Jump to content

Öze Dönmek


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Öze dönmek, şahsın kendi karakter, kendi kültür ve kendi ruh köküne dönmesi demektir. Bu da ancak, fert ve toplumun kendi düşünce ve iradesiyle varolması, kendi ayakları üzerinde yürümesi, kendi elleriyle işlemesi, kendi temel kültür malzemesiyle beslenip gelişmesi, millî şahsiyetini hırpalayacak taklitlerden sakınması; örf-âdet ve millî hususiyetler gibi asırlardan beri kaynaya kaynaya benliğimizle bütünleşmiş şeylerin, fevkalâde hassasiyetle korunup kollanmasıyla mümkün olabilecektir.

 

Öze dönme; ırkî bir tavır, kan bağıyla hareket etme, ya da dış dünyaya karşı bütün bütün fermuarını çekip kendi modeli içinde sıkışıp kalma manasında anlaşılmamalıdır. O, ne zamanın dişleri arasında aşınıp giden ve maddî-manevî hiç bir değer ifade etmeyen şeylere gönül kaptırmışlık, ne de temelde bize ait olmadığı halde sonradan içimize sokulmuş yabancı değerlere, batıl inançlara, ruhî ve zihnî tekâmülümüzü engelleyen eskimiş şeylere bağlılıktır. Öze dönme, dünü bugünle, bugünü de yarınla bir arada görme ve asırların birikimi kültür menşuruyla, ayıklanacakları çıkarıp atma, geride kalanlara da sımsıkı sahip çıkma demektir.

 

Bu manada öze dönüş, milletçe varlık ve bekâmızın önemli bir şartı olduğu gibi, yabancı değerlerin hücumundan kurtulma ve zaman zaman millî ruh şahikalarını bir duman gibi saran yabancı düşünce ve asimülasyonlardan da zarar görmemenin tek yoludur. Öze dönme hamlesinde muvaffak olan toplumlar, aynı zamanda, yitirdikleri tabiatlarını da kazanmaya: kendileri gibi düşünmeye, kendileri gibi konuşup kendileri gibi soluklamaya muvaffak olurlar.

 

Ne acıdır ki, yıllar yılı bu ülkede, kendinden kaçan bir kısım müstağribler, hep başkalarının nefeslerini solukladı, hep sunî teneffüsle yaşadı; bir kere olsun kendileri olarak tabiî teneffüste bulunamadı ve tabiilikteki derin zevki duyamadılar. Dolayısıyla da, halkla kendileri arasında ortak idealler köprüsü kurulamadı; bu ideallere vanş yolları belirlenemedi; yığınların donmuş hareketsiz ruhlarına, onları canlandıracak imân, şuur ve heyecan aşılanamadı. Böylece aydın (!) bir tarafta, halk yığınları diğer tarafta, herkes kendi anlayış ve düşüncesi veya kendi hezeyan ve isyanlayla çürüyüp gitti. Bunun neticesi olarak da, kalp, ruh, his ve düşünce dünyamızda kendimizi koruyup kollayamadığımız gibi, kendilerini taklit çizgisinde bulunduğumuz milletlerden de hiç mi hiç yararlanamadık.

 

Evet belki, benliğimizin sınırlarını belirleyebilmek, özümüze ait hususiyetleri eksiksiz ortaya koyabilmek için belli bir ölçüde, başkalarını bilmeye de ihtiyaç vardı; ama, keşke bunu paradokslara girmeden ve özümüzü hırpalatmadan yapabilseydik!

 

Kaybettiğimiz din, dil, tarih şuurunun, bir ölçüde hasımlarımızın dinî düşünce, felsefe ve tarihlerini bilmekle alâkalı olduğunu kabul ediyoruz; ama, rica ederim; bilip değerlendirmenin, şuursuzca taklitlerle ne münasebeti var..?

 

Bizde öteden beri alafranga bir zümre, herhangi bir kritiğe tabi tutmadan herşeyiyle batıyı taklit ederken, diğer tarafta ayrı bir grup, hep onu suçlamayı deneyip durmuştur. Aslında her iki zümre de peşin hükümlülük içindeydi ve hata ediyordu. Batı, ne öyle taklit edilmeli ne de böyle yerin dibine batırılmalıydı. O alınacak yanlarıyla alınmalı, atılacak taraflarıyla da atılmalıydı. Gel gör ki; batı, ne taklit edilmesi gerektiği yerde tam taklit edilebildi, ne de eracifine karşı sınırlar çizilip kapıların kapalı tutulması gerektiği noktada hassasiyet gösterilebildi.

 

Bugüne kadar kayıtsız şartsız batıya hayranlık duyanlar olsun, onu hakikî manasıyla taklit edebilselerdi, kimbilir belki de belli bir seviyede batılı olabilirlerdi..! Ama, ne onlar, ne biz, ne de bağlı bulunduğumuz şu garibler dünyası, basitlerden basit bu meseleyi hiçbir zaman kavrayamadık, bundan dolayı da hasımlarımız tarafından tekrar tekrar nakavt edildik.

 

Hiç olmazsa şu anda olsun, milletin kendine dönmesini hazırlama mevkiinde bulunanlar, onun, havadan, sudan daha çok ihtiyaç duyduğu dinini, dilini destekleyip tarîh şuuruyla gönlünü âbâd edebilselerdi!

 

Kendi usül ve prensiplerine göre öğretilip hayata mal edilmeyen ilim, aydınlatıcı ve yol gösterici olamayacağı gibi, aynı talihsizliğe uğramış din ve dinî kültür de kendinden bekleneni asla veremeyecektir. Dînin, fonksiyonunu tam eda edebilmesi, düşünce ile arasındaki mânilerin ortadan kaldırılmasına ve pratiğe giden yollardaki tıkanıklıkların açılmasına ihtiyaç vardır. Bu yapılmadığı takdirde, zihin ruhla bütünleşemeyecek, kalp ve kafa arasında diyalog kurulamayacak, dolayısiyle de din fonksiyonunu tam olarak eda edemeyecek; bir kısım zavallılar da bunu dinin yetersizliğine verecektir!...

 

Dil de, tarihî tekamülü içindeki ağırlığıyla ele alınıp güçlendirilmeli ve dünya dilleri arasında iştiyakla yazılıp okunan bir lisan haline getirilmelidir. Dil insanın şahsiyetini temsil eden önemli unsurlardan biridir. Ondaki kusur ve eksiklik, kültür hayatını felce uğratır ve bir ölçüde toplumu da bedevîleştirir.

 

Bir milletin dili, o milletin kültürüne bekçilik yapacak kadar gelişkin ve güçlü değilse, o milletin başka kültürlerin işgaline uğraması ve zamanla da bütün özünü yitirmesi kaçınılmaz olur. Diyelim ki, insanımıza ilim-irfan dağıtma mevkiinde bulunanların büyük bir kısmı, İngilizceye aşina olduklarından daha çok dağarcıklarında, o dilde yazılmış eserlerden süzülüp gelen şeyler bulunacaktır. Bu da onları, İngiliz ve Amerikalılar gibi duyuş, düşünüş ve anlayışa sevk edecek; dolayısıyla da halkla münevver arasında aşılması imkânsız uçurumlar meydana gelecek ve zavallı yığınlar (eski-yeni) derken şaşırıp ortada kalacaklardır.

 

Tarih şuuru, geçmişle geleceği bağlayan bir köprü mesabesindedir. Bu köprüyü kurup koruyamayan milletlerin,öbür sahilde gidip nereye aborde olacaklarını kestirmek oldukça zordur.

 

Bugüne kadar tarih şuurunu koruyamayan hiçbir milletin payidar olduğunu duymadığımız gibi, başkalarına ait levsiyyat tekrar tekrar besteleyip duran müstağriplerin payidar olacaklarına da ihtimal veremiyoruz.

 

Onun içindir ki topyekün millet; bir kıta sahanlığı prensibiyle milli ruh ve sahillerini, semalarını kimseye ihlâl ettirmeme düşüncesiyle millî mefküre atmosferini, içimize sızma istidadında olan hertürlü yabancı anlayışa parola sormak idrak ve basiretiyle de milli kültür haremini koruyup kollamalı ve şartlar ne olursa olsun, göz ve gönüllerimiz mutlaka kendi ülkemiz üzerinde bulunmalı; bütün bunlarla beraber, bugünün nesilleri, hem (dün) hem de (yarın) olmasını bilmeli ve bu anlayışla geleceği, mâzi kaneviçesine göre bir dantela zerafet ve inceliği içinde işlemelidir ki, bu güne kadar milletçe maruz kaldığımız içtimaî erozyonlara bir daha düşülmesin; kaybedilen şeyleri telafiye çalışırken, yeni kayıplara sebebiyet verilecek fasit dairelere girilmesin ve varolma kavgasının verildiği aynı noktada, çeşitli dejenerasyonlarla ölüme davetiye çıkarılmış olmasın..!

 

 

 

 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

  • Benzer Konular

    • Fıtrata Dönmek

      Fıtrata dönmek   Pek çok insanın bildiklerini, gördüklerini, duyduklarını, yaşadıklarını gözlemliyor ve yaşadıklarımı da içine katarak yazıyorum. Yani; bak bak, dikkatli bak! Dinle, dinle! Ne gördün, ne duydun? der gibi küçük uyarılarla farkındalık oluşturuyorum. Yaptığım iş basit. Ama gerçekte çok mühim. Çünkü her büyük küçüklerin bir araya gelmesinden meydana gelir. En güzel, küçük güzelliklerden oluşur. Bu böyle olunca hiçbir şeyi bu küçük, bu da basit bir şey deyip geçememeliyiz. Kocaman

      , Yer: Üyelerimizden Şiirler & Denemeler

    • Köşeyi Dönmek...

      Köşeyi Dönmek   “İdeal bir hayat yaşamak” ile “idealleri olan bir hayat yaşamak” arasında birkaç harflik fark, iki farklı yaşam şeklini anlatıyor bize. Ve bu birkaç harf bir cümleyi diğerinin tepetaklak ters çevrilmişi haline getiriyor.   İdealleri olan, derdi olan insanlar ideal bir hayat yaşamamayı peşinen kabul etmiş sayılıyor. “Yaşamak için yaşatma” gibi vahşi doğa koşullarının insanlara ait sokaklarda kol gezdiği günümüzde “Yaşattıkça yaşa” gibi bir derdi kolay kabul edemiyor insan.  

      , Yer: Kişisel Gelişim

    • Toplanın Gidiyoruz: 90′lara Dönmek İçin 55 Nostaljik Sebep

      İlk yazının gördüğü yoğun ilgi için teşekkür etmekle birlikte nostaljik bir listeyle daha karşınızdayız. Çünkü 90′lar bir derya, çünkü 90′lar bir deniz, biz hep onu özleriz. Şimdi mendilleriniz hazırsa, göz yaşlarınızı boca etmeye hazır olun, başlıyoruz: [h=2]Puma eşortman, eşofman, eşorftman ya da her neyse…[/h] 90′larda eşofman üstü falan bildiğin sokak elbsesiydi sonra pijama klasmanına girdi bunlar şıklığa ters düşen hareketlerde bulundular. [h=2]Tektaş değil ama su neyim fışkıtran yüzük

      , Yer: Serbest Kürsü

    • Brugge'dan Dönmek İstemeyeceksiniz!

      Kuzey’in Venedik’i denilen, ortaçağı günümüze getiren şehir; Belçika’nın Brugge’u .     Eğer Belçika’ya yolunuz düşmüşse, Brugge’a uğramazsanız bir şeyler kesinlikle eksik kalacaktır. Brüksel’den trenle 55 dakikada buraya gelip arnavut kaldırımlı sokakların, saat kulesinin, meydanın ve kanalların tadını çıkartmalısınız.   Şehre adımınızı attığınızda o daracık sokaklarda yürüyerek doyasıya keyif alabilirsiniz. Ya da ilk olarak tipik yüksek tavanlı belki dik çatılı, renkli kapılı, çerçev

      , Yer: Avrupa

    • Yatakta Dönmek Kemiklerin Kırılma Nedeni Olabilir...

      Zayıflayan kemikler hiç akla gelmeyecek nedenlerle kırılabiliyor. Yatakta dönmek ve bacak bacak üstüne atmak bile kırık oluşumuna yol açabiliyor   Zayıflayan kemikte, normalde olmayacak nedenler sonucundakırılma meydana gelmesi ‘patolojik kırık’ olarak adlandırılıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp, “Tuvalete oturma, yatakta sağdan sola dönme, bacak bacak üstüne atma gibi nedenler bile bu tür kırık oluşumlarına davetiye çıkarabilir” diyor. Bu kırıklar, genelde önceden a

      , Yer: Sağlık Haberleri

×
×
  • Yeni Oluştur...