Jump to content

Alevinin dilinden Alevilik


Guest badazz1980
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Lütfen hepsini okuyalim, cok uzun yazi ama faydali. Allah rizasi icin hepimiz okuyalim ve okumayanlara okumalari icin önerelim. Ve okuduktan sonra Alevilik Sunnilik konusuna burda bir nokta koyalim. Simdi buna ragmen hala birileri yazmaya devam ederse bilelimki onun niyeti bozuk ve yazilarini kafalarimizin karismamasi icin okumayalim. Herkes özelestiri yapsin. Yapici olalim.

 

"Alevilik Bir Meşreptir"

 

 

 

 

Hüseyin Tuğcu

Hacettepe Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi, Genç Erenler Dergisi Genel Yayın Yönetmeni.; Konuşan: Mahmut Metin

 

 

Alevilik nedir? Bir din mi? Mezhep mi, yoksa folklorik bir öğe midir?

 

 

Alevilik ne bir din, ne mezhep, ne de folklorik bir öğe değildir. Alevilik bir meşreptir. Ana kaynak olan Kur’an ve sünneti biraz farklı biçimde yorumlama, yararlanma, yaşama tarzıdır. Alevilerin dini İslam’dır. İran, Irak, Suriye, Lübnan, Yemen, Pakistan, Afganistan, Tacikistan ve Azerbaycan’da Şii yada Alevi diye tanınan Müslümanlar mezhepte Caferi, İmami, Nusayri, Dürzi, Zeydi, İsmaili gibi isimlerle anılarlar. Fakat Türkiye’de Alevi ve Bektaşilerin neredeyse hemen hepsi Caferi olduklarını söylerlerse de bu yanlıştır. İmam Cafer Sadık sevgisi insanları bu şekilde söylettirmektedir. Halbuki Caferiler ile İsna Aşeri farklıdır. İsna Aşeri, On iki İmam inancına dayanır. Caferilikte bu yoktur. Türkiye Alevi ve Bektaşileri İsna Aşeri’dirler, yani Oniki İmamcıdırlar. İsna Aşeri’nin ise Caferilik gibi temel bir mezhep anlışışı yoktur. Türkiye’de yaşayan alevi-Bektaşilerin hemen hepsi de ibadet ve yaşantılarında, ezan-abdest-namaz-oruç-hac-nikah-cenaze-bayram vs. ibadetleri başta olmak üzere tamamen Hanefi fıkhına, yani Hanefi mezhebine göre yaşarlar. Örneğin, Türkiye’de hiçbir Alevi köyündeki, mahallerindeki camide okunan ezanda, “Eşhedü enne Aliyyun Veliyyullah” denilmez. Zaten bu, İran’da Caferiler’in uydurmasıdır. Bid’at’tır. İmam Cafer Sadık’ın bile böyle bir içtihadı, görüşü, ezan okuyuşu kaynak kitap-larda yoktur. Hiçbir Türkiye Alevisi abdest alırken çoraplarının üzerine mesh etmez, namaz kılarken secdede alnına değecek şekilde Kerbela toprağı, Necef toprağı gibi bir bidat ve hurafeye sahip değildir. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir Müslüman genel olarak namazlarını çok farklı bir şekilde kılmazlarken, sadece Caferiler’de bu farklıdır. Hiçbir Alevi kendisinin Hanefi olduğunu da kabul etmez. Halbuki, bu bir bilgi eksikliğidir. Çünkü, Hanefiliğin imamı olan İmam Azam Ebu Hanife de İmam Cafer Sadık’ın öğrencisi, hatta üvey evladıdır. Dolayısıyla Hanefiler de, aslında Alevi meşreptirler. Çünkü, meşrep kelimesi mezhep kelimesinden daha genel ve daha önce gelir. Günümüz Alevi ve Sünnilerin sosyal yaşantı ve düşüncelerine bakarak hüküm vermeye kalkmak yanlış olur. Dört hak mezhep diye bilinen Hanefi, Şafi, Maliki, Hanbeli mezheplerinin imamlarının, dini önderlerinin Alevi meşrep olmadığını hiç kimse ispat edemez, Çünkü Alevi meşreptirler. Ancak, daha sonraki Şii, Caferi, Nusayri, İsmaililer’den değildirler. Esas, asıl, gerçek ilk kaynaklarda aranmalıdır. İlimsiz inanç, sakattır, aksaktır, eksiktir, yanlıştır, zararlıdır.

 

Aleviliği İslam inancı içinde nereye oturtabiliriz? İman ve ibadet esasları Aleviler için neyi ifade eder?

 

İlk Aleviliği, İslam inancı içinde, tam ortaya oturtabilirsiniz. Günümüz Aleviliği de şu anda merkezin biraz kenarında gibi görünmekle birlikte, yine de İslam’ın merkezindedir, ortasındadır. Çünkü, Türkiye’de Aleviler sadece Doğu Anadolu’da yaşamıyorlar. Orta, Güney, Kuzey ve Batı Anadolu Alevilerini hiç hesaba katan yok. Halbuki gerçek Alevilik buralarda. Doğu Anadolu Alevileri tarihi, siyasi, coğrafi ve diğer pek çok nedenlerden dolayı Kitap ve Sünnet’ten çok uzun süre uzak kaldılar. Şu anda onların iman ve ibadet esasları açısından bilgi ve yaşantıda çok farklı şekilde geride kalmaları, hem kendilerinin hem de Sünnilerin suçudur, eksikliğidir. Bunda Emevilerin, Abbasi-lerin, Safevilerin, Osmanlının büyük sorumluluğu, daha doğrusu sorumsuzluğu vardır. Gerçek Aleviliği samimi bir şekilde bilmek, tanımak, görmek istiyorlarsa, gelsinler, benim köyümü yerinde incelesinler… Kütahya-Emet-Bahatlar köyü, Antalya-Elmalı-Tekke köyü, Ankara-Beypazarı-Köseler köyünü incelesinler. Üniversite yüzü görmüş üç-beş Marksist’in, Ateistin masa başı fikir yürütmeleriyle bir toplum hakkında sağlıklı karar verilemez. Pir Sultan Abdal’ı okumadan, anlamadan, O’nun İslam esaslarını kavramadan Aleviliği anlayamazsınız. Adamın biri kalkmış, “Ali’siz Alevilik” diye kitap yazmış. Böyle bir Marksist’in yazdığı kitaplara bakıyorsunuz, arkasında maalesef yüce devletin istihbarat bilgileri yada kaynaklarının kullanıldığını görüyorsunuz. Böyle devlet anlayışı olmaz. Hiç kimse, hiçbir devlet bu yollarla kendi halkının sorunlarını çözemez. Çünkü müstamel, kullanılmış, pis su ile abdest alınmaz.

 

Alevi öğretisi içinde Ehl-i Beyt’in yeri nedir? “Şiayı Velayet”, “Şiayı Siyaset”, “Şiayı Hilafet”in taşıdığı anlamlar ne-lerdir?

 

Bunlar başlı başına geniş ve uzun konular. Şu anda konuyu dağıtmaya gerek görmüyorum. Ancak şurası bir gerçek ki, Alevi ya da Sünni hemen her Müslüman Ehl-i Beyt sevdalısıdır.

 

Aleviliğin felsefi kökenleri nelerdir? Panteist tanrı felsefesinin Alevilik öğretisinde yeri nedir? İslam’ın Tanrı anlayışıyla farkı nedir?

 

Kitap, Sünnet, İcma ve kıyas ile birlikte, Hz. Ali, Ehl-i Beyt ve On iki İmam sevgisinden, bağlılığından kaynaklanan sığ, dar çerçeveli bir düşünce yapısı; Emevi-Abbasi baskı ve zulümleri, Selçuklu-Osmanlı devlet ve sosyal yapısının gelişmeci ve aynı zamanda kuralcı özellikleri; Safeviler gibi saltanat davası güdenlerin, Hasan Sabbah’taki gibi Batıni düşüncelerin, İslam düşmanı Hıristiyan ve Yahudi bağ-nazların, eski Anadolu, Helen-Grek çok Tanrıcı sapık düşüncelerine ve hatta son yüzyılın yüzkarası Marksist ideolojinin kları, izleri; kolaya kaçma, cehalet, geçmişin medrese, günümüzün üniversite kurumlarından yararlanamama; bazı bağnaz Sünnilerin olumsuz yaklaşımları ve Alevileri dışlamaları; her iki taraftaki üstünlük düşüncesi, çekememezlik, aşırı dedikodular vb. pek çok nedenler Aleviliğin felsefi kökenlerini oluştururlar.

Hz. Ali’yi aşırı sevgiden dolayı tanrılaştıran tarih klı birkaç yanlışlıktan dolayı, tün Alevileri suçlamak doğru olmaz. Alevilerin Sünnilerden bu konuda farkı yoktur. Tanrı Allah’tır. Peygamber Hz. Muhammet’tir. Hz. Ali’de Halifelerin en önemlilerinden biridir.

 

Aleviliğin kolları (Bektaşilik, Caferilik, Rafızilik vs.) arasındaki farklılığın sebepleri nelerdir?

 

Bazı farklılıklar olmakla birlikte, temel inanç esasları aynıdır. Caferilik hakkında genel birkaç cümleyi yukarıda söyledik. Rafızilik, İmam Zeyd dönemi ile ilgili siyasi bir kelime iken, daha sonra bu kelime Osmanlı döneminde tüm Alevi-Kızılbaş-Şii çevrelere hitaben suçlama unsuru olarak söylenmiştir. Rafızi kelimesi aslında, İmam Zeyd’i terkeden, Ona nankörlük eden ve karşı tarafa, Emeviler tarafına geçen Alevilere verilen ad iken, bu kelimeye daha sonraları tamamen zıt bir anlam yüklenmiştir. Örneğin, İslam Tarihinde Hariciler, daha önceleri Hz. Ali taraftarı olan Şii-Alevilerden bazılarının, Hz. Ali ve Muaviye arasındaki Sıffın-Nehrevan olayları, savaşları sonucu, özellikle de mızraklarının ucuna Kur’an-ı Kerim sayfaları asarak Hz. Ali’ye cephe alan Muaviye askerlerinin bu tavrına karşı silah kullanmayan, Gücünü göstermeyen Hz. Ali’yi pasif kalmakla suçlayıp Hz. Ali’den ayrılan, onu yalnız bırakan ilk Alevilerdir. Yani, Muaviye ile anlaştı diye terk edenler, Hz. Hüseyin’i Kufe’den devamlı mektup ve haberlerle çağırıp daha sonra yalnız bırakan ve Kerbela faciasına neden olanlar hep bizzat ilk Alevilerdir. Yani Hz. Ali, Ehl-i Beyt, İmam Hüseyin taraftarlığı yapıp daha sonra da seyyidleri ve şerifleri cephesine alan, kan döken Abbasiler de ilk Aleviler-dendirler. Onlar da saltanata geçince davalarına ihanet ettiler. Bunlar derin meseleler. Bunları anlayabilmek için çok okuyup çok araştırmak gerekir. At gözlüğüyle, sadece belli kaynakları incelemek, bizleri yanlış sonuçlara götürür.

Bektaşilik, Aleviliğe göre daha farklıdır. İslami kaynaklara bakışta biraz daha hoşgörü ağırlıklıdır. Tarihi baskı ve zulümlerin neticesinde bazı Alevilerde oluşan kin ve nefretin yerine, daha objektif, daha insani, daha İslami bir bakış açısı oluşmuştur. Ancak, Osmanlı’nın ilk dönemlerindeki Bektaşilik ve son dönemlerdeki ayyaş, berduş, serkeş, kuralsız, düzensiz, pek çok çirkinlikleri içerisinde barındıran Bektaşilik çok farklıdır. Çaldıran’da Şah İsmail’in bozuk, İrancı düşünce sistemini yıkan, bozan, engelleyen Yesevi-Bektaşi kültürüne sahip Horasan Erenleri’nin, Yeniçeri Ocağı’nın varlığı olmuştur. Aleviler, maalesef İslam kaynaklarından istifade edememişler, kitabi bilgi yerine, masal, hikaye ve hurafelerin yer aldığı şifâi, sözel sözlerin içinde bocalayıp kalmışlardır.

 

“Anadolu Aleviliği” kavramıyla kastedilen nedir? Bazıları tarafından İslam’ın Türk yorumu olarak da ifade ilen Alevilik öğretisinin özellikleri nedir?

 

Anadolu’da yaşayan Alevilik, Anadolu’ya has Alevilik kastedilmektedir. Bu da kendi içinde farklı boyutlarda yer alır. Sivas Alevisi, Tunceli Alevisinden çok farklıdır, Kahramanmaraş’taki Nurhaklar, Hatay’daki Nusayriler’den pek çok farklılıklara sahip Antalya Toroslar’daki Tahtacılar, hemen yanı başındaki Ağaçeri ve Türkmen Alevilerine benzemez. İzmir-Narlıdere Alevi-Bektaşi kültürü ile Balıkesir Çepnileri çok farklıdırlar. Karadeniz’de yaşayan Sıraç Alevileri ile Trakya’daki Amucalar çok değişik kültürel yapılara sahiptirler. Her ne kadar temel, esas aynı ise de, sosyo-kültürel yaşantı bu farklılıklar ön plana çıkarmıştır. Sadece Sivas’ta en az altı çeşit Alevi olduğunu tespit etmiş idim.

Bazıları “Anadolu Aleviliği” eski Judeo-Grek, Bizans-Hıristiyan ve pagan kültürleriyle içli dışlı göstermek niyet ve gayretindedirler. Bunlar, hain değilse bile, mutlaka gafildirler, dalalet ve hıyanet içerisindedirler.

Evet, Anadolu Aleviliği İslam’ın bir Türk yorumudur. Ancak, Hatay Nusayrileri Arap kültüründen, Iğdır Caferileri de İran-Fars kültüründen önemli ölçüde etkilenmişlerdir. Özellikle Caferi olan Azeri Türkler, neredeyse Türk olduklarını bile inkar eder duruma gelmişlerdir. Uyuşukluk, atalet, miskinlik, korku, vb. özellikleri İran’da yaşayan ve ülkenin yarıdan çok nüfusunu kapsayan Azeri Türklerinde görebilirsiniz. Onları bu hale getiren Caferiliktir.

Alevilik öğretisinin temel özelliği, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt sevgisinde düğümlenmesidir. Gözler ve kulaklar başka kaynaklara ulaşmayı engellemektedir.

 

Anadolu Aleviliğinin İran Aleviliğinden farkı nedir?

 

Bunu yukarıdaki paragraflarda az çok açıkladık. Yeterli olduğunu sanıyorum. Bırakın Anadoluyu, Ali Şeriati’nin dediği gibi İran’daki Ali Şiası ile Safevi Şiası arasında bile bir sürü fark vardır.

 

Osmanlı Devletiyle Alevi toplumun ilişkileri nasıl olmuştur?

Günümüzde devletle Alevi toplum arasındaki ilişki nasıl cereyan etmektedir?

 

Safeviler ve özellikle de Şah İsmail ortaya çıkıncaya kadar çok iyi ilişkiler mevcuttur. Fakat daha önceki dönemlerden özellikle Emeviler, Abbasiler, Fatımiler, Buveyhiler, İlhanlılar, Selçuklular, Akkoyunlular’ın fikir ve düşünceleri zaman zaman Osmanlı dönemi insanlarını etki-lemiştir. Yavuz’un Çaldıran Seferi’nden sonra, Kanuni’nin İran seferi ve daha sonraki padişahların da bu hassas bölgeye seferleri önemlidir. Kanuni dönemi Celali isyanlarında toplumun, nasıl İran’ın etkisinde kaldığını çok iyi biliyoruz. Fakat, Osman-lı’nın Yeniçerilerin aslını oluşturan Bektaşi kültürüne ne kadar büyük değer verdiğini de inkar edemeyiz.

Günümüzde çok üzülerek söyleyebilirim ki, devletimizin herhangi bir Alevilik projesi, çalışması yoktur. Cemevi yapmayı mari-fet zanneden, fakat gelecekte ne gibi felaketlerle karşılaşabileceğini göremeyen basiretsiz bir anlayış vardır. Devlet, 1937-38 Dersim olaylarını tekrar gözden geçirmelidir. Günümüzde Alevi toplumu sol, Marksist ve illegal örgütlerin potansiyel gücü olarak görülmektedir. Aleviler kurtulmalıdırlar. Alevilerin Türk siyasi hayatı üzerindeki etkisi büyüktür. Özellikle sol partiler Alevileri oy deposu olarak görme-lerine karşın, Aleviler son dönemlerde, artık solun kendilerini kullanmalarına izin vermek, fırsat vermek istememektedirler. Sağ partileri de biraz bağnaz görmektedirler. Ancak Alevi gençlerin aksine, Alevi halkın çoğunluğu merkez sağ partileri desteklemektedirler. Alevilerin kendilerini sol partilere yakın hissetmelerinin en önemli sebebi, devlete, yönetime, idarecilere karşı muhalefet özelliğine sahip olmalarındandır. Bu, tarihi bir sürecin sonucunda oluşmuştur.

 

Sizce, özellikle Alevi toplumun değişim yönü nereye doğru?

 

Bizim öz eleştiriye, oto kontrole, kendi kendimizi tanımaya, kimliğimiz bilmeye herkesten çok ihtiyacımız var. Alevi aydını dediklerimizin pek çoğu kendisini karanlıktan kurtaramamış ki başkalarını kurtarsın. Kendini eritmeyen mum, etrafını nasıl aydınlatsın? Hacı Bektaş Veli’nin eseri “Makalat”ı okumayan, okusa da anlamayan, anlasa da yaşamayan “aydın” olsa ne yazar!… Onlarca kitap, yüzlerce makale yazsa yine boş. Kur’an-ı Kerim’i okumadan anlamadan Hz. Muhammed’i, Hz. Ali’yi, Ehl-i Beyt’i, On iki İmamlar’ı anlayamazsınız. Marks’la, Lenin’le bunlar öğrenilmez. Hz. Ali’yi tanımak için; kızı Ümmü Gülsüm’ü Hz. Ömer’le niçin evlendirdiğini, çocuklarına ve torunlarına kendinden önceki ilk üç halifenin isimlerini niye verdiğini, Muaviye ile içtihad farkının nasıl olduğunu tarihi belgelerden okuyup öğrenmek gerek. İmam Cafer Sadık’ı, İmam Azam Ebu Hanife’yi okumadan, öğrenmeden tanıyamazsınız. Ebu Hanife’nin Hz. Ali’yi ve Ehl-i Beyt’i sevip haklarını savunan bir Alevi olduğunu bilmeyecek kadar cahil olmaya gerek yok. Cafer Sadık’ın da, atası Hz. Muhammed’in yolundan kıl payı ayrılmayacak kadar Sünnete tabi olduğunu bilmemek aptallık olur. Allah’ın verdiği “akıl”ı kullanmamak kadar geri zekalılık olamaz. Tek bir harfinin bile değişmediğini tüm ilim adamlarının bildiği yüzyıllarca ışık tutan bir kitaptan, Kur’an’dan istifade etmemek, gericiliğin ta kendisidir. Esas yobazlık budur. Kaynakları işimize geldiği zaman batıni, mecazi anlamlarıyla açıklamaya kalkmak ahmaklıktır. Bu sivri kelimeleri özellikle kullanıyorum ki, artık birilerinin oyuncağı olmayalım. Kendimize gelelim. Kulak dolgunluğuyla, gazete kupürleriyle, dedikodularla ilim olmaz. Bu körün fili tarifine benzer.

Toplum değişiyor, insanlar değişiyor. Değişmek zorunda, Gelişmenin, mükemmeli yakalamanın ilk şartı bu.

Burada, özellikle Alevi toplumun değişim yönü önemli. Çünkü, bir cahiliye toplumunda bilimselliğe geçiş dönemi başlamıştır. Emeviler’in ve Abbasiler’in siyasi baskılarından canlarını zor kurtaran Aleviler, zamanın Selçuklu ve Osmanlı ilim yuvaları, üniversiteleri olan medreselerden de kırsal kesimde yaşadıklarından istifade edemediler. Babadan oğula geçen bilgi ve görgü birikimi bir noktada tıkanıp kaldı. Yirmi birinci yüzyılın eşiğinde ellerinde kitap olmadığını, yazılı kaynakların, ilmi belgelerin bulunmadığını gördüler. Daha doğrusu gördük. Arap ve Fars kültürünün bizim toplumumuza pek fazla örnek teşkil etmediğini anladık. Her ne kadar Peygam-berimiz Hz. Muhammed, İmamımız Hz. Ali Arap kökenli olsalar da. Öyle ki biz bunları bile Türk gibi düşünüyoruz. Çünkü, Allah bizi böyle yaratmış, Arap-Fars düşmanı da değiliz. İnsanlığın ve İslam’ın bayraktarlığını yapan Türk Milletinin birer ferdi olmaktan gurur duyuyoruz. Ancak şu anda Hz. Ali’nin, İmam Zeyd’in, İmam Cafer Sadık’ın, Hacı Bektaş Veli’nin kitaplarını aramaktayız. Kaynağa sahip çıkmak isti-yoruz. Kitapsız, ilimsiz, mutlu olamayacağımızı biliyoruz.

Bir cenaze namazını kıldıracak bir tek imamı bile olmayan bazı Alevi köylerinin, Alevi mahallelerinin varlığı bu konuda ne kadar geride kaldığımızı ispata yeter. Alevi-Bektaşi toplumunun yüzlerce, binlerce ilahiyatçılara, din adamlarına ihtiyaçları var. Artık sarhoş Dedelere, mayhoş üniversite okumuşlara bizim insanımız itibar etmiyor. Hele hele Sovyet artıklarına, Mao hastalarına, Küba klarına hiç güvenmiyor, bu millet. Baksanıza, Türkiye’de sol bile, daha düne kadar hiç ağzına almadığı demokratlığa soyunmuş görünüyor. Tilkinin horoz çobanlığına özenmesi gibi… Alevileri, beceriksiz sağa kaptırmamanın “vitrindekiler”ini oynuyor, sol.

Alevi-Bektaşi toplumunun bu derece kendi milli kültüründen uzak kalışında, yozlaşmasında Sünni aydın ve yöneticilerinin de büyük sorumlulukları var. Her şeyden önemlisi, Alevileri dışlamış olmaları, kendilerini fildişi kulelerinde hissetmeleri, onları bu vebalden kurtaramayacaktır. Bilgi sorumluluk getirir. İlim kimde ise, kitabı kim en iyi okuyup anlıyorsa, kim toplumu organize ediyorsa, onlar sorumludurlar. Diyanet, üniversiteler, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıkları, MİT, MGK, TBMM başta olmak üzere, gönüllü kuruluşlar, herkes bundan sorumludur.

Horasan Erenleri’nin yolunu izleyen gönül erlerinin faaliyetlerini çok yakından takip ediyoruz: Bir dönem, Osmanlı’nın Anadolu’yu unuttuğu gibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını da unutmamalarını diliyoruz. Alevi toplumuna sahip çıkılmasını bekliyoruz.

Şu anda Alevi toplumun önünde iki yol var: Biri ilim, diğeri siyaset. Eğer ilim baştacı edilirse, ilim de Aleviler’i bu toplumda, hatta yeryüzünde baştacı edecektir. Fakat ilime tabi olmak lafla olmaz. Kaynaklara, öze inmekle, gerçeklerini görmekle geleceğe basiretle bakmakla ve hazırlıklı olmakla bunu yakalayabiliriz.

Biz Genç Erenler olarak, Aleviler’in değişim yönünün, tıpkı Sünniler’de olduğu gibi iyiye, güzele, doğruya, kaynağa, asıla, ilk’e öze, ilime, İslam’a, çağa uygun ve aydınlığa doğru olduğunu görüyoruz. Işıktan rahatsız olan yarasalar, her zaman olacaktır. Onlar da, Allah’ın insandan farklı birer yaratıklarıdırlar.

 

Heterodoksi Alevilik kavramı üzerine ne diyorsunuz?

 

Samimi olarak şunu söylüyorum. Bu tür gayri milli kavramlardan rahatsız oluyorum. Beni, benim insanımı ifade etmiyorlar. Ne anlama geldiklerini dahi bilmek istemiyorum. Bu, papazın camide vaaz etmesine benziyor. Bülbülü serçe diye göstermeye gerek yok.

Aleviliği sadece kültür olarak ele alanlara, ibadetsiz bir Alevilik ortaya koymaya çalışanlara ne diyorsunuz? Gerçek Alevilik hangisi?

Allayıp pullasalar da, üzerine kül döküp örtmeye kalksalar da var olan gerçeği inkar edemeyiz. Gerçek Sünnilik nasıl ise, gerçek Alevilik de odur. Dünyada ibadetsiz bir toplum gösterilemez. Böyle bir kültür yoktur. Kültürün ne olduğunu bilenler, bildiğini sananlar, ibadetinde ne olduğunu bilseler, böyle konuşmazlar. Anlayana sivrisinek saz misali, oturmasını, kalkmasını, konuşmasını hatta yatıp uyumasını bilenler, nasıl ibadet yaptıklarını da çok iyi bilirler. İbadeti reddeden Sünni de, Alevi de olamaz. Hz. Ali’nin hayatını okusunlar yeter. Ali’siz Alevilik olamayacağını bile bile, ortaya çıkan “sapık”lar ya da “maşa”lar da olabilir. Ben, ülkemin ve insanlığın hayrına olabilecek bir şeyleri kafamda düşünebiliyorsam, bu bile ibadettir. Diğer ibadetleri de, kitaptan öğrenmek zorundayız. Fakat, dikkat edilecek tek husus şudur: Sadece akıl ile ilim olmaz. Nakil dediğimiz Kur’an ve Sünnet temel kaynaklardır. Ayrıca beş duyu organlarımız vasıtasıyla da kaynaklardan istifade etmek mecburiyetindeyiz.

 

Alevi-Sünni yakınlaşması nasıl sağlanır? Bu amaçla ne tür faaliyetler yapılabilir ve diyalog için nasıl bir ortak zemin oluşturulabilir?

 

Said Nursi’nin görüşlerinin bu ortak zemine katkısı nedir?

İşte biz bunun kitabını yazdık. Alevi-Sünni kaynaşmasının reçetesi, formülü bizde. “Nerede Buluşalım? Alevi-Sünni Nasıl Kaynaşır?” başlığıyla madde madde sıraladık. Devletin en önemli makamları olan Başbakanlık, Milli Eğitim, İçişleri, Kültür Bakanlıkları başta olmak üzere pek çok kurum ve kuruluşları hala daha uyuyorlar. Ta ki, yüzlerce Alevi-Sünni insanımızın kanı dökülünce uyanacaklar, ama o zaman da iş işten geçmiş olacak!… Bediüzzaman Said Nursi gibi ilim ve din büyüklerinin gösterdikleri yollara, ilmi açıklamalara Bu milletin ihtiyacı var. Biz Genç Erenler olarak Alevi-Sünni kaynaşmasının nasıl olabileceğini çok iyi biliyoruz. Ancak, kaynaşmadan rahatsız olanların da bulunduğunu unutmayalım.

Köprü’nün bu mümtaz çalışmasını kutluyoruz. Milli birlik ve beraberliğimizden rahatsız olanlardan, bizlerin de rahatsız olduğunu bu millete anlatmak gerekiyor. Bu görev de devletindir. Bize, halkımıza devletimizin koruyuculuğunda, ilim aydınlığında, İslam’ın engin hoşgörüsünde çalışmak düşüyor.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

İmam Cafer Sadık sevgisi insanları bu şekilde söylettirmektedir. Halbuki Caferiler ile İsna Aşeri farklıdır. İsna Aşeri, On iki İmam inancına dayanır. Caferilikte bu yoktur. Türkiye Alevi ve Bektaşileri İsna Aşeri’dirler, yani Oniki İmamcıdırlar. İsna Aşeri’nin ise Caferilik gibi temel bir mezhep anlışışı yoktur.

basini okudum Caferilik Oniki Imam inancina inanmaz felan yaziyorda, ona kücük bir cevap yazayim dedim... Anlasildi bu alevilik konusu sizi baya bir rahatsiz etti.. Yoksa ha bire acip durmazsiniz.. Neyse.. Hep yaziya bura tek tek cevap vermicem, ama konunun basini bile sacma sapan ortaya atan bir insanin , metinin devamindada dogru yazmicagi kesindir.. Nitekim Caferiler gibi bir mezhebi görüsde 12 imamcilik yok diyorsa bu Caferi dostlara yapilacak en büyük iftiradir!!!

 

Caferilik, Onikicilik veya İsnaaşeriyye (Arapça: اثنا عشرية Isnâ Athriyya) mezhebi. İmamiyye veya İmamilik olarak da adlandırıldığı olur. İsmaililik ve Zeydilik ile birlikte Şii meşrebin fıkhî mezheplerinden biridir.

 

Safevi Hanedanı

 

Caferilik adı fıkhı iyi bilen altıncı İmam Cafer-i Sadık'ın adından alınmış olmakla birlikte ne zaman kullanılmaya başladığı belli değildir. 16. yüzyılda Safevi Hanedanı'nın İmamilik (Onikicilik) mezhebini devletin resmî mezhebi olarak seçtiğinde Caferilik adını kullanmıştır.

 

Afşar Hanedanı

 

Afşar Hanedanı'nı kuran Nadir Şah, 1736'de Safevi döneminde tavsiye edilen Ebu Bekir, Ömer ve Osman'ı lanetlemelerini yasaklamış ve bunun karşılığı olarak Osmanlı Devleti'ne teklifi sunarak İmamiliğini Caferilik olarak adlandırmasını ve Sünnî dört fıkhî mezhebiyle birlikte beşinci fıkhî mezheb olarak kabul etmesini istemiştir. Bunun dışında Kâbe'de Caferilik için beşinci sütunun yapılmasını ve Caferilerin Mekke ziyaretlerini sağlamasını talep etmiştir.

Osmanlı Devleti bu teklifi karşısında İranSünnileştirme çabası olarak değerlendirmiş ve Nadir Şah'ı övmüştür. Fakat Caferiliğin kabulünü reddetmiştir.

Nadir Şah, sadece İran değil de Irak, Afganistan ve Orta Asya'dan da ulemaları davet ederek Necef'te toplantı düzenlemiş ve burda Osmanlı Devleti'ne yaptığı teklifi ulemalar tarafından kabul edilmiştir.

Fakat Osmanlı Devleti bu teklifini kabul etmemiş ve 1746'de imzalanan Kerden Antlaşmasında üç halifeyi lanetlenmeleri yasaklandıysa da Caferilik resmî mezhep olamamıştır.

Şia'nın yüzde 80'i onikici veya caferidir. Azerbaycan, İran, Irak, ve Bahreyn'de hakim şiî mezhebidir.

Aleviliğin, 12 İmam inancının Türk-Anadolu tasavvuf yorumu olduğu iddia edilir.

 

Teoloji

 

Caferilikte dini hukuk veya Şeriat ilkeleri, Kur'an ve Sünnetten çıkarılır. SünniŞiilik arasındaki farklılık Şiiliğin Muhammed'den sonra ilk yöneticinin hem peygamberin vasiyetiyle hem de İlahi seçimle Ali olması gerektiğine inanılmasıdır. Bunun sonucu olarak Caferiler ve

 

  1. 12 İmam kanalıyla gelen Muhammed'in sözlerini (hadis) takip ederler.
  2. Fıkıh usûlü olarak akıl'ı da kabul ederek İçtihad'ı önemserler.
  3. Sünnilerin makbul halife kabul ettikleri Ebu Bekir, Ömer ve Osman kanalıyla gelen hadisleri kabul etmez, onları model almazlar.
  4. Muhammed ve kızı Fatıma Zehra'nın yanısıra Oniki imama masumluk ve yanılmazlık atfederler ve sadece bu grubun sözlerini ve örnekliğini dinde kendilerine örnek alırlar.

(Kaynak Vikipedia)

 

Simdide Bektasilige bakalim ayni kaynaktan...

 

Bektaşilik

 

, Hacı Bektaş-ı Veli'nin adına kurulmuş olan bir alevi sufi tarikatıdır. Bu tarikata mensup kişilere (el alarak ya da diğer bir deyişle nasip alarak bu örgütlenmeye katılan kişilere) Bektaşi denir. Bektaşilik hümanist esaslı bir öğretidir. Öğretinin odağında "insan" vardır. Amacı, İnsan-ı Kamil olarak tanımlanan, olgun, yetkin insana ulaşmaktır. Bu ise bir eğitim sürecini gerekli kılar. Hacı Bektaş'ın Türk dünyasının felsefesine çok büyük katkıları olmuştur. En önemli ve tasavvufu kısaca anlatan özlü sözü, "Eline, beline, diline hakim ol" sözüdür. Hacı Bektaş-ı Veli'nin halen yaygın olarak kullanılan birçok özlü sözü bulunmaktadır. Öncelik yol kurallarındadır. "Hatır kalsın, yol kalmasın" diyerek bunu açıklarlar.

 

Bektaşilik Tarikatı’nın kuruluşunda geçirdiği süreç, kurucusunun kim veya kimler olduğu, bu süreçte Hacı Bektaş’ın konumunun ne olduğu, tarikatın Piri mi, yoksa kurucusu mu olduğu, Balım Sultan’ın tarikata nasıl bir yapı kazandırdığı yüzyıllar geçmesine karşın hala tartışmalıdır. Öteden beri bu konuda yazanların çoğunluğu, Hacı Bektaş’ın tarikatın kurulma işlemini gerçekleştirmediği ancak, kurulmasına yol açan süreci başlattığı dolayısıyle de onun ardıllarınca kurulan tarikatın da “Piri” olduğu kanısındadırlar.

 

Bektaşiliğin kurumsallaşma sürecinin tamamlanmasının XVI. y. yılda Balım Sultan tarafından gerçekleştirildiğini ileri sürerler. Jacop, Tschudi, Şemseddin Sami Bey gibi eski yazarlardan tutun, Ahmet Yaşar Ocak, Belkıs Temren gibi günümüz yazarlarına kadar birçok araştırmacı bu görüştedir.

Bektaşiler 1826′ya kadar Osmanlı devletinin en gözde ordusu YeniçeriVaka-i Hayriye" diye isimlendirilecek olan bir karar ve hareketle 15 Haziran 1826'da Yeniçeri Ocakları Sultan II. Mahmut(tekke ve cem evleride) kaldırıldı ve yıkıldı çoğu cami'ye çevrildi sonra bektaşi postuna nakşibendi şehleri geçirildi zamanla bektaşi öğretisini öğrenen naksileri bektaşi'liğe geçmişlerdir okadar çok geçmeler devlette başlamıştırki padişah önünü alamamıştır. Ocakları’nın manevi liderleriydi. " tarafindan ortadan kaldırıldı.Yeniçeriler kaldırılınca bektaşi dergahları

 

Günümüz Bektaşileri Atatürk ve ilkelerine bağlılıklarıyla kendilerini tanımlarlar. Dolayısıyle, Cumhuriyet'in kurulmasıyla birlikte, yaşam tarzı olarak isteklerinin pek çoğu karşılandığı için artık "tarikat" adıyla anılmaktan gönüllü olarak vaz geçmişler ve işin özünde yatan şekilde, "kendi yol ilkelerine bağlı olduklarını"Atatürk İlkeleriyle uyumludur. Özgür ve düşünen beyinler isterler. Bağnazlıktan uzak, incitici olmadan hicvedebilen, Tanrı'ya sevgiyle yaklaşan bir anlayışı benimseyen felsefelerini uzun bir dönem içinde ince ince işlemişlerdir. Bu felsefenin ürünü olan kadınlı erkekli birçok Bektaşi şairi yetişmiştir ve Türk edebiyatı içinde önemli yerleri vardır. vurgulamak üzere kendilerini "yol ehli" olarak tanımlamayı tercih etmişlerdir. Yapılanmalarını ise, sembolik olarak korumuşlardır. İlkelerine bağlılıkları, yollarına bağlılıkları demektir. İlkelerinin her biri Cumhuriyet'le ve

Hacı Bektaş-ı Veli Dönemi

 

Bektaşilik Tarikatı'nın kurulmasında etken kişi Hacı Bektaş olmuştur. Hacı Bektaş, Horasan Okulu’ndan aldığı “Dört Kapı” anlayışına, her kapıya “onar makam” ekleyerek “Dört Kapı Kırk Makam”'dan oluşan tarikatın altyapısını kurar. Buna, “Bektaşi Seyri Sülûğu” da denir. Kaygusuz Abdal, Bektaşi erkannamesi üzerinde düzenlemeler yapar. Bektaşiliğin ilk erkannamesini yazan o olur. Böylece Bektaşi Tarikatı’nın ilk “tüzük yapıcısı” Kaygusuz Abdal’dır. Balım Sultan’sa bu erkannameyi sonradan geliştirmiştir ve kurumlaştırmıştır. Hacı Bektaş’tan sonra tarikatın başına Abdal Musa geçmiştir. Bektaşilik; Batınilik, Hurufilik, Ahilik, Kalenderilik, Haydarilik, Melamilik gibi akımlardan etkilenmiş, hatta bazılarını kendi içinde harmanlayarak şekillenmiştir.

Hacı Bektaş dağınık Alevi ve Alevilik türevi akımları ve toplulukları içine almış, yeniden kalıba dökmüş, Aleviliği yeniden derneştirmiş ve Alevi- Bektaşiliğin yolunu çizmiştir. Bunu da doğallıkla kurduğu tarikatıyla yapmıştır. Çevresine bir takım görevliler almış, bunların bir bölümünü kimi yerlere görevlendirerek göndermiş, oralarda “aydınlatma/irşat” çalışmaları yaptırmış, Anadolu’daki diğer Alevi ocakları ile ilişki kurarak kendine bağlamış ve onları yönlendirmiştir. Bu nedenlerle Hacı Bektaş, Alevi-Bektaşi toplumunun gözünde yolun-yolağın “piri”dir, tarikatın kurucusudur.

Balım Sultan Alevilere göre ikinci pir (piri sani)’dir. Alevilik-Bektaşilik araştırmacısı İngiliz J. K. Birge bu süreci Alevi toplumunun yorumuna göre yapar. Ona göre; “XIII. yüzyıldan başlayarak Küçük Asya’dan ismen ait oldukları çeşitli dinlerden karışmış öğeler içeren bir tür halk dini gelişti. Hacı Bektaş’ın, harekete yardımcı olan gezginci ruhani önderlerden biri olarak giderek artan bir biçimde üstünlüğü tanındı, yalnızca Kırşehir yakınındaki köy adını ondan almakla kalmadı, fakat tüm Küçük Asya’da sayısız köyde onun adı pir olarak ünlendi. Balım Sultan’la kent içi ve yakınlarındaki tekkelerde daha yetkinleştirilmiş bir ritüel ve örgütlenme başladı. Bu örgütlenme, belirli ölçülerde çok benzer inanç ve uygulamaları sürdüren, fakat Bektaşiliğin düzenlenmiş sisteminin dışında kalan köy gruplarından farklılaştı ve daha biçimsel olarak örgütlenmiş Bektaşi Tarikatı haline geldi”.

 

Balım Sultan Dönemi

 

Balım Sultan’a kadar Bektaşilik, genellikle kırsal kesimlerde ve köylük yörelerde tutunmuş, Alevi-Türkmen içerisinde benimsenme olanağı bulmuştur. Özellikle Aleviliğin bir türevi ve Aleviliği yeniden biçimleyen, derneştiren, onları eğiterek disipline eden bir eğilim olarak kendini ortaya korken, Balım Sultan’la kentsel kesimlere ve Osmanlı aydınları arasına da girmiştir. Böylece Bektaşilik tarihinde yeni bir dönem başlar ve Bektaşiler; “Köy Bektaşisi”, “Kent Bektaşisi” olarak farklılaşırlar. Kent Bektaşiliğine “Nazenin Tarikatı” veya “Babagan Kolu (Babalar Kolu)” da denir.

Balım Sultan, Bektaşi Erkannamesini düzenlemiş ve bu örgütlenmeye katılmanın koşullarını oluşturmuştur. Aynı zamanda, On iki İmam anlayışını yola kazandırır. Bu, O’nun yaptığı yeniliklerin başındadır. On iki İmam törenleri, on iki çerağ, on iki post, palhenk, evlenmemiş (mücerred) babalık kuralı, şerbet yerine şarap, ibahiyecilik, üçleme (teslis) , Hurufilik etkisi O’nunla tarikata girer.

On iki imam inancı Alevi-Şiilik’te başından beri olmasına karşın, Bektaşilik Tarikatı’nın temel töreleri arasına Balım Sultan’la girer. Tarikatın “temel direği” olur. Her bağlının, müridin temel inanışları içerisinde yer alan bir ilke olur.Bu temel ilke Alevi-Bektaşi edebiyatının temel çeşnisi ve zenginliği olacaktır. Hemen hemen tüm Alevi-Bektaşi ozanları On iki imam çeşnisini şiirlerinde malzeme olarak kullanacaklardır. Alevi- Bektaşi edebiyatı bu zenginlik üzerine kurulmuştur dersek, doğruyu söylemiş oluruz.

On iki imam anlayışına paralel olarak yaşam “on iki” rakamı üzerine sistemleştirilmiştir. On iki sayısı eski Türk törelerinde de mevcuttur. Özellikle Şamanist dönemde Şamanların tacı da 12 ayrı hayvanın postundan yapılan parçalarla yapılmaktaydı. Bu da Zodyak çemberini simgelemekteydi. Yani, Kainatı başına Tac etmekteydi.. Bu inanış ile 12 İmam inanışı harmanlanarak Bektaşi kültüründe 12 terkli tac kullanımı ve 12 imam inancının yansımaları görülmektedir. Cemlerde simgesel olarak on iki çerağ yakılır. Kemer üzerine On iki İmamı simgeleyen on iki köşeli “palheng taşı” denilen taş takılır. Bu dervişlerin gönüllerini Tanrı’ya bağlayan bir simge olarak algılanır. “Eline, diline, beline sahip olmayı” gerektirir. Bektaşi tacı on iki dilimlidir. Tekkelerin meydan yerleri, tekke üstündeki baca ve kubbeler hep on iki dilimli olur. Bektaşi tekkelerinde pire hizmet görevlerinin her biri bir post ile simgeleştirilir ve temsil edilir. Bu anlayışı Balım Sultan “on iki post” biçiminde biçimleyerek tarikatın töreleri arasına kazandırmıştır. Postlardan herbiri, Bektaşiliğin en büyük adlarından birine bağlanarak anılmış ve böylece o kişiler ölümsüzleştirilmiştir. On iki İmam “sırrı” olan “On iki Post” şunlardır:

 

  1. Baba Postu: Horasan postu (Hacı Bektaş Veli)
  2. Aşçı Postu: Seyyid Ali Sultan postu
  3. Ekmekçi Postu: Balım Sultan postu
  4. Nakib Postu: Kaygusuz Sultan Abdal postu
  5. Atacı Postu: Kanber Ali postu
  6. Meydancı Postu: Sarı İsmail postu
  7. Türbedar postu: Kara Donlu Can Baba postu
  8. Kilerci Postu: Hacım Sultan postu
  9. Kahveci Postu: Şah Şazeli postu
  10. Kurbancı Postu: İbrahim postu
  11. Ayakçı Postu: Abdal Musa postu
  12. Mihmanevi Postu: Hızır peygamber postu ( Kaynak Vikipedia)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

yok abi ben 12 den anlamam ben elhamdülillah müslümanim. adam güzel güzel anlatmis sen hala karsi cikiyorsun.madem kabul etmiyorsun git adama cat. deki böle diil böle.

 

güzel güzel anlatmis. anlayabilene

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

O zaman Sayin Badaz kardesim, kutubbi sittdeki su hadiside kabul etmiyorsundur degilmi

 

Fasil : HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM

Konu : İmamlar Kureyş`tendir

Ravi : Cabir İbnu Semüre

Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: Bu din, hepsi Kureyş`ten gelecek olan on iki halifeye kadar aziz ve güçlü olacaktır." Resullullah (sav)`a soruldu: "Sonra ne olacak?" "Sonra herc (fitne ve kargaşa) gelecek!" diye cevap verdi." (Buhari, Müslim ve Tirmizi, hadisin "Kureyşten" kelimesine kadar kısmını, Ebu Davud da tamamını tahric etmiştir.)

HadisNo : 1709

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

S.A sayın badazz ellerinize sağlık benim için güzel açıklamalardı alevi kardeşleri bu şekli ile tanımak daha güzel çok doğru ifadelerdi .Yukarıda ki yazıda alevi aydının kendisini karanlıktan kurtaramadığını bu zihniyetle halkını nasıl kartaracağını sorguluyordu evet öyle aydınların yüzünden müslümanlar zıt kutuplardalar.Sayın hüseyin tuğcu nun uslubuna dikkat ettiyseniz ayet hadis gibi detaylara girmemiş çok güzel açıklamış.bu yazının üstüne daha bir kelime söylenmez mükemmel düşüncelerdi .Sayın badazza araştırıp bilgilendirdiğiniz için Allah razı olsun kardeşim slm ve dua ile ....

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Evet Gökkuşağı kardeşimin dediği gibi hadislere girmeden yazdığın için teşekkürler. Bir sürü hadisler yazılıyor tamam ama kimisinin doğruluğu ne kadar doğru yanlış yazılmadığını nasıl anlayacağız onun için arkadaşlar böyle açık ve net bir şekilde yazdığımızda herkes okuduğunu daha iyi anlar şu ayetleri kullanarak yazan birkaç arkadaş var sözüm herkese değil de şöyle uzun uzun yazıyorlar işi başka bir boyuta götürüyorlar adamın yazdıklarına bakıyorum bu herhalde Alevi öyle bir galyana getirerek yazıyor ki sonra başka bir konuda başka bir yazısını görüyoprum haa bu herhalde ateist diyorum sonrada kendi kendime hatırlatıyorum ya bu daha önce başka bir konuda başka yazıyordu neyse ......Ayetlere girmeden alevi sitelerini gezerken birşey dikkatimi çekti hepimiz bir konuyu araştırırken öğrenirken bütün bilgileri toplarız şimdi yazacağım şey şu ; aleviler kendilerindeki bu 12 imam meselesini hristiyanlıktaki 12 din adamına benzetiyorlar bazı kendi içlerindeki gruplar arasında , sonradan sonraya nedn bazı eklemeler olmuştur , bu mezhebe bana bir alevi arkadaşımız açıklamada bulunabilirmi yazdıklarımı kimse yanlış anlamasın biz alevileri küçümsemiyoruz sadece ben kendi adıma merak ediyorum niçin değişimler olmuştur bu batınilik ve reen karnasyon ile ilgili bilgilendirirseler memnun olurum.Bu arada sayın Badazz ellerinize sağlık güzel bir şekilde herkesin anlayacağı bir tarzda yazmışsınız.

--------------------

Benim yazmış olduğum mesaj niçin silindi? Çok merak ettim burada herkes düşüncelerinisöylemekte özgürdür ben kimseyi kırmıyorum da neden mesajım silindi?

--------------------

Merak ediyorum bu alevi sitesinnin birinde alevi ile hristiyanlığı benzetiyorlar benzetilme nedenidealevilikteki 12 imaminanışıyla hristiyanlıktaki 12 din adamı benzetmesi bu bir ikincisi de reenkarnasyon ve batıni düşünceler veinanışların aleviliğe girmesi bana bunları alevi arkadaşlar bir açıklama yaparlarmı ,teşekkür ederim.

--------------------

Şu da önemli bir konu bir tane moderatör bir bey var ;alevi olmayan biri alevilikle ilgili bir konu yazsa tamam artık daha o kişi bitti başlıyor yazmaya da yazmaya ayetler yazıyor bir sürü uzun uzunn göz kalabalığı insan okurken yoruluyor herkesin anlayacağı bir şekilde kısa ve öz yazsana sonra ne dmek ya hepimiz düşüncelerimizikarşımızdakini kırmadan söyleriz sana neoluyor Allah Allah hayrdır bu sitede bazı konular senin tekelindemi ne oluyoruz kalktı geçen bir konudada benim yazmamla ilgili, bilgisayarın acemisiyim diye benle alay etti şuna bir uyarı gelsin yeter ama.......Sen nasıl ve neye inanıyorsan senin karşında başka şeye inananda olur o da yazılarını yazar istediği biçimde kimsede karışamaz sen nerdeyse alevileri savunacam diye sunnileri aforaz edecen ne oluyoruz yaa hayret birşey .......

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Evet Gökkuşağı kardeşimin dediği gibi hadislere girmeden yazdığın için teşekkürler. Bir sürü hadisler yazılıyor tamam ama kimisinin doğruluğu ne kadar doğru yanlış yazılmadığını nasıl anlayacağız onun için arkadaşlar böyle açık ve net bir şekilde yazdığımızda herkes okuduğunu daha iyi anlar şu ayetleri kullanarak yazan birkaç arkadaş var sözüm herkese değil de şöyle uzun uzun yazıyorlar işi başka bir boyuta götürüyorlar adamın yazdıklarına bakıyorum bu herhalde Alevi öyle bir galyana getirerek yazıyor ki sonra başka bir konuda başka bir yazısını görüyoprum haa bu herhalde ateist diyorum sonrada kendi kendime hatırlatıyorum ya bu daha önce başka bir konuda başka yazıyordu neyse ......Ayetlere girmeden alevi sitelerini gezerken birşey dikkatimi çekti hepimiz bir konuyu araştırırken öğrenirken bütün bilgileri toplarız şimdi yazacağım şey şu ; aleviler kendilerindeki bu 12 imam meselesini hristiyanlıktaki 12 din adamına benzetiyorlar bazı kendi içlerindeki gruplar arasında , sonradan sonraya nedn bazı eklemeler olmuştur , bu mezhebe bana bir alevi arkadaşımız açıklamada bulunabilirmi yazdıklarımı kimse yanlış anlamasın biz alevileri küçümsemiyoruz sadece ben kendi adıma merak ediyorum niçin değişimler olmuştur bu batınilik ve reen karnasyon ile ilgili bilgilendirirseler memnun olurum.Bu arada sayın Badazz ellerinize sağlık güzel bir şekilde herkesin anlayacağı bir tarzda yazmışsınız.

--------------------

Benim yazmış olduğum mesaj niçin silindi? Çok merak ettim burada herkes düşüncelerinisöylemekte özgürdür ben kimseyi kırmıyorum da neden mesajım silindi?

--------------------

Merak ediyorum bu alevi sitesinnin birinde alevi ile hristiyanlığı benzetiyorlar benzetilme nedenidealevilikteki 12 imaminanışıyla hristiyanlıktaki 12 din adamı benzetmesi bu bir ikincisi de reenkarnasyon ve batıni düşünceler veinanışların aleviliğe girmesi bana bunları alevi arkadaşlar bir açıklama yaparlarmı ,teşekkür ederim.

--------------------

Şu da önemli bir konu bir tane moderatör bir bey var ;alevi olmayan biri alevilikle ilgili bir konu yazsa tamam artık daha o kişi bitti başlıyor yazmaya da yazmaya ayetler yazıyor bir sürü uzun uzunn göz kalabalığı insan okurken yoruluyor herkesin anlayacağı bir şekilde kısa ve öz yazsana sonra ne dmek ya hepimiz düşüncelerimizikarşımızdakini kırmadan söyleriz sana neoluyor Allah Allah hayrdır bu sitede bazı konular senin tekelindemi ne oluyoruz kalktı geçen bir konudada benim yazmamla ilgili, bilgisayarın acemisiyim diye benle alay etti şuna bir uyarı gelsin yeter ama.......Sen nasıl ve neye inanıyorsan senin karşında başka şeye inananda olur o da yazılarını yazar istediği biçimde kimsede karışamaz sen nerdeyse alevileri savunacam diye sunnileri aforaz edecen ne oluyoruz yaa hayret birşey .......

Sn abaji,

Silinen bir mesajınız yok.Zaten çok gerekmedikçe mesajlara müdahale edilmiyor.

Diğer konuya gelince,daha önce size de belirttiğim gibi herkes fikrini paylaşmakta özgür.Kimseye fikrinden ve inancından dolayı uyarı verilemeyeceği gibi paylaşımlarının uzun olmasından dolayı da uyarı verilmesi söz konusu değil..

Diğer Alevilik ile ilgili başlığı tartışmada taraflar söyleyeceklerini söyledi ve konu tekrara girdi diyerek kapattık ancak görünen o ki bitmemiş...

Umuyorum fikirlerin daha nezaket ve karşılıklı saygıyla paylaşımı burada müdahaleye gerek kalmadan mümkün olur.

Tsk..

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Benim bilgisayarda gözükmeyince ben silindi zannettim. İlk önce bir gözüktü sonra kaybolunca ben silindi zannettim ama yukarda dediklerimde haklıyım çünkü niçin diye soracaksınız;yukarda yazdığım konu alevilikten çıktı sayın Muhabbetçi Bey indin ile ilgli yazılarını okuyunca elimde olmadaan sinirleniyorum yani biz düşüncelerimizi yazamayacakmıyız? Herşeyi tekeline almaktan vazgeçsin hayret birşey valla diğer yazılarınıda okuyorum sunniler haricinde herşeyde var adam sonra öyle bir yazılar yazıyorki karşı düşünceyi susturimde nasıl susturursam susturim varmı böyle birşey yani hakkatten o bir kere ilahiyatçı değil birşey değil belki ben onun bildiklerinin fazlasını biliyorum ama açmıyorum yani eayatleri toplayarak yadabazı kitaplardan okuduğu bilgilerle burada birşeyler yazıyor .Yani nereye kadar geçmiş tarihimizi bilen ama bilmek derken öyle okul kitaplarında yazan ,ansiklopedilerde yazanın haricinde gerçek tarih o kaynaklar bulunup okunsun bir bakılsın bakim neler yazıyor orada neler anlatılıyor.. Lütfen bir konu irdelenirken anlatılırken herşeylere dikkat edilmeli , geçmiş tarihimzde Osmanlı zamanında olsun ve daha önceki yıllara bakılsın bir bakım nelr olmuş.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Misafir
Bu konu artık başka yanıtlara kapalıdır.
 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...