Jump to content
Sign in to follow this  
Guest oguz3259

Hayaletlere İnanıyormusunuz ? İnanmıyorum Ama Korkuyorum...

Recommended Posts

Guest oguz3259

BÜYÜYE KARŞI DEMOKRASİ

Levent Mete

--------------------------------------------------------------------------------

"Hayaletlere inanıyor musunuz?"

"İnanmıyorum ama korkuyorum."

--------------------------------------------------------------------------------

Fransız kadın yazar Mme du Deffand'ın bu yanıtı, aklın kaygı karşısındaki güçsüzlüğünü ortaya koyuyor.

Richard Alewyn'in "Edebi Kaygı" isimli yazısından. Alewyn, bunun aynı zamanda Aydınlanmanın

 

batıl inanç karşısındaki güçsüzlüğü olarak da alınabileceğini söylüyor.

 

Bilmek yeterli değil

Mme Deffand, Aydınlanma okulundan, dünyanın kesintisiz bir neden sonuç bağlamı olduğunu ve bu kurala uymayan hiç bir nesneye yer olmadığını öğrenmiştir. Böylece, tüm diğer doğaüstü varlıklar gibi hayaletler de teorik olarak yaşamdan atılmıştır. "Fakat bu öğreti akla yakın gelse de, duyguları tatmin etmez. Akılcılığın püriten perhizi ile susturulamayan gereksinim, sonuçta açlığın başkaldırmasına yol açar. Aydınlanma Çağı'nın doruk noktasında bile Cagliostro gibi bir çok dolandırıcı, bu doğaüstü güçlere sahip çıkıp, hayaletler dünyası ile alış veriş içinde olduklarını açıklayarak, bırakın cahil halkı -ki onlar zaten yüzyıllardır mucize ve hayaletlere inanıyorlardı- modern kuşkunun taşıyıcısı olan çağdaş aydın kesimde bile taraftar bulmuştur.

Farklı bir noktada değiliz

 

Alewyn'in söyledikleri bugün için de geçerli. "Cahil halk" diye söz ettiği kesimin yüzü her zamanki gibi doğaüstü güçlere dönük. Eğitimli kesimde de bu tür eğilimlerin gücü azımsanmayacak düzeyde. Medyumlara ve falcılara akıl danışan üst düzey yöneticilerin ve devlet görevlilerinin varlığı söz konusu eğilimin gücünü ve yaygınlığını ortaya koyuyor.

 

Hayalet korkusunun kaynağı

Konrad Lorenz, içimizdeki hayalet korkusunun, insanın bir gündüz hayvanı olmasından kaynaklandığını söylüyor. Lorenz'e göre, hayalet gece avlanan yırtıcı hayvanın, ilkel insanın zihnine kazınmış imgesidir. Kuşaktan kuşağa kalıtılarak çağdaş insana kadar ulaşmıştır. "Doğuştan sahip olunan bir uyarı mekanizması varsa, bu en açık biçimde şöyle der: 'Karanlıktan kork!' (...) Sadece gözleriyle gören bir hayvansan ve karanlıkta iyi göremiyorsan, o zaman kork karanlıktan".

 

Büyünün diğer bileşeni

Deffand'ı titreten hayalet korkusu, büyü uygulamasına zemin oluşturan zihinsel yapının yalnızca bir bölümünü işaret ediyor. İnsanın olanaklarını ve gücünü aşan, baş edilemez güçlerin varlığı yeni arayışlar için bir çıkış noktası olmuş olabilir. Ancak, söz konusu arayışın çözüm yolu olarak büyücülükte karar kılması yalnızca hayalet korkusuyla açıklanamaz. Büyünün en az hayalet korkusu kadar önemli ve onun kadar içimize işlemiş bir başka bileşeni daha var.

 

Söz konusu ruhsal eğilimin izlerini kendinizde aramak isterseniz, Gombrich'in "Sanatın Öyküsü" adlı kitabına koyduğu deneyi kullanabilirsiniz. Deney şöyle: Sevdiğiniz bir kişinin fotoğrafını elinize alın ve fotoğrafın gözlerine iğne batırın. Bunun herhangi bir kağıda iğne batırmaktan farkı olmadığını biliyorsunuz. Ayrıca, sağlam kafayla düşününce, bu davranışınızın o kişiye hiç bir zarar vermeyeceğinin de farkındasınız. Ancak yine de tedirgin oluyorsunuz değil mi? Sanki ona gerçekten bir zarar vermişsiniz ya da en azından kötü bir şey yapmışsınız gibi hissediyorsunuz.

 

İmge kişinin kendisiymiş gibi

 

Gombrich, "Nerede olduğu bilinmez ama bir yerlerimizde, imgeye yapılan şeyin, o imgenin canlandırdığı kişinin kendisine yapıldığı gibi saçma bir duyum hala yaşamaktadır" diyor. Söz konusu duyum, doğaüstü güçlerin varlığına duyulan inançla birleştiğinde her türlü büyü uygulamasına dayanak olan mistik halka tamamlanmış oluyor. Artık, kişinin ve/veya çözüm bekleyen sorunun imgesini ortaya koyup, doğaüstü güçleri bu imge ve dolayısıyla temsil ettiği kişi ya da sorun üzerinde işlem yapmaya çağırabilirsiniz.

 

Büyüye katılanlar

 

Büyü, insan ruhundaki derin köklerden olduğu kadar, oluşturduğu ve üzerinde durduğu toplumsal etkileşim ağından da beslenir. Claude Levi-Strauss "Büyücü ve Büyüsü" adlı yazısında, büyünün etkili olabilmesi için üç temel koşul olduğunu söyler: Büyücünün kendi uygulamalarına inancı, iyileştirmeye ya da cezalandırmaya çalıştığı kişinin büyücünün gücüne inanması ve büyücü-büyüleyen ilişkisinin içinde yer aldığı bir çeşit çekim alanı oluşturan, kamuoyunun inanç ve beklentileri.

 

Görüldüğü gibi, büyü, karmaşık ruhsal ve toplumsal boyutları olan kapsamlı bir etkinliktir. Bu nedenledir ki, nazara ya da hastalığa karşı muska yazan hoca ve televizyon kanallarında ruh çağırıp cin kovalayan medyum, aslında, hepimiz adına ve hepimizden aldığı yetkiyle çalışan birer kamu görevlisi olarak kabul edilebilirler. Dolayısıyla, onları ve yaptıkları işi anlamaya çalışmak, kendi ruhsal yapımız ve içinde yaşadığımız toplumun zihinsel etkinlik biçimleri hakkında düşünmek anlamına gelir.

 

Çağdaş büyü uygulamaları

 

Bir toplumda, büyüye olanak veren düşünce yapısını kavramak için, büyücülüğü, onunla yakın ilişki içinde bulunan kişi ve gruplardan soyutlayarak, temel bir insan etkinliği olarak ele almamız gerekir. Bir olguyu, doğal ve toplumsal güçler arasındaki etkileşimler bağlamında anlamak ve bu güçler üzerinde yapılacak işlemler yoluyla etkilemeye çalışmak yerine, doğa üstü ya da -sanki böyle bir olanak varmış gibi- toplum üstü güçlere havale etmek, bir hastalığı ilaç yerine muska kullanarak savuşturmaya çalışmaktan farklı değildir. Her iki yaklaşım da içimizdeki büyüsel düşüncenin ürünüdür. Dolayısıyla, büyüsel düşünce kavramı bu iki durumu birlikte kapsayacak biçimde genişletilebilir.

 

Büyüsel düşünce ve totalitarizm

 

Büyüsel düşünce kavramının bu şekilde genişletilmesi, bilinen bazı toplumsal olguları farklı bir bakışla yeniden bir araya getirme olanağı sağlayabilir. Örneğin, büyücülüğün, etkileme ve dönüştürme gücünü, bireyin elinden alıp "toplum üstü otoritelere" teslim ettiği oranda, totaliter ideolojilerle birleştiğini ve bu iki yapının birbirini beslediğini söyleyebiliriz. Modernist söylemlerle "yönetime el koyan" güçlerin, bireyi, onu dünyaya bağlayan grup ve sınıf örgütlenmelerini yasaklayıp tahrip ederek, umutsuzluğa ve giderek doğaüstü umutlara sürüklemesi bunun en açık kanıtıdır. Korkutulan ve toplumsal bir varlık olarak yapabilecekleri elinden alınan insan, kendisine sunulan büyülü imgeler dünyasına sığınma eğilimindedir. Tutucu ve baskıcı bir devlet yapılanmasının sıkıştırdığı Rusya'da halk gökyüzünü uçan dairelerle kaplamış, geri kalmış ülkelerin cunta dönemlerinde tarikat örgütlenmeleri ve büyücülük en verimli dönemlerini yaşamıştır.

 

Büyücülüğe karşı demokrasi

 

Bu noktada okuduğunuz yazıdan şöyle bir slogan üretebiliriz:: "Büyüsel düşünceye karşı bilimsel düşünceyi egemen kılmanın yolu, bireyin kendisini bu dünyada anlamlı ve yeterli hissetmesini sağlayacak toplumsal örgütlenmelerin güçlendirilmesidir". Bir başka deyişle, büyücülüğün alternatifi, insanın doğaya ve topluma olan inancını arttıran, dolayısıyla doğaüstü ve toplum üstü güçlere gereksinimini azaltan yönetim biçimi olan demokrasidir.

 

http://www.afl.org.tr/mezun/e_bulten/2006/haziran/levent.htm

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...