Jump to content
Guest majisyen

Tarikatlar İslamiyete Karşı mıdır?..

Recommended Posts

Guest majisyen

tarikat-1.jpg

Tarikatlar İslamiyet´e karşı mıdır?

 

İnsanlığın temel güdülerinin içinde ayrıcalık, üstünlük ve sır sahibi olma tutkusu vardır. Hatta, Allah´ın karşısında bile ayrıcalıklı olma çabası, O´na en yakın gözükme arzusu vardır. Tarikatların özünde, gizem unsuru saklıdır, gizem ise doğallıkla bilinmeyeni getirir ve bilinmeyen görecelidir yani insansal yorumlarla gelişerek, yaşar. Günümüzde her alanda; politikada, sanatta, felsefede ve dinde hatta bilimde yapılan tüm insani hataların özünde yorum vardır yani tek doğru değil, göreceli doğrular vardır. Oysa, eğer Allah´ın Kelamı´na yani sözüne inanılıyorsa, insanın bunu yorumlaması dinen özüne aykırı görünmektedir. Kanıt. ise toplam olarak millyarlarca insanı etkileyen, tarikatçı yorumların arasında görülen çelişkilerdir. Ve artık, sormamız gereklidir; hangisi doğru?

 

Gizlilik, her hangi bir konu hakkındaki bilginin veya eylemin saklanmasıdır. Eğer ortada bir suç varsa, gizlenen şey suçtur ama ortada başkaları tarafından bilinmesi istenmeyen bir bilgi varsa, amaç siyasi ya da dinseldir. Gündemin önemli maddesi olan Tarikatlar´ın içeriğinde de gizli tutulan dini bilgi bulunmaktadır. Tarikatlara acaba "Gizli Örgüt" diyebilir miyiz? Gizli örgüt tanımınında, siyasi veya dini amaçlı olan, denenmiş, sınanmış, çile çekmiş üyeleri bulunan, ortak inanç ve çıkarlara yönelik, özgün geleneklere veya ayinlere sahip olan gizli insan grubu yorumunu görürüz. Gizli örgütların temelinde, merak, korku, inanç, umut, çıkar ve korunmak gibi psikolojik faktörler bulunur; öyleyse tarikatlarda da sistematik benzerlikler bulunduğu düşüncesinden yola çıkarak, onları da gizli örgütler olarak tanımlayabiliriz. Ama her tarikat da, korkutucu ve çıkara yönelik değildir. Geçen sayılarda verdiğimiz Templar Şövalyeleri ve İlluminati Örgütü gibi gizem örgütlerinin yeri ayrıdır. Orta Şağ´da yaygın ve etkin olan, gizli akidelere yönelik inançlar, esnaf örgütleri, Graalcılar, Simyacılar, Kabalistler, gizli öngütler uzmanı Serge Hutin´in görüşüyle Masonluğun kökenini oluşturan Rose Croix-Gül Haç örgütü ve Masonlar farklı bir araştırmada ele alınacaktır. Ayrıca, İtalyan Carbonarileri, Basklar ve IRA gibi siyasi, SS´ler ve Klu Klux Klan gibi etnik amaçlı ve de Mafia gibi suç örgütleri de ayrı yazı konusudur. Bir dizi olarak ele alacağımız bu çalışmanın ötesinde, Hıristiyan ve Musevi mezhepleri ve tarikatları ile 20. Yüzyıl´ın son çeyreğinde ortaya çıkan Yeni Şağ organizasyonları ile, Manson, Jim Jones, Koresh gibi aşırıların kurduğu tarikatlar yer alacaktır. Bu ilk bölümde, öncelikle İslami Tarikatları gözden geçirirken, özgün bir sınıflama yapılacaktır.

 

Ruhbanlık temel bir içgüdü mü?

 

Lantoin´e göre, gizli örgütler, siyasal ve mezhepçi olmak üzere ikiye ayrılırlar. Siyasi gizli örgütler en azından üyelerinin gizli kalmasını isterler, amaçları iktidardır. Mezhepçiler ise, çok özel olanları hariç kendilerini saklamazlar, kimlikleri, geçmişleri hatta yerleri bilinir, gizlenen şey kendi aralarında yaptıkları ayinler veya törenlerdir. Bazen ikisinin karıştığı görülebilir. Dinsel gizli örgütlerin içeriğinde, Tanrıbilim üzerine yorumculuk ve ruhbanlık iddiası veya siyasi dinsel amaç vardır. Birçok tarikat, kurucusunun veya kurucularının şahsında, gizli veya açık hangisi olursa olsun, kendince dinsel bir görüş, bir yorum, bir anlayış geliştirmiştir. Aslında, tarikat yorumları dinlerin temel ilkeleriyle çelişirler ama bu çelişki zaten dinin temel sorunudur. Tanrısal kelam yani söz, yoruma tabi midir, açıklanmaya ihtiyacı var mıdır? Kutsal kitaplar, yeterince açık değil midir? Peygamberlerin ilettikleri "Vahiy", anlaşılmamış mıdır? Din psikolojisi açısından bakıldığında, burada bir kuşku hatta korku izi görülür. Acaba yeterince anlaşılamayan bir şey mi vardır, eksik bilgilenme veya anlamama yüzünden günaha girilir mi? Öte yandan, yaşamlarını Tanrıbilime adayan, mistik veya metafizik bir dünya görüşünü ömrünce yaşayan bir din mensubu, bir noktadan sonra kendince vardığı sonuçları veya yorumları çevresine iletir ve oluşturduğu etki alanında kalanlarla beraber ayrıcalıklı bir grubu oluşturacaktır. Yaşanan çağın politik veya sosyal gereği olarak da, bu grup veya tarikat ya gizli bir örgüt olarak kalacak, ya da varlığını açıkta sürdürecektir. Peki, o zaman tarikat tam olarak nedir? Tarikat, Tanrı bilgisini elde etme yoludur, Arapça, yol anlamına gelen "Tarik" sözünden türemiştir. Örneğin, İslam dini, tek yolun Kuran ve Hadis olduğunu söyler, başka bir yorum yapılamaz, ne var ki tasavvuf bu düşüncede değildir; dinin açık anlamı bilgisizler içindir, asıl anlam bilgililer veya alim, şeyh denenler içindir, onlar da yorum yaparlar. Yorum herkes için farklı bir olay olduğundan ortaya sayısız tarikat çıkmıştır. Şeriat, hakikat ve marifet yolun üç aşamasıdır. Yorum farklılıkları nedeniyle ana tarikatlardan yüzlerce kol türemiştir. Tarikat anlayışı, bir anlamda da temel İslam öğretisinde yasaklanan ruhban-din bilgini veya öğretmeni kurumunun dinsel hiyerarşide yer alma arzusunun tepkimesi olarak da düşünülebilir. Öte yandan mezhep ayrılıklarının yanısıra bazı tarikatların, çeşitli nedenlerle şaibeli ve çatışmacı olmaları çoğu zaman siyasi amaçlara yönelmeleri ciddi ve yıkıcı bölünmelere de neden olmaktadır. Elbetteki saygın, hümanist ve akılcı mezhepler ve tarikatlar bulunmaktadır. Fakat, genel olarak bakıldığında, dinin temeliyle oluşan çelişkilerin aşırılığı, Hz. Muhammed´in ölümünün hemen ardından başlayıp, bin yıllardır süren savaşlar ve çatışmalar ve en önemlisi her çağda, her koşulda ortaya çıkan toplumu yönetme isteği tarikatların gerekli olup olmadığını tartışmalara açmaktadır.

 

Tasavvuf neden doğdu?

 

İslam dininin yani Kuranı Kerim´in ve Peygamber Hadisleri´nin yorum gerektirip gerektirmediğinin çıkış noktasında bulunmaktadır. Tasavvufun ceşitli tarifleri vardır; Orhan Hançerlioğlu şöyle tanımlar; "Aklın yetmediği alanlarda ve özellikle de Tanrı kavramında gerçeği gönül yoluyla ya da irade gücüyle bulmayı amaçlayan felsefesel din öğretisidir veya Tasavvuf, nefsi terbiye etmenin yollarını, ahlakı güzelleştirmeyi ve sonsuz mutluluğa ulaşmak için içi ve dışı (batını ve zahiri), düzelten bir bilimdir." Dr. Selçuk Eraydın´da "Tasavvuf ve Tarikatlar" adlı eserinde ikinci tarifle buluşmaktadır. Kuşeyri Risalesi´nde tasavvuf, gerçekleri almak, mahlukatın elinde olan şeylere gönül bağlamamaktır. Cüneydi Bağdadi, tasavvufu; "Dünya ile alakayı keserek, Allah ile beraber olmaktır." diye tarif ederken, bu yolda barışın değil, savaşın bulunduğunu söyler ama bu savaş tartışma getirir; bazılarına göre nefis-ego ile, bazılarına göre ise tüm tasavvuf dışındakilerle savaşılacaktır. Muhiddin Arabi´ye göre tasavvuf; "Tanrı´ya bağlanma ahlakıdır." Mevlana Celaleddin Rumi daha esnektir; "Tasavvuf tamamiyle edeptir, Allah´ın ve Peygamber´in ahlakıyla süslüdür." der. Bu tanımlamalar çok fazladır ama ortak tarif, Allah ve Peygamber yolunu bulan seçkinlerin vazettiği öğretilerin, bu yolu bulamayanlara aktarılmasıdır. Bunun için de tarikat gereklidir; öğreti sahibi yani Şeyh ya da İmam, dergah veya tekke denen özel bir ortamda, kendince seçtiği müridlerini dinsel yorumu doğrultusunda eğitecektir. Tasavvufçulara göre, Hz. Muhammed´in yaşadığı çağda da tasavvuf yaşanmıştır, Peygamber´in yakınlarının yaşamları buna örnektir. Bilinen ilk tasavvufi kişilik, 767´de yaşamış olan Ebu Haşim Sufi´dir. Bininci yıla kadar Orta Doğu´da yayılan tasavvuf, Türkistan´da 1100´lerde yaşayan Hoca Ahmet Yesevi´nin de büyük katkısıyla Türkler´e de geçerek, daha sonraları Anadolu´da kalıcı olarak, günümüze kadar ulaşmıştır. Ortaya çıkan sayısız Şeyh, binden fazla kola bölünen mezhep, tarikat, dergah karmaşası içinde, çok farklı yorumlar, yordamlar getirmişler, çile ve zikir düzenleri oluşturmuşlardır. Sadece zikir konusu bile başlı başına tartışma konusudur, örneğin büyük İslam düşünürü Muhammed İkbal; "Dilinle istediğin kadar zikret, ne fayda? Eğer gönlün ve görüşün müslüman değilse, bu sözlerin hiçbir değeri yoktur." der.

 

Allah´a bireysel olarak ulaşamaz mıyız?

 

Tasavvuf sözcüğünün Yunanca "Sophia" yani "Bilgi" sözcüğünden geldiği söylenir. Diğer iddialar, tasavvufçuların gerçekte yoksulluğu tercih etmeleri nedeniyle giydikleri yünlü kumaşın adı olan "Sof" dan geldiği veya "Şardak" anlamına gelen "Suffe"den geldiğidir. İlk tasavvufçulara "Ashabı Suffe" yani "Mescid Avlusu Halkı" denirdi. Ne var ki, tüm iddalara rağmen, Hz. Muhammed´in sağlığında tasavvuf, sufilik ve tarikatlar yoktu, gerekli de değildi, yaşam zaten her boyutuyla müslümanlıktı. Ayrıca Peygamber´in varlığı, hiçbir yoruma gerek bırakmıyordu, sorunlar onun sözlerine ve yaşamına bakılarak çözümleniyordu. Tasavvufun kökeninde ve ilk tasarımlarında yatan dünyadan elini eteğini çekerek sadece Allah´a yönelerek yaşama arzusu ve kuralı, tarikatların ve şeyhlik kurumunun ortaya çıkmasıyla örgütlenmeye dönüşmüştür. Bu noktadan sonra görünen durum, aşağıda da okuyacağınız gibi, bireysel mistisizmle Allah´a ulaşma yolundan çıkıp, dünyadan uzaklaşmanın aksine yayılma, müridsel çoğalma, güç ve iktidar arama, yapılan dini yorumların kabul ettirilmesi şeklindedir. Belki tasavvuf, bireysel bir yaşam tercihi olarak günümüzde kabul edilebilir hatta dünyayı dışlamamak kaydıyla önerilebilir de ama tarikatların gereği kalmamıştır. ÷ğreti veya Şeyh´in yolu ne olursa olsun, günümüz tarikatları geçmişteki gibi hoşgörülü, sevecen ve kabulcü görünmemek te, kendileri gibi olmayanları reddetmektedirler. Kaldı ki, geçmişle ilgili anlatıların referansı da yoktur. Hele bir de şeyhin veya tarikatın ideolojik veya siyasi amacı varsa yani iktidar olup inanılan düzen yahut görüş topluma zorla ya da değil bir şekilde kabul ettirilmeye çalışılıyorsa, konu artık politiktir.

 

Buna karşın, her dinde olduğu gibi ama en fazlası olarak İslamiyet´te devletle dinin bütün olması gerektiği, dinin kuralı olan şeriatın ise tek rejim olabileceği belirtilmektedir. Şünkü Hz. Muhammed böyle yapmıştır ama onun böyle yapması gereklidir, zira bir devlet kurmuş ve putatapar bir düzeni değiştirmiştir. Bugün aynı şey yapılmalı mıdır? Bu başka bir tartışma platformunun konusudur ama şu söylenmelidir; eğer düzenin değişimi gerekliyse yol hangisidir? Hangi mezhebin, hangi tarikatın veya hangi dini yorumun kuralları uygulanacaktır? Aşağıdaki tablolar bize son derece farklı, zıt ve çelişkili yorumları göstermektedir ve birine göre diğerleri yanlıştır hatta kafirliktir. Bu bize, işin içinde çıkamayacağımızı açıkça gösterir. Eğer, Allah´ın kitabının karşısında, hiçbir insan düşüncesinin eş değerde olamayacağına inanıyorsak, O´nun işine de karışılmamalı diye düşünebiliriz. Öyleyse, İslam´ın kutsal kitabının yani Kuranı Kerim´in açık anlamı yeterlidir diyerek, noktayı koyabiliriz.

 

İslam´da Mezhepler Mezhepler, bir dinin birbirinden farklı yorumlarıdırlar; Bir zan veya düşünce ileri sürme anlamına gelen Arapça, "Zehap" sözcüğünden türemiştir. İslam´da dini düşünce ve yorumlara "İçtihat" denir. Tüm dinlerde mezhepler vardır, mezheplerden de tarikatlar ve kollar türemiştir ama öylesine karışık inançlar vardır ki, mezhep veya tarikat olup olmadığı anlaşılamaz. Bilinen, daha doğrusu kesin kabul edilen İslam mezhepleri şunlardır;

 

Hanbelilik:

 

Dört büyük İslam mezhebinden birisi. Kuranı yorumsuz, tartışmasız ve kıyaslamasız kabul eder. Kuran´da olmayan çözümler için Hadisler geçerlidir, orada da yoksa kıyas yapılabilir. İmam Ahmet ibni Hanbel tarafından kurulmuştur.

 

Hanefilik:

 

Dört önemli İslam mezhebinden birisi, ilk bakışta diğer mezhepler gibi geleneksel inanç dizinini kabul eder yani Kuran-Hadis-Kıyas sıralamasına itibar eder ama sonra ayrılır. Ebu Hanife, Hadisleri elemiş, tümünü gerçek kabul etmemiştir, ayrıca "İcma" yani müslüman alimlerin oybirliği dördüncü yoldur. Kıyasa, beğeniye ve sonunda da gelenek ve göreneklere itibar etmek Hanefiliğin önemli bir ayrılığıdır. Hanefilik, akılcı bir mezheptir ve en yaygın olanıdır. Türkler de Hanefi´dir.

 

Malikilik:

 

İslamın dördüncü ana mezhebi. 8. Yüzyıl´da Medine imamı Malik bin Enes tarafından kuruldu ve İslamiyet´in % 13´ü Malikidir. Fazla ayrılık göstermeyen özellikleri vardır, örneğin köpek haram değildir, Kuran ve Hadis yeterli çözüm getirmezse sorunların çözümü için, Medine halkının tutumu yeterlidir, suçun nedeni veya düşüncesi de suçtur, eylemlerden Tanrı belirler, iyi müslümanlar öteki dünyada Tanrı´yı görebileceklerdir yani Tanrı görülebilir, Kuran ve Hadis yorumlanmaz, sözcük anlamları yeterlidir.

 

Şafiilik:

 

İslamiyet´in dört ana mezhebinden birisi. Ebu Abdullah Muhammed bin İdris Şafii tarafından 8. Yüzyıl´da kurulmuştur. Sünnidir, kadınları kısıtlamasıyla tanınır, inanç konularında tartışılmaz ve yorum yapılamaz, Tanrı öteki dünyada görülecektir. Günümüzde Güney Arabistan´da ve bazı Orta Asya ülkelerinde yaygındır. Gücü, Peygamber´in kabilesi olan Kureyş soyundan gelmesindendir. Kuran-Hadis-İcma ve kıyas sırası başvuru yöntemi olarak kullanılır.

 

İslam´ın çoğunluğutarafından kabul edilmeyen tarikatlar;

 

Acaride:

 

Tarikatın inancı: Büyük günahkarları dinsiz sayarlar. Kuran´daki "Yusuf Suresi"ni kabul etmezler. Savaşmayanları eğer müslümansalar düşman görmezler. Aslında bir mezheptir ve 10-15 kola ayrılmıştır. Alevilere düşmandırlar.

 

Ahmediler:

 

Aslında bir dindir ama İslam´dır. Gulam Ahmet´in peygamber olarak yeni bir kitap getirdiğine, Tanrı´nın bir Mehdi göndereceğine, İsa´nın 120 yaşında Keşmir´de öldüğüne inanırlar. Sonraları ikiye bölündüler, Hindistan´ın İngilizler´in elinde kalmasını desteklediler. Ahmedilik Afrika ve Hindistan´da yaygındır. Kurucusu Gulam Ahmet, 19. Yüzyıl sonunda yaşadı. Tutucu İslam´a göre, İngilizler tarafından alternatif olarak oluşturulmuştur.

 

Ahnesiyye:

 

Tarikatın inancı: Aslında siyasi bir partidir. En önemli inançları, ölüler için iyilik yapılamayacağı, sadakanın gereksizliği, ölüm törenlerinin geçersizliğidir. Yani başkaları için birşey yapılmaz.

 

Azrakkiyye:

 

Tarikatın inancı: Hz. Ali´ye karşıdırlar, ona uyanlara kafir, çocuklarının öldürülmesine helal derler.

 

Babailik:

 

Bir Türk mezhebi. İslamdır ama geleneksel İslam´a aykırı bulunur. Bir anlamda, eski Türk inancı olan Şamanizm´in uzantısıdır, İslam´a alışamayanları temsil eder. Kurucusu Baba İshak´ın peygamber olduğuna inanırlar, Bektaşilik, bu inançtan türemiştir. 13. Yüzyıl´da siyasi çizgisi yüzünden Anadolu Selçukluları´na isyan eden Babailer büyük savaşlara neden oldular.

 

Babilik:

 

Tarikatın inancı: Tarikat görünümünde, yeni bir İslam dini gibidir; 19 sayısının kutsallığına inanma; takvimlerinde yıl 19 ay, aylar ise 19´ar gündür. Tarikatı 19 kişilik bir kurul yönetir, her 19 günde, 19 kişinin doyurulması gerekir. Her yıl 19 gün oruç tutulur ve malların beşte biri vergi verilir. Her gün kutsal kitapları olan "Beyan"dan, 19 sayfa okunur. 19. Yüzyıl´da İranlı Muhammed Bap tarafından kuruldu. Daha sonra Bahailik ve Ezelilik diye ikiye ayrıldı.

 

Bahailik:

 

Bütün dinleri birleştirme iddiasındadır. İslami reform olarak da öne sürülür. Dünya çapında yayılmıştır. Tüm dinler aynı gerçeği anlatırlar, biçimsel ayrılıklar yok edilmelidir. Kutsal kitapları olan "El Dürriü Behiyye"nin içeriği daha çok Hıristiyan öğretisine yakın görülür. Din adamları ve törenleri yoktur, sadece bir toplantı yerleri vardır. Amaç, evrensel barışı sağlamaktır. Merkezleri Hayfa´dadır ama Amerika, Almanya ve Avustralya gibi ülkelerde etkin ve de yaygındır.

 

Bedreddinilik:

 

Tarikatın inancı: Türk batini inancı. Dinsel-siyasal bir içerik taşır. Din ve mezhep ayrılıklarına karşıdır, eşitliğe ve mal ortaklığına dayanan bir devlet düzenini amaçladı. Ortaklık ilkesi sadece mal için geçerlidir, kadınların ortak mal gibi kullanılmasına şiddetle karşı çıkılır. Cennet, cehennem birer hayaldir; gerçekte ibadetin koşulu ve biçimi olmaz. Kıyamet olmayacaktır ve yeniden dirilme yoktur. Bedreddinilik, çağının ötesinde olarak tanımlanır. Kurucusunun yazmış olduğu "Varidat" adlı kitap kutsal değil, öğreti kitabıdır. 15. Yüzyıl´da Anadolu´da aslında bir Selçuklu prensi olan Simavnalı Şeyh Bedrettin tarafından kuruldu. Şeyh Bedrettin, Osmanlı yönetimi tarafından idam edildi

 

Bektaşilik:

 

Tarikatın inancı: En tanınmış Türk tarikatıdır. Yesevizm ve Babaizm´den kaynaklanır. Türk ruhunda sönmeyen Şamanizm özleminden doğarak, Sünni Müslümanlar´a bir tepki olarak kabul edilir. Eşitlik, kardeşlik ve ortaklık gibi batini görüşler içerir, Ahilik´ten de etkilenmiştir. Gizli ve dışa kapalı bir tarikattır, sırlar vardır, gereken bilgi ve olgunluğa ulaşan kişiye "Kutup" adı verilir. Kutup, değirmen taşı anlamındadır, evren kutupların çevresinde döner. Abdallar, beyler, yediler ve üçyüzler diye rütbeler vardır. Tarikatın en ilginç yanı 700 yıl boyunca sürmesi ve hiçbir kola ayrılmamasıdır. Ritüelistik olarak, Masonluğa çok benzer veya etkilemiştir. 13. Yüzyıl´da Hacı Bektaş Veli ve halifesi Balım Sultan tarafından kurulmuştur.

 

Caferiyye:

 

Tarikatın inancı: Şiiliğin bir kolu. Asıl Kuran saklıdır, insanlara verilenin aynısı değldir, okunan Kuran asıl Kuran´ın öyküsüdür. İnsanlar Şeriat´tan önce de Allah´ın hükümlerini biliyorlardı veya bilmek zorundaydılar.

 

Cahiziyye:

 

Tarikatın inancı: İslam´da Akılcılık (Rasyonalizm) akımı olan Mutezile´nin bir kolu olarak tanımlanır. Akla aykırı olana inanılmaz, bilgiyi Tanrı öğretmez çünkü bilgi doğaldır ve zorunludur, insan birşeyi kendi yeteneği ile bilir, iyilik ve kötülük Tanrı´dan değil insandandır çünkü insanın hür iradesi vardır. Şok geniş bir felsefe ve Tanrıbilimcilik içermektedir. 868´de Cahiz tarafından kurulmuştur.

 

Cami´ler:

 

Tarikatın inancı: Türk tarikatı. Şaraba, raks etmeye ve saz çalmaya düşkünlükleriyle tanınırlar. Sonradan Bektaşiliğin içinde kayboldular.

 

Ceberiyye-Cehmiyye:

 

Tarikatın inancı: Eylemin Tanrı tarafından geldiği inancını taşır. İnsanla doğa aynıdır, tüm evrende olup bitecekler Tanrı tarafından önceden bilinmiştir. Hiç kimse yaptığından sorumlu değildir. Kadercilik olarak kabul edilebilir. Sünniler tarafından sapkınlık olarak nitelendirilir. 745´de Cehm bin Safvan tarafından kuruldu.

 

Cubbaiyye:

 

Tarikatın inancı: Mütezile kolu. Garip bir tarikattır; Tanrı´nın insana itaat ettiğine inanılır. başkasının dileğini yerine getirin iradeye uymuştur, kulunun isteğini yerine getiren Tanrı kuluna itaat etmiştir.

 

Dehriyye:

 

Tarikatın inancı: Aslında bir felsefe okuludur. Tanrı yaratıcı değildir, doğa başsız ve sonsuz bir devinimdir, melekler ve Şeytan yoktur, rüya yorumuna ve büyüye inanılmaz, akılsal bilginin duyulardan kaynaklandığına inanılır.

 

Dürzilik:

 

Tarikatın inancı: Aslında Fatimi Halifesi Hakim Biemrillah´ı Allah sayan bir inançtır. Tanrı, yedi imamdan sonra dünyaya inmiş ve Halife´nin kişiliğinde yaşamıştır. Dürzilerin Hıristiyan olduğu da ileri sürülür. Tanrı´nın sayısız kez insan olarak dünyada göründüğüne inanılır. Birgün yeniden dünyaya gelecek ve Dürzi olmayanları cezalandıracaktır. 11. Yüzyıl´da Suriye´de Anuştigin Derezi tarafından kurulmuştur.

 

Ebadilik:

 

Tarikatın inancı: Hz. Ali´ye karşı şeriatçı bir tarikattır. Kadercidirler ve kendileri dışında herkesi kafir sayarlar.

 

Eşrefiyye:

 

Tarikatın inancı: Kaadiriliğin kolu. Altı yıl, bir gün tutup, bir gün tutmadan Hz. Davud orucu tutulur, halkla ilişkiye girilmez. 14. Yüzyıl´da Anadolu´da Eşrefoğlu Abdullah tarafından kurulmuştur.

 

Gaaliyye:

 

Tarikatın inancı: Hz. Ali´yi Allah kabul eden Şii mezhebi. Şeriata karşıdır, haramlar reddedilir, ölülerin dirileceğine ve ruhların beden değiştirildiğine inanılır. Şok güçlü bir Hz. Ali fanatizmini içermektedir.

 

Gurabbiyye:

 

Tarikatın inancı: İslami ama sapkın kabul edilen inanç. Şok garip bir inançtır, Hz. Ali ile Hz. Muhammed birbirlerine çok benzediklerinden haberci melek Cebrail ikisini karıştırmış ve peygamberliği yanlışlıkla Hz. Muhammed´e bildirmiştir. Asıl peygamber Ali´dir.

 

Gülşeniyye:

 

Tarikatın inancı: Sünni ve çileci tarikat. Halvetilikle, Mevleviliğin birleşimidir. 16. Yüzyıl´da Diyarbakır´da İbrahim Gülşeni tarafından kurulmuştur.

 

Halefiyye:

 

Tarikatın inancı: Savaşmamakla tanınırlar çünkü imamları yoktur, başkaları cehennemliktir.

 

Hallaciyye:

 

Tarikatın inancı: Tanrı insanda belirmiştir, "Enel Hak-Ben Tanrı´yım" ve "Fena fillah-Tanrı´da yok olma" inancı geçerlidir, insan kendi benliğini yok ederek Tanrı olmalıdır, yaratanla yaratılan aynı şeydir, görünen yaratanın çeşitli görünüşleridir. Mansur´un Hegel´ci düşüncesi çok geniş bir öğretidir. 9. Yüzyıl´da Hallacı Mansur tarafından kurulmuştur.

 

Hammariyye:

 

Tarikatın inancı: Garip bir Mutezile kolu. Maymunlar ve domuzlar önce insandılar ama Tanrı onları cezalandırmıştır, insanlar hayvan yaratabilirler, Tanrı kötü şey yaratmaz bu yüzden şarabı Tanrı değil, insan yaratmıştır.

 

Haşeviyye:

 

Tarikatın inancı: Tanrı insana benzer ve organları vardır, dünyaya gelecek ve insanları ziyaret edecektir, ahrette Tanrı görülücektir.

 

Haşhaşiyye:

 

Tarikatın inancı: İnlü Hasan Sabbah´ın tarikatı. Müridlerini haşhaşla uyutup, dilediğini yaptırıyordu, 5. Yüzyıl´da fedailerden oluşan bir terör örgütü kurmuştu. Sabbah, her akıl başka düşünür ama bağlılık mürid için esasdır diyordu. 1100´de Hasan Sabbah tarafından kuruldu. 1124´de Hülagü Han tarafından yok edildi.

 

Hattabiyye:

 

Tarikatın inancı: Ruh göçü vardır, İmam İsmail Tanrı olarak dünyaya gelecektir.

 

Henseliyye:

 

Tarikatın inancı: Bir Fas tarikatı. kendilerini döver ve dövdürürler. Tanrı´ya dövülerek yaklaşılır, cinlerle ilişki kurmak mümkündür bu şekilde hastalıklar iyileştirilip, büyüler bozulabilir.

 

Hişamiyye:

 

Tarikatın inancı: İslam dogmalarına karşıdır; akla aykırı inançları reddeder, inancı olmayıp sapanlara Tanrı´nın neden yol göstermediği sorulur ama mezhepten olmayanların malları ve canları helaldir.

 

Hulmaniyye:

 

Tarikatın inancı: Tanrı güzel insanlara görünür, en güzel olarak insanı yaratmıştır ve en güzel insanlar günah işlemezler çünkü Tanrısaldırlar.

 

Hurufilik:

 

Tarikatın inancı: Harflerden anlam çıkaran tarikat. Pitagorasçılığa ve Musevi Kabalizm´ine dayınır. Amaç insanı açıklamaktır, o zaman Tanrı´da açıklanır.

 

Hurremilik:

 

Tarikatın inancı: Toplumcu siyasi-dini tarikat. Haramı helal sayarlar, tüm İslam yasaklarını reddederler.

 

İbadiyye:

 

Hariciliğin bir kolu, günümüzde Doğu Afrika, Libya ve Cezayir´de yaygındır. Başkalarını kafir sayarlar.

 

İlhamiyye:

 

Tarikatın inancı: İlhamla gelen bilgilere önem verme; bu tarikat Kuran´ı reddeder çünkü Kuran ilhamla yazılmayıp, vahiyle yazılmıştır. İlham doğrudan Tanrı´nın içe doğdurmasıdır ama vahiy aracı gerektirir.

 

İsaviyye:

 

Tarikatın inancı: Rufailiğin kolu; cinlerle ilişkiye inanılır, ağızlarına ateş sokar, cam yerler, kızgın şişleri vücutlarına batırırlar.

 

İsmaililik:

 

Tarikatın inancı: Hz.Ali´nin torununun oğlu İsmail´i imam kabul eden mezhep. Gaaliye ve Haşhaşiye bu mezhepten doğmuştur. Halen Hindistan´da yaşarlar ve liderlerine Ağa Han denir. Siyasi yönü ağırlık taşır.

 

Kaabiyye:

 

Tarikatın inancı: Mutezile´nin kolu. Tanrı, görmez, işitmez ama görmeden ve işitmeden her şeyi bilir ve kulları için daima en iyiyi yapmalıdır. 10. Yüzyıl´da Abul Kasım al-Kabi tarafından kurulmuştur.

 

Kaderiyye:

 

Tarikatın inancı: Kaderciliği reddeden Mutezile kolu, akılcılık önde gelir, insanlar kendi eylemlerini yaratacak kadar güçlüdürler, Tanrısal ceza veya ödül ancak insanın eylemlerinde özgür olmasıyla mümkündür aksi halde Tanrısal Adalet olmaz.

 

Kalenderiyye:

 

Tarikatın inancı: Melamiliğin kolu, mal ve mülke önem verilir, kafada saç ve kaş dahil tüm kıllar traş edilir, kadın veya erkek her güzele tapmak Tanrı´ya tapmak demektir.

 

Kazeruniye:

 

Tarikatın inancı: Türkiye´de etkin olmuş olan Sünni tarikat. Amaç müslüman olmayanları, müslüman yapmak için savaş yapmaktır, balıkçılar ve satıcılar için Şeyh Kazeruni´nin mezar toprağı kutsal sayılır. Halen etkin değildir.

 

Kerramiyye:

 

Tarikatın inancı: Mezhep de sayılır. Tanrı cisimdir ve gökte oturur, Tanrı´yı bilmek için şeriata gerek yoktur, daha önce de akıl yoluyla bilinebilir. Siyasi yönü güçlüdür.

 

Keşfiyye:

 

Tarikatın inancı: Tanrısal gerçekler ancak sezgiyle kavranılır yani bilgi akıl yoluyla elde edilemez.

 

Kızılbaşlık:

 

Tarikatın inancı: Bir Şii kolu, kızıl külah ve hırka giydikleri için bu adı almışlardır. Tanrı-Hz. Muhammed-Hz. Ali üçlüsünü tek kabul ederler yani Tanrı Muhammed ve Ali olarak görünmüştür, dürüstlük ve doğruluk öncelik taşır, Kızılbaş doğmayanlar Kızılbaş olamaz. Pir olarak Şeyh Safiyeddin Haydar kabul edilir .

 

Kuşadaviyye:

 

Tarikatın inancı: Halvetiliğin bir kolu, tüm dini törenler ve kurallar yasaktır, hatta dergah, zikir gibi olaylar dahi kabul edilmez. 18. Yüzyıl´da Kuşadalı İbrahim tarafından kurulmuştur.

 

Mansuriyye:

 

Tarikatın inancı: Şia tarikatı, Kurucusu Ebu Mansur, kendisini Tanrı´ya benzetir ve göğe çıkıp Tanrı´yla konuştuğunu iddia eder. Diğer müslümanlar tarafından küfürcü olarak tanımlanırlar.

 

Maturidiyye:

 

Tarikatın inancı: Türk Sünni mezhep. Öldürülen kişi eceliyle ölmüştür, eylemlerden Tanrı sorumludur, iyilik ve kötülük o şeyin kendisinde vardır, kötüden iyi, iyiden kötü olmaz. 10. Yüzyıl´da Muhammed al-Matüridi tarafından kurulmuştur.

 

Mehdiyye:

 

Tarikatın inancı: En katı tarikatların başında gelir, dünyaya egemen olmak amaçlanmıştır, Cihad yani din için savaşmak İslam´ın en üstün şartıdır, bilim yasaktır ve Kuran´dan başka tüm kitaplar yakılmalıdır ve Kuran´dan sonra sadece Mehdi´nin sözleri geçerlidir.

 

Melamilik:

 

Tarikatın inancı: Tasavvufa karşı kurulmuş tasavvuf tarikatı. Özel tarikat bilgisine, şeyhin öğretisine, özel tarikat giysilerine, zikre ve dini törenlere, dergah ve tekkelere karşıdırlar. Melamilik, Sünni Türkler tarafından geliştirilmiş Horasan´da kurulmuştur, "Horasan Erenleri" de denir. Melamiler kendilerini kınayıp ve hor gördükleri için başkalarının da aynı şeyi yapmasını isterler. Bu şekilde, riya ve gurur yok edilecektir. Herşeyin Tanrı´dan geldiğine ve Tanrı´nın bir parçası olduklarına inanarak ölümsüzlüğün zevkine varırlar. Melamilik bir yaşam biçimidir, Kuran´da kapalı anlamlar aramazlar aksine daha açık anlaşılmasını tercih ederler, Keramete itibar etmezler, insan kendisiyle uğraşmalı, başkalarının kusurlarını görmemelidir, dindarlık bile gizli kalmalıdır. Aşağıda göreceğiniz iki evresi daha vardır;

 

Melamiyyei Bayramiyye:

 

Melamiliğin ikinci evresi; Hacı Bayram´ın ölümünden sonra kurulmuştur. Bu evrede, ilk Melamilik´te bulunmayan zikir uygulanır.

 

Melamiyyei Nuriyye:

 

Melamiliğin son evresi; daha önce Nakşi ve Halveti olan Şeyh Seyyit Muhammet Nur tarafından Mısır´da kurulmuştur. Bu çizgide, Melamilik temel ilkesinden çıkmış ve bir tasavvuf tarikatı olmuştur. İlk Melamilik´te herşeyin gönülden uzaklaştırılmasıyla elde edilen Tanrısal zevk, Nur çizgisinde basamaklarla elde edilme yöntemine dönüşmüştür. Nuri Melamilik, kuramsal tasavvufun tipolojisini gerçekleştirirken, dinsel esnaflık örgütlemesini geliştirmiştir.

 

Merisiyye:

 

Tarikatın inancı: Mezhep de sayılır, eylemler Tanrı´dandır, inanç dil ve kalp yoluyla sağlanır, putlara tapmak günah değildir ama küfrün alametidir.

 

Mevlevilik:

 

Tarikatın inancı: Dünyaca ünlü tarikat. Sünnidir, Tanrı´nın Peygamber´in sözlerine aynen uyulur ve yorum yapılmaz. Ama Varlıkbirliği´ne inanılır yani Tanrı Yaratan değil, Beliren´dir. Mevlevilik bu noktada, Sünnilik´le çatışır. Mevleviler Tanrı´nın herşeyde belirdiğine inandıkları için, tüm insanları inançları ne olursa olsun eşit kabul ederler. Mevlana;"Bizim yolumuz şu güzel dünyada yaşamak yoludur." der. Sünnilerce haram olan, resim, raks ve müzik Mevlevilerce uygulanır. Bilgi Mevlana´ya göre insanı tüm varlıklardan üstün kılar, evrende bilgiye ulaşmış tek canlı insandır. Yeni Platoncu ve Plotinus´lu akılcı ve hümanist bir anlayış içinde olan Mevlevilik, Tanrı aşkı, raks ve müzikli tapımla Tanrı´yla birleşileceğine inanır, böylece Tanrı´dan gelen insan yine Tanrı´ya dönecektir. Bu birleşim ve Tanrısal buluşma için dönerek yapılan ve adına "Sema" denen bir raks yapılır. Böylece evrensel dönüş eylemi tekrarlanarak, başdönmesiyle transa geçilir. Mevlevilikte çile, hizmet edilerek çekilir. Şeriatçılık, içerdiği öğeler yüzünden Mevleviliğin daima düşmanı olmuştur. Tarikat, Mevlana soyundan gelen şeyhlerle yönetilir. Sema olayının kökeninde binlerce yıllık Anadolu Kibele ayinlerinin etkileri vardır. Mevlana´nın, büyük bir ozan ve bilge olması nedeniyle Mevleviliğin geleneksel mistik öğretileri bir anlamda İslam´da bütünleştirdiği söylenebilir. Mevlana´nın oğlu Sultan Veled´in tarafından 13. Yüzyıl´da Konya´da kurulmuştur.

 

Mısriyye:

 

Tarikatın inancı: Halveti tarikatı; bir çeşit fal olan sayılar ve harflerle yapılan Cifr yoluyla, herşey bilinebilir. Herşey bilinince de, Mertebei-Cünün´a yani "çıldırma" düzeyine erişilir. 17. Yüzyıl´da Anadolu´da kendisinin Mehdi olduğunu iddia eden Mehmet Niyazi tarafından kurulmuştur.

 

Muammeriyye:

 

Tarikatın inancı: Akılcılık tarikatı; Tanrı kendini bilmez, çünkü tanıyanla tanınan ayrı şeylerdir. Tanrı kendini tanısaydı, tanıyanla tanınan aynı şey olurdu. Tanrı sadece cisimleri ve sadece insanın bedenini yaratmıştır, insan kendi insanlığını bizzat oluşturmuştur.

 

Muhammediyye:

 

Tarikatın inancı: Şiiliğin aşırı ucu; Hz. Ali´nin Tanrı olduğu kabul edilir. Sofuluklarıyla tanınırlar.

 

Murdariyye:

 

Tarikatın inancı: Mutezile mezhebi; Sünniler tarafından sapıklık olarak nitelenir, insanların Kuran´daki sözlerden daha iyisini yazabileceklerine, Tanrı´nın yalan söyleyip, kötülük edeceğine inanılır çünkü Tanrı herşeye kadirdir.

 

Mütezile:

 

İslamda Akılcılık akımı; 8. Yüzyıl´da Hasan Basri´nin öğrencisi Vasıl bin At‚ tarafından ortaya atılmıştır. Sünnilerce kabul edilmez. Beş ilkeye dayanır; 1-İnsan özgürdür ve kadere bağlı değildir. 2-Tanrı´nın kendinden ayrı niteliği yoktur, başka nitelikler tanımak başka tanrılar yaratmak demektir. 3-İnançlı ve inançsız arasında kabahatlı yani "Fasık" rütbesi vardır, büyük günah işleyenler fasıktır, ölmeden önce tövbe ederlerse mümin olurlar. 4-Kötülerin cezalandırılması ve iyilerin ödüllendirilmesi Tanrı için zorunlu bir iştir. Tanrı´nın yasağını çiğneyen kişinin yine Tanrı tarafından bağışlanması akla aykıdır. 5-İyi şeylerin yapılması, kötü şeylerin yapılmaması akıl ölçütüyle geçerlidir yani Kuran´da yasaklananlar akılla ölçülmelidir. Mutezile inancında Tanrı´nın asla görülemeyeceği vardır. Mutezile hareketi, İslami düşünce çizgisinde Tanrıbilim Okulu olarak düşünülmektedir.

 

Naimiyye:

 

Tarikatın inancı: Hz. Osman ve taraftarlarını Hz. Ali´ye karşı çıktıkları için kafir olarak kabul ederler.

 

Nakşibendiyye:

 

Tarikatın inancı: Aşırı sünni tarikat; Sürekli ibadet ve zikr temeline dayanır. Zikir sessiz ve içten yapılır, üç kuralı vardır; zikir sırasında içten Tanrı´nın dilek olduğu düşünülür, zikrin sayısı bilinmelidir, zikrederken soluk kesilip Tanrı´ya bağlanmalıdır. Yesevilikten esinlendiği söylenen Nakşilik, tasavvuftan öte tutucu bir tarikattır. Şeşitli kollar türetmiştir. 14. Yüzyıl´da Buharalı Muhammed Bahaüddin Nakşbend tarafından kurulmuştur.

 

Neccariyye:

 

Tarikatın inancı: Yaratan Tanrı´dır ama iradesiyle kullanan insandır. Tanrı günahları bağışlar ama nitelikleri yoktur. 9. Yüzyıl´da İran´da kurulmuştur.

 

Noktavilik:

 

Tarikatın inancı: Bir din olarak da tanımlanır; Araplara karşı İrani siyasete yönlenmiştir, tasavvufidir ve Hz. Ali´nin sözleri kabul edilir.

 

Nusayriyye:

 

Tarikatın inancı: Fanatik bir Hz. Ali tarikatı. Sembolcudur ve şarap kutsal kabul edilir. 9. Yüzyıl´da Muhammed bin Nusayr tarafından kurulmuştur.

 

Rafizilik:

 

Tarikatın inancı: Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer´i reddederler, Şiiliğin bir koludur; Hz. Ali´nin Tanrılığına ve yeniden dünyaya geleceğine inanırlar. Hz. Muhammed´in ölümünden hemen önce üç şeyi vasiyet ettiği söylenmektedir; Peygamber, Arap Yarımadası´ndan Allah düşmanlarının çıkarılmasını, elçilere ikramda bulunulmasını vasiyet etmiş ama üçüncü vasiyetini söyleyememiştir. Rafiziler´e göre, üçüncü vasiyet "Ali´yi halife yapın." dır.

 

Ravendiyye:

 

Tarikatın inancı: Şiiliğin kolu; Hz. Muhammed´in yerine Hz. Abbas´ın gelmesi gerektiğine inanılır, Abbas ise Hz. Ali´nin dedesidir.

 

Revşeniyye:

 

Tarikatın inancı: Afgan tarikatı; Varlıkbirliği´ne inanılır, abdest gerekli değildir çünkü her müslüman zaten temizdir, namaz kılınırken Kıble´ye dönmek gerekmez zira heryer Kıble´dir. Sünniler tarafından reddedilir.

 

Sadiyye:

 

Tarikatın inancı: Rufailiğin bir kolu; Yılanlarla ayinler yapan bir tarikattır; saçlar uzatılır, üç köşeli şapkalar giyilir. 18. Yüzyıl´da Türkiye´ye de girmiştir. 14. Yüzyıl´da Suriye´de Sadeddin Cibavi tarafından kurulmuştur.

 

Salimiyye: Tarikatın inancı: Yaratma eylemi sona ermemiştir, yaradılış sonsuz ve süreklidir, Tanrı işine devam etmektedir. 9. Yüzyıl´da Basra´da Muhammed bin Salim tarafından kurulmuştur.

 

Saliyye:

 

Tarikatın inancı: İslami kökenli yarı Hıristiyan garip bir tarikat; Oruç tutmazlar ve namaz kılmazlar, cennette yer satanlar ve satış kağıdını melekler görsün diye, ölülerin ceplerine koyarlar, özel bir dille konuşurlar, töreleri ve gizli inançları hala bilinmemektedir. Musul´da Sarli adlı biri tarafından kurulmuştur.

 

Sebeiyye:

 

Tarikatın inancı: Şiiliğin kollarından; Tanrı´yı her yerde olan ve her dilden konuşan bir insan gibi düşünürler. Hz. Ali´yi de Tanrı sayarlar.

 

Sühreverdilik:

 

Tarikatın inancı: Işıkçılık; Tanrı bir ışık-nur´dur ve gerçek ancak sezgiyle anlaşılır. 11. Yüzyıl´da Şehabettin Sühreverdi tarafından kurulmuştur.

 

Şahhamiyye:

 

Tarikatın inancı: Mutelize kolu; eylemleri Tanrı yaptırabileceği gibi, insan da yapabilir, Sünniler tarafından reddedilmiştir.

 

Şeyhilik:

 

Tarikatın inancı: Mezhep de denebilir, gerek Şii, gerekse de Sünniler tarafından reddedilir; Kuran ve Hadis yorulmarı özgündür. 12 İmam Tanrı´nın cevheridir ve kısıtlı olan insan Tanrı´yı ancak bu cevher aracılığı ile anlayabilir. Cennet ve cehennem birer simgedir, iyilik ve kötülükler anlatılır. Şeyhiliği, ayrı bir din gibi görenler de vardır. Akılcılığa dayanmaktadır. 18. Yüzyıl´da Şeyh İbrahim Ahsai tarafından kurulmuştur.

 

Ubeydiyye:

 

Tarikatın inancı: Tanrı´ya ortak koşmak dışında, tüm günahlar bağışlanır, Kelimei Şehadet getirerek ölen kişiye hiçbir günah zarar vermez. Tanrı, insana benzer. 12. Yüzyıl´da İran´da Şihabeddin Esterabadi tarafından kurulmuştur.

 

Vahhabilik:

 

Tarikatın inancı: Hanbeli mezhebinin uzantısı dini-siyasi tarikat. Gerçekte Sünni´dirler ama Tanrı´ya aracısız ibadet edileceğine inanırlar. Peygamberden yardım istemeyi, evliyaları, türbeleri, adakları, mezar ziyaretlerini ve tesbih çekmeyi yasaklarlar. Kendileri dışındaki tüm müslümanların kafir sayılarak öldürülmesine inanırlar. 18. Yüzyıl´da Arabistan´da Abdülvehhab bin Muhammed tarafından kurulmuştur.

 

Yezidilik:

 

Tarikatın inancı: Ayrı bir din olarak da kabul edilir. Klasik İslam´a ve Sünnilere karşıdır; Şeriat yokolacaktır, İran´dan yeni bir peygamber çıkacaktır. Varlıkbirliği vardır ve bu yüzden Şeytan´da Tanrı sayılır veya Şeytan Tanrı´nın kızgınlık niteliğidir. İyilik ve kötülük öteki dünyada yoktur, marul, bakla ve balığın yenmesi yasaktır ve bazılarınca da (Ş) harfinin söylenmesi günahtır. Yezidilik Anadolu´da sürmektedir. "Vahiy Kitabı" ve "Kara Kitap" denen iki kitapları vardır. Basralı Yezid bin Harici tarafından kurulmuştur.

 

Yunusiyye:

 

Tarikatın inancı: İnanmaktan başka ibadet yoktur, inanan insan günahkar değildir, ibadet etmese de ceza görmez. Cennete, inançlı olunduğu için gidilir. Yunus bin Numeyri tarafından kurulmuştur.

 

İslam´ın çoğunluğuna yönelik tarikatlar;

 

Bayramilik:

 

Tarikatın inancı: Sünni Türk tarikatı. "Vahdeti Vücüt-Varlıkbirliği" anlayışındadır. Önce Tanrısal varlıkbirliği bilinecek, sonra herşeyin Tanrı olduğu ve sonunda da Tanrı ile bir olunacaktır. Zikir denilen Tanrı sıfatlarını tekrarlama eylemi yapılır. Amaç Tanrı´yı kalpte hissetmektir. 15. Yüzyıl´da Ankara´da Hacı Bayram tarafından kurulmuştur.

 

Bedeviyye:

 

Tarikatın inancı: Sünni tarikat. Kötülüğe iyilikle karşılık verilir, dünya sevgisi haramdır. Kurucusu Veli Ahmet Bedevi´nin ölünceye kadar hiç yıkanmadığı ve elbiselerini hiç çıkarmadığı anlatılır.

 

Celvetilik:

 

Tarikatın inancı: Bayramiliğin kolu Sünni tarikat. Tanrı´nın 7 adı, 7 derecedir, her 7 ad bir yükselme aşamasıdır. Aziz Mahmut Hüdai tarafından kurulmuştur.

 

Cerrahiyye:

 

Tarikatın inancı: Halvetiliğin bir kolu. Halvetilere bakınız. 17. Yüzyıl´da 9 stanbul´da Nurettin Cerrahi tarafından kurulmuştur.

 

Edhemiyye:

 

Tarikatın inancı: Dünyayı, ahreti, varlığı ve sonunda da bırakmayı bırakmak gerekir. Bektaşilerce özümsenmiştir. 8. Yüzyıl´da 9 brahim Edhem tarafından kurulmuştur.

 

Eşariyye:

 

Tarikatın inancı: Sünnet mezheplerinin en büyüğü. Peygamberin yaptıkları ve söyledikleri dışında, herşey geçersizdir. Herşeyi Tanrı belirlemiştir, gerçekleri akıl algılayamaz ve duyular aldatıcıdır, sadece inanç geçerlidir. 9 slam felsefesine karşı çıkan bir tarikattır.

 

Gazzaliyye:

 

Tarikatın inancı: Gazali´nin tarikatı; aklın yanıltıcı olduğuna, ancak inancın gerçeğe ulaşabileceğine inanılır, din inanca dayandığı için, felsefeden üstündür, 9 slamiyet´le bağdaşmayan felsefe saçmadır, bilgi vahiy ve ilhamla kazanılır, imanla akıl arasındaki çelişkileri tasavvuf çözebilir. 12. Yüzyıl´da kurulmuştur.

 

Halvetilik:

 

Tarikatın inancı: Zikre dayalı Sünni tarikat. En çok kol ve tarikat üreten inançtır. Dünyadan el etek çekilmelidir, sürekli tövbe edilmeli, salavat getirilmeli ve Tanrı´nın 7 adı zikredilmelidir, 7 sayısı uğurludur.

 

Kaadiriyye:

 

Tarikatın inancı: Gizemciliğe dayanan Sünni tarikat. Zikir yoluyla Tanrısal sırlara ulaşıldığına inanılır. Yirmiden fazla kol türetmiştir. Kurucu Geylani´nin kerametlerine inanılır; Geylani bir yıl yemeden, içmeden yaşamış, Azrail´e kafa tutmuştur, sesi diğer ülkelerden duyulmuştur. Bu tarikat Sünni tarikatlar içinde en etkin olanlarındandır ve Türkiye´de sürdürülmektedir. 12. Yüzyıl´da Abdülkadir Geylani tarafından kurulmuştur.

 

Nurculuk:

 

Tarikatın inancı: Temeli Nakşiliğe dayanan 9 slami görüş, bazılarına göre dinsel bir devlet amacını güden bir dindir. Nedeni bazı yönlerden Müslümanlıkla çatıştığı düşüncesidir. Nursi´nin yazdığı "Nur Risaleleri" Kuran´ı zamana göre yorumlama iddiasındadır, Saidi Nursi kendisini 9 slam´ın reformcusu olarak kabul eder ve bazı Nurculara göre Risale-i Nur Kuran eş düzeydedir. Laikliğe, milliyetçiliğe, kaderciliğe, dünya düzenine karşıdırlar, önemli olan dünya ötesi yaşamdır. Önemli olan din hukukudur. Atatürk döneminde ve sonrasında büyük olaylara neden olan Nurculuk, günümüzde de çok önemli bir konumdadır ve tartışılmaktadır. Şeşitli fraksiyonları vardır. 1950´lerden sonra Bitlis´li Saidi Nursi veya Kürdi tarafından kurulmuştur.

 

Rufaiyye:

 

Tarikatın inancı: Sünni tarikat; Kuran ve Hadis´e yorumsuz uyulur; temel ilke riyazet yani ruh ve beden eğitimidir, ateş ve cam yemek, şiş saplamak gibi marifetler bu eğitimin üst düzeyidir. Ruh ve beden isteklerinden arınılması gereklidir. 12. Yüzyıl´da Irak´da Ahmet Rıfai tarafından kurulmuştur.

 

Safaviyye:

 

Tarikatın inancı: 9 ran tarikatı; yılın belli günlerinde özel yerlere kapanılıp çile çekilir, Şii inançlar benimsenmiştir, Hz. Ali´nin torunu Hüseyin´in soyundan geldiklerine inanırlar, devletleşen önemli bir tarikattır.

 

Sühreverdiyye:

 

Tarikatın inancı: Kaadiriliğin bir kolu; Irak, Afganistan ve Hindistan´da yaygındır, birçok kol türetmiştir. 11. Yüzyıl´da Şihabüddin Ebu Ömer Sühreverdi tarafından kurulmuştur.

 

Süleymancılık:

 

Tarikatın inancı: Nakşibendiler´den çıkmıştır; Kuran´dan başka yaşa yoktur; dinsel bir devlet kurulmaladır; aralarında kurucularının Tanrı ile konuştuğuna inananlar ve devlet görevinde çalışmayı haram sayacak kadar şeriat yanlıları da vardır. Halen etkin ve yaygındır. 1940´larda Türkiye´de Süleyman Hilmi Tunahan tarafından kurulmuştur.

 

Şaziliyye:

 

Tarikatın inancı: Tunuslu Sünni tarikat; zikirden başka kural yoktur, şeriat kesindir, çok çeşitli kollara ayrılmıştır, Allah´tan korkma, Peygamber´in sünnetine kesin bağlı olma, insanlardan iyilik veya kötülük beklememe, her işi Allah´a bırakma ve kaderde olduğu gibi sevinçte de Allah´a sığınma gibi beş ana ilkesi vardır. Günümüzde de vardır, II. Abdülhamid tarafından Türkiye´ye de getirilmiştir. 13. Yüzyıl´da Abdullah Şazili tarafından kurulmuştur.

 

Ticanilik:

 

Tarikatın inancı: Kaadiri-Nakşi sentezi tarikat. 1950-60 Türkiyesi´nde çok etkili olmuştur. 18. Yüzyıl´da Fas´da Ahmed Ticani tarafından kurulmuştur.

 

Yeseviyye:

 

Tarikatın inancı: Sünni tarikat. Türkistan Türkleri tarafından kurulmuştur. 15. Yüzyıl´dan sonra Anadolu´ya girmiştir, zikre, sünnete bağlıdırlar. Kurucu Yesevi Bektaşiler tarafından da benimsenmiştir. 12. Yüzyıl´da Ahmet Yesevi tarafından kurulmuştur.

 

Din - Siyasi Görüş ve sosyal örgütlenme çizgisindeki islami görüşler;

 

Ahilik:

 

Ahilik, çeşitli tanımlamalarla anlatılmıştır. Aslında dinsel bir tarikat veya sanıldığı gibi bir esnaf örgütü olmadığı ileri sürülür. Bir anlamda, batıdaki şövalyelik sisteminin bir karşıtı olarak düşünülebilir, kahramanlık ve ezilene yardım, ezene ceza ilkeleri temeldir. Ahiler, ortak kazanır ve ortak yerler, birbirlerine "kardeş" derler. Masonlara benzeyen gizlilik ve sır anlayışları vardır; dört ana ilke Ahiliğin temelidir; 1-Güçlüyken bağışla. 2-Kızgınken yumuşak ol. 3-Düşmanına iyilik et. 4-Muhtaç olsan bile, başkalarına ver. Ahilik, "Futuvva" adıyla, 13. Yüzyıl´da Abbasi döneminde kuruldu ve Selçuklu döneminde Anadolu´da gelişti. Osmanlı Devleti´nin kuruluşunda çok önemli bir oynadılar ama zamanla güçlenen Osmanlılar, Ahilerin siyasi güçlerini yok ettiler. Töreleri ve gelenekleri Anadolu´da hala sürmektedir.

 

Alevilik:

 

Kısaca Hz. Ali´den yana olanlar olarak tanımlanabilir. Hz. Muhammed´in ölümünün hemen ardından, Ali´yi tutanlar "Şia", karşı olanlar ise "Havariç" adları altında toplandılar. Alicilik, gizemcilik içerir ve düşünsel bir öğreti olarak gelişmiştir. Hz. Ali "Allah´ın Dostu-Veli"dir ama o zaman bir Nebi olan Hz. Muhammed´den üstte bir konuma geldiği öne sürülür. Hz. Ali´nin imamlığı ve gizemciğili, Peygamber´in sözlerinden kaynaklanır. Aslında siyasi bir parti Şiilik´ten türeyen Gaaliye kolunda, Hz. Ali Tanrılık düzeyine kadar çıkarılır. Şok çeşitli kollara ayrılmıştır. Özetle, Alevi öğretisi iç çatışmalarla bölünmüştür. Günümüzde güçlü ve etkin bir toplumdur ama bir tarikat olarak görülemez, daha çok siyasi bir görünüm vermektedir.

 

Şiilik:

 

Peygamber´in yerine Hz. Ali´nin, sonra da soyunun geçmesi gerektiğine inanan siyasi-dini parti. Halifelik veraset yoluyla olur, din ve devlet başkanlığı birdir, Halife veya temsilcisi olan i mam günahsızdır, yaptıkları günah değildir, Kuran´ın gizli anlamlarını ancak imam açıklayabilir, görünen tüm varoluş Tanrı´nın görünümüdür. Bugün İran´da, Irak´da ve hatta Türkiye´de vardır. İran´ın imami yönetiminin temelinde Şii siyasi sistemi bulunmaktadır.

 

Haricilik:

 

Tarikatın inancı: Tarikat değil, İslamiyet´in iki büyük partisinden biridir. Hz. Ali´yi terk edenleri temsil eder, önceleri siyasi bir çizgi içeren Haricilik, sonra dini görüşler de vaaz ederek bir mezhebe dönüşmüştür. Kendiliğinden olmayanları dinsiz sayarlar, doğru yoldan çıkan liderlerle baş kaldırırlar.

dır

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest secret shadow

çok güzel bir derleme olmuş eline sağlık

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest natilyus81

tarikat ve mezhepler biribirne girmiş

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest crowley

ellerine sağlık çok güzel olmuş :D

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest HERO

Mezhepler,tarikatler, doğru istikamet üzere olanlar ve sapık fırkalar birbirine karışmamıştır. Kasıtlı olarak karıştırılıp sunumda öyle gösterilmektedir...

 

Bir günde bu konularda her şeyin karman çorman, saptırılmış olmadığı bir şey görsek... Daha önceleri ''Acaba ben bazı kişiler hakkında sui zanmı yaptım diye..?'' diye düşünüyordum.

Görüyorumki aslında hüsnü zanda bile sayılırmışım...

İslamla oynayın , mantığınıza (nefsinize) hoş gelen yazıları bulup delil diye arşiv yapın, arada sizlerde yazın çizin , değiştirin , bozun, ekleyin, çıkarın, bölün, çarpın toplayın, ters düz edin sonrada '' Çok güzel olmuş...'' diye birbirinizi alkışlayın...

Birisi deliller sunup, sorular sorup uyarırsa MESAJINI SİLİN , olmadı üzerine çullanın, sus cezası verin olmadı banlayın...

Anormal bir şey yok. Sözlerle inkar edilsede, aslında herkes özüne uygun yolda GİDİYOR...

 

 

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِآيَاتِ اللّهِ لَهُمْ

 

عَذَابٌ شَدِيدٌ وَاللّهُ عَزِيزٌ ذُو انتِقَامٍ إِنَّ اللّهَ لاَ يَخْفَىَ عَلَيْهِ

 

شَيْءٌ فِي الأَرْضِ وَلاَ فِي السَّمَاء

 

2/ 4-5

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest

sayın HERO yönetimle ilgili sorununuzu yönetimle görüşerek çözmeye çalışın ve FORUM KURALLARINI dikkatli okuyun. Yapılan her yoruma saygımız vardır kuralları aşmamak kaydıyla..

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest majisyen
Mezhepler,tarikatler, doğru istikamet üzere olanlar ve sapık fırkalar birbirine karışmamıştır. Kasıtlı olarak karıştırılıp sunumda öyle gösterilmektedir...

 

Bir günde bu konularda her şeyin karman çorman, saptırılmış olmadığı bir şey görsek... Daha önceleri ''Acaba ben bazı kişiler hakkında sui zanmı yaptım diye..?'' diye düşünüyordum.

Görüyorumki aslında hüsnü zanda bile sayılırmışım...

İslamla oynayın , mantığınıza (nefsinize) hoş gelen yazıları bulup delil diye arşiv yapın, arada sizlerde yazın çizin , değiştirin , bozun, ekleyin, çıkarın, bölün, çarpın toplayın, ters düz edin sonrada '' Çok güzel olmuş...'' diye birbirinizi alkışlayın...

Birisi deliller sunup, sorular sorup uyarırsa MESAJINI SİLİN , olmadı üzerine çullanın, sus cezası verin olmadı banlayın...

Anormal bir şey yok. Sözlerle inkar edilsede, aslında herkes özüne uygun yolda GİDİYOR...

 

 

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِآيَاتِ اللّهِ لَهُمْ

 

عَذَابٌ شَدِيدٌ وَاللّهُ عَزِيزٌ ذُو انتِقَامٍ إِنَّ اللّهَ لاَ يَخْفَىَ عَلَيْهِ

 

شَيْءٌ فِي الأَرْضِ وَلاَ فِي السَّمَاء

 

2/ 4-5

 

hero bizim elimezden gelen budur eğer sende yüksek bilgilerinle bizi bilgilendirirsen seviniriz yazılan yazılara olumsuzdur yanlıştır demek yerine doğrularını yazarsın bizde okur hatalarımızı anlarız oturduğun yerden bişey üretmeden yapılan emeklere olmamış demek kolay ortaya sun emeğini sende doğru bildiklerini yaz yoksa nazımında dediği gibi sen yanmazsan ben yanmazsam nasıl çıkar bu karanlıklar aydınlığa...anladın sen onu

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest natilyus81

HERO´isimli üyeden Alıntı

Mezhepler,tarikatler, doğru istikamet üzere olanlar ve sapık fırkalar birbirine karışmamıştır. Kasıtlı olarak karıştırılıp sunumda öyle gösterilmektedir...

 

ilk defa bir konuda hemfikiriz:Dşaşırdımmm:rolleyes:

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest majisyen

yazıyı okumuş olsaydınız tarikat olanlarda tarikat meshep olanlarda meshep ve ayrı din sayılanlarda ayrı din yazdığını görürdünüz ama işte cevap vermek olsun maksat verin cevabı başlığa ve başlıklara bakın geçin....

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×
×
  • Create New...