Jump to content
Sign in to follow this  
Guest Suzie

Tampliyelerin Öyküsü - II

Recommended Posts

Guest Suzie

Tampliyelerin Öyküsü - II

 

Kan ve Ateşle Sınav ......

Derleyen: Thamos (Geometri)

 

Kutsal Topraklar'da Dostlar ve Düşmanlar

(1) "Ölüme Gel"

 

"Tampliye şövalyeleri askeri mimarlıkta da çok başarılıydılar. Özel olarak inşa ettikleri, Filistin ve çevresindeki kalelerinin fethedilmesi neredeyse olanaksızdı. Bu önemli kaleler arasında en önde geleni Atlit kalesi (Chateau Pelegrin - Hacılar Şatosu) idi. Bu kale, 1218 yılında Tampliyelerin onikinci Büyük Üstadı William of Chartre tarafından inşa ettirilmişti..."

 

Graham Hancock - The Sign and the Seal

 

 

 

"Haşişi topraklarına en yakın olan kaleler, 1152 yılında Tampliyelere Kudüs kralı tarafından bağışlanmış olan Tortosa kalesi ve Beyaz kale (Chastel Blanc) idi."

 

"Ciddi ve manevi değerlere çok saygılı kişiler olan Tampliyeler, yitik bir yetkinlik biçimini eskilerde arayıp, duygusal ve nostaljik bir şövalye düzeni ülküsünü gerçekleştirmek amacındaydılar. Kendi cesaret, bağlılık ve dini emellerinin bilincinde olan bu kişiler, Haşişi'lerin yöntem ve amaçlarını kendilerine yakın bulmazlık edemezlerdi. Haşişi'leri ve Tampliyeleri oluşturan benzer bir insan kaynağı vardı: din dışı yaşamda bir etkinlik üstlenme fırsatları olmayan, asilzadelikten uzak, taşralı alçakgönüllü toprak sahipleri. Başarıları, her iki tarikatın da baskıcı hiyerarşik yapısı ve katı kuralları altında, kendi kişisel ve dinsel kimliklerini ısrarla aramalarından kaynaklanan, yeni tür maceracılardı bunlar."

 

"Tampliye örgütündeki, "birader, çavuş ve şövalye" sıralaması, Haşişi'lerdeki "lazik, fedai ve refik" düzeninin eşiydi. Tampliye şövalyelerinin, kırmızı haçla bezenmiş beyaz pelerinlerine karşılık, onların Haşişi'lerdeki eşdeğeri olan refikler beyaz üzerine kırmızı çizgileri olan bir pelerin giyerlerdi."

 

"İki tarikatın yüksek dereceleri de, dikkat çekecek kadar benzeşmekteydi. Tampliyelerin "prior (önder), baş prior ve üstad" ünvanları, "dai, büyük dai ve şeyh" derecelerine denk düşüyordu. Bu bakımdan, Tampliyelerin tüzüğünü St. Bernard hazırlarken, hiyerarşik yapının sonradan ve çok farklı bir kaynaktan aktarıldığını gözden kaçırmamak gerekir."

 

Edward Burman, The Assassins - Holy Killers of Islam

 

 

 

"Kutsal Topraklarda, silahlı Tampliye şövalyelerinin sayısı, çavuşlar da dahil edilse bile, hiç bir zaman üçyüz kişiyi aşmamıştır. Ancak, bu vurucu birlikler hemen her zaman, sıradan askerler, at uşakları ve paralı Türk askerlerle desteklenmişlerdir. Bu nedenle, büyükçe kalelerde çekirdeğini 50-60 şövalye ve çavuşun oluşturduğu, 400-500 kişilik bir garnizon bulunurdu."

 

Peter Partner, The Murdered Magicians

 

 

 

"Haşişi kaleleri, etrafı surlarla çevrili bir binalar topluluğu olup, surların en zayıf noktasında bir kule bulunan, ele geçirilmesi zor korunaklardır. Aslında, bu kaleler savunma amacından çok, yapılacak operasyonlara bir üs oluşturmak görevini yerine getirirler. Hülagu'nun yaklaşık bir yüzyıl sonra Alamut'a karşı kullanacağı gelişmiş kuşatma araçlarının olmadığı bu dönemde, Suriye'de bulunan Haşişi kaleleri oldukça küçük ve İran'daki kalelerin doğal korumasından yoksundu. Tampliye ve diğer haçlı tarikatlarının, Haşişi'lerden aktarıp geliştirdikleri strateji, kalelerin, toprak kontrolü ve düşman birliklerinin yolunu kesme görevinden çok, sömürgeleştirici işlevleriydi."

 

Edward Burman, The Assassins - Holy Killers of Islam

 

 

 

"Haşişi'lerin Suriye kolunun Tampliyelere ödediği ünlü üçyüz altın olayı, hiç bir zaman çözülememiş sırlardan biridir. Bir görüş, bu tutarın Hıristiyanlara haraç olarak ödendiğini ileri sürer.

 

Bir diğer görüş ise, bu ödemeyi, büyük örgütün küçüğüne destek olması şeklinde yorumlar.

 

Haşişi'leri, fanatik Müslümanlar ve bu nedenle, kendi inançlarına göre kafir olan kişilerle asla işbirliğine yanaşmayan insanlar olarak düşünenler büyük yanılgı içindedirler. Zira, Haşişi'ler için, herşeyin doğrusunu sadece Şeyh-ül Cebel (Raşid-el Din Sinan; 1162-1193 arası Suriye Haşişi'leri şeyhi) bilir ve Kutsal Topraklarda Allah adına haçlılarla savaşan diğer Müslümanlar, Haşişi öğretisine yanaşmadıkları sürece, en az haçlılar kadar güvenilmez ve kötüdürler."

 

"...Selahaddin Eyyubi, 3 Temmuz 1187 Cuma sabahı, şafakla Hittin yakınlarında saldırıyı başlattı. Savaş sonunda, aralarında Kudüs kralının da bulunduğu, otuzbin haçlı esir edilmişti. Müslüman belgelerinde, esirler arasında hiçbir Tampliye'den söz edilmez. Oysa, o günlerde, Selahaddin'in ünlü savaş narası "Ölüme koşun, Tampliyeler!" herkes tarafından bilinmektedir. Halbuki, Hıristiyan tarihçiler, Tampliye Büyük Üstadı Gerard de Ridefort'un da esir düştüğünü bildirmektedir. "Gerçek imanın ışığına" dönmeleri koşuluyla, Selahaddin tüm esirlerin yaşamlarının bağışlanacağını söyler. Tümü reddederler ve Büyük Üstad dışında, herkesin başı vurulur."

 

"Bir başka sav, bir grup Tampliye'nin saf değiştirip, Müslümanlara katıldığı ve onların soyundan gelenlerin bugün kuzey Arabistan'da yaşayan Salibiyye (haçlılar) kabilesi olduğu biçimindedir."

 

John J. Robinson, Born in Blood

 

 

 

Gustave Dore - Onursuz Barış

 

Aslında bir Tampliye olduğu düşünülen bir trubadurun (gezgin ozan) Provensal lehçesi ile kaleme aldığı şiirinde, 1265 yılında "feci bir şekilde yitirilen bir çok kale ve kent" (özellikle, Kayseriye kenti ve Arsuf kalesi) konu edilmektedir:

 

"Acı ve azap öyle yüreğimi doldurdu ki, kendi canıma kıymayı düşünüyorum. Haçta can veren adına, haçta şerefle can vermeyi ben de istiyorum. Ne Kutsal Haç, ne de O'nun adı, bizleri bu lanet Türklerden koruyamıyor. Aslında, Tanrı'nın Türkleri desteklediği aşikar. Tek bir saldırı ile Kayseriye'yi aldılar. Güçlü Arsuf kalesi de düştü. Tanrım, ne zor bir yola saldın, Arsuf duvarları arasında sıkışıp kalan şövalyeleri. Ne yazık! Suriye krallığı öyle bir yitip gitti ki, eski gücü darmadağın oldu.

 

"Türklerle savaşmak çılgınlık, İsa bile onlara karşı çıkmıyor. Frank'ları, Tatar'ları, Pers'leri ve Ermeni'leri yok ettiler. Ve her gün bize yeni yenilgiler tattırıyorlar. Bizim koruyucu Tanrı'mız uykuda ve Muhammed (Bafometz) Sultan için tüm gücünü kullanıyor."

 

Ricault Bonomel

 

(2) Akka'nın Düşüşü

 

 

 

"...1291 Yılı Mart ayında, 160,000 piyade ve 60,000 süvariden oluşan muazzam bir Memlük ordusu Akka üzerine yürüdü. En gelişmiş silahlara sahip Müslüman ordusunda, en az 100 kadar mancınık da vardı. Savunmadaki Akka'nın tüm sivil ahalisi 50.000 kişi kadardı ve yalnızca 14,000 düz asker ile 800 süvari savaşçı mevcuttu."

 

"Türk mühendisler sürekli surların ve kulelerin altına lağım kazıp, mayın döşüyorlardı. Bitmez tükenmez mancınık salvoları nedeniyle surlarda yer yer gedikler açılmaya başlamıştı. Ayrıca, kent içine doğru devamlı Rum ateşi ve ok yağmuru vardı. Henri III anlaşma yollarını denedi, ama el-Eşref koşulsuz teslimden başkasına yanaşmadı. 15 Mayıs'a gelindiğinde, ilk sıradaki surlar ve tüm savunma kuleleri tümüyle yerle bir olmuştu. İkinci surların önündeki hendeği kum torbaları, at ve insan cesetleri ile dolduran Memlükler kentin ana kapısına ulaştılar. Develere binmiş 300 davulcunun sürekli çaldıkları davullarla cesaret bulanlar kente girmeyi başardılar. Kentin dar sokaklarından at üstünde saldıran Tampliye ve Hospitalye şövalyeleri bu ilk dalgayı geri püskürtmeyi başardı. Ancak, akşama doğru, gün boyu süren saldırılardan umutlarını yitiren Frank'lar iç kaleye sığınmak zorunda kaldılar. Ertesi gün, kentin limanından, tüm kadın ve çocukları gemilere bindirip, Kıbrıs'a göndermek istediler, fakat ne yazık ki, fırtınalı hava denize açılmaya uygun değildi."

 

war_machinery-1.jpg

Gustave Dore - Haçlı Savaş Makineleri

 

"18 Mayıs Cuma günü, şafaktan hemen önce Sultan el-Eşref genel saldırı emrini verdi. Önce tek bir büyük davul çalmaya başladı, sonra ona katılan yüzlerce davul, borular ve zillerin ürpertici ezgileri saldırı emrini herkese ilan etti. Okçular ve mancınıklar, lanetli kenti sürekli ateş altında tutuyordu. "Neft yağlı oklar yağmur gibi yağarken" Memlük intihar timleri dumandan yararlanarak kentin içine sızdılar"

 

"Akka artık kesin olarak yitirilmişti. Korku içindeki halk; kadınlar, çocuklar ve yaşlılar çaresizce limana koştular. Kral Henri III çoktan denize açılmıştı ve limanda pek az sayıda gemi kalmıştı. Kalabalık sandallarda itiş kakış başladı; yükü fazla olanlar sulara gömüldüler. Tüm bu felakete bir yenisi eklendi ve müthiş bir fırtına başladı. Memlükler bu sırada rıhtıma ulaşıp geride kalanları kılıçtan geçirdiler."

 

"Sağ kalan Tampliye şövalyeleri, deniz kıyısında kendilerine ait olan bir kaleye çekildiler. Çok sayıda kadın ve çocuk da Tampliyelerin kalesine sığınmayı başarmıştı. Tampliyeler bu zavallıları, kendi gemilerine bindirip, Kral'ın filosuna yetişmek üzere yolcu ettiler. Herkes yetecek kadar yer olmadığı için, tüm şövalyeler, hasta ve yaralı olanlar bile geride kaldılar. Son gemilerin yola çıkışına tanık olan bir kişi, sonradan şunları kaleme almıştır: "Gemiler kıyıdan uzaklaşıp, yelken açmayı başarınca, geride kalan tüm Tampliyelerden bir sevinç çığlığı yükseldi..." Bir kaç gün sonra, Sultan el-Eşref pek uygun koşullarla bir barış önerisi gönderdi. Tarikat marşali Pierre de Sevrey, kalede bulunan tüm insanların, mal ve mülkleri ile birlikte Kıbrıs'a gitmesine izin verilmesi karşılığında, kaleyi Memlüklere teslim etmeyi kabul etti. Sayıları yüzü bulan Memlük askeri, hazırlıklar için kaleye alındı ve Sultanın hilalli sancağı burçlara asıldı. Ancak, içeri giren Memlükler tamimiyle disiplinsiz davrandılar ve Hıristiyan kadınlara saldırdılar. Buna çok kızan şövalyeler, kale içindeki tüm Memlük askerlerini kılıçtan geçirdiler. Ölünceye kadar direnmeye yemin eden Tampliyeler, Sultanın sancağını indirip yerine "Beau Seant"ı çektiler. Gece bastırınca Pierre de Sevrey, tarikatın komandanı Thibaut Gaudin ve bir kaç yaralı kişi ile tarikat hazinesi ve kutsal eşyaları bir kayıkla Sayda'ya gönderdi. Ancak, ertesi gün, el-Eşref kendi askerlerinin hatalı olduğunu ve layık oldukları ölümü bulduklarını söyleyerek, çok uygun koşullarla barış önerisini yineledi. Pierre ve bir kaç şövalye görüşmelerde bulunmak üzere kaleden çıktılar. Henüz Sultanın çadırına kadar ulaşmadan, yakalandılar ve derhal idam edildiler. Kalenin duvarları üzerinden olanları gören Tampliyeler kapıların ardına eşya yığarak mücadeleye devam ettiler, fakat Müslüman lağımcıların surların altına kadar ilerleyen büyük bir lağım kazmalarını engelleyemediler. 28 Mayıs günü, kelenin kara tarafındaki cephesi çökmeye başladı. İkibin Memlük askeri açılan gedikten kaleye daldılar. Zaten çökmekte olan temele bu ağırlık fazla geldi ve tüm bina büyük bir gürültüyle yerle bir oldu. Memlükler ve Tampliyeler yıkıntının altında kaldılar."

 

"...İsa'nın Fakir Şövalyeleri"nin son uğraşı olan, Kilise'nin tefecilik karşısındaki tutumunu değiştirme çabaları tam anlamıyla ekonomikti. Kapitalizmin doğuşuna, Tampliyelerden başka hiçbir Ortaçağ kurumu bu denli katkı göstermemiştir. Ancak, tüm bunlara karşın, Tampliyeler, finans uzmanları olarak anımsanmaktansa, Akka kahramanları olarak belleklerde kalmaya layıktırlar. İsa adına, tüm o çağdaki Hristiyanlığı bile huzursuz edecek kadar olağanüstü bir biçimde ölüme atılan kardeşler olarak anımsanacaktırlar."

 

Desmond Seward, The Monks of War

 

dır..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...