Jump to content

Bizim Maarifimiz


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Yeni bir ders dönemine girerken mektebi ve muallimi düşünmemek mümkün mü?.. Mektep, hayati bir laboratuar: derslerimiz hayat iksiri; muallim ise bu esrarlı şifahanenin kahraman üstadı...

 

Mektep bir öğrenme yeridir. Orada hayat ve ötesine ait herşey öğrenilir. Hayatın kendisi de bir mekteptir Ne var ki biz hayatı ancak mektep sayesinde öğreniriz

 

Mektep hayati hadiselerin üzerine irfan hüzmeleri göndererek onları aydınlatır talebelerine çevrelerini kavrama imkânı hazırlar. Aynı zamanda gayet hızlı olarak eşya ve hadiseleri keşfetme yolunu açar ve insanı düşünce bütünlüğüne, tefekkürde istikamete ve çokta teke götürür Bu manada mektep aynı mabet olur ve o mabedin azizleri de muallimlerdir...

 

İyi bir mektep, fertte fazilet duygularını inkişaf ettiren, müdavimlerine ruh yüceliği kazandıran melekler otağıdır. Talebelerine hoyratlık aşılayıp onları canavarlaştıran bina görünümlü bir kısım harabeler ise çıyan yuvasıdır. İnsanımız asırlardan beri bir kısım kesimlerde ters işleyen bu kabil irfan ocakları karşısında hacaletten iki büklümdür.

 

Gerçek muallim saf tohumun ekicisi ve koruyucusudur. İyisiyle, sağlamıyla meşgul olmak onun vazifesi olduğu gibi hayat ve hadiseler karşısında ona yön vermek ve hedef göstermek de ona aittir.

 

Bin koldan akıp giden hayatın, kendine has hüviyeti kazandığı yer mektep olduğu gibi çocuğun gerçek şeklini aldığı ve benliğinin sırlarına erdiği yer de mekteptir. Tıpkı dağınık bir ırmağın dar bir geçitte katlanıp kendine has ihtişamıyla göründüğü veya ağaçtaki saf hayati sıvının billurlaşıp güneş hüzmeleriyle münasebete geçtiği gibi hayatın da çokluk içinde akışı mektep sayesinde vahdete ulaşır ve tıpkı bir meyve gibi ağaca birlik getirici bir hususiyeti taşır.

 

Mektep, hayatın bir parçasında insanı alakadar eder zannedilir, aslında o, kâinat mektebindeki bütün dağınık şeyleri bir arada görme ve gösterme vazifesiyle çıraklarına daima okuma imkânını hazırlayan, susarken dahi konuşan bir yuvadır. Bu itibarla O hayatın sadece bir bölümünü işgal ediyor görünse bile bütün zamanlara hükmeden ve hadiselere sözünü dinleten hâkimiyetin remzi bir yuvadır. Bir çırak hüviyetiyle mektebe intisap eden her talebe bütün bir omur boyu üstadından aldığı dersi tekrar eder durur Orada alınıp benliğe mal edilen şeyler birer tasavvur, birer hayal olabileceği gibi, birer hakikat, birer hüner de olabilir. Asıl mesele, elde edilen şeylerin fazilete giden yollarda bir rehber ve kapalı kapıları açan sırlı bir anahtar olmasıdır. Aksine böyle bir şey olma ve asil hüviyetine erme mevkiinde, hiçbir şey olamayanlar belki insan olma fırsatını da kaçırmış yaramaz ve uğursuz kimselerdir.

 

Mektepte ilim benliğe mal edilir ve insan bu sayede yaşadığı katı ve madde dünyasının buutlarını aşar, bir bakıma sonsuzluk sırrına ulaşır. Benliğe mal edilememiş ilim ise, insan için sırtta taşınan bir yük, hem mahcup edici bir yüktür. Böyle bir bilgi, sahibinin omzunda bir vebal ve şuuru teşviş eden bir şeytandır. Fikre bir aydınlık, ruha kanatlanma vaat etmeyen her türlü kaba belleme ve ezbercilik benliği aşındıran bir törpü ve kalbe indirilmiş bir darbedir,

 

Mektebin vereceği en iyi ilim, dıştaki hadiselerle içteki irfanın ucuca gelmesinden ibaret; muallim de dışımızda yaşanana içimizde canlılık kazandıran mürşittir. Şurası muhakkak ki, hiçbir zaman değişmeyen ve durmadan derslerini tekrar eden en büyük mürşit ve en doğru üstat hayattır. Ne var ki doğrudan doğruya ondan ders almasını bilmeyenler için aracılara ihtiyaç vardır ve bu güzide aracılar da hayatla benlik arasında kürsü kuran ve hadiselerin muğlâk ifadelerine tercüman olan muallimlerdir.

 

Gazeteler, kitaplar hatta radyo ve televizyon belki insanlara birşey öğretebilir ama katiyyen gerçek hayatı ve onun insan içinde akıp gitmesini asla öğretmez. Her gün ayrı bir sancı ve ızdırapla talebenin gönlüne inen, ders ve davranışlarıyla onun dimağına silinmez renkli çizgiler bırakan muallim yeri doldurulmaz bir öğreticidir. Onun içindir ki günümüzde herşeyi kolaylaştırma usulü sayılan Amerikan metoduyla talebeye birşeyler verilebilse bile hiçbir zaman iyi örnekler verilemeyecek ve ilimlerin gayesi öğretilemeyecektir. O, mekteplerde siması hakikat gamzeden, bakışları alabildiğine derin ve çıraklarına vereceği herşeyi gönül menşurundan geçiren benim muallimim tarafından verilebilecektir.

 

Havari, Hazreti Mesih’in çarmıha gerilme tehdidine rağmen ders verdiğini görmeseydi aslanların ağzına atılırken gülmesi lazım geldiğini nereden öğrenecekti? İlk ve son yolun en büyük mürşidine bel bağlayanlar, onun kanlar içinde dahi gönüllere yumuşaklık dilemesini görmeselerdi, ateşte berd u selam (1) olduğunu nereden bileceklerdi?

 

İyi bir ders mektepte ve muallim önünde öğrenilen derstir. Böyle bir ders insana sadece birşey vermekle kalmaz, onu sonsuz bilinmeyenlerin huzuruna yükseltir ve ona sınırsızlık bahşeder. Bu dersin talebesi nazarında her hadise görünmeyen ilimler üzerinde bir kanaviçe, o da hareket eden levhalar arkasında hakikatlerin müşahidi olur.

 

Böyle bir mektepte ne öğrenmeden ne de öğretmeden doymak düşünülemez. Nasıl düşünülür ki, kanatlanan muallimin himmeti çırağını kâh yıldızlara yükseltir kâh vicdanda soluk aldırır. Bu iki şey arasında duyulan hayret, hâsıl olan düşünce, onları yaşadıkları buutların dışına çıkarır.

 

İşte bize göre gerçek muallim… O teker teker eşya ve hadiselerdeki nirengileri yakalar; bir ahize ve nâkile kontaklaşması gibi, hayat ve vicdan arasında münasebet kurar; herşeyden gerçeği duymağa ve her dille ona tercüman olmağa çalışır. Yunus diliyle: “Tur dağında Musa ile, Elindeki asa ile, Deryalarda mahi ile, Sahralarda ahu ile...” onu söyler.

 

Rousseau’nun üstadı vicdan; Kant’ınki vicdan ve aklın iltisaki; Nietzsche sadece ihtirasları tanır.. Micheal Ange’ye göre baş döndürücü muhteşem hilkat... Mevlana ve Yunus mektebinde ise üstat Hazreti Muhammed (s.) ... Kur’an, bu ilahi dersten nameler ve söyleyişler; ama bütün sözleri kesen çokta biri gösteren sırlı söyleyişler.

 

Mektep bu ışığın odaklaşacağı mukaddes yuva. Muallim bu esrarengiz laboratuarın sehhar üstadı... İki büklüm belimiz bu sihirli ellerle doğrultulacak, ufkumuzu kaplayan karanlıklar onun temiz soluklarıyla yırtılacaktır.

 

Bir sonraki yazımızda mektepte öğrenilecek şeylere temas edeceğiz.

 

 

 

 

 

 

(1) Berd u selüm: Serin ve emniyetli

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

  • Benzer Konular

    • Bizim Maarifimiz (2)

      Öğrenme ve öğretme göklere dayalı iki yüce vazifedir. Bu vazife ile insanın ruhundaki ehlilik ve ehliyet ortaya çıkarılır ve o, topluma armağan edilecek hale getirilir. Öğrenme ve öğretme imbiğinden geçmemiş fertte insani meziyetler ve yükseltici hususiyetler gelişmediği için onda içtimai bir hüviyet aramak da beyhudedir.   Ancak, neyin öğrenilip, neyin öğrenilmemesi lazım geldiğini ve nelerin ne zaman verileceğini bilmek de en azından öğrenme ve öğretme kadar mühimdir. Bilgi adına mevsimsiz v

      , Yer: Genel Kültür

×
×
  • Yeni Oluştur...