Jump to content

Maarifimizde Muallim


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Muallim, doğumdan ölüme kadar, bütün bir hayat boyu, hayatı şekillendiren kutsi üstattır. Milletine, kader programında rehberlik yapıp, ahlak ve karakterini yücelten ve ona ebediyet şuurunu aşılayan, yerde melek soluklarının mihraklaştığı üstün varlıktır.

 

Muallimin ferd üzerinde tesiri, anne, baba ve cemiyet’in tesirinden kat kat üstündür. Aslında, anneyi de, babayı da hatta cemiyeti de yoğuran odur. Onun elinin, içine girmediği her hamur tatsız ve tuzsuzdur.

 

Muallim, Allah’ın insanları yükseltip, alçaltmasında kullandığı bir el ve bir dildir. Muallimini bulmuş bedevi, melekler kadar ulvileşir ve cemaat halinde muallimlik payesine yükselir. İyi bir muallim sayesinde Makedonya, cihanın büyük fatihlerinden birine sahip olur. Bir Nizam-ül-Mülk’le Anadolu ümran devrine erer. Çağlarla oynayan Fatih; büyük disiplin ve nizam insanı Yavuz ve daha yüzlercesi, mutlaka birer güzide üstat elinden çıkmış nadide çıraklardır.

 

Muallimin elinde madenler saflaşır, som altına ve pırıl pırıl gümüşe inkılâp eder. O esrarlı elde en ham ve en değersiz şeyler, bihemta elmaslar haline gelir. Hiçbir fabrika onun kadar seri ve onun kadar sistematik olarak iş göremez. Karşısına aldığı yüzlerce insana, bir anda bütün duygu tayflarını intikal ettirmek ve onların varlıkları içinde ikinci bir varlık haline gelmek, muallimden başka kimseye müyesser olmamıştır.

 

O, sırlar âleminin aşılmaz şahikalarından, sızıp sızıp bize gelen manaların tercümanı ve varlık âlemindeki sezilmez infiallerin sesi ve sözüdür. Onun sayesinde insan bulutlar gibi yükselir ve rahmet olarak yere iner.

 

Gökler ötesi âlemlerin en emini bir üstat ve bu üstadın getireceği haberlere bağrım açan yüce ruh ise en büyük bir muallimdir. Muallimlik vazifesinde, ferdin de cemiyetin de medyun olduğu bir muallim.. Bugün doğru olarak ne biliyorsak ve ne bilmiyorsa hepsi ondan; gerisi kıl u kalden ibaret..

 

Muallim, gâh filozof, gâh zahit, gah derviş halinde zuhur etmiş ve yaşadığı zamana damgasını vurmuştur. Ne var ki herkesin “gerçek” den istifade nispetinde, her muallimin görünümü de başka başka olmuştur: İlk devirlerin hikmet âşıkları, nebilere ait nağmeleri tekrar ediyorlardı. Orta Çağın “skolâstik” mürşit ve muallimleri ise, ilahilerine ‘pozitivist’ nağmesini de ilave ettiler. Aynı devirde, doğunun muallimleri ise, ellerindeki esrarlı menşurla insanı keşif ve onu kendine ulaştırma gayreti içinde idiler.

 

Rönesans’tan sonra, herşeyle beraber muallim de değişti. Artık o alabildiğine eşya ve hadiselere dalan, elindeki küçük tezgâhından çarşıdaki atölyesine kadar, herşeyiyle Hakk-ı temettu(1) peşinde koşan keşif ve icat tutkunu toy bir âşıktı. Bu dönemde kitleler üzerinde hükmedenler, hiçbir zaman muallim olamadılar. Belki, sadece kitleler aşırı telkin ve teşhirlerle aldatılarak, belli istikametlere sevk edildiler; fakat hiçbir zaman muallim görmediler. Aslında bu ‘yeniden doğuşun’ af gecesinde kalb çoktan Mefisto’ya kaptırılmıştı.

 

Daha sonra ise, topyekûn teknik vasıtaları -teleskoptan mikroskob‘a kadar- nebülözlere tırmanan merdivenler ve partiküllere sarkıtılan X şuaları haline getirip, herşeyi madde ile izaha kalkışan materyalizmin banal görüşlü muallimleri gelir. Bu devirde de, insanı yüceltme adına birşey yapılamadığı için, muallimden bahsetmek oldukça zordur. Ancak, bu alabildiğine katı ve karanlık dönem de uzun sürmemiş, arkadan bir yeni tecessüs ve tefahhüs (2) dönemi başlamıştır.

 

İnsanlığa karşı büyük cürümler işlemiş bir avuç sergerdandan sonra, yakın geçmişini kuşkuyla karşılayan ve yeniden sebep ve neticeleri kurcalama lüzumunu duyan bir irfan ordusu, hürmet duyduğumuz muallimlik müessesesini bize iade edecek gibidir.

 

Bu muallimdir ki, verdiği dersten pişmanlık duyulmamış; aksine himmetler o sayede pervaz etmiş; zihinler aydınlanmış, kalpler kuvvet kazanmıştır. Ve yine o sayede talebenin, öteler ötesiyle münasebete geçmesi temin edilmiş ve mutlak varlıktan gelen mesajlar, şahsi idrak dozunun kat kat üstünde, ilhamları coşturmuştur.

 

Aslında “mutlak”la temasa geçilmeden elde edilen malumatla, ne hakikate götüren terkiplere varılabilir, ne de eşyanın y’’ne bir aydınlık getirilebilir. Belki böyle bir ilim, çok defa çıraklarına, varlıktaki esrarı inkâr ettiren bir ilhad veya kalpleri tereddütlerle boğan bir şüpheciliğe götürür. Talebesini bu hale getiren üstatsa, ya bir mülhit veya bir septistdir; ama katiyyen ve asla bir muallim değildir.

 

Onun içindir ki, öteden beri en duru, en doğru dersi; hiç aldanmaz ve aldatmaz olan, güzide Nebiler topluluğu temsil etmişlerdir. Herkese açık ve her yaşta müdavimleri bulunan bu mektep, bütün bir hayatı içine alır şekilde; bütün hayat boyu devam eder gider. Her yer bu mektebin sınıfları ve her ferd bu irfan ocağının ya muallimi veya talihli bir talebesi olur.

 

Devlet, bu mektebin “baş yüceleri”nin ders verip, ders gördüğü bir akademidir. Her ferde açık bu âli mektepte, devlet ruh ve şuuruna vakıf en büyük devlet adamları yetişir. Muallimleşen bu devletin, ne Eflatun’un filozoflarla idare, ettirdiği devlete, ne de Budin’in, tamamen aksi görüşteki devlet stiline benzer tarafı yoktur. Bu, nev-i şahsına mahsus bir devlettir. Ve bu devletin en başta gelen vasfı da devlet ricalinin çıraklıktan Babüs- seade ağalığına kadar, yükselişin her merhalesinde, hayat ve hadiselerden dolgun not ala ala o seviyeye gelmiş olmalarıdır. Yoksa belli kademelerden geçmeden ve her girizgâhta inatla bir kere daha bütünleşmeden, idareye talip olmak “acemi-oğlanlık’ seviyesinde iken başkumandanlığa gönül koyma gibi garip ve gülünç bir şey olur.

 

Brahman yüce duygularıyla tilmizlerinin gönlünde ebedileşen bir muallimdi. Buda nirvanaya giden çetin yolda, temiz duygularıyla örnek ayrı bir muallimdi. Konfiçyus ahlakın, Hürmüz sonsuzluk sırrının işaretçisi birer muallim idiler. En yüce varlıkta billurlaşan Ömerler ise, bu büyük üstatları sayesinde her biri başlı başına bir muallim oluvermişti...

 

Hala bütün canlılığıyla insanlığın gönlünde, en temiz çizgiler halinde devam eden bu muallim ve üstatları, zaman aşındıramamış ve büyük içtimai çalkalanmalar unutturamamıştır. Kim bilir, belki de bir gün gide gide insanlık, bu kadim çizgiye gidip dayanacaktır.

 

Yahudi, ruh köküne ondan daha yakın bir alternatif zuhur edeceği ana kadar, Mescidi Aksa ile beraber, komşuları üzerinde de hâkim bir güç olarak devam edecektir. Bu, hâkimiyet, suri dahi olsa onun havraya dönmesinde aranmalıdır. Prensipleri aşınmış olmasına rağmen havraya dönmesinde... Kilise de, düne kadar üzerinden atamadığı “Orta çağ’ zihniyetinden sıyrılarak St. Ogust’lerin arkasında yeni bir akışa ulaşacaktır.

 

Kendi muallim ve üstatların, bulup, yeniden inşa dönemine geçecek olan bizim insanımızın derlenip toparlanması ise, hepten şaşırtıcı olacağa benzer. Elverir ki, günün]üzün talim ve terbiye vazifelisi, fethedici ve keşfedici bir ruha sahih bulunsun. Mukaddes kanaat ve düşüncelerinin hakkını vererek, büyük terkipçilere yakışır vecibeyi hakkiyle yerine getirsin: Nizamülmülk’le Alparslan’ı yanyana görsün- Fatih’le Akşemseddin’i, Zembilli ile Yavuz’u birbirinden ayırmasın. Gazali’nin aydın semasında, Pascal’ı unutmasın. Mevlfına’nın sehhğr ifadeleriyle semah kalkarken, laboratuara uğrayıp Pastör’ü selamlamayı da ihmal etmesin.Sözün özü, kafa ve kalb bütünlüğünü kendine şiar edinsin..

 

Neslini yüceltme sancısını çeken muallime binler selam..

 

 

 

 

 

 

(1) Menfaat; kazanma; kar etme

(2) Derinden inceleme, araştırma

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...