Jump to content
Renan

Osmanlı Kadın Şairleri...

Önerilen İletiler

Osmanlıda kadın şairler kadar, kadın şairler üzerine yapılmış araştırmaları da gözden geçirmek isteyen bir araştırmacı hayal kırıklığına uğramayı peşinen göze almak zorundadır Sözünü ettiğim hayal kırıklığı kadın şair sayısının azlığı gibi bunlar üzerine yapılan araştırmaların sayısının da azlığından kaynaklanmaktadır.

 

Geleneksel dönemde edebiyat tarih ve tenkidinin yerini tutan tezkirelerle sınırlı kalan edebî araştırmalarda adı geçen kadın şair sayısı iki elin parmaklarından çok az fazladır Tezkirelerin sınırlı ifade kalıplarına sıkışmış olarak birbirine benzer cümlelerle tanıtılan, bir çoğunun eserleri dahi elimize ulaşmış olmayan bu şairler hakkında doyurucu araştırmaların yapılmış olmasını zaten bekleyemeyiz.

 

Tanzimat sonrasında sayılarında artış görülen kadın şairler üzerinde ise münferit ve ciddi birkaç çalışmanın varlığına rağmen; kadın şairlerimizi başlangıçtan itibaren ele alarak ortaya gerçek bir panorama çıkaracak sistemli bir çalışmanın

henüz yapılmadığı aşikârdır.

 

Zeynep Hatun

Mihrî Hatun

Ani Hatun

Fıtnat Hanım

Leylâ Hanım

Şeref Hanım

Âdile Sultan

Tevhîde Hanım

Feride Hanım

Hatice Nakiye Hanım

Sırrî Hanım

Münire Hanım

Fıtnat Hanım (Trabzonlu)

Habibe Hanım

Hasibe Maide Hanım

Hatice İffet Hanım

Leylâ Hanım (Saz)

Nigâr Hanım

Makbule Leman

İhsan Raif

Şükûfe Nihal

Halide Nusret Zorlutuna

ZEYNEP HATUN

 

Divan şiirinin bilinen ilk kadın şairi 15 Yüzyılda yaşamış bir kadı kızı ve bir kadı eşiÇağdaşı olan Mihri Hatun ile aralarında latifeler ve karşılıklı şiir söyleşmeleri var Divanı, Sultan Mehmet adına düzenlendi Zeynep Hatun, şiirlerinde, kadının isteklerini, açgözlülük olarak nitelendirir ve döneminin kadınının aşağılık konumundan sıyrılma isteğini anlatır Zeynep Hatun, bir şair olarak kabul görebilmek için, arzularının “merdane” olmasını ister Tıpkı alçakgönüllü bir erkek gibi, bilge olmak isteğini vurgular Yumuşaklık, sevecenlik gibi kadına özgü bazı değerleri, zayıflık ve ruhsal eksiklik diye nitelendirir Aşık Çelebi, “Mesairus Şuara” adlı kitapta, Zeynep Hatun’un yaşamının son döneminde şiiri bıraktığını, inzivaya çekildiğini anlatır

 

GAZEL

Keşfet nikabını yeri göğü münevver et

Bu âlem anasırı firdevs-i enver et

Depret lebini cüşe getir hacz-i kevseri

Anber saçını çöz bu cinanı muattar et

Hattın berat verdi saba yeline dedi

Tez er Hatay’a Çin’i tamam et müseehhar et

Yâra yolunda âşk ile derdinden ölenin

Kim der sana ki hecr ile cânın mükedder et

Zeynep çü dost zülfü gibi tarümarsın

Divane olma şiirini divan ü defter et

Zeyneb ko meyli zinet-i dunyaya zen gibi

Merdane var Sade-dil ol terk-i ziver it

 

MİHRÎ HATUN

 

1460 ya da 1461′de Amasya’da doğdu ve 1506′da yine burada öldü Asıl adı Mihrünnisa ya da Fahrünnisa “Mihrî” mahlasını kendisi de bir şair olan babası Mehmet Çelebi bin Yahya’dan (Belâyî) aldı Hiç evlenmedi Sultan 2 Bayezid ve oğlu Şehzade Ahmed’in Amasya Valiliği sırasında kentte toplanan bilgin ve sanatkarların meclislerine katıldı Mihrî Hatun, Zeynep Hatunla birlikte adı bilinen ilk Türk kadın şairlerinden Güzelliğiyle bölgede ün salan Mihri Hatun, sade bir dille yazdığı kaside ve gazelleriyle tanınır Diğer divan şairi kadınlardan aşkı çekinmeden kullanmasıyla ayrılır Şairi Necati Bey’i kendisine örnek aldığı, şiirlerini Necati Bey’e gönderip fikrini öğrenmeye çalıştığı iddiaları da var Söylentilere göre Necati Bey ile aralarında duygusal yakınlaşma vardı Ayrıca şiirlerinde, Müyyedzâde Abdurrahman Çelebi ve Sinan Paşazâde İskender Çelebi’ye duyduğu aşka dair ipuçlarına da rastlanır Mihri Hanım Divanı 1967′de Moskova’da basıldı

 

GAZEL

Ben umardım ki seni yâr-ı vefâ-dâr olasın

Ne bileydim ki seni böyle cefâ-kâr olasın

Hele sen kaaide-î cevrde eksik komadın

Dostluk hakkı ise ancağ ola var olasın

Reh-i âşkında neler çektüğüm ey dost benim

Bilesin bir gün ola aşka giriftâr olasın

Sözüme uymadın ey asılası dil dilerim

Ser-i zülfüne anın âhiri ber-dâr olasın

Sen ki cân gül-şeninin bi gül-i nev-restesisin

Ne revâdır bu ki her hâr ü hasa yâr olasın

Beni âzâde iken aşka giriftâr itdin

Göreyim sen de benim gibi giriftâr olasın

Bed-duâ etmezem ammâ ki Huda’dan dilerim

Bir senin gibi cefâ-kâra hevâ-dâr olasın

Şimdi bir hâldeyüz kim ilenen düşmanına

Der ki Mihrî gibi sen dahi siyeh-kâr olasın

 

ANİ HATUN

 

Doğum tarihi bilinmiyor 1710′da Yenişehir-Fener’de yaşamını yitirdi Asıl ismi Fatma Kültürlü bir ailenin kızı olarak İstanbul’da doğdu Akıllı, bilgili ve eğitimli olan Ani Hatun, “Hace-i Zenan (Kadınların Hocası)” lâkabıyla anılmıştır Arapça öğrendi, doğu ve Batı edebiyatlarıyla ilgili çalışmalar yaptı Bir divanı olduğu sanılıyor ama bulunamadı Usta bir hattat olarak da ün yaptı Bazı metinlerde hattatlığının şairliğinden bile üstün olduğu belirtilir

 

GAZEL

Feramuş itti hayli dem beni yad itmeden kaldı

Benim çok sevdigim mahzunu dilşad itmeden kaldı

Nola t’amirine kasd itmese şah-ı cihan banım

Bilür kim hatır-ı viranım abad itmeden kaldı

Kalupdur bahr-i gamda fülk-i dil yok sahil-i maksud

Hayıflar rüzgarim bana imdad itmeden kaldı

Düşelden ran-ı aşk-ı yare zar ü natüvandır dil

Ser-i kuyinde halim yare feryad itmeden kaldı

Niçün derpey olur Ani ki hal-i Kays’ı bilmez mi

O biçare yetürdi kendin irşad itmeden kaldı

 

FİTHAT HANIM

 

İstanbul’da doğdu, doğum tarihi bilinmiyor 1780′de yine İstanbul’da yaşamını yitirdi Asıl adı Zübeyde Şeyhülislam Ebu İshakzade Mehmet Esad Efendi’nin kızı Özel derslerle eğitildi Küçük yaştan itibaren edebiyat ve şiirle ilgilendi Rumeli Kazaskerlerinden Mehmed Efendi ile evlendi Günümüze kadar gelen kadın şairler arasında en dikkat çekicilerden biri Aydın ve şairi bol bir çevrede yetişti, döneminin sanat-edebiyat çevrelerinde bulundu Şiirleri kadar nükteleri, Koca Ragıp Paşa ve şair Haşmet ile aralarında geçen şakalaşmalarla da bilinir Ancak günümüze ulaşan bu şakaların bir kısmının uydurma olduğu sanılıyor Türkçe‘yi çok güzel kullanır, şiirlerinde zaman zaman halkın konuştuğu dile de yer verir Ama şiirlerine kadın içtenliği ve inceliği yansımaz Yayınlanmış bir divanı var Kendisini anlamayan, ruhuna denk düşmeyen, şiirle uğraşmasına bir anlam veremeyen kocası Derviş Mehmet Efendi ile evliliğinde mutlu olmadığı biliniyor

 

ŞARKI

Beni derdinle yeter zâr etdin

Yok mu insâfın a zalim söyle

Çeşm-i mestin gibi bîmâr etdin

Yok mu insâfın a zalim söyle

Ruhların taze gülü handandır

Leblerin derd-i dile dermandır

Sühanın mürde-i aşka candır

Yok mu insâfın a zalim söyle

Âşık-ı zâre cefâ kârındır

Öldüren gamze-i hunharındır

Eden ihyâ yine güftarındır

Yok mu insâfın a zalim söyle

Ey Sehi-kamer ü şîrin-güftâr

Bülbül-i vird-i ruhun gerçi hezâr

Var mıdır bencileyin âşık-ı zâr

Yok mu insâfın a zalim söyle

 

LEYLÂ HANIM

 

Sudur’dan Moralı Zâde Hâmid Efendi’nin kızı ve Keçecizâde İzzet Molla’nın yeğeni Çocuk denecek yaşta babasını kaybetti, aynı dönemde evlendirildi, bir hafta içinde ayrıldı Dönemin ünlü şairleri ve dayısı olan Keçecizade İzzet Molla’dan özel ders adı Saray kadınlarıyla yakın ilişkisi olduğu bilinen, iyi eğitimli ve çok kültürlü bir şair Hazır cevaplığı ve şakacılığı ile de tanınır Mevlevî tarikatına katıldı Mihrî Hatun kadar olmasa da kadın duygularını dile getirmesi ve döneminin koşullarında bir kadın için serbest sayılabilecek söyleyişiyle dikkat çeker Edebî bir çevrede yaşadığı için verimli bir şair Şiir dili açık ve sade Bir Divanı var 1848′de yaşamını yitirdi Galata Mevlevihanesi kabristanında toprağa verildi Pür âteşim açdırma sakın ağzımı zinhâr, mısrasıyla başlayan, Zâlim beni söyletme derûnumda neler var, nakaratlı şarkısı çok ünlü

 

GAZEL

Yârin âşıkları ile ülfeti pek güçtür güç

O peri vahşidir unsiyyeti pek güçtür güç

Sakın aldanma gönül vâ’d-i visâl-i yâre

Sonra derd ü elem ü mihneti pek güçtür güç

Beni âfv eyle eğer meclise girdiyse rakip

Çekemem doğrusu bu sıkleti pek güçtür güç

Ders-i aşkı açalım dersini vaiz kapasın

Zâhidin bârid olur sohbeti pek güçtür güç

Sohbeti yâr ile de pekçe uzatma Leylâ

O peri vahşidir ünsiyyeti pek güçtür güç

 

ŞEREF HANIM

 

1809′da İstanbul’da doğdu, 1861′de yaşamını yitirdi Yenikapı Mevlevihanesi kabristanına defnedildiği sanılıyor Mehmed Nebil Bey’in kızı Şairi bol ve kültürlü bir ailenin mensubu Kadirî ve Mevlevî tarikatlarına girdiği biliniyor Sıkıntılarla dolu bir yaşam sürdü Padişah II Mahmud ve Valide Sultan’a yazdığı şiirlerinde bu sıkıntıları anlatır Geleneksel kalıplar içinde kalan şiirleri sadelikleri ve düzgün anlatımlarıyla dikkat çeker İlk kez 1867′de Matbaa-i Âmirane’de basılmış bir divanı var

 

KASİDE

Kasîde-i Bahâriyye der Hakk-ı Müşâriin-ileyh

- Berây-ı Âlî Paşa -

Açıl ey gonce-i zîbâ açıl fasl-ı bahar oldı

Hezârın hasret-i dîdâr ile derdi hezâr oldı

Donandı her taraf üşkûfe-i elvan ile yer yer

Yine sun’-ı Cenâb-ı Kird-gârı aşikâr oldı

Takarrub edicek teşrifi sultân-ı gülin nâ-gâh

Dikildi tûğ-ı şâhî bağ u sahra kânı-kâr oldı

Bahar erdûsını sünbül-teber tebşire geldikde

Kurup çadır çiçekle muntazır her kûh-sâr oldı

Bu eyyâm-ı ferah-zâye tahassür çekmeden fulya

Sarardı sureta bir âşık-ı zar u nizâr oldı

Meğer neşv ü nema bulmuş şarâb-ı erguvan ile

Anın’çün çeşm-i dilber gibi nergis pür-humâr oldı

Görüp zülf-i arûsın ziynet ü dârâtını bî-şekk

Civan perçem başa çıktıkda gayet dil-figâr oldı

Benefşe çıkdı her-câyî deyu ifrât-ı ye’sinden

Olup sünbül perişan lâle yek-ser dâğ-dâr oldı

Eder şeb-bû ile ay-çiçeği gece safa, mehtâb

Görince fûl-ı bahrî yollar üzre hep nisâr oldı

Düzüp zerrin kadehle bezmini çark-ı felek güya

Çekildi bir kenâre cümleden sâhib-vakâr oldı

Sarıldı nahl-ı leylâk üzre güya bir çiçekli şal

Bakup serv u sünûber bîd-i reşkiyle çinâr oldı

Şakâyıkda görince revnak ü rengi kemâlinde

Hasedle zenbakın hep akl u fikri târ u mâr oldı

Bilür erbabı kadrin bak alur göz ile haşhaşa

Ki attâr-ı felekden ehl-i keyfe ber-güzâr oldı

Karanfil yâsemen aşkile sîne çak çak etdi

Ya her dem tazeye meyi etmede bî-ihtiyâr oldı

 

Ne kabil misk-i Rûmî ıtr-ı şâhîyle ola hem-bû

Girince araya şimşir bu da’vâ ber-karâr oldı

Bütün ezhâre hâlât-ı hazânı etmeğe ifşa

Gelüp kartopu güya tercemân-ı rûzigâr oldı

Bahâriyye temam olduysa da ey hâme güya ol

Gazel de söylemek şâirlere çünkim şiar oldı

Yine ey gül-izâr-ı işve vakt-ı âh u zar oldı

Bu da’vâya delîl ü şâhid istersen hezâr oldı

Buyur geşt ü güzâr et cümle ezhârı çemen-zârın

Kudûmın öpmeğe hep dîde dûz-ı intizâr oldı

Görince bülbülün cûş u hürüsün fart-ı gayretle

Benim de seyl-i eşkim ğıbta-bahş-ı cûy-bâr oldı

Gelüp bâd-ı sabâ dedi Şeref geç bu hevâlardan

Bu nazmın gerçi evrâk-ı sipihre yadigâr oldı

Ne sarf etdin bahara cevher-i güftârını ancak

Sebeb-i asayiş dünyâya bir âlî-tebâr oldı

Edersin medh ol zât-ı şerifi et ki âlemde

Senası mahz-ı farz u her sağar ü her kibar oldı

Bu vasfa Hazret-i Alî Emîn Paşa sezadır kim

Duây-ı devleti vird-i zeban ü her diyar oldı

Makâm-ı âliyi teşrif edel’den zât-ı ülyâsı

Umûr-ı hâriciyye nâzırıyle pür-vakâr oldı

Huzurunda şükûfe şîşesi olmak ümidiyle

Ne rütbe şimdi çeşm-i bülbüle bak i’tibâr oldı

Nesîm-i lutfı ğâlibdir bahara ehl-i hâcâtın

Nihâl-i maksad u amali hep pür berg ü bâr oldı

Nisâr olmakda gerçi cümleye nakd ü inâyâtın

Senin hakkında ise şad hezâr u bî-şümâr oldı

Düşüp ümmîd-i afv ile der-i ihsanına gönlüm

Bilür cürm ü kusûrın pây-mâl-i i’tizâr oldı

Kerem-kârâ şeref-sadrâ sipihr-i devlete bed-râ

Eğerçi bunda ıtrâ’-ı makâla ibtidâr oldı

Vesîle-cûy idim neşr etdim işte bu bahaneyle

Bütün ezhâr bûy-i midhatinden hisse-dâr oldı

Kıyâs olsa yanında bir içim su gibidir nîsân

Ki cûd u şefkatin baranı bahr-ı bî-kenâr oldı

Umûrında muvaffaksın o rütbe zanneder herkes

Ya Zât-ı Hızr yâ tevfik-i Bari müsteşar oldı

Bekây-ı ömr ü ikbâlindir elbet matlabı halkın

Vücûdın mutlaka dünyâya lutf-ı Gird-gâr oldı

Penâh eden hücûm-ı ceyş-i gamdan olur asude

Der-i Devlet-meâbın bir hısâr-ı üstüvâr oldı

Değil fahriyye yazmak gerçi haddim kendi hakkımda

Bana Zât-ı Şerifin lîk mahz-ı iftihar oldı

Ederken âh ü feryâd endelib efsâne dinlemez

Şeref, başla du’âya gayrı vakt-ı İhtisar oldı

Akîb-i cemrede her sal meymûn fal dendikce

Cihâna feyz-i nevrûzın yeter pertev-nisâr oldı

Riyâz-ı ömr ü câhı haşre-dek her dem bahar olsun

Denildikçe yine vakt-ı safay-ı gül-izâr oldı

(Mefaîlün mefaîlün mefaîlün mefâîlün)

 

ÂDİLE SULTAN

 

1825′te İstanbul’da doğdu, 1898′de yaşamını yitirdi Sultan II Mahmut ile eşlerinden Zernigar Sultan’ın kızı, Sultan Abdülmecit’in kız kardeşi Sarayda özel eğitim gördü Kaptan-ı Derya ve sonradan Sadrazam olan Mehmet Ali Paşa ile evlendi Önce üç çocuğunu, sonra kocasını ve ardından da genç kızı Hayriye Sultan’ı kaybedince acıya boğuldu Nakşîbendi tarikatına girdi Şiirleri 1996′da “Adile Sultan Dîvânı” adıyla yayınlandı Şiirleri genellikle çocukları, eşi ve kızı Hayriye Sultan’ın ölümlerinden duyduğu derin üzüntüyü yansıtan manzumelerden oluşur Çağdaşı olan Leylâ ve Fıtnat Hanımlardan daha az başarılı bir şair sayılır Aruzun yanı sıra hece ölçüsüyle de şiirler yazdı Türbesi İstanbul Eyüp’te Bostan İskelesi yakınında İstanbul’da pek çok hayıreseri bıraktı, ayrıca babası onun adına birçok eser yaptırdı Muhibbî (Kanuni Sultan Süleyman) Divanı’nın basılmasını sağladı

 

GAZEL

 

Duymayın can ü gönül dostuma pinhan gideyim

Akl ü can bana nedir bidil ü bican gideyim

Cismde can gibidir gözde hayâli yârin

Nice bir gurbet ü firkatle perişan gideyim

Korı canımda da âşk odını yaktı alevi

Yanmak âşk ile beşaret bana üryan gideyim

İderim kat’ı taalluk çü bu can ü tenden

O güle bülbül-i can itmede efgan gideyim

Adile Kâ’be-i kulın ideyim şöyle tavaf

Arz ide ruyını dildarıma mihman gideyim

 

TEVHİDE HANIM

 

Doğum tarihi 1847 1902′de Manisa’da öldü Babası Turgutlulu Limoncuzade Fehim Efendi Annesi, İzmirli Sinanzade Ahmet Efendi’nin kızı Tahire Hanım Manisalı Veznedar Çakmak Hüsayin Efendi ile evlendi Bir kızları oldu Kızını ve ardından kocasını kaybetti Mevlevi tarikatına girdi Şiirini annesi, kızı ve kocasını art arda kaybetmenin acısı etkledi Bir divanı var 1881′de yazıldığı tahmin edilen bu divanda kendi yaşamından ve Manisa’dan izler bulunur Tevhide Hanım’ın önemi yaşadığı çağın coğrafyasını, insanlarını, kültürü ve günlük alışkanlıklarını yansıtmasıdır Divanı Gürol Pehlivan, Bülent Bayram ve Mehmet Veysi Dörtbudak hazırladı Manisa Belediyesi’nin desteğiyle yayınlandı

 

GAZEL

Çeşmime göründü âh bir peri âlicenâb

Dün gece verdi ziyâ ‘aleme ol âfitâb

Âhir çeşmime ben de âh bin cân ile müştâk iken

Setrine sây eyleyip rûyına çekmiş nikâb

Piyâde gezmiş yorulmuş terlemiş ol meh-likâ

Seyr eyledim rûyundaki damlayan sanki gül-âb

‘Ahdinde kılmaz vefâ va’dinde hiç durmaz imiş

Teşbihi etdim meşrebin sanki bir dönme dolâb

Zihnini topla Tevhîde olma o bahrin gavsi

Pirâhenden girîbânın alıp geri çekil yab yab

 

FERİDE HANIM

 

1837′de Kastamonu’da doğdu Kasmatonu ulemasından Bahar Zade Hammami Mehmet Reşit Efendi’nin kızı İlk eğitimini medresi öğretmeni olan babasından aldı Arapça ve Farsça öğrendi Güzel yazı’ya yani “hat“a merak saldı Bolulu İzzet Paşa’nın divankatipliğini yapan Ali Raif Efendi ile evlendi İstanbul’a taşındılar Feride Hanım 25 yaşında iken eşini kaybetti İstanbul’dan Kastamonu’ya giderek yaşamını burada tamamladı 1903′te öldü Şiirleri arasında epey yer tutan Muhammediye’leri ile tanınır

 

GAZEL

Ah kim çıkdı elimden koynumun zer saati

Hasretile kalmamışdır gönlümün hiç rahatı

Yâdigar-ı yâr idi doğru gider gamhar idi

Yirmibeş yıldan beru itmiş idim ünsiyeti

Zer gibi zerd ola ruyi hem ayarı nakş ola

Mekr ile biganeler ger eyledise sirkati

Yelkavan veş ruzü şeb zevki içün çeksin taab

Soksun akrebler vücudın göre rencü mihneti

Kıldı rekkası felek çerh gibi sergerdan beni

Nice dolaplar ile virdi bana çok zahmeti

Yetdürür zinciri zülfü yâr ile bend olması

Kayd olup derdü game çekmekden ise firkati

Ben Feride veş gamü mihnetle ferdim dehrde

Geçmedi alâmsız biçarenin bir saati

(Kocasının ölümü üzerine yazdığı gazel)

 

HATİCE NAKİYE HANIM

 

Müneccimbaşı Osman Saib Efendi’nin kızı 1846′da ikiz kardeşiyle birlikte dünyaya geldi Sıbyan mektebinde okudu Annesini küçük yaşta kaybetti Teyzesi tarafından büyütüldü Darülmuallimat’tan mezun oldu Yenikapı Mevlevihanesi müritleri arasına girdi Ali Fuat Bey’in Maarif Nazırlığı döneminde Darülmuallimat’ta öğretmenliğe başladı Farsça ve tarih öğretti Lügati Farısiye sözlüğünü hazırladı Bir süre Mısır’da kaldı Sultan Mehmet Reşat döneminde bazı şehzade ve sultanlara öğretmenlik yaptı II Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi 1899da yaşamını yitirdi Yenikapı Mevlevihanesi Çınaraltı Kabristanı’nda toprağa verildi 40 kadar gazel, methiye, şarkı, müstezad, tahmis, terci-i bend ve kıt’a yazdı Döneminin kadın şairlerinden Şeref hanımın yeğeni idi Onun divanının ikinci basımını hazırladı Dergilerde dağınık halde olan şiirleri derlenemedi Bir bölümü Türkçe olan bu şiirlerden bazıları kardeşi Nebil Bey’in Divan’ının sonunda, bir kısmı da Ahmet Muhtar Bey tarafından yayımlandı Hiç evlenmedi

 

GAZEL

Bir gamze hun rize şikâr oldu bu gönlüm

Şeb ta seher aşuftevü zar odu bu gönlüm

Bir çaresi yok derde giriftar olub eyvah

Bir gonce içün âleme har oldu bu gönlüm

Gülçini visal olmak içün bağı tarabda

Bir bülbüli şurideye yâr oldu bu gönlüm

Gülşende edüb nağmei bülbül ana tesir

Feryad ile manendi hezar oldu bu gönlüm

Geçdi neyü meydan işidüb savtı hezarı

Medhuş olarak maili zar oldu bu gönlüm

Rüyet hevesile Nakiyye bir kez o şuhu

Akdamı rekibane gubar oldu bu gönlüm

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Prof. Dr. NAZAN BEKİROĞLU'nun araştırması: Osmanlı Kadın Şairleri

 

Osmanlıda kadın şairler kadar, kadın şairler üzerine yapılmış araştırmaları da gözden geçirmek isteyen bir araştırmacı hayal kırıklığına uğramayı peşinen göze almak zorundadır. Sözünü ettiğim hayal kırıklığı kadın şair sayısının azlığı gibi bunlar üzerine yapılan araştırmaların sayısının da azlığından kaynaklanmaktadır.

Geleneksel dönemde edebiyat tarih ve tenkidinin yerini tutan tezkirelerle sınırlı kalan edebî araştırmalarda adı geçen kadın şair sayısı iki elin parmaklarından çok az fazladır. Tezkirelerin sınırlı ifade kalıplarına sıkışmış olarak birbirine benzer cümlelerle tanıtılan, bir çoğunun eserleri dahi elimize ulaşmış olmayan bu şairler hakkında doyurucu araştırmaların yapılmış olmasını zaten bekleyemeyiz.

Tanzimat sonrasında sayılarında artış görülen kadın şairler üzerinde ise münferit ve ciddi birkaç çalışmanın varlığına rağmen; kadın şairlerimizi başlangıçtan itibaren ele alarak ortaya gerçek bir panorama çıkaracak sistemli bir çalışmanın henüz yapılmadığı aşikârdır.

 

Osmanlı Kadın Şairleri

 

 

ZEYNEP HATUN

Divan şiirinin bilinen ilk kadın şairi. 15. Yüzyılda yaşamış bir kadı kızı ve bir kadı eşi. Çağdaşı olan Mihri Hatun ile aralarında latifeler ve karşılıklı şiir söyleşmeleri var. Divanı, Sultan Mehmet adına düzenlendi. Zeynep Hatun, şiirlerinde, kadının isteklerini, açgözlülük olarak nitelendirir ve döneminin kadınının aşağılık konumundan sıyrılma isteğini anlatır. Zeynep Hatun, bir şair olarak kabul görebilmek için, arzularının "merdane" olmasını ister. Tıpkı alçakgönüllü bir erkek gibi, bilge olmak isteğini vurgular. Yumuşaklık, sevecenlik gibi kadına özgü bazı değerleri, zayıflık ve ruhsal eksiklik diye nitelendirir. Aşık Çelebi, "Mesairus Şuara" adlı kitapta, Zeynep Hatun'un yaşamının son döneminde şiiri bıraktığını, inzivaya çekildiğini anlatır.

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

GAZEL

Keşfet nikabını yeri göğü münevver et

Bu âlem anasırı firdevs-i enver et

Depret lebini cüşe getir hacz-i kevseri

Anber saçını çöz bu cinanı muattar et

Hattın berat verdi saba yeline dedi

Tez er Hatay'a Çin'i tamam et müseehhar et

Yâra yolunda âşk ile derdinden ölenin

Kim der sana ki hecr ile cânın mükedder et

Zeynep çü dost zülfü gibi tarümarsın

Divane olma şiirini divan ü defter et

Zeyneb ko meyli zinet-i dunyaya zen gibi

Merdane var Sade-dil ol terk-i ziver it

 

 

MİHRÎ HATUN

1460 ya da 1461'de Amasya'da doğdu ve 1506'da yine burada öldü. Asıl adı Mihrünnisa ya da Fahrünnisa. "Mihrî" mahlasını kendisi de bir şair olan babası Mehmet Çelebi bin Yahya'dan (Belâyî) aldı. Hiç evlenmedi. Sultan 2. Bayezid ve oğlu Şehzade Ahmed'in Amasya Valiliği sırasında kentte toplanan bilgin ve sanatkarların meclislerine katıldı. Mihrî Hatun, Zeynep Hatunla birlikte adı bilinen ilk Türk kadın şairlerinden. Güzelliğiyle bölgede ün salan Mihri Hatun, sade bir dille yazdığı kaside ve gazelleriyle tanınır. Diğer divan şairi kadınlardan aşkı çekinmeden kullanmasıyla ayrılır. Şairi Necati Bey'i kendisine örnek aldığı, şiirlerini Necati Bey'e gönderip fikrini öğrenmeye çalıştığı iddiaları da var. Söylentilere göre Necati Bey ile aralarında duygusal yakınlaşma vardı. Ayrıca şiirlerinde, Müyyedzâde Abdurrahman Çelebi ve Sinan Paşazâde İskender Çelebi'ye duyduğu aşka dair ipuçlarına da rastlanır. Mihri Hanım Divanı 1967'de Moskova'da basıldı.

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

GAZEL

Ben umardım ki seni yâr-ı vefâ-dâr olasın

Ne bileydim ki seni böyle cefâ-kâr olasın

Hele sen kaaide-î cevrde eksik komadın

Dostluk hakkı ise ancağ ola var olasın

Reh-i âşkında neler çektüğüm ey dost benim

Bilesin bir gün ola aşka giriftâr olasın

Sözüme uymadın ey asılası dil dilerim

Ser-i zülfüne anın âhiri ber-dâr olasın

Sen ki cân gül-şeninin bi gül-i nev-restesisin

Ne revâdır bu ki her hâr ü hasa yâr olasın

Beni âzâde iken aşka giriftâr itdin

Göreyim sen de benim gibi giriftâr olasın

Bed-duâ etmezem ammâ ki Huda'dan dilerim

Bir senin gibi cefâ-kâra hevâ-dâr olasın

Şimdi bir hâldeyüz kim ilenen düşmanına

Der ki Mihrî gibi sen dahi siyeh-kâr olasın

 

 

ANİ HATUN

Doğum tarihi bilinmiyor. 1710'da Yenişehir-Fener'de yaşamını yitirdi. Asıl ismi Fatma. Kültürlü bir ailenin kızı olarak İstanbul'da doğdu. Akıllı, bilgili ve eğitimli olan Ani Hatun, "Hace-i Zenan (Kadınların Hocası)" lâkabıyla anılmıştır. Arapça öğrendi, doğu ve Batı edebiyatlarıyla ilgili çalışmalar yaptı. Bir divanı olduğu sanılıyor ama bulunamadı. Usta bir hattat olarak da ün yaptı. Bazı metinlerde hattatlığının şairliğinden bile üstün olduğu belirtilir.

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

GAZEL

Feramuş itti hayli dem beni yad itmeden kaldı

Benim çok sevdigim mahzunu dilşad itmeden kaldı

Nola t'amirine kasd itmese şah-ı cihan banım

Bilür kim hatır-ı viranım abad itmeden kaldı

Kalupdur bahr-i gamda fülk-i dil yok sahil-i maksud

Hayıflar rüzgarim bana imdad itmeden kaldı

Düşelden ran-ı aşk-ı yare zar ü natüvandır dil

Ser-i kuyinde halim yare feryad itmeden kaldı

Niçün derpey olur Ani ki hal-i Kays'ı bilmez mi

O biçare yetürdi kendin irşad itmeden kaldı

 

 

FİTHAT HANIM

İstanbul'da doğdu, doğum tarihi bilinmiyor. 1780'de yine İstanbul'da yaşamını yitirdi. Asıl adı Zübeyde. Şeyhülislam Ebu İshakzade Mehmet Esad Efendi'nin kızı. Özel derslerle eğitildi. Küçük yaştan itibaren edebiyat ve şiirle ilgilendi. Rumeli Kazaskerlerinden Mehmed Efendi ile evlendi. Günümüze kadar gelen kadın şairler arasında en dikkat çekicilerden biri. Aydın ve şairi bol bir çevrede yetişti, döneminin sanat-edebiyat çevrelerinde bulundu. Şiirleri kadar nükteleri, Koca Ragıp Paşa ve şair Haşmet ile aralarında geçen şakalaşmalarla da bilinir. Ancak günümüze ulaşan bu şakaların bir kısmının uydurma olduğu sanılıyor. Türkçe'yi çok güzel kullanır, şiirlerinde zaman zaman halkın konuştuğu dile de yer verir. Ama şiirlerine kadın içtenliği ve inceliği yansımaz. Yayınlanmış bir divanı var. Kendisini anlamayan, ruhuna denk düşmeyen, şiirle uğraşmasına bir anlam veremeyen kocası Derviş Mehmet Efendi ile evliliğinde mutlu olmadığı biliniyor.

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

ŞARKI

Beni derdinle yeter zâr etdin

Yok mu insâfın a zalim söyle

Çeşm-i mestin gibi bîmâr etdin

Yok mu insâfın a zalim söyle

Ruhların taze gülü handandır

Leblerin derd-i dile dermandır

Sühanın mürde-i aşka candır

Yok mu insâfın a zalim söyle

Âşık-ı zâre cefâ kârındır

Öldüren gamze-i hunharındır

Eden ihyâ yine güftarındır

Yok mu insâfın a zalim söyle

Ey Sehi-kamer ü şîrin-güftâr

Bülbül-i vird-i ruhun gerçi hezâr

Var mıdır bencileyin âşık-ı zâr

Yok mu insâfın a zalim söyle

 

GAZEL

Neşve-i cam-ı muhabbetle gönül cuş eyler

Çekilen der ü gamı cümle feramuş eyler

Kıl hazer alma sakın aşık-ı zarın ahın

Seni bir şuh-ı sitemkara felek dun eyler

Bir nigehle komadı derdimi takrire mecal

Çeşm-i mestin nice guyaları hamuş eyler

Hale-i mah gibi sineye çekmiş mihri

Bezm-i vuslatta o kim yari deraguş eyler

Sen hem gülşen-i hüsnünde figan et cü hezar

Fıtnata derd-i dilin belki o gül guş eyler

 

 

LEYLÂ HANIM

Sudur'dan Moralı Zâde Hâmid Efendi'nin kızı ve Keçecizâde İzzet Molla'nın yeğeni. Çocuk denecek yaşta babasını kaybetti, aynı dönemde evlendirildi, bir hafta içinde ayrıldı. Dönemin ünlü şairleri ve dayısı olan Keçecizade İzzet Molla'dan özel ders adı. Saray kadınlarıyla yakın ilişkisi olduğu bilinen, iyi eğitimli ve çok kültürlü bir şair. Hazır cevaplığı ve şakacılığı ile de tanınır. Mevlevî tarikatına katıldı. Mihrî Hatun kadar olmasa da kadın duygularını dile getirmesi ve döneminin koşullarında bir kadın için serbest sayılabilecek söyleyişiyle dikkat çeker. Edebî bir çevrede yaşadığı için verimli bir şair. Şiir dili açık ve sade. Bir Divanı var. 1848'de yaşamını yitirdi. Galata Mevlevihanesi kabristanında toprağa verildi. Pür âteşim açdırma sakın ağzımı zinhâr, mısrasıyla başlayan, Zâlim beni söyletme derûnumda neler var, nakaratlı şarkısı çok ünlü.

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

GAZEL

Yârin âşıkları ile ülfeti pek güçtür güç

O peri vahşidir unsiyyeti pek güçtür güç

Sakın aldanma gönül vâ'd-i visâl-i yâre

Sonra derd ü elem ü mihneti pek güçtür güç

Beni âfv eyle eğer meclise girdiyse rakip

Çekemem doğrusu bu sıkleti pek güçtür güç

Ders-i aşkı açalım dersini vaiz kapasın

Zâhidin bârid olur sohbeti pek güçtür güç

Sohbeti yâr ile de pekçe uzatma Leylâ

O peri vahşidir ünsiyyeti pek güçtür güç

 

GAZEL

Her seherde Kâbei kûyında estikçe nesim

Âşıka zülfi siyahından gelir anber şemim

Naveki müjgânı gönder sinei mecruhuma

Kûşei gamda dili mahzunuma olsun nedim

Kalim bu aşk ile yanmaktan ey meh ruzüşeb

Yok bana derdü elemden başka bir yârı kadîm

Şiddeti düzahla korkutma beni gel zahida

Aşkıma nisbet benim bir şey midir narı cahim

Kûşei cennet dahi olsa safayab olmayız

Aşk ile olduk hele külhan bucağında mukim

Zulmu çok ettin bugün Leylâ'ye ey şahı cihan

Ruzi mahşerde seninle eylesin bahsi azîm

 

GAZEL

Hayâli ârızın bağı gönülde gülizarımdır

Açıldı dağlar kim sînede evvem beharımdır

Güli ümmidim açılmaz açıldı soldu hep güller

Bu gülşende figandan bihaber ancak nigârımdır

Hikâyettir sana şerhi derunumdan değil şevka

Senin aşkınla yanmak tabemahşer iftiharımdır

Neden küstün bilir hep cürmün inkâr eylemez âşık

Sebep bu infiale naleî bî ihtiyarımdır

Salın ey nahli nâzım gel nolur bir kerre serv âsa

Sarayındır bu gönlüm ande eşkim cuyibarımdır

Emanet eyledim bir tahfecik ol şahı hubane

Gönül derler anın adına Leylâ yadigârımdır

 

 

ŞEREF HANIM

1809'da İstanbul'da doğdu, 1861'de yaşamını yitirdi. Yenikapı Mevlevihanesi kabristanına defnedildiği sanılıyor. Mehmed Nebil Bey'in kızı. Şairi bol ve kültürlü bir ailenin mensubu. Kadirî ve Mevlevî tarikatlarına girdiği biliniyor. Sıkıntılarla dolu bir yaşam sürdü. Padişah II. Mahmud ve Valide Sultan'a yazdığı şiirlerinde bu sıkıntıları anlatır. Geleneksel kalıplar içinde kalan şiirleri sadelikleri ve düzgün anlatımlarıyla dikkat çeker. İlk kez 1867'de Matbaa-i Âmirane'de basılmış bir divanı var.

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

KASİDE

Kasîde-i Bahâriyye der Hakk-ı Müşâriin-ileyh

- Berây-ı Âlî Paşa -

Açıl ey gonce-i zîbâ açıl fasl-ı bahar oldı

Hezârın hasret-i dîdâr ile derdi hezâr oldı

Donandı her taraf üşkûfe-i elvan ile yer yer

Yine sun'-ı Cenâb-ı Kird-gârı aşikâr oldı

Takarrub edicek teşrifi sultân-ı gülin nâ-gâh

Dikildi tûğ-ı şâhî bağ u sahra kânı-kâr oldı

Bahar erdûsını sünbül-teber tebşire geldikde

Kurup çadır çiçekle muntazır her kûh-sâr oldı

Bu eyyâm-ı ferah-zâye tahassür çekmeden fulya

Sarardı sureta bir âşık-ı zar u nizâr oldı

Meğer neşv ü nema bulmuş şarâb-ı erguvan ile

Anın'çün çeşm-i dilber gibi nergis pür-humâr oldı

Görüp zülf-i arûsın ziynet ü dârâtını bî-şekk

Civan perçem başa çıktıkda gayet dil-figâr oldı

Benefşe çıkdı her-câyî deyu ifrât-ı ye'sinden

Olup sünbül perişan lâle yek-ser dâğ-dâr oldı

Eder şeb-bû ile ay-çiçeği gece safa, mehtâb

Görince fûl-ı bahrî yollar üzre hep nisâr oldı

Düzüp zerrin kadehle bezmini çark-ı felek güya

Çekildi bir kenâre cümleden sâhib-vakâr oldı

Sarıldı nahl-ı leylâk üzre güya bir çiçekli şal

Bakup serv u sünûber bîd-i reşkiyle çinâr oldı

Şakâyıkda görince revnak ü rengi kemâlinde

Hasedle zenbakın hep akl u fikri târ u mâr oldı

Bilür erbabı kadrin bak alur göz ile haşhaşa

Ki attâr-ı felekden ehl-i keyfe ber-güzâr oldı

Karanfil yâsemen aşkile sîne çak çak etdi

Ya her dem tazeye meyi etmede bî-ihtiyâr oldı.

Ne kabil misk-i Rûmî ıtr-ı şâhîyle ola hem-bû

Girince araya şimşir bu da'vâ ber-karâr oldı

Bütün ezhâre hâlât-ı hazânı etmeğe ifşa

Gelüp kartopu güya tercemân-ı rûzigâr oldı

Bahâriyye temam olduysa da ey hâme güya ol

Gazel de söylemek şâirlere çünkim şiar oldı

Yine ey gül-izâr-ı işve vakt-ı âh u zar oldı

Bu da'vâya delîl ü şâhid istersen hezâr oldı

Buyur geşt ü güzâr et cümle ezhârı çemen-zârın

Kudûmın öpmeğe hep dîde dûz-ı intizâr oldı

Görince bülbülün cûş u hürüsün fart-ı gayretle

Benim de seyl-i eşkim ğıbta-bahş-ı cûy-bâr oldı

Gelüp bâd-ı sabâ dedi Şeref geç bu hevâlardan

Bu nazmın gerçi evrâk-ı sipihre yadigâr oldı

Ne sarf etdin bahara cevher-i güftârını ancak

Sebeb-i asayiş dünyâya bir âlî-tebâr oldı

Edersin medh ol zât-ı şerifi et ki âlemde

Senası mahz-ı farz u her sağar ü her kibar oldı

Bu vasfa Hazret-i Alî Emîn Paşa sezadır kim

Duây-ı devleti vird-i zeban ü her diyar oldı

Makâm-ı âliyi teşrif edel'den zât-ı ülyâsı

Umûr-ı hâriciyye nâzırıyle pür-vakâr oldı

Huzurunda şükûfe şîşesi olmak ümidiyle

Ne rütbe şimdi çeşm-i bülbüle bak i'tibâr oldı

Nesîm-i lutfı ğâlibdir bahara ehl-i hâcâtın

Nihâl-i maksad u amali hep pür berg ü bâr oldı

Nisâr olmakda gerçi cümleye nakd ü inâyâtın

Senin hakkında ise şad hezâr u bî-şümâr oldı

Düşüp ümmîd-i afv ile der-i ihsanına gönlüm

Bilür cürm ü kusûrın pây-mâl-i i'tizâr oldı

Kerem-kârâ şeref-sadrâ sipihr-i devlete bed-râ

Eğerçi bunda ıtrâ'-ı makâla ibtidâr oldı

Vesîle-cûy idim neşr etdim işte bu bahaneyle

Bütün ezhâr bûy-i midhatinden hisse-dâr oldı

Kıyâs olsa yanında bir içim su gibidir nîsân

Ki cûd u şefkatin baranı bahr-ı bî-kenâr oldı

Umûrında muvaffaksın o rütbe zanneder herkes

Ya Zât-ı Hızr yâ tevfik-i Bari müsteşar oldı

Bekây-ı ömr ü ikbâlindir elbet matlabı halkın

Vücûdın mutlaka dünyâya lutf-ı Gird-gâr oldı.

Penâh eden hücûm-ı ceyş-i gamdan olur asude

Der-i Devlet-meâbın bir hısâr-ı üstüvâr oldı

Değil fahriyye yazmak gerçi haddim kendi hakkımda

Bana Zât-ı Şerifin lîk mahz-ı iftihar oldı

Ederken âh ü feryâd endelib efsâne dinlemez

Şeref, başla du'âya gayrı vakt-ı İhtisar oldı.

Akîb-i cemrede her sal meymûn fal dendikce

Cihâna feyz-i nevrûzın yeter pertev-nisâr oldı

Riyâz-ı ömr ü câhı haşre-dek her dem bahar olsun

Denildikçe yine vakt-ı safay-ı gül-izâr oldı.

(Mefaîlün mefaîlün mefaîlün mefâîlün)

 

GAZEL

Dildeki dag-i füruzanım ile eğlenirim

Geceler kendi çerağınım ile eğlenirim

Ederim züver-i aguse-i hayalim yâri

Daima hidmet-i mihmanım ile eğlenirim

Söyletip çektiğini şuh-i cefakarından

Sergüzeşt-i dil-i nalanım ile eğlenirim

Komaz avare vü tenha beni manend-i safa

Yine derd-ü gam-i cananım ile eğlenirim

Dest-i ahım dokunup saz-i derunun teline

Nağme-i nale vü efganım ile eğlenirim

Söyleyip serd-i mihmetle nice taze gazal

Şeref eş'ar-i perişanım ile eğlenirim

 

GAZEL

Dili şuride hayfa yâre, yâr ağyare maildir

Bilinmez hikmeti bülbül güle, gül hare maildir

Olursun pür gadab ben arzıhal etdikçe sen emma

Cefakârım, mizacın çare ne ağyare maildir

Şikâyet sanma rencü zahmi aşk eyler isem izhar

Tabibe haste elbet derdini iş'are maildir

Kaçınmaz şulei didarı yâre can atar daim

Benim mürgi dilim pervane âsa nare maildir

İder tahsin nazmı dilküşasın eylesen tanzir

Şeref tab'ı selisim böyle hoş küftare maildir

 

KITALAR

Bir vech ile kabil değil icrayı teşekkür

Şâdoldu şeref zar iki yüzden agâh

Eüdi beni teltif reis oldu efendim

Hem kıldı iki yüz kuruş ita bana her mah

...

Keramet tâ ezelden dadı Hakmış zatına bildim

Benim keşfeyledin arzetmeden hali perişanım

İkişer yüz kuruş mahiye ihsan eyledin hakka

Şeref bir akçeye şayan değilken ey keremkânım

...

Kemalü ömrünü lûtfundan efzun eylesün Mevlâ

Cihan durdukça dur sadrında sen ey himmeti Âli

Şeref zatın maaş tahsisi ile şimdi sayende

Değildi habbeye malik pür oldu ceybi amali

...

 

 

ÂDİLE SULTAN

1825'te İstanbul'da doğdu, 1898'de yaşamını yitirdi. Sultan II. Mahmut ile eşlerinden Zernigar Sultan'ın kızı, Sultan Abdülmecit'in kız kardeşi. Sarayda özel eğitim gördü. Kaptan-ı Derya ve sonradan Sadrazam olan Mehmet Ali Paşa ile evlendi. Önce üç çocuğunu, sonra kocasını ve ardından da genç kızı Hayriye Sultan'ı kaybedince acıya boğuldu. Nakşîbendi tarikatına girdi. Şiirleri 1996'da "Adile Sultan Dîvânı" adıyla yayınlandı. Şiirleri genellikle çocukları, eşi ve kızı Hayriye Sultan'ın ölümlerinden duyduğu derin üzüntüyü yansıtan manzumelerden oluşur. Çağdaşı olan Leylâ ve Fıtnat Hanımlardan daha az başarılı bir şair sayılır. Aruzun yanı sıra hece ölçüsüyle de şiirler yazdı. Türbesi İstanbul Eyüp'te Bostan İskelesi yakınında. İstanbul'da pek çok hayır eseri bıraktı, ayrıca babası onun adına birçok eser yaptırdı. Muhibbî (Kanuni Sultan Süleyman) Divanı'nın basılmasını sağladı.

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

GAZEL

Duymayın can ü gönül dostuma pinhan gideyim

Akl ü can bana nedir bidil ü bican gideyim

Cismde can gibidir gözde hayâli yârin

Nice bir gurbet ü firkatle perişan gideyim

Korı canımda da âşk odını yaktı alevi

Yanmak âşk ile beşaret bana üryan gideyim

İderim kat'ı taalluk çü bu can ü tenden

O güle bülbül-i can itmede efgan gideyim

Adile Kâ'be-i kulın ideyim şöyle tavaf

Arz ide ruyını dildarıma mihman gideyim

 

GAZEL

Aşktır min-evvel ilâ âhir kevn ü mekân

Aşktır gâhî dil ü cânda nihân gâhi ayân

Aşktır eden cemâl-i pâk-i cânâna nazar

Aşktır ol gonca gül rûyu için bülbül olan

Aşktır dü-âlem içre cânı yâra vasl eden

Aşktır dâim olan hem mahrem-i esrâr-ı cân

Aşktır çün dilde misbah-ı tecellîyi yakan

Aşktır bil "küntü kenz" birle miftâh-ı cinân

Aşktır bî-kayd pervâz eyleyip sîmurg-veş

Aşktır dost ellerini dâima seyrân eden

Aşktır mir'ât-ı kalbi eyleyen sâf ü celî

Aşktır dilde veren nûr-ı ziyâyı her zamân

Aşktır kalbi kılan pür-nûr mihr-i mâh-veş

Aşktır şem'-i cemâle karşı pervâne yanan

Aşktır hem saykal-ı mir'at-ı esbâb-ı derûn

Aşktır bir âteş-i cân-sûz ey dil sen de yan

Aşktır beyt-i dili meyhâne-i irfân eden

Aşktır Leylâları Mecnûn ü ser-gerdân eden

Aşktır fehm ile iş'âr eyleyen derd-i dili

Aşktır bak Âdile çarhı eden keşf ü beyân

 

GAZEL

Aşkta kanun imiş âşıklara cevr eylemek

Âşık oldur kim cefâ-yı yâre sabretmek gerek

Aşk nâz ü şîve evvel gösterir âşıklara

Âşık ol demde ona cânı fedâ etmek gerek

Âşıkın ancak murâdı dostunun maksûdudur

Çekse de bin derd ü mihnet hep sebât etmek gerek

Arzû-yı dü-cihândan geçmedir aşka nişân

Terk-i cân edip reh-i cânâna azm etmek gerek

Âftâb-âsâ bilip her zerresin nûr-ı safâ

Her belâ dosttan gelir kim merhabâ etmek gerek

Havf-ı a'dâ eylemez olan müsellah aşk ile

Yanmadan Hakka erilmez pertev-i tevhîd gerek

Nefsle cehd et tecellî eylesin aşk-ı Hudâ

Beyt-i kalbi Âdile ma'mûr ü pâk etmek gerek

 

 

TEVHİDE HANIM

Doğum tarihi 1847. 1902'de Manisa'da öldü. Babası Turgutlulu Limoncuzade Fehim Efendi. Annesi, İzmirli Sinanzade Ahmet Efendi'nin kızı Tahire Hanım. Manisalı Veznedar Çakmak Hüsayin Efendi ile evlendi. Bir kızları oldu. Kızını ve ardından kocasını kaybetti. Mevlevi tarikatına girdi. Şiirini annesi, kızı ve kocasını art arda kaybetmenin acısı etkledi. Bir divanı var. 1881'de yazıldığı tahmin edilen bu divanda kendi yaşamından ve Manisa'dan izler bulunur. Tevhide Hanım'ın önemi yaşadığı çağın coğrafyasını, insanlarını, kültürü ve günlük alışkanlıklarını yansıtmasıdır. Divanı Gürol Pehlivan, Bülent Bayram ve Mehmet Veysi Dörtbudak hazırladı. Manisa Belediyesi'nin desteğiyle yayınlandı.

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

GAZEL

Çeşmime göründü âh bir peri âlicenâb

Dün gece verdi ziyâ 'aleme ol âfitâb

Âhir çeşmime ben de âh bin cân ile müştâk iken

Setrine sây eyleyip rûyına çekmiş nikâb

Piyâde gezmiş yorulmuş terlemiş ol meh-likâ

Seyr eyledim rûyundaki damlayan sanki gül-âb

'Ahdinde kılmaz vefâ va'dinde hiç durmaz imiş

Teşbihi etdim meşrebin sanki bir dönme dolâb

Zihnini topla Tevhîde olma o bahrin gavsi

Pirâhenden girîbânın alıp geri çekil yab yab

 

GAZEL

Senin mecburunum hâlâ inanmaz mısın ey şûh

Benim yandığım nâra 'aceb yazmaz mısın ey şûh

Dün gece ağyâr ile lâdest tutup aldanmışsın

Kuluna nevbet gelince aceb aldanmaz mısın ey şûh

Gidip gülzara da'im sen edersin zevk 'alemle

Gelip hatıra ismim bir gün anmaz mısın ey şûh

Cevr cânına yetmiş câna yine bilmem aceb

Çekerek cefasını usanmaz mısın ey şûh

Dün gece Tevhîde-zârın rahm edip hâline sen

Verdiğin ikrârdan 'aceb dönmez misin ey şûh

 

DESTÂN-I MAĞNİSA

Takrîr edem dinle nedir hâli Mağnisa'nın

Söyleyim bak nedir ahvâli Mağnisa'nın

Düğünde bayramda atlas hâre giyerler

Bozulmaz yeşili alı Mağnisa'nın

Mağnisa'nın içinde evliyâsı çok

Mescidi camisi medresesi çok

Hâfızı mütedâ müderrisi çok

Okur bülbül gibi dili Mağnisa'nın

Etraf köyden şehirlerden gelirler

Handa hânelerde misâfir olurlar

Sultân Camisi'ne sâf sâf dururlar

Altın kemerlidir beli Mağnisa'nın

Sultân Nevrûz günü Mesir saçarlar

Cem olup cümle halk avuç açarlar

Mollalar imâretden çorba içerler

Her şehre ulaşır eli Mağnisa'nın

Âşıklar pîrine eyler niyâzı

Dere Kahvesi'ne asarlar sazı

Karşısında bülbül eyler avâzı

Açılır baharda gülü Mağnisa'nın

Ulu Cami'nin vurur çanlı sa'ati

Herkes vaktini bilir bulur râhatı

Tüccarların budur dâim adeti

Elden ele gezer malı Mağnisa'nın

Bahar vakti gelir bülbül sadâsı

Vardır erenlerin anda du'âsı

Kışın kar ile dolar dağı ovası

Akar boz bulanık seli Mağnisa'nın

Çölünde Karaca Ahmed Sultân hazırken

Üstünde Saruhan Baba nâzırken

Sağda Hâki Baba solda Kırtık Sultân vezirken

Deftede kayd olmaz vebâli Mağnisa'nın

Cümle eknâf çâr köşeden gelenler

Her birisi bir işe memur olanlar

Kazanıp kârında bereket bulanlar

Gitmez gözünden hayâli Mağnisa'nın

Beldemiz üstü dağ önü mesire

Bahar gelince cümle çıkarlar seyre

Gel bunca evliyâları ziyâret eyle

Şimdi çimendiferdir yolu Mağnisa'nın

Tevhîde sözünde hilâfın yokdur

Tatlıdır kavunu karbuzu çokdur

Karına kaymağına hiç sözüm yokdur

Namdadır yağ ile balı Mağnisa'nın

 

ŞARKI

Sana ne diyem ne söyleyem âh sana

Bir himmetin yok imiş eyvâh sana

Ederim bir âh-ı cân-gâh sana

Gayri bundan sonra âlem bir yana

Eyledin sen beni kendine meftûn

Cevrin etdi dîdemi âb-ı Ceyhûn

Serim sevdâya saldın aklım Mecnûn

Gayri bundan sonra âlem bir yana

Hevâ-yı zülfün ile hâlim tebâh

Kalmadı âşıklığıma iştibâh

Bir onulmaz derde düşdüm vâh bana vâh

Gayri bundan sonra âlem bir yana

Tîg-i hicrin hiç vermedi arayı

Sînemde açdı nice pin yarayı

Yazık etdin Tevhîde-i bîçâreyi

Gayri bundan sonra âlem bir yana

 

ŞARKI

O yâr bana kaşın çatdı

Elemim var elemim

Câh-ı mihnetde bıraktı

Kederim var kederim

Çehr ile dün yâr geçdi

Kadehde kanımı içdi

Ciğerde yâreler açdı

Veremim var veremim

Dün meclisde iken dildâr

Beni geçmiş yâre ağyâr

Kendi ruhsât eylemiş yâr

Haberim var haberim

Gül koklamam gül üstüne

Kişi kıyar mı dostuna

Lâkin ağyârın üstüne

Seferim var seferim

Tahammülüm yok ne çâre

Yüz vermesin ağyâre

Arz-ı hâl yazmağa yâre

Kalemim var kalemim

Tevhîde bu meylim hele

Ben şöyle verdim dilbere

Vaz gelmem tâ be mahşere

Yeminim var yeminim

 

 

FERİDE HANIM

1837'de Kastamonu'da doğdu. Kasmatonu ulemasından Bahar Zade Hammami Mehmet Reşit Efendi'nin kızı. İlk eğitimini medresi öğretmeni olan babasından aldı. Arapça ve Farsça öğrendi. Güzel yazı'ya yani "hat"a merak saldı. Bolulu İzzet Paşa'nın divan katipliğini yapan Ali Raif Efendi ile evlendi. İstanbul'a taşındılar. Feride Hanım 25 yaşında iken eşini kaybetti. İstanbul'dan Kastamonu'ya giderek yaşamını burada tamamladı. 1903'te öldü. Şiirleri arasında epey yer tutan Muhammediye'leri ile tanınır.

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

BEYİT

Duhterine böyle ider mi mâderi söyle bana

Görmedim billâh cihanda böyle bir âzâr ana

 

GAZEL

Ah kim çıkdı elimden koynumun zer saati

Hasretile kalmamışdır gönlümün hiç rahatı

Yâdigar-ı yâr idi doğru gider gamhar idi

Yirmibeş yıldan beru itmiş idim ünsiyeti

Zer gibi zerd ola ruyi hem ayarı nakş ola

Mekr ile biganeler ger eyledise sirkati

Yelkavan veş ruzü şeb zevki içün çeksin taab

Soksun akrebler vücudın göre rencü mihneti

Kıldı rekkası felek çerh gibi sergerdan beni

Nice dolaplar ile virdi bana çok zahmeti

Yetdürür zinciri zülfü yâr ile bend olması

Kayd olup derdü game çekmekden ise firkati

Ben Feride veş gamü mihnetle ferdim dehrde

Geçmedi alâmsız biçarenin bir saati

(Kocasının ölümü üzerine yazdığı gazel)

 

GAZEL

Âşık isen salika âyine-i didare bak

Masıvanın zulmetinden kurtulub envare bak

Dürri pendin guşuna menguş idersen ey gönül

..... den dembedem keşf olunan esrare bak

Masıvanın kesretinden fariğ ol itme nizâ

Hazreti şeyhin tutub destin heman bu kâre bak

Na'rei sırrı ....dan haberdar olmağa

Âşk yolunda terki can etmiş olan berdare bak

Talibi âşkı hakikat buldu encamı necat

Ey Feride sen heman ihlâs ile ezkâre bak

(.... okunamayan sözcükler)

 

 

HATİCE NAKİYE HANIM

Müneccimbaşı Osman Saib Efendi'nin kızı. 1846'da ikiz kardeşiyle birlikte dünyaya geldi. Sıbyan mektebinde okudu. Annesini küçük yaşta kaybetti. Teyzesi tarafından büyütüldü. Darülmuallimat'tan mezun oldu. Yenikapı Mevlevihanesi müritleri arasına girdi. Ali Fuat Bey'in Maarif Nazırlığı döneminde Darülmuallimat'ta öğretmenliğe başladı. Farsça ve tarih öğretti. Lügati Farısiye sözlüğünü hazırladı. Bir süre Mısır'da kaldı. Sultan Mehmet Reşat döneminde bazı şehzade ve sultanlara öğretmenlik yaptı. II. Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. 1899da yaşamını yitirdi. Yenikapı Mevlevihanesi Çınaraltı Kabristanı'nda toprağa verildi. 40 kadar gazel, methiye, şarkı, müstezad, tahmis, terci-i bend ve kıt'a yazdı. Döneminin kadın şairlerinden Şeref hanımın yeğeni idi. Onun divanının ikinci basımını hazırladı. Dergilerde dağınık halde olan şiirleri derlenemedi. Bir bölümü Türkçe olan bu şiirlerden bazıları kardeşi Nebil Bey'in Divan'ının sonunda, bir kısmı da Ahmet Muhtar Bey tarafından yayımlandı. Hiç evlenmedi.

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

GAZEL

Bir gamze hun rize şikâr oldu bu gönlüm

Şeb ta seher aşuftevü zar odu bu gönlüm

Bir çaresi yok derde giriftar olub eyvah

Bir gonce içün âleme har oldu bu gönlüm

Gülçini visal olmak içün bağı tarabda

Bir bülbüli şurideye yâr oldu bu gönlüm

Gülşende edüb nağmei bülbül ana tesir

Feryad ile manendi hezar oldu bu gönlüm

Geçdi neyü meydan işidüb savtı hezarı

Medhuş olarak maili zar oldu bu gönlüm

Rüyet hevesile Nakiyye bir kez o şuhu

Akdamı rekibane gubar oldu bu gönlüm

 

ŞARKI (Hezlamiz)

Olamaz bir kimse hem halin senin

Yokdur eşşeklikde emsâlin senin

Geçmede lanet ile salin senin

Yokdur eşşeklikde emsâlin senin

Benzemez etvarü halin âleme

Gelmemiş mislin vücudi âdeme

Kendine âdemlik isnad eyleme

Yokdur eşşeklikde emsâlin senin

Namını yâdeylemez emma beşer

Rekş eder efkârına gâvanü har

Sözlerin hayvanları hayran eder

Yokdur eşşeklikde emsâlin senin

Anırırken sen o savt ile heman

Hep gelir şevka güruhi merkeban

Ursalar şayan sana al bir palan

Yokdur eşşeklikde emsâlin senin

 

KOŞMA

Eyvah aşkınla yandım

Sonra cevrinle kandım

Aldandım sözlerine

Seni vefalı sandım

Ver bir dolu içeyim

Gör aşkınla niceyim

O mahmur gözlerinden

Ben nasıl vaz geçeyim

Kadehler durmasun boş

İçüb olalım serhoş

Çünki ağyar sözünden

Yâr ile aram bir hoş

Şimdi dil biçaredir

Aklım pek âvaredir

Ayrılık ateşinden

Ciğerim pür yaredir

Sinemi hicri dağlar

Gözlerim irmakdır çağlar

Nakiyye'nin halini

Gören kâfirler ağlar

 

SIRRÎ HANIM

1814'te Diyarbakır'da dünyaya geldi, 1877'de öldü. Edirnekapı Otakcılar Mahallesi'nde Kadiri Dergahı kabristanına defnedildi. Asıl adı Rahile. Diyarbakır Hanedanı'ndan Ahmed Bey'in kızı. Kültürlü bir ailede büyüdü. Divan kültürüyle yetişti. Tahir Zade Bekir Ağa ile ilk evliliğini yaptı. Bir süre Bağdat'ta yaşadı. Daha sonra İstanbul'a geldi. Yusuf Kâmil Paşa konağının şiir-edebiyat sohbetlerine katıldı, paşanın eşi Prenses Zeynep ile dost oldu. Kâmil Paşa ile evlendiği söylentisi de var. Kızının ölümü üzerine yazdığı içli bir mersiye ile tanınır. Bir divan oluşturacak kadar şiiri var.

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

GAZEL

Şahbazı kuds olan mesture şeklin göstürür

Mahremi sultan ekser dûr şeklin göstürür

Saykal ol mir'atı kalbe masiva fikrin bırak

Jenk olunca ayine meksur şeklin göstürür

Şer çekerse tâ semaye suzi dilden dûdi âh

Mahitab olur felekde nur şeklin göstürür

Dehri duni bisebate dil viren divaneye

Mesti bibaki elest mahmur şeklin göstürür

Ayni ibretle alan her bir varakdan bir sebak

Nevbehar eyyamıdır zünbur şeklin göstürür

Tâ ezelden Sırrî hakikatden dili, agâh olan

Başü can terkin kılub Mansur şeklin göstürür

 

GAZEL

Mürği dil pervaze geldi lâneler ağlar bana

Çıkdı zünnarım bu kez humhaneler ağlar bana

Âşinalar tanı senk endaz olurlar her taraf

Vâkıf olsa halime bigâneler ağlar bana

Ketmi güc, izharı güc bir derde oldum mübtela

Darusın bilmez tabib kâşaneler ağlar bana

Kâsei mizabı sâkiden içüb mest olmuşum

Halime agâh olan mestaneler ağlar bana

Sırrî bir viranedir bir gence irdin misli yok

Hasbihalim söylesem divaneler ağlar bana

 

 

MÜNİRE HANIM

1818'de sadrazam olan Mehmet Derviş Paşa'nın kızı. 1825'te doğdu, 1903'te İstanbul'da öldü. İyi bir eğitim gördü. Özel öğretmenlerden Arapça, Farsça dersleri aldı. Müştak Efendi'den edebiyat öğrendi. Kerbela Mutasarrıfı Ali Rıza Paşa ile evlendi. Yenikapı Mevlevihanesi şeyhi Osman Salahüddin Dede'nin müritleri arasına girdi. Çoğunlukla Mevlevi övgüleri yazdı.

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

GAZEL

Aşktır tesliyyete her lâhza bais âdemi

Aşksız mümkin mi çekmek ger mü serdi âlemi

Görmedim hiç kimseyi memnunı ayşi ruzgâr

Bulmadım bir ferdi kim olsun şuunun hurremi

Macerayı ömrü yâdettikçe her bir anının

Fikrimi işgal ider bince sürurü matemi

İtme ey akıl teessür lûtfü kahrı çerhden

Gayeti şadide, mihnetde olurmuş göz nemi

Arzıhal itmem Münire, gayriye Allahdan

Ehli halin var ise Allah gerekdir mahremi

 

GAZEL

Macerayı aşkı levhi dilde tasvir eyleriz

Berkı suzı ah ile çerhı alevgir eyleriz

Biz güruhi âşikanız gülsitanı dehrde

Bülbüle adâbı dersi aşkı takrir eyleriz

İtmeyiz minnet, cihanın Hüsrev ü Dârasına

Kârımız vabestei sultanı takdir eyleriz

Bendei âli abâyız her seher müjgânımız

Hakirubi barigâhı hazreti pir eyleriz

Sayei Mollayi Rumide Münire, fakrile

Kendimiz mülki kanaatde cihangir eyleriz

 

MÜSTEZAD

Dün bastı ayak meclise mestane o âfet

Ol kânı letâfet

Aldırdı bütün aklını erbabı firaset

Hiç kalmadı takad

Zülfi gibi itdi beni eyvah perişan

Aşüfteü hayran

Yârab, bu ne kaşdır, bu ne gözdür, bu ne halet

Bu hüsn, bu kamet

Bir kimseye bir nim nigâh eylese ol mah

İmdad ide Allah

Çeşmanı siyahile ider ömrünü garet

Bicürmü cinayet

Benden neden ey gevheri gencinei ismet

Kat eyleyüb ülfet

Gayrile idersin dün ve bugün akdı meveddet

Pakize muhabbet

Ol yâre demem yar ki yar ide rakıbi

Har ide habibi

Arif olana matlabı tarife ne hacet

Yok bende semahat

Sen şemi dil efruzı seraperdei cansın

Hoş ruhı revansın

İsmet gibi pakizelik âlemde olur mu

Tarife gelür mi

Haffaş edemez neyyiri nevare rekabet

Ger kopsa kıyamet

 

 

FITHAT HANIM (Trabzonlu)

1842'de Trabzon'da dünyaya geldi. Trabzon Valisi Hazinedar Zade Vezir Abdullah Paşa'nın kızı. 3 yaşındayken ailesiyle İstanbul'a taşındı. Özel öğretmenlerden ders aldı. Genç yaşta evlendirildi. Kısa süren bu ilk evliliğinin ardından Bahriye Nezareti mektupçusu Mehmet Ali Efendi ile yeniden dünya evine girdi. İlk evliliğinden, "İlk zevcim beni o kadar kıskanırdı ki güzel giyinmekten, şiir yazıp okumaktan bile men ederdi. Hatta, "kirpiklerinin uzunluğu gözlerine pek çok letafet veriyor diyerek kirpiklerimi keserdi" diye şikayet ettiği biliniyor. Fitnat Hanım'ın şair yönü ve şiirleri Süleyman Nazif Bey tarafından keşfedilip edebiyat dünyasına tanıtıldı. 1911'de İstanbul'da yaşamını yitirdi ve Edirnekapı Mezarlığı'na defnedildi.

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

GAZEL

Sernığun etdi felek asâyışım peymanesin

Çünki dilşad eylemez neşveyle ben mestanesin

Azmi suyi meykede elvermedi çekdim ayağ

Başına çalsun heman ol bivefa demhanesin

Ayşü nüşu suhbeti değmez anın hiç bir pula

Neylerim zilli serab asâ şu mihman hanesin

Cura nuşi bade'i eltafı olmakdır muhal

Bendegân terk etmesün mı meclisi şahanesin

Vadü alâmu gamda kaldım ey sakil dehr

Mahrem etdi yâr zira meclise bigânesin

Şema'i suzane hacet kalmadı çünki yeter

Ateşi cevrinde yakdı âkibet pervanesin

Pertevi camı cemim dâra ile fahr eylesün

Badezin yad etmesün Fitnat gibi divanesin

 

MUHAMMES

Etme rağbet düşmeni bed kâre Allah aşkına

Verme fursat öyle her mekkâre Allah aşkına

Olmasun mahrem rakib esrare Allah aşkına

Sen edersen razıyım azâre Allah aşkına

Kıl mürüvvet verme yüz ağyare Allah aşkına

Kapladı miratı kalbim ol kadar jenki melal

Bisteri gamda yatub derdinle oldum bi mecal

Hasreti didarın ey meh eyledi pek hasta hal

Öyle zar oldu tenim gelse ecel bulmak muhal

Ben şehidi gamzenim bir çare Allah aşkına

Ey tabibi canü dil rahm eyle bu bimarına

Muntazırdır göz göz olmuş zahmler tımârına

Bari bir gün mazhar eyle mihrı lütf âsârına

Desti lütfunla deva kıl hasta'i nâçarına

Merhemi kâfur ister yâre Allah aşkına

Hey ne sihre etdin bana ol çeşmi cadular ile

Eyledin aklım perişan zülfi şebbuler ile

Şaneveş sad çâk sinem fikri giysular ile

Pâre pâre eyleme müjganü ebruler ile

Yine zahm açma reki bimare Allah aşkına

Kalmadı dilde tehammul gayri derdi fırkate

Eyle mahrem sevdiğim bir kere bezmi vuslate

Sun lebi can bahşını bu mübtelâyı mihnete

Lali nabzın ile can ver nâ ümidi sıhhate

Son nefesde bi meded nâ çare Allah aşkına

Servi kaddin sureti ayrılmaz aslâ dideden

Rühların gitmez hayâli hatırı rencideden

Nev nihâlim kaçma lütf et âşıkı gamdiden

Saklama gel ruyıını bir bülbüli şurideden

Arzı didar eyle ey mehpare Allah aşkına

Gamzeler kim tabı meyden kâh hun âlud olur

Lâhzada bin âşıkı aşüfte dil nâbud olur

Nazre'i hışmın dahi ihsandan madud olur

Her nigâhın âfeti can, dil yine hoşnud olur

Ne belâye düşmüş ol âvâre Allah aşkına

Jenki gamden saf eyle sevdiğim ayineni

Kıl çerağı bezmi vaslın âcizi bi kîneni

Şöyle dilsuz eyledi bu bende'i dirineni

Sine sin yandı sine görmeyelden sineni

Merhamet kıl Fitnatı gamhare Allah aşkına

 

 

HABİBE HANIM

1846'da Hersek'te dünyaya geldi. Osmanlı'nın en son Hersek veziri olan Rizvanbegoviç Galip Ali Paşa'nın kızı. Hersekli Arif Hikmet'in halası. Genç bir kızken ilesiyle bilikte İstanbul'a geldi. İlk evliliğini İstanbul'da Mehmet Mehdi Efendi ile yaptı. Daha sonra Konya Defterdarı Numan Efendi ile evlenip Konya'ya gitti. Ancak ikinci eşiyle de anlaşamadı. Boşandıktan sonra İstanbul'a döndü. 1892'de yaşamını yitirdi. Topkapı Mezarlığı'nda toprağa verildi. Konya'da yaşadığı sürede Mevleviliğe ilgi duydu. Mevlevilere katılıp "sikke puşı melâmet" olduğu söylenir.

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

GAZEL

Ciğerde tigi gamzen zahmi varken atma peykânın

Yeter ey kaşı yay artık yeter debretme müjkânin

Nigâhi mestine cânâ ki şayan gördün agyarı

Yine nev yâreler açdı deruna tigi hicrânın

O gafil bihaber nâdan aduye hemdem olmuşsun

Visalinden bizi dur eyledin var olsun ihsanın

Ümidi merhamet kılmak abestir senden ey kafir

Seni bidin demişlerdi ezelden yoktur imanın

Habibe bi deva derdden helas olmak da müşkildir

Ümid etmez esiri derd olanlar gayri dermanın

 

 

HASİBE MAİDE HANIM

1830'da doğdu. Mirliva Bekir Paşa'nın kızı. Evkaf Nazırı Hacı Said Efendi'nin oğlu Zabıta Meclisi Reisi Atıf Bey'le evlendi. 1881'de yaşamını yitirdi. Beşiktaş'ta Yahya Efendi Dergahı Kabristanı'na defnedildi. Beşiktaş Mevlevihanesi Şeyhi Nazif Efendi'nin müritlerinden. Döneminin saygı gören, terbiyeli hanımlarından. Şiirlerinde imale ve zihaf kusurlarına rastlanmasına rağmen anlam yönüyle güzel bulunur. Bir divançesi olduğu biliniyor. Bir divan dolduracak sayıdaki şiirlerinin ölümünden sonra yakınları tarafından Konya Kütüphanesi'ne gönderildiği söyleniyor.

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

GAZEL

Eyledim hali dili bimarım ol sultane ars

Hasta eyler görse elbet derdimi Lokmane arz

Zülfüanün her tarına bağlandı gönlüm şübhesiz

Eyledi zenciri aşka kendini divâne arz

Çok mu olsa şulei rahsarına canım fidâ

Şem'ine her şeb eder öz canını pervâne arz

Gösterüb sînemde dağım dilde yarem hâsılı

Macerayi aşkı ettim ol şehi hubane arz

Etmesem tâciz eğer bu nâlei cangâhtan

Maide her dem ederdim halimi cânâne arz

 

ŞARKI

Gülşeni şek içre hezar olmadı

Nâfile gönlümce bahar olmadı

Beklediğim leylü nehar olmadı

Talii nasaz bana yâr olmadı

Kendime hemdem edinip fırkati

Zevku safâda ederim mihneti

Her ne kadar ettim ise gayreti

Talii nasaz bana yâr olmadı

Uğraşırım ahı sehergâh ile

Bahtı siyahım gibi bedhah ile

Ben ya nasıl ağlamayım ah ile

Talii nasaz bana yâr olmadı

Dilde elemler var iken şubhu şam

Maide'i zar olmaz şadgâm

Neylesin avare gönlüm vesselam

Talii nasaz bana yâr olmadı

 

 

HATİCE İFFET HANIM

Diyarbakır'da doğdu. Doğum tarihi bilinmiyor. 1860'ta yine Diyarbakır'da öldü. Behram Paşa Camii yanındaki kabristana defnedildi. Ahmed Bey'in kızı, Diyarbakır ulema ve şuarasından Azmi Zade Mehmed Efendi'nin eşi. Yine Diyarbakır ulemasından Şaban Kânî Efendi ile şiir ve edebiyat sohbetleri yapar, takdirini kazanırdı.

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

GAZEL

Çünki agehsin gönül sırrı nihan lâzım sana

Varlığı mahv eyleyib terki cihan lâzım sana

Sen adem sehralarında bir güzel şehbaz idin

Şimdi damı hestiye düştün figân lâzım sana

Damı cisme düşmeden Mevlâyı bulmakdır garez

Razı aşkı bâdezin etmek ıyan lâzım sana

Cümle benlikten geçib mahvı üvcude ermeğe

Hanikahı aşkta pirimuğan lâzım sana

Feyzi istidad sende zâhir oldu İffeta

Her cihet şimdengeru darülâman lâzım sana

 

 

LEYLÂ HANIM (Saz)

1850'de İstanbul'da doğdu. 1936'da yaşamını yitirdi. Edirnekapı Şehitliği'ne defnedildi. Hekimbaşı İsmail Paşa'nın kızı. Babasının görevi nedeniyle çocukluk çağında yedi yıl kadar sarayda kaldı, iyi bir eğitim aldı. Sultan Abdülmecit'in kızı Münire Sultan'ın maiyetinde kaldı. Şairliğinin yanı sıra bestekârlığı ile de tanınır. Rumca ve Fransızca öğrendi. Medeni Aziz Efendi ve Nikogos Ağa'dan klasik Türk müziği dersleri aldı. Babasının İzmir valiliği yaptığı dönemde Vilayet Mektub-i Muavini Giritli Sırrı Efendi'yle evlendi. Eşinin Pizren, Tuna vilayetlerindeki mektupçuluk görevleri ve Trabzon, Kastamonu valiliği nedeniyle buralarda yaşadı. İki yüze yakın beste yaptı. Bu bestelerin çoğu günümüzde de dinleniyor. Fıtnat Hanımla birlikte dergilerde açık imzası görülen ilk kadın şairlerden. Şiir yazmaya 16 yaşında başladı. Divan geleneğinin bir izleyicisi olarak yazdığı şiirlerini Solmuş Çiçekler adlı kitapta topladı. Saray çevresini ve âdetlerini anlatan anılarıyla da ünlü. İlki bir yangında yok olan anılarını ikici kez yazmak zorunda kaldı. Bunlar 1920'de Vakit gazetesinde yayınlandı ve çok ilgi çekti. Fransızca'ya çevrilerek basıldı.

 

ESERLERİ:

Solmuş Çiçekler (Şiir 1928)

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

GAZEL

Nesi var sanki şu dehrin eleminden başka

Nesi var kahr ü azab ü siteminden başka

Yâr canım diye pür rahm ü vefa sandığımın

Görmedin lütfunu vâ'd-i kereminden başka

Runüma olmadı ayine-i pür jenk-i hayat

Bana bahtım ile tesir-i gâmından başka

Nesvedar olmadı gönlüm feleğin bezminde

Kalmadı çekmediğim câm-i ceminden başka

Dilberimde şu cihan bağını gördüm geçtim

Sevmedin bir çiçeği gonca feminden başka

Duymaz oldum bu tarâb-gâh-i emelden bir ses

Kırılan saz-i dilin son nâ-gâmından başka

Beni peyrevliğe teşvik iden olmaz

Leylâ o sühan saz-i Nazif'in kaleminden başka

 

GAZEL

Aksi hüsni yâr, eşki çeşmi biferden geçer

Fülki gevherdir o, gûya Bahri Ahmerden geçer

Yekden olmak isteyen ol gül bedenle ey gönül

Pirehen veş sînesin çak eyleyüp serden geçer

Bak bu lûbetgâhı dehrin ruzü şeb mihrü mehi

İki tıflı nazenindir sanki çenberden geçer

Kametin seyreleyen Tuba'ya eyler mi nigâh

Lâ'li can bahşin emen elbette kevserden geçer

Sanma tesir eylemez Leylâ o senkin tıynete

Naveki âhı derun puladü mermerden geçer

 

ŞARKI

Geçen şimdi bu yerden bâdı ömri bikararımdır

Demadem çağlayan eşki duçeşme girye barımdır

Değildir lahni bülbül, bu enini kalbi zarımdır

Açıl ey göncei ümmid açıl ki son baharımdır

Açıl da çeşmi cana bari bir rengi vefa göster

Sen îsal it meşamı kalbe bir buyı safaperver

Bu gün güldür beni yoksa sabahı haşrı kim bekler

Açıl ey goncei ümmid açıl ki son baharımdır

 

 

NİGÂR HANIM

1856'da İstanbul'da doğdu. Macar Osman Paşa'nın kızı. Kadıköy Fransız Mektebi'ndeki öğreniminden sonra özel hocalardan edebiyat, Arapça, Farsça ve musiki dersleri aldı. Çok iyi piyano çaldığı ve sekiz lisanda konuştuğu biliniyor. Abdülhak Hamit, Recaizade Mahmut Ekrem etkisinde şiir ve düzyazılar yazdı, çeviriler yaptı. Şiirlerinin bir bölümü "Uryan Kalp" takma adıyla Servet-i Fünun dergisinde yayınlandı. Bu şiirler, umutsuzluk, acı ve keder dolu oluşlarıyla dikkat çeker. Yaşadığı dönemde ilk örnekleri verilen Milli Edebiyat akımına katılmadı. Hece ölçüsüne ve dilde sadeleşmeye karşı çıkan görüşleriyle çağdaşı gelişmelerin uzağında kaldı. Batılı Türk edebiyatının bir kadın kaleminden çıkan ilk şiir kitabı "Efsus"u yazdı. "Elem teraneleri" diye adlandırdığı şiirleri, döneminde kadınlara yazma ve yayımlama cesareti verdi, erkek yazarlar üzerinde de önemli etki yaptı. Tanzimat ve Servet-i Fünun arasında bir "ara nesil" şairi sayılır. Evindeki edebiyat sohbetlerinde kadın-erkek, Batılı-Doğulu konukları ağırlayan bir entelektüeldi. Döneminde kadının sosyal hayattaki yerinin değişmesi gerektiği görüşüne öncülük etti. Giyim-kuşamı, konuşması, davranışlarıyla kendini topluma kabul ettirdi. Hanımlara Mahsus Gazete'nin başyazarı. 2. Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. Parlak yaşantısı, ilerleyen yıllarda derin bir yalnızlığa dönüşünce umutsuzluğu ve kederi arttı. Hayatını, elemlerini, ümitlerini anlattığı günlükleri yayınlanmadan yıllarca Aşiyan Müzesi'nde bekledi. 1918'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. Yazıldığı dönemde oynanan (1912) fakat basılmayan Gırive adlı bir oyunu da var.

 

ESERLERİ:

 

ŞİİR:

Efsus 1 (1886)

Efsus 2 (1890)

Nîrân (1896)

Aks-i Sada (1900)

Safahat-ı Kalb (1901)

Elhan-ı Vatan (1916, bir bölümü düz yazı)

 

OYUN:

Tesir-i Aşk (ölümünden sonra, 1978)

 

ANI:

Hayatımın Hikayesi (1959)

 

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

BİR DAHA SÖYLE

Yegane sevdiğin âlemde ben miyim simdi?

Sahih ben miyim artık muhatab-ı aşkın?

Bütün o hiss-i amik-i fuad-ı pür şevkin

O ibtila-yi ezel, o alaik-i ebedi

Benim mi şahsıma mahsur? Bir daha söyle.

O sanihat-ı hazinin, o beyyinat-ı gâmın

Sahih, mülhimi hep ben miyim, bugün söyle.

Tahassüsatını, efkarını bütün söyle.

Getir şu kalbime dök varsa sevdiğim, elemin

Eden nedir seni rencud Bir daha söyle.

 

 

MAKBULE LEMAN

1865'te İstanbul Beşiktaş'ta dünyaya geldi. 1898'de Göztepe'de yaşamını yitirdi. Eyüp'te Siyavuş Paşa Türbesi'ne defnedildi. Yenileşme döneminin Nigâr Hanım'la birlikte önemli şairlerinden. Saray Kahvecibaşısı İbrahim Efendinin kızı. Bir görüşe göre Rüşdiyede okudu, sonra özel dersler alarak yetişti. Beşiktaşlı Berberbaşı Zade Sadaret Mektubi Kalemi Müdür Muavini Mehmed Fuad Bey ile evlendi. Bir dönem Hanımlara Mahsus Gazete'nin baş yazarı. II. Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. Ömrünün son on dört yılını tedavisi imkânsız bir hastalığın esiri olarak yatakta geçirdi. Denemeler, hikâyeler de yazdı. Sağlığında yayımlanan şiirlerinin sayısı on iki. Bunlar tür ayrımına gidilmeksizin Makes-i Hayal (1896) adıyla bir araya getirildi. Ölümünden sonra bu eser, eşi tarafından, Makbule Leman hakkında yazılanlarla birlikte ikinci kez bastırıldı.

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

MÜNACAT

Ey lûtfi azîm Zülcelâlim

Malûm sana şu gâmlı hâlim

Mihnetle ne rütbe bîmecalim

Takririne yoktur ihtimalim

Malûm sana şu gâmlı hâlim

Mekşuf sana bütün melâlim

Ey kâşifi cümlei hafaya

Darusi bulunmuyor da asla

Etmekde maraz, vücudüm ifna

Bir sende ümidi şevki balim

Pek müdhiş olur derim zevalim

Etmese zevale derdü illet

Fikrimce iki garibi elbet

Berbad kılar bu hicrü firkat

Bir sahibi mâderü iyalim

Ey Haliki Mutlakı Avalim

Esrarın eder ukuli nâçar

Raftarü hiram içinde âsar

Bir yekli letâfet eyler izhar

Emrinle mevasiminde daim

Vaktinde açar bütün çiçekler

İhtar kim eyliyor nihani

Gûya ki bahar imiş zamanı

Meşşatei nuri hüsnü ani

Kim etti baharı ya mübeşşer

Baran olarak inen zemine

Göklerdeki renk renk sehaib

Yerden mi çıkar göke acaib

Ya kimdir olan o hake sahib

Mensub İlâhî âlemine

Tarikiî leyl içinde tâban

Bak kevkebü mahi ruhperver

Derler şu sebeple lem'a küster

Hurşid imiş eden münevver

Hurşide kim etti nuri ihsan

Sensin veren intizamü darat

İnşad buyurdun cihane

Ey sahib olan cismü câne

Mâruz ise can imtihane

Şâyan değil midir mükâfat

Etmekde celâletin Efendim

Emvatı beka içinde ihya

Bir şey mi bana cihanda hâşâ

Bir taze hayatı sıhhat ita

Bir haste zaifi müstemendim

 

ANNE

Anne inleyen bir ney, anne hicrandan yumak

Gözleri buğulu, nemli ve her zaman zâr zâr...

Kaderidir annenin ocaklar gibi yanmak

Hep hüzünlü eser onun ikliminde rüzgar.

Kuşlar gibi titrer o güneş yüzlü nevhayâl

Sîmasında alacakaranlık endişesi...

Her mevsim ayrı bir ıstırap, ayrı bir melâl;

Dilinde özleyişlerin sihirli bestesi...

Sînesi sımsıcak, çehresi de îmâlıdır

Semtinde herdem bir büyülü râyiha eser.

Duyguyla süzülmüş gözleri hep hummâlıdır

Altın şakaklarında sarı güller gibi ter.

Rahmet-zahmet iç içe.. bilmez geçen zamânı

Ne yazları, ne kışları, ne renkli bahârı

Ne gurûbu ne de şafağın söktüğü ânı

Her zaman duman dumandır o nazlı efkârı...

Bir kuluçka gibi sancılı gecelerinde

Hep şefkatle çarpan kanat sesleri duyulur...

Amansız hislerin öldüren pençelerinde

Yüreği bir matkap salınmış gibi oyulur.

Elemi çok olsa da şekvâsı işitilmez

Bir Eyyûb sabrıyla göğüsler hiç-olmazları...

Onda ızdırap bitmez, acılar dinmek bilmez

Sönmeyen bir azimle aşar aşılmazları.

Kanmaz asla sevmeye; o, sevgiye susuzdur

Şâire "su" dedirten hisle "evlât" der inler.

Herkes derin uykularda iken o uykusuzdur

El açar Yaratan'a balalarını diler...

Yürüdüğü yol, onun hislerinin yoludur

Durmaz, bir süvâri gibi yürür dolu dizgin..

O, yeryüzünde en ululardan uludur

Sînesi meleklerin sînesi kadar engin..

Zambaklar gibi sihirli çehrende

Varlığımı kucaklayan bir ışık;

Duydum o duyulmazları sînende

Sen bir rüyâsın benim için artık...

Nûru öteden pırıl pırıl sîman

Ukbâ derinlikleriyle büyülü...

Tülleniyor hülyâlarımda her an,

Ölümsüz rûhunun bembeyaz tülü...

Bir yâd-ı cemîlsin, kabrin sîneler

Hazan yaşamıştın; ölüm bahârın..

Duâyla gerilmiş bütün gönüller

Berzah yamaçlarında bestekârın.

 

KADINLIK

Kadınlık, ruh-ı mana-yı fazilet

Kadınlardan gelir efkra vüs'at;

Nezaketler içinde bir metnet

Nümayandır kadınlarda hakikat.

İki hemşiredir "iffet" ile "zen"

Vefdari, nezahet, hüsn-i ahlk

Cihanda hep bu ehss-ı ltife

Emanettir bu mahlk-ı zayıfa.

Ederse ilm ile eş'ara rağbet

Kadınlarca olur bir başka znet

Diryetten alır nr-ı melhat

Yürür bir intizm üzre maşet

Verir hüsn-i idre hüsne kıymet

Biçilmiş camedir nisvna tahsil

Fakat yazmak gerek ahlka dir

Kalem tutmaklığa kim olsa kdir.

Ne rütbe farzedersek biz revadır

Ki en lzım olan bizde haydır

Buna bürhn ise yüzde riddır

Tesettürle selamet revişandır.

Meleklerden uçan nur-ı likdır

Bize yüz aklığından bir nişandır

O yaşmaklar ki veche nü şandır.

mezar taşının kitabesi

 

 

ALLAH

Razıyım ben zâtı Peygamber dahi hoşnuddır

Sayemendi rahmet olsun makberi Makbulemin

Cevheri eşkimle yazdım zevcemin tarihini

Bağı Firdevsi berin olsun yeri Makbulemin

16 Cumadelâhire 1316

 

 

İHSAN RAİF HANIM

1877'de Beyrut'ta dünyaya geldi. Vezir Köse Raif Paşa'nın büyük kızı. Babasının görevi nedeniyle pek çok yer gezdi, insan tanıdı. Özel olarak müzik, edebiyat ve Fransızca dersleri aldı. Küçük yaştan itibaren edebiyata ilgi duydu. Ali Bey, Şehabüddin Süleyman Bey, Mühtedi Hüsrev bey'le evlendi. Döneminin şairlerinden Rıza Tevfik'in etkisiyle halk şiri tarzında hece vezniyle şiirler yazdı. Hece veznini kullanan ilk kadın şairlerimizden. Sade bir dili, yalın bir anlatımı var. Bu şiirler, kadınsı, aşk dolu ve yoğun duygu içerikli. Şiirlerinden bazılarını kendisi, çoğunu da diğer sanatçılar besteledi. İhsan Raif Hanım'ın şiirlerinden bestelenmiş şarkılar günümüzde de dinleniyor. 1926'da Paris'te yaşamını yitirdi. Rumelihisarı Kabristanı'na defnedildi. "Göz Yaşları" adında bir şiir dergisi çıkardı.

 

ESERLERİ:

 

ŞİİR:

Göz Yaşları (1914)

Kadın ve Vatan (1914)

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

AĞLARIM

Neden gülmesin gül gibi yüzler

Niçin ağlasın o güzel gözler

Niye sevgiye sevimsiz sözler

Söylenir diye şaşar ağlarım

Şu gördüğünüz rengarenk çiçek

Sevdalı bülbül, arı, kelebek

Yek diğerini bırakıp gidecek

Vefasızlığa bakar ağlarım

Solmasın dersin sümbülüm, gülüm

Yâri elinden alacak ölüm

Bütün dünyayı inletse ünüm

Çaresizlikten coşar ağlarım

Neşe gizlenir, çöker bir melâl

Her vücud, her şey mahkum-ı zeval

Son nefese kadar tükenmez cidal

Tükenmez derdim sayar ağlarım

 

HİCRAN

Ağaçlar devrilmiş çiçekler solmuş

Âşıklar meclisi selhâne olmuş

Billûr peymâneler kanlarla dolmuş

Ses sedâ kesilmiş meyhanelerde

Bülbül yuvasına baykuşlar konmuş

Lâleler üstünde kızıl kanlar donmuş

Kimler kan ağlamış, kim gülmüş, önmuş

Şu harab edilen boş lânelerde

Atılmış bir yana ney, keman, rübab

Ezilmiş kalemler, yırtılmış kitab

Kırılmış kanunlar, dökülmüş şarab

Ecel şerbeti mey peymânelerde

Çiğnenmiş duvaklar, elmaslı taclar

Yolunmuş o güzel nâzenin saçlar

Sürünür yerlerde kanlı kırbaçlar

O bezmi zevk olan kâşanelerde

Bitmiş o evvelki saltanat, darat

Parçalanmış heyhat mızrabî hayat

Uğuldar her yanda bir seyli memat

Heyyula geziyor virânelerde

 

GEL GİDELİM

Gün kavuştu, su karardı, beni üzme güzelim

Boynun bükük düşünme gel, ver elini gidelim

Kara, gümrah kirpiklerini kaldır, gözün göreyim

Ver elini, bak aşkına işte şahit yüreğim

Benim için her bir sözün kıymetlidir inciden

Gözyaşların akıtma gel, odur gönlüm inciten

Çiçeklerden taç öreyim, küçük güzel başına

Tel takılmaz altın gibi parıldayan saçına

Yaseminle hanımeli olur gelin askısı

O kabarmış sineciğin başım olur baskısı

Rüzgar okşar başımızı, güller bizi mest eder

Bülbül şakır, su şarıldar, neş'e gelir, gam gider

Bulutların arasından ışık verir ay bize

Yemin edip aşkımıza bakışırız göz göze

Ormanlıkta gönlümüzü birbirine bağlarız

Saadetin kemaline doya doya ağlarız

Aşk kafidir, ver elini düşünme gel gidelim

 

HIRÇIN

Bir cananım var gaayet hiyanet

Yaramaz hırçın, etmez inayet

Kendi kendinden eder şikayet

Bekleyedursun gönül vefayı

Sevmek isterim yanımdan kaçar

Uzak durursam ateşler saçar

Sitem sözlerle dilde dert açar

Fakat artırdı gönül sevdayı

Eziyet etmek en büyük zevki

Muazzeb görmek neş'esi, zevki

Şeytanlıkta hiç bulunmaz fevki

Meşke başladı gönül cefayı

Sevdirebilmek hayli emektir

Gücendim git, der, gel sev demektir

Merakı üzüp lütf eylemektir

Onsuz bulamaz gönül sefayı

 

GÖZ YAŞLARI

Firari bahardan, aşık hazandan

Cu-yi dile ma'kes nay-i hicrandan

Nağme-yi sevdadan, bu-yi figandan

Serpildi melalin elmas taşları

Sarardı baharın payında eylül

Titredi emeller, ümidler me'lül

Döküldü uzanmış zambağa melül

Nergis-i ademin hâr gözyaşları

 

GENÇ GÜNLER

Ey, genç kanı gibi kaynayan pınar

Ey, altına yatıp kaldığım çınar

Söyledikçe hâlâ yüreğim oynar

Gölgende okudum kitab-ı aşkı

Ey, kumrulu bahçem, sümbüllü bağım

Ey, bülbüllü derem, mineli dağım

Sizinle geçti en güzel çağım

Orada dinledim rubab-ı aşkı

Muhabbet bağında kendimden geçtim

Ateşler içinde bir lale seçtim

Yandı yüreciğim, kanarak içtim

Kızıl dudağından serab-ı aşkı

 

BU SEVDADAN GEÇERSİN

Niçin beni yan bakışla süzersin

Sözlerime neden dudak bükersin

Bugün sever, yarın belki üzersin

Gel üzülme, bu sevdadan geçersin

Sevsen de hoş, sevmesen de sen beni

Ben vahşiyim, hiç sevdirtmem kendimi

Bu halimle incitirim ben seni

İncinmeden bu sevdadan geçersin

Bülbül gibi âşık olma her güle

Vefasızdır, gül inanmaz bülbüle

Çünkü şakır lalelere, sümbüle

Sümbül gibi âşkın solar geçersin

 

 

ŞÜKÛFE NİHAL BAŞAR

1896'da İstanbul'da doğdu. Eğitimine özel hocalardan ders alarak başladı. İstanbul Darülfünun'u Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü'nden mezun oldu. Uzun süre İstanbul Kız Lisesi'nde coğrafya ve edebiyat öğretmenliği yaptı. 1973'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Başlangıçta Tevfik Fikret'in etkisinde aruz ölçüsüyle şiirler yazarken zaman içinde Milli edebiyat akımının ilkelerine uygun olarak hece ölçüsünü kullanmaya başladı. Devrinin tüm şairleri gibi Edebiyat-ı Cedide, Fecri Ati ve Milli edebiyat akımı arasında sıkıştı kaldı. Güneş, Varlık, Aydabir, Çınaraltı, Şadırvan gibi dergilerde yayınlanan ve çoğu hece vezniyle yazılmış şiirlerinde lirizm ve kadınsı bir içtenlik dikkat çeker. Milli uyanış hareketi içinde de yer aldı, Fatih mitinginde etkileyici bir konuşma yaptı. Türk Kadınlar Birliği'nin kurucuları arasındadır.

 

ESERLERİ:

 

ŞİİR:

Yıldızlar ve Gölgeler (aruz'la yazılmış şiirler 1919)

Hazan Rüzgarları (1927)

Gayya (1930)

Yakut Kayalar (1931)

Su (1933)

Sıla Yolları (1935)

Sabah Kuşları (1943)

Yerden Göğe (1960)

Şükufe Nihal / Şiirler (1975, ölümünden sonra toplu şiirler)

 

ROMAN:

Renksiz Istırap (1928)

Yakut Kayalar (1931)

Çöl Güneşi (1933)

Yalnız Dönüyorum (1938)

Domaniç Dağlarının Yolcusu (1946)

Çölde Sabah Oluyor (1951)

 

ÖYKÜ:

Tevekkülün Cezası (1928)

 

GEZİ NOTLARI:

Finlandiya (1935)

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

DUYMAYAN KADINA

Topla eteklerini yerlere sürünmesin

Rüzgara cilvelenen tülleri görünmesin

Köşede kar içinde can veren çocuklar var...

Süzülerek çıkarken bir barın kapısından

Haberin yok yurdumun eleminden, yasından

Köşede kar içinde can veren çocuklar var...

Yerlere pırıltılar aksederken dizinden

Karlar göz göz olmuştur bir gözyaşı izinden

Köşede kar içinde can veren çocuklar var...

Tahammülüm yok artık çiçeklere, tüllere

Yükselen gururunla indir başını yere

Köşede kar içinde can veren çocuklar var...

 

SEVGİLİ KAMERE

Sana dikkatle baktığım o gece

Sarışın bir likayı hicrandın

Süzülürken semâların ince

Tüllerinden elemli bir yadın

Kaldı kalbimde sanki sen nakâm

Bir kadından şifası pek mevhum

Ruhı sâfında titreyen âlâm

Anlaşılmaz müebbeden mektum

Seneler geçti, ben de bir gün âh

Sarışın ay, senin gibi soldum

İlkbaharımda bak harab oldum

İki hemşire hazanız biz

Her gece birleşirse derdlerimiz

Gömülür mü melâli ömri siyah

 

SU

Kalbinden kalbime akan bir sesdi

Akşam gölgesinde çağlayan o su

Sesini en tatlı yerinde kesdi

Bizi sonsuzluğa bağlayan o su

O su, bir sır gibi mırıldanırdı

Göğsünde bir sarı ay yıkanırdı

Bizi Leylâ ile Mecnun sanırdı

Gamlı yolumuzda ağlayan o su

Sessiz ruhumuzu o bestelerdi

Bize "Unutalım dünyayı" derdi

Bir aldı sonunda verdi bin derdi

Bizi bizden fazla anlayan o su

Şimdi ne akşam var, ne ses, ne dere

Yolumuz ayrıldı başka ellere

Benzetti bizi bir kırık mermere

Ruha zehir gibi damlayan o su

Kalbinden kalbime akan bir sesdi

Akşam gölgesinde çağlayan o su

Sesini en tatlı yerinde kesdi

Bizi sonsuzluğa bağlayan o su

 

ÇOBAN NİNE

Bu tarlada doğmuştu, burada büküldü beli;

Hiç durmadan uludu bahtının kara yeli;

O, yerinde oyuldu bir çınar vakariyle...

Er verdi, evlat verdi tükenmeyen cenklere;

Hastalıkla, kıtlıkla kaç torun gömdü yere;

Saçı bir örnek oldu dağların kariyle...

Kimi vardır şu yurtta yetmiş yıllık ömrünün?

Ardında sürünerek üç koyunluk sürünün

Allahıyla baş başa kalmıştır Çoban Nine.

Bir sır gibi derindir karanlık bakışları;

Gönlünde birdir ömrün baharları, kışları;

Çekmiş ummanlar gibi her derdi sinesine.

 

 

HALİDE NUSRET ZORLUTUNA

1901'de İstanbul'da doğdu. Erenköy Kız Lisesi'ni bitirdi. Bir süre İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde eğitim gördü. 1924'te başladığı öğretmenlik görevini İstanbul Kız Lisesi ve yurdun çeşitli yerlerindeki liselerde yıllarca sürdürdü. 1957'de Ankara Kız Teknik Öğretmen Okulu'nda görevliyken emekliye ayrıldı. 10 Haziran 1984'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Şiir yazmaya mütareke yıllarında başladı. Kurtuluş Savaşı'nın etkisi ve heyacanıyla Milli edebiyat akımına katıldı. Kadın duyarlılığıyla işlediği şiirlerinin yanı sıra hikâye, deneme, roman türlerinde de eserler verdi. Milli edebiyat akımı içinde değerlendirilen şiirlerinde geleneksel ölçü ve anlayışa bağımlı kaldı. Şiir öykü ve düzyazıları Milli Mecmua, Aydabir, Çınaraltı, Hisar, Türk Kadını giibi dergilerde yayınlandı.

 

ESERLERİ:

 

ŞİİR:

Geceden Taşan Dertler (1930)

Yayla Türküsü (1943)

Yurdumun Dört Bucağı (1950)

Ellerim Bomboş (1967)

 

ROMAN:

Küller (1921)

Sisli Geceler (1922)

 

ÖYKÜ:

Beyaz Selvi (1945)

Büyük Anne (1971)

Aydınlık Kapı (1974)

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

GİT BAHAR

Çekil bu gölgeli yolda gezinme...

Bahar, bakışların yine pek sarhoş.

Yanılıp gönlüme misafir inme:

Kapısı kilitli, mihrabı bomboş

Mabettir orası, meyhane değil!

Altınlı başında papatya niçin?

Sarı saçlarına pembe gül takın!

Git bahar, gönlümde ibadet için,

Diz çöken kızları ürkütme sakın,

Kalbime girme, o kâşâne değil!

Ziyalar, kokular, renkler, çiçekler...

Ömrünün her günü bir başka düğün,

Bülbüller koynunda aşkı çiçekler

Güller dökülürler göğsüne bütün!..

Gerçekten güzelsin, efsane değil!

Git bahar, git bahar, uzaklarda gül!

Denize renginden bırak hediye

Ufuklarda gezin, semaya süzül

Sokulma kalbime peymane diye

Gördüklerin kandil, peymane değil!

 

ARZ-I HÂL

Gecenin bir saatinde

Eşiğine varan bendim

Kuşlar yuvada, kurt inde

Karanlığı yaran bendim

Sabahları erken erken

Yürek hasretle yanarken

Firkatin bahçelerinden

Vuslat gülü deren bendim

Bendim semada dolanan

Bendim oraya ney çalan

Parmakların uçlarından

Nuru alıp veren bendim

Hayır! Hiçbiri değildim

Hepsi benim hayallerim...

Dolaşarak iklim iklim

Doğru yolu soran bendim

Seni buldum şahım seni

Tut elinden üftâdeni

Koma karanlıkta beni

Mevlana! Aman efendim

 

HÜRRİYET

Bana bakın güzel kuşlar, özgür kuşlar!

Nedir bu telaş, bu gürültü, bu şenlik?

İnsanlara nispet olsun diye mi?

Biliyoruz dallar sizin

Kervan geçmez yollar sizin

Mesafeler, yakın gökler

Hep sizin.

Biz,

Kara toprağa bağlıyız ayaklarımızla

Ne çıkar, omuzda kanat olmasın kuzum, ne çıkar?

İçimizde bir şeyler var kanatlı

İçimizde gökler...

Sizinkinden daha geniş, daha derin.

Mesafelere gülüyor hayalimiz.

Güzel kuşlar, aptal kuşlar

Böbürlenmeyin bize.

İçimizde kanat çırpıyor hürriyetlerin en güzeli, içimizde!

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap

×