Jump to content

Hurafeler/Bidat


Guest Muhabbetci
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

HURAFELER

 

BİDAT: Kurân-ı Kerim ve Sünnet'te bir örneği bulunmayan ve sahabe tarafından da bilinmeyen, özellikle din esaslarına ilişkin sonradan çıkma ibadet ve davranış biçimleri ve inanca yönelik yorumlar.

 

HURAFE: Uydurulmuş hikâye ve rivayettir. Bunlar genellikle dinin bir parçası veya gereği olarak aktarıla geldigi gibi, dindenmiş gibi benimsenmiş olan, gerçekteyse dinle ilgisi bulunmayan, hikâye ve rivayetlerdir. Geçmiş ümmetler hevâ ve hevesleri doğrultusunda yaptıkları yeniliklerle dinlerini tahrip etmişlerdir. Bu konudaki tehlikeyi bilen Peygamberimiz (s.a.v.) yine ümmetini uyarıyor; “Her kim bizim bu işimizin (yani dinimizin) içine ondan olmayan bir şeyi yeniden sokarsa (o yaptığı iş) merduddur, başına çalınır. [1] “Her yenilik bidattir her bidatte sapıklıktır.”[2] Bazıları bidat’in iyi olan ve kötü olan diye ikiye ayrıldığını iddia ediyorlar halbuki Peygamberimiz böyle bir ayrım yapmıyor. Üzerinde emri olmayan bir işin reddolunacağını söylüyor.Bunun aksi olursa o zaman her önüne gelen bir şeyler uydurup, dine yeni bir şey sokar ve artık din aslından uzaklaşıp tanınmaz bir hale gelir. Nitekim böyle de olmuştur. O zaman birisi derki; Ben öyle bir zikir şekli buldum ki çok faydalı. Birisi der ki; Allah’ı raks ederek, dönerek zikretmek öyle bir zikirdir ki Allah aşkını en güzel böyle ifade edebilirsin. Birisi derki;

 

rabıta diye bir şey buldum ki ibadetler için tam bir motivasyon sağlıyor. Birisi çıkar bir zikir meclisi oluşturalım birkaç bin Allah birkaç yüz ihlas okuyalım geçmiş büyüklere bunları hediye edelim onlar bizi tanısın ki ruhaniyetleri bize yardım etsin. Ve bunun arkası kesilmeyerek dinin içerisine bir çok yenilik girer. Rivayete göre şöyle bir hadise meydana gelmiştir: “Biz İbni Mes’ud’un kapısında oturuyorduk vakit akşam ile yatsı arası idi Ebu Musa İbni Mes’ud’a gelerek “dışarı çık ey Eba Abdirrahman” dedi ibni Mes’ud dışarı çıktı Ebu Musa’ya seni bu saat de kapıma getiren nedir dedi Ebu Musa Allah’a yemin ederim ki ben bir durumla karşılaştım o beni korkuttu inşaallah hayırdır dedi ve konuşmasını şöyle sürdürdü “ mescide bir topluluk gördüm içlerinden birisi şu kadar Sübhanallah şu kadar Elhamdülillah deyin diyordu. Bunun üzerine Abdullah gitti bizde beraberinde gittik. Onların yanına vardı ve “ siz nede çabuk sapıttınız halbuki Muhammed’in ashabı diridir,hanımları da daha yaşlanmadı, peygamberin elbiseleri ve yemek kapları daha bozulmadı siz oturup günahlarınızı sayın ben iyiliklerinizin Allah tarafından sayılacağına kefilim dedi”[3] “Siz bidat olan bir şeye öncülük ediyorsunuz eğer bu yaptığınız bidat değilse “Muhammed sapıklık içindedir” demek gerekir demiş.

 

Abdullah b.utbe b. Erkad “Ey ibni Mes’ ud ben Allah’tan af talep ediyorum yaptığımdan pişman oldum demiş ve dağılmışlar”[4] Bakınız sahabenin burada karşı çıktığı zikir değil zikir şeklidir. Yani Resulullah’ın (s.a.v.) emretmediğinin yapılmasıdır. Bu düşüncedeki insanlar yaptıkları davranışların peygamberin ve ashabının hayatında böyle bir şey var mı yok mu? Diye bakmadan manevi bir işaretle kendisine Allah tarafından bildirildiğini iddia ederse dinin ne hale gelebileceğini düşünebiliyor musunuz? Belki bu bidatleri için Kur’an’dan sünnet’ten cımbızla lar yaparak nüzul sebebine ve peygamber ile sahabenin ne anlayıp, nasıl amel ettiğine bakmadan kendilerine delil bulabilirler. Ancak Resulullah’ın ve Sahabenin hayatında örneğini bulamazlar. Cenab-ı Hak (c.c.) buyuruyor ki: اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتى وَرَضيتُ لَكُمُ اْلاِسْلاَمَ دينًا

“Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim, ve sizin üzerinize nîmetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâmiyet'e razı oldum.”[5]

 

وَمَا اتيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللّهَ اِنَّ اللّهَ شَديدُ الْعِقَابِ “ Size Peygamber ne verirse artık onu alınız ve sizi neden menettiyse hemen ona nihayet veriniz ve Allah'tan korkunuz. Şüphe yok ki: Allah, azabı şiddetli olandır.” [6]

 

وَاَنَّ هذَا صِرَاطى مُسْتَقيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلَا

تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبيلِه ذلِكُمْ وَصّيكُمْ بِه لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ “ Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun başka yollara uymayın zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.” [7]

 

لِيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَيِّنَةٍ وَيَحْيى مَنْ حَىَّ عَنْ بَيِّنَةٍ “Helak olan apaçık bir delille helak olsun ve yaşayanda apaçık bir delille yaşasın”[8]

 

وَمَا اتيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللّهَ اِنَّ اللّهَ شَديدُ الْعِقَابِ “size Peygamber ne verirse artık onu alınız ve sizi neden menettiyse hemen ona nihayet veriniz ve Allah'tan korkunuz. Şüphe yok ki: Allah, azabı şiddetli olandır.” buyuruluyor. [9]

 

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونى يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَحيمٌ “Resulüm deki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah’ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” buyuruluyor. [10]

 

وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبيلِ الْمُؤْمِنينَ نُوَلِّه مَا تَوَلّى وَنُصْلِه جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصيرًا “ Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim peygambere karşı çıkar ve mü’minlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.” buyuruluyor. [11]

 

Abdullah ibn Mes’ud (r.a.) delil gösterdiği gibi sahihi Müslim’de zikredilen Cibril hadisinde peygamberimiz (s.a.v.) “ siz onların namazları yanında kendi namazınızı, oruçlarının yanında kendi oruçlarınızı, onların amellerinin yanında kendi amellerinizi beğenmezsiniz.” dedikten sonra “ Onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar” diye buyurmuştur. Abdullah b. Mes’ud (r.a.) buyurdu ki; “Sünnete uyun kendiliğinizden bir şey icat etmeyin. Bu size kafidir.” [12] O halde kim dinde yeni bir şey iddia ederse Kur’an ve sünnet’ten delilini de ortaya koymalıdır. Şayet bunu yapamazsa bulmuş olduğu o yenilikle Allah ve Resulünün sözüne itibar etmiyor demektir. Muvatta Ebu Hureyre (r.a.)’den şu hadisi nakleder: Resulullah (s.a.v.) bir gün mezarlığa gider ve şöyle der: “Esselâmu aleykum ey mü’minler topluluğunun diyarı. İnşaallah bizde size kavuşacağız…” hadisin devamında şu vardır: “ (kıyamet gününde) bir gurup adamlar, tıpkı sahipsiz develerin havuz kenarından kovulup, uzaklaştırıldığı gibi benim havzımdan uzaklaştırılacaklar. Ben onlara: “Gelin buraya, nereye gidiyorsunuz, gelin, gelin!” diye sesleneceğim. Bunun üzerine denilecek ki, onlar senden sonra (dini) değiştirdiler.

 

Bende diyeceğim ki: “O halde onlar benim havzımdan uzak olsunlar! Uzak olsunlar! Uzak olsunlar!”[13] İmam Şâtıbi el-İ’tisam isimli eserinde şöyle diyor: “İbadetlerde bidat çıkaran fırkaların çoğu, zahidliğe ve halktan ayrı münzevi hayat yaşamaya fazlaca düşkün insanlardan oluşur. Cahil ve tecrübesiz halk da onların peşinden gider.

 

Ehli sünnet ve cemaate bağlı olan kimseyi de Allah’ın yaratıklarının en takvalısı da olsa sadece avamdan birisi olarak görürler. Havas ise işte bu fazla fazla ibadet yapan kimselerdir. Bu sebeple onlarla gurur duyanlar ve onların gittikleri tarafa meyledenlerin çoğunun kendi yollarından gitmeyen diğer insanları küçümsediklerini ve onları kendi nurlarından mahrum bırakılmış kişiler olarak kabul ettiklerini görürsün.”[14] Bidat ve hurafeler Yahudiler, münafıklar ve Hıristiyan misyonerler tarafından planlı bir şekilde dine sokulmaya çalışılmış ve bunda da oldukça başarılı olmuşlardır. Ayrıca sadece İslam düşmanları değil bazen dini yanlış anlayan bazı Müslümanlarda bu bidat ve hurafeleri adeta körüklemişlerdir. Kimisi kendince bidat olmadığına inandığı ve yeni bir çığır olduğunu düşündüğü şeylerin bidat olarak yerleşmesine neden olmuş, kimisi Müslümanları Kur’an ve zikre yönelteceğini hesaplayarak bidatler uydurmuşlardır.

 

Yukarda zikredilen ölçülere uyulmayıp, bidat ve hurafeler zamanla dindenmiş gibi yerleşince Müslümanlar tevhidi inançlarından uzaklaşarak bozulmuş bir din yapısını benimsemişlerdir.

 

MUM YAKMA İslâm'da cami duvarına, kabir taşına, mezar taşına, mum yakılır diye bir kural yoktur. Bu âdet, Müslüman Türklere Mecusilerden ve Hıristiyanlardan geçmiştir. Kabir başına, mezar taşına mum yakan kişi, oradaki yatırdan beklenti içerisine girmekte veya onunla bütünleştiğini yada onun yaktığı ışığı takip ettiğini,onunla hem dem olduğunu düşünmektedir, bu büyük bir hatadır ve şirktir. İslâm'a göre insan, ancak Allah'a iltica eder ve O'na sığınır; O'nun dışındaki varlıklardan medet ummak yanlıştır. Bu itibarla kabirlerde mum yakma adeti yanlış bir inançtır, hurafedir.

 

ÇABUT BAĞLAMAK Çağdaş Altaylı Şamanistlerin inandıkları "İZİ"ler, Göktürklerin bıraktıkları yazıtlarda toptan "YER-SU" ile ifade edilmiştir. Göktürkler bu "YER-SU" denilen ruhları, Türk yurdunun koruyucusu sayarlardı. Onların inanışlarına göre bu "İZİ'ler kişiden kurban isterler. Kurban sunmayanlara zararları dokunur. Ancak bu ruhlar çok kanaatkârdır. Bunları, bir paçavra parçası, bir tutam at kılı hatta kurban niyetiyle atılan bir taş parçası ile tatmin etmek mümkündür.” [15] Türkler Müslüman olduktan sonra da bu âdetlerin etkilerinden kurtulamamışlar ve bırakamamışlardır. Evliya saydıkları ulu kişilerin türbelerine, orada biten ağaçlara, ya da o yörede bulunan bazı kayalara çaput bağlamak suretiyle eski adetlerini devam ettirmişlerdir. Oysa böyle bir âdet İslâm'da yoktur hurafedir.

 

KURŞUN DÖKMEK Halkımız arasında "göz değmesi, göze gelme" diye adlandırılan bir "NAZAR" inancı vardır. Nazar isabet eden kimsenin kendisine, malına veya eşyasına bir zarar geleceğine inanılır. Bu nedenle nazarın isabetinden ve etkisinden korunmak üzere bazı tedbirlere başvurulmaktadır. Korunma tedbirleri olarak çocuklara, at, dana, inek,ev, dükkan, otomobil vb. gibi eşyaya nazar boncuğu, at nalı, üzerlik otundan yapılan kolyeler takılmakta özellikle çocuklara kurt, ayı, kartal, leylek gibi hayvanların diş, tırnak ve kemiklerinden yapılan nazarlıklar takılmaktadır. Böylece nazarın isabetinden korunulacağına inanılmaktadır. Nazar isabetinden kurtulmak için nazar muskaları takılmakta, kurşun veya mum döktürülmekte, nefesi keskin hocalara okutulmaktadır.Bazı yörelerimizde de "tuz çatılmakta", "un yakılmakta" , "üzerlik otu" yakılarak dumanı ile tütsülenilmektedir ve hurafedir. Nazar ve etkileri inkar edilmez bir gerçektir.Bu hususta aşağıda geçen ayet ve hadisler konuyu açıklamak açısından yeterli olacaktır. وَاِنْ يَكَادُ الَّذينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌ (51) "... İnkar edenler Kur'ân'ı dinlediklerinde, neredeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi" [16] Hz. Aişe (R.A.)'nin naklettiği bir hadis-i şerifte de Hz. Peygamber (s.a.v.) "Nazardan Allah'a sığının, çünkü nazar (göz değmesi) haktır." [17]buyurmuştur. Resulullah (S.A.V)'ın nazar değmesine karşı, "Ayetü'l Kürsi ile ihlâs ve Muavvizeteyn (yani Felak ve Nas) Sûrelerini okumuş ve ashabına da bunları okumalarını tavsiye etmiştir. [18] İslâm bilginleri, nazarın etkisinden korunmak veya nazar isabet etmiş ise kurtulmak için Kalem Sûresinin 51. ve 52. âyetlerinin okunmasını da tavsiye etmişlerdir.

 

FAL AÇMAK İslâm Dinine göre hangi şekilde olursa olsun, fal baktırmak ve falcıların söylediklerine inanmak yasak ve hurafedir. يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْاَنْصَابُ وَالْاَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ "Ey iman edenler! şarap, kumar, putlar, fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki felaha erişesiniz" [19] Konuya ilişkin olarak Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de şöyle söylemiştir: "Kuşun ötmesinden, uçmasından uğursuzluk kabul etmek, ufak taşlar (nohut, bakla, fasulye, iskambil kağıdı, kahve telvesi vs.) ile fal açmak, kum üzerine hatlar çizmek, bunlardan geleceğe dair hükümler çıkarmak SÎHİR ve KEHANET nevindendir" [20]

 

KABİRDE DUA İslâm'da dilek ve istekler sadece Allah'a arz edilir. Allah'tan başkasına sığınmak ve O'ndan gayrisinden mağfiret dilemek doğru değildir. Gerçek böyle olmasına rağmen,duaya bir sürü bâtıl hareketler sokulmuştur. Bazıları dua ederken sanki kavga ediyor gibi bağırıp çağırıyor. Kimisi dua yapmak için türbelere, yatırlara koşuşturuyor. Kimisi de mezarlara elini yüzünü sürmekte, türbelerin eşik ve pencerelerini öpmektedir. Bir çeşit tapınma hareketleri yapmaktadırlar. Bu hareketlerin cümlesi yanlıştır ve batıldır. Dua etmek için kabir başına, yatır taşına gitmeye gerek yoktur. Kabirde yatan mevtalar insanların dileklerini yerine getiremezler. Dua eden kişi ile Allah arasında vasıta olamazlar. Çünkü İslâm'da Allah'a sığınmak, O'na dua etmek için bir aracıya ihtiyaç yoktur. Kul, vasıtasız Allah'a iltica eder. Bu itibarla bir kimse, "Falan yatıra gittim ona dua ettim o mübarek zatın himmeti ile duam kabul oldu" derse bu şirktir ve caiz değildir. Kabirler; ölümü düşünmek, ahireti hatırlamak ve insanın hangi mevkide olursa olsun bir gün gelip mezarda yatan gibi toprak olacağını görmek ve ibret almak için ziyaret edilir. Bunun dışındaki davranışlar bidattir. İnsanın yüce yaratıcıya karşı yapmak zorunda olduğu kulluk görevlerinden biri dedua’ dır. Sevgili Peygamberimizin bildirdiğine göre "Dua bir ibadettir" [21] İnsanoğlu hangi tür inancı taşırsa taşısın, hiçbir zaman dua etmek lüzumunu hissetmekten uzak kalmamıştır. Çünkü insanoğlu yaratılışı gereği daima üstün bir kudrete bağlanmış, ona inanmış ve ondan yardım dilemiştir. İşte dua, bu inanışın dile getiriliş biçimidir.Aslında dua, kelime anlamı bakımından; Allah'tan yardım dileme anlamına "çağrıda bulunmak, davet etmek", "yardım ve esenlik istemek" anlamlarına gelmektedir. Muhammed Hamdi YAZIR dua'yı şöyle tarif etmektedir. "Dua; küçüğün büyükten, âcizin kâdirden hacet ve arzusunu talep ve ricası demektir [22] Dua etmek için kutsal kitabımız Kur'ân-ı Kerim'de emir ve işaretler vardır. Yüce Allah Mü'min Sûresinde şöyle buyuruyor: وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونى اَسْتَجِبْ لَكُمْ "Bana dua edin ki size karşılığını vereyim.." [23] وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادى عَنّى فَاِنّى قَريبٌ اُجيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجيبُوا لى وَلْيُؤْمِنُوا بى لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ (186) "Ey Muhammed kullarım beni sana sorarlarsa, bilsinler ki, ben şüphesiz onlara yakınım, Benden isteyenin dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip bana inansınlar, doğru yolda yürüyenlerden olsunlar” [24] اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ

“Hüküm ancak Allah’ındır.Ben ona dayanır ona güvenirim.Tevekkül edenler ancak ona güvensinler.” [25]

وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ “Allah’a güvenen kimseye o yeter” [26] O halde dua ederken hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmadan vasıtasız olarak ancak ona güvenip ve ondan bekleyerek boyun büküp istemelidir.Çünkü acize istemek düşer. Kâdir’in ise vermek şanındandır.Şânı yüce Allah daha iyi bilir.

 

KABİRLERDE KUBAN ADAMAK Bir kimse adayacağı kurbanını yalnız Allah için adamalıdır. Allah'tan gayrisi adına kurban kesilmez. İslâm'da bir yatıra, bir kabre, tekkeye veya falan devlet adamına kurban adamak caiz değildir. Çünkü kurban, vacip olan bir ibadet olması hasebiyle yalnız Allah rızası için, Allah adıyla kesilir. Kabirlere gidip kurban kesme adeti İslâm'dan önceki kavimlerin müşrik adetlerindendir. İslâm dini kabirler üzerine kurban kesmeyi yasaklamıştır. Hz. Muhammed Efendimiz (S.A.S.), bir hadislerinde: "Kabirler üzerine kurban kesmek İslamiyette yoktur"[27] buyurmuşlardır. Buna göre İslâm dininde olmayan bir adeti varmış gibi kabul etmek bid'ât olup, büyük bir manevi sorumluluğu vardır. Bir müslüman kurban adarken dileğinin olmasını Allah'tan değil de bir kabirden veya türbeden beklerse küfre gider. İslâm'da Allah'a tazim ve itaat için hiçbir aracıya lüzum yoktur. Mü'min, Rabbına karşı teşekkürünü, kulluğunu vasıtasız arzeder. Nitekim beş vakit namazın her rekatında FATİHA sûresini okurken 5. ayette: "Ancaksana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz" deriz. Çünkü İslâm esaslarına göre Allah'tan başkasına kulluk etmek, ilâhi takdiri başkasından beklemek caiz değildir. Allah'ın takdir ettiği şeyin hiçbir şekilde değişmesine imkan yoktur. Nezir; ilahi iradeyi değiştirmez ve bidattir.

 

KABİRLER ÜZERİNE BİNA YAPMAK ـ5470 ـ وعن جابرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: نَهى رَسُولُ اللّهِ # أنْ يُجَصَّصَ الْقَبْرُ، وَأن يُبْنَى عَلَيْهِ، وأنْ يُقْعَدَ عَلَيْهِ، وأنْ يُكْتَبَ عَلَيْهِ، وَأنْ يُوطأ. أخرجه الخمسة إ البخاري .7. (5470)- Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) kabrin kireçlenmesini, üzerine bina yapılmasını, üzerine oturulmasını, üzerine yazı yazılmasını ve ayakla basılmasını yasakladı." [28] ـ5469 ـ وعن أبي الْهَيَّاجِ ا‘سْدى قال:قَالَ لي عَلِيٌّ رَضِيَ اللّهُ عَنْه: أَ أبْعَثُكَ عَلى مَا بَعَثَنِي عَلَيْهِ رَسُولُ اللّهِ ؟ قَالَ: اِذْهَبْ، فََ تَدَعْ تِمْثَاً إّ طَمَسْتَهُ، وََ قَبْراً مُشْرِفاً إّ سَوَّيْتَهُ. أخرجه مسلم وأبو داود والترمذي .6. (5469)- Ebu'l-Heyyâc el-Esedî anlatıyor: "Bana, Hz. Ali radıyallahu anh: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın beni göndermiş olduğu şeye ben de seni göndereyim mi?" diye sordu ve Resûlullah'ın kendisine: "Haydi git, kırıp dökmedik put, düzlemedik yüksek kabir bırakma!" dediğini anlattı." [29] Peygamberimiz (s.a.v.) ve sahabe-i kiram (r.a.) döneminde kabirler üzerine bina inşa etme,yazılar yazma ve mescit edinme gibi bir davranış bulunmamaktadır. Bu yenilikler daha sonraki dönemlerde yüceltme hastalığının bir tezahürü olarak uygulanmaya başlanmış ve çığırından çıkarak bugünkü hale gelmiştir. İnsanlar cahiliyetin de etkisiyle çok sevdikleri alimleri ve veli olduğuna inandıkları zat’ların mezarlarını mescitler hali-ne getirmiş, dua edilen yerler,bereket umulan Allah’ın rızasına ulaşmak için vesile kabul edilen yerler haline getirmişlerdir. Bazı alimler mezar taşlarına isim yazılabileceğini söylemektedir.Belki bu mezarın tamamen yok olması ve yakınlarının o mezarı ziyareti ile alacağı ibretin ve sevdiği akrabasını yanında hissetmesi açısından kabul edilmiştir(en iyisini Allah bilir) ve sünnettir.” [30]Ancak mezar üzerine şaşalı binalar inşa etmek bu gün olduğu gibi oraların şirk mekanı haline gelmesine neden olabilir. Bu tehlikeyi bilen peygamberimizin (s.a.v.) bu konudaki hassasiyetini yukarıdaki hadisi şeriften anlıyoruz.

 

Mus’ab KÖYLÜOĞLU

[1] Buhari –Müslim

[2] Müslim

[3] Abdullah ibni seleme – Heysemi –H.sahabe

[4] Ebul bahteri-Taberani- H.sahabe

[5] Maide 5/3

[6] Haşr 59/7

[7] En’am 6/153

[8] Enfal 8/42

[9] Haşr suresi 59/7

[10] Al-i İmran 3/31

[11] Nisa 4/115

[12]Heysemi 1/82

[13] Buhari Kitabu’r-Rikak [14] El-İ’tisam (Bidatler karşısında Kitap ve Sünnete Bağlılıkta Yöntem)– İmam Şatıbi s.139

[15] Hurafeler ve menşeleri s.39

[16] Kalem 51

[17] (İbn Mâce, 2/1159 Hadis No: 3508)

[18](Tecrid tercemesi, 12/90, Hadis No: 3508)

[19] (Maide Sûresi, Ayet: 90).

[20] Riyazü's-Salihin, c. 3, Hadis No: 1702.

[21] Tecrid-i Sarih, c. 12, s. 360.

[22] Hak Dini Kur'ân Dili, M.Hamdi Yazır, c. 3, s. 2194.

[23] mü’min 60

[24] Bakara 186

[25] Yusuf 67

[26] Talak 3

[27] Fethü'l Kebir, c. 3, s. 347.

[28] [Müslim, Cenâiz 94, (970); Ebu Dâvud, Cenâiz 76, (3225, 3226); Tirmizî, Cenâiz 58, (1052); Nesâî, Cenâiz 96, (4, 86, 88).]

[29] [Müslim, Cenâiz 93, (969); Ebu Dâvud, Cenâiz 72, (3218); Nesâî, Cenâiz 99, (4, 88, 89).]

[30] [Müslim, Cenaiz 106, (977); Ebu Davud, Cenaiz 81, (3235); Tirmizî, Cenaiz 60, (1054); Nesâî, Cenaiz 100, (4, 89).]

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

BİDAT: Kurân-ı Kerim ve Sünnet'te bir örneği bulunmayan ve sahabe tarafından da bilinmeyen, özellikle din esaslarına ilişkin sonradan çıkma ibadet ve davranış biçimleri ve inanca yönelik yorumlar.HURAFE: Uydurulmuş hikâye ve rivayettir. Bunlar genellikle dinin bir parçası veya gereği olarak aktarıla geldigi gibi, dindenmiş gibi benimsenmiş olan, gerçekteyse dinle ilgisi bulunmayan, hikâye ve rivayetlerdir. Geçmiş ümmetler hevâ ve hevesleri doğrultusunda yaptıkları yeniliklerle dinlerini tahrip etmişlerdir. Bu konudaki tehlikeyi bilen Peygamberimiz (s.a.v.) yine ümmetini uyarıyor; “Her kim bizim bu işimizin (yani dinimizin) içine ondan olmayan bir şeyi yeniden sokarsa (o yaptığı iş) merduddur, başına çalınır. [1] “Her yenilik bidattir her bidatte sapıklıktır.”[2] Bazıları bidat’in iyi olan ve kötü olan diye ikiye ayrıldığını iddia ediyorlar halbuki Peygamberimiz böyle bir ayrım yapmıyor. Üzerinde emri olmayan bir işin reddolunacağını söylüyor.Bunun aksi olursa o zaman her önüne gelen bir şeyler uydurup, dine yeni bir şey sokar ve artık din aslından uzaklaşıp tanınmaz bir hale gelir. Nitekim böyle de olmuştur. O zaman birisi derki; Ben öyle bir zikir şekli buldum ki çok faydalı. Birisi der ki; Allah’ı raks ederek, dönerek zikretmek öyle bir zikirdir ki Allah aşkını en güzel böyle ifade edebilirsin. Birisi derki; rabıta diye bir şey buldum ki ibadetler için tam bir motivasyon sağlıyor. Birisi çıkar bir zikir meclisi oluşturalım birkaç bin Allah birkaç yüz ihlas okuyalım geçmiş büyüklere bunları hediye edelim onlar bizi tanısın ki ruhaniyetleri bize yardım etsin. Ve bunun arkası kesilmeyerek dinin içerisine bir çok yenilik girer.Rivayete göre şöyle bir hadise meydana gelmiştir: “Biz İbni Mes’ud’un kapısında oturuyorduk vakit akşam ile yatsı arası idi Ebu Musa İbni Mes’ud’a gelerek “dışarı çık ey Eba Abdirrahman” dedi ibni Mes’ud dışarı çıktı Ebu Musa’ya seni bu saat de kapıma getiren nedir dedi Ebu Musa Allah’a yemin ederim ki ben bir durumla karşılaştım o beni korkuttu inşaallah hayırdır dedi ve konuşmasını şöyle sürdürdü “ mescide bir topluluk gördüm içlerinden birisi şu kadar Sübhanallah şu kadar Elhamdülillah deyin diyordu. Bunun üzerine Abdullah gitti bizde beraberinde gittik. Onların yanına vardı ve “ siz nede çabuk sapıttınız halbuki Muhammed’in ashabı diridir,hanımları da daha yaşlanmadı, peygamberin elbiseleri ve yemek kapları daha bozulmadı siz oturup günahlarınızı sayın ben iyiliklerinizin Allah tarafından sayılacağına kefilim dedi”[3] “Siz bidat olan bir şeye öncülük ediyorsunuz eğer bu yaptığınız bidat değilse “Muhammed sapıklık içindedir” demek gerekir demiş. Abdullah b.utbe b. Erkad “Ey ibni Mes’ ud ben Allah’tan af talep ediyorum yaptığımdan pişman oldum demiş ve dağılmışlar”[4] Bakınız sahabenin burada karşı çıktığı zikir değil zikir şeklidir. Yani Resulullah’ın (s.a.v.) emretmediğinin yapılmasıdır. Bu düşüncedeki insanlar yaptıkları davranışların peygamberin ve ashabının hayatında böyle bir şey var mı yok mu? Diye bakmadan manevi bir işaretle kendisine Allah tarafından bildirildiğini iddia ederse dinin ne hale gelebileceğini düşünebiliyor musunuz? Belki bu bidatleri için Kur’an’dan sünnet’ten cımbızla alıntılar yaparak nüzul sebebine ve peygamber ile sahabenin ne anlayıp, nasıl amel ettiğine bakmadan kendilerine delil bulabilirler. Ancak Resulullah’ın ve Sahabenin hayatında örneğini bulamazlar. Cenab-ı Hak (c.c.) buyuruyor ki: اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتى وَرَضيتُ لَكُمُ اْلاِسْلاَمَ دينًا “Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim, ve sizin üzerinize nîmetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâmiyet'e razı oldum.”[5] وَمَا اتيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللّهَ اِنَّ اللّهَ شَديدُ الْعِقَابِ “ Size Peygamber ne verirse artık onu alınız ve sizi neden menettiyse hemen ona nihayet veriniz ve Allah'tan korkunuz. Şüphe yok ki: Allah, azabı şiddetli olandır.” [6] وَاَنَّ هذَا صِرَاطى مُسْتَقيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبيلِه ذلِكُمْ وَصّيكُمْ بِه لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ “ Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun başka yollara uymayın zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.” [7] لِيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَيِّنَةٍ وَيَحْيى مَنْ حَىَّ عَنْ بَيِّنَةٍ “Helak olan apaçık bir delille helak olsun ve yaşayanda apaçık bir delille yaşasın”[8] وَمَا اتيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللّهَ اِنَّ اللّهَ شَديدُ الْعِقَابِ “size Peygamber ne verirse artık onu alınız ve sizi neden menettiyse hemen ona nihayet veriniz ve Allah'tan korkunuz. Şüphe yok ki: Allah, azabı şiddetli olandır.” buyuruluyor. [9]قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونى يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَحيمٌ “Resulüm deki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah’ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” buyuruluyor. [10]وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبيلِ الْمُؤْمِنينَ نُوَلِّه مَا تَوَلّى وَنُصْلِه جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصيرًا “ Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim peygambere karşı çıkar ve mü’minlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.” buyuruluyor. [11]

Abdullah ibn Mes’ud (r.a.) delil gösterdiği gibi sahihi Müslim’de zikredilen Cibril hadisinde peygamberimiz (s.a.v.) “ siz onların namazları yanında kendi namazınızı, oruçlarının yanında kendi oruçlarınızı, onların amellerinin yanında kendi amellerinizi beğenmezsiniz.” dedikten sonra “ Onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar” diye buyurmuştur.Abdullah b. Mes’ud (r.a.) buyurdu ki; “Sünnete uyun kendiliğinizden bir şey icat etmeyin. Bu size kafidir.” [12] O halde kim dinde yeni bir şey iddia ederse Kur’an ve sünnet’ten delilini de ortaya koymalıdır. Şayet bunu yapamazsa bulmuş olduğu o yenilikle Allah ve Resulünün sözüne itibar etmiyor demektir. Muvatta Ebu Hureyre (r.a.)’den şu hadisi nakleder: Resulullah (s.a.v.) bir gün mezarlığa gider ve şöyle der: “Esselâmu aleykum ey mü’minler topluluğunun diyarı. İnşaallah bizde size kavuşacağız…” hadisin devamında şu vardır: “ (kıyamet gününde) bir gurup adamlar, tıpkı sahipsiz develerin havuz kenarından kovulup, uzaklaştırıldığı gibi benim havzımdan uzaklaştırılacaklar. Ben onlara: “Gelin buraya, nereye gidiyorsunuz, gelin, gelin!” diye sesleneceğim. Bunun üzerine denilecek ki, onlar senden sonra (dini) değiştirdiler. Bende diyeceğim ki: “O halde onlar benim havzımdan uzak olsunlar! Uzak olsunlar! Uzak olsunlar!”[13] İmam Şâtıbi el-İ’tisam isimli eserinde şöyle diyor: “İbadetlerde bidat çıkaran fırkaların çoğu, zahidliğe ve halktan ayrı münzevi hayat yaşamaya fazlaca düşkün insanlardan oluşur. Cahil ve tecrübesiz halk da onların peşinden gider. Ehli sünnet ve cemaate bağlı olan kimseyi de Allah’ın yaratıklarının en takvalısı da olsa sadece avamdan birisi olarak görürler. Havas ise işte bu fazla fazla ibadet yapan kimselerdir. Bu sebeple onlarla gurur duyanlar ve onların gittikleri tarafa meyledenlerin çoğunun kendi yollarından gitmeyen diğer insanları küçümsediklerini ve onları kendi nurlarından mahrum bırakılmış kişiler olarak kabul ettiklerini görürsün.”[14] Bidat ve hurafeler Yahudiler, münafıklar ve Hıristiyan misyonerler tarafından planlı bir şekilde dine sokulmaya çalışılmış ve bunda da oldukça başarılı olmuşlardır. Ayrıca sadece İslam düşmanları değil bazen dini yanlış anlayan bazı Müslümanlarda bu bidat ve hurafeleri adeta körüklemişlerdir. Kimisi kendince bidat olmadığına inandığı ve yeni bir çığır olduğunu düşündüğü şeylerin bidat olarak yerleşmesine neden olmuş, kimisi Müslümanları Kur’an ve zikre yönelteceğini hesaplayarak bidatler uydurmuşlardır. Yukarda zikredilen ölçülere uyulmayıp, bidat ve hurafeler zamanla dindenmiş gibi yerleşince Müslümanlar tevhidi inançlarından uzaklaşarak bozulmuş bir din yapısını benimsemişlerdir. MUM YAKMA İslâm'da cami duvarına, kabir taşına, mezar taşına, mum yakılır diye bir kural yoktur. Bu âdet, Müslüman Türklere Mecusilerden ve Hıristiyanlardan geçmiştir. Kabir başına, mezar taşına mum yakan kişi, oradaki yatırdan beklenti içerisine girmekte veya onunla bütünleştiğini yada onun yaktığı ışığı takip ettiğini,onunla hem dem olduğunu düşünmektedir, bu büyük bir hatadır ve şirktir. İslâm'a göre insan, ancak Allah'a iltica eder ve O'na sığınır; O'nun dışındaki varlıklardan medet ummak yanlıştır. Bu itibarla kabirlerde mum yakma adeti yanlış bir inançtır, hurafedir. ÇABUT BAĞLAMAK Çağdaş Altaylı Şamanistlerin inandıkları "İZİ"ler, Göktürklerin bıraktıkları yazıtlarda toptan "YER-SU" ile ifade edilmiştir. Göktürkler bu "YER-SU" denilen ruhları, Türk yurdunun koruyucusu sayarlardı. Onların inanışlarına göre bu "İZİ'ler kişiden kurban isterler. Kurban sunmayanlara zararları dokunur. Ancak bu ruhlar çok kanaatkârdır. Bunları, bir paçavra parçası, bir tutam at kılı hatta kurban niyetiyle atılan bir taş parçası ile tatmin etmek mümkündür.”[15] Türkler Müslüman olduktan sonra da bu âdetlerin etkilerinden kurtulamamışlar ve bırakamamışlardır. Evliya saydıkları ulu kişilerin türbelerine, orada biten ağaçlara, ya da o yörede bulunan bazı kayalara çaput bağlamak suretiyle eski adetlerini devam ettirmişlerdir. Oysa böyle bir âdet İslâm'da yoktur hurafedir. KURŞUN DÖKMEK Halkımız arasında "göz değmesi, göze gelme" diye adlandırılan bir "NAZAR" inancı vardır. Nazar isabet eden kimsenin kendisine, malına veya eşyasına bir zarar geleceğine inanılır. Bu nedenle nazarın isabetinden ve etkisinden korunmak üzere bazı tedbirlere başvurulmaktadır. Korunma tedbirleri olarak çocuklara, at, dana, inek,ev, dükkan, otomobil vb. gibi eşyaya nazar boncuğu, at nalı, üzerlik otundan yapılan kolyeler takılmakta özellikle çocuklara kurt, ayı, kartal, leylek gibi hayvanların diş, tırnak ve kemiklerinden yapılan nazarlıklar takılmaktadır. Böylece nazarın isabetinden korunulacağına inanılmaktadır. Nazar isabetinden kurtulmak için nazar muskaları takılmakta, kurşun veya mum döktürülmekte, nefesi keskin hocalara okutulmaktadır.Bazı yörelerimizde de "tuz çatılmakta", "un yakılmakta" , "üzerlik otu" yakılarak dumanı ile tütsülenilmektedir ve hurafedir. Nazar ve etkileri inkar edilmez bir gerçektir.Bu hususta aşağıda geçen ayet ve hadisler konuyu açıklamak açısından yeterli olacaktır.وَاِنْ يَكَادُ الَّذينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌ (51) "... İnkar edenler Kur'ân'ı dinlediklerinde, neredeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi" [16] Hz. Aişe (R.A.)'nin naklettiği bir hadis-i şerifte de Hz. Peygamber (s.a.v.) "Nazardan Allah'a sığının, çünkü nazar (göz değmesi) haktır." [17] buyurmuştur. Resulullah (S.A.V)'ın nazar değmesine karşı, "Ayetü'l Kürsi ile ihlâs ve Muavvizeteyn (yani Felak ve Nas) Sûrelerini okumuş ve ashabına da bunları okumalarını tavsiye etmiştir.[18] İslâm bilginleri, nazarın etkisinden korunmak veya nazar isabet etmiş ise kurtulmak için Kalem Sûresinin 51. ve 52. âyetlerinin okunmasını da tavsiye etmişlerdir. FAL AÇMAK İslâm Dinine göre hangi şekilde olursa olsun, fal baktırmak ve falcıların söylediklerine inanmak yasak ve hurafedir. يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْاَنْصَابُ وَالْاَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ "Ey iman edenler! şarap, kumar, putlar, fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki felaha erişesiniz" [19] Konuya ilişkin olarak Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de şöyle söylemiştir: "Kuşun ötmesinden, uçmasından uğursuzluk kabul etmek, ufak taşlar (nohut, bakla, fasulye, iskambil kağıdı, kahve telvesi vs.) ile fal açmak, kum üzerine hatlar çizmek, bunlardan geleceğe dair hükümler çıkarmak SÎHİR ve KEHANET nevindendir" [20] KABİRDE DUA İslâm'da dilek ve istekler sadece Allah'a arz edilir. Allah'tan başkasına sığınmak ve O'ndan gayrisinden mağfiret dilemek doğru değildir. Gerçek böyle olmasına rağmen,duaya bir sürü bâtıl hareketler sokulmuştur. Bazıları dua ederken sanki kavga ediyor gibi bağırıp çağırıyor. Kimisi dua yapmak için türbelere, yatırlara koşuşturuyor. Kimisi de mezarlara elini yüzünü sürmekte, türbelerin eşik ve pencerelerini öpmektedir. Bir çeşit tapınma hareketleri yapmaktadırlar. Bu hareketlerin cümlesi yanlıştır ve batıldır. Dua etmek için kabir başına, yatır taşına gitmeye gerek yoktur. Kabirde yatan mevtalar insanların dileklerini yerine getiremezler. Dua eden kişi ile Allah arasında vasıta olamazlar. Çünkü İslâm'da Allah'a sığınmak, O'na dua etmek için bir aracıya ihtiyaç yoktur. Kul, vasıtasız Allah'a iltica eder. Bu itibarla bir kimse, "Falan yatıra gittim ona dua ettim o mübarek zatın himmeti ile duam kabul oldu" derse bu şirktir ve caiz değildir. Kabirler; ölümü düşünmek, ahireti hatırlamak ve insanın hangi mevkide olursa olsun bir gün gelip mezarda yatan gibi toprak olacağını görmek ve ibret almak için ziyaret edilir. Bunun dışındaki davranışlar bidattir. İnsanın yüce yaratıcıya karşı yapmak zorunda olduğu kulluk görevlerinden biri de dua’ dır. Sevgili Peygamberimizin bildirdiğine göre "Dua bir ibadettir" [21] İnsanoğlu hangi tür inancı taşırsa taşısın, hiçbir zaman dua etmek lüzumunu hissetmekten uzak kalmamıştır. Çünkü insanoğlu yaratılışı gereği daima üstün bir kudrete bağlanmış, ona inanmış ve ondan yardım dilemiştir. İşte dua, bu inanışın dile getiriliş biçimidir.Aslında dua, kelime anlamı bakımından; Allah'tan yardım dileme anlamına "çağrıda bulunmak, davet etmek", "yardım ve esenlik istemek" anlamlarına gelmektedir. Muhammed Hamdi YAZIR dua'yı şöyle tarif etmektedir. "Dua; küçüğün büyükten, âcizin kâdirden hacet ve arzusunu talep ve ricası demektir[22] Dua etmek için kutsal kitabımız Kur'ân-ı Kerim'de emir ve işaretler vardır. Yüce Allah Mü'min Sûresinde şöyle buyuruyor: وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونى اَسْتَجِبْ لَكُمْ "Bana dua edin ki size karşılığını vereyim.." [23] وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادى عَنّى فَاِنّى قَريبٌ اُجيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجيبُوا لى وَلْيُؤْمِنُوا بى لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ (186) "Ey Muhammed kullarım beni sana sorarlarsa, bilsinler ki, ben şüphesiz onlara yakınım, Benden isteyenin dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip bana inansınlar, doğru yolda yürüyenlerden olsunlar [24]

اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ

“Hüküm ancak Allah’ındır.Ben ona dayanır ona güvenirim.Tevekkül edenler ancak ona güvensinler.” [25]

وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ “Allah’a güvenen kimseye o yeter” [26] O halde dua ederken hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmadan vasıtasız olarak ancak ona güvenip ve ondan bekleyerek boyun büküp istemelidir.Çünkü acize istemek düşer. Kâdir’in ise vermek şanındandır.Şânı yüce Allah daha iyi bilir. KABİRLERDE KUBAN ADAMAK Bir kimse adayacağı kurbanını yalnız Allah için adamalıdır. Allah'tan gayrisi adına kurban kesilmez. İslâm'da bir yatıra, bir kabre, tekkeye veya falan devlet adamına kurban adamak caiz değildir. Çünkü kurban, vacip olan bir ibadet olması hasebiyle yalnız Allah rızası için, Allah adıyla kesilir. Kabirlere gidip kurban kesme adeti İslâm'dan önceki kavimlerin müşrik adetlerindendir. İslâm dini kabirler üzerine kurban kesmeyi yasaklamıştır. Hz. Muhammed Efendimiz (S.A.S.), bir hadislerinde: "Kabirler üzerine kurban kesmek İslamiyette yoktur"[27] buyurmuşlardır. Buna göre İslâm dininde olmayan bir adeti varmış gibi kabul etmek bid'ât olup, büyük bir manevi sorumluluğu vardır. Bir müslüman kurban adarken dileğinin olmasını Allah'tan değil de bir kabirden veya türbeden beklerse küfre gider. İslâm'da Allah'a tazim ve itaat için hiçbir aracıya lüzum yoktur. Mü'min, Rabbına karşı teşekkürünü, kulluğunu vasıtasız arzeder. Nitekim beş vakit namazın her rekatında FATİHA sûresini okurken 5. ayette: "Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz" deriz. Çünkü İslâm esaslarına göre Allah'tan başkasına kulluk etmek, ilâhi takdiri başkasından beklemek caiz değildir. Allah'ın takdir ettiği şeyin hiçbir şekilde değişmesine imkan yoktur. Nezir; ilahi iradeyi değiştirmez ve bidattir. KABİRLER ÜZERİNE BİNA YAPMAKـ5470 ـ وعن جابرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: نَهى رَسُولُ اللّهِ # أنْ يُجَصَّصَ الْقَبْرُ، وَأن يُبْنَى عَلَيْهِ، وأنْ يُقْعَدَ عَلَيْهِ، وأنْ يُكْتَبَ عَلَيْهِ، وَأنْ يُوطأ. أخرجه الخمسة إ البخاري . 7. (5470)- Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) kabrin kireçlenmesini, üzerine bina yapılmasını, üzerine oturulmasını, üzerine yazı yazılmasını ve ayakla basılmasını yasakladı." [28] ـ5469 ـ وعن أبي الْهَيَّاجِ ا‘سْدى قال:قَالَ لي عَلِيٌّ رَضِيَ اللّهُ عَنْه: أَ أبْعَثُكَ عَلى مَا بَعَثَنِي عَلَيْهِ رَسُولُ اللّهِ ؟ قَالَ: اِذْهَبْ، فََ تَدَعْ تِمْثَاً إّ طَمَسْتَهُ، وََ قَبْراً مُشْرِفاً إّ سَوَّيْتَهُ. أخرجه مسلم وأبو داود والترمذي .6. (5469)- Ebu'l-Heyyâc el-Esedî anlatıyor: "Bana, Hz. Ali radıyallahu anh: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın beni göndermiş olduğu şeye ben de seni göndereyim mi?" diye sordu ve Resûlullah'ın kendisine:"Haydi git, kırıp dökmedik put, düzlemedik yüksek kabir bırakma!" dediğini anlattı." [29] Peygamberimiz (s.a.v.) ve sahabe-i kiram (r.a.) döneminde kabirler üzerine bina inşa etme,yazılar yazma ve mescit edinme gibi bir davranış bulunmamaktadır. Bu yenilikler daha sonraki dönemlerde yüceltme hastalığının bir tezahürü olarak uygulanmaya başlanmış ve çığırından çıkarak bugünkü hale gelmiştir. İnsanlar cahiliyetin de etkisiyle çok sevdikleri alimleri ve veli olduğuna inandıkları zat’ların mezarlarını mescitler hali-ne getirmiş, dua edilen yerler,bereket umulan Allah’ın rızasına ulaşmak için vesile kabul edilen yerler haline getirmişlerdir. Bazı alimler mezar taşlarına isim yazılabileceğini söylemektedir.Belki bu mezarın tamamen yok olması ve yakınlarının o mezarı ziyareti ile alacağı ibretin ve sevdiği akrabasını yanında hissetmesi açısından kabul edilmiştir(en iyisini Allah bilir) ve sünnettir.” [30] Ancak mezar üzerine şaşalı binalar inşa etmek bu gün olduğu gibi oraların şirk mekanı haline gelmesine neden olabilir. Bu tehlikeyi bilen peygamberimizin (s.a.v.) bu konudaki hassasiyetini yukarıdaki hadisi şeriften anlıyoruz.

[1] Buhari –Müslim

[2] Müslim

[3] Abdullah ibni seleme – Heysemi –H.sahabe

[4] Ebul bahteri-Taberani- H.sahabe

[5] Maide 5/3

[6] Haşr 59/7

[7] En’am 6/153

[8] Enfal 8/42

[9] Haşr suresi 59/7

[10] Al-i İmran 3/31

[11] Nisa 4/115

[12] Heysemi 1/82

[13] Buhari Kitabu’r-Rikak[14] El-İ’tisam (Bidatler karşısında Kitap ve Sünnete Bağlılıkta Yöntem)– İmam Şatıbi s.139

[15] Hurafeler ve menşeleri s.39

[16] Kalem 51

[17] (İbn Mâce, 2/1159 Hadis No: 3508)

[18](Tecrid tercemesi, 12/90, Hadis No: 3508)

[19] (Maide Sûresi, Ayet: 90).

[20] Riyazü's-Salihin, c. 3, Hadis No: 1702.

[21] Tecrid-i Sarih, c. 12, s. 360.

[22] Hak Dini Kur'ân Dili, M.Hamdi Yazır, c. 3, s. 2194.

[23] mü’min 60

[24] Bakara 186

[25] Yusuf 67

[26] Talak 3

[27] Fethü'l Kebir, c. 3, s. 347.

[28] [Müslim, Cenâiz 94, (970); Ebu Dâvud, Cenâiz 76, (3225, 3226); Tirmizî, Cenâiz 58, (1052); Nesâî, Cenâiz 96, (4, 86, 88).]

[29] [Müslim, Cenâiz 93, (969); Ebu Dâvud, Cenâiz 72, (3218); Nesâî, Cenâiz 99, (4, 88, 89).]

[30] [Müslim, Cenaiz 106, (977); Ebu Davud, Cenaiz 81, (3235); Tirmizî, Cenaiz 60, (1054); Nesâî, Cenaiz 100, (4, 89).] Alıntıdır

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...