Jump to content

Aydınlık Kapıya Doğru


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Bu millet bir kaç asırdan beri kendi bünyesinde akıl-almaz zıdlaşmalara, anlaşılmaz kutuplaşmalara düşerek, içten içe kendi kendini çürütmüş ve adetâ düşmanlarının emellerine hizmet etmiştir.

 

Bir kesim, kendisinin sağmalı saydığı Anadolu'yu hep horlamış; bir kere olsun gidip orada dolaşmayı, kendi insanı ile görüşüp konuşmayı hiç mi hiç düşünmemiş; onların dünyalarına yükselip onlarla hemhâl olmayı, ruhlarını keşfedip anlamayı aslâ hatırına getirmemiştir. Arasıra bir kahveci Ali, aşçı Hasan, berber Süleyman’la görüşenler olmuş ise de, bu da, onların diliyle alay, safvetleriyle istihza ve anlayışlarıyla eğlenmek için olmuştur.

 

Bu kesimin insanı, frenk ruhunu tedkikden, batı yakası zevkleriyle sermest olmaktan, Fransız ve İngiliz edebiyatının inceliklerini araştırmaktan Anadolu'sunu gezmeye, kendi dünyasını düşünmeye, onun insaniyle içli-dışlı olmaya ve onun dertlerini dinlemeye katiyyen vakit bulamamıştır! Şimdiye kadar ruhuna içirilen terbiye anlayışı; sevimli ve şık matmazellerin, muhterem saint'lerin, insaniyet hayranı misyonerlerin! Onun demine-damarına işlercesine ruhuna aşıladıkları prensipler, onda öyle bir düşünce yapısı meydana getirmişdir ki, bugün kalkıp kendisine (mü'min) diye sesleniverseniz, bunu yüzüne savrulmuş en büyük hakaret sayarak sizi huzurundan kovar.

 

Madalyonun diğer yüzündeki manzara da bundan farklı değildir: Vaktiyle en duru ilhamlarla beslenen, en âşıkâne heyecânlarla coşup kanatlanan Cüneyd-i Bağdadî, Bâyezid-i Bistamî, Ahmed Bedevî, Celâleddîn-i Rûmî, İsmâil Ankarevî, Şeyh Galip gibi millette içtimaî rûhu uyandıran, kitleleri irşâd edip insanlığa yükselten, maddî-manevî tıkanıklıkları açan ve ruhları kamçılayıp ulvî âlemlere sevkeden hassas ruhların, feyizli dimağların, lâhûtî ve ateşîn kalplerin yerini -büyük bir kısmı itibariyle- her nevî yeniliğe muârız, terakkî ve tekâmül istikâmetinde atılan her adıma muhalif, sînesi öbür âlemin heyecanlarından mahrum, düşünceleri hakikatsiz ve her türlü ilmî araştırmayı günah sayan sığ bir gürûh almıştır.

 

Öncekiler, milletlerinden, millî ruhdan uzaklaşmayı yenilik ve inkılâb saymakla; sonrakiler de şeklî bir mâziye ve onun kuru ve ruhsuz yanlarına saplanıp kalmakla milletlerine ihanet etmişlerdir. Birinciler, frenkleşmediği için kendi milletlerini dahi hor görecek kadar yabancılaşmış; berikiler ise, sırf eski devirlerde bulunmadığı için bir- kısım teknik gelişmeleri, yeni îcâd ve keşifleri, devriyle hesaplaşabilecek güçte fikir akımlarını bid'at saymış lânetlemişlerdir...

 

Oysa ki her millet, kendi ruh ve kabiliyetine uygun, kendi düşünce ve inancı çizgisinde müessese ve teşkilât ister. Rica ederim, milletlerin idarî ve içtimaî teşkilatları, maarif ve düşünce akımları, asrın ihtiyaçlarının, milletin rûhî temâyüllerinin neticesi değil midir?

 

Fıtrat kanunlarına muhalif bir surette millete, onun düşünce ve inanç tarzı ile te'lif edilmeyen, ruh köküne zıt ve asrının ihtiyaçlarını karşılayamayacak sistemleri, içtimaî kanunları tatbike kalkışmak tehlikeli bir teşebbüstür. Böyle bir hareketin, milleti temelinden sarsacağında, zaafa uğratıp hasımlarının oyuncağı haline getireceğinde şüphe yoktur.

 

Bu itibarla, milleti kurtarma ve yüceltme gibi yüksek duygularla yola çıkanlar, her şeyden önce fıtrat kanunlarıyla zıtlaşmaya düşmekten tir tir titremelidirler. Tabiât kanunları, Yaratıcının nurlu ve hikmet dolu bir kitabı olarak, her zaman başvurulması iktiza eden bir ibret dershânesidir. Kendini idrak etmiş, ruhuyla bütünleşmiş gönüller, bu dershanede hilkatin göz kamaştırıcı güzellik ve inceliklerini, taklîd edilmeye şâyeste kanunlarını ibretle mütâlâa ve tetkikden zevk alırlar...

 

Dünden bugüne, muhtelif milletlerin ıslahat tarzları, inkılâbları araştırıldığında görülüyor ki; bir milletin içtimaî ve siyasî durumunu tanzim, terbiye ve yükselmesini deruhte ve rehberliğini yüklenenler; hareketlerini fıtrat kanunlarına uydurma hususunda ne kadar titizlik göstermiş, milletlerinin ruhuna ne kadar vâkıf olabilmiş ve çağın getirdiği ihtiyaçlara ne kadar nüfûz edebilmişlerse, çalışmalarında o derece semereli olmuş ve milletlerine de o nisbette ölümsüzlük va'dedebilmişlerdir. Bunun aksine, bir millet ve bir ülkenin kaderine, görgüsüz ve bilgisiz kimseler hükmediyor ve fıtrat kanunları ihmâle uğruyorsa, orada da öldürücü "fâsit dâireler" ve buhranlar birbirini takib edip durmuştur.

 

Tıpkı karada yaşıyan canlıların suda boğulmaları, hayatlarını deryalarda sürdürenlerin de sudan çıkarılınca ölmeleri gibi, milletler de millî düşünceleri, rûhî temâyülleri hesaba katılmadan ve zamanın ihtiyaçlarına uygun olmayan düzenleme ve teşkilatlanmaya zorlandığında, sudan çıkarılan balık gibi yavaş yavaş felç olur ve ölür giderler.

 

Her milletin düşünce tarzı, zihniyet ve temâyülleri başka başkadır.

 

Bir çakırkeyf İskoç'la bir serseri Fransız, bir anglosaksonla bir germen aynı düşünceyi paylaşsalar bile çok farklı yapıya sahiptirler. Tek akîdeye bağlı bu milletlerde, birinin saadetini te'min eden sistem ve teşkilât, ayniyle diğerine tatbik edildiğinde, ihtimâl ki bu onun inkırâz ve mahvı olacaktır.

 

Gelişmiş ülkelerin fen ve tekniğine muhtaç olduğumuzda şüphe yoktur. Olamaz da.. Nasıl olur ki, dünya baş döndürücü bir süratle terakkî ve tekâmül yolunda dakika fevt etmeden koşuyor. Bizim de bu cereyan ve bu coşkun sele aynı tempo içinde katılmamız ve asrını yaşıyan bir millet haline gelmemiz zarûridir. Bu hususta küçük bir tereddüt, az bir gecikme -maâzallah-bizi, telâfisi imkânsız bâdireler içine yuvarlayıp bütün bütün tarihten silinip gitmemizi netice verebilir.

 

Ne var ki, bu ûmumî ve tabiî akışa uyup giderken de, atılacak her adımın kat'î, tereddütsüz, bilerek atılması ve millî düşüncenin korunup kollanması şarttır. Evet, yol aydınlık ve belli ve bütün bir tarih boyunca millî ruhla işletile işletile şehrâh hâline gelmiş olması, sonra cemiyeti ayakta tutacak müesseselerin kucaklanıp korunması, nihayet o yolda yürüyeceklerin de azimli. şuurlu olmaları lâzımdır ki, mesafe alınabilsin ve kitleler şaşkınlığa sevk edilmesin.

 

Asırlardan beri bu ülkenin yorulmuş, bıkmış ve ciddî bir bezginlikle kenara çekilmiş yığınlarına, onları "şevk ü târâbâ" [1] getirecek yönde bir şeyler fısıldayarak, yorguna güç verilmeli, bıkmışa diriltici ruh üflenmeli ve (neme lâzımcılara) insan olma yolları gösterilmelidir. Bu vazife şimdiye kadar hakikata gönül vermiş ilim adamları ve hasbî ediplerce sürdürülmüştü. Âlim ilmiyle, edip de sihirli beyanıyla, insanlık ruhuna daveti esas alarak, bu ahlâk ve fazilet hizmetini yürütüyordu. Bundan sonra da, aynı çizgide hareket edilerek aynı neticelere ulaşmak mümkündür. Elverir ki; inanç, fazilet, ilim ve kalem esasları ihmâl edilmesin.

 

Niçin sık sık bakarsın böyle mir'ât-ı mücellâye

Meğer sen dahî kendi hüsn'üne hayrân mısın ?

 

Nedim

 

Gazeller misüllü ahlâkı tahrip yolunda söylenmiş hezeyanlar, Şanlı İmparatorluğun ölüm melodileri olduğu gibi.. Birçoğu itibariyle bütün bütün şirâzeden çıkmış; sevgiyi şehvette hallâc eden, aşkı cismâniyette boğan; nefse bohemliğe giden yolları gösteren; kalbe kezzâb içirip ruhun kolunu kanadını kıran ve sütunumuza almayı okurlarımıza karşı hürmetsizlik sayacağımız, günümüzün edep bilmez edebiyatı, insanımıza insanlığını unutturmuş onu gaflet ve sefaletlere iterek irâdesini felcetmiştir.

 

Geleceğin imâr edilmesi vazifesini üzerine alan şanlı mîmarlar, cemiyetin her kesiminde millî şuuru mayalayıcı istikamette bir seferberlik ilân ederek, yığınları cismânilik girdâbından kurtarıp onlara kendilerini yenileme, ruhta varlığa erme ve kendi medeniyetlerini kurma yolunda hayat nefhetmelidirler.

 

Milletimiz bugün az çok, kendisini zulmetten aydınlıklara çıkaracak yollan keşfetmiş durumdadır. Bundan sonra da bulduğu bu yolda, sarsılmaz bir azim, sağlam bir birlik şuuru ile hareket edildiği takdirde, geçmişde de akseden seciyemizin delâletiyle, dünya milletleri arasında gıpta edilecek bir noktaya ulaşabileceğimizden şüpheye düşülmemelidir.

 

 

 

 

 

 

 

sızıntı..

 

(1) Şevk-ü târâbâ: Neş'e, sevinç, coşkunluk.

 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...