Jump to content

Mücadele Ruhu


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Her türlü muvaffâkiyetin ilk şartı îman ve mücâdele gücüdür. Gönlünü inançla donatıp, dimağını yüksek düşüncelerin meşcereliği haline getiren kimseler, hayatın her dönemecinde ayrı bir huzur, ayrı bir hazza ererek kendilerini âdeta cennet bahçelerinde hissederler. Bu îman ve mücâdele gücünden mahrum gönüller ise, en küçük zorluklar karşısında sarsılıp ümitsizliğe düşmeye, cesaretlerini yitirip devre dışı kalmaya mahkûmdurlar.

 

Hayat bir bakıma, baştanbaşa çalışma, gayret ve mücâdele demektir. Çalışmak için güce, gayret için ümide ve kavga için de maddî-manevî hazırlıklı olmaya ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacı hesaba katmadan bayatın çok çetin ve zikzaklı labirentlerinden geçmeye kalkanlar, ya dökülür yollarda kalırlar veya başkalarının gölgesi gibi hep onları takip eder dururlar. Her iki halde de zelîl, derbeder ve tutarsızdırlar. Arasıra yalancı bir saadet elde edip onunla aydınlığa ermiş görünseler bile, hemen herzaman zillet ve sefâlet içindedirler.

 

Böyleleri saray ve malikânelere, demet demet para ve külçe külçe altınlara sahip olsalar dahi yine sefil, yine dilencidirler. Altın ve gümüş, özüyle bütünleşmiş yüksek ruhlar için iyi birer hizmetkâr ise de, kendini idrak edememiş talihsizler için çok kötü ve zararlı birer efendi sayılırlar.

 

İnsanlar, ekseriyet îtibariyle, kolay ve rahatlıkla elde edilebilen zevklerin kucağına atılmakla, gayret ve samîmiyet isteyen, meşakkat ve zorluklarla kazanılan büyük ve sürekli nimetlerden kendilerini mahrum etmektedirler. Bu öldürücü düşünce ile, gününü gün etmek isteyen nice kimseler vardır ki bayatlarını hep iniş aşağı yaşamak ister; bir kerecik olsun herhangi bir zorlukla karşılaşmayı katiyyen arzu etmezler. İnanç ve idealden mahrum, hasbilik ve diğer gamlık bilmeyen bu karanlık ve fersiz ruhlar, çalışmayı sevmez, sıkıntıya gelmez, zamanı değerlendirmesini bilmez, "menn-ü selva" (1) bekler gibi gözleri hep hârikalar kuşağında.. ümitleri sığ, iradeleri mefluçdur.

 

Yüreksiz, günübirlikçi ve menfaatlerine düşkün olduklarından, bütün bir hayat boyu başkalarının dümen suyuna göre hareket eder ve onların dublesi olarak yaşarlar. Bu itibarla da, durmadan yer değiştirir, kalıpdan kalıba girerler.

 

Ne var ki, bu hercaîlikle özleri koruyup kendileri olarak kalamayacakları gibi, mevcûd saadet ve mutluluklarını da koruyamayacaklardır. Kendi içinden beslenemeyen bir göl gibi, yavaş yavaş çekilecek, kuruyacak ve yok olacaklardır.

 

Aslında, özü koruma istikâmetinde gösterilen her gayret, hem yüksek bir zevk, hem de gelecek mutluluğun teminatı olması itibariyle mukaddes bir hamledir. Ancak, bu zevki idrak edebilmek için de yine, ruh köküne bağlılığa, mâzî esintili ilhamlara, inanç ve fazilete ihtiyaç vardır. Düşünce dünyasını bu esaslar üzerine oturtamamış kimselerin, bu yüksek zevki duymalarına imkân yoktur.

 

Bizce, günümüzde mühimlerden mühim bir mesele varsa o da; her düşünceye yahşi çeken idealsiz nesillere; inanç, fazilet, sabır, çalışma aşkı, mazi hayranlığı ve geleceği hallac etme iştiyâkı aşılayarak onları yeniden inşâ etmektir. Bu düşünce platformunda gösterilen her gayret, hem bugünü hem de yarınları âbâd edecek ve gelecek nesiller arasında bir "yâd-ı cemîl" olarak kalıp gidecekdir.

 

Tarlaya tohum saçmadan toprakdan birşeyler beklemek abes olduğu gibi; genç kuşakların insanlığa yükseltilmesi istikâmetinde, bazı fedâkârlıklara katlanmadan gidip hedefe ulaşmaya da imkân yoktur. İnsan, almadan önce vermesini bilmelidir ki, alma mevsiminde de kat kat alabilsin...

 

Bir bahçıvan, şayet bahçesine değer veriyorsa, toprağının en küçük parçasını dahi ihmal etmeden onu işler, hallac eder; meyveli ağaçlardan bitkilere, onlardan da güller, çiçekler ve süs ağaçlarına kadar bir sürü şey diker. Sonra da onları, su ile, gübre ile besler.. yer yer çapa yapıp yabanî otları koparır ve toprağın hava, güneş ve değişik boydaki esintilerle temasını temin eder ki; bütün bunlar, bahçe sevgisiyle pratiğin bütünleşmesi manasına gelir.

 

Şimdi acaba sizler de, bu bahçıvan gibi, hayatınız ve nesillerin hayatına müdâhele edip onu çeşitli erozyonlardan koruyabiliyor musunuz? Her tarafdan hücum eden zararlılara karşı göğsünüzü siper yapıp onu müdâfâ edebiliyor musunuz? Ve bu uğurdaki gayretlerinizde fevkalâde bir inanç ve azimle iradenizin hakkını verebiliyor musunuz?

 

Evet, isteseniz sizler de, hayatınızı yeni baştan inşâ ederek, ona değişik buutlar kazandırarak başkalaşabilir; eşya ve hadiselere bir başka zâviyeden bakıp bir başka şekilde müdâhele edebilir.. daha iradeli, daha derli toplu olabilirsiniz. Olabilirsiniz ama; bütün bu (olma)ların birtek yolu vardır, o da; Hakkın lutuflarını iradenizin çehresinde tecellî ettirebilmekdir.

 

Evet, içinde yaşadığınız dünyayı kendi şartlarıyla idrak edebiliyor, ümit ve irade balansını Sonsuz'a göre ayarlayıp ruhunuzdaki dinamizmle varolduğunuzu gösterebiliyorsanız, vız gelir size herşey.. seller, fırtınalar, zelzeleler... Böyle bir durumda sizi ne kılıçlar yaralayabilir, ne top gülleleri sarsabilir, ne de ateşler yakabilir... Mevsimler peşipeşine gelir geçer; renkler ve şekiller değişir; baharları yazları, sonbaharlar, kışlar takip eder durur; sizler, inanç, ümit ve mücâdele ruhunun oluşturduğu zebercetden ikliminizle hep pırıl pırıl ve yepyeni kalırsınız.

 

 

 

 

 

 

 

 

(1) İsrail oğullarına ikram edilen bıldırcın ve kudret helvası gibi mucizevî yemekler.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

  • Benzer Konular

    • Millî Mücadele'de Birlik Ruhu

      Millî Mücadele, asırlarca aynı din, kader ve mefkûreyi paylaşmış Anadolu insanının birlik ruhuyla verdiği bir var olma savaşıdır.   Bu, genç-yaşlı sarıklı mücahitlerin, ilim ve irşad faaliyetine ara vermeden eline silâh alan eğitimcilerin, cepheye koşan fedakâr kadınların ve isimsiz kahramanların sergilediği bir insanlık haykırışıdır.Mondros Ateşkesi'nden sonra topraklarımız İtilaf Devletleri tarafından işgal edilince, her ilde teşkilâtlanma başladı, bağımsızlığımızdan vazgeçmeyeceğimiz dünya

      , Yer: Türkiye Cumhuriyeti Tarihi

×
×
  • Yeni Oluştur...