediği gibi, yaratılan şeylerin ilk ürünlerini Tanrı’ya sunmak bir görevdir: "Rabbin önünde hiç kimse ile boş görünmeyecek" (Çıkış 23, 15). Öyle ki insan, Tanrı tarafından kendisine ücretsiz verilenlerin aracılığı ile ondan kaynaklanan şerefi alacaktır.

 

Tanrı’ ya daima adaklar sunulmuştur, eskiden İbraniler’ de şimdi ise Kilise’de. Tanrı bu sonunculardan hoşnut kalır, fakat ilkleri de reddetmiş değildir. Bundan benzer oldukları sonucuna varamayız. Benzer olan yalnızca görünüştür. Çünkü ilkleri hizmetkarlar, sonrakiler ise oğullar tarafından yapılmaktaydı. Rab tek ve özdeştir, fakat hizmetkarları adağı farklı bir özelliği taşır, oğulların adağı ise değişik bir özelliği taşır, öyle ki özgürlük adamaların aracılığı ile de açıklanmış olsun.

 

Nitekim Tanrı için değersiz ya da anlamsız olan şey yoktur. Bunun içindir ki İbraniler, Tanrı’ya sadece ürünlerinin onda birini adamaktaydılar; oysa oğul özgürlüğüne sahip olanlar, Tanrı’ya tüm varlıklarını sunarlar: en değerli olanı, karşılığında daha yüce değerler alacaklarını kesinlikle emin olduklarından, sevinç içinde ve özgürce verirler. Tapınağın hazinesinde yaşayabilmek için gereksindiği her şeyi veren İncil’deki o zavallı dul gibi yaparlar. Tanrı’ya adak vermemiz ve Yaratıcıya her şey için müteşekkir olmamız gerekiyor ve ona içtenlikli sözlerle, ikiyüzlülükten yoksun inançla, sağlam umutla ve yakıcı bir sevgi ile, yaratılan ve kendisine ait olanların ilk ürünlerini sunmalıyız. Tek Kilise, tanrısal yaratıcı güçten gelenleri takdim etmekle, Yaratıcı Tanrı’ya bu arı adamayı sunmaktadır. Gerçekten de, uygun şekilde beraberliği ve birliği ilan etmekle ve bedenin ve ruhun dirilişini beyan etmekle, O’na ait olanları sunmaktayız. Nasıl ki topraktan gelen ekmek, Tanrı’nın kutsamasını aldıktan sonra herhangi bir ekmek olmayıp, Kutsal Ekmeğe dönüşüyor ve dünyasal ile göksel iki gerçeği içeriyorsa, aynı şekilde bedenlerimiz, Kutsal Ekmeği aldıktan sonra bozulmaz olup, dirilişin umuduna sahip olurlar.

 

 

 

(İreneus, Sapkınlıklara Karşı, I .4,20,4-5)

 

Noel Hazırlık, 3. Çarşamba

 

Ruhu aracılığı ile, peygamberlere özgü bir esinle­mede ulaşılır olmuştu. Bugün ise Oğlu aracılığı ile kendini göstermektedir ve oğullarını evlat edinmek­tedir. Sonunda, Peder’inin doluluğu içinde göklerin krallığında görülecektir.

 

Söz’de ve Bilgelik’ te her şeyi yaratan ve düzenleyen Rab Tek’tir.

 

Tanrı’nın Sözü budur, zamanların dolgunluğunda sonu başlangıcı ile, yani insanı Tanrı ile birleştirmek için insanlar arasında insan olan Rabbimiz İsa Mesih’tir.

 

Bunun içindir ki, Söz tarafından karizmaları verilen Peygamberler, Peder’in sonsuz sevgi planına göre Tanrı ile insan arasındaki kusursuz birleşimi oluşturacak olanın vücut bulmasını öngördüler. Tarih’in başlangıcından beri Söz, insanların Tanrı’yı göreceklerini, Tanrı’nın dünyada onlarla birlikte yaşacağını, onlarla konuşacağım ve yarattığı insanı kurtarmak için, kendisine yetişebilmesi için, eziyet edenlerin elinden yani kötülük ve günah ruhlarından kurtarmak için onun yanında olacağını bildirmişti (bak. Lk. 1, 71).

 

"Ömrümüz boyunca kutsallık ve doğruluk içinde hizmet" edebilmemiz için Tanrı gerekeni yapacaktı (Lk. 1, 75). Tanrı’nın Ruh’u ile birleşen insan böylece Peder’in şanına girmiş olacaktı.

 

Rabbin "Ne mutlu yüreği temiz olanlara; onlar Tanrı’yı görecekle? (Mt. 5, 8) sözüne uygun olarak Tanrı’nın insanlar tarafından görüleceğini Peygamberler önceden ilan ettiler. Hiç kuşkusuz yüceliğinin ve benzeri olmayan şanının gerçeğinde "kimse Tanrı’yı görüp yaşayamaz" (Çıkış 33, 20). Çünkü Peder erişilmezdir. Oysa sevgisi, iyiliği ve yüceliği ile onu sevenlere onu görme ayrıcalığını vermiştir. Peygamberlerin ilan ettikleri de buydu: "İnsanlar için olanaksız olan, Tanrı için olasıdır" (Lk. 18, 27). İnsan, salt kendi gücü ile Tanrı’yı göremez. Fakat Tanrı, isteğinin derinliklerinde bunu istiyorsa, kendini istediği kimseye istediği zaman ve şekilde gösterir.

 

Tanrı herkese ve her şeye hükmetmektedir. Ruh’u aracılığı ile Peygamberlere özgü bir esinlemede ulaşılır olmuştu. Bugün ise Oğlu aracılığı ile kendini göstermektedir ve oğullan evlat edinmektedir. Sonunda Peder’inin doluluğu içinde göklerin krallığında görülecektir. Çünkü Ruh, insanları Oğul’da hazırlar. Oğul onları Peder’e götürür. Peder, onu görebilenler için, Tanrı’nın görmesinden kaynaklanan bozulmazlığı ve sonsuzluğu verir. Nasıl ki ışığı görenler ışıkta olurlar, görkemine katılıp aydınlığım kavrarlar, aynı şekilde Tanrı’yı görenler Tanrı’da olurlar ve görkemini alırlar. Tanrı’nın görkemi yaşam verir; onu Tanrı’yı görenler alırlar.

 

 

 

(İreneus. Sapkınlıklara Karşı. 4.20,5-7)

 

28 Haziran, Aziz İreneus Bayramı

 

İnsanlar yaşayabilmek için Tanrı’yı görecekler ve Tanrı‘yı görmenin sayesinde ölümsüz ve tanrısal olacaklar.

 

Tanrı’nın yüceliği yaşam verir bunun içindir ki Tanrı’yı görenler yaşamı alırlar. Bu yüzden anlaşılmayan, idrak edilmeyen ve görünmeyen Olan, O’nu anlayanlara ve görenlere yaşamı vermek için, insanlara görünür, idrak edilebilir ve anlaşılabilir olur. Yaşam alınmamışsa yaşamak olanaksızdır; fakat yaşam, tanrısal yaratığın katkısı olmaksızın, alınamaz. Bu katkı Tanrı’yı görmekte ve iyiliğinden yararlanmaktadır.

 

Demek ki insanlar yaşayabilmek için Tanrı’yı görecekler ve Tanrı’yı görmenin sayesinde ölümsüz ve tanrısal olacaklar. Daha önce söylediğim gibi bu durum Peygamberler tarafından örnek olarak açıklanmıştı; yani Tanrı, Ruh’unu taşıyan ve daima gelişini bekleyen insanlar tarafından görülecekti. Tesniye’ de Musa bunu beyan ediyor: Tanrı’nın insanla konuşabildiğini ve insanın yaşamı edinebileceğini bugün gördük (bak. Tesniye 5,24).

 

Yüceliğinde ve gücünde herkeste her şeyi yapan, yarattığı tüm varlıklar için görünmez ve açıklanamazdır, ama bilinmeyen değildir. Çünkü tüm yarattığı varlıklar, Söz’ünün aracılığı ile Peder’in tek olduğunu, her şeyi içerdiğini ve her şeye varolmayı verdiğini öğreniyorlar. İncil’de yazıldığı gibi: "Tanrı’yı hiç kimse görmemiştir. O’nu, Peder’in bağrında bulunan ve kendisi Tanrı olan biricik Oğlu tanıttı" (Yuh. 1,18).

 

Demek ki ezelden beri Oğul Peder’in açıklayıcısıdır. Çünkü ezelden beri Peder ile birliktedir ve en uygun zamanında insanlara kehaneti görmeleri, karizmaların çeşitlerini ve görevlerini ve Peder’in yüceliğini, hepten düzenli ve ahenkli bir niyet içinde gösterdi. Nerede düzen varsa, orada ahenk vardır ve nerede ahenk varsa uygun zaman da vardır ve uygun zamanın olduğu yerde yarar da vardır.

 

Bunun içindir ki Söz, insanların yararı için Peder’in lütfunu dağıtmıştır ve insanların yararı için, insana Tanrı’yı göstererek ve insanı Tanrı’ya sunarak, kurtuluşun tüm tasarısını düzenlemiştir. Ama insanın Tanrı’yı hor görmemesi ve daima bir şeye ulaşabilmesi için, Peder’in görünmezliğini korudu. Aynı zamanda, birçok yazgısal müdahaleler ile Tanrı’yı insanlara görünür kılmıştır. Öyle ki insan, tümden Tanrı’dan yoksul kalarak kendi boşluğuna düşmesin. Çünkü yaşayan insan Tanrı’nın şanıdır ve insanın yaşamı Tanrı’yı görmesidir. Gerçekten de kainatın aracılığı ile Tanrı’nın açıklanması yeryüzünde bulunan tüm yaratıklara yaşam veriyorsa, Söz’ün aracılığı ile yer alan Peder’in açıklaması Tanrı’yı görenler için daha büyük bir yaşam nedenidir.

 

 

 

(İreneus, Sapkınlıklara Karşı. 5. 2.2-3)

 

Paskalya Devresi, 3. Perşembe

 

Keşke ben bedene, onu yaratanın verdiği kadar, şan verebilseydim.

 

Beden kurtulmazsa demek ki, ne Rab kanı ile bizleri kurtardı, ne Efkaristiya kasesi sayesinde kanı ile bütünleşiyor, ne de böldüğümüz ekmek sayesinde bedeni ile birleşiyoruz. Çünkü kan yalnızca damarlardan ve etten ve Tanrı Sözü’nün gerçekten vücut bulduğu insanın tüm tözünden gelir. Havari’sinin dediği gibi bizi kanı ile kurtardı: kanının aracılığıyla Mesih’te kurtuluşa ve suçlarımızın bağışına sahibiz.

 

Biz onun uzuvlarıyız, fakat onun emrimize koyduğu, dilediği şekilde güneşi doğurarak ve yağmuru yağdırarak, yaratılmış olan şeylerle beslenmekteyiz. Yaradılıştan gelen bu kadehin kendi kam olduğunu beyan etti ve onunla kanımızı beslemektedir. Aynı şekilde yaradılıştan gelen bu ekmeğin, bedenlerimizi besleyen kendi bedeni olduğunu bir teminat olarak beyan etti.

 

Kasede karıştırılan şarap ve hazırlanan ekmek Tanrı’nın sözünü aldıktan sonra Komünyon, yani Mesih’in bedeni ve kanı olurlar. Bedenimizin tözü onlarla beslenir ve sağlamlaşır. Mademki Mesih Isa uzuvlarının bir kısmı olan bedenimizi kanı ve bedeni ile beslemektedir, nasıl olur ki bazıları, bedenin Tanrı’nın bağışını yani ebedi yaşamı alabilecek nitelikte olmadığını söylemekteler? Efeslilere yazdığı mektubunda bunu Havan söylemektedir "Bedeninin, etinin ve kemiklerinin uzuvlarıyız" (bak. Ef 5. 30), ve bunları tinsel ve görünmeyen bir insan için değil de - çünkü bir ruhun ne kemikleri ne de eti vardır (bak. Lk. 24,39) - gerçek etten, sinir ve kemikten oluşan, Mesih’in kanı olan kase ile beslenen, Mesih’in bedeni olan ekmekle desteklenen gerçek bir insan için söylüyor.

 

Toprağa dikilen üzüm sapı zamanı gelince meyve verir; toprağa düşen buğday tanesi toprağın içinde çözülerek, her şeyi kapsayan Tanrı Ruh’unun sayesinde çoğalarak dirilir. Tüm bunlar insanın emrine konulmaktadır ve Tanrı’nın sözünü alarak Komünyon, yani Mesih’in bedeni ve kanı olur. Aynı şekilde, Komünyon’ la beslenen bedenlerimiz, toprağa verildiğinde ve çürüdüklerinde vakti gelince dirilecekler. Çünkü Söz, Peder Allah’ın şanı için, onlara dirilişi veriyor. Bu ölümlü bedeni ölümsüzlükle çevreler ve bozulan bedene bozulmazlığı karşılıksız bağışlar. Bu şekilde Tanrı’nın gücü insanların güçsüzlüğünde tümü ile belirlenir.

 

 

(İreneus. Sapkınlıklara Karşı. 5. 19; 20.2; 21, 1)

 

Noel Hazırlık. 2. Cuma

 

Bunun içindir ki, Mesih İsa kendini İnsanoğlu olarak ilan ediyor, ilk kadını ve aracılığı ile insanlığın türediği ilk insanı kendinde özetliyor. Ölüme batmış olan insan, şimdi yaşama dönüyor.

 

Rab insanın durumuna sarıldı ve kendi olan dünyada göründü. İnsan doğası Tanrı’nın Sözü’nü taşıyordu, oysa insan doğasını destekleyen Söz’dü. Mesih’te, cennetteki ağacın yanında itaatsizlik eden insanlık vardı, fakat ondaki insanlık, çarmıh ağacı ile yerine getirilen itaat ile eski isyanı yok etti. Aynı zamanda, bir erkeğe tahsis edilmiş bakire olan Hayvanın lanetli şekilde baştan çıkarılmasını iptal etti. Tüm bunlar, bir erkeğe baş eğmiş olan bakire Meryem’e meleğin getirdiği takdis haberinin sayesinde oldu. Nitekim nasıl ki Havva, şeytanın sözü ile aldatılıp, tanrısal söze uymadı ve Tanrı’dan uzaklaştıysa, buna karşılık meleğin haberi ile yönlendirilen Meryem, tanrısal söze itaat etti. Kucağında Tanrı’yı taşımaya hak kazandı.

 

Demek ki biri, baştan çıkartılıp karşı geldi, diğeri ise ikna olup itaat etti. Bu şekilde bakire Meryem bakire Havva’nın savunucusu olabildi.

 

Mesih her şeyi kendinde özetledi ve böylece her şey O’na bağlandı. Düşmanımıza savaş ilan etti, ilk başta Adem’in aracılığı ile bizleri tutsak edeni bozguna uğrattı. Tanrı’nın, Tekvin’deki: "Seninle kadın arasına, ve senin zürriyetinle onun zürriyeti arasına düşmanlık koyacağım; o senin başına saldıracak ve sen onun topuğuna saldıracaksın" (Tekvin 3, 15) sözüne uygun olarak yılanın başını ezdi.

 

Bu sözlerle önceden, yeni Adem olarak bir bakireden doğacak olanın yılanın başını ezeceğini beyan ediliyor. O, Havari’nin Galat’ yalılara mektubunda sözünü ettiği Adem’in soyundan gelendir. Uğraşıların yasası,. vaadin verilmesine neden olan tohumun dünyaya gelişine kadar konulmuştur (bk. Gal. 3, 19).

 

Aynı mektupta bu gerçeği: "Zaman dolunca Tanrı kadından doğan Oğlunu gönderdi" (Gal. 4, 4) dediği tümcede açıklıyor. Nitekim, zaferi kazanan kadından doğan bir erkek olmasaydı, düşman gerektiği gibi olarak yenilmeyecekti. Çünkü tarihin başlangıcından beri şeytan, erkeğe bir kadının aracılığı ile hükmetmiş, gücü ile karşı gelmiştir.

 

Bunun içindir ki, kendini İnsanoğlu olarak ilan ediyor, ilk kadının aracılığı ile insanlığın türediği ilk insanı kendinde özetliyor. Yenilgiye uğrayan insan yüzünden insan türü ölüme kaymıştı. Şimdi İnsanoğlu’nun zaferi sayesinde yaşama dönüyor.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest Suzie

HİPPOLİTUS

 

(+ 235)

 

Hippolitus’ un hayat hikayesi iyi bilinmemektedir. Bilindiği kadarıyla Hippolitus, doktrinal nedenlerle Roma episkoposlarından ayrılmıştı. Bir anti-papa, (Papa’nın hasımı) olmuştur. imparator Maximinus zamanında, mezalim sırasında, Sardunya madenlerine gönderilmiştir. Burada kendisi gibi sürgünde bulunan Papa Pontianus ile tanışmış ve onunla dost olmuştur. Ölümlerinden önce her ikisi de cemaatlerinden birliği sağlamalarını istemişlerdir. Her ikisi de Roma’ya gömülmüş ve din şehitleri olarak saygı görmüşlerdir.

 

 

 

(Hippolitus, Tüm Sapkınlıkların Çürütülmesi adlı kitabından, 10,33-34)

 

Noel’den Sonra, 30 Aralık

 

Biz Tanrı’nın Sözü’ne inanıyoruz. İnancımız anlamsız laflara ya da ani ve düzensiz duygulara dayanmıyor; iyi hazırlanmış konuşmalara da kanmayız, biz Tanrı gücünün sözlerine inanıyoruz.

 

Biz Tanrı’nın Sözü’ne inanıyoruz. İmanımız anlamsız laflara, ani ve düzensiz duygulara dayanmıyor. İyi hazırlanmış konuşmalara da kanmayız, biz Tanrı gücünün sözlerine inanıyoruz.

 

Tanrı bunları O’nun Sözüne emrediyordu. Söz bunları sözcüklerle ifade ediyordu, insanı itaatsizliğinden uzaklaştırmak için. Bir efendinin kölelerine yaptığı gibi ona hükmetmiyordu, onu özgür ve sorumlu bir karara davet ediyordu.

 

Peder bu Söz’ünü dünyaya en son zamanda gönderdi. Çünkü artık, Peygamberlerin aracılığı ile konuşmasını, karanlık ve salt yansımalarla sezilebilen bir şekilde ilan edilmesini istemiyor. görünür şekilde bedeni ile görünmesini arzu ediyordu. Böylece, ona bakan dünya kurtuluşa sahip olabilecekti. Gözünün altında olunca dünya, Peygamberlerin yansıttığı tanrısal bir imgenin karşısında bulunduğunda, duyduğu rahatsızlığı ve korkuyu duymayacaktı; ne de meleklerin aracılığı ile varolup belirtildiğinde, şaşkınlığa kapılmayacaktı. Artık konuşan Tanrı’nın karşısında bulunduğunu fark edecekti.

 

Söz’ün, Meryem Ana’da ölümlü bir beden aldığını ve eski insanı yeni bir yaradılışın yeniliği ile değiştirdiğini biliyoruz. Kendini bizim tözümüzle oluşturduğunu biliyoruz. Şayet bizim doğamızdan olmasaydı, öğretmen olan kendisini izlememizi boşuna emretmiş olurdu. İnsan olarak değişik bir doğadan ise, neden güçsüzlük içinde doğmuş olan bana kendisine benzememi emrediyor? Ve kendi nasıl iyi ve adil olabiliyor?

 

Gerçekten, bizden ayrı sayılmaması için yorgunluğa kutlandı, açlığı istedi, susuzluğu reddetmedi, istirahat edebilmek için uyumayı kabul etti, acılara karşı isyan etmedi, kendini ölüme teslim etti ve dirilişte kendini açıkladı. Tüm bu tarzlarda ilk ürün olarak kendi doğasını sundu ki, acı çekerken güçsüzlük çekmeyesin, fakat insan olduğunu kabul ederek, Peder’in Oğluna sunduklarını kendin için de bekleyesin.

 

Gerçek Tanrı’yı tanıdığında ruhunla birlikte, ölümsüz ve bozulmayan bir bedene sahip olacaksın, göklerin krallığını kazanacaksın. Çünkü bu dünyadaki yaşamda, göklerin kralını ve Rabbini tanıdın. Tanrı ile içtenlikli şekilde yaşayacaksın, Mesih ile birlikte mirasçısı olacaksın, arzuların, tutkuların, hatta acıların ve bedensel hastalıkların kölesi olmayacaksın artık, çünkü Tanrı gibi olacaksın. Çünkü insan olmandan dolayı katlandığın acıları Tanrı sana insan olduğun için veriyordu. Fakat sen tanrılaşınca ve ölümsüz olunca, Tanrı kendi ayrıcalıklarını sana bağışlayacağına söz vermişti. Her şeyden üstün Tanrı olan, insanların günahım silmeyi kararlaştıran Mesih eski insanı yeniden yaptı ve başından beri onun kendi imgesi olduğunu söyledi. Sana karşı beslediği sevgiyi bu şekilde gösterdi. Kutsal emirlerine itaat edersen ve iyi olan kendisi gibi iyi olursan, O’na benzer olacak, O’ndan yücelik alacaksın. Yüceliği için seni bir tanrı yapan Tanrı, nimetlerinde cimrilik etmez.

 

 

 

(Hippolitus,Noetus’ ım Sapkınlığın Karşı, 9-12)

 

Noel’ e Hazırlık, 23 Aralık

 

Bir ilk söz söyleyerek ve ışıktan ışık türeterek kendi Düşüncesini yaradılışa Rab olarak sundu ve yalnızca kendi bildiğini görünebilir kıldı.

 

Kardeşlerim, Kutsal Kitap’tan başka bir yerden tanımadığımız Tanrı tektir.

 

O halde bizler tanrısal kitabın bildirdiği her şeyi bilmeli ve bizlere öğrettiklerini öğrenmeliyiz. Peder’e, O’nun inanmamızı istediği şekilde inanmalıyız; Oğlu, O’nun yüceltmemizi istediği şekilde yüceltmeliyiz ve Kutsal Ruh’u, O’nun kabullenmemizi istediği şekilde kabullenmeliyiz.

 

Tanrısal gerçekleri anlamaya çalışalım, kendi aklımıza göre ya da Tanrı nimetlerini zorlamakla değil de, Kutsal Kitap’ta kendi açıklamak istediği şekil ile.

 

Tanrı, tam bir yalnızlıkla varoluyordu. Ebediyetini herhangi bir şekilde paylaşan hiç bir şey yoktu. O zaman dünyayı yaratma kararını aldı. Düşündüğü, dilediği ve sözü ile açıkladığı gibi yarattı. Bu yüzden dünya, arzuladığı şekilde varolmaya başladı. Onu tasarladığı gibi gerçekleştirdi. O halde Tanrı tekliği içinde varoluyordu ve onunla birlikte sonsuz olan hiç bir şey yoktu. Tanrı’dan başka varolan yoktu. Yalnızdı, fakat her açıdan tamdı. Akıl bilgi güç ve öneri O’ndaydı. Her şey O’ndaydı ve O, her şey idi. İstediğinde ve istediği ölçüde, önceden saptanan zamanda aracılığı ile her şeyi yarattığı Sözü’nü bize açıkladı.

 

Mademki, Tanrı Söz’ünü içinde içeriyordu ve bu Söz, yaratılan dünya için erişilmezdi, O, O’nu erişilebilir kıldı. Bir ilk söz söyleyerek ve ışıktan ışık türeterek kendi Düşüncesini Rab olarak yaradılışa sundu ve yalnızca kendi bildiğini, kendisinde gördüğünü ve yaratılan dünya için kesinlikle daha önce görünemez olanı görünebilir kıldı. Bunları açıkladı ki, dünya görebilsin ve böylelikle kurtulabilsin.

 

Dünyaya gelince Tanrı’nın Oğlu olarak ortaya çıkan Bilgeliktir bu.

 

Her şey onun aracılığı ile yaratıldı, fakat Peder’den gelen tek O’dur. Sonradan O bir yasayı ve Peygamberleri verdi ve onları Kutsal Ruh’ta konuşturdu ki, Peder’in gücü ile esinlenerek, Peder’in isteğini ve amacını ilan edebilsinler.

 

Peygamberlerin daha önce söylediklerini, özet olarak yeniden tekrarlayan ve O’nun her şeyin içinde yaratıldığı, Söz’ün olduğunu belirten Yuhanna’ nın dediği gibi Tanrı’nın Sözü bu şekilde açıklandı. Yuhanna şöyle diyor "Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. Her şey O’nun aracılığıyla yaratıldı, hiç bir şey onsuz var olmadı" (Yuh. 1, 1-3).

 

Daha sonra şöyle der "O, dünyadaydı, dünya O’nun aracılığıyla var oldu, ama dünya O’nu tanımadı. Kendi yurduna geldi, ama kendi halkı O’nu kabul etmedi" (Yuh. 1,10-11).

 

 

(Hippolitus, Teofanya Üstüne, 2,6-8.10)

 

Epifanya’ dan Sonra, 8 Ocak

 

Kutsal Ruh’la ortak olan su budur. Aracılığı ile cennet sulanır, dünya verimli olur, bitkiler büyür ve her canlı yaratık yaşam üretir.

 

İsa Yahya’ya geldi ve onun tarafından vaftiz edildi. Ne şaşırtıcı bir olay! Tanrı’nın kentini neşelendiren sonsuz ırmak birkaç su damlası ile ıslatılır. Tüm insanlar için yaşam akıtan ve daimi olan zapt edilmez kaynak ince, geçici bir su akıntısına dalıyor.

 

Her yerde varolan ve hiç bir yerden eksik olmayan O, meleklerin anlayamadıkları ve insanların göremedikleri O, kendi isteği ile vaftiz olmaya yanaşıyor. "Göklerden gelen bir ses de şöyle dedi:

 

"Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum" (Mt. 3,17).

 

Sevilen, sevgi üretir ve maddi olmayan ışık erişilmez bir ışığı doğurur. Yusuf un oğlu diye çağrılan ve tanrısal doğada benim tek doğumlum olan budur.

 

"Sevgili Oğlum budur": sayısız yaratıkları besleyen O, açlığı tanıyor; yorgun olanları güçlendiren O, yorgunluktan kırılıyor; ellerinde her şeyi tutan O, başını koyacak bir yerden yoksundur; her acıyı tedavi eden O, acı çekiyor; dünyaya özgürlüğü bağış eden O, tokatlanıyor; Adem’in böğrünü iyileştiren O, böğründen yaralanıyor.

 

Fakat, rica ediyorum, bana tüm dikkatinizi verin; yaşam kaynağına dönüp her çarenin kaynağını gözlemek istiyorum.

 

Ölümsüzlüğün Babası dünyaya Oğlu ve ölümsüz Sözü gönderdi, ve O, insanların arasına geldi, onları suda ve Ruh’ta arıtmak için ve ruhlarında ve bedenlerinde bizi sonsuz yaşamda yeniden türetmek için, yaşam Ruhu’nu bize üfledi ve bozulmaz bir zırhla giydirdi.

 

Şayet insan ölümsüz olduysa Tanrı gibi olacaktır. Şayet suda ve Kutsal Ruh’ta, vaftizin yeniden türetmesi ile Tanrı oluyorsa, ölülerin dirilmesinden sonra kendisi Mesih’in ortak mirasçısı da oluyor.

 

Bunun içindir ki, bir haberci gibi ilan ediyorum: Tüm kavimler ve halklar, vaftizin ölümsüzlüğüne gelin. Kutsal Ruh’la ortak olan budur, aracılığı ile cennet sulanır, dünya verimli olur, bitkiler büyür ve her canlı yaratık yaşam üretir ve her şey birkaç sözle ifade etmek için, Mesih’in vaftiz edildiği, Kutsal Ruh’un güvercin şeklinde indiği ve yeniden türetilen insanın aracılığı ile yaşam kazandığı sudur.

 

İnançla bu yeniden türetme arıtmasına inen, şeytandan vazgeçip Mesih’e katılıyor, düşmanı inkar edip, Mesih’in Tanrı olduğunu kabul ediyor, kölelikten soyunup evlatlığa kabulüne geçiyor, vaftizden güneş gibi parlak ve adalet ışınları saçarak dönüyor. En yüce gerçek bundadır, Tanrı’nın oğlu ve Mesih’in ortak mirasçısı durumuna dönüyor.

 

Çok kutsal, iyilik veren ve canlandıran Ruh’la birlikte şan ve güç, şimdi ve her zaman, tüm yüzyıllar boyunca O’nun olsun. Amin.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...