Jump to content

Müsamaha


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

İnsan, üstün yönleriyle beraber kusurları da çok olan bir varlıktır. Ona gelinceye kadar hiçbir canlı bağrında bu kadar zıtlıkları barındırmamıştır. O, cennetlerin semalarında kanat çırpıp pervaz ettiği aynı anda, beklenmedik inhiraflarıyla gayyalara (1) kadar da inen bir ucubedir. Onda uçurumlaşan bu korkunç iniş ve çıkışlar arasında münasebet aramak nafiledir. Zira onda sebepler de başka, neticeler de başkadır.

 

Zaman gelir bir ekin gibi durmadan yatar, kalkar; zaman olur ki heybetli bir çınar görünümü arz etmesine rağmen devrilir gider de; bir daha doğrulamaz. Melekleri haline imrendirdiği anları az olmadığı gibi, şeytanları utandıracak zamanları da az değildir.

 

İstidadında bu kadar inişler ve çıkışlar olan insan için günah asıl olmasa bile mukadderdir. Kirlenme arızi olsa dahi muhtemeldir. Kirlenip de fıtratını ifsat edecek olan böyle bir varlık iğin af ise her şeydir.

 

Af, bir tamir, bir eskiye dönüş ve yeniden kendini buluştan ibarettir. Bundan ötürüdür ki, rahmeti sonsuzun katında en sevimli hareket de bu dönüş ve arayış hafakanları içinde sürdürülen harekettir.

 

Af dileme, af bekleme ve fevt edilen şeyler için inleme, bir idrak ve şuur işi olması itibariyle nasıl kıymetli ise, af etme de o kadar, hatta ondan ileri bir yücelik ve fazilet işidir. Affı faziletten, fazileti de aftan ayrı düşünmek adeta imkânsızdır. Küçükten kusur, büyükten af darb-ı meselini bilmeyen yoktur.

 

Canlı cansız, varlık âlemi affı, insanla tanıdı. Hak, insanda affediciliğini gösterdiği gibi, affetmedeki güzelliğini de onun kalbine koydu. İlk insan, insanlık fıtratının gereği olan sürçmesiyle özüne bir darbe indirirken, vicdanından duyulan şey bir inilti ve yakarış, bu feryada semadan kopup gelen de bir af’tı.

 

İnsanlık ilk atası ile elde ettiği bu armağanı ümidi, tesellisi olarak asırlarca muhafaza etti. Her hata işleyişinde, O sihirli tahtın üstüne binerek, günahların hacaletinden ve ümit kırıcılığından yükselip, sonsuz rahmetlere ulaştığı gibi, başkalarının işlediği günahlara karşı da onu, bir gözbağı olarak kullanıp âlicenaplığını gösterdi.

 

Affedilme ümidi sayesinde insan, ufkunu saran kasvetli bulutların verasına (2) yükselip, dünyasını aydın görme imkânına ulaşır. Affın yükseltici, sırlı kanatlarından haberdar olan talihliler,: bütün bir hayat boyu, ruhlara inşirah veren bu zemzeme (3) içinde yaşarlar.

 

Affedilmeye gönül bağlamış bir insanı affedicilikten uzak düşünme imanı da yoktur. O bağışlanmayı sevdiği gibi, bağışlamayı da sever. Hatalarının iç âleminde tutuşturduğu ızdırap ateşinden kurtulmayı, affın Kevserlerinden kana kana içmede olduğunu bilen birisinin affetmemesi mümkün müdür?

 

Hele affedilmenin yolunun, affetmeden geçtiği bilinirse.. Affedenler affa mazhar olur. Bağışlamasını bilmeyen bağışlanmaz. İnsanlara karşı müsamaha yolunu tıkayanlar insanlığını yitirmiş canavarlardır. Bir kere olsun, kendi günahının muhasebesiyle iki büklüm olmamış bu hoyratlar, hiçbir zaman affedicilikteki yüce zevki idrak edemeyeceklerdir.

 

Hz. Mesih (S) taşlanmaya götürülen bir mücrim karşısında, eli taşlı kalabalıklara şöyle seslenmişti: “İlk taşı hiç günahı olmayan birisi atsın!” Bu bağlayıcı ifadedeki inceliği anlayan hangi ferd, taşlanacak başı varken, başkasını taşlamaya yeltenir? Keşke hayatını başkalarının hayat muhasebesinde tüketen günümüzün talihsizlerine de bunu anlatabilseydik.

 

Vakıa, mücrim cezalandırılır ve bu cezalandırana da şefkat dâhil, hiçbir yüce duygu, fermanı yüksek yerden çıkan bu hükmün infazına mani olamaz. Ne var ki kinlerimizin, nefretlerimizin mahkûm ettiği kimseleri taşlamağa dair bir hüküm bulunduğunu iddia etmek de imkânsızdır. İşin doğrusu şu ki; biz, benliğimiz içindeki putu, bir Hz. İbrahim (S) cesaretiyle kırmadıktan sonra, ne nefsimiz adına, ne de başkaları adına hiçbir zaman isabetli karar vermeye muktedir olamayacağız.

 

Af, insanoğluyla gün yüzüne çıkmış ve onunla kemale ermiştir. En yüce kamette, en geniş affediciliğe şahit oluruz.

 

Kin ve nefret ise, habis ruhların insanlar arasına saçtığı cehennem tohumlarıdır. Yeryüzünü gayyaya çeviren km ve nefret körükleyicilerine mukabil, binbir bunalım içinde, itile, kakıla hep meçhullere sevk edilen insanımızın imdadına affedicilikle koşmalıyız. Arkada bıraktığımız şu bir iki asır, af bilmezlerin, müsamaha tanımazların gaseyanlarıyla en kirli ve en sevimsiz hale getirildi. Geleceğe de bu nasipsizlerin hükmedeceği düşünüldükçe ürpermemek elden gelmiyor.

 

Onun içindir ki, bugünün neslinin kendi evlat ve torunlarına en büyük armağanı “affetmesini” öğretme olacaktır. En kaba davranışlar, en iç bulandırıcı hadiseler karşısında dahi affetmesini.., Ne var ki ruhu hırçınlaşmış, vicdanı acı çektirmeden zevk alan insan azmanlarının, affedilmesini de kimse düşünemez. Onları affetmek, hem elimizden gelmez, hem de insanlığa karşı bir saygısızlıktır. Böyle bir saygısızlığı makul görecek ve gösterecek kimse de bilmiyoruz.

 

Belli bir geçmişiyle, düşmanlık telkinleri altında yetişen bir nesil, içine itildiği karanlık dünyalarda hep arenaların dehşet ve vahşetini seyretti. Ufkunun ağardığı anda öten horozların nağmelerinde dahi, O, hep kan görüyor ve irin görüyordu. Böylesine, sesi kan, soluğu kan, düşünüşü kan, gülüşü kan bir topluluktan ne öğrenebilirdi. Ona verilen şeylerle kalbinin binbir hafakan içinde arzuladığı şeyler tamamen birbirine zıt ve ters şeylerdi. Senelerin ihmali ve yanlış telkinleri altında ikinci bir fıtrat kazanmış bu nesli, bir sel ve tufan halini aldığı şu dakikada anlayabilseydik. Yine bir şeyler yapma imkânı olurdu. Heyhat! Nerede o basiret...

 

Affın ve hoşgörünün, yaralarımızın büyük bir kısmını saracağına inanıyoruz.

 

Elverir ki bu semavi silah, dilinden anlayanların elinde olsun. Yoksa şu ana kadar, tedavi deyip de sürdürdüğümüz yanlış mualeceler, karşımıza pek çok komplikasyonlar çıkaracak ve bizi şaşkına çevirecektir.

 

“Bir illeti kıl sonra müdâvata tasaddi,

Her merhemi her yâreye derman mı sanursun.’

 

Ruhun şad olsun, Ziya.

 

 

 

 

 

sızıntı...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

  • Benzer Konular

    • Borçluya Müsamaha Göstemek

      Huzeyfe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:   Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:   “Melekler sizden önceki ümmetlerden bir kimsenin ruhunu karşıladı.   Melekler o adama:   −Hayırdan bir şey yaptın mı? dediler.   Bu kimse:   −Ben hizmetçilerime, sıkışık fakire mühlet veriniz! müsamaha ediniz! diye emrederdim, dedi.   Bunun üzerine melekler: −‘Ona müsamaha ediniz!’ dediler.”   Ebu Malik, Rıb’iyyin’den yaptığı rivayette, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurdu:  

      , Yer: İslamiyet

    • Bir Müslüman'ın Müsamaha Ölçüsü

      Müsamaha bir Müslüman sıfatıdır. Her Müslüman bu sıfatla muttasıf olmalıdır. Müsamaha gönülleri yumuşatıcı bir unsurdur; hakikatları kabul ettirme de ancak onunla olur. Maamafih, müsamaha ne kadar güzel bir haslet olursa olsun, ifrata-tefrite düşülmeden dengeli ve belli bir ölçü içinde olmalıdır.   Allah Rasûlü kendi şahsına yapılan her türlü bed muameleye karşı alabildiğine müsamahalı davranırdı. Ancak bir başkasının hakkı veya dinin esaslarına saldırı söz konusu olduğunda, kükremiş arslanlar

      , Yer: İslamiyet

×
×
  • Yeni Oluştur...