Jump to content

Nas Suresi Tefsiri


Sofi.
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Her türlü vesvese ve şerden Allah’a sığınmaktır. Her taraftan düşmanlarca kuşatılan bir insan ancak her şeye gücü yeten ve her şey emrinde bulunan bir melike sığınmakla ve ondan yardım istemekle kurtulabilir. İstiaze de görünür-görünmez, bilinir-bilinmez düşmanlardan, kazalardan ve belalardan, şeytanların şerrinden, insanların haset ve fesadından, hile ve hud’asından her şeyin sahibi ve maliki ve rabbi olan Allah’a sığınmakla kurtulabilir. İşlemiş olduğu Salih amelinin fesada ve ifsada uğramaması da ancak istiâze ile mümkündür. Çünkü her zaman def’-i şer celb-i nef’a racihtir. Düşmanların hücumu zamanında amel-i salihden çok düşmanın fesadını ve ifsadını defetmek gerekir. Sonra yapılan hayırlı amellerin semere vermesi mümkün olur. Yoksa sel gelir hepsini alır götürür. Bu sebeple önce istiâze ve tedbir, sonra hayırlı amel işlemek makbul olanıdır. Yüce Allah bu hikmete binaen Kur’ân-ı Kerimde “Kur’ân okumaya başlayacağınız zaman recm olunmuş şeytandan Allah’a sığının” (Nahl, 16:97) buyurur. Tahrip kolaydır. Şerler tahribat nevinden olduğu için bir senede yapılan bir bina bir dakikada yıkılabilmektedir. Bir saraya bomba atmaya çalışan bir anarşistin şerrinden korunmak için bir devlet askeri, polisi ve istihbaratı ile bir sene boyunca devamlı uyanık ve hazır bulunması gerekir.

NÜZULÜ:

Mekke’de Felak Suresinden sonra 21. Sure olarak nazil olmuştur. Felak ve Nâs sureleri beraber nazil olmuştur. (Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları, 2:982)

MEÂL-İ ÂLÎSİ:

“Ey Resulüm! Cinlerden ve insanlardan olan insanların göğsüne ve kalplerine fısıldayan, sinsî şekilde vesvese veren vesvâsın şerrinden insanların ilâhına, insanların melikine ve insanların rabbine sığınırım, de…”

TEFSİRİ:

İstiâze: Her türlü vesvese ve şerden Allah’a sığınmaktır. Her taraftan düşmanlarca kuşatılan bir insan ancak her şeye gücü yeten ve her şey emrinde bulunan bir melike sığınmakla ve ondan yardım istemektir.

1. “İnsanların Rabbine sığınırım.” Rab, terbiye kökünden gelen bir kelimedir. Allah hakkında “Terbiye” ise her şeyi yaratıp, kemâline erdirme ve amacına ulaştırma manasını ifade eder. Yüce Allah bir samla sudan insanı çıkardığı ve kemaline erdirdiği gibi, kitaplar ve peygamberler ile de fert ve cemiyeti terakki ve tekâmül ettirmektedir. Aynı şekilde bir tohumu patlatarak içinden bir ağaç çıkarmakta ve topraktan binlerce nebatı terbiye ederek kemaline erdirmektedir. Felak suresinde “Falıku’l ısbah” bir başka ayette de “Fâlıku’l-habbi ve’n-nevâ” ismi ile bu hususa işaret edilmiştir. Yine yüce Allah “Kün” emri ile kâinatı bir atomu patlatarak icad etmiş ve tekâmül ettirerek terbiye ettirmektedir. İşte “Bir şeyden her şeyi yaratan ve her şeyi sonunda yine bir şeye tahvil edebilen” güç ve kuvvet sahibi bir Rabbe sığınmakla insan her şeyin şerrinden kendisini kurtarabilir.

 

2. “İnsanların hükümdarına, melikine sığınırım.” Melik, padişah ve hükümdar demektir. Her şeyin sahibi, idarecisi, her şey emrine âmâde ve emri altında çalışana “Melik” denmektedir. Kâinat bütün zerratı ve eczası ile emrine âmâde olan yüce Allah’a sığınan elbette her türlü sıkıntı ve beladan, musibet ve şerden kurtulur. İnsana yakışan kula kul olmak ve aciz mahlûkattan imdat istemek değil, her şeyin sahibi ve meliki olan Allah’a sığınarak şerefle yaşamaktır. Bu manayı yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde şöyle ifade eder: “Ey mülkün sahibi olan Allahım! Sen dilediğine mülk verir, dilediğinden de mülkü alırsın. Dilediğini aziz ve dilediğini de zelil edersin. Hayır ancak senin elindedir. Muhakkak ki Sen her şeye kâdirsin.” (Âl-i İmran, 3:26)

3. “İnsanların ilâhına sığınırım.” Ulûhiyet, birliği ve şerik ve iştiraki reddetmeyi ifade eden bir terimdir. Yalnız Allah hakkında kullanılır. Ulûhiyetin ifadesi “ Lâ ilâhe illallah” kelime-i tevhididir. İlah, tanrı anlamına gelmez; ancak şeriki olmayan ve birliği ile kâinat kabza-i kudret ve tasarrufunda bulunan yüce zatı ifade eder. İnsan mahlûkatın en şereflisi ve Allah’ın en değerli varlığı olarak ancak şeriki olmayan Allah’a sığınmakla şerefini muhafaza eder ve her türlü şerden kendisini muhafaza edebilir.

Sual: Nâs lafzına izafeten “Rab” “Melik” “İlah” denilmesi ve “Nâs” lafzının üç defa tekrarının hikmeti nedir?

Cevap: Hikmetleri sayılamayacak kadar çoktur. Her şeyden önce yüce Allah’ın “İnsanların Rabbi” “İnsanların Meliki” ve “İnsanların İlâhı” ifadeleri ile insana değer verdiğini göstermektedir. Bunun dışında bazı hikmetlerini şöyle sıralayabiliriz.

Birincisi: Kur’ân-ı Kerimin hikmet-i nüzûlü insanları terbiye ile sırat-ı müstakîme hidayettir. Şeytan ise hidayete engel olmaya çalışır. Şeytanın şerrine karşı ancak Allah’a sığınmakla kurtulabilir. Bu sebeple yüce Allah Fatiha Suresinde “Sırat-ı müstakîmde” hidayeti istememizi emretmekte ve her gün beş vakit namazda kırk defa bu talebi tekrarlamamız istenmektedir.

İkincisi: Şerler o derece gizlidir ki nereden nasıl geleceği belli olmaz. Bu durumda ancak İnsanların ilahı, meliki ve rabbine sığınmakla korunma imkânı vardır. Hem o derece tahripkâr ve yıkıcıdır ki, şerrinden ancak Allah koruyabilir. Zira tahrip kolaydır. Bir senede yapılan bir bina bir dakikada bir anarşist tarafından yok edilebilir. Ömür boyu yapılan ibadetler bir anda şeytanın iğvası ile bir dakika küfür bir ömür ibadeti yok eder. Bu dehşetli tahribat ancak Allah’a sığınmakla önlenebilir.

Üçüncüsü: Nefs-i insanın en büyük düşmanı kendi içindedir. Nefs-i Emmarenin şeytanın vesvesesine kulak vermesi her kötülüğün başıdır. Bu sebepten dolayıdır ki şairin “Mecrûhu sanma cerh-i mücerrettir öldüren / Âfât-ı bâtınıyyedir asl-ı musîbetin” mısraları bu gerçeği anlatmaktadır.

4. “Vesvas-ı Hannâs’ın Şerrinden Rabbime sığınırım.” Vesvâs, vesvese veren anlamına gelir. Vesvese ise gizlice fısıldamaktır. Nefsin “lümme-i şeytaniye” adı verilen ve kalpde bulunan bir yeri vardır ki şeytan buradan kalbe vesvese verir. Nefis de “tembellik kulağı ile” bu vesveseye kulak verir. Vesvâs şeytanın adı olduğu gibi şehvetlerin fısıldandığı şeylerdir. Allah’ın emirleri ve yasakları nefsin arzularına zıt olduğu için bunlara aykırı olan hususlar da nefsin hoşuna giden hususlardır. Şeytan bundan istifade ederek nefse hoş gelecek şekilde vesvese verir, nefis de bunu dinler.

 

Bu husus Kur’ân-ı Kerimin diğer ayetlerinde şöyle ifadesini bulur. “Cennette şeytan Âdem’e vesvese vererek sana sonsuzluk ağacını ve ebedi saltanatı haber vereyim mi? dedi.” (Taha, 20:120) Bu ayette şeytanın Âdem’e (as) nasıl vesvese verdiği anlatılmaktadır. Tabii ki bütün bunlar Allah’ın izni ve bilgisi dâhilindedir. Yüce Allah insanları nefis ve şeytanla, uzun emeller ve şehevî duygular ile deneyerek imtihanlara tabi tutarak terakki ve tekâmül ettirmektedir. Nitekim “Biz azimüşşan insanı yarattık ve ona nefis verdik. Biz nefsinin ona nasıl vesvese verdiğini de biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınızdır” (Kaf, 50:16) buyurarak bunu bize haber vermektedir.

 

“Hannâs” sinsi, hileci ve aldatıcı, geri çekilen ve fırsatını bulduğu anda hemen sokulan ve bunu devamlı adet hâline getiren demektir. Şeytanın işi ve adeti, huyu ve ahlakı budur. Asla insanı zorlamaz. Vesvese verir, Allah’a sığındığı zaman hemen çekilir, gaflet anını bekler. Gafil olduğunu gördüğü anda hemen sokulur ve vesvesesini kalbine ve nefsine ilka etmeye başlar. Kovulunca kaçar, ama hemen geri döner. Yüce Allah yıldızlar hakkında “Hunnes ve kunnes” (Tekvir, 81:16) tabirini kullanır. Bu “gündüzleri kaybolup, gece ortaya çıkan” anlamındadır. Güneş çıkınca kaybolur, güneş gidince hemen ortaya çıkar. Aynı şekilde şeytan da Allah zikredilince kaybolur, gaflet basar basmaz hemen ortaya çıkar. Bunun için şeytana “Hannâs” denilmiştir. (F. Razi, Mefatihu’l-Gayb, 23:599)

 

Peygamberimiz (sav) “Şüphesiz ki şeytan insanın kurdudur. Sürüye musallat olan kurt gibi sürüden ayrılan, sıska ve zayıf olanı kurt yakalar” (Müsned-i Ahmed, 1:81) buyurdular. Bu hadis-i şerif ile peygamberimiz (sav) cemaat ile beraber olmanın şeytanın hile ve desisesine engel olacağını anlatmaktadır.

5. “Onlar insanların göğsüne vesvese verirler.” Neden göğsüne vesvese verirler? Çünkü kalp göğüs içindedir. İbn-i Sina, “Nefsin birinci matıyyesi ve bineği göğüstür. Nefs-i insanın ilk müteallakı ise kalptir” demiştir. Bu sebeple vesvesenin tesiri önce göğüsleredir. Peygamberimiz (sav) “Şeytan kanın damarda aktığı gibi insan bedeninde cereyan eder.” (Buhari, Ahkâm, 21) Vesvese şeytan tarafından geldiği için “İnsanların yapmadıkları sürece kalplerinden geçen kötü düşüncelerden dolayı mesul değillerdir.” (Müslim, 1:116; İbn-i Mâce, 1:65)

 

Göğse vesvese verilmesi sadece kalbe ait bir olay olmadığını, azaların da bu hususta rolünün olduğunu ifade etmektedir. Kulak, göz ve diğer azalar da nefsani ve şehevani istekleri ile vesveseye zemin hazırlarlar. Çeşitli fikir ve düşüncelerin doğmasına sebep olurlar ki bunların çoğu insanın içinden değil, dış etkenlerden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla vesvesenin sadece psikolojik olduğu iddiasını yanlışlığını göstermektedir.

 

Peygamberimiz (sav) “Sizden hiç kimse yoktur ki, şeytanı bulunmasın. Her insanın ona vesvese veren bir şeytanı vardır” buyurdular. Peygamberimize (sav) soruldu: “Sizin de şeytanınız var mı?” Peygamberimiz (sav) “Evet, benim de şeytanım vardı; ama Rabbim bana yardım etti de bana teslim oldu. Bu sebeple bana sadece hayır tavsiye etmektedir” (Müslim, Müsafirîn, 69; Dârimî, Rikak, 25) buyurdular.

6. “Vesvâs cinlerden de olur, insanlardan da…” Cinnî olan şeytan, insî olan ise şeytandan dersini alan ve fesat çeviren insandır. Ebu Zer (ra) “Sizler insî şeytanlardan Allah’a sığınıyor musunuz?” diyordu. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Biz her peygambere insî ve cinnî şeytanları düşman yaptık. Onlar birbirlerin aldatmak için süslü sözlerle vesvese verirler” (En’am, 6:112) buyurarak insî şeytanların da vesvese vererek insanları aldatmaya ve yoldan çıkarmaya çalıştıklarını anlatır. İnsî ve cinnî şeytanlar daima sûret-i haktan görünerek insana yaklaşırlar.

 

Ebu Zer (ra) bir gün peygamberimizin (sav) mescidde bulunduğu bir zaman giderek yanına oturur. Peygamberimiz (sav) “Namaz kıldın mı?” diye sorar. “Hayır” diyince “Kalk ve namaz kıl” buyurur. Ebu Zer (ra) namaz kılar ve oturur. Peygamberimiz (sav) buyurur: “Ya Ebâ Zer! İnsan ve cinlerin şeytanlarından Allah’a sığınıyor musun?” diye sorar. Ebu Zer “Ya Resulallah insanların da şeytanları var mı? “ diye sorar. Peygamberimiz (sav) “Evet, vardır” buyurdular. (Buharî, Bed'ü’l- Halk, 11; Edeb, 44; Nesâî, İstiâze, 49)

 

Peygamberimiz (sav) buyurdular: “Şüphesiz ki şeytan sizden birisine gelir ve şöyle fısıldar: “Yeri ve göğü kim yarattı?” der. O da “Allah yarattı” cevabını verir. O zaman şeytan “Allah’ı kim yarattı?” diye fısıldar. İşte sizden birisine şeytan böyle vesvese verecek olsa “Ben Allah’a ve Resulüne iman ettim’ desin” (Taberani, Camiu’s-Sağir,) buyurdular. (Celal Yıldırım, İlmin Işığında Kur’ân Tefsiri, 13:7095-7097)

 

“İnsan” kelimesi iki şekilde yorumlanmıştır. Birincisi, “üns” kökünden “birbirlerine yakınlaşmaları ve ünsiyet etmeleri” anlamını, “Nisyan” kökünden “insanın unutkan olduğunu” ifade etmektedir. İnsan nisyandan alındığı için nisyana müptelâdır. Unutkan olduğu için günah işler. Bundan dolayı da tövbe ile emr olunmuştur.

 

Şeytan yüce Allah’a “Rabbim, izzetin ve celalin hakkı için ruhları bedenlerinde olduğu sürece senin kullarını aldatıp şaşırtacağım” dedi. Yüce Allah da “İzzetim ve celalime yemin olsun ki, kullarım istiğfar ettikleri sürece ben de onları bağışlayacağım” (Müsned-i Ahmed, 1:81) buyurdu.

MUAVVİZATEYNİN FAZİLETİ:

Şeytanın şerrinden Allah’a sığınmak için İstiâze ile Felak ve Nâs surelerini okumak yeterlidir. Şeytana lanet okumakla onun şerrinden korunmak mümkün olmaz. Şeytana lanet okumak insana hiçbir şey kazandırmaz. Ancak amel-i salih ve okunan Kur’an ve yapılan zikirlerdir ki insana fayda verir. Bir seferden dönerken binmiş olduğu devesinin ayağı sürçer ve peygamberimiz (sav) düşecek gibi olur. Devenin redifi, yani bakıcısı “Kahrolası şeytan” dedi. Peygamberimiz (sav) “Böyle söyleme! Şeytan kendisinden lanetle de bahsedilse büyüklenir ve beni zikretti der. Ama ‘Bismillah’ dersen şeytan kahrolur ve küçülerek sinek gibi kalır” (Müsned-i Ahmed, 5:59) buyurdular.

 

Peygamberimiz (sav) sahabelerine her namazın arkasından Muavvizateyn okumayı tavsiye etmiştir. Akşam yatarken ve sabah kalkınca üçer defa ihlas ve Muavvizateyn okumak her türlü sıkıntı ve korunma için yeterli olduğu peygamberimiz (sav) tarafından ifade edilmiştir.

SURENİN ESRARI:

“Nas Suresi”nin harfleri mükerrerler atılırsa 22 harftir. “Fâtiha Suresi”nin harfleri de 22 adettir. Bunlar ise Kurân-ı Kerimin nazil olduğu senelerin toplamıdır. Kur’an-ı Kerimin ilk harfi “B” son harfi ise “S” harfidir. Bu da “Bess” yani, “yeter” anlamındadır. “Kur’an-ı Kerim insanlık için yeterlidir anlamını ifade etmektedir. (Ali Aslan, Büyük Kur’an Tefsiri, 16:276)

 

alintidir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

  • Benzer Konular

    • Sorularla Kadir Suresi’nin Tefsiri

      Bismillahirrahmanirrahim     “Hiç şüphesiz biz o (Kuran’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. * Sen ne bilirsin Kadir Gecesi nasıl bir gecedir?! * Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. O gecede melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle her işle (insanların mukadderatı, hayır ve bereketlerle) inerler. * O gece şafak doğuncaya kadar, selamdır (selametle birliktedir).”     TEFSİR:     1- Soru:- Kadir gecesinin en önemli özelliği nedir?     Cevap: Kadir gecesinin en önemli özelliği, hiç kuşkusuz Kur

      , Yer: Kuran-ı Kerim

    • Taberi Tefsiri İnfitar Suresi

      İnfitar Suresi İnfitar Suresi on dokuz âyettir ve Medine´de,nazil olmuştur. Cabir b. Abdullah diyor ki:     "Muaz b. Cebel, arkadaşlarına yatsı namazını kıldırdı. Namazını uzattı. Bunun üzerine Resulullah Muaza"Ey Muaz sen insanları fitneye mi düşürecek­sin. Ey Muaz, sen insanları fitneye mi düşüreceksin Sebbihisme Rabbikelalâ (A´lâ Suresi) Vedduha (Dulıa suresi) ve İzessemâün Fatarat (İnfitar suresi)ni ne­rede bıraktın (Bunları okusan yetiniz miydi )"[1] buyurdu.[2]             Rahm

      , Yer: Kuran-ı Kerim

    • Yunus Suresi 75-82 Taberi Tefsirİ

      75- Bunlardan sonra da Musa ve Harunu, Firavun ve topluluğuna mucizelerimizle gönderdik. Fakat onlar kibirlendiler ve suçlu bir kavim ol­dular.     Nuhun arkasından gönderdiğimiz Peygamberlerden sonra da Musa ve Harunu Mısır Kralı Firavuna ve kavminin ileri gelenlerine, onların doğrulukları­nı gösteren delil ve mucizelerle gönderdik. Fakat Firavun ve etrafındakiler, Mu­sa ve Harun´un hak yola davetlerini kabul etmeyi gururlarına yedirmediler. Böy­lece rablerini inkâr ederek suçlu bir kavim ol

      , Yer: Kuran-ı Kerim

    • Tahrim Suresi Taberi Tefsiri

      Tahrim suresi on iki* âyettir ve Medine´de nazil olmuştur.     Bu sure-i celile de, bütün davranışlarıyla bize Örnek olan Resulullahm ha­yatından, yaşanmış ve neticede bir hükme bağlanmış bazı meseleleri beyan et­mektedir.     Resululllah efendimiz, hanımlarından birinin arzusu istikametinde, diğer hammıyla münasebetini kesme kararı alıyor. Fakat Allah teala bu davranışı tas­vip etmiyor. Böylece, hayatımızda çokça rastlayacağımız bu gibi durumlarda nasıl davranmamız gerektiği bize öğretilm

      , Yer: Kuran-ı Kerim

    • Fecr Suresi Taberi Tefsiri

      Fecr Suresi otuz âyettir ve Mekke´de nazil olmuştur.[1]             Rahman ve Rahim olan Allanın adıyla.             1-5- Yemin olsun fecre, on geceye, her çift ve tek´e, gelip geçtiği za­man geceye. Şimdi bunda akıl sahibi için bir yemin var mı (akıl sahibi için bunların her biri yemine değmez mi )             Âyette geçen "Fecr" kelimesinden maksat, Abdullah b. Abbas´tan nakle­dilen bir rivayete göre "Gündüz"dür. Diğer bir rivayete göre "Sabah namazı"dır. İkrime^den nakled

      , Yer: Kuran-ı Kerim

×
×
  • Yeni Oluştur...