Jump to content

Bizim Maarifimiz (2)


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Öğrenme ve öğretme göklere dayalı iki yüce vazifedir. Bu vazife ile insanın ruhundaki ehlilik ve ehliyet ortaya çıkarılır ve o, topluma armağan edilecek hale getirilir. Öğrenme ve öğretme imbiğinden geçmemiş fertte insani meziyetler ve yükseltici hususiyetler gelişmediği için onda içtimai bir hüviyet aramak da beyhudedir.

 

Ancak, neyin öğrenilip, neyin öğrenilmemesi lazım geldiğini ve nelerin ne zaman verileceğini bilmek de en azından öğrenme ve öğretme kadar mühimdir. Bilgi adına mevsimsiz verilmiş nice şeyler vardır ki, dimağı çepeçevre sarmış bir sis gibidir. Böyle bir bilgi, sahibine ışık tutamayacağı gibi başkalarına da faidesi olmayacaktır.

 

Bilmek zati bir değer ifade etse de, çok defa talibinin omzunda bir yük ve bir vebaldir. Hele herşeyi bilmek isteyenlerin ve sırf bilmiş olmak için ilim edinenlerin bilgisi, onları birer malumat hammalı yapmadan başka bir şeye yaramayacaktır.

 

Öğrenilip ve öğretilecek herşey, insan şahsiyetini bütünleştirici ve iç âlemi ile eşya ve hadiseler arasındaki ine münasebeti keşfe matuf olmalıdır. Hatta öğrenilen şeye ait her parça, pratiğe sağlam bir mesnet ve yeni terkiplere götürücü esaslı birer rehber mahiyetinde bulunmalıdır.

 

Şahsiyetimizle eşya arasındaki esrarı çözmeye matuf olmayan bir ilim, harici dünya adına ve onunla bütünleşme hesabına bize kazandıracağı bir şey olmadığı gibi, aynı zamanda vicdanın bu muammalar laboratuarı karşısında mahkûm olması demektir. Vicdana kol-kanat olup onu seyyal kılacak husus, harici duyuşlarıyla, içteki bulunuştur. O, bu kol ve kanattan mahrum edilince asla kendinden bekleneni eda edemeyecektir.

 

Onun için sadece öğrenmek ve önüne gelen her şeyi öğrenmek, götürdüğü şeyler itibariyle hiç bilmemekten daha tehlikelidir. Bu itibarla insanı bilgi hammalı yapabilecek bilgileri öğrenmek yerine, kâinatla bütünleşmeye götürücü şeylere gönül verilmelidir. Bu düşüncenin ilk merhalesi, öğrenme ruh ve ciddiliğinin de en sağlam belirtisidir. Bu teminatı elde ederek ilim yoluna koyulma, insanı ezbercilik ve hafıza müsabakasından kurtaracağı gibi, materyalizmin içine düştüğü kışırla iştigal ve hezeliyattan da koruyacaktır.

 

Herşeye merak sardıran ve her gördüğünü ve duyduğunu öğrenmek isteyen, ciddi hiçbir şey öğrenemez. Gerçek ilim ve tefekkür ‘Bu lazımdır’ denen şeyle iştigal nispetinde elde edilir. Fuzuli ve sırf merak saikasıyla öğrenilen şeyler ise çok defa öğrenen için öldürücü zehir tesiri yapar. Ya tertemiz, genç dimağlara ve hele hele onun kalb ve ruhi yapısına zıt olursa..

 

Gençlere öğretilecek şeyler, onları birer hafıza hammalı kılmaktan ziyade, yaş ve kültür durumları nazarı itibara alınarak, gördüğü şeylerin ötesinde gayeler hissettirilmeli ve öğreneceği şeyler, hazmedebileceği ölçüde verilmelidir. Daha ilk mektepte çocuğa cihan coğrafyası, beşer tarihi veya felsefe ile taşıyamayacağı bir yük yüklemek, ders için de talebe için de talihsizliktir.

 

Her gün, ilim adına, çırağını bin şüphe ve tereddütle baş başa bırakan öğreticiye muallim denemeyeceği gibi; talebesini bir laboratuar ciddiliği içinde doğru neticelere götüremeyen mektebe de mektep denemeyecektir. Aynı zamanda bu mektep mensupları, kitlelere ışık tutmadan çok uzak ve öldürücü lüzumsuz bilgilerle doldurulmuş, ruh perişaniyeti içinde bir kısım mahkûmlardır.

 

Aile ve içtimai çevrenin gence bir şey vermeyişi ve veremeyişi bir gerçektir. Ancak bir başka taraftan onun yüce duyguları ve iç alemi askıya alınmasaydı ve etraftan akıp akıp ruhuna gelen örseleyici ders ve telkinler olmasaydı, hiç olmazsa onu, saffet-i asliyesi içinde korumak mümkün olacaktı.Heyhat.. Günlük televizyon haberleri, siyasi polemikler, sporlar ve sporcular ve sırf merak uyarma maksadıyla tertip edilmiş yalanlar, tezvirler ve her türlü aldatmalar ve sansasyoneller o zaif dimağları O denli işgal etmiştir ki, bu Kaf dağından yükü, değil o cılız varlıklar ‘benim diyen’ her babayiğit dahi yüklenemez.

 

Bu kadar yük altında mektepteki derslerin anlaşılması; anlaşılıp kavranması ve hayatın içine sokulması; hele hele onlarla yani terkiplere ulaşılması asla mümkün olmayacaktır. Bir de buna, talebesini bilgi hammalı yetiştirme programı eklenmişse, artık onu yaradan acısın...

 

Günümüzün tembel talebeleri veya bu bozuk havanın tembelleştirdiği çıraklar daha çok, çile çekmeden elde edilen şeylerin peşindedirler. Günlük hayatlarında onları daha çok meşgul eden şeyler: Gazete haberleri, sporlar ve sporcular, filim ve artist isimleri ve gençlik heyecanlarından istifade edip, onları birer insan-azmanı haline getiren bir kısım (izm) li müskiri ve mükeyyifattır. (1) Böylelerine bir fatihlik ve kâşiflik anlatmak en güç şeydir. Emek ve çile isteyen büyük insan olma yolu, onlara göre en menfur şeydir. Çalışmayı, hele metot ve sistem içinde çalışmayı asla sevmezler. Bir de buna-günümüzün renkli hadiselerinin vitrinleştirilme ve sahnelendirilmesi ilave edilecek olursa, doğruyu öğretme sancısını çekenlerin vay haline..,

 

Asrımız, içinde cereyan eden hadiselerin çokluğu, araştırmalarını artması, ilmi eğrilerin ihtimaliyeti yeniden hızlandırılıp sahneye sürmesi; tecrübelerle elde edilen katiliklere nispeten, istatistikî bir havanın daha çok revaç bulması, insan için herşeyin kavranabilir olmasını imkânsız kılmaktadır. Esasen böyle bir teşebbüs de hem öğrenen için hem de öğreten için boş bir gayret ve budalalıktır.

 

Günümüz, iş bölümünü, vazife taksimini ve ihtisaslaşmayı zaruri görmektedir. Her ferd, eşya ve hadiselerin bir bölümünü keşfe koyulacak ve kendinden bekleneni verebilmek için o uğurda fani olacaktır.

 

Şimdi bir kere düşünün, zihni günlük hadiseler tarafından işgal edilmiş; ruh dünyası kısır boğuşmaların alçaltıcı baskısı altında ezilen bir gencin, gönlüne bir şey koymak mümkün müdür? Hele kafasına takılan şeyler hayvani hisleri ve beşeri garizeleri tarafında. hüsn-ü kabul görüyorsa... Allah’ın günü, onun yüce hisleri, üzerine bir balyoz gibi inen, kudurtulmuş şehevi arzu ve ihtiraslar, onda okuma ve düşünmeye mecal bırakır mı?

 

İyilik ve güzellik bilgisi, yozlaşma ve soysuzlaşmaya karşı savaşan bir ordu gibidir. Genç, bu kuvveti mektep ve mektep vazifesini yapan muhitinden alacaktır. O, ancak bu lahuti bilgiyle donatıldığı zaman, fenalıklara mukavemet gücünü kazanır ve iradenin hakkını verir

 

Hiç birşey bilmeme, gencin elini kolunu bağlayıp onu müdafaadan mahrum bıraktığı gibi, yanlışın ve kötünün öğretilmesi de onu felç edecektir.

 

Ne acıdır ki, asırlardan beri milletimizin ömür törpüsü sayılan bu hususa karşı, henüz milletçe toplu bir kıyam ve bir seferberlik hissi görülmemektedir.

 

Gelecek sayıda maarifimizle alakalı ayrı bir hususu ele alma vadiyle.

 

 

 

 

 

1) Müskirat ve mükeyyifat: Sarhoş edici ve keyif verici.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

  • Benzer Konular

    • Bizim Maarifimiz

      Yeni bir ders dönemine girerken mektebi ve muallimi düşünmemek mümkün mü?.. Mektep, hayati bir laboratuar: derslerimiz hayat iksiri; muallim ise bu esrarlı şifahanenin kahraman üstadı...   Mektep bir öğrenme yeridir. Orada hayat ve ötesine ait herşey öğrenilir. Hayatın kendisi de bir mekteptir Ne var ki biz hayatı ancak mektep sayesinde öğreniriz   Mektep hayati hadiselerin üzerine irfan hüzmeleri göndererek onları aydınlatır talebelerine çevrelerini kavrama imkânı hazırlar. Aynı zamanda gay

      , Yer: Genel Kültür

×
×
  • Yeni Oluştur...