Jump to content
Sign in to follow this  
Fatih

4 incil arasındaki ihtilaflar

Recommended Posts

DÖRT İNCÎL ARASINDA GÖRÜLEN TENÂKUZ VE İHTİLÂFLAR

 

Mevcûd İncîllerde görülen yanlışlıklar, tenâkuzlar ve tahrîfler, hesâb edilemiyecek kadar çokdur. Bunlardan bir çoğu (İzhâr-ül-hak) kitâbında anlatılmışdır. Ayrıca, Alman müsteşriklerinden Joizer, Davis, Miel, Kepler, Maçe, Bred Schneider, Griesbach Huge, Lesinag, Herder, Straus, Haus, Tobian, Thyl, Carl Butter ve dahâ nice araştırmacının yazdıkları ve hâlâ da yazıp da neşr etmekde oldukları kitâblarda bu husûsda tafsilâtlı bilgi çokdur. Biz burada onlardan ba’zılarını zikr etmekle iktifâ edeceğiz.

 

Îsânın “sallallahü alâ Nebiyyinâ ve aleyhi ve sellem” nesebi hakkında, Matta ve Luka İncîlleri arasındaki ihtilâf büyükdür.

 

Matta İncîlinde, Îsâ aleyhisselâmın babaları olarak yazılı ismler şunlardır: (İbrâhîm, İshak, Ya’kûb, Yehûdâ, Fâris, Hasron, İrâm, Aminabad, Nahşon, Salmon, Buaz, Obid, Yesse, Dâvüd, Süleymân, Rehobeam, Abiya, Asâ, Yehaşafat, Yorâm, Uzziyâ, Yotam, Ahaz, Hazkiyâ, Manesse, Amon, Yoşiyâ, Yekonyâ, Şaltoil, Zerubâbel, Abihûd, Elyâkim, Azor, Sâdok, Ahîm, Elliud, Eliazer, Mattan, Ya’kûb, Yûsüf (Meryemin zevci)).

 

Lukâ İncîlinin üçüncü bâbının yirmiüçüncü ve sonraki âyetlerinde ise: (Târuh, İbrâhîm, İshak, Ya’kûb, Yehûdâ, Fâris, Hasron, Arâm, Aminabad, Nahşon, Salmon, Buaz, Obid, Yesse, Dâvüd, Nâtân, Mattasa, Mînân, Milya, Elyâkîm, Yonan, Yûsüf, Yehûdâ, Sem’ûn, Lâvî, Metsâd, Yorîm, Eliazâr, Yuşâ, Eyr, Elmodam, Kosam, Addi, Melkî, Neyrî, Şaltoil, Zerubâbel, Risa, Yuhannâ, Yehûdâ, Yûsüf, Şemî, Mattasiya, Mahat, Nâcay, Heslî, Nahum, Amos, Metasiya, Yûsüf, Yannâ, Melki, Lâvî, Metsat, Heli, Yûsüf (Meryemin zevci)) olarak yazılıdır.

 

1 — Mattaya göre, Îsâ aleyhisselâmın babası denilen Yûsüf, Ya’kûbun oğludur. Lukaya göre ise, Helinin oğludur. Matta, hazret-i Îsâya yakın bir kimsedir. Luka da Petrusun talebelerindendir. Bunlar, kendilerine yakın olan bir zâtı, inceleyecek, araştıracak kimselerdendirler. Böyle olduğu hâlde, Îsâ aleyhisselâmın dedesi dedikleri kimseyi tahkîk edib doğrusunu yazamazlar ise, yazdıkları diğer rivâyetlerin doğruluğuna, nasıl itimâd edilir, bunlara kim inanır?

 

2 — Mattaya göre, Dâvüd aleyhisselâmın oğlu Süleymân aleyhisselâmdır. Lukaya göre, Dâvüd aleyhisselâmın oğlu Süleymân aleyhisselâm değil, Nâtândır.

 

3 — Matta, Şaltoil, Yekniyâ oğludur, diyor. Luka ise Neyri oğludur, diyor. Mattada, Zerubâbelin oğlunun adı Abihud, Lukada ise, Risa’dır. Şuna da çok hayret edilir ki, Ahbâr-ı eyyâmın sıfr-ı ûlânın ya’nî Birinci târîhlerin üçüncü bâbının ondokuzuncu âyetinde, Zerubâbelin oğullarının ismleri; Meşullam ve Hananye olarak yazılıdır. İçlerinde Abihud ve Risa yokdur.

 

4 — Mattanın birinci bâbının onyedinci âyetine göre, İbrâhîm aleyhisselâmdan Yûsüf-ü Neccâra kadar Îsâ aleyhisselâma atfedilen dedelerin sayısı kırkiki batındır. Hâlbuki yukarıda yazılı ismler sayıldığı zemân, yalnız kırk kişi vardır. Lukanın beyânına göre ise, bu adet ellibeş kişiye ulaşır.

 

Hıristiyan âlimleri, İncîllerin ilk ortaya çıkmasından zemânımıza kadar, bu husûsda şaşkınlık içinde kaldılar. Ba’zıları hiçbir akl-ı selîmin kabûl edemiyeceği za’îf delîller ile te’vîl etdiler. Bundan dolayı Ekharn, Kîser, Haysî, Ghabuth, Wither, Fursen ve başkaları gibi araştırmacılar, (Bu İncîllerde, ma’nâ ihtilâfı çokdur) diyerek, bu hakîkati i’tirâf etmişlerdir. Doğru olan da budur. Zîrâ her mevzû’da ihtilâf ve yanlışlıklar olduğu gibi burada da mevcûddur.

 

Îsâ aleyhisselâm babasız dünyâya gelmişdir. Fekat yehûdîler, Ona [hâşâ] veled-i zinâ diye iftirâlarında ısrar ederlerken, hıristiyanların baba tarafından kendisine bir neseb isbât etmeleri ve Îsâ aleyhisselâmın, babası olmıyan Yûsüfü, Onun babası kabûl etmeleri de, pek şaşılacak bir gaflet ve tenâkuzdur. Kur’ân-ı kerîmde, Îsâ aleyhisselâm için, vârid olan âyet-i kerîmelerde, (Îsâ ibni Meryem, ya’nî Meryemin oğlu Îsâ) ta’bîri kullanılır. Kur’ân-ı kerîmde Îsâ aleyhisselâmın babasının olmadığı açıkça bildirilmişdir.

 

5 — Mattanın birinci bâbının yirmiiki ve yirmiüçüncü âyetlerinde: (İmdi bunların hepsi vâki’ oldu ki, Peygamber vâsıtası ile söylenen Rabbin kelâmı itmâm oluna, yerine gele. Çünki Rabbin dedi ki: İşte, bâkire kız hâmile olup, bir oğulu olacak ve ona, Allah bizimledir, ma’nâsına olan Amanuel ismi verilecek) denilmekdedir. Hıristiyan papazlara göre, Peygamberden maksad, İşâya aleyhisselâmdır. Buna da, İşâyâ kitâbının yedinci bâbının ondördüncü âyeti, (Bunun için Rab kendisi size bir alâmet verecekdir. Alâmet budur: Bâkire kız hâmile olup, bir oğulu olacak. Amanuel ismi ile çağırılacakdır) ma’nâsında olan âyetini delîl getirirler. Rahmetullah Efendi (İzhâr-ül-hak) kitâbında bu konuyu gâyet geniş açıklamışdır. Buyuruyor ki: Bu istidlâl üç sebebden yanlışdır:

 

Birincisi: İncîli terceme edenlerle, İşâyâ kitâbını terceme edenin (azrâ, ya’nî bâkire bir kız) kelimesi ile terceme etdiği (ilmetün) kelimesidir ki, (ilm) kelimesinin müennesidir. Yehûdî âlimlerine göre, bu kelimenin ma’nâsı genç kadın demekdir. Bâkire olsun olmasın, bu lafzı evlenmiş genç kadın ma’nâsına olarak Sıfr-ül-emsâl’in (Süleymânın meselleri) otuzuncu bâbında da kullanılmışdır, derler. İşâyâ kitâbının İkola, Thedüsyen ve Semiks ismli kimseler tarafından Yunancaya yapılan üç adet tercemesinde bu lafz (genç kadın) olarak açıklanmışdır. Bu tercemeler, hıristiyan papazlarına göre, çok eski olup, birincisinin 129, ikincisinin 175, üçüncüsünün 200 senelerinde terceme edildiği rivâyet edilmişdir. Bu tercemelerin hepsi, bilhassa Thedüsyen tercemesi eski hıristiyanlara göre çok mu’teberdir. Böyle olunca, yehûdî âlimleri ile bu üç mütercimin tefsîrlerinin beyânlarına göre, Mattanın sözünün yanlışlığı meydândadır. Protestan papazlarınca meşhûr ve mu’teber olan Fery, ibrânî lugatını anlatdığı kitâbında, bu lafzın ya’nî (Azrâ) kelimesinin, (genç kadın) ma’nâsına geldiğini beyân etmişdir. Bu açıklamaya göre; bu lafz bu iki ma’nâ arasında müşterekdir, demekdedirler. Ancak ehl-i lisân ya’nî yehûdîler, papazların bu tefsîrine karşı; birinci olarak; Mattanın sözünün doğru olmadığını, ikinci olarak; yehûdî tefsîrlerinin eski tercemelerine muhâlif olarak, bu lafzı hâssaten (Azrâ) ya’nî bâkire kadın ma’nâsına atf etmek için delîl lâzım olduğunu beyân etmişlerdir. (Mîzân-ül hak) kitâbını yazan papaz, (Hall-ül eşkal) ismindeki kitâbında bu kelimenin ma’nâsı, mutlaka Azrâdır, demesi de yanlışdır, hatâdır. Bunun reddi için, yukarıda, zikr etdiğimiz iki delîl kâfîdir.

 

İkinci olarak: Mattanın birinci bâbının, yirminci âyetinde diyor ki, (Rabbin meleği, rü’yâda Ona görünüp, ey Yûsüf, Meryemi zevceliğe kabûl etmeğe korkma! Zîrâ Onun Rûh-ul kudsden bir oğlu olacak, Ona Îsâ ismini koy, dedi.) Yirmidördüncü ve yirmibeşinci âyetlerinde ise, (Yûsüf uyanınca meleğin dediği gibi yapdı ve çocuğun ismini Îsâ koydu) demekdedir.

 

Lukanın birinci bâbında ise, Cebrâîl aleyhisselâmı ya’nî meleği görenin bizzât hazret-i Meryem olduğu bildirilmekdedir. Bu bâbın otuzbirinci âyetinde meleğin hazret-i Meryeme, (Sen yakında hâmile olup bir oğlan dünyâya getireceksin, ismini Îsâ koyacaksın) dediği bildirilmekdedir.

 

Mattada meleğin Yûsüfe rü’yâda, Lukada ise meleğin hazret-i Meryeme bizzât göründüğü yazılıdır.

 

Ayrıca, Matta İncîlinin birinci bâbının yirmi üçüncü âyetinde, (İşte kız hâmile kalacak ve bir oğlu olacak ve Onun adını Emanuel koyacaklar) diye yazılıdır. Bu, Kitâb-ı İşâyânın yedinci bâbının ondördüncü âyetidir. Bu da yanlışdır. Çünki Îsâ aleyhisselâm kendi isminin Emanuel olduğunu hiç söylememişdir.

 

Üçüncü olarak: Îsâ aleyhisselâmın bu söz ile, ya’nî Emanuel diye ismlendirilmesine aşağıdaki kıssa da mâni’dir. Şöyle ki: Aram pâdişâhı Râsîn ve İsrâîl pâdişâhı Fâkâh orduları ile birlikde Yehûzâ pâdişâhı olan Âhâz bin Yûsân ile harb etmek için Kudüse geldiklerinde: Âhâz bunların ittifâkından çok korkdu. Cenâb-ı Hak, Âhâza tesellî vermek için, İŞÂYÂ aleyhisselâma vahy etdi. O da, (Ey Âhâz korkma. Bunlar seni yenemezler. Yakında bunların saltanatları yıkılıp, yok olacakdır) diye Âhâza müjde verdi. Buna alâmet olmak üzere (bir genç kadın hâmile olup, bir oğlu olacak ve bu çocuk iyi ile kötüyü fark etmezden evvel, bu iki melikin mülkleri harâb olacakdır) diyerek Râsîn ile Fâkâhın mülklerinin yok olacağını beyân etdi. Fâkâhın mülkünün harâb olması bu haberden tam yirmibir sene sonra oldu. O hâlde bu çocuk Fâkâhın mülkünün harâb olmasından önce doğmuş olmalıdır. Hâlbuki hazret-i Îsânın dünyâya gelişleri, Fâkâhın ülkesinin yok olmasından yediyüz yirmibir sene sonra olmuşdur. Bunun üzerine bu haberin doğruluğunda ehl-i kitâb ihtilâf etmişdir. Ba’zı hıristiyan papazlar ve târîh doktoru Bens [dr. George Benson, Ar: Bilsen], İşâyâ aleyhisselâmın genç bir kadın demesi ile kendi zevcesini kasd ederek, hâdiseyi ona göre anlatmış olduğunu beyân etmişlerdir. Bu kabûle lâyık ve akla en uygun olanıdır.

 

6 — Matta İncîlinin ikinci bâbında Yûsüf-ü Neccârın, Hirodesin korkusundan hazret-i Meryemi ve Îsâ aleyhisselâmı alarak, Mısra gitdiği bildirilmekdedir. Yine ikinci bâbının onbeşinci âyeti ise, (Hirodesin ölümüne kadar orada kaldı. Tâ ki, Peygamber vâsıtası ile söylenilen “Oğlumu Mısrdan çağırdım” diye Rabbin sözü yerine gelsin) şeklindedir. Burada Peygamberden murâd hazret-i Yûşa’dır. Mattayı yazan İncîl sâhibi, burada Ahd-i Atîkin Yûşa’ (hoşea) kitâbının onbirinci bâbından birinci âyete işâret etmişdir. Bu da yanlışdır. Çünki, bu âyetin Îsâ aleyhisselâm ile bir münâsebeti yokdur. Âyetin aslı 1226 [m. 1811] yılında basılan arabî tercemesinde yazılı olduğu gibi, (Ben, İsrâîli çocukluğundan beri sevdim ve onun evlâdını Mısrdan da’vet etdim)dir. Bu âyet, hazret-i Mûsâ zemânında Benî-İsrâîle, Allahü teâlânın ihsânını gösterir. Matta İncîlini yazan, Ahd-i atîkin bu âyetini tahrîf ederek, cem’ sigası olan (evlâdı) çocukları kelimesi yerine, (ibn) oğul kelimesini getirmiş ve gâib zamîri yerine mütekellim zamîri kullanmışdır. Buna uyarak 1260 [m. 1844] târîhinde neşr edilen arabî nüshânın mütercimi [de kasdlı olarak] tahrîfde bulunmuşdur. [Ma’nâyı kökünden değişdirmişdir.] Fekat, bu âyetden sonraki âyetler okunacak olursa, bu tahrîfin sebebi ortaya çıkar. Çünki bunu ta’kîb eden Yûşa’ kitâbının onbirinci bâbının ikinci âyeti, (Onlar çağırıldıkca yüz çevirirler. Bu’âle [İlyâs aleyhisselâmın kavminin putları] kurbanlar kesdiler) ma’nâsında olduğundan, bu ahvâl hazret-i Îsânın hakkında doğru olamaz. Kaldı ki, Îsâ aleyhisselâm zemânında bulunan yehûdîler için dahî doğru olmadığı gibi, Îsâ aleyhisselâmın doğumundan beşyüz sene evvel mevcûd olan yehûdîler hakkında bile doğru olamaz. Çünki, târîhlerde açıkça yazıldığına göre, yehûdîler, Îsâ aleyhisselâmın mîlâdından, ya’nî doğumundan beşyüzotuz altı sene evvel, ya’nî Bâbil esâretinden kurtuldukdan sonra, putlara tapmakdan tevbe etdiler ve putlardan yüz çevirdiler. Dahâ sonra putların semtine bile uğramadıkları sâbitdir.

 

7 — Matta İncîlinin ikinci bâbının ondokuzuncu âyeti ve devâmında, (Hirodesin vefâtından sonra Rabbin meleği Mısrda Yûsüfe rü’yâda görünüp, kalk annesi ile çocuğunu alıp, İsrâîl diyârına git dedi. O dahî ikisi ile birlikde, gelip Celîle semtine gitdi ve Nâsıralı ismi verileceğine dâir, Peygamberlerin sözü yerine gelsin diye, Nâsıra denilen kasabaya gelip, orada oturdu) demekdedir. Bu da yanlışdır. Peygamberlerin kitâblarının hiç birinde, böyle bir söz yokdur. Yehûdîler bu sözü yalan ve iftirâ diyerek inkâr ederler. [Hattâ yehûdîler, Nâsıra şöyle dursun, Celîle ilçesinden bile bir Peygamber çıkmadı inancındadırlar. Yuhannânın yedinci bâbının elliikinci âyetinde de açıkça bildirilmişdir ki, (Cevâb verip ona dediler: Yoksa sen de mi Celîleden (Galîleden)sin? Ara ve bak ki, Galîleden hiç Peygamber çıkmamışdır) şeklindedir. Yuhannânın bu âyeti, Mattanın, yukarıda zikr etdiğimiz âyetini tekzîb etmekdedir.] Protestan papazların bu husûsda dahâ ziyâde malûmâtları var ise, beyân etmelidirler.

 

8 — Mattanın dördüncü bâbının başında yazılı olduğu gibi; şeytân, Îsâ aleyhisselâmı imtihân etmek ister. Rûh tarafından çöle götürülür. Kırk gün kırk gece oruc tutdukdan sonra acıkır. Dahâ sonra şeytân Îsâ aleyhisselâmı mukaddes şehre götürüp, ma’bedin kubbesi üzerine çıkarır. (Eğer Allahın oğlu isen, kendini aşağıya at! O meleklerine emr edecek, seni elleri üzerinde taşıyacaklardır) dedi. Îsâ, şeytâna (Rab tecrübe edilmez) dedi. Sonra bir dağ başına götürüp, (Bana secde edersen dünyânın bütün memleketlerini sana veririm dedi. Îsâ şeytâna, (def ol, karşımdan çekil. Yalnız Rabbe secde edilir, yalnız Ona ibâdet edilir) dedi.

 

Markosun birinci bâbının onikinci ve dahâ sonraki âyetlerinde, (Rûh, Îsâyı çöle sevk etdi ve şeytân tarafından imtihân olunarak kırk gün çölde kaldı. Vahşî hayvanlarla berâber idi. Melekler de Ona hizmet ediyorlardı) demekdedir. Burada, şeytânın imtihân şekli ve kırk gün kırk gece oruc tutduğuna dâir bir söz yokdur.

 

9 — Mattanın yirmialtıncı bâbının altıncı ve yedinci âyetlerinde, (Îsâ, Beyt-i Unyâda cüzzamlı Sem’ûnun evinde bulunup, sofrada oturur iken, bir kadın, beyâz mermer bir kap içinde, pek kıymetli, bir yağ ile geldi. Onun başı üzerine dökdü) demekdedir.

 

Markosun ondördüncü bâbının üçüncü âyetinde, (Îsâ, beyt-i Unyâda cüzzamlı Sem’ûnun evinde oturur iken, bir kadın beyâz mermer bir kabda çok pahalı hâlis nardin yağı ile geldi. Kabı kırıp, onun başı üzerine dökdü) demekdedir.

 

Luka İncîlinin yedinci bâbının otuzaltı ve dahâ sonraki âyetlerinde yazıldığına göre, (Ferîsîlerden biri, berâber yemek yimek için Îsâya ricâ etdi. O da Ferîsînin evine girdi ve sofraya oturdu. O şehrde bulunan günâhkâr bir kadın Ferîsînin evinde hazret-i Îsânın sofrada oturduğunu haber alınca, ak mermer bir kab içinde kıymetli bir yağ getirdi ve ayaklarının yanında, arkasında durup, ağlıyarak ayaklarını göz yaşı ile ıslatmağa başladı. Kendi saçıyla silerek ayaklarını öpüp, yağı ayaklarına sürdü... Îsâ bunun üzerine onun günâhlarını afv etdi) demekdedir.

 

Yuhannâ İncîlinin onikinci bâbında ise, bu keyfiyyet şöyle yazılıdır: (Îsâ, Fısıhdan altı gün evvel beyt-i Unyâya geldi. Îsânın “aleyhisselâm” ölülerden kaldırdığı Luâzer orada idi. Orada Îsâya ziyâfet verdiler. Luâzerin kız kardeşi Meryem bir litre, çok kıymetli hâlis nardin yağı alıp, Îsânın ayaklarına sürdü. Dahâ sonra saçı ile ayaklarını sildi.) [Görülüyor ki, bir vak’ayı dört İncîl birbirlerinden farklı olarak yazmakdadırlar.]

 

10 — Yuhannânın birinci bâbının ondokuz, yirmi ve yirmibirinci âyetlerinde diyor ki, (Yehûdîler, Yahyâya sen kimsin diye kendisine sormak için kâhinlerle haber gönderdikleri zemân, Yahyâ, ben Mesîh değilim dedi. Öyle ise sen kimsin, İlyâ mısın? dediklerinde, Yahyâ, İlyâ ben değilim dedi.)

 

Matta İncîlinin onbirinci bâbının ondördüncü âyetinde ise, Îsâ aleyhisselâm, Yahyâ için halka hitâben: (Eğer onu kabûl etmek isterseniz, gelecek İlyâ odur) dedi. Yine Mattanın onyedinci bâbının on, onbir, oniki ve onüçüncü âyetlerinde, (Hazret-i Îsâya şâkirdleri sorup dediler: Öyle ise, niçin, yazıcılar: Önce İlyâ gelmelidir diyorlar? Îsâ aleyhisselâm cevâbında onlara: Evet, İlyâ gelip, her şeyi yeniden tanzîm eder. Fekat, ben size derim ki: İlyâ zâten gelmişdir. Fekat onu tanımadılar. Ona, her istediklerini yapdılar. Aynı şeklde böylece insanoğlu da onlardan elem çekecekdir. Şâkirdler, Îsânın bu sözü kendilerine vaftizci Yahyâ için söylediğini, o zemân anladılar) demekdedir. İşte şu son ibâreden anlaşılan, Yahyâ va’d edilen, beklenilen İlyâdır. Yuhannâ ve Matta İncîllerine göre, Yahyâ aleyhisselâm ile Îsâ aleyhisselâmın sözleri birbirine zıd olmakdadır. [Çünki, Yuhannâ İncîlinde, Yahyâ aleyhisselâm kendisinin İlyâ olmadığını bildirmişdir. Yehûdîlerin, Îsâ aleyhisselâmı kabûl etmeme sebeblerinden biri de Ondan önce İlyânın gelmesini beklemeleridir. Buradaki zıdlık güneş gibi meydândadır.]

 

11 — Luka İncîlinin birinci bâbında Zekeriyyâ aleyhisselâma hazret-i Yahyâyı müjdeleyen melek, Yahyânın vasflarını beyân ederken, onyedinci âyetinde, (Sana verilecek oğul, İlyânın hikmet ve fazîleti ile ve Onun rûhunda olarak, babalarının kalblerini oğullara ve âsîleri, sâlihlerin ilmine döndürmek için Benî İsrâîl önünde yürüyecekdir) demişdir. Bu âyet yukarda bildirdiğimiz Matta âyetlerine muhâlifdir. Çünki, Yahyânın kendisinin hem İlyâ olması, hem de İlyânın hikmet ve fazîleti ile muttasıf olması mümkin değildir.

 

12 — Lukanın dördüncü bâbının yirmidört, yirmibeş ve yirmialtıncı âyetlerinde, (Îsâ dedi ki: Gerçekden size derim ki, İlyânın günlerinde semâ üç yıl altı ay kapanıp, bütün yeryüzünde büyük kıtlık olduğu zemân, İsrâîlde çok dul kadın vardı. Fekat İlyâ onlardan hiç birine gönderilmedi. Yalnız Sayda diyârında, Sarepdayada bir dul kadına gönderildi) demekdedir. Bu ahvâl Yahyâ “aleyhisselâm” zemânında olmadığından, Matta rivâyetine muhâlifliği, zıdlığı ortadadır. [Çünki, Matta İncîlinde Yahyâ aleyhisselâmın Îsâ aleyhisselâm ile aynı zemânda yaşadığı ve Onun İlyâ olduğu bildirilmekdedir. Hâlbuki Luka İncîlinde bildirilen semânın üç yıl altı ay kapalı kalması, Îsâ aleyhisselâm ve İlyâ diye bildirilen vaftizci Yahyâ zemânında olmamışdır.]

 

13 — Lukanın dokuzuncu bâbının elliüç ve ellidördüncü âyetlerinde, (Îsâ, Orşilime (Kudüs) gelirken, Sâmiriyyeliler Îsâyı kabûl etmediler. Şâkirdlerinden Ya’kûb ile Yuhannâ bunu görünce Îsâya hitâb ederek, Yâ Rab, ister misin [İlyânın yapdığı gibi] gökden ateş insin ve onları helâk etsin diye emr edelim dediler) demekdedir. Buradan da anlaşılıyor ki, Îsâ aleyhisselâmın havârîleri dahî, İlyânın kendilerinden dahâ önce yaşadığını ve Yahyânın, İlyâ olmadığını biliyorlar idi. Bu da Mattanın rivâyetine zıddır.

 

14 — Matta İncîlinin yirmibirinci bâbının birinci, ikinci ve üçüncü âyetlerinde, Îsâ aleyhisselâmın oradaki bir köye, iki şâkirdini göndererek, bağlı bir merkeb ile yanında olan sıpasını getirmelerini emr etdiği yazılıdır. Diğer İncîller, merkebi söylemeyip, sâdece bir sıpa getirmesini emr etdiğini yazmakdadırlar.

 

15 — Markosun birinci bâbının altıncı âyetinde: Yahyânın, çekirge ve yaban balı yidiğini yazmakdadır. Matta ise, onbirinci bâbının onsekizinci âyetinde, Yahyânın yimediğini ve içmediğini yazmakdadır. [söyledikleri birbirine tam tersdir.]

 

16 — Mattanın üçüncü bâbının ondört ve onbeşinci âyetlerinde diyor ki, (Îsâ, Celîleden Erdene, Yahyânın yanına, vaftîz olunmak için gelince, Yahyâ: Ben senin tarafından vaftîz olunmağa muhtâcım. Sen bana mı geliyorsun? diyerek, Îsâyı men etdi. Fekat, Îsâ ona cevâb verip: Bırak şimdi. Çünki, her salâhı böylece yerine getirmek, bize lâzımdır dedi. O zemân Yahyâ onu bırakdı. Sonra Îsâ, Yahyâdan vaftîz olunarak sudan çıkdı. Ve ona semâvât açıldı. Allahın rûhunun güvercin gibi inip üzerine geldiğini gördü. Ve sevgili oğlum işte budur. Ondan râzıyım, sesi işitildi) demekdedir. Yine Mattanın onbirinci bâbının ikinci ve üçüncü âyetlerinde: (Yahyâ zindanda iken, Mesîhin mu’cize olan işlerini işitip, şâkirdlerini gönderip Ona [Îsâya], o gelecek olan zât [Mesîh] sen misin, yoksa başkasını mı bekliyelim? dedi) demekdedir.

 

Yahyâ aleyhisselâm zindandan çıkmayıp, orada katl edildi. Yahyânın “aleyhisselâm”, Îsâ aleyhisselâmı vaftîz etmesi zindana girmesinden önce olmuşdu. Mattaya göre Yahyâ aleyhisselâm, Îsâ aleyhisselâmı vaftîzden önce biliyordu. [Yukarıda zikr etdiğimiz üçüncü bâbın onüç, ondört ve onbeşinci âyetlerinde, Yahyâ aleyhisselâm, Îsâ aleyhisselâmın kendisini vaftîz etmesini isteyerek, (Senin tarafından vaftîz olmağa muhtâcım) demişdi. Fekat onbirinci bâbda ise, Yahyâ aleyhisselâm zindânda iken, Îsâ aleyhisselâmın Mesîh olduğunu bilmezdi diyerek, (Kim olduğunu öğrenmeleri için, şâkirdlerini gönderdiği) bildirilmekdedir. Hâlbuki Yahyâ aleyhisselâm bu zindândan çıkamayıp, Hirodes tarafından şehîd edildi. Matta bunu, ondördüncü bâbda kendisi de zikr etmekdedir. Buna göre, üçüncü bâbdaki âyetler ile onbirinci bâbdaki bu husûsdaki âyetler birbirini yalanlamakdadır.]

Share this post


Link to post
Share on other sites

17 — Yuhannâ İncîlinde ise bu bahs, temâmen başka bir şeklde anlatılmışdır. Birinci bâbın otuzikinci ve otuzüçüncü âyetlerinde, (Yahyâ şehâdet edip dedi ki: Ben rûhun semâdan, güvercin gibi indiğini gördüm. Rûh Onun, [Îsânın] üzerinde kaldı. Ben onu bilmezdim. Fekat, su ile başkalarını vaftîz etmek için beni gönderirken bana dedi: Rûh kimin üzerine inip kaldığını görürsen, Rûh-ül-kuds ile vaftîz eden odur) demekdedir. Bu rivâyete göre Yahyâ, Îsâ aleyhisselâmı önceden bilmiyordu. Rûh indiği zemân bildi. Bu rivâyet, yukarda bildirdiğimiz, Mattanın birinci bâbının onüç, ondört ve onbeşinci âyetlerine zıddır.

 

18 — Yuhannâ İncîlinin beşinci bâbının otuzbirinci âyetinde, Îsâ aleyhisselâm der ki: (Eğer ben kendi nefsim için şehâdet edersem, şehâdetim doğru olmaz). Üçüncü bâbının onbirinci âyetinde yine, Îsâ aleyhisselâm der ki: (Biz bildiğimizi söyler ve gördüğümüze şehâdet ederiz.) Bu iki cümle arasında tenâkuz muhakkakdır.

 

19 — Matta İncîlinin onuncu bâbının yirmiyedinci âyetinde, (Benim size karanlıkda söylediğimi siz aydınlıkda söyleyin ve kulağınıza söylediğimi damlarda bağırın) demekdedir. Lukanın onikinci bâbının üçüncü âyetinde ise: (Karanlıkda söylediğiniz herşey, aydınlıkda işitilir. Gizli olarak kulağa söylediğiniz şeyler damlar üzerinde i’lân edilir) demekdedir. Görülüyor ki, söz tek bir kaynakdan alınmış, fekat sonradan tahrîf edilmiş, değişdirilmişdir.

 

20 — Matta İncîlinin yirmialtıncı bâbının, yirmibir ve dahâ sonraki âyetlerinde: (Hazret-i Îsâ, Havârîlerle yemek yirken, onlara hitâben, sizden biri beni ele verecekdir dedi. Onlar da çok üzülüp, her biri ona: Ey efendimiz, o kimse ben miyim? demeğe başladı. Hazret-i Îsâ onlara; benim ile berâber elini sahana batıran beni ele verecekdir, dedi. Onu ele veren Yehûdâ; ey muallim ben miyim dedi. Hazret-i Îsâ ona: Söylediğin gibidir dedi.)

 

Yuhannâ İncîlinin onüçüncü bâbının yirmibir ve dahâ sonraki âyetlerinde ise diyor ki, (Hazret-i Îsâ sofrada şâkirdlerine bu sözleri söyledikden sonra, rûhu çok sıkıldı: Doğrusu size derim ki, sizden biriniz beni ele verecekdir, dedi. Şâkirdler, kimin hakkında söylediğinde şübhe ederek birbirlerine bakıyorlardı. İçlerinden Petrus, Mesîhin en çok sevdiği talebesine, o adamın kim olduğunu Îsâdan sorması için işâret etdi. O da sordu. Hazret-i Îsâ cevâbında: Lokmayı batırıp kendisine vereceğim kim ise, odur dedi. Ve lokmayı batırdıkdan sonra Yehûdâya verdi.) Bu iki rivâyet arasındaki fark ortadadır.

 

21 — Mattanın yirmialtıncı bâbında, yehûdîlerin, hazret-i Îsâyı nasıl yakalayıp habs etdiklerini anlatırken, kırksekizinci âyetinden i’tibâren diyor ki, (Yehûdâ, Îsâyı yakalamak için me’mur olanlara: Ben kimi öpersem onu tutun diye işâret vermişdi. Hemen Îsânın yanına gelip; selâm sana ey muallim diyerek Onu öpdü. Îsâ da ona, arkadaş niçin geldin dedi. O zemân me’murlar yaklaşıp [Îsâyı] tutdular.)

 

Yuhannânın onsekizinci bâbının üçüncü ve dahâ sonraki âyetlerinde ise diyor ki: (Yehûdâ bir bölük asker ile başkâhinler ve Ferîsîlerden me’murlar alıp, fenerli ve meş’aleli ve silâhlı olarak, [hazret-i Îsânın şâkirdleriyle berâber bulunduğu] bağçeye geldiler. Îsâ da, başına gelecek bütün şeyleri bilerek çıkıp, onlara; kimi arıyorsunuz, dedi. Nâsıralı Îsâyı diyerek, cevâb vermeleri ile Îsâ onlara; benim dedi. Onu ele veren Yehûdâ da onlarla berâber duruyordu. Îsânın bu cevâbından, onlar gerileyip yere düşdüler. Tekrâr Îsâ onlara: Kimi arıyorsunuz diye sordu. Onlar: Nâsıralı Îsâyı dediler. Hazret-i Îsâ cevâb verip, ben olduğumu size söyledim. Şimdi beni arıyorsanız, bunları salıverin gitsinler, dedi.) Bu iki rivâyet arasındaki ihtilâf ortadır.

 

22 — Petrusun, Îsâ aleyhisselâmı tanıdığını inkâr etmesi husûsunda, İncîllerin arasında pek çok ihtilâflar vardır. Matta İncîlinin yirmialtıncı bâbının, altmışdokuz ve dahâ sonraki âyetlerinde diyor ki: (Petrus dışarda, avluda otururken, yanına bir câriye [hizmetci kız] gelip: Sen de Celîleli Îsâ ile berâber idin dedi. Fekat o herkesin önünde inkâr edip, senin söylediğin kimseyi ben bilmem dedi. Avlu kapısına çıkınca, bir başka hizmetci kız onu görüp, orada bulunanlara: Bu Nâsıralı Îsâ ile berâber idi, dedi. O da, ben o adamı bilmem diye yemîn ederek, tekrâr inkâr etdi. Biraz sonra orada duranlar gelip, Petrusa: Gerçek sen de onlardansın. Çünki söyleyişin de seni bildiriyor dediler. O zemân Petrus la’net ve yemîn ederek başlayıp; ben o adamı bilmiyorum dedi. O anda horoz ötdü. Petrus da Îsânın: Horoz ötmeden önce üç kerre beni inkâr edeceksin dediğini hâtırladı ve dışarı çıkıp acı acı ağladı.)

 

Markos İncîlinin ondördüncü bâbının altmışaltı ve yetmişikinci âyetleri arasında ise, (Petrus aşağıda, avluda iken başkâhinin câriyelerinden biri gelip, Petrusu ısınırken gördü ve ona bakıp: Sen de Nâsıralı Îsâ ile berâber idin dedi. Fekat o inkâr edip, senin söylediğini ben bilmiyorum ve anlamam dedi ve hâriçdeki dehlize çıkdı ve horoz ötdü. Câriye ise, yine onu gördü ve orada duranlara: Bu da onlardandır demeğe başladı. Fekat, o yine inkâr etdi. Biraz sonra tekrâr orada duranlar Petrusa: Gerçekden sen onlardansın. Zîrâ sen Celîlelisin dediler. O ise, la’netle, dediğiniz adamı tanımıyorum diye yemîn etmeğe başladı ve horoz ikinci def’a ötdü. Petrus, Îsânın horoz ötmeden evvel üç kerre beni inkâr edeceksin dediğini hâtırladı ve ağlamağa başladı) demekdedir.

 

Luka İncîlinin, yirmiikinci bâbının ellibeşinci âyeti ve devâmında diyor ki: (Avlunun ortasında ateş yakıp oturdukları zemân, Petrus da aralarında idi. Bir câriye [hizmetci kız] onu ateş yanında görünce, ona dikkat ile bakıp, bu da onunla berâber idi dedi. Fekat o, inkâr edip, ey kadın, ben onu tanımam dedi. Birâz sonra başka birisi onu görüp, sen de onlardansın dedi. Fekat Petrus: Ey adam, değilim dedi. Bir sâat kadar sonra bir başkası: Gerçekden bu adam onunla berâber idi. Zîrâ Celîlelidir diye ısrar etdi. Fekat Petrus: Ey adam, senin söylediğini bilmem. Henüz söz söylemekde iken horoz ötdü ve Rab (Îsâ aleyhisselâm) dönüp Petrusa bakdı. Petrus, Rabbin kendisine, bugün horoz ötmeden önce sen beni üç kerre inkâr edeceksin dediğini hâtırladı ve dışarı çıkıp acı acı ağladı.)

 

Yuhannâ İncîlinin onsekizinci bâbının yirmibeşinci ve dahâ sonraki âyetlerinde ise, (Petrus orada durup ısınırken, ona hitâben: Sen de Onun şâkirdlerinden değilmisin? dediler. O inkâr edip; değilim dedi. Petrusun kulağını kesmiş olduğu adamın akrabâlarından ve başkâhinin hizmetcilerinden biri: Ben seni bahçede Onunla berâber görmedim mi? dedi. Petrus yine inkâr etdi ve hemen horoz ötdü) demekdedir. Bu dört çeşid rivâyetde ne gibi ihtilâflar olduğu akl sâhiblerine açıkdır.

 

23 — Luka İncîlinin yirmiikinci bâbının otuzaltıncı âyetinde, hazret-i Îsâ yakalanacağı gün, havârîlere hitâben: (Onlara dedi: Kesesi olan onu alsın ve torbası olan yanına alsın ve olmıyan esvâbını satsın ve kılıç satın alsın) dedi. Otuzsekizinci âyetinde, havârîler hazret-i Îsâya (İşte burada iki kılıç var dediler. Îsâ da onlara: Kifâyet eder dedi.) Kırkdokuz, elli, ellibir ve elliikinci âyetlerinde, (Onun etrâfında olanlar vâki’ olacakları görünce: Yâ Rab kılıçla vuralım mı? dediler. Hattâ onlardan biri başkâhinin hizmetcisine vurup sağ kulağını kesdi. Îsâ cevâb verip: Bırakın bu kadar yetişir dedi ve onun kulağına dokunup şifâ verdi) demekdedir. Hâlbuki diğer üç İncîlde kılıç satın almak ve sonra hizmetcinin kesilen kulağına şifâ vermek gibi kısmlar yokdur.

 

24 — Matta İncîlinin yirmialtıncı bâbının ellibirinci ve dahâ sonraki âyetlerinde, (O esnâda Îsâ ile berâber olanlardan, şâkirdlerden birisi kılıcını çekdi ve başkâhinin hizmetcisine vurup kulağını düşürdü. O zemân Îsâ ona dedi ki: Kılıcını yerine koy. Çünki kılıç çekenler, kılıç ile helâk olur. Yoksa ben Babama ricâ etsem, şimdi bana oniki alaydan ziyâde melekler göndermesi mümkin değil mi zan edersiniz. Fekat “böyle olması gerekdir” diye yazılanlar, o vakt nasıl yerine gelirdi?) demekdedir. Hâlbuki diğer İncîllerde, bu ma’nevî askerlerden, meleklerden hiç birşey yokdur.

 

25 — Matta, Markos, Luka İncîllerinde, Îsâ aleyhisselâm çarmıha gerilmek için götürülürken, Karînalı [Kirine] Şem’ûn isminde bir kimseye haçı [çarmıhı] taşıtdılar. [Matta, bâb yirmiyedi, âyet otuziki, Markos, bâb onbeş, âyet yirmibir. Luka bâb, yirmiüç, âyet yirmialtı.] Yuhannâ ise, ondokuzuncu bâbın, onyedinci âyetinde, hazret-i Îsânın kendi haçını yüklenerek kendinin taşıdığını yazmakdadır.

 

26 — Matta ve Markosun yazdıklarına göre, Îsâ aleyhisselâmla berâber asılan mücrimlerden iki kişi ona söverler idi. Luka İncîlinde ise; (Birisi sövdü, diğeri söveni men etdi ve kendisinden şifâ istedi) demekdedir. [Luka yirmiüçüncü bâb, otuzdokuz, kırk, kırkbir, kırkiki ve kırküçüncü âyetler.]

 

27 — Îsâ aleyhisselâmın kıyâmı hakkında dört İncîlde yazılanlar da birbirine zıddır. Bunların birer birer anlatılması, okuyanları yoracağından, herbir İncîlin tenâkuz olan âyetlerini, ibret alacak kimselerin görmesi için hülâsa olarak yazalım:

 

Matta İncîlinin yirmiyedinci bâbının elliyedinci ve dahâ sonraki âyetleri: (Îsânın çarmıh üzerinde vefâtı gününün akşamı Arimetalı, Îsânın talebelerinden Yûsüf adlı zengin bir adam geldi ve Pilatusa gidip, Îsânın cesedini istedi. O zemân Pilatus, verilsin diye emr etdi. Yûsüf cesedi alıp, onu temiz bir keten bezine sarıp, kayada oydurmuş olduğu kendi mezârına koyup, mezârın kapısına büyük bir taş yuvarlayıp gitdi. Mecdelli Meryem ile diğer Meryem orada bulunup, mezârın karşısında oturuyorlardı. Ertesi gün, cumartesi günü başkâhinler ile Ferîsîler, Pilatusun yanına toplandılar. Pilatusa, Îsâ için: O sağlığında üçgün sonra kıyâm ederim, kalkarım demişdi. Şimdi üç güne kadar mezârının hıfz edilmesini emr et ki, şâkirdleri geceleyin gelip, onu çalarak, halka: O ölülerden kıyâm etdi demesinler. Sonraki sapıklık, evvelkinden fenâ olur, dediler. Pilatus da onlara: Sizin muhâfızlarınız vardır. Gidin bildiğiniz gibi sağlam hıfz edin dedi. Onlar da gidip taşı mühürliyerek, muhâfızlar ta’yîn ederek hıfz etdiler ve Sebtin (Cumartesinin) sonunda haftanın birinci günü tan yeri ağarırken, Mecdelli Meryem ile diğer Meryem, kabri görmeğe geldiler. Çok şiddetli bir zelzele oldu. Zîrâ Rabbin bir meleği gökden indi ve taşı kapıdan yuvarlayarak üzerine oturdu. Ondan korkularından muhâfızlar titreşip ölü gibi oldular. Melek kadınlara hitâben: Siz korkmayın. Zîrâ haça gerilmiş Îsâyı aradığınızı biliyorum. O burada değildir. Zîrâ söylediği gibi kıyâm etdi. Gelin yatdığı yere bakın ve çabuk gidip şâkirdlerine haber verin. O sizden evvel Celîleye gidiyor. Onu orada göreceksiniz. İşte ben size söyledim, dedi. Onlar da hemen akabinde korkarak ve büyük bir sevinçle kabrden çıkıp şâkirdlere haber vermeğe koşdular. Fekat yolda Îsâ onlara karşı çıkıp: Selâm size dedi. Onlar da, yanına gelip ayaklarına kapanıp secde etdiler. O zemân Îsâ onlara: Korkmayın. Gidip, kardeşlerime haber verin. Celîleye gitsinler. Beni orada görecekler, dedi. Bekçilerden ba’zıları şehre gelip, vâki’ olan şeyleri başkâhinlere anlatdılar. Onlar da, ihtiyârlarla toplanıp müşâvere etdikden sonra, bekçilere çok para verdiler ve onlara dediler ki: Biz uyurken onun şâkirdleri geceleyin onu çaldılar deyiniz. Bekçiler paraları alıp, kendilerine öğretildiği gibi yapdılar ve bu söz tâ bugüne kadar yehûdîler arasında yayılmışdır. Fekat onbir şâkird Îsânın onlara haber verdiği dağa vardılar ve gördükleri zemân ona secde etdiler. Fekat ba’zıları şübhe etdiler. Îsâ yanlarına geldi ve “Gökde ve yerde bütün hâkimiyyet bana verildi. Şimdi siz gidip bütün milletleri Baba, oğul ve Rûh-ül-kudsün ismine vaftîz ediniz ve yapdığım vâsiyyetlerime uymağı onlara öğretiniz” dedi) şeklindedir.

 

Markos İncîlinin onbeşinci bâbının, kırkiki ve dahâ sonraki âyetlerinde ve onaltıncı bâbında ise: (Îsânın haça gerildiği Cum’a günü henüz akşam olmamışdı. Yehûdîlerin meclis a’zâsından i’tibârlı bir kimse olan ve kendisi Allahın melekûtunu bekliyen Arimetalı Yûsüf isminde bir zât geldi ve cesâret ile Pilatusa giderek, Îsânın cesedini istedi. O da müsâade etdi. Yûsüf de, Îsâyı indirip keten bezine sardı. Onu kayada oyulmuş kabre koydu ve kabrin kapısına bir taş yuvarladı. Mecdelli Meryem ve Ya’kûbun annesi Meryem de, onun konulduğu yeri görüyorlardı. Sebt günü geçince, Mecdelli Meryem ve Ya’kubun annesi Meryem ile Salome gelip, ona sürmek için buhur satın almışlardı. Haftanın ilk günü güneş doğarken mezâra gelip, birbirlerine “mezârın kapısından taşı kim yuvarlıyacak” derlerdi. Fekat taşı yuvarlanmış gördüler. Mezâra girince beyâz, uzun elbise giymiş bir genci sağ tarafda oturuyor gördüler. Pek korkdular. O da onlara: Korkmayın! Siz çarmıha gerilmiş olan Nâsıralı Îsâyı arıyorsunuz. O kıyâm etdi. Burada değildir. İşte onu koydukları yer. Fekat siz gidin, onun şâkirdlerine ve Petrusa söyleyin: O sizden önce Celîleye gider. Size dediği gibi onu orada göreceksiniz dedi. Onlar da kabrden çıkıp kaçdılar. Kendilerini titreme ve hayret almışdı. Kimseye bir şey söylemediler, çünki korkuyorlardı. Îsâ haftanın ilk gününde sabah erkenden kıyâm etdiği zemân ilk önce kendisinden yedi cin çıkarmış olduğu Mecdelli Meryeme göründü. O da gidip, dahâ önce onunla berâber bulunmuş ve hâlâ ağlayıp mâtem tutmakda olanlara haber verdi. Onlar Îsânın dirildiğine inanmadılar. Sonra bir köye giderlerken onların ikisine başka şeklde göründü. Onlar da gidip diğerlerine haber verdiler. Bunlara da inanmadılar. Sonra sofrada oturan onbir kişiye göründü. Îmânsızlıkla katılaşmış kalbleri ve kendisinin kıyâm etmiş olduğunu görenler, inanmadıkları için onlara: “Bütün dünyâya gidin, her mahlûka va’z ediniz ve îmân edip vaftîz olunanın halâs olacağını müjdeleyiniz” dedi. Rab onlara böyle söyledikden sonra göke kaldırıldı ve Allahın sağına oturdu) demekdedir.

 

Luka İncîlinin yirmiüçüncü bâbının ellinci ve dahâ sonraki âyetleri ve yirmidördüncü bâbında ise: (Ve işte meclis a’zâsından, yehûdîlerin Arimeta şehrinden olan, Yûsüf isminde sâlih ve sâdık ve Allahın melekûtunu bekliyen iyi bir adam vardı. Bu zât onların meşveretlerine ve işlerine râzı olmamışdı. Pilatusa gidip Îsânın cesedini istedi. Onu indirip bir keten bezine sardı. Kayada oyulmuş ve içine hiçbir kimse konulmamış bir kabre koydu. O gün Cum’a idi. Celîleden onunla berâber gelmiş kadınlar da, onun arkasından gitdiler. Mezâra vardılar ve cesedin mezâra nasıl konulduğunu gördüler ve dönüp buhurlar ve kıymetli hoş kokulu yağlar hâzırlayıp, emr mûcibince, Sebt günü istirâhat etdiler. Fekat haftanın ilk gününde, seher vakti mezâra gelip, hâzırladıkları buhurları da getirdiler. Yanlarında başka kimseler dahâ vardı. Taşı yuvarlanmış buldular ve içeri girdiklerinde Îsânın cesedini bulamadılar. Onlar bundan dolayı şaşkın iken, nûrânî elbiseler ile iki adam yanlarında durdu. Onlar da korkularından yüzlerini yere eğmiş oldukları hâlde adamlar onlara: “O burada değildir. Kıyâm etmişdir. Celîlede iken kendisinin sizlere söylediği şeyleri hâtırlayın” dediler. Bunlar mezârdan dönüp bütün bu şeyleri onbirlere ve başkalarına anlatdılar. Bunları Resûllere söyleyenler Mecdelli Meryem, Yoanna ve Ya’kubun anası Meryem ve onlarla berâber olan diğer kadınlar idi ve onların sözlerine inanmadılar. Fekat Petrus kalkıp kabre koşdu ve eğilip, kefenini boş görerek şaşırıp evine gitdi. Onlardan ikisi o gün Orişilimden [Kudüsden] altmış ok atımı mesâfede olan Emmaus denilen bir köye gidiyorlardı. Olan bütün bu işleri konuşuyorlardı. Ve vâki’ oldu ki, onlar konuşurlarken ve birbirlerine sorarlarken, Îsâ bizzat kendisi yaklaşıp onlar ile berâber yürüdü. Fekat onların gözleri tutulup onu tanıyamadılar. Îsâ onlarla yürürken, üzülerek birbirinizle konuşduğunuz sözler nedir? dedi. Onlardan Kleopas ismli birisi cevâb verdi: Orişilimde misâfir olup, bu günlerde olanları duymayan yalnız sen misin? Onlara: Hangi şeyler? dedi. Onlar kendisine: Allahın ve bütün halkın sözde ve fi’lde kudretli bir Peygamberi olan Nâsıralı Îsâya dâir şeyleri, Onu nasıl çarmıha gerdiler. Bizler ise, İsrâîli kurtaracak odur zan ediyorduk ve bunlar olalı bugün üçgün oluyor. Bizden ba’zı kadınlar seher vakti mezâra gidip Onun cesedini bulamamakla berâber meleklerin gelip: Îsâ diridir diye söylediklerini haber vererek bizi şaşkına çevirdiler. Bizlerden ba’zıları da mezâra gidip kadınların söyledikleri gibi buldular. Fekat kendisini göremediler, dediler. Ve Îsâ onlara: Ey aklsızlar, Peygamberlerin bütün söylediklerine kalbleri geç inananlar! Mesîhin bunları çekip kendi izzetine girmesi vâcib değilmiydi? dedi. O zemân, Mûsâ ile bütün Peygamberlerden başlıyarak, bütün kitâblarda kendinin hakkında yazılmış olanları onlara açıkladı. Varacakları köye yaklaşdıklarında kendisi dahâ uzak yere gidecekmiş gibi yapdı. Onu zorladılar: Bizimle berâber kal, zîrâ akşam yakın, zâten gün bitmek üzeredir, dediler. Onlarla berâber kalmak için içeri girdi. Onlarla berâber sofraya oturduğunda, ekmeği alıp bereket düâsını okudukdan sonra, ekmeği parçalayarak onlara verdi. Ve onların gözleri açıldı, onu tanıdılar. Kendisi onlara görülmez oldu. Birbirleriyle konuşarak: Yolda o bizimle konuşurken ve kitâbları bize tefsîr ederken, kalbimiz içimizde yanmaz mıydı? dediler. Ve hemen Orşilime döndüler. Onbirleri ve onlarla berâber olanları toplanmış buldular ve: Rab gerçekden kıyâm etmişdir ve Sem’ûna göründü diyorlardı. Onlar da yolculukda vâki’ olanları ve ekmeği parçalamasını, onu tanıdıklarını anlatdılar. Şimdi onlar bunları söylerken, Îsâ bizzat kendisi ortada durup onlara selâm verdi. Onlar ise şaşırarak bir rûh gördüklerini zan etdiler. O da onlara: Niçin ızdırâb çekersiniz ve kalblerinizde niçin şübhe var. Ellerim ile ayaklarıma bakın, ben bizzat kendimim. Bana ellerinizi sürün, bende et ve kemik var, rûhda ise yokdur dedi. Bunu söyleyip onlara kendi el ve ayaklarını gösterdi. Onlar da sevinçlerinden henüz inanamayıp hayretde iken: Burada yiyecek bir şeyiniz var mı? dedi. Kendisine bir parça kızarmış balık verdiler. Alıp onların yanında yidi: [Ve ba’zı vasiyyetlerde, nasîhatlerde bulundukdan sonra] onları Beyt-i unyâ karşısına kadar çıkardı. Ellerini kaldırıp onları mubârek kıldı ve o esnâda ayrılıp göğe kaldırıldı) demekdedir.

 

Yuhannâ İncîlinin ondokuzuncu bâbının, otuzbirinci ve dahâ sonraki âyetlerinde ve bâblarında ise: (Ertesi Sebt günü, bir büyük gün olduğundan, çarmıhlanmış olan cesedler, Sebt günü de haç üzerinde kalmasın diye, yehûdîler onların bacaklarının kesilip [kırılıp] cesedlerin kaldırılması için Pilatusa yalvardılar. O vakt askerler gelip, ikisinin bacaklarını kesdiler. Fekat Îsânın öldüğünü görünce bacaklarını kesmediler. Fekat askerlerden biri onun böğrüne bir mızrak sokup, akabinde kan ile su çıkdı. Bundan sonra Arimetalı olup, yehûdîlerden korkduğundan kendisini gizliyen Îsânın şâkirdi Yûsüf; Îsânın cesedini kaldırdı. Önceleri Îsâya geceleyin gelen Nikodimos da gelip, yüz litre kadar karışık mürr-ı sâfî denilen hoş kokulu bir zamk ve ud ağacı getirdi. Onu yehûdîlerin âdeti üzere bulurlıyarak kefenlere sardılar. Çarmıha gerildiği yerde bir bağçe olup, bağçede henüz kimsenin konmadığı bir kabr var idi. Yehûdîlerin hâzırlık günü [Cum’a günü] olduğu için Îsâyı oraya koydular. Çünki kabr yakındı. [19. bâb]. Haftanın ilk gününde dahâ karanlık iken, sabahleyin Mecdelli Meryem kabre geldi, taşı kabrden kaldırılmış gördü. Hemen koşup Sem’ûn Petrus ve Îsânın sevdiği şâkirde geldi ve onlara: Rabbi kabrden kaldırmışlar ve onu nereye koymuşlar bilmiyoruz dedi. Petrus ile o şâkird çıkıp kabre doğru gitdiler. İkisi de berâberce koşdular. Fekat diğer şâkird Petrusdan evvel, kabre geldi ve içeri bakdı. Kefenleri yere konmuş gördü ise de, içeriye girmedi. Arkasından Petrus gelip kabrin içine girdi. Kefenleri yere bırakılmış, Îsânın başında olan başörtüsü de kefenlerle berâber bırakılmamış, ayrıca bir yerde sarılmış gördü. O zemân diğer şâkird de girip, gördü ve inandı. Zîrâ “Îsâ ölülerden kıyâm etmesi lâzımdır” yazısını henüz bilmiyorlardı. Sonra bu şâkirdler evlerine gitdiler. Fekat Meryem kabrin yanında durup ağlıyordu. Kabrin içine eğilip bakdığında; Îsânın cesedinin yatdığı yerde, biri başında diğeri ayağında, beyâzlar giyinmiş iki meleği oturuyor gördü. Onlar kendisine: Ey kadın niçin ağlıyorsun? dediler. O da onlara: Çünki Rabbimi kaldırmışlar ve onu nereye koyduklarını bilmediğim için ağlıyorum dedi. Bunu söyledikden sonra arkasına dönünce, Îsâyı duruyor gördü ve Îsâ olduğunu bilmiyordu. Îsâ ona: Ey kadın niçin ağlıyorsun? Kimi arıyorsun? dedi. O da onu bahçıvan zan edip, ona: “Ey efendi, eğer sen onu götürdün ise nereye koyduğunu bana söyle. Ben de kaldırıp götüreyim” dedi. Îsâ ona: Ey Meryem! dedi. O da dönüp, Ey muallim dedi. Îsâ ona: “Bana dokunma; çünki ben dahâ babamın yanına çıkmadım. Fekat kardeşlerime git ve onlara söyle. Benim babam ve sizin babanız, benim Allahım ve sizin Allahınızın yanına çıkıyorum” dedi. Mecdelli Meryem, şâkirdlere gelip, “Rabbi gördüm şunları söyledi” diye haber verdi. O gün haftanın ilk günü, akşam olunca yehûdîlerin korkusundan şâkirdlerin toplandıkları yerin kapıları kapalı bulunduğu hâlde Îsâ gelip, ortada durup selâm verdi. Kendinin ellerini ve böğrünü gösterdi. Şâkirdleri ise Rabbi görmekle sevindiler. Îsâ onlara tekrâr selâm verdi: Baba beni gönderdiği gibi, ben de sizi gönderiyorum, dedi. Bunları söyledikden sonra, üzerlerine üfürüp: İşte, Rûh-ül-kudsü alın. Her kimin günâhlarını afv ederseniz onlar afv olunur. Ve kimin günâhlarını alıkoyarsanız [afv etmezseniz], onlar alıkonur, dedi. Fekat onikilerden biri olan Toma, Îsâ geldiği zemân onlarla berâber değildi. Şâkirdler ona: Biz Rabbi gördük dediler. Onlara cevâben: Eğer ben ellerindeki çivilerin yerini görmezsem ve çivilerin yerine parmağımı koymazsan böğrüne de elimi koymazsan inanmam dedi. Sekiz gün sonra şâkirdler yine aynı yerde bulunuyorlardı. Toma da onlarla berâber idi. Kapılar kapalı iken Îsâ gelip, ortada durup selâm verdi. Ondan sonra Tomaya: Parmağını buraya koyup, ellerime bak ve elini böğrüme sok. Îmânsız olma, îmânlı ol dedi. Dahâ sonra: Petrus ile şâkirdlerden ba’zıları Taberiyye gölünde balık tutmak için kayığa bindiler. O gece birşey tutamadılar. Sabâh olunca Îsâ deniz kenârında duruyordu. Fekat şâkirdleri onun Îsâ olduğunu bilmiyorlardı. Îsâ onlara: Çocuklar, bir yiyeceğiniz var mı? dedi. Ona: Hayır cevâbını verdiler. O da onlara: Ağı kayığın sağ tarafına atın, bulursunuz dedi. Ağı bırakdıklarında, balıkların çokluğundan artık ağı çekemiyorlardı. O vakt Îsânın sevdiği şâkird, Petrusa: Bu Rabdir dedi. Petrus da bunu işitince soyunmuş iken giyinip, denize atladı. Diğer şâkirdler balık ağını çekerek kayık ile kenâra geldiler. Karaya çıkdıkları zemân orada kömür ateşi ve üstünde konulmuş balık ve ekmek gördüler. Îsâ onlara: Şimdi tutduğunuz balıklardan getirin dedi. Petrus kayığa binip yüzelliüç büyük balıkla dolu ağı karaya çekdi ve bu kadar çok olduğu halde ağ yırtılmadı) demekdedir.

 

Bunlar, dört değişik rivâyetdir. Birbirlerinden çok farklıdır. Hıristiyanlık inancının üzerine binâ edildiği temel olan bu dört İncîl, bu şeklde çeşidli ihtilâflar ile doludur. Az bir dikkat ile, bir rivâyetin diğer rivâyete zıd olduğu fark ediliyor. Bundan başka birinin nakl etdiği bir madde, diğerlerinde bulunmuyor. İncîllerdeki tenâkuzlar ve ihtilâflar yalnız Îsâ aleyhisselâmın, kıyâmı hakkında olmayıp, diğer bütün husûslarda da hâl böyledir. İttifakla bildirdikleri pek az şey vardır. Meselâ, Îsâ aleyhisselâmın, velâdet [doğuş] şekli, Hirodesin çocukları öldürtmesi, doğudan kâhinlerin gelmesi, Îsâ aleyhisselâmın çocukluğunda Mısra gitmesi, Nâsıralıların Îsâ aleyhisselâmı red etmeleri, yüzbaşının hasta hizmetcisini iyi etmesi, hâkimin vefât eden kızını diriltmesi, talebelerine kılıç satın almalarını tenbîh etmesi, çeşidli nasîhatleri ve misâlleri, Îsâ aleyhisselâmın çarmıhda iken, (Ey Allahım; Ey Allahım! Beni niçin terk etdin), (Eli, Eli, lama sabaktani) diye çağırması, haçını taşıması, kabrinde muhâfız, bekçi beklemesi, emvât arasından kalkıp şâkirdlerine çeşidli sûretlerde görünmesi gibi pek çok şeyler, ba’zılarında var, ba’zılarında yokdur.

 

Yuhannâya âid olan dördüncü İncîl, diğer üç İncîlin şekl ve tarzında olmayıp, diğerlerinden temâmen farklı bir yol ta’kîb eder. İkinci bâbında anlatılan Îsâ aleyhisselâmın bir ziyâfetde annesini tahkîr ederek suları şerâba çevirmesi, dördüncü bâbında; kuyu başında bir kadınla konuşması, beşinci bâbında beyt-i hüdâ havuzu yanında otuzsekiz yıldan beri yatan bir hastayı iyi etmesi, altıncı bâbında, Mesîhin kendi eti ve kanı üzerinde yehûdîlerle yapdığı münâkaşa [ki elliiki ve dahâ sonraki âyetleri], sekizinci bâbında, zinâ eden kadını muhâkemesi ve Mesîhin aslı ve nesebi husûsunda yehûdîlerle yapdığı konuşmalar, dokuzuncu bâbında, bir körün tükrüğü ile yapdığı çamuru gözlerine sürerek gözlerini açıp Siloam havuzuna yıkanmağa gönderdiği ve onun üzerine Ferîsîlerin çeşidli teşebbüsleri ve Îsâ aleyhisselâm ile çekişmeleri, onuncu bâbında, yehûdîlerin Îsâ aleyhisselâmı taşlamağa başlamaları ve onlarla geçen, ulûhiyyeti husûsundaki konuşmalar, onbirinci bâbında, Luazeri diriltmesi, onikinci bâbında, Îsâ aleyhisselâmın ayaklarının yağ ile yıkanması, ondördüncü bâbında, Filupus ve Yehûdâ ile konuşmaları, onyedinci bâbında, Îsâ aleyhisselâmın garîb bir şeklde münâcâtı [yalvarması], ondokuzuncu bâbında, çarmıha gerildiğinde göğsüne takılan yaftanın ibrânîce, latince ve yunanca yazılmış olması ve haçının yanında kendi annesi Meryem ile annesinin kız kardeşi (teyzesi), Eklaviya (Klaopasa)nın zevcesi Meryem ve Mecdelli Meryem dururlarken, Îsâ annesini sevdiği şâkirdin yanında görünce, yirmialtıncı ve yirmiyedinci âyetlerinde (annesine: Ey kadın, işte oğlun. Sonra şâkirdine döndü: İşte annen) demesi, çarmıhda iken böğrüne mızrak sokulması, çarmıhın bağçeye dikilmiş olması, Îsâ aleyhisselâmın kabrden kalkıp Mecdelli Meryeme: (Bana dokunma, ben dahâ babama gitmedim) demesi ve üç kerre şâkirdlerine başka başka yerlerde görünmesi gibi dahâ pek çok husûslar, Matta, Markos ve Luka İncîllerinden hiç birinde yokdur.

 

Matta, Markos ve Luka İncîllerinde bulunan pek çok misâller, Yuhannâ İncîlinde yokdur. (İşâ-i Rabbânî kurbânı) ki, hıristiyan dîninin esâs inançlarından biridir. Üç İncîlde vardır. Fekat Yuhannâda yokdur. [İşâ-i Rabbânî, akşam yemeği demekdir. Matta İncîlinin yirmialtıncı bâbının yirmialtıncı âyetinde, Markosun ondördüncü bâbının yirmiikinci âyeti ve devâmında ve Lukanın yirmiikinci bâbının ondokuzuncu âyetinde anlatılan, (Îsâ aleyhisselâmın havârîleri ile yimiş olduğu son akşam yemeğinde, şükr düâsını yapdıkdan sonra, ekmeği bölüp, alın yiyiniz, bu benim bedenimdir ve şerâbı verip, alın içiniz bu benim kanımdır, benden sonra bunu hâtırlayınız) dediği için, kiliselerde papazların bir ekmek üzerine düâ okuyunca, bu ekmeğin Îsâ aleyhisselâmın eti olacağı, ekmeği parçalara ayırınca Îsâ aleyhisselâmın kurban edilmiş olacağı ve bir tasdaki şerâba okuyunca, bunun Îsâ aleyhisselâmın kanı olacağı ve ekmek parçalarını alıp şerâba batırarak yiyenlerin, tanrı ile birleşmiş olacakları inancıdır. Bu husûs, kitâbımızın dokuzuncu maddesinde îzâh edilmişdir.]

 

Petrusun Îsâ aleyhisselâma doğru, su üzerinde yürümesi, balığın ağzında akça, para bulunması, Pilatusun hanımının rü’yâsı, Îsâ aleyhisselâmın kıyâmında bütün azîzlerin mezârlarından kalkması, Îsâ aleyhisselâmın kabri başına muhâfızların konulması ve diğer ba’zı husûslar, sâdece Matta İncîlinde bulunup, diğer İncîllerde yokdur.

 

Dört İncîlin birçok mes’elelerde bir diğerine zıd ve muhâlif olmasından başka, her İncîlin içinde de birbirinden ayrı ve birbirini nakz eden nice mes’eleler de vardır. Buna misâl olarak:

 

1 — Matta İncîlinde Îsâ aleyhisselâm oniki havârîyi ilk def’a, dîne da’vet için vazîfelendirip gönderdiğinde, putperest tâifelerin ve Sâmiriyyelilerin şehrlerine gitmekden ve onlarla buluşmakdan men’ etdi. [Matta bâb on, âyet beş.] Dağdaki va’zında da, şâkirdlerine, mukaddes şeyleri köpeklere vermekden ve incilerini hınzırlara atmakdan men’ etdi. [Matta bâb yedi, âyet altı.] Yine aynı Matta İncîlinde, bu emrin tam tersi emr edilmekde, sekizinci ve yirmibirinci bâblarında, yehûdîlerin yerine putperestlerin dîne da’vet edilmesini istemekde ve yehûdîlerin îmânsızlıklarından da şikâyet edilmekdedir. Yirmidördüncü bâbın ondördüncü âyet ile diğer yerlerinde İncîl yeryüzünde bulunan kavmlerin, milletlerin hepsine ulaşdırılmadıkca, teblîg edilmedikce, dünyânın sonunun gelmiyeceği i’lân edilmekdedir. Yirmisekizinci bâbında ve başka yerde yalnız bir tek vaftîz ile, hiçbir fark gözetmeksizin başkalarını nasrânîliğe kabûl etmek için havârîlere tenbîh edilmekdedir.

 

2 — Sekizinci bâbda [âyet beş ve sonrası] Îsâ aleyhisselâmın yanına gelen yüzbaşı ile ilgili âyetler ile, onbeşinci bâbın yirmiikinci âyet ve devâmında anlatılan bir kadının hikâyesi arasında da ayrılık vardır. Zîrâ sekizinci bâbda anlatılan yüzbaşı putperest olduğu hâlde, Îsâ aleyhisselâm onun hasta olan hizmetcisine yardım eder. Fekat onbeşinci bâbda anlatılan Kenanlı kadın putperest olmadığı hâlde, önce Îsâ aleyhisselâm onu açıkdan red eder. Sonradan kadın yalvarınca, husûsî bir lutf şeklinde ona yardım eder.

 

3 — Yuhannânın yedinci bâbının başında bildirildiğine göre: (Îsâ aleyhisselâm Celîlede gezerken, yehûdîlerin Hayme [Çadır] Bayramı yakın idi. Kardeşleri ona hitâben: Buradan çıkıp Yehûdîyeye git ki, şâkirdlerin dahî yapdığın işleri görsünler. Zîrâ kendisini açıkca tanıtmak isteyen kimse, işini gizlice yapmaz. Eğer bu şeyleri sen yapıyorsan kendini dünyâya göster, dediler. Çünki kardeşleri dahî, ona îmân etmiyorlardı. Îsâ onlara cevâben: Benim vaktim dahâ gelmedi. Fekat sizin vaktiniz dâimâ hâzırdır. Dünyâ sizden nefret etmez. Fekat benden nefret eder. Çünki, (dünyâ amelleri kötüdür) diye ben onlara şehâdet ederim. Siz bu bayrama gidin. Ben bu bayrama dahâ gitmem, çıkmam dedi. Fekat kardeşleri çıkdıkdan sonra, kendisi de, o vakt açıkca değil, fekat gizlice imiş gibi bayrama gitdi) demekdedir. Eğer Yuhannâ İncîli muharref değildir denirse: Îsâ aleyhisselâma yapdığı bu yalancılık isnâdı nasıl te’vîl edilir. [Çünki, Îsâ aleyhisselâmın bayrama gitmem dediği hâlde, sonra da gizlice gitdiğini haber vermekdedir ki, bu yalancılıkdır. Hâşâ Îsâ aleyhisselâmda böyle bir hâl bulunamaz.]

 

4 — Matta, Yehûdânın intihâr etmesi kıssasını, İncîlinin yirmiyedinci bâbının üçüncü ve dahâ sonraki âyetlerinde: (O zemân Îsâyı haber veren Yehûdâ, katle hükm olunduğunu görünce pişmân olup, almış olduğu otuz gümüşü başkâhinlere ve ihtiyârlara geri getirip: Ben suçsuz bir kimseyi ele vermekle günâh işledim dedi. Fekat onlar: Bundan bize ne? Onu sen düşün dediler. Yehûdâ gümüşleri ma’bedin içine atıp gitdi ve varıp kendisini asdı. Başkâhinler gümüşleri alıp: Bunu ma’bedin hazînesine koymak câiz değildir. Çünki kan behâsıdır dediler. Müşâvere etdikden sonra, yabancılara mezârlık olmak üzere onunla çömlekçinin tarlasını satın aldılar. Bunun için bu tarlaya, bugüne kadar “Kan tarlası” denildi) demekdedir.

 

Luka ise, Petrusdan nakl ederek Resûllerin işleri kitâbının birinci bâbının, onsekizinci âyetinde: (Yehûdâ fısk [Îsâ aleyhisselâmı haber verme günâhı] ücreti ile bir tarla edindi. Başaşağı düşüp ortadan çatladı. Bütün barsakları döküldü. Bunu bütün Orşilimde oturanlar bilir. Hattâ, o tarlaya onların lisanında Akeldama, ya’nî kan tarlası denilir) demekdedir. Bu iki rivâyet, iki şeklde birbirine uymamakdadır:

 

Birincisi: Mattanın rivâyetine göre, Yehûdâ pişmân olup, aldığı gümüşleri geri vermiş ve kâhinler onunla bir tarla satın almışlardır. Lukanın rivâyetine göre ise, o gümüş ile kendisi bir tarla sâhibi olmuşdur.

 

İkincisi: Mattanın rivâyetine göre, Yehûdâ kendini asmış, intihâr etmişdir. Lukanın rivâyetine göre ise, başaşağı düşmüş ve karnı parçalanmışdır.

 

5 — Yuhannânın birinci mektûbunun ikinci bâbının, ikinci âyetinde: (Kendisi günâhlarımıza ve yalnız bizim günâhlarımıza değil, fekat bütün dünyâya keffâretdir) demekdedir. Buradan anlaşılıyor ki, günâh işlemekden ma’sûm olan, yalnız Îsâ aleyhisselâmdır ve bütün âlemin günâhlarına keffâretdir.

 

Hâlbuki, Sifr-ül emsâlin [süleymânın meselleri] yirmibirinci bâbının onsekizinci âyeti: (Kötü adam, sâlih adamın fidyesidir. Münâfık, hâin adam da doğruların) şeklindedir. Buradan anlaşılıyor ki, fâsık, günâh işleyen, işlemiyenin, münâfık olan da doğruların yerine fedâ edilecekdir. [bu ibâre, Yuhannânın yazdığına muhâlifdir.]

 

6 — İbrânîlere mektûbun yedinci bâbının onsekizinci ve ondokuzuncu âyetlerinde, (Za’îfliği ve fâidesizliği sebebi ile evvelce olan bir emrin ibtâli, çünki, şerî’at hiçbir şeyi kemâle erdirmedi) ve sekizinci bâbının yedinci âyetinde, geçmiş Peygamberlerin şerî’atları za’îf, fâidesiz ve mükemmel olmadığından, Îsâ aleyhisselâmın gelmesi ile hükmü kalmayıp ibtâl edilmiş oldukları bildirilmişdir. Hâlbuki, Matta İncîlinin beşinci bâbı, onyedinci âyetinde Îsâ aleyhisselâm, (Ben şerî’ati yıkmağa gelmedim. Ben yıkmağa değil, fekat onları temâmlamağa geldim) demekdedir.

 

7 — Matta İncîlinin onaltıncı bâbının, onsekizinci ve ondokuzuncu âyetlerinde, Petrus için Îsâ aleyhisselâm: (Sen Petrussun ve ben kilisemi bu kaya üzerinde binâ edeceğim. Cehennem kapıları onun üzerine gâlib olmıyacakdır. Hem sana, göklerin melekûtunun anahtarlarını vereceğim. Yeryüzünde bağlıyacağın her şey, göklerde de bağlanmış olur ve yeryüzünde çözeceğin her şey, göklerde de çözülmüş olur) dediği hâlde; yine aynı bâbda yirmibirinci âyetden i’tibâren diyor ki: (Öldürüleceğini ve üçüncü gün kıyâm edeceğini, şâkirdlerine o zemân göstermeğe başladı. Ve Petrus, Îsâyı bir kenâra alıp; “Yâ Rab, bu senden uzak olsun, bu sana aslâ olmasın” diye azarlamağa başladı. Fekat Îsâ dönüp Petrusa: “Geri çekil ey şeytân, ben senden bîzârım, usanmışım. Zîrâ sen, Allah için olan maksadı his etmezsin. Ancak insanlar için olan şeyleri his edersin, düşünürsün” dedi.) Ve yine Matta İncîlinin yirmialtıncı bâbının otuzdördüncü âyetinde, Petrus için Îsâ aleyhisselâmın, (Horoz ötmeden önce bu gece beni üç kerre inkâr edeceksin), diye haber verdiği ve Petrusun da yemînler ile inkâr etmiyeceğini bildirdiği haber verilmekdedir. Petrusun, bu sözünü unutup üç kerre, hem de yemîn ile ve la’net ile Îsâ aleyhisselâmı tanıdığını inkâr etdiği Mattanın yirmialtıncı bâbının altmışdokuz ile yetmişbeşinci âyetleri arasında bildirilmekdedir. Buna göre, Matta İncîlinin 16. bâbında, Îsâ aleyhisselâm, Petrusu medh etmekde ve onun afv etdiklerini Allahü teâlânın afv edeceğini bildirmekdedir. Yirminci bâbında ise, “şeytânsın” diyerek huzûrundan kovmakda, yirmialtıncı bâbında ise, kendisini inkâr edeceğini bildirmekdedir. Hıristiyanlar, Îsâ aleyhisselâma [hâşâ] tanrı diye inanmakdadırlar. Tanrının hiç böyle hatâ etmesi düşünülebilir mi? İşte bu Petrusdur ki, hâl-i hâzırda Romada oturan ve âleme sultân olmak iddiâsında bulunan papalar, onun vekîli oldukları ve yeryüzünü istedikleri gibi evirip çevirecekleri ve hiç günâhsız oldukları iddi’âsındadırlar. Ba’zı insanlar da papaya böylece inanarak, Cennete gitmek sevdâsındadırlar.

 

8 — Yine Matta İncîlinin yirmialtıncı bâbının, yirmialtıncı âyetinde ve Luka İncîlinin yirmiikinci bâbının ondokuz ve yirminci âyetlerinde ve Markosun ondördüncü bâbında anlatılan işâ-i Rabbânî [son akşam yemeği] kıssası birbiriyle karşılaşdırılırsa görülür ki, birisi yatsıdan önce, birisi yatsıdan sonra olduğunu ve bu üç İncîl de, sofrada şerâb bulunduğunu zikr ederler. Yuhannâ İncîlinin altıncı bâbında, bu vak’anın zuhûra geldiğini ve bunun sâdece ekmek olduğunu nakl etmekle berâber, şerâbdan aslâ bahs etmez.

 

Hâlbuki, hıristiyanlığın i’tikâd ve ibâdet esâslarından biri de (işâ-i Rabbânî) yimek ve bundaki ekmeğin Îsâ aleyhisselâmın eti ve şerâbın da, kanı olduğuna inanmakdır. Yuhannânın bu gibi i’tikâd esâslarındaki dikkat ve ihtimâmı, diğerlerinden dahâ fazla olduğu hâlde, şerâbı zikr etmemesi, bu i’tikâdlarının da, bir hurâfe olduğunu açıkca göstermekdedir.

 

____________________

 

İmâm-ı Rabbânî hazretleri (Mektûbât) kitâbının 1.ci cild, 275.ci mektûbunda buyuruyor ki:

--------------------

Sizin bu ni’mete kavuşmanız, islâmiyyet bilgilerini öğretmekle ve fıkh hükmlerini yaymakla olmuşdur. Oralara cehâlet yerleşmişdi ve bid’atler yayılmışdı. Allahü teâlâ, sevdiklerinin sevgisini size ihsân etdi. İslâmiyyeti yaymağa sizi vesîle eyledi. Öyle ise, din bilgilerini öğretmeğe ve fıkh ahkâmını yaymağa elinizden geldiği kadar çalışınız. Bu ikisi bütün se’âdetlerin başı, yükselmenin vâsıtası ve kurtuluşun sebebidir. Çok uğraşınız! Din adamı olarak ortaya çıkınız! Oradakilere emr-i ma’rûf ve nehy-i münker yaparak, doğru yolu gösteriniz! Müzzemmil sûresinin ondokuzuncu âyetinde meâlen, (Rabbinin rızâsına kavuşmak istiyen için, bu elbette bir nasîhatdir) buyuruldu

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Sign in to follow this  

×
×
  • Create New...