Jump to content

Mekârimu’l Ahlak – Üstün Ahlak


melbourne
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Müellifi: Şeyh-ül Ekber MUHYİDDÎN İBN ARABİ

Sair canlılar içinde sadece insan fikir ve temyiz (ayırt etme) gücüne sahiptir. Bu nedenle serbest iradesine bağlı temyiz yeteneğini bozmadığı, hevasına yenik düşmediği ve tutkulu arzularına tabi olmadığı sürece, her zaman işlerlin en faziletlisini, mertebelerin en şereflisini, giysilerin en güzelini takva elbisesini sever. (25)

Ahlak, nefsin halidir; insan düşünmeksizin ve seçim yapmaksızın fiillerini bu hal esasında yapar.

Ahlak, bazı insanlarda içgüdü, huy ve tabiat şeklinde var olurken, bazı kimseler de ancak riyazet ve çalışmayla sahip olabilir. (30)

Doğuştan güzel ahlak karakterine sahip olanların sayısı çok azdır.

Doğuştan kötü huylara sahip olanlar ise, insanların çoğunluğunu oluşturacak kadar çokturlar.

Bunun nedeni: İnsan tabiatının galip unsurunun kötülük olmasıdır.

Şöyle ki: İnsan kendini tabiatına kaptırdığı, onun doğrultusunda kendini koyverdiği; düşünce, ayırt etme, haya ve sakınma gibi unsurları kullanmadığı zaman, hayvanlara özgü huylar onu kaplar.

Zira: İnsanı hayvanlardan ayıran şey, düşünce ve temyiz yeteneğidir. (32)

ŞEHVANİ NEFİS:

Şehvani nefis, hem insanda hem de hayvanda vardır.

Bütün cismani lezzetler ve şehvetler bundan kaynaklanır. Yeme içme ve cinsel arzuları tatmin etme gibi.

Bu nefis çok güçlüdür.

Bir insan şehvani nefse galip gelmez, arındırmazsa, bu nefis , insanı hakimiyeti altına alır, bütün güçlerini istila eder.(38)

Bu özelliğe sahip olan kimsenin utanması az, yalan söylemesi çok olur.

Faziletli kimselerden kaçar...

İlim adamlarından nefret eder, takva ve ibadet ehline buğzeder.

Günahkarları sever, fuhuş ve hayasızlıktan hoşlanır.

Günaha dair sözler dinlemekten lezzet alır.

Sürekli şaka eder , çok eğlenir ve bu hali onu bir çok günaha kadar sürükler…

Nihayet lezzet düşkünlüğü onu en çirkin, en rezil yoldan mal kazanmaya sevk eder…

Derken onu başkalarının malını gasp etmeye, hırsızlık yapmaya, ihanete zorlar.(39)

GAZAP NEFSİ:

Gazap nefsi de hem insanda hem de hayvanda bulunur.

Öfke, cesaret/cüret ve galip gelme isteği bu nefisten kaynaklanır.

Bu nefis şehvani nefisten daha güçlüdür.

İnsan gazap nefsinin emrine girdiğinde çok öfkelenir…

Kini çok şiddetli olur ve kendisinde hilm/ağırbaşlılık ve vakar namına bir şey kalmaz. Küstahlığı, cüretkarlığı artar.

Öfkelendiği zaman hemen intikam almaya, öfkelendiği kimseye zarar vermeye yeltenir.

Öcünü alırken sınır tanımaz olur. Çok söver, sövmede çirkefleşir.(42)

Gazap nefsinin hakimiyeti altına giren kimse, galip gelme arzusuyla içten içe yanıp tutuşur…

Kendisine eziyet edenlerin başına yönetici olarak geçmek için fırsat kollar.

… Onlara lider olma arzusunu taşır. Normal yollardan başa geçemeyince de iğrenç hilelere, ayak oyunlarına baş vurur. (43)

Böyle kimselerin galibiyet sevgisi ve başkanlık arzusu bu kişileri normal ve helal yolların dışında mal kazanmaya, galibiyet ve zulümle mal edinmeye sevk eder.

Galibiyet sevdası uğruna kendilerine direnenlerle savaşır. (44)

Gazap nefsi boyun eğdirilmiş, kontrol altına alınmışsa, kişi ağır başlı ve vakur olur.

Gazap nefsi ihmal edilmiş, salıverilmişse, dolayısıyla kişiyi kontrol altına almışsa, kişi abartılı bir öfkeye, ölçüsüz bir kızgınlığa ve sınır tanımayan bir zorbalığa sahip olur.

Bu nefsin de övülen erdemleri vardır. Çünkü aşağılık şeylere tenezzül etmeme, gerçek liderliği, başkanlığı isteme, yüksek mertebelere talip olma aslında övülen ahlakın birer unsurlarıdır ve bunlar gazap nefsinin fiilleri kapsamına girerler.

Tedip ve arındırma yöntemiyle gazap nefsine hakim olunan güzel işlerde kullanımı sağlandığında, dehşet verici eylemlerden alıkonulduğunda; hali güzelleşir ve yöntemi de övgüye değer olur. (45)

NEFS-İ NATIKA

“KONUŞAN NEFS:AKIL”

Nefs-i Natıkaya gelince…

İnsanı diğer tüm hayvanlardan ayıran, farklı, ayrıcalıklı kılan bir nefistir.

Düşünme, ayırt etme ve anlama yetisi bundan kaynaklanır.

İnsanın üstünlük kaynağı, himmetinin büyüklük nedeni budur.

İnsan bununla kendini beğenir.

Bununla güzellikleri güzel, çirkinlikleri çirkin görür.

İnsan bu yeteneğiyle diğer iki nefsini yani şehvani ve gazap nefislerini terbiye eder, arındırır, onları sınırlandırır, kontrol altına alır.

Olayların sonunu bununla düşünür ve bununla olaylara başlamaya karar verir.

Bu nefsin de çok güzel erdemleri ve de tam bunların zıddı olan çok kötü rezillikleri vardır.

Bu nefis, erdemlerini illim ve adap yoluyla edinir. Bu sayede kişi alçaklıklardan, çirkin hayasızlıklardan uzak durur. Diğer iki nefsi de kontrol altına alır, edeplendirir. (47)

Tabiatında kötü alışkanlıklar baskın olan kişinin durumu; nefs-i natıka’sının zayıflığından, cevherinin kötülüğünden kaynaklanır.

Erdemlerle birlikte rezilliklere de sahip olan kişinin ise nefs-i natıka’sı orta halli olur.

İnsanların büyük çoğunluğu bu alışkanlıkları, güzel ve çirkiniyle bütün ahlakları, huyları kendi fiilleri sonucu elde eder. (47,48)

ERDEM KABUL EDİLEN AHLAK TÜRLERİ:

İFFET: Nefsi şehevi arzular karşısında kontrol etmek, bedeninin varlığını sürdürmesi ve sağlığını koruması için gerekli olanıyla yetinmek, israftan kaçınmak, bütün lezzetlerde kısmaya gitmek, bu hususta mutedil yolu izlemek demektir.(51)

KANAAT: Geçinme için yeterli olana razı olmak, maişeti kolaylaştıran kısma rıza göstermek, mal kazanma, yüksek mertebelere yükselme hırsını terk etme.

Bu ahlak vasat ve sıradan insanlar için güzel kabul edilir.

Krallar ve büyükler açısından kanaat göstermek olumlu karşılanmaz. (52)

BOŞBOĞAZLIK YAPMAMAK:

Bu ahlak, insanın kendisini gevezelikten koruması, ağırlığını muhafaza etmesi demektir. (52)

Halk nezdinde insanların en değerlisi: İsmi iyilikle bilinen ama şahsı tanınmayan kimsedir. (53)

HİLM:

Şiddetli öfke anında gücü yettiği halde intikam almaktan kendini tutabilmek, ağırbaşlı davranarak, sakin olabilmektir. (53)

VAKAR:

İnsanın çok konuşmaktan, başkalarında kusur bulmaktan, el kol hareketi yapmaktan, hareket etme gereği olmayan yerlerde hareket etmekten kendini alıkoyması, az öfkelenmesi, soru sorduğunda karşısındakini dinlemesi, cevap aldığında ötesine geçmemesi, kendisini ilgilendirmeyen şeylerle uğraşmaması, acelecilikten ve her işe atılmaktan kaçınması demektir. (54)

HAYA:

Bir vakar çeşidi de haya (utanma duygusu) dır. İnsanın gözünü haramdan sakınması, utanç verici sözleri söylemekten kaçınması demektir. (54)

SEVGİ (EL-VEDD):

Şehvetten kaynaklanmayan mutedil muhabbettir. (55)

MERHAMET:

Sevgi ve acımanın karışımından ibaret bir duygudur.

Merhamet ancak, merhamet edilen kimsede göze hoş gelmeyen bir bozukluğa, noksanlığa karşı sergilenir. (55)

VEFA:

İnsanın kendinden adadığı şeyi gerçekleştirme, diliyle söyleyip kendini bağladığı sözü yerine getirme hususunda sabır göstermesi, kendisini yoksul düşürme pahasına da olsa adadığını vermesi demektir.

Az da olsa sözünü yerine getirirken zorluk çekmeyen kimse vefalı sayılmaz. Emaneti sahibine vermek de vefanın bir gereğidir. Bu; insanın tasarrufuna verilen mal ve benzeri şeylerde insanın kendilerine ait olmayan bir şeyi almaktan kaçınmasıdır. (56,57)

SIR SAKLAMAK:

Bu huy, vakar ve emanete riayet etme duygularının karışımından ibarettir.

Çünkü…

Sırrı ifşa etmek boşboğazlıktır. Boşboğaz olan kimse de vakur olamaz.

…Kendisine bir sır, emanet söz verilen kişi, bu sırrı sahibinden başkasına açarsa emanete ihanet etmiş sayılır. (57)

TEVAZU:

Riyaseti (Reislik, baş olmak) ve böbürlenmeyi terk etmek, büyüklenmekten ve gereğinden fazla ikram etmekten kaçınmak demektir.

Kişinin kendini beğenmişlikten ve kibirden uzak durması da tevazudur. (58)

GÜLER YÜZLÜLÜK:

İnsanın karşılaştığı kardeşlerine, sevenlerine, arkadaşlarına, dostlarına ve tanıdıklarına sevincini göstermesi, karşılaşma sırasında tebessüm etmesi demektir. (58)

DOĞRU SÖZLÜLÜK:

Bir olayı olduğu gibi haber vermektir.

Bu ahlak büyük bir zarara yol açmadığı sürece güzeldir. Yani bazı durumlarda doğru söz söylenmemesi gerekebilir.

Örneğin bir insana işlediği bir çirkin hayasızlık hakkında soru sorulduğu zaman doğru söylemesi güzel bir davranış değildir. (59)

İYİ NİYET:

Bütün insanlar hakkında hayır düşünmek, pislikten, gıybetten, hile ve aldatmadan uzak durmak demektir. (60)

CÖMERTLİK:

Biri istemeden ve karşılıksız olarak mal verebilmektir.

Bu davranış, israfa ve savurganlığa vardırılmadığı sürece güzeldir.

Ancak bir insanın sahip olduğu malını hakketmeyen birine harcaması cömertlik sayılmaz. Aksine savurganlık ve malı zayi etme olarak nitelendirilir. (61)

CESARET:

İhtiyaç duyulduğunda olumsuz ve tehlikeli şeylerin üzerine gitmektir. (62)

REKABET:

Kişinin kendisine layık gördüğü bir şeyde başkalarıyla mücadele etmesi, onlar gibi çaba sarfetme gereğini duyması. Sahip olduğu dereceden daha yukarı bir dereceye yükselme kavgasını vermesi rekabet duygusudur. (62)

BÜYÜK HİMMET SAHİBİ OLMAK:

Yüksek gayeler peşinde olma, işlerin en yükseğinden aşağıda olanlara kadar zor görmeme, onlara tenezzül etmeme, bağışladığı şeyi azımsama, orta düzeyli şeyleri önemsememe, sahip olduğu şeyleri basit görme, isteyene başa kakmadan, minnet etmeden imkan dahilinde olan şeyi verme duygusudur. (63)

ADALET:

Dengenin gerektirdiği orta yolu izlemek. Olguları yerinde, zamanında, amacına uygun olarak ve de ölçüsünde kullanmak, aşırıya gitmemek, eksiklik göstermemek, öne almamak ve ertelememektir. (64)

YALAN:

Yalan bir şeyi olduğundan farklı haber vermektir.

Bir zararı savmaya –ki bu zarar ancak yalan söylemekle savılan türden olmalıdır- bir yararı celbetmeye –ki bu yarar ancak yalan söylemekle edinilebilen türden olmalıdır- yönelik olmadığı sürece yalan söylemek çirkin bir huydur.

İstisnai olan bu gibi hallerde yalan söylemek çirkin olmaz. Ancak gereksiz yere veya önemsiz bir şey için bu durum söz konusu değildir. (72)

KÖTÜ NİYET:

İnsanlar hakkında içinden kötü düşünceler beslerken onların yüzlerine karşı iyilik istediğini izhar etmek, muamelelerde hileye, tuzağa ve aldatmaya baş vurmaktır. (72)

KİN:

Kötü niyetliliğin bir şekli de kindarlıktır.

Kin, bir insanın kendisine karşı bir suç işleyen kimseden intikam alamadığı durumlarda ona karşı içinden kızması, hınç beslemesi ve fırsatını buluncaya kadar bu duygusunu içinde saklamasından ibarettir. (73)

CİMRİLİK:

Cimrilik, bir şeyi bahşetme gücüne sahip olmasına rağmen insanın bu bağışı yapmaması demektir. (73)

KORKAKLIK:

Korkaklık, korkulu durumlar karşısında dehşete düşüp paniğe kapılmak, akıbetinden korkulan ve sonundan emin olunmayan durumları gereğinden fazla büyüterek önü alınmaz bir endişeye ve korkuya kapılmaktır. (74)

KISKANÇLIK:

Kıskançlık, bir insanın başkasında gördüğü iyi bir özellikten, faziletten acı duyması ve bu başkasında bulunan iyiliği, fazileti yok etmeye çalışması demektir. (75)

PANİK, FERYAT ETMEK:

Her hangi bir zorluk karşısında hemen paniğe kapılıp feryadı basmak…

Bu huy, hafiflik ve korkaklığın karışımından ibarettir.

İnsanı zorluktan kurtarıcı ve fayda sağlayıcı olmadığı zamanlar çirkindir. (75)

HİMMETİN AZLIĞI:

İnsanın himmetinin küçük olması da kötüdür.

…Amaçlara ulaşma emelinin yetersiz olmasının, sahip olunan basit erdemleri çok görmenin, azıcık bağışı büyük kabul etmenin, bununla oyalanıp alışkanlık haline getirmenin, işlerin vasatından ve küçüklerinden hoşnut olmanın ifadesidir. (76)

ZORBALIK:

Her işte dengeli davranışın dışına çıkmak, ifrat ve tefrite kaçmak, malı makul ve meşru yolların dışında zor kullanarak almak, gerekli olmayan hakları talep etmek, işleri yeri ve zamanı olmadan ve de gerekli ölçüye ve şekle riayet etmeden yapmak demektir. (76)

KERAMET:

Bazı huylar kimi insanlarda erdem sayılırken kimisinde de rezillik sayılır..

Bunlardan bir olan keramet, saygınlık sevgisidir.

Bu, bir insanın saygı görmekten, ululanmaktan, ağırlanmaktan, övülmekten ve güzellikle anılmaktan hoşlanması demektir.

Küçüklerde ve çocuklarda bu huy güzeldir, övülendir. Saygı görme sevgisi, onları erdemli işler yapmaya teşvik eder. Çünkü küçükler ve çocuklar işledikleri bir faziletten dolayı övüldüklerinde bu, onları daha çok faziletli işler yapmaya sevk eder.

Ancak yetişkin fazilet sahipleri açısından böyle bir huy kusurdur. Çünkü bir insan, kendisinden beklenmeyen hatta garipsenen bir fazilet işlediği zaman övülür.

Kişi eğer fazilet ehli ise; böyle bir övgü ve saygıdan dolayı sevinmemesi gerekir. Çünkü bu, işlediği faziletin, övenlerce garipsendiğini ifade eder.

Ayrıca ikram ve saygı kişinin hak ettiğinden fazla olursa, bu dalkavukluk, yağcılık sayılır. Dalkavukluktan memnun olmak ise övülen bir huy değildir. Çünkü dalkavukluk bir tür aldatmadır.

Süs düşkünlüğü de öyledir. Güzel giysilere, güzel bineklere, aletlere, hizmetçilere ve yardımcılara sahip olma ve bunları sergileme isteği; süse düşkün olmanın belirtileridir. (77)

İnsan çirkin şeylerden ancak akıl ve temyiz gücü ile korunabilir.

İnsan sarhoş olduğu zaman, kendisini çirkinliklerden koruya zırhını yitirmiş olur. Ayıkken kaçındığı hiçbir şeyi işlemekten sakınmaz. (87,88)

Gazap nefsine boyun eğdirmek ve sakinleştirmek isteyen kimse, ilim ehliyle, vakar sahibi ağır başlı kimselerle, yaşlılarla, liderlerle, erdemli şahsiyetlerle, çok az öfkelenen buna karşılık çok sabırlı, vakarlı ve halim kimselerle oturup kalkmalıdır. (94)

İnsanın hayatında ki bütün işlerin yönetimi bu güç “nefs-i natıka AKIL” sayesinde olur. (96)

Nefs-i Natıka (akıl) güçlendiği, kişinin şahsiyetinde belirleyici bir konum kazandığı zaman, bununla diğer iki gücünü idare etmesi de mümkün olur.

Bu gücün yani nefs-i natıkanın güçlendirilmesi de ancak aklî ilimlerle olur. (97)

Çünkü… akıl gücü dediğimiz nefs-i natıka, erdem ve iyiliklerin yok olduğu, rezilliklerin bünyeyi istila ettiği durumlarda zayıflar, silikleşir.

Ama..

Nefis, erdemlerle bezendiği, edep edindiği zaman gafletinden uyanır, sarhoşluğundan ayıkır, zayıflığından sonra güçlenir.

Bu nefsin erdemleri; aklî ilimlerdir, özellikle büyük bir titizlikle araştırılmış olanları… (98)

Sonra da…

Hakikat ilimleri üzerinde yoğunlaşması gerekir.

Çünkü.. Nefsin gelebileceği en şerefli düzey; eşyanın hakikatini idrak etmesi, varlıkların mahiyetleri gözlemleyecek kapasiteye ulaşmasıdır. İnsan, nefsi şeref kazanıp, himmeti yücelince, fazilet ehlinin mertebelerine yükselir.

Nefs-i natıkayı ıslah eden, onu güçlendiren bir hususta ilim ehliyle oturup kalmak, onların arasına karışmak, onların ahlaklarına ve adetlerine uymaktır.

Özellikle..

Hakikat ilmine sahip, son derece uyanık ve dikkatli olanların, işlerinde ilimlerinin gerektirdiği ve akıllarının ilham ettiği gibi hareket edenlerin yolunu izlemektir. (99)

Nefs-i natıka hakikat ilimleriyle eğitilip uyandırıldığında şereflenir, çirkin adetlere tenezzül etmez, çirkinliklerle kirlenmeyi kendisine yakıştırmaz.

Bu durumda da sırasıyla..

Kişinin çirkin olan adetlerden kaçınması kolaylaşır.

Baskın karakteri, güzel ahlakı yeğlemek, onula ahlaklanmak olur. (100)

İnsanı tamamlık “kemal” mertebesine ulaştıran, kemalini muhafaza etmesini sağlayan yola gelince..

Bu yol, insanın bütün dikkatini hakikat ilimleri üzerinde yoğunlaştırmasını gerektirir.

Bu yolda insanın amacı:

Mevcut varlıkların mahiyetlerini ihata etmek,

İllet ve sebeplerini keşfetmek, var oluş amaçlarını araştırmak olmalıdır.

Bilgi itibariyle hiçbir hedefte durmamalıdır.

Mutlaka gözünü bu hedefin ötesine dikmelidir. (111)

Malın kendisinin hiçbir faydası yoktur.

Mal ile elde edilen şeylerin yararı vardır.

Buna göre..

Mal, çeşitli amaçlara ulaşmak için kullanılan bir araçtır.

İşte bu sebepten mal biriktirmenin ve depolamanın faydalı olduğu sanılmasın.

Bir kimse mal biriktirip hırsla üzerine düştüğü zaman, bu mal sahibinin gerçekte muhtaç olduğu hiçbir amacını gerçekleştirmez. (120)

Mal kazanma hususunda sınırsız bir hırsla ileri atılmamalıdır.

Ancak mal kazanmaya da gerekli olduğu kadar önem vermelidir. Çünkü insanın malı yoksa, onu, muhtaç olduğu şey hususunda- onda olduğu için- kendisinden erdem olarak aşağı olanların önünde eğilmesine neden olur.

Malı dağıtırken itidal çizgisini gözetmek de önemlidir. İsraftan, saçıp savurmaktan kaçınmak gerekir.

Üzerinde ki malı, bir hakkı, vermemezlik de etmemek gerekir.

Gerekmeyen ve teşekkürle karşılanmayan bir alanda da harcama yapmak yanlıştır. (121)

Öfkeli insan, hayvanlar ve yırtıcı canavarlar konumundadır.

Oda tıpkı onlar gibi yaptıklarını bilerek yada görerek yapmaz. (125)

İnsanın iki cüzünün yani ruh ve bedeninin en şerefli parçası akıldır.

İnsan gerçekte akıl nefsinden ibarettir.

O bütün insanlarda değişmeyen tek cevherdir.

Bütün insanlar gerçekte birdirler, sadece şahısları farklıdır.

Bütün insanlar bir ise ve sevgi de nefsin bir özelliği ise, o zaman bütün insanların birbirlerini sevmesi gerekir. (127,128)

İnsanlar tabiatları gereği, başkalarının kusurlarını araştırmaya meraklıdırlar ve bu kusurları kullanarak da onları ayıplamaya eğilimlidirler. Bu insanların karakteridir.

Oysa..

İnsan tamama “kemalata” ermediği sürece ayıplanacağı bir kusurdan hali olamaz. Dolayısıyla başkasının kendisinden daha az kusurlu olmasını ve kendisini ayıplamasını hazmedemez. İnsanların tümünün noksan olmasından, noksanlıkta eşitlenmelerinden hoşlanır. (131)

Kendi sırrını saklamayan bir kimsenin başkasının sırlarını saklaması mümkün değildir. (132)

AHLAK İLE İLGİLİ AYETLER VE HADİSLERDEN BİR DEMET:

Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et ve onlarla en güzel olan neyse o yolla mücadele et. (Nahl-125)

Nefsini tezhib ve tezkiye eden, felah ve saadet buldu. Ve onu fenalıklara gömen de, hüsran ve heybette kaldı. (Şems-9-10)

Şüphesiz Rabbinin makamında nefsinin hevasından dolayı hesaba çekileceğinden dolayı korkarak ve nefsini şer’an yasak ve batıl olan şeylerden men eyleyen kimsenin varacağı yer şüphesiz Cennet-i Âlâ’dır. (Naziat-40-41)

Hanginizin ahlakı daha güzel ise, onun imanı daha güzel ve daha faziletlidir.

Bu, kendim için razı olup seçtiğim bir dindir, onu ancak cömertlik ve güzel ahlak doğrultur. Ona sahip olduğunuz sürece bu ikisi ile ona ikramda bulunun.

(Kutsî Hadis)

Ben üstün ahlakı tamamlamak için gönderildim. (Hadis-i Şerif)

-Yâ Rasûlallah Din nedir? diye sorulduğunda:

-Hüsn-i Huluk - Güzel Ahlak’tır … buyurdular. (Hadis-i Şerif)

Ahlakınızı her cihetten güzelleştiriniz.

Ahlak-ı ilahiye ile ahlaklanınız ve sıfat-ı Rabbaniyye ile ittisaf (vasıflanmak) ediniz.

-Yâ Nebiyyallah, miminler arasında imanen efdal ve ahsen olan kimlerdir?... Sualine:

-Ahlak cihetinden en güzel olandır… buyurdular.

Güzel huy, kemal-i imandan bir parçadır.

Amellerin tartılacağı o günde mizanda, güzel ahlaktan daha ağır gelen bir amelin olmayacaktır.

Bir şey ki insanın vicdanını azaba duçar eder. Bir hal ki ona insanların bakışı kötü ve çirkin görünür. İşte günah ve kabahat odur.

Akıl sahibi olan mümin için güzel ahlaktan daha güzel bir şey yoktur.

(Hadis-i Şerif)

İnsanların Nebilerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de:

“Utanmadıktan sonra dilediğini yap” sözüdür.

Hüsn-i ahlak bereket ve saadettir. (Hadis-i Şerif)

Kıyamet gününde evvela mizana konacak şey güzel huydur. (Hadis-i Şerif)

Ahirette mizana konacak şeylerin en ağırı ve en değerlisi Allahü Teala Hazretlerinin korkusuyla ahlak güzelliğidir. (Hadis-i Şerif)

Allah ind’inde kulların en sevgilisi güzel ahlaka sahip olanlarıdır. (Hadis-i Şerif)

Ahlak-ı hamide, sahibini Cennet-i Ala’ya dahil eder. (Hadis-i Şerif)

“Sizden Cennet-i Ala’da Bana refik olan mü’minler, dünyada ahlak-ı hasene sahibi olanınızdır.’’ (Hadis-i Şerif)

“Hüsn-i huluk gibi asalet ve paklık yoktur.(Hadis-i Şerif)

“Sirke balı ifsat ve ihlal ettiği gibi kötü ahlakta da amel ve ibadeti ifsat eder. (Hadis-i Şerif)

Efendimize bir kadın hakkında…

-Gece ve gündüz bütün meşguliyeti ibadet ve taatır. Yalnız kötü meşreplidir.

Kötü lisanıyla komşularını tazib ve tacizden hali değildir. Buna ne ferman buyurursunuz? Ya Rasulallah?... dediler.

Efendimiz (s.a.v);

-Lâ hayra fiha hiye min ehli’n-nâr.”

Yani…

“-Onun ibadet ve taatinden hiç hayır yoktur. Ve kendisi de cehennem ehlidir.”

Buyurdular. (Hadis-i Şerif)

Hakikatte Müslim o kimsedir ki, onun dilinden ve elinden diğer Müslümanların emin ve salim bulunurlar. (Hadis-i Şerif)

-Yâ Eba Zer,, sana iki haslet için delalet edeyim ki, bunlar bedene hafif mîzanda ise diğer amellerden ağırdır, deyince:

-Buyurunuz Yâ Rasûlullah, dedim, buyurdular ki;

-Güzel huya ve yerinde sükûta uy ve buna devam eyle. Nefsim yed-i kudretinde olan Hak Celle ve alâya yemin ederim ki, bütün mahlukat bu iki amelin misli gibi amel edemezler. (Hadis-i Şerif)

Efendimiz (sav), sefere çıkmak isteyen Muaz ibn Cebel’e buyurdular ki:

-Allah’u Teala hazretlerine hiçbir şeyle şirk koşmadan kulluk eyle.

Bir kusur ve kabahat işlediğinde derhal arkasından bir iyilik yap.

İstikamet üzere hareket et ve ahlakını da güzel eyle.

Ey Muaz, insanlarla iyi geçinecek kadar güzel ahlaka sahip ol. (Hadis-i Şerif)

Rasûlullah (sav) Efendimize, insanları en fazla cennete sokacak şeyden sorulduğunda:

-Allah’tan sakınmak ve güzel huydur, buyurdular.

-Halkı en çok cehenneme sokan şey nedir?.. denildiğinde de:

-Ağız ve ırzını korumamaktır… buyurdular. (Hadis-i Şerif)

Şefaate vesile olacak, başka bir eserden yansımalarda buluşmak üzere hoşça kalın..

Allah Muin’imiz olsun!...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...