Jump to content
sirius

Anadolu'da Yoga

Recommended Posts

ANADOLU’DA YOGA

 

Anadolu gibi müthiş uygarlıkları doğuran toprakların, Yoga gibi bir öğretiyi atlaması düşünülemez bile.

Bu sayının konusu “Sevgi” olduğu için, ben de Anadolu’daki Bhakti Yoga’yı... sufi’liği yazmak istedim.

 

 

“Sufi” deyimi 8.yy’ın 2. yarısında kullanılmaya başlanmıştır. Kimi kaynaklarda Suf (arapça) yün demektir ve “Yün-aba giyen”anlamında, fakirliğin, terk etmişliğin ifadesi olarak kullanılmıştır. Kimi kaynaklara göre yine arapça bir kelime olan “Safa”dan (saf, temiz, lekesiz) gelmektedir. Yunan sofistlerin devamı olduğu da görüşler arasındadır. 11. yy’da İmam Gazali tarafından kurumsallaştırılmış, tasavvuf ile islam barışık hale getirilmiştir.

 

 

Anadolu’nun, kültürler, dinler,ırklar ve kültler alaşımı olduğu göz önüne alındığında; Bu uygarlıklar sentezi içinde, müslümanlaşılırken değişik ve derin bir yorumun doğması kaçınılmazdır. Buna orta asya göçleri ve Maveraünnehir geleneğinin eklenmesi ortaya Anadolu mistizmini, yani sufi’liği çıkarmıştır. Sevgiyi, hoşgörüyü ve iyi niyeti kullanarak, müslümanlık ile eski kültürler, inançlar harmanlanmıştır.

 

 

Burada altını çizmek istediğim, yoga ile sufiliği karşılaştırmak değil, aynı kavramların yogada ve sufilikte nasıl ifade edildiklerini anlatmaktır.

Bu bakış açısından bakıldığında; Bir Hallac-ı Mansur ekolü vardır. Biçimsel yapıdan ziyade, öze yönelik ibadeti ön plana çıkartmaktadır. Yani oruç tutmak, namaz kılmak, hacca gitmek, Allah’ın sıfatlarına ulaşmak için araçtırlar. Allah ile bütünleşmek için önemli olan saflaşmaktır. İnsan tüm ihtiras ve çıkar ilişkilerinden uzaklaşabildiği oranda Allah katına layık olabilir. İbadet bu amacın gerçekleşmesi için sadece bir araçtır. Burada amaç sevgidir. Sevgi içinde olmak, insanı sevmek, bireyi Allah’a götüren en kısa yoldur.Debdebe, şan, şöhret, iktidar, müslümanlar için züldür. Sevgi yolunu kullanarak Allah’ın hakikat sıfatına ulaşmak, yani Allah yolunda gelinen bu aşama meşhur “En-el Hakk” diye ifade edilmiştir.( Ki bu ifade, Hallac-ı Mansur’un M:S 922 de Abbasiler tarafından çarmıha gerilerek ölümüne neden olmuştur)

 

 

En-el Hakk; sevgi ve sezgi yolu ile Allah’ı bulmaktır. Allah’ın hakikat sıfatı içinde erir, kavuşur, karışır, sevgi ve aşk ile yanarak yok olunur. Allah’ın sıfatına karışılır. “Ben Allah’ım” idraki içine girilir.

 

 

Yoga’nın Samadhi basamağında bahsedilen “nirbi kalpa samadhi” durumuna erişmektir. Bu aşama, normal, uyanık, hatta dünyevi işler ile uğraşırken bile Tanrı ile bir olduğunun şuuruna varmaktır. Birey, Ruh olduğunun tamamen farkına varır.

 

 

Osho, sufiliği anlatırken En-el Hakk için “Allah’ta ölmek” deyimini kullanıyor.O’na göre sufilik, Allah ile olan aşk ilişkisidir. Herhangi bir formalite, inanç, dogma, öğreti ile sınırlandırılamaz. Sufilik, kişisel öz ile evrensel öz arasındaki engeli kaldırma sanatıdır.

 

 

Anadolu’da, müslümanlık, Horasan Erenleri tarafından, Ahmet Yesevi önderliğinde sufi geleneği içerisinde yaygınlaşmıştır. Hallac-ı Mansur ekolünün izleyicisi olan bu gurup, Yürek Haccı kavramını yayarak Bektaşi, Alevi, sünni kültürlerinde sufiliğin yerleşmesini sağlamıştır.

 

 

Yürek haccı ; İnsanı Kabe olarak kabul eder. Önemli olan insanı sevmektir. Kula kulluk ederek , insana hizmet etmek en yüce ibadettir. Gerçek Hac budur. Herkesin Kabe yönüne dönüp, namaza durduğu zamanda, Kabe’yi ortadan çekip alırsak, herkesin birbirine secde ettiği bir görüntü ile karşılaşırız. Haccı yüce yapan, bu en içteki öze kavuşmak arzusudur. Burada sen yada ben yoktur, herkesin içindeki öz tek ve aynı olduğu için “Biz” vardır. Bu birlik bilinci Bhakti yoga’nın ya da Sufi’nin yoludur.

 

 

Alevi kültüründe net olarak rastlanan Jnana Yoga yaklaşımını buraya almak istiyorum, çünkü ilerleyen zaman içinde akıl yolu, Allah’a ulaşmada yetersiz kabul edilmiştir. Akıl yolu, Allah’ı algılamak için kullanılmakta, ama Allah ile bir olmak için, gönül gözünden bahsedilmektedir.( Dikkatinizi çekmek isterim; Yoga’da da, sırası ile, Janan Yoga’da, Karma Yoga’da, Raja Yoga’da, belirli bir uzmanlık elde ettikten sonra Bhakti Yoga’ya geçilmesi tavsiye edilmektedir.)

 

 

13. yy’da aynı mistik görüş, bu sefer Endülüs’ten İbn-i Arabi tarafından, Vahdet-i Vücud anlayışı ile gelmiştir. Doğanın, mükemmelliği Tanrı’nın manevi boyutu içerisinde algılanır. Anadolu’nun , şaman-pagan alt yapısı, mevcut sufiliği daha da manevi hale dönüştürmüştür. Yani, gönül, aşk, yürek Allah’a götürmektedir, manevi evreni algılamada akıl yeterli değildir, yüreğin mührünü açmak gerekir, kapısı açılan kalp, sezgisel bir yöntem ile tümel (hepsini içine alan) hakikatlere ulaşır ve Allah ile bir olur.( Mokşha). Yüreğin mührünü açmak, ancak başkalarını sevmek ile mümkündür. Canlı, cansız varlıklara karşı, duyarlılık geliştirmeden, koşulsuz hizmet etmeyi başaramadan ve en önemlisi herkese karşı yüreğinde, Allah sevgisini hissetmeden Vuslatı gerçekleştirmek imkansızdır.

 

 

Sistemli ibadetin, aşk ile Allah yolunu açtığı düşünülürse,Alevilerin, Cem Ayini, Mevlevilerin Sema dönmesi,Sünnilerin Zikr(vecd)i, aşk ve bağlılık ile maddi olgulardan uzaklaşıp Tanrı katına ulaşmak için gösterilen çabalardır.( Bhakti yoga, ibadet sistemini mükemmel şekilde dizayn etmiştir. Kirtan ve Japa yöntemleri, birebir cem ve sema ayinleri ile zikre karşı gelmektedir.

 

 

Kuran-ı Kerim’deki; “İbadetlerin en hayırlısı gece yapılandır” mealindeki ayetin ışığında, Sufiler gece boyunca namaz kılıp, zikrederler. Aynı uygulama yogilerde de vardır.

 

 

Şimdi, sufiliğe, biraz daha geniş bakalım.Tasavvuf, hem Allah’a yöneliştir, hem ruhun derinliklerine yapılan hactır, hem de evrensel boyuta doğru atılımdır. Bu atılım Cihad ile başlar.Cihattan kast olunan, nefsi, dünyevi ihtiraslardan arındırma mücadelesidir.(yogadaki yama-niyama kurallarını anlamak ve uygulamak, müslümanlıktaki cihattır, Muhhammet İkbal’in dediği gibi “Bir lokma Bir hırka”aparı graha felsefesini çok iyi açıklamaktadır.)Cihad, çileyi gerektirir( Bire bir tapas uygulamasıdır.Bütün istekleri yakıp aradan kaldırmak için yapılan çalışmalardır. Mevlana’nın ünlü sözü “Hamdım, piştim, yandım !” Tapas’ı anlatır). Bu nedenledir ki tasavvuf erbabı yıllarını çile hanelerde geçirir, daha sonra evreni hayranlıkla seyredip O’nu kavrama aşamasına geçilir. Bu aşamanın vecd hali( Samadhi’ye çekilmek) sufiyi evren ile bütünleştirir. O artık kendinden geçmiştir. Bu durum sufi olmak isteyene; “Gel, gir, gör, tat ve anla”olarak anlatılır.

 

 

Sufilik anlatılırken, Mevlana’dan bahsetmeden geçilemez. 800 yıldır, mesajını net ve sade bir şekilde aktaran Mevlana, inanılmaz kültürleri, dinleri ve gelenekleri aynı potada eritmiş bir medeniyetin en ünlü temsilcisidir. Sema Dönme disiplini içerisinde sistemleştirdiği felsefe ile ne kadar büyük bir sufi olduğunu kanıtlamıştır.

 

 

Sema, evrensel devr-i daimdir. Evrendeki her şey döner. Güneşin etrafında, gezegenlerin dönüşü gibi, Tanrı’nın etrafında da tüm varlıklar zikrederek dönerler. Bu bütünleşme yöntemidir. Ancak bu dönüşün bir yol göstericisi olmalıdır. Çünkü, bir Pir olmadan, birey, yanlış yollara düşme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu Kişiye Üstat, Şeyh, Dede, Pir v.s denir. ( Yogada Tantra geleneğinde de bir Guru olması ilk koşuldur.)

 

 

Daha önce de değindiğim gibi, Sufi geleneğinde, hakikat, şeriatten daha üstündür. Yani her şeyin içindeki Öz’e ulaşmak, hakikati bulmak, insanı oraya götüren yoldan daha önemlidir.

 

 

Şeriat, belirli bir rituel takip etmeyi,Kuran-ı Kerim’i ezberlemeyi, hadisler üzerinde çalışmayı öngörür.(Bhakti Yoda’da da bu gelenek vardır, Bhagavat Gita ezberlenir, yorumlanır, Darma izlenerek, karma oluşturulur. Kama uygulanır “karşılıksız vermek”, Prema “aşk” ile hizmet uygulanır, bundan sonra teslimiyet gelir yani Bhakti)

 

 

Sufiliğin dayanağı, Kuran-ı Kerim’deki, Fatiha ve Nur sureleridir. Fatiha doğru yolu gösterir. Nur suresi, aydınlıktan , her şeyi bilen evrensel ışıktan bahseder. Allah’ın Nur olduğu anlatılır. Sufler için karanlıktan kurtulmak, O’na yönelmek ile mümkündür. Tüm dünyevi arzular ve tutkular terk edildiğinde, Nur’un çevrelediği Cennet bile istenmemekte, sadece ve sadece O’nda yok olmak hedeflenmektedir. Bu yol, SEVGİ’den geçmektedir.( Yoga ‘da Anahata Çakra’nın özel bir önemi vardır, çünkü yüksek vibrasyonlu enerjiler-yani sevgi- bu çakra vasıtası ile sisteme girerler. Anahata çakra aktif ise sevgi akar,kesinti yoktur. Paylaşıldıkça büyüyen bir enerjidir ve kesinlikle bir duygu değildir, mutlak bir güçtür. Tanrı katındandır, çünkü reddedildiğinde bile değişmez, artarak akmaya devam eder. Anahata çakrayı temiz ve açık tutmak kafidir, sevginin akması için fazladan çaba harcamak gerekmez. Sevgi, iyileştirir)

Sizlere, Mevlana’dan bir rubai ile veda etmek istiyorum.

 

 

 

Aşıkların huzuru, yorgunluktadır.

Hazine zahmette,

Neşe, arayıp, istemede,

Rahmet ise, edeptedir.

Ferhan Yüksel

Not : Bu yazının hazırlanmasında, Prof. Dr. Niyazi Öktem’in görüşlerinden faydalanılmıştır.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×
×
  • Create New...