Jump to content

Kanser Neden Kompleks Bir Hastalıktır


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

10.jpg

 

İnsanoğlunun varlığı idrak edişinde, niyeti, bakış açısı (nazar), zihnî alt yapısı ve idrak motifleri belirleyici rol oynar. Bir başka deyişle, varlık ve hâdiseleri anlamada zihnimizde tasavvur ettiğimiz idrak paradigmaları önemlidir.

 

Rahman ve Rahîm olan Cenab-ı Hakk (celle celâlühü), insanoğlunun bu idrak ve tasavvurunu mümkün olan en az hata ile yapabilmesi için vahiy ve peygamberler göndermiştir. Her peygamber vasıtasıyla gönderilen vahiy, varlığı ve hayatı anlamaya dâir bir güzellikler manzumesidir. Tarihî süreç içerisinde insanoğlu, vahiyden ve/veya akıldan beslenen farklı paradigmalarla varlık dünyasını idrak etmeye ve idraki ölçüsünde anlamaya çalışmıştır.

 

Bundan dolayı bilimde bakış açılarında, tarihî süreçte ciddi değişmeler gözlenmiştir; meselâ 20. yüzyılın başlarına kadar klâsik fiziğin varlığa bakışı mekanik eksenliydi. Bu bakış açısının yetersiz kaldığı problemler için, varlığa yeni bir bakış olarak kuantum fiziği ortaya çıkmış ve bu yeni bakış açısının genel bir kabul görmesi kolay olmamıştı. Galileo Yerküre'nin Güneş etrafında döndüğünü söylemiş ve Aristo'nun o güne kadar kabul gören bakış açısında ciddi bir değişikliğe sebep olmuştu.

 

Benzer şekilde Albert Einstein, madde ve enerji arasında yaptığı yeni tanımlarla rölativisitik (izafî) mekaniğin doğmasına sebep olmuş, eşya ve hâdiseye dâir yepyeni yorumların yapılmasına yol açmıştı. Yakın geçmişte ise, Edward Lorentz'in ilk çalışmalarını yaptığı kaos teorisi, son yıllarda ekonomistlere, meteorolojistlere, sismolojistlere ve diğer birçok branşta çalışan bilim insanlarına, kendi çalıştıkları problemlerle ilgili yepyeni ufuklar açmıştır.

 

Çünkü kaos teorisi, zahiren dü-zensiz ve karmaşık gözüken fizikî ve sosyolojik hâdiselerin perde arkasında örtük bir düzenin olduğunu göstermiş; bu düzenin tesisinde basit, fakat ardışık olarak birbirini tekrarlayan algoritmalar neticesinde, anlaşılması zor (girift), sürece bağlı dinamik motiflerin var olduğu tespit edilmiştir.

 

Kaos teorisiyle başlayan bu tespitler, günümüzde "Kompleks Sistemler" başlığı altında, varlık ve hâdiselere interdisipliner ve multidisipliner bir bakış açısı ile bakılması ihtiyacını doğurmuştur. Şimdilerde, fizikî, kimyevî, biyolojik, sosyolojik ve tıbbî konular, kompleks sistemler paradigması perspektifinden yeniden incelenmeye başlanmıştır.

 

Kompleks sistemler nedir?

Varlık ve/veya hâdisenin yaratılışında birbiriyle etkileşme hâlinde olan birçok unsur (değişken/faktör) yer alıyorsa, bu yapı "kompleks sistem" olarak adlandırılır. Meselâ hava sisteminde, hava ve su molekülleri birer faktördür. Ekosistem içindeki bitki ve hayvanlar da birer faktör olarak düşünülür. Bunlar, tahmin edilmesi güç bir şekilde birbiriyle bağlantı hâlindedir ve birbirlerine tesir etmektedir. Bu hususiyete sahip kılınan sistemler, süreç içerisinde karmaşık hususiyetler gösterir.

 

Meselâ tıp biliminde, bir hastalığın ortaya çıkışında çok sayıda faktör (sebep) rol alıyorsa, bu hastalığın çok faktörlü (multi-faktöryel) olduğu ifade edilir. Ancak bu çok faktörlü hastalığın ortaya çıkışındaki kanunlar, hususiyetler ve sürece bağlı desenler, geçmişte, bu durumu çalışacak uygun bir paradigma olmadığı için ihmal edilirdi. Ancak günümüzde, kompleks sistemler paradigmasıyla, bu çok faktörlü hastalıkların iç dinamikleri anlaşılmaya başlanmıştır.

 

Yapı ve fonksiyon bakımından çok faktörlü sistemler, süreç içerisinde çok karmaşık hususiyetler sergiler. Öyle ki, kompleks bir sisteme ait karmaşık hususiyetlerin, bu kompleks sistemler paradigması ile incelenmesi neticesinde, bir "kuvvet kanunu"na tâbi oldukları tespit edilmiştir. Bu kanun, kompleks bir sistemde bir hâdisenin, bir düzenin yaratılmaya bağlı olduğunu işaret eder. Aynı zamanda ihtimalî olarak tecelli eden kaide ve kanunlara zemin oluştururlar.

 

Kuvvet kanununa göre, bütün kompleks sistemlerde, büyük ölçekli değişiklikler daha az sayıda, küçük ölçekli değişiklikler ise daha fazla sayıda cereyan eder. Bu durum, değişikliklerin büyüklükleri ile varlık-hâdiselerin yaratılma ihtimalleri x-y düzleminde logaritmik olarak çizdirildiğinde, bir doğru üzerinde yer almalarına karşılık gelir. Bu da sistemin makroölçekte kararlılığını, düzenini netice verirken, mikroölçekte belirsizliğini, değişkenliğini ortaya çıkarır.

 

Diğer bir deyişle, makrosistemdeki düzen, çok sayıdaki mikrodurumlar arasından, ezelî ve ebedî bir irade ve kudret eliyle, an be an tercih edilerek ortaya çıkarılır. Mikrodurumların tercih edilme ihtimalinde ise, sebepler plânında, o hâdise ve varlıktaki enformasyon, enerji ve etkileşme şiddeti rol alır.

 

10_1.jpg

 

Uzay-zaman nehrinde sürece bağlı olarak görünür hâle gelen kompleks sistemler, aynı zamanda alt-kritik, kritik, süperkritik ve yeniden alt-kritik durumlarından oluşan dinamik bir devridâime sokulurlar.

 

Böylece yap-boz tahtasına benzeyen görünür âlemde, varlık ve hâdiseler, esmânın yeni tecellilerine veya derecelerine mazhar olurlar. Hayata mazhar olan varlıklar, kompleks sistem olmalarının yanında, uyum sağlayıcı, dinamik bir hususiyet gösterirler. İnsan vücudunun sağlıklı işleyişi, adapte olabilen kompleks dinamik sistem özellikleri gösterdiği gibi, sistemi ölüme götüren kanser gibi hastalıklar da kompleks davranışlar gösterirler.

 

Kanserin oluşma süreci ve gelişmesindeki belirsizlikler, teşhis ve tedavi sürecinde yaşanılan zorluklar, kısacası çok faktörlü bir hastalık olması sebebiyle, tıp dünyası, kansere de komplekslik dürbünüyle bakılmasının bir ihtiyaç olduğunu son yıllarda daha sıklıkla söylemektedir.

 

Çok boyutlu ve faktörlü karşılıklı münasebetleri araştıran kompleks sistemler bilimi, her kompleks sistemde ortak belirli özelliklerin mevcut olduğunu belirtir ve bu ortak özellikler, her bir bilim dalında ve her ölçekte gözlendiği gibi, kanserde de gözlenir. Kanser, kompleks sistemlerin davranışlarını anlama noktasında iyi bir metafor olduğu için aşağıda bu hususa yoğunlaşılacaktır.

 

Kompleks sistemlerde, bütün sistem, faktörlerin toplamından daha fazla şey ifade eder. Bu kaide, çok sayıda faktörle ortaya çıkan varlık ve hâdiselerin özelliklerinin, parçalarında olmadığına veya parçalara inildiğinde kaybolduğuna vurgu yapar. Meselâ Nur Risalelerinde bu hususa çok fazla dikkat çekilir; sürekli küllî-cüz'î yumurta-tavus kuşu, ağaç-çekirdek, su ve bileşenleri gibi misâller, kompleks sistem özellikleri taşıyan dinî meseleleri anlamada ve anlatmada bir metafor olarak kullanılmıştır.

 

Kanserin ortaya çıkışında ve gelişmesinde, genetik, epigenetik, metabolit, iç ve dış çevre faktörlerinin rolü olmasına rağmen, kanser ancak bunların etkileşmesiyle ortaya çıkar ve normal hücreden farklılaşır. Yaygın görüşe göre, bir hücrenin kansere dönüşmesi için birçok genetik mutasyona uğraması tek başına yeterli değildir.

 

Belli bir sıra ile gerçekleşen birkaç mutasyon ve diğer epigenetik faktörler bir tümöre sebep olabilir ve toplamlarından daha fazlası mânâsına gelen "sistemin ölümü"ne yol açabilir. Bundan dolayı da, ölüm, insanda kademeli gerçekleşir; hücrenin ölümü, dokunun ölümü, organın ölümü, sistemin (dolaşım ve boşaltım) ölümü ve organizmanın ölümü.

 

Bütün kompleks sistemler, kendilerine has bir çevreye sahip olmakla birlikte, aynı zamanda o çevrenin bir parçası konumundadır. Bu hususiyet, Güneş Sistemi ile sivrisineğin gözü arasında dahi bir bağlantının olduğuna dikkat çeker. Kanser, başlangıçta doku içerisinde, kendine has hususi bir konuma ve farklılaşmış iç çevreye sahip tek bir hücre ile başlar. Kanserli bir hücrenin, tek başına uzun süre çoğalması ve insanın ölümüne sebep olması mümkün değildir.

 

Çevresindeki hücrelerle etkileşmesi, onları da kendine benzetmesi ve kan damarları yoluyla diğer organlara yayılması neticesinde, kişinin ölümüne sebep olabilir. Bu süreçlerin engellenmesi veya yavaşlatılması, tedavinin en önemli stratejik yaklaşımlarını oluşturur.

 

Bu sebeple, kanser hücresi, kendi çevresini kaderin takdiri ve sevk-i İlâhî ile değiştirirken, diğer yandan âdeta bir optimizasyon problemini çözercesine, çevresindeki canlı hücrelerin besin kaynaklarını kendi hesabına kullanmaya başlar ve kontrolsüz çoğalma potansiyelinden dolayı diğer hücrelerin yerini alarak düzeni bozar. Bu hâdise, kompleks sistemlerde küçük şeyin olmadığına dikkat çeker.

 

10_2.jpg

 

Kompleks sistemlerde, sistem içindeki çeşitlilik ne kadar fazlaysa, sistem o kadar güçlüdür. Bu prensip, bir sistemin sürdürülebilirliğine ve devamlılığının şartlarına dikkat çeker.

 

Zîrâ kompleks sistemlerin ömrü, içinde barındırdığı çokluk ve çeşitlilikle doğru orantılıdır. Normal bir hücrenin kanserleşmesi hâdisesine bu zaviyeden bakılabilir. Bir olgun tümör, komşu hücrelerle etkileşmesini hücre içi ve hücre dışı yapılarla (matriks) sağlayan farklılaşmış hücreler topluluğudur.

 

Dolayısıyla kanserleşmenin karakteristiklerinden birisi, sürece bağlı olarak ortaya çıkan hücre seviyesindeki heterojenliktir (farklılık). Bu sebeple, başlangıçta tek bir kanserli hücre söz konusu olmasına rağmen, zamanla farklı popülasyonlara bölünebilir. Her bir popülasyon, kendine has genetik bir kompozisyon olmasından dolayı, popülasyonun diğer popülasyonlardan bağımsız olduğu (alt-popülasyon) düşünülebilir. Bu çeşitlilik, kanserin tedavisindeki zorlukların da önemli bir kaynağıdır.

 

Bir kompleks sistemdeki faktörlerin birbiriyle bağlantısının sürekliliği, sistemin hayatta kalabilmesi için kritik öneme sahiptir. Bir tümörün metastaz yapması, o tümörü oluşturan hücrelerin sadece komşu tümör hücreleriyle olan etkileşmelerine değil, aynı zamanda kan damarlarının inşasında vazifeli faktörlerin (anjiyogeneziz) sentezini uyarmasına da bağlıdır.

 

Kanser hücresinin bir tümörlü yapıdan serbest hâle geçebilmesi için, iki şey vuku bulmalıdır. Birincisi, diğer kanser hücreleriyle olan etkileşmesi zayıflatılmalıdır. Bu ise hücre-hücre bağlantı (adhezyon) moleküllerinin sentezi ile yapılabilir. İkincisi, bir kanser hücresinin, bulunduğu noktadan yeni kan damarlarının sentezini uyararak, kan dolaşım sistemine köprü kurması gerekir.

 

Kan akışına karışarak hedefe ulaşan hücrelerin, kan akışından ayrılabilmesi, dokuya nüfuz edebilmesi ve sonunda da büyüyebilmesi gerekir. Metastaz, kanser hücresinin yaşayabilmesi için, kendini sınırlayan şartları yeni bir duruma göre düzenleyebilme noktasında ona bahşedilen bir durumdur.

 

Kendisini teşkil eden parçaların toplamından daha fazla veya parçalarda bulunmayan hususiyetler (emergent durum) sergileyen kompleks sistemlerdeki davranışlar çok zengin ve girift olmakla birlikte, bu zengin motifin çıkmasına vesile olan ve sistemin fonksiyonunu belirleyen kaideler basittir. Kanser, etkileşme, çoğalma ve yayılma şeklinde üç basit temel prensibin kanser hücresinde işletilmesiyle ortaya çıkar. Etkileşme, çoğalma ve yayılma prensipleri, doğru yerde, doğru zamanda ve doğru dozda kullanıldığında sağlıklı normal hücreyi, kullanılmadığında ise kanserli hücreyi netice verir.

 

Bu üç basit prensip kompleks bir hastalık olan kanseri netice verebileceği gibi, kompleks sistem özellikleri taşıyan sağlıklı bir hayatı da netice verebilir. Bu prensiplerin işletilmesinde kritik olan faktörler, yer, konum, zamanlama ve dozdur.

 

Kompleks sistemlerde; başlangıç şartlarındaki küçük değişiklikler, küçük bir kartopunun yuvarlanırken gittikçe büyük bir hâl alması gibi, belli bir zaman sonra önemli değişikliklere sebep olabilir. Bu durum, metaforik olarak; "Dünyanın bir ucunda bir kelebek kanat çırpsa, diğer bir ucunda kasırgaya sebep olabilir." şeklinde ifade edilir (kelebek tesiri).

 

Uyum sağlayabilen kompleks sistemlerin birçoğu, bilim dünyasında "kendiliğinden organize sistemler" olarak adlandırılsa da, o kadar da basit bir şekilde geçiştirilemeyecek davranışlar sergiler. İnanan bir insan ise, "kendiliğinden organize" terimi yerine "sevk-i İlâhî" terimini kullanmayı tercih eder. Sevk-i İlâhî ile organize olan bu sistemler netice itibarıyla belli bir "kritik durum"a erişirler. Kritik durumu tasvir etmek için geliştirilen en popüler modellerden birisi, "kum yığını modeli"dir.

 

Kum taneleri düz bir yüzey üzerinde birikmeye başlarken, sistemin alt-kritik bir durumda olduğu söylenir. Çünkü bu safhada olan bir sistem, bir sonraki kum tanesi nereye düşerse düşsün bundan etkilenmez. Kum taneleri birikmeye devam ederken, belli bir ânda kritik duruma ulaşır. Bu safhaya ulaşıldığında, yığının tepesine ilâve edilen her ardışık kum tanesi şu durumlardan birisine sebep olabilir: 1) Hiçbir şey olmaz. Buna süper-kritik durum denir.

 

Tane tepede kalabilir veya yığından aşağıya yuvarlanır. 2) Yığının tepesine vuran kum tanesi, civarındaki taneleri etkiler ve küçük bir çığ oluşur. 3) Tane yığının tepesine çarpar ve o civardaki taneleri yerinden oynatır. Yerinden oynayan taneler de civarındakileri yerinden oynatarak büyük bir çığ oluşmasına sebep olur. Bu büyük çığ, sistemi tekrar bir alt-kritik duruma doğru iter. Bütün kompleks sistemler, zaman nehrinde alt-kritik, kritik, süper-kritik ve yeniden alt-kritik durumlarından oluşan süreç istasyonlarına uğrarlar. Her istasyonda, farklı bir makroskopik duruma karşılık gelen bir varlık elbisesi giydirilir.

 

Dolayısıyla bir sonraki durumun ne olacağı, mikrodurumların ortalamasına bağlı olarak ihtimalidir ve bir tercih ediciyi, bir küllî iradeyi gösterir. Netice olarak, küçük bir hâdise, "dönüm noktası" (katastrof veya süper-kritik durum) denilen bir safhaya ulaşılmasına sebep olabilir. Bu süreçler, kâinatın değişerek devam etmesini ve yenilenmesini netice verir.

 

Kanser hücresi de, yukarıda belirtilen süreç istasyonlarına uğrar ve kademeli olarak, bir kartopunun çığa dönüşmesi gibi, süper-kritik safhasında sonra vücudu kuşatabilir ve insanın ölümüne yol açabilir. Bundan dolayı, kanserde erken teşhis (yani alt-kritik veya kritik safhada iken yapılan erken teşhis), kanserin tedavi edilme ihtimalini artırırken, geç teşhis (yani süper-kritik safha) tedavi şansını azaltır.

 

Kompleks sistemlerde, sebeplerin birbirleri üzerinde hiyerarşik bir kumandası ve kontrolü yoktur. Bir başka deyişle, sistemin kontrolünde tek bir faktör rol almadığı gibi, çok sayıda faktör de lineer (doğrusal) olmayan bir etkileşmeyle fonksiyon görür. Bir kompleks sistem olan kanserin oluşması ve gelişmesi, iç ve dış faktörlerin, genetik ve epigenetik, fizikî ve metafizikî, maddî ve mânevî unsurların doğrusal olmayan etkileşmesine bağlı olarak kontrol edilir.

 

Kansere zemin hazırlayan sürecin başlangıç şartları, insan genomunda mevcuttur. Zîrâ insan genom kütüphanesine hem kanser oluşmasında rol alan genler, hem de kanser oluşmasını baskılayan genler ve bunların etkileşmesini düzenleyen genler yaratılıştan konulmuştur. Bu genler hamilelik döneminde doğru yerde, doğru zamanda ve doğru miktarda aktifleştirilerek embriyonun gelişmesi sağlanır. Ancak bu genler, bebek doğduktan sonra doğru yerde, doğru zamanda ve doğru miktarda okunmazsa, kanserleşmeyi başlatabilir.

 

Ayrıca zigotun çevresiyle etkileşmesi neticesi maruz kaldığı bütün faktörler, sistemde bir iz (hafıza) bırakır. Buna sistemin "ekspozom"u denir. Ekspozom, sistemin genetik ve epigenetik hafızası ile etkileşerek, canlının pozitif/negatif gelişmesine yol açacak mikrodurumlar oluşturur. Bundan dolayı, sistemde oluşan hasarlı ve arızalı hücreleri temizlemek için programlanmış hücre ölümü konulmuştur. Genom ve ekspozomun karşılıklı etkileşmesinin sürece bağlı bir neticesi olan kanser, kaotik davranış gösterebilen bir sistemdir.

 

Dolayısıyla kanserin oluşmasında fizikî faktörler kadar mânevî faktörler de kelebek tesiri gösterebilir ve sebepler plânında, bunlar arasında birbirini kumanda etmeye yönelik tek merkez yoktur. O hâlde, sebeplerin birbiri üzerinde hiyerarşik bir kontrolü olmaksızın bütün kompleks sistemlerin kuvvet yasasına uyması, ortak özellikler göstermesi, ezelî ve ebedî bir iradeyi göstermiyor mu?

 

Her kompleks sistem, iç içe geçmiş (holografik) alt-sistemlerden müteşekkildir. İnsan vücudu, içinde çeşitli sistemlerin yerleştirildiği bir ekosistemdir. Ekosistemin sağlığı, barındırdığı alt-sistemlerin ve bunlar arasındaki münasebetin sağlıklı olmasına bağlıdır. İnsan ekosisteminde, bir tümöre, çeşitli türlerin ve klonların olduğu lokal bir ekosistem (alt-sistem) olarak bakılabilir.

 

Her bir tümör büyürken, yaşayan ve ölen klon toplulukları vardır. Bir santimetre küp (bir gram) tümör içinde bir milyar eleman vardır. Ölüm olmadığını varsayarsak, bu rakam, normal olmayan bir hücreden başlayan otuz beş nesil sonraki duruma karşılık gelmektedir.

 

On nesil daha sonrasında, eleman sayısı bir trilyon hücreye ulaşır. Bu sebeple, başlangıçta bir tek hücreden oluşan popülasyon, gezegenimizde insanlık tarihi boyunca yaşamış olan insan popülasyonu sayısını aşar. Dolayısıyla kanser hastalığı açısından insanın ölümü, tek bir hücrenin bozulmasıyla başlar. Süper-kritik duruma ulaşıldıktan sonra, hastalığın insan vücudunda kan dolaşımı yoluyla dallanarak çeşitli organlara sıçraması ve organlar arası bağlantının kopmasıyla sistemin ölümü gerçekleşir. Kanser hücresi, bize "Kâinatta küçük şey yoktur." prensibini hatırlatarak, sosyal ve mânevî dünyamızın sağlığının da kompleks sistemlerin kurallarına göre şekillendiğini işaret eder.

 

Zîrâ mânevî dünyamızın rehberi olan, "Her günahta küfre giden bir yol vardır." prensibi ile "kelebek tesiri" ifadeleri, kompleks sistemler konusu altında buluşurlar. Neticede kader programı icra edilir, şifa mı, kanser mi, sağlık mı ölüm mü? Hepsi İlâhî irade ve takdirin icraatı olarak ortaya çıkar. İlim ancak bunların bir kısım maddî sebeplerinin izahına uğraşırken, yine kadere uygun olarak bazı şifa noktalarına temas edebilir.

 

 

 

 

 

İhsan KÖSE

 

Kaynak

- Cancer as a Complex Adaptive System, E.D: Schwab, K.J. Pienta, Medical Pypotheses, vol. 47, pp. 235-241, 1996.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...