Jump to content
AHFA

Rahmani mi? Şeytani mi?

Recommended Posts

Cezbe ve vecdleri Rahmani. sadece gelenekleri farklı olduğu için alışılmadık. garip geliyor.

 

rahmani de olsa cezbe vecdleri bazı insanların inkarını arttırıyor...silsilelerine baktım müceddidi silsilesi...bazılarının letaifleri aleni çalışıyor..

 

merak etiğim bir konuda hindistan büyük evliyasından İmam Rabbani,Muhammed Masum,Abdullah Dehlevi(ks) hz.nin zamanında da ortamlar bu şekilde miydi?

Share this post


Link to post
Share on other sites

evet, letiflerin çok sırrı vardır. esrar, eroin gibi şeytani şeylerin sağladığı sekr halinin helal biçimleri bazı letaiflerin ileri derecelerinde gizli olarak vardır. bunlar hep evliyaların kaddesallahu sırrahu sözleriyle takdis edilir ve onlarca gizlenir. bu videodakiler onlara ulaşamamışlardır. bunlar yetmişlik rakının pozitifi sayılır. çünkü bunlar cehri zikir sahipleri. dereceleri biraz düşük olurlar haliyle onlara göre. hatta epey düşük. tabii müritleri değil şeyhi kasdediyorum. çeşti veya suhreverdi olsa gerek bunlar. şeyhin letaifleri alenen çalışıyor. aslında çalışan sadece kalp letaifi. şeyhin derecesi çok düşük. ama kalp letaifi çok müthiş hareket ediyor ve bütün vücudunu sarmış. bçylesini ilk defa görüyorum ve bunu daha yakından tetkik için şeyhin yanında olmayı çok isterdim. kalp letaifi ile müritlerini kucaklamış. müritler bu yüzden kendinden geçmişler. yani tasarruf çok üst düzeyde. cezbe ve vecd halleri rahmani.

 

Nakşibendilerde böyle şeyler gizlenir. zaten hatme-i hacegan hafidir. şeyh hiç bir zaman böyle şov yapmaz. tabii bize göre çok anormal ama onlar cezbe ve vecd halindeler.

 

bu çok basit ve halka hitap eden bir tarikat. para da bu cezbe ve vecd halini artırıyor. nasıl düğünler de böyle olur ya bizde. havaya atılan para milleti coşturur. şeyh parayı cezbe ve vecd için kullanıyor. evet çalışan sadece kalp letaifi, ama nasıl tek motorlu bir araba son sınırıyla çalışırsa öyle. ondan halkı tam sarmış. tüm vücut sarsılsa da bu diğer letaiflerin çalışmasına benzemiyor. evet çoşkunun sırrı bu.orda olmayı çok isterdim. çünkü bu derece kalp letaifi çalışan bir şeyhin tasarrufunu merak ediyorum. kalbin sınırı yok.bu şeyh bu işte çok ileri gitmiş.

Share this post


Link to post
Share on other sites

bnm bildiğim kamil mürşid cezbesi az olanın cezbesini artırdığı gibi ,cezbesi fazla olanın da cezbesini alır..yol almaya,sülüke devam edebilsin diye..kalb haricindeki sair letaif çalıştığında dışardan belli olmaz mı, kalb bedene en yakın letaiften olduğu için mi çalıştığını belli eder? bu şeyh bu işte ileri gitmiş derken kasdınız şu mu; adema.s meşrebindeyse kalb latifesinde fena buluyor, bazıları mesela Muhammedi(asm) meşrebdeyse ahfa latifesinde vuslata eriyor veya başka peygamberin meşrebindeyse diğer letaifte fena buluyor..bu şeyh adem a.s.meşrebinde diyebilir miyiz?

 

inş. çok soru sorarak sizi sıkmıorumdur..

Share this post


Link to post
Share on other sites
bnm bildiğim kamil mürşid cezbesi az olanın cezbesini artırdığı gibi ,cezbesi fazla olanın da cezbesini alır..yol almaya,sülüke devam edebilsin diye..kalb haricindeki sair letaif çalıştığında dışardan belli olmaz mı, kalb bedene en yakın letaiften olduğu için mi çalıştığını belli eder? bu şeyh bu işte ileri gitmiş derken kasdınız şu mu; adema.s meşrebindeyse kalb latifesinde fena buluyor, bazıları mesela Muhammedi(asm) meşrebdeyse ahfa latifesinde vuslata eriyor veya başka peygamberin meşrebindeyse diğer letaifte fena buluyor..bu şeyh adem a.s.meşrebinde diyebilir miyiz?

 

inş. çok soru sorarak sizi sıkmıorumdur..

sadece kalp letaifi böyle çalıştığı dışarıdan belli olur. normalde tarikatler böyle yukarı doğru bir seyir alır. daha doğrusu bunu amaçlar. yani amaç tüm letaifleri harekete geçirmektir. bu şeyhte ise yatay bir şeyir almış, yani sadece kalp letaifini çalıştırmış, çalışmanın da ötesinde bunda çok ileri gitmiş. ben buna çok şaşırdım. bu sayede müritleri üzerinde çok büyük bir tasarrufa ulaşmış. zira sofilerin yüzde 99'99'u bu kalp dairesi içerisindedir. tabii nakşibendi ölçülerinde kamil bir mürşit değil. ama bu haliyle bütün müritlerine çok etkili tasarrufta bulunmaktadır. kendi çapında hayranlık uyandıran bir şeyh. müritlerine de çok çok büyük katkı sağlayan bir şeyh.

 

tabii tarikatte amaç nefsi islah olduğu için bunlarda bu gerçekleşmez. bu halleri ile asla nefsin mutmainne makamına ulaşamazlar. sadece bu şekilde çok cezbeli ve vecdli halleri ile sov yaparlar. bunlar İslama büyük zarar verir tabii.

 

Evet mıknatıs demir tozlarını nasıl çekerse genellikle aynı niteliklere sahip sofiler de aynı özellikleri paylaştığı şeyhin etrafında toplanırlar. bunlar cezbesi olup da süluğu (nefis mertebelerini kat etmeğe müsait) bulunmayan kesim olsa gerek. yani bunların tarikatta yükselmeleri pek mümkün değildir. tabii bir videodan bu düşüncelere ulaşmak bir ön yargı veya varsayımdan öte değildir. yanlarında yakından incelemek gerek.

 

şeyh inşaallah alimdir de şeriat sınırları dışına çıkmıyordur. yoksa böyle bir topluluğu idare etmek çok zordur. tabii bizde bunun bir örneği yok.

Share this post


Link to post
Share on other sites
sadece kalp letaifi böyle çalıştığı dışarıdan belli olur. normalde tarikatler böyle yukarı doğru bir seyir alır. daha doğrusu bunu amaçlar. yani amaç tüm letaifleri harekete geçirmektir. bu şeyhte ise yatay bir şeyir almış, yani sadece kalp letaifini çalıştırmış, çalışmanın da ötesinde bunda çok ileri gitmiş. ben buna çok şaşırdım. bu sayede müritleri üzerinde çok büyük bir tasarrufa ulaşmış. zira sofilerin yüzde 99'99'u bu kalp dairesi içerisindedir. tabii nakşibendi ölçülerinde kamil bir mürşit değil. ama bu haliyle bütün müritlerine çok etkili tasarrufta bulunmaktadır. kendi çapında hayranlık uyandıran bir şeyh. müritlerine de çok çok büyük katkı sağlayan bir şeyh.

 

tabii tarikatte amaç nefsi islah olduğu için bunlarda bu gerçekleşmez. bu halleri ile asla nefsin mutmainne makamına ulaşamazlar. sadece bu şekilde çok cezbeli ve vecdli halleri ile sov yaparlar. bunlar İslama büyük zarar verir tabii.

 

Evet mıknatıs demir tozlarını nasıl çekerse genellikle aynı niteliklere sahip sofiler de aynı özellikleri paylaştığı şeyhin etrafında toplanırlar. bunlar cezbesi olup da süluğu (nefis mertebelerini kat etmeğe müsait) bulunmayan kesim olsa gerek. yani bunların tarikatta yükselmeleri pek mümkün değildir. tabii bir videodan bu düşüncelere ulaşmak bir ön yargı veya varsayımdan öte değildir. yanlarında yakından incelemek gerek.

 

şeyh inşaallah alimdir de şeriat sınırları dışına çıkmıyordur. yoksa böyle bir topluluğu idare etmek çok zordur. tabii bizde bunun bir örneği yok.

 

İmam Rabbaninin mektubatındaki bu kısım sizin sözlerinizi teyid etmekte.Buraya ekleyeceğim İmam rabbaninin mektubatından alıntıdır, İmam Rabbaninin cezbe ve kalb makamı ile ilgili bu sözlerini daha iyi anlamama,tefekkür ve belki tedebbür edbilmeme vesile oldunuz...tşkkr ederim,Mevla razı olsun...

 

"""MA’RİFET 2: Erbâb-ı kulûb meczûbları, kalb makâmında yerleşince ve o makâmın ma’rifetine ve şü’ûruna kavuşunca, tâliblere fâideli olabilirler. Bunların yanında bulunanlarda, kalbin çekilmesi ve muhabbeti hâsıl olabilir. Fekat kendileri, kemâle yetişmiş olmadıkları için, yanında bulunanlar da olgunlaşamazlar. (Nâkısdan kâmil gelmez) demişlerdir. Bunlar, yanındakileri kavuşduramaz iseler de, sülûk erbâbından dahâ fâideli olurlar. Çünki, sülûkün sonuna varsalar ve müntehîlerin cezbine kavuşsalar da, (Seyr-i anillah-i billah) ile, kalb makâmına indirilmemişlerdir. Bu âleme döndürülmemiş olan müntehî, başkalarını yetişdirmek, onlara fâide vermek makâmına mâlik olmaz. Onun âleme teveccühü, bağlılığı kalmamışdır ki, fâide verebilsin. Kendisine uyulan kimse, bir geçiddir. Çünki, geçid makâmı olan, kalb makâmına inmişdir. Rûhdan ve nefsden fâidelenmekdedir. R

 

Rûh yolu ile, yukarıdan istifâde etmekde, nefs yolu ile aşağıya fâide vermekdedir. Onun Allahü teâlâya teveccühü ile insanlara teveccühü bir aradadır. İkisinden biri, ikincisine perde olmaz. İfâdeyi ve istifâdeyi birlikde yapmakdadır. Tesavvuf büyüklerinden birkaçı şeyhin bir geçid olmasına, Hak ile halk arasında aracı olmasıdır diyorlar. Teşbîhi ve tenzîhi kendinde toplamışdır diyorlar. İyi bilmelidir ki, geçid olmağı böyle anlamak sekrden ileri gelmekdedir. Rehberlik ise, sahv hâlidir. Şü’ûrlu olmakdır. Öyle sözler, bu makâmına yakışmaz. Çünki bu makâmda, onların nefsleri, rûhun her tarafı kaplayan nûrları içindedir. Nûrların içinde bulunması, sekre sebeb olmuşdur.

 

Kalbin geçid olması makâmında ise, nefs ve rûh birbirinden ayrılmışdır. Bundan dolayı, burada sekr olamaz. Burada, da’vet makâmına uygun olan sahv vardır.Olgun olan zâtı kalb makâmına indirdikleri zemân, geçid gibi olduğu için, âlemle bağlılık hâsıl eder. Yaradılışı uygun olanları yetişdirir. Hâlleri değişmiyen meczûbun da, kalb makâmında bulunduğu zemân, âlemle bağlılığı vardır. Tâliblere teveccüh eder. Kalbin çekilmesi ve muhabbeti olsa bile, çekilmeğe ve muhabbete kavuşmuşdur. Bundan dolayı, tâliblere fâideli olur.

 

Şunu da bildirelim ki, hâli değişmeyen meczûbun verdiği fâide mikdârı, geri dönmüş müntehînin yapdığı fâideden dahâ çokdur. Müntehînin fâidesi ise, meczûbun fâidesinden dahâ kıymetlidir. Çünki geri dönmüş müntehînin âlem ile bağlılığı var ise de, bu bağlılık, görünüşdedir. Doğrusuna bakılırsa, âlemden ayrıdır. Asla doğrudur. Onunla bâkîdir. Meczûb ise, âleme sıkı bağlıdır. Âlemin bir parçasıdır.

 

Âlemin bâkî olduğu bekâ ile bâkîdir. İşte bunun için, tâlibler, meczûba tâm yakındırlar. Bunun için, ondan dahâ çok fâide hâsıl ederler. Geri dönen müntehîden ise, dahâ az istifâde ederler. Fekat vilâyet kemâllerinin mertebelerine yükselmek, ancak müntehînin yardımı ile olur. Bundan dolayı, müntehîden istifâde etmek dahâ kıymetlidir. Bundan başka, müntehînin hakîkatde himmeti ve teveccühü yokdur. Meczûbun ise, himmet ve teveccühü vardır. Himmet ve teveccüh ile tâlibi ilerletir ise de, kemâle ulaşdıramaz.

 

Şunu da bildirelim ki, tâliblerin meczûblardan edinecekleri teveccühün sonu, rûhun unutmuş olduğu eski teveccühüdür. Bunların sohbetinde, rûh eski teveccühünü hâtırlar. Kalbin teveccühünde, eski teveccüh de birlikde hâsıl olur. Müntehîlerin sohbetinde hâsıl olan teveccüh böyle değildir. Eskiden bulunmıyan yeni bir teveccühdür. Rûhun fenâsından belki de (Hakkânî vücûd) ile Bekâsından sonra hâsıl olan bir teveccühdür. Bundan dolayı, birinci teveccüh kolay hâsıl olur. İkinci teveccüh güc hâsıl olur. Kolay olan, çok olur. Güç olan, dahâ az olur. Bunun için, demişlerdir ki, cezbe hâsıl etmek için şeyhin fâidesi olmaz. Çünki, o bağlılık önceden var idi.

 

Rûh bedene gelince unutuldu. Hâtırlatmak, uyandırmak lâzım oldu. Bunu hâtırlatan zâta, (Öğretici) denir. (Yetişdirici) denmez. Sülûk konaklarında ilerletmek için yetişdirici şeyh lâzımdır. Onun yetişdirmesi lâzımdır. Yetişdiricilerin, hâli değişmiyen böyle meczûblara, tâlibleri yetişdirmek için izn vermesi uygun değildir. Bunları kemâle erdirmek, yetişdirmek için bırakması doğru olmaz. Çünki, tâlibler arasında yüksek yaradılışlı olanlar vardır. Olgunlaşacak ve başkalarını da yetişdirebilecek yükseklikde yaradılmışlardır. Bunlar, böyle bir meczûbun eline düşerse, yaradılışlarındaki olgunlaşma kuvvetleri yok olabilir. Yükselmez olurlar.

 

Buğday yetişdirmeğe elverişli bir toprağa, iyi buğdayın sağlam tohumu ekilirse, toprağın kuvvetine göre iyi buğday elde edilir. Kötü buğday tohumu veyâ nohud ekilirse, iyi buğday vermek şöyle dursun, toprağın yetişdirme kuvveti bozulur. Eğer bir meczûba izn vermekde fâide görür ve onun tâliblere fâideli olacağını anlarsa, onun tâlibleri yetişdirmesini birkaç şarta bağlar. Bunlardan biri, tâlib onun yetişdirme yoluna uygun olmalıdır. Onun yanında tâlibin yaradılışındaki kuvvet bozulmamalıdır. Kendi nefsi de, bu başkanlıkdan dolayı taşkınlık yapmamalıdır. Çünki nefsi tezkiye bulmamış, kötü isteklerden vaz geçmemişdir.

 

Bundan başka, tâlibin kendisinden herşeyi aldığını ve dahâ da alacak kuvvetde olduğunu anlarsa, bunu ona bildirmeli, başka Rehbere “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” giderek onun yanında işini bitirmesini söylemelidir. Kendini müntehî olarak tanıtmamalı, başkalarını aldatarak, herkesin yolunu kesmemelidir. İşte, meczûbun hâline ve zemâna göre, bu şartlardan uygun olanı bildirmeli, bunları gözetmesini sıkıca söyliyerek izn vermelidir.

 

Geri dönmüş olan müntehînin tâlibleri yetişdirmesi için, böyle şartlar lâzım değildir. Çünki o, Hakka teveccüh ile halka teveccühü kendisinde toplamış olduğundan, her tarîka ve her yaradılışdaki tâlibe uygundur. Herkes, yaradılışındaki kuvvet kadar ve ona bağlılığı kadar, ondan istifâde edebilir. Her ne kadar, şeyhlerin sohbetinde, onlara bağlılığın az veyâ çok olmasından dolayı, çabuk ve yavaş ilerlemek ayrılıkları olabilir. Fekat hepsinin yetişdirme kuvvetleri birdir.

 

Tâlibleri yetişdirirken, hâsıl olacak şöhretin Allahü teâlânın bir hîlesi, aldatması olmasından korkması, bunun için Hak teâlâya sığınması ve Onun merhametine sarılması lâzımdır. Çünki, bu işte ve bütün işlerinde ve bütün zemânlarında Hak teâlâya sığınması, ona ihsân edilmişdir. Hiçbir vakt, hiçbir işinde ondan ayrılmaz. Bu, Allahü teâlânın öyle bir ihsânıdır ki, dilediğine verir. Allahü teâlâ, büyük ihsân sâhibidir.""""

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×
×
  • Create New...