Jump to content

Allah İçin Sevmenin Ölçüleri


EZEL
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Allah İçin Sevmenin Ölçüleri

Doç. Dr. Süleyman Derin

 

Sufilerin Allah Teâlâ ve O’nun kulları ile olan ilişkilerinde muhabbeti, merhameti ve hoşgörüyü öne çıkardıkları herkesin malumudur. Yunus Emre’nin deyişiyle bu hal “yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevmek”tir. Ne var ki gerçek sevgi sınırsız bir sevgi değildir. İslam bir ölçü dinidir, sevgide, gadapta, her duyguda ölçüyü Kur’an-ı Kerim açıkça ortaya koymuştur. Özellikle Nakşîlik bütün uygulamalarında Kur’anî ölçüleri azami derecede dikkate alan bir tarikattır. Bu bağlamda İmam Rabbanî’nin Müslümanların Hindularla karışık yaşadığı ve Hindu adet ve ritüellerine karşı bir sevginin ortaya çıktığı günlerde yaptığı şu uyarıları bugün de geçerliliğini sürdürmektedir: Öyle ise imanı gerçek anlamda elde edebilmek için küfürden uzak durmak gerekir. Bunun en alt seviyesi küfürden kalben uzak durmak, en üst düzeyi de hem kalben hem de bedenen uzak olmaktır. Uzak durmak; Hak Teâlâ’nın düşmanlarına düşmanlık bes­lemekten ibarettir. Bu ister, zarar vermelerinden korktuğunda kal­ben yapılmış olsun, isterse de zarar vermeleri korkusu olmadığın­da hem kalben hem de bedenen yapılmış olsun. Şu ayet-i kerime bu manayı desteklemektedir: “Ey peygamber kâfirlerle ve münafıklarla cihat et ve onlara katı ol.”(266. Mektup)

Zira Hak Sübhânehû’yu ve Peygamberini sevmek demek sevgimizi kime yönelteceğimiz konusunda dikkatli olmak demektir. Nakşî geleneğinin yakın zamandaki büyük temsilcilerinden Musa Topbaş (k.s.)’un dediği gibi; “Müseccel din düşmanları hariç herkesi sevdim” sözü sevginin ölçülerini ortaya koyan son derece veciz bir sözdür. Allah’a ve O’nun nebisine düşmanlık besleyenleri sevmek hatta onlara dost olmak gerçek sevginin ve samimi bir müslümanın alameti değildir. İmam’a göre Allah’ın düşmanını seven Hak sevgisinde yalancıdır. Bunun en güzel Kur’anî örneği ise “Halîlullah” olan Hz. İbrahim’dir. Zira o, bu yüce makamı putlara açtığı savaş neticesinde kazanmıştır:“İbrahim’de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir misal vardır, onlar kavimlerine demişlerdi ki: “Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sü­rekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir.(Mümtehine, 4)

İmam Rabbanî, Allah katında en faziletli amel olarak insanın Allah için sevmesi ve O’nun için sevmemesini gösterir. Özellikle insanları yoldan saptıran putlara karşı durmak bu sınıfa girer:Bu fakire göre, Allah Teâlâ’nın rızasını elde etme husu­sunda hiçbir amel kâfirlere cephe almaktan daha faziletli değildir. Zira Hak Teâlâ’nın; küfre, kâfirlere, Lât ve Uzza gi­bi uydurulmuş batıl ilahların bizzat kendilerine yönelik düşman­lığı vardır. Bu sahte ilahlara tapanlar da bizzat Rabbimizin düşmanlarıdır. Bu çirkin suçun cezası da sonsuza dek cehen­nemde kalmaktır. “Allah kendisine şirk ko­şulmasını bağışlamaz.” (Nisa, 48) ayeti katıksız bir kâfirin cezasının ebedi cehen­nem olduğunu gösterir. Günahkâr olmasına rağmen zerre miktarı bir imanı varsa onun azabı geçici olacaktır.İmam Rabbanî, İbn Arabî gibi bazı sufilerin kâfirlere verilecek cehennem azabını hafifletecek yorumlarını da eleştirmekten geri durmaz. “Rahmetim her şeyi kaplamıştır” (Araf, 156) ayetinden yola çıkarak İbn Arabî, cehennemin kâfirler için ebedi olmadığını, belli bir süre azap gördükten sonra cehennemin onlar için rahat ve huzur yeri olacağını ileri sürmüştür ki bu tür fikirler İmam’a göre ilhamda hataya düşme sonucunda ortaya çıkmıştır:

“Rahmetim gazabımı geçti” hadisindeki gazaptan maksat; Allah Teâlâ’nın günahkâr müminler için söz konusu olan gaza­bıdır, müşriklere mahsus olan gazabı değildir. Allah’ın inançsızlara karşı olan rahmeti bu dünya için geçerlidir. Hatta onlara dünyada gösterilen rahmet de sadece dış gö­rünüşü ve sureti itibarı iledir. Hakikatte bu onlar için bir istidraç ve tuzaktır: “Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz. Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.” (Müminun, 55-56) “Bu sözü yalanlayanı bana bırak. Biz onları bilmedikleri yönden yavaş yavaş (istidraç ile) azaba yaklaştıracağız. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım çok sağlamdır.” (Kalem, 44-45) ayetleri bu manaya şahitlik eder.

İmam, bu sözleri ile Müslümanların küfür ehline karşı nasların ruhuna ters düşen merhamet gösterilmesine engel olmak istemiştir. İnanmayanlara karşı gösterilecek olan gerçek merhamet onlara hidayet nurunu ulaştırmaktır. İmama göre böyle yapmayıp da onlarla dost olanların son nefeslerinde imanlı ölmesi tehlikeye düşebilir:Bir defasında ölüm döşeğinde bir hastayı ziyaret etmiştim, onun durumuna teveccüh ettiğimde kalbinin çok şiddetli zulmet­lerde olduğunu gördüm. O karanlıkların kalkması için ne kadar teveccüh ettimse de o zulmetler bir türlü kalkmadı. Sonra birçok tevec­cühten sonra anlaşıldı ki, o zulmetler bu şahıstaki gizli olan bir küfür sıfa­tından kaynaklanmıştır. Ondaki kötülüklerin kaynağı hayatı boyunca kâfirlerle olan dostluğudur. Nihayet anladım ki, o zulmetleri kaldırmak için teveccüh etmek doğru değildir. Zira onun bu zulmetten arınması ancak küfrün cezası olan cehennem azabına uğramasından sonra olacaktır.Bununla birlikte İmam, küfür ehli ile dostluk kuranların imanını önemser ve onlara Müslüman muamelesi yapılması gerektiğini düşünür. Böylece bu tür hatalı Müslümanların ahirette Allah’ın merhametine uğramasından umut kesilmez. Allah Teâlâ sevgilerimizi layık olanlara yönlendirmeyi hepimize nasip etsin, yanlış sevdalardan da hepimizi muhafaza buyursun. Âmin.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sufilerin Allah Teâlâ ve O’nun kulları ile olan ilişkilerinde muhabbeti, merhameti ve hoşgörüyü öne çıkardıkları herkesin malumudur. Yunus Emre’nin deyişiyle bu hal “yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevmek”tir. Ne var ki gerçek sevgi sınırsız bir sevgi değildir. İslam bir ölçü dinidir, sevgide, gadapta, her duyguda ölçüyü Kur’an-ı Kerim açıkça ortaya koymuştur. Özellikle Nakşîlik bütün uygulamalarında Kur’anî ölçüleri azami derecede dikkate alan bir tarikattır. Bu bağlamda İmam Rabbanî’nin Müslümanların Hindularla karışık yaşadığı ve Hindu adet ve ritüellerine karşı bir sevginin ortaya çıktığı günlerde yaptığı şu uyarıları bugün de geçerliliğini sürdürmektedir: Öyle ise imanı gerçek anlamda elde edebilmek için küfürden uzak durmak gerekir. Bunun en alt seviyesi küfürden kalben uzak durmak, en üst düzeyi de hem kalben hem de bedenen uzak olmaktır. Uzak durmak; Hak Teâlâ’nın düşmanlarına düşmanlık bes­lemekten ibarettir. Bu ister, zarar vermelerinden korktuğunda kal­ben yapılmış olsun, isterse de zarar vermeleri korkusu olmadığın­da hem kalben hem de bedenen yapılmış olsun. Şu ayet-i kerime bu manayı desteklemektedir: “Ey peygamber kâfirlerle ve münafıklarla cihat et ve onlara katı ol.”(266. Mektup)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...