karnabahar-ve-lahananin-bilinmeyen-hayati-faydalari_894270_720_400Karnabahar ve lahananın bilmediğimiz o kadar çok faydası var ki. Eğer karnabahar ve lahananın ne kadar faydalı olduğunu bilseydik sofralarımızdan hiç eksik etmek istemezdik. Oysa lahana ve karnabahar, sofralarımıza çok az konuk ettiğimiz sebzeler arasında yer alıyor.

Karnabahar ve lahana, her ikisi de C vitamini deposu olması sebebiyle bağışıklık sistemini güçlendirici özelliğe sahip. Güçlü bir bağışıklık sistemi ise, vücudu başta kanserler olmak üzere bir çok hastalığa karşı koruyor. Bu nedenle uzmanlar, karnabahar ve lahana tüketimine önem verilmesini öneriyorlar. Ancak, karnabahar ve lahananın haşlanmış olarak tüketilmesi halinde vücuda faydalı olabileceğinin de altını çiziyorlar.

Geçtiğimiz yıllarda karnabahar ve lahananın faydaları üzerine yapılan bir araştırmadan bahsetmek istiyoruz. Bilim adamlarının karnabahar ve lahananın faydaları üzerine yaptıkları çalışmaların sonucunda ortaya çıkan gerçekler ise oldukça şaşırtıcı. Hem de sevindirici.

Amerikan Kanser Derneği ve Ernest Mario Eczacılık Fakültesi profesörlerinden Kong şöyle diyor:
“Araştırmalarımız doğruladı ki beslenmeyle kanserden korunma arasında sıkı bir bağlantı var. Yediğimiz bazı maddelerin içinde kanser yapıcı genetik değişimin oluşmasını engelleyen maddeler mevcut.” İşte bu “ye­diğimiz bazı maddelerin” başında ise karnabahar geli­yor.

Karnabaharı “Signuture Doctrin” teorisi açısından da ele almakta fayda var. Bu teori “işaret ilkesi” anlamı­na geliyor ve benzeşme yasası diye de anılıyor. Bu te­oriye göre, doğada yer alan besinlerin ve bazı bitkilerin şekil ve renkleri hangi hastalığa iyi geldik­lerini gösteren bir işaret aslında. Örneğin beyne benzeyen cevizin beyne, kalbe benzeyen fındığın kalbe iyi gelmesi gibi. Kalınbağırsak ve mesane tümörleri ise karnabahara benziyor ve uluslarara­sı patoloji kitaplarında da bu kanserler “karnabahar şeklinde büyüme gösteren tümörler” diye ge­çiyor. İşte karnabaharın, özellikle bu kanserlere karşı koruyucu, hatta tedaviye yardımcı olduğuna dair pek çok çalışma mevcut.

“Turpgiller” ailesine dahil olan bu sebze, brokolinin de içinde olduğu “Brassica olerasea” üyesi ve oldukça zengin bir C vitamini kaynağı ki diğer adı askorbik asit olan bu vitaminin sık aralıklarla alın­masının etkin antioksidan (kanser karşıtı) gücü sayesinde kansere karşı koruyucu görev üstleniyor.

Çalışmalar ne diyor?

“Nutrition and Cancer-Beslenme ve Kanser” dergisinde yayımlanan İspanya kaynaklı bir çalışma­da, izotiyosiyanat’tan zengin lahana türlerinden elde edilen özütünün, hücre kültürlerinde, kalın bağırsak kanseri hücrelerini, programlamış hücre ölümü adını verdiğimiz hücre intiharına sürükle­diği gösterildi.

ABD’de Buffalo’da, Roswell Park Kanser Enstitüsü’nde yürütülmüş ve 2010 yılında yayımlanan 239 mesane kanseri vakasının dahil edildiği bir çalışmada, ve karnabahar grubu sebzelerin, me­sane kanserli hastaların gidişatına olan etkisi araştırılmış. Bu çalışmadan önce bir çok hücre ve hayvan deneyi ile, karnabahar grubu sebzelerdeki izotiyosiyanat’ların mesane kanseri hücreleri üzerinde, üremeyi durdurucu etkileri gösterilmiş.

Hastaların, karnabahar sebze tüketim sıklığı ile yaşam süreleri arasındaki istatiksel bağlantı araştı­rılmış. Pişirme, bu sebzelerdeki izotiyosiyanat miktarını azaltabildiği için, sorgulama, çiğ ve pişmiş olarak ayrı ayrı yapılmış. 8 yıllık bir takibe alınmış bu hastalar, bu süre zarfında hastaların 179’u öl­müş. Sonuç oldukça çarpıcı:

İstatiksel oranlamalara göre, KARNABAHAR GRUBU SEBZE TÜKETİM YOĞUNLUĞU İLE HAS­TALARIN ÖLÜM ORANLARI ARASINDA GÜÇLÜ BİR TERS ORANTI SAPTANMIŞ. Bu etkinin, özellikle bu sebze grubunu çiğ tüketenlerde daha güçlü olduğu dikkati çekmiş. İlginç bir şekilde, sorgulamada yer alan diğer sebze ve meyvelerle hastaların yaşam süresi arasında bir ilişki bulu­namamış.

Haşlamayı tercih edin

İçeriğindeki “glukosinolat” ve bazı fenolik bileşikler esas KANSER KARŞI KORUYUCU ETKİDEN SORUMLU ancak sebzeye kendine has keskin koku ve tadı veren de baskın olarak yine bu bile­şikler. Karnabaharın o kendine has kokusundan hoşlanmayan bireylerin sebzenin ilk haşlama su­yunu döküp, sonra yemeği pişirmeleri çok doğru bir yöntem değil çünkü bu yöntem etken madde­lerin kaybı demek ve dolayısıyla pişirme suyu kesinlikle kullanılmalı. Eğer karnabaharı yumurtaya bulayıp, defalarca kızartmada kullanılmış bir yağda, özellikle de yaka yaka kızartırsanız, bu sebze­nin kendisi bile kansere sebep olabilir. Oysa az miktarda suyla buharda hafif haşlanmış birkaç sap karnabaharı et yemeklerinizin yanında tüketmeniz sizi bağırsak ve mesane kanserlerine karşı bir kalkan gibi korur.

Karnabahar vücudu toksinlerde temizliyor

Kanserle dolaylı olarak bağlantılı olan iki ayrı etkene karşı da savaşıyor bu sebze. Birincisi detoks sistemi, vücutta biriken birçok toksinin bir çok farklı kanser türüne davetiye çıkarıyor olması bilim­sel olarak sürpriz değil. Detoks, kelime anlamı ile vücuttan toksin atmak demek ve detoks yaptır­mak için çiftliklere kapanmanız gerekmiyor, vücudun zaten toksin atma mekanizmaları var; bağır­saklar, böbrekler ve karaciğer, ne güzel ki bu güzel sebze her üç sistemi de çalıştırıyor. İkinci et­ken kronik yangı, geçmeyen yangılı hastalıkların daha sonra kanser oluşturma riskinin bulunduğu yine bilimsel bir gerçek ve karnabaharın yangı giderici etkisi de saptandı.

Mangal etinin yanında mutlaka tüketilmeli

Bu sebzede yüksek miktarda bulunan bitkisel lifler, özellikle mangalda pişmiş et gibi uzun vadede kanser oluşumuna zemin hazırlayabilecek yiyeceklerle birlikte alındığında etin bu etkisini azaltır çünkü etin içerdiği kansorejen maddelerin bağırsak yüzeyindeki hücrelerle temasını en aza indir­ger. Ayrıca bu etki, kronik kabızlığa karşı da koruyucu ki kronik kabızlık, bağırsak kanserlerine ze­min hazırlayan en kötü düşmanlarımızdan biri.

Bu etkilerin tümünden istifade etmek için karnabaharı “ara sıra” yemek yerine çiğ veya hafifçe haşlanmış olarak salatalarınıza ve dolayısıyla tüm yemeklerinizin yanına eklemek gerekiyor. Özellikle marul salatasına çiğ olarak doğradığınızda, salataya eklediği lezzete şaşıracaksınız. Ancak mutlaka garnitür şeklinde, hafif buharda pişmiş olarak kullanın karnabaharı diyorum çünkü sebzenin içinde bulunan ve esas aktif madde olan “glukosionatların” parçalanma ürünlerinin mik­tarı ise pişirme şekillerine göre değişebiliyor. Özetle düşük ısıda pişirilmiş ve çiğ tüketim en etkili faydalanma şekilleri…

LAHANA ilaç gibi besin

Fitokimyasal (hastalıklara karşı ilaç gibi besin) gücünün ötesinde, lahana günlük vitamin ve minarellerin karşılanması açısından da oldukça faydalı bir kaynaktır. Kalsiyum, magnezyum, potasyum, C vitamini K vitamini, beta karoten ve hatta az miktarda da olsa göz dostu lutein içerir. Bunlara ek olarak tabii ki posa içeriği de oldukça yüksektir.

Kanser hücrelerini öldürüyor

Bir kase pişmiş lahanayla neredeyse 4 gr. posa alırsınız. Bir kâse çiğ lahanada ise 2 gr. posa vardır. Düşünsenize bütün bu besleyici ve koruyucu besin öğelerinin hepsi dünyanın en düşük kalorili sebzesinde yani lahanada mevcuttur.

İngiltere’de yapılan Ulusal Kanser Araştırma Konferansı’nda da lahana grubu sebzelerde bulunan indol-3-karbinol adlı maddenin kanser hücrelerini öldürmeye yardım edebileceğinden bahsedilmiş, özellikle de kemoterapi alan hastalarda önerilmiştir.

Yıllar süren araştırmalar bu indollerin östrojen metabolizmasını olumlu yönde değiştirdiğini ve büyük ihtimalle bu şekilde kanser riskini azalttığını kanıtladı. Lahanadaki sülfür içeren bileşiklerdeki indol grubu gıdalarla aldığımız kanserojen maddeleri bağlayıp etkisiz hale getirebiliyor, yani bu sebzeden faydalanmak için de onu kürler halinde tek başına değil, normal öğünlerinizde almanız gerekiyor.

Prostat kanseri riskini de düşürür

Lahananın kanser karşıtı özelliği içeriğindeki indoller ile sınırlı kalmaz. Kanser karşıtı değeri olan ve lahanada çokça bulunan diğer fitokimyasallar da vücudumuzda kansere karşı savaş veren bir­takım enzimlerin üretimini artırır. Bu enzimlerin prostat kanseri riskini düşürdüğüne inanılmaktadır. Standford Üniversitesi Üroloji Bölümü’nün yaptığı Canser Epidemiology Biomarkers and Preventi­on’da da yayımlanan araştırmaya göre, günümüzde bilinen fitokimyasallar arasında özellikle laha­nada dikkat çekici oranda bulunan sülforofan bu enzim aktiviterini en iyi şekilde desteklemektedir.

Lahanadaki bir başka kanser savaşçısı madde grubu ‘glukosionatlar’. Bu aktif madde grubu, vü­cuda alındıktan sonra daha güçlü bir kanser savaşçısı olan ‘izotiyosiyanat’lara dönüşüyor ve esas etkiyi bu madde gösteriyor. Bu konuda birçok çalışma mevcut. Çalışmalar genellikle ‘turpgiller’ ai­lesi üzerinde genel olarak yapılmış olsa da, 94 çalışmanın yüzde 70’inde lahananın bu konuda di­ğerlerinden daha etkili olduğu görüşü hakim, özellikle de mide, kalın bağırsak ve akciğer kanseri konusunda. Ayrıca; Amerika Kanser Araştırma Enstitüsü ‘nün “Beslenme ve Kanser Araştırma Konferansı”nda izotiyosiyanat’ların kansorejenlere karşı oldukça iyi bilinen koruyucular olduğu be­lirtilmiştir.

Sebzeden çok daha fazlası

Lahana için bir sebzeden çok daha fazlası dememin sebebini kansere karşı koruyucu özelliği dı­şındaki faydalarını da görünce anlayacaksınız:

“Kansızlık probleminin giderilmesine yardımcı olur. “Astım problemine karşı etkili sonuç verir. “Ök­sürüğü giderici özelliği vardır, “Balgam sökücüdür. “Kabızlığı giderir.